<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Sat, 08 Aug 2026 14:42:46 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA[Paşinyan ve Aliyev telefonda görüştü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-ve-aliyev-telefonda-gorustu-41454</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/08/pasinyan-ve-aliyev-telefonda-gorustu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-ve-aliyev-telefonda-gorustu-41454</guid><description><![CDATA[Washington'da, ABD başkanı Trump, Ermenistan Başbakan  Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev arasında imzalanan Trump Rotası anlaşmasının yıldönümünde Paşinyan, Aliyev'i aradı ve iki lider gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>8 Ağustos 2025 yılındaki zirvede Ermenistan ve Azerbaycan ayrıca barış anlaşmasına paraf atmışlardı ancak anlaşma henüz iki ülke arasında nihai olarak imzalanmadı. Ermenistan anlaşmayı imzalamaya hazır olduğnu ifade ederken Azerbaycan'ın Ermenistan'ın anayasasını değiştirmesi yönüdeki talepleri sürüyor. </p>
<p>Ermenistan medyasına yansıyan bilgilere göre taraflar, özellikle Başkan Donald Trump ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti'nin barış sürecinin ilerletilmesinde oynadığı önemli rolü vurguladı.</p>
<p>Taraflar, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde geçen yıl kaydedilen ilerlemeyi de kaydetti.</p>
<p>Görüşmede, iki ülke arasındaki ticaret ve ekonomik bağların gelişmesinin, barışın faydalarının somut bir tezahürü olduğu vurgulandı. Bu bağlamda, Azerbaycan petrol ürünlerinin Ermenistan'a ihracatı ve Azerbaycan topraklarından Ermenistan'a ve Ermenistan'dan diğer varış noktalarına yönelik transit kargo taşımacılığına dikkat çekildi.</p>
<p>Ayrıca taraflar, Washington'da varılan mutabakatlar doğrultusunda TRIPP (Trump Rotası) güzergahının uygulanması konusunda görüş alışverişinde bulundular.</p>
<p>Taraflar, barış sürecini ilerletmek ve bölgede kalıcı barış, istikrar ve ekonomik işbirliğini sağlamak için devam eden çabaların önemini vurguladılar.</p>
<p><br><em>(Ajanslar) </em></p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 08 Aug 2026 13:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Çerçeve yasa” teklifi Adalet Komisyonu’ndan geçti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cerceve-yasa-teklifi-adalet-komisyonundan-gecti-41453</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/08/cerceve-yasa-teklifi-adalet-komisyonundan-gecti.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cerceve-yasa-teklifi-adalet-komisyonundan-gecti-41453</guid><description><![CDATA[TBMM Adalet Komisyonu'nda yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi kabul edildi. PKK'nin silah bırakması ve feshi koşuluna bağlı soruşturma, kovuşturma ve infaz ertelemeleri öngören teklifin, 10 Ağustos Pazartesi günü TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi bekleniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Adalet Komisyonunda, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerindeki 18 saat süren görüşmeler tamamlandı.</p>
<p>Kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen teklif Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. Teklif, PKK’nin silah bırakması ve fesih koşuluna bağlanan soruşturma, kovuşturma ve infaz ertelemeleri öngörüyor. Sürecin takibi için Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında kurul oluşturulacak.</p>
<p>Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri yer alacak. Kurulun, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak amacıyla alt komisyonlar oluşturabileceği ve bu komisyonlarda görevlendirmeler yapabileceği belirtildi.</p>
<p>Teklif kapsamında TBMM bünyesinde ayrıca bir İzleme Komisyonu kurulması öngörülüyor. Komisyonun, düzenlemenin uygulanmasına ve sürecin takibine ilişkin çalışmalarda görev alması planlanıyor. Teklifin Genel Kurul'da 10 Ağustos Pazartesi günü görüşülmesi bekleniyor.  </p>
<p>DEM Partili Saruhan Oluç, teklife AKP, MHP, DEM Parti ve Yeni Parti'nin "evet" oyu verdiğini duyurdu. </p>
