Krikor Zohrab’ın “Hukuk-ı Ceza” kitabı 116 yıl sonra yeniden yayımlandı
“Krikor Zohrab-1915 Bir Ölüm Yolculuğu” kitabımın birinci baskısı için Ocak 2011 tarihinde kaleme aldığım önsözde şöyle yazmıştım: “Zohrab’ı tanıdıkça, Hrant Dink’le arasında birçok bakımdan paralellikler kurmaya başladım. Toplumsal meselelere dair benzer yaklaşımları, ait oldukları toprakları her türlü tehlikeye rağmen terk etmeye yanaşmayan benzer kaderleri olduğunu keşfettim. Hrant Dink ve Krikor Zohrab, bu toprakların yetiştirdiği, bu topraklara ait iki özel insandı. Hrant’ın toplum tarafından bilinir olmasına karşın, Zohrab’ın bilinmemesine hayıflandım. Yüzyıl önce yaşamış olsa da, dünyada hak ettiği yeri bulmuş olsa da Zohrab’ın öldürülünceye kadar ısrarla terk etmediği topraklarda da tanınması gerektiğini düşündüm. Zohrab’a yapılan haksızlığın, belki bu şekilde kısmen telafi edilebileceğine inandım. Kardeşliği hayal olarak görenlere karşı inatla direnmiş Zohrab’a borcumu bu şekilde ödeyebileceğimi umdum.”
Krikor Zohrab (1861-1915) üç yıllık yüksek eğitim veren Galata Sarayı Mekteb-i Sultanisi’nin Hukuk Bölümünde hukuk eğitimine başlamıştı. 1881’de İstanbul’da Adliye Vekaleti tarafından dört yıllık eğitim veren Hukuk Fakültesi açılınca, Zohrab ve okul arkadaşları, Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) yeni açılan Hukuk Mektebi’ne geçtiler. 1884’te Edirne’ye giden Zohrab, burada teşkil edilen özel bir kurul önünde sınava girer. Böylece üç yıllık eğitim ile dört yıllık eğitim arasındaki farkı kapatmak üzere sınavı başarıyla veren Zohrab, Ekim ayında hukuk diplomasını alarak avukatlık yapmaya hak kazanır.
Yeni kurulmuş olan Osmanlı Barosu’nun 1 Ekim 1886 tarihli üye listesinin 28 nolu üyesi üvey babası Avedis Barsamyan, 101 nolu üyesi Krikor Zohrabyan idi. Zohrab, İstanbul’da giderek başarılı bir dava vekili olarak tanınmaya başlamıştır. 1883’te Hukuk-u Ceza Müruru Kanunu (zaman aşımı) konulu ilk mesleki ve Türkçe çalışması yayımlanır.
“Savunma hakkı” ilkesini 1891'de savunmuştu
Günümüzde yakın zamanda uygulanmaya başlanan, zanlının avukatı olmadan yargı karşısına çıkarılmaması, avukat tutma imkânı olmayanlara devletin ücretsiz avukat vermesi, kısaca “savunma hakkı” ilkesini, 135 yıl önce 1891 yılında Zohrab savunur. Zohrab yazdığı iki makalesinde, tutuklulara mahkeme sırasında bir avukat tayin edilmesi konusunu işler ve bu zanlıların yargıyla ilgili her türlü meselesinin hukuk yasalarına uygun olarak adil bir şekilde araştırılması gerektiği fikrini savunur. Denetimden uzak bırakıldığı taktirde, her hâkimin kendi düşünce ve duygularının etkisinde kalabileceğini, o nedenle ithamlar karşısında, zanlının yanında bir avukatın varlığıyla çok önemli yanlışların engellenebileceğini yazar.
Günümüzde yakın zamanda uygulanmaya başlanan, zanlının avukatı olmadan yargı karşısına çıkarılmaması, avukat tutma imkânı olmayanlara devletin ücretsiz avukat vermesi, kısaca “savunma hakkı” ilkesini, 135 yıl önce 1891 yılında Zohrab savunur.
Abdülhamid istibdadı döneminde muhalif olmak, muhbirlerin dikkatini çekmeye yetmektedir ve tutuklanıp hapse atılmak gündelik olaylardan sayılmaktadır. En basit muhalif sözlerin telaffuz edilmesi bile uzun hapis cezalarına neden olmaktadır. İşte bu koşullarda zor ve tehlikeli siyasi davaları üstlenmesi, Rus Konsolosluğu’nun mütercim hukuk müşaviri ve bu şekilde konsolosluğun tüm davalarının takipçisi olması, Zohrab’ın rejim düşmanı sayılmasına neden olur. Ekim 1906’da Adliye Nazırı Abdülrahman Paşa tarafından avukatlık yapması yasaklanır. Sultan Abdülhamit hükümeti, Zohrab’ın avukatlık mesleğini yapmasına, yani ekmeğini temin etmesine yasak getirir.
Abdülhamid dönemi: Tek çare Paris’e gitmek
Avukatlığı engellenen ve rejimle barışık olmayan Zohrab’ın, diğer muhalifler gibi Mayıs 1908’de İstanbul’u terk etmek ve Paris’e gitmekten başka çaresi kalmaz. Paris’e gelince ilk işi, İstanbul’da son hazırlıklarını tamamladığı “Union des Peuples et des Races - De L’empêchement en Droit Ottoman, de recevoir par succession pour cause de divergence de nationalité (Osmanlı Hukukunda Milletlerin Ayırımı (ihtilaf-ı dar) Sebebiyle Mirasın Taksiminde Doğan Engeller) adlı çalışmasını Fransızca olarak yayımlamak oldu.
İki ay gibi kısa bir süre sonra İstanbul’dan iyi haberler gelir. Padişah Abdülhamid’e karşı Jön Türklerin önderliğindeki muhalifler başarıya ulaşmış, Padişah da Meşruti Anayasa’yı yeniden yürürlüğe koymaya karar vermiştir.

1908 sonrası İstanbul’a dönüş
İstanbul’a dönen Zohrab için Osmanlı mahkemelerinin kapısı artık açılmıştır. Ceza Hukuku konusundaki uzmanlığını bilen akademik çevreler ve Hukuk Fakültesi yönetimi Kasım 1908’de Zohrab’ı üniversiteye davet eder. Krikor Zohrab üniversitede ceza hukuku dersi hocası olur. Zohrab’ın Hukuk Fakültesi’ne itibarlı girişinin ardından 20 Kasım 1908’de ilk dersini vermek üzere kürsüye çıktığında, karşısında kendisini dinlemek üzere diğer sınıflardan da katılan yedi yüzden fazla öğrenci vardır.
Bir yıl sonra, 1909’da verdiği dersin notlarını daha önce yayımladığı “Hukuk-u Ceza Müruru Kanunu”yla birleştirilerek “Hukuk-u Ceza Müruru Zamanları” ismi altında Ahmed Sâki Bey Matbaası’nda basılarak yayımlandı. Osmanlı Türkçesiyle 281 sayfa olarak basılan kitabın künyesinde yazarın bilgisi “Dava vekillerinden Darülfünun-ı Osmanî Hukuk Fakültesi muallimlerinden, Dersaadet mebusu Krikor Zöhrab” olarak verilmiştir. Alttaki satırda ise “Mekteb-i Hukuk’ta takrir olunan derslerden tertib edilmiştir” diye yazmaktadır. Eser, 6 ana kısma ve bunların altında 19 bâb ve 75 fasla ayrılmaktadır. Bir ders notu olmakla birlikte Hukuk-ı Ceza’nın, Türk ceza hukuku literatürünün temel eserlerinden biri olarak değerlendirildi.
Ceza hukuku literatürünün temel eserlerinden biri
Hukuk Fakültesi’ndeki Profesör Krikor Zohrab’ın öğrencilerinden iki anıyı burada aktararak konuya bir sıcaklık getirmek uygun olacaktır. Birincisi, Ali Naci Karacan’dan:
“Derken, elime Hukuktaki hocamız Zöhrab’ın ceza kitabı geçti. Yaprakları gelişigüzel çevirdim. Bazı katillerin, katil doğanların nasıl parmaklarının kalın, alınlarının dar olduklarını anlatıyordu. Otuz beş sene evvelki mektep kitabımı sanki Amerikalı polis muharriri Peter Cheney’i okur gibi zevkle karıştırıyordum. Daha zevkle okumak için yere bağdaş kurdum, ders kitaplarımın hepsini etrafıma dizdim ve Zöhrab’ın ceza âleminden sonra mecelleye, mecellenin kısmen Kur’an metninden alınan, kısmen İmamıazamdan döküle gelen vecizelerine geçtim.”[1]
Bir ders notu olmakla birlikte Hukuk-ı Ceza’nın, Türk ceza hukuku literatürünün temel eserlerinden biri olarak değerlendirildi.
Diğeri de hukukçu ve yazar Burhan Felek’ten:
“Meşrutiyet’in ilanından sonra Hukuk Mektebinde “Talebe-i Hukuk Cemiyeti” adlı bir dernek kurulmuştu. Ben bu derneğin kâtibi umumisi (Genel Sekreteri) idim. O devirlerde Hukuk Mektebinde dersler takrir yani hocaların konferansları şeklinde verilirdi. Kitabi olan ders pek azdı. Olsa da hocalar onları taşar, başka bilgiler verirlerdi. Onun için bir hukuk talebesinin en büyük derdi derste “not tutmak” idi. Onu da herkes yapamaz, çalışkan ve eli çabuk çocukların notları elden ele dolaşırdı… Bilmem bugün de tedris usulü aynı şekilde midir?
Bizim zamanımızda –mesela Hakkı Paşa gibi, mesela Şuayip Bey gibi, mesela Kavurzade Aziz Bey veya Zöhrab Efendi gibi, hatta Ebulula Bey gibi– muallimlerin mutlaka dersinde bulunmak ve not tutmak mecburiyeti vardı. Başka türlü ders öğrenilemez, sınıf geçilemezdi”.[2]
116 yıl sonra “Hukuk-ı Ceza” yeniden basıldı

Yeni basımı yapılan kitabın önsözünde verdiği bilgiye göre, araştırmacı Av. Tugay Aydın, Avukat Krikor Zohrab’ın ilk ve tek baskı olarak 1909’da yayınlanan “Hukuk-ı Ceza” kitabını yeniden hazırladı ve hukuk kitaplarını basmasıyla tanınan “On İki Levha Yayıncılık” tarafından, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fethi Gedikli ve Dr. Mehmet Cemil Ozansü’nün takdim yazıları, Dr. Barkın Asal ve Dr. Ali Adem Yörük hocaların kıymetli yardımlarıyla Mayıs 2025’te yayımlandı.
Yeni basımı yapılan kitabın arka kapak yazısı da şöyledir:
“Gazeteci, şair, yazar, avukat, muallim ve siyasetçi kimliğiyle tanınan Krikor Zöhrab (1861-1915), hukuk alanındaki eserleriyle de dikkat çeken çok yönlü bir aydındır. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku dersleri vermeye başlamış, aynı dönemde İstanbul milletvekili olarak Meclis-i Mebusan’da da görev almıştır. Elinizdeki eser, ceza hukuku ders kitabıdır. Bu kitap, esasen 19. yüzyıl hukuk zihniyetinin (ceza hukukunda reform devri) temel kiplerini ihtiva eder; yazar ana hatlarıyla meşhur Fransız ceza hukukçusu René Garraud ve çağdaşlarının kavram dünyasını takip eder. Ancak kitabın önemi, başvuru kaynaklarından ziyade, bu kaynakların kavramsal tutarlılığa ihtimam gösteren bir sistematik içinde aktarılmasında yatar. Modern Türk ceza hukukunun kurucularından biri olan Krikor Zöhrab’ın Hukuk-ı Ceza’sı, ceza hukuku tarihi alanında bir boşluğu dolduracaktır.”
- Ali Naci Karacan, “Bayramı Nasıl Geçirdim?”, Milliyet, 27 Haziran 1952.
- Burhan Felek, “Domuz Sokağı’ndaki Dostum”, Milliyet, 28 Nisan 1974.

