Yeni Parti ne kadar yeni olacak?
Geçen haftaki yazıda Yeni Parti’nin Türkiye siyasetinde bazı eski alışkanlıkları, söylemleri, sloganları aşmak için bir fırsat olduğunu, bu partinin “esas CHP biziz” gibi bir söyleme veya tavra sapmaması gerektiğini söylemiştik. Zaten bir yandan Türkiye’de kuşaklardır bilindik hamasi söylemleri, sloganları, eylemleri tekrarlayıp bir yandan nasıl “yeni” olacaksınız ki? “Dağ başını duman almış”la siyaset yapabilirsiniz tabi, bu sizin seçiminiz ve özgürlüğünüz olur ama “dağ başını duman almış” siyasetiyle yeni olamazsınız, bilakis çok eski olursunuz. Henüz net ve nihai bir hüküm vermek için erken ama şu kısa sürede yapılan sembolik jestlere bakılacak olursa Yeni Parti’nin yeniliği içerikte değil de biraz isimde kalacak ve daha ziyade kaçınılması gereken “en CHP biziz” yarışına girecekler gibi. Ama, yine de nihai hükmü vermeyelim, bekleyelim ve gözlemlemeye devam edelim.
Gene geçen hafta söylediğimiz gibi günümüzde demokratik, hukuk kurallarının işlediği, emeğin hakkını aldığı, çeşitli kimliklerin ayrımcılığa tabi tutulmadığı, güvenli ve müreffeh bir toplum kurmak için “CHP mirası” olarak adlandırılan külliyata sahip çıkmaya gerek yok; tam tersine o miras içinde bu amaçlarla çelişen birçok uygulama var. “Kurucu partiyiz” diyebilmek için onları da yüklenmek doğru mu? (Ki kurucu parti olma iddiasının da olgusal temeli olmadığını anlatmıştık.) Geçmişin bu uygulamalarını doğru-yanlış, insani-gayri insani gibi kriterlerle değerlendirmek bir yana, ilk mecliste poz vermek, ilk toplantıyı Anadolu Kulübü’nde yapmak gibi “CHP mirasını” devraldığınızı ima eden sembolik hareketler kapsayıcılık iddiasıyla uyumlu mu? Şöyle ki, CHP’nin uzun tarihi boyunca belli zamanlarda ötekileştirdiği, ayrımcı uygulamalara maruz bıraktığı, şeytanlaştırdığı toplum kesimleri var. Bunların arasında bulunan Hıristiyan ve Yahudilerin bugün kayda değer bir oy oranı kalmadığı için hadi diyelim onların hissiyatını ve fikriyatını önemsemiyorsunuz fakat CHP’nin tarihte en hafif tabiriyle ayrımcılık yaptığı başka gruplar yok mu? Onların oyuna talip değil misiniz? “O günler geçmişte kaldı, bugünkü CHP o CHP değil, zaten biz de yeni bir parti kurduk, tarihteki o uygulamalarla bir ilgimiz yok”, diyorsanız bunu söylem ve eylemlerinizle göstermeniz gerekmiyor mu? Bakın ben burada tarihle yüzleşmekten, yani yanlışları konuşup, yanlışlıklarını teslim edip, tamir etmekten dahi bahsetmiyorum. Onu geçtim; tarihteki yanlışlara sahip çıkılıyor veya önemsenmiyor görüntüsü verilmesin o kadarına da razıyım. Tarihi unutun; özgür, huzurlu, eşit ve adil bir toplumun ilkelerini bugünde arayın.
Başka bir “arınma” fırsatının da kadro bazında olabileceğini, Yeni Parti’nin kurulmasının bu açıdan da bir fırsat olabileceğini söylemiştik. Bunun için de nihai tespiti yapmak için erken ama kurucular listesine vs baktığımızda bir kadro yenilenmesinin de işareti yok. Siyasette 40 yıllık isimlerle de “yeni” olamazsınız.
Yine de haksızlık yapmamak adına Yeni Parti’nin baskı altında zor bir süreçten geçtiğini, henüz her şeyin oturmuş olmayabileceğini, partinin özgün kimliğinin oluşması için zamana ihtiyaç olabileceğini teslim edelim. Ayrıca, partinin programında dini ve etnik aidiyetlere, anadil hakkına, cinsel yönelime, Kürt sorunuyla ilgili olarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na atıfta bulunan ifadeler dışarıya verdiği sembolik görüntüyle belli ölçüde çelişiyor. Tabii program biraz daha geri planda kalıyor, partinin görünen yüzü kamuoyu önünde yaptığınız işler oluyor. Belki de hem nalına hem mıhına vurarak hiçbir potansiyel oyu kaçırmak istemiyorlar. Benzer şekilde, partinin ismi olarak ideolojik gönderme yapmayan, boş gösteren bir sözcük seçmeleri de kimseyi yabancılaştırmama, tepkiyle oy verecek hiçbir potansiyel seçmeni kaybetmeme düşüncesinin bir sonucu olabilir.
Yazıyı, buraya kadar söylediklerimle çelişkili gibi gözüken ama aslında çelişmeyen bir yorumla bitireceğim: bunları söyledim ama yapılacak ilk seçimde bu yazıda ele alınan faktörlerin etkisinin ikincil olacağını düşünüyorum. Yani, gelecek ilk seçimde Yeni Parti’ye birinci meclise gidip gitmediğine, Anadolu Kulübü’nde toplantı yapıp yapmadığına, belli bir tarihe sahip çıkıp çıkmadığına, kurucular arasında o veya şu isim olup olmadığına bakarak oy verecek veya vermeyecek kişi sayısı tahminimce fazla olmaz. Başka bir deyişe bu konuların veya başlıkların seçmen tercihi üzerinde sınırlı bir etkisi olacaktır çünkü Yeni Parti’yi çekim noktası yapacak iki temel faktör, ayrılan kadronun haksızlığa uğradığına, yollarının gayrimeşru biçimde kesildiğine dair kamuoyunda oluşan yaygın kanaat ve ondan da önemlisi neredeyse çeyrek asırdır devam eden mevcut iktidarı değiştirme yönünde yarattığı ciddi umut. Bugün toplumda geniş bir kesimin beklentisi, isteği ve önceliği AKP ve Erdoğan iktidarının sonlanması. Bunun olması hatrına ilkesel olarak katılmadıkları fikir ve eylemleri görmezden gelebilirler. Ama bu, sadece önümüzdeki seçimle sınırlı bir durum olur. Bense bu yazıda daha yapısal ve uzun vadeli bir dönüşümden bahsediyorum.