<h4>Dün neler oldu?</h4>
<h4>Tartışmalar yaşandı, izdiham çıktı</h4>
<p>Görüşmelerden önce İyi Partili vekiller, kapıların açılmadığını ve salonun küçük olduğunu söyleyerek tepki gösterdi. Kapıların açılmasıyla vekiller salondaki yerlerini aldı. Dün saat 15.30'da başlayan komisyon görüşmelerinde zaman zaman gerginlik yaşandı. </p>
<p>Görüşmelerde de milletvekilleri arasında sert tartışmalar yaşandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptıklarını "pislik" olarak nitelendirerek "1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır ama kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz" sözleri üzerine MHP Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, "Sen ağzını topla, pislik sensin" diye tepki gösterdi. Tartışmada Bülbül’ün masaya yumruk vurmasının ardından İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın ile yaşanan tartışmada Bülbül, Dalgın'ın üzerine yürüdü. Bülbül'ü İYİ Partili ve MHP'li milletvekilleri tuttu. </p>
<h4>"Demirtaş üzerinden kurmayın cümlelerinizi"</h4>
<p>DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit konuşmasını yaptığı sırada "Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sayın Öcalan'a teşekkür ederiz" dedi. İyi Parti milletvekilleri, Doğan'ın ifadelerine "Bebek katili ve Cumhurbaşkanı yan yana gelemez" diye tepki gösterdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir'in görüşmeler sırasında, suçun vasıflandırılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunurken "Anayasa'ya biraz saygılı bir idare olsaydı, Selahattin Demirtaş'ın yıllardır özgür olmuş olması gerekirdi" demesi üzerine, MHP'li Feti Yıldız,uygulamanın sanık lehine olacağını belirtti. Emir ve Yıldız arasında tartışma sürerken DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, "Demirtaş sizin kullanışlı aletiniz değil. Demirtaş üzerinden kurmayın cümlelerinizi. O bizim yoldaşımız" diye tepki gösterdi.</p>
<h4>Teklif neyi düzenliyor?</h4>
<p>Teklif, PKK/KCK’nin ve bağlantılı yapıların “fiili varlığına son verdiğinin” ve kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesini temel alan bir hukuki mekanizma öngörüyor.</p>
<p>Bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından, teklif kapsamındaki bazı soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş hapis cezalarının infazının belirli sürelerle ertelenebilmesi öngörülüyor.</p>
<p>Teklif; örgüt kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme ve propaganda suçlarının yanı sıra örgütün faaliyetleri kapsamında işlendiği kabul edilen bazı suçları da kapsıyor.</p>
<h4>Kesinleşmiş cezaların infazı da ertelenebilecek</h4>
<p>Düzenleme yalnızca devam eden soruşturma ve davaları değil, kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarını da kapsıyor.</p>
<p>Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezalarının infazı beş yıl; 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezalarının infazı ise 10 yıl süreyle ertelenebilecek.</p>
<p>Bu kararları infaz hâkimi verecek. Erteleme süresinin yeni bir suç işlenmeden tamamlanması durumunda ceza infaz edilmiş sayılacak.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 08 Aug 2026 13:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Akın Gürlek'ten Selvi'nin "Demirtaş kapsam dışında" iddiasına yalanlama]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/akin-gurlek-ten-selvi-nin-demirtas-kapsam-disinda-iddiasina-yalanlama-41452</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/02/26/akin-gurlek-yasal-duzenleme-mutlaka-yapilacak-bir-adim-atilacak.