Yoksulluk meselesini ne yapacağız?
Türkiye Ermeni toplumunda yoksulluk meselesi ne zamandır gündemde. Patrik Maşalyan geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Sahakyan Okulu’nun sevgi sofrasının kapanış konuşmasında Türkiye Ermeni toplumundaki yoksulluğa dikkat çekmiş ve 803 ailenin ekmeğe muhtaç olduğunu, ailelerin kiralarını dahi ödemekte zorlandığını açıklamıştı.
O zamandan beri toplum olarak bu konuda neler yapılabileceğini konuşuyoruz. Bu sorunla ilgilenen çeşitli kurumlar var. Patrikhane Sosyal Yardım Komisyonu (PSYK) pandemi döneminde zor durumda olan ailelere erzak yardımı yapma amacıyla kurulmuş olsa da faaliyetlerini devam ettiriyor. PSYK Başkanı Herman Kavafyan 2025’in Ekim ayında gazetemize yaptığı açıklamada şunları demişti: “Kiralar artık ödenebilir seviyelerin çok üzerine çıktı; neredeyse her gün bir aile vakıf evlerinde yer olup olmadığını soruyor. Ne yazık ki, bu konuda kaynaklarımız sınırlı. Komisyonumuz, bazı vakıfların ve hayırseverlerin katkılarıyla bu alanlarda elinden geleni yapıyor; ancak mevcut kaynaklar tüm bu ihtiyaçları karşılamaya yetmiyor.”
Mer Hayer (Bizim Ermeniler) İnisiyatifi ise yeni bir model üzerinde çalıştığını yine gazetemize yaptığı açıklamada duyurmuştu. Mer Hayer şu noktalar üzerinde durmuştu: “Birlikte Sosyal Dayanışma Modeli, uzun yıllardır toplumda konuşulan; ancak bugüne kadar somut, planlı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşamamış bir ihtiyacın adıdır. Biz Mer Hayer olarak sahada şunu çok net gördük: Toplumumuzda asıl eksik olan şey iyi niyet ya da dayanışma duygusu değil; bu dayanışmayı kalıcı ve adil kılacak düzenin bugüne kadar kurulamamış olması.”
6 Ocak’taki Kutsal Doğuş Yortusu resepsiyonunda Ermeni Vakıflar Birliği (ERVAB) Genel Sekreteri Levon Kuzikoğlu birlik olarak bu konuda bir komisyon kuracaklarını söylemişti. Kiliselerin fakirler kolları da bu konuda çalışmalar yürütüyor. Biz de resepsiyonda Patrik Maşalyan’a tüm bu çalışmaları koordine edecek bir yapılanmaya ihtiyaç olup olmadığını sormuştuk. Daha doğrusu böyle bir yapılanmanın gerekliliğine dikkat çekmiştik. Resepsiyon sırasında sorduğumuz soruya net bir yanıt alamadık. Dolayısıyla bu alanda neler yapıldığını tam olarak bilemiyoruz.
Beri yandan sorun tüm yakıcılığıyla devam ediyor. Bu hafta evini boşaltmak zorunda kalan yaşlı bir kadının feryadına yer verdik. Benzer durumda olan kaç kişi var? Yine geçtiğimiz yıl Kurtuluş’ta sokakta yaşayanların sayısının arttığını öğrenmiştik. Bu tabloda herhangi bir değişiklik var mı? Her şeyden önemlisi Patrik Maşalyan “803 aile” sayısını hangi verilerden yola çıkarak telaffuz etti ve bu sayıda bir artış ya da azalış var mı?
Zor durumdakilerin en önemli talebi barınma. Doğal olarak vakıf evlerine yerleşmek istiyorlar, hatta tek bir odaya bile yerleşmeye de razılar. Kimi vakıf yöneticileri ise vakıfların bu çapta talebi karşılayacak mülklere sahip olmadığını söylüyor.
Peki böyle talepleri ne oranda karşılayabiliriz? Elimizde nasıl bir envanter var? Bunları da bilmiyoruz. Kimi vakıfların tek geliri bu evlerden aldıkları kira. Bu da ayrı bir gerçeklik. Ancak şeffaf bir envanter çalışmasıyla ne durumda olduğumuz herhalde ortaya çıkacaktır.
Meselenin şüphesiz şöyle bir boyutu da var. Barınma için yeterli geliri zar zor denkleştirenler de artık Kurtuluş, Bakırköy, Üsküdar gibi semtlerden taşınmak zorunda kalıyorlar. Beylikdüzü, B. Çekmece, Avcılar gibi semtlere taşınanların sayısı az değil. Dolayısıyla geleneksel İstanbul Ermeni toplumu demografisi de değişiyor.
Bunlar Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin etkileri, büyük ölçüde. Aynı sorunu Türkiye toplumunun büyük bir kesimi de yaşıyor. Avrupa ölçeğinde kiraların en çok arttığı şehirlerin başında geliyor İstanbul.
Bunun için hükümetin atması gereken adımlar ayrı bir başlık. Ancak biz Türkiye Ermeni toplumu olarak ne yapıyoruz, ne yapabiliriz?
Bu sorulara acilen yanıt bulmak zorundayız.