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/akin-gurlek-ten-selvi-nin-demirtas-kapsam-disinda-iddiasina-yalanlama-41452</guid><description><![CDATA[Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi'nin, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP MKYK toplantısında Selahattin Demirtaş'ın "çerçeve yasa"dan yararlanamayacağını ve Ahmet Özer'in göreve dönemeyeceğini söylediği yönündeki iddiaları yalanlandı. TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik, Gürlek'in "Böyle bir açıklama yapmadım" dediğini aktarırken, DEM Parti ve AKP kaynakları da Selvi'nin aktardığı yönde bir değerlendirme yapılmadığını savundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi'nin, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP MKYK toplantısında Selahattin Demirtaş'ın "çerçeve yasa"dan yararlanamayacağını, Ahmet Özer'in göreve dönemeyeceğini söylediği yönündeki yazısını dün <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/demirtas-yararlanamayacak-ahmet-ozer-goreve-donemeyecek-41446" target="_blank" rel="nofollow noopener">haberleştirmiştik.</a></p>
<p>Selvi'nin yazısına göre Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında "çerçeve yasa" teklifinin kapsamını anlattı. Selvi'nin aktardığına göre; Gürlek, Selahattin Demirtaş’ın düzenlemeden yararlanamayacağını ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in göreve dönemeyeceğini söyledi.</p>
<p>TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik, Gürlek'in "Böyle bir açıklama yapmadım" dediğini öne sürerken, DEM Parti ve AKP kaynakları da MKYK toplantısında Selvi'nin aktardığı şekilde görüş olmadığını savundu.</p>
<p>TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Adalet Bakanı Akın Gürlek'in kanala özel açıklamada bulunduğunu söyledi. Atik, Gürlek'in, "Böyle bir açıklama yapmadım" dediğini aktararak Selvi'nin yazısındaki iddiaları yalanladığını ifade etti.</p>
<p>Paylaşımında "Yani çerçeve yasa Demirtaş'ı kapsıyor" ifadesine de yer veren Atik, tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı.</p>
<h4>DEM Parti ve AKP'den de yalanlama</h4>
<p>Selvi'nin iddialarının ardından DEM Parti yetkililerinin Adalet Bakanı Akın Gürlek ve AKP'li yetkililerle görüşme yaptığı belirtildi. Edinilen bilgilere göre hem Gürlek hem de AKP'li isimler Selvi'nin köşe yazısında yer alan iddiaların gerçeği yansıtmadığını ifade etti.</p>
<p>Kaynak: Kısa Dalga.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye - Ermenistan arasında medya otobüs turu düzenlenecek]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ermenistan-arasinda-medya-otobus-turu-duzenlenecek-41448</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/turkiye-ermenistan-arasinda-medya-otobus-turu-duzenlenecek.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ermenistan-arasinda-medya-otobus-turu-duzenlenecek-41448</guid><description><![CDATA[Avrupa Birliği desteğiyle yürütülen "Ermenistan-Türkiye Normalleşmesine Destek: Sınır Ötesi Bağlantıların Güçlendirilmesi" programı kapsamında, Ermenistan ve Türkiye'den 16 gazeteci ve medya profesyonelinin katılacağı bir medya otobüs turu düzenlenecek. Katılımcılar iki ülkede saha ziyaretleri gerçekleştirerek sınır ötesi işbirliği, ekonomik kalkınma ve turizm gibi başlıklarda gözlem yapacak, ardından bu deneyimlerini özgün haber ve içeriklerle kamuoyuna aktaracak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği'nin desteğiyle uygulanan "Ermenistan-Türkiye Normalleşmesine Destek: Sınır Ötesi Bağlantıların Güçlendirilmesi" programı çerçevesinde Türkiye - Ermenistan medya otobüs turu düzenlenecek. </p>
<p>Ermenistan'dan Avrasya Ortaklık Vakfı (EPF) ve Ermenistan Üreticiler ve İşadamları Birliği (UMBA), Türkiye'den ise Hrant Dink Vakfı (HDF) ve Türkiye Ekonomik Politika Araştırma Vakfı (TEPAV)'ın oluşturduğu bir konsorsiyum tarafından organize edilen projeye Ermenistan ve Türkiye'den gazeteciler, editörler, blog yazarları ve medya profesyonellerinin katılması bekleniyor.</p>
<p>Proje, Ermenistan'dan sekiz ve Türkiye'den sekiz olmak üzere toplam 16 gazeteci ve içerik üreticisini bir araya getirerek, her iki ülkedeki önemli noktaları kapsayan bir inceleme ziyareti gerçekleştirecek. </p>
<p>Katılımcılar önemli ekonomik merkezleri, yerel işletmeleri, turistik yerleri, eğitim ve sivil toplum kurumlarını ziyaret edecek ve iş dünyası liderleri, turizm profesyonelleri, araştırmacılar ve toplum aktörleriyle bir araya gelecekler.</p>
<h4>Projeyle ne amaçlanıyor?</h4>
<p>Katılımcıların; farklı bakış açılarını deneyimlemesi, ekonomik kalkınma, turizm, bölgesel işbirliği ve sınır ötesi ilişkilerle ilgili fırsatlar ve zorluklar hakkında daha derin bir anlayış kazanmaları amaçlanıyor. Katılımcılardan ziyaret sırasında edinilen temalar, röportajlar ve bilgiler doğrultusunda özgün medya içerikleri üretmeleri ve yayınlamaları bekleniyor.</p>
<h4>Kimler başvurabilir?</h4>
<p>Adayların Ermenistan ve Türkiye'de ikamet etmesi bekleniyor. Gazeteciler ve muhabirler; editörler, yapımcılar, medya yöneticileri; foto muhabirleri, video yapımcıları ve multimedya hikaye anlatıcıları; blog yazarları ve bağımsız içerik üreticileri; basılı, çevrimiçi, televizyon, radyo ve dijital medya kuruluşlarının temsilcileri başvuru yapabilecek.</p>
<p>Detaylı bilgiye EPF’nin <a href="https://epfarmenia.am/opportunities/Call-for-Applications-Armenia-Turkiye-Media-Bus-Tour" target="_blank" rel="nofollow noopener">web sitesinden</a> ulaşabilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye-Ermenistan arasında seyahat desteği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ermenistan-arasinda-seyahat-destegi-41450</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/turkiye-ermenistan-arasinda-seyahat-destegi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ermenistan-arasinda-seyahat-destegi-41450</guid><description><![CDATA[Türkiye ile Ermenistan arasında diyalog ve sınır ötesi işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan Türkiye-Ermenistan Seyahat Fonu, 2026-2027 dönemi başvurularını almaya başladı. Avrupa Birliği desteğiyle yürütülen program kapsamında Ağustos 2026 ile Temmuz 2027 arasında en az 50 kişinin komşu ülkeye gerçekleştireceği seyahatlere destek sağlanacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile Ermenistan arasında diyalog ve işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan Türkiye-Ermenistan Seyahat Fonu, 2026-2027 dönemi başvurularını açtı. Avrupa Birliği’nin desteğiyle yürütülen “Türkiye-Ermenistan Normalleşmesine Destek: Sınır Ötesi Bağların Güçlendirilmesi” projesi kapsamında uygulanacak fon, Ağustos 2026 ile Temmuz 2027 tarihleri arasında en az 50 kişinin komşu ülkeye gerçekleştireceği ziyaretleri desteklemeyi planlıyor.</p>
<p>Nisan 2014’ten bu yana yaklaşık 650 kişinin yararlandığı fon sayesinde Türkiye ve Ermenistan’ın farklı şehirlerinden müzik grupları, mimarlar, uluslararası ilişkiler uzmanları, siyaset bilimi öğrencileri, kadınların güçlendirilmesi alanında çalışan sivil toplum gönüllüleri, yönetmenler, fotoğrafçılar, müzisyenler, araştırmacılar ve gastronomi uzmanları gibi birçok farklı meslek grubundan katılımcı, komşu ülkeye ilk ziyaretlerini gerçekleştirme fırsatı buldu.</p>
<p>Fon kapsamında ortaklık kurma ve ağ oluşturma çalışmaları, fizibilite ziyaretleri, sınır ötesi işbirliği projeleri, proje hazırlık toplantıları, değişim programları, eğitim ve dil öğrenimi, akademik işbirliği, araştırma ve tez çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük faaliyetleri ile kültür sanat alanındaki ortak üretimler desteklenecek. Ayrıca toplantı, panel, seminer, konferans, çalıştay, sergi ve konser gibi etkinliklerin düzenlenmesi veya bu etkinliklere katılım için de başvuru yapılabilecek. </p>
<p>Programa dair detayları ve takvimi <a href="https://hrantdink.org/tr/faaliyetler/projeler/turkiye-ermenistan-programi/4635-turkiye-ermenistan-seyahat-fonu-26-27" target="_blank" rel="nofollow noopener">hrantdink.org</a> adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Seyahat Fonu’na <a href="https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSePCqA8-hH0scQsLpWsWDQkzJwO1RP_BmPauM6bt2DiN04dXA/viewform" target="_blank" rel="nofollow noopener">bu formu</a> doldurarak başvurabilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yangın yerinde kapıyı kim açacak?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/yangin-yerinde-kapiyi-kim-acacak-41440</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/08/yangin-yerinde-kapiyi-kim-acacak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/yangin-yerinde-kapiyi-kim-acacak-41440</guid><description><![CDATA["Bir dahaki sefere, ani olarak sığınağa dönüşecek bir halı sahanın, pazar yerinin, otoparkın, garajın, belki kilitli bir dükkanın kapısını yine içimizden birileri açacak. Bazılarımız kaçışan hayvanları alevlere doğru salıverdiğini anlatırken, bazılarımız da hiç kullanmadıkları bir yeri hayatı koruyan bir sığınağa dönüştürecek. Hayvanlar hâlâ afet yönetim planlarında yer alması için çabalarımız kuvvetlenerek devam edecek."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos günlerinde ufka bakmak bir alışkanlığa dönüştü. Rüzgârın yönünü kolluyoruz, gökyüzünde helikopter sesi arıyoruz, haberlerde hangi ilçenin adının geçtiğine bakıyoruz. Yanan alanın hesabı tutuluyor, hektar veriliyor, hasar tespiti yapılıyor. Çoğumuzun aklından geçen ama nadiren yüksek sesle sorduğumuz şey ise başka. Geride, yangının içinde kimler kaldı?</p>
<p>30 Temmuz günü öğleden sonra Aydın'ın Çine ilçesinde, Kavşit Mahallesi'ndeki ormanda yangın çıktı. Akşam rüzgârla birlikte alevler Mutaflar Mahallesi'ne kadar ilerledi. O gece o mahallede halı saha bir barınma alanına dönüştü. Tahliye edilen büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar oraya getirildi, sabaha kadar orada tutuldu. Dört mahalleden çıkarılanlar Çine Canlı Hayvan Pazarı'na götürüldü. Hayvan satışı için kurulmuş bir pazar yeri, bir geceliğine hayvanlara sığınak oldu.</p>
<p>Mahalle sakinlerinden biri o geceyi anlatırken hayvanlarının yarısını araca yüklediğini, kalanını damdan çıkarıp saldığını söyledi. Tavukların da kapısını açıp serbest bırakmışlar. Bu birkaç cümlede aslında afet yönetiminin bütün mantığı saklı. Araca sığarsa kurtarılır, sığmayan geride bırakılır. Salıvermek burada bir özgürleştirme değil, imkânsızlığın adı.</p>
<h4>Afet müdahale planında hayvanlar nerede?</h4>
<p>Türkiye Afet Müdahale Planı'nda hayvanların adı geçiyor. Afet Tahliye ve Yerleştirme Planlama Grubu'nun görevleri sayılırken, taşınabilir milli servetin, kıymetli evrakın ve eşyaların ardından, cümlenin en sonunda, gerektiğinde hayvan tahliyesi yapmak ifadesi yer alıyor.</p>
<p>Bir metnin sözdizimi bazen bütün bir yönetim anlayışını ele veriyor. Hayvanlar, afet yönetim planında evrakla eşya arasında bir yerde duruyor, tahliyesi bir yükümlülük değil takdire bağlı bir ihtimal olarak yazılıyor. Çine'de o yangın yerinde, halı sahanın kapısını açan şey de tam bu boşluk. Planın bıraktığı yeri mahalleli, itfaiyeci, veteriner hekim, muhtar dolduruyor. Kurtarma işini fiilen yürüten, çoğu zaman can havliyle kaçısan bir hayvanı son anda kamyonete yükleyen kişi oluyor.</p>
<h4>Küpe numarası ve karkas ağırlığı</h4>
<p>Peki kurtulan hayvanlara ne oluyor? Bir kayda giriyorlar mı? Giriyorlar, ama tek bir şekilde Devlet destekli hayvan hayat sigortası yangını teminat kapsamında sayıyor. Tazminat için hayvanın TÜRKVET ya da küçükbaş kayıt sistemine kayıtlı olması, kimliğinin küpe numarasıyla doğrulanması gerekiyor. Küpesi düşmüş, kimliği doğrulanamayan hayvan için ödeme yapılmıyor. Ödenecek bedel canlı ağırlık ve karkas ağırlığı üzerinden hesaplanıyor.</p>
<p>Bir hayvanın yangında ölmesi böylece ancak üretimden düşen bir değer olarak kayda geçiyor. Kaybın ölçüsü ete çevriliyor. Bu, sigortayı gereksiz kılmıyor, yetiştiricinin ayakta kalması için gerekli. Ama hayvanın felaket içindeki varlığının hukukun gözünde bir mülk kaybı olduğunu, bir yaşam kaybı olmadığını da görünür kılıyor. Kurtarılan hayvan çoğunlukla ahıra, üretime, sonunda kesime dönüyor. İhtimam ile şiddet burada birbirinin karşıtı değil, aynı hareketin iki yüzü.</p>
<h4>Ormanın sakinleri</h4>
<p>Bir de bu kapıdan hiç geçmeyenler var. Salıverilen tavuklar var mesela. Yaylada kaybolan bir köpek var; seksen yaşında bir kadın onu günlerce arıyor, gördüğü herkese köpeğine nasıl kuzu gibi baktığın anlatıyor. Fethiye yakınlarında ağaçların arasında bulunan, gövdesi ve ayakları yanmış bir kaplumbağa. Hiçbiri hektar hesabına, hasar tespitine, tazminat dosyasına girmiyor.</p>
<p>Yaban hayvanları için durum daha da korkunç. Onlar kayıtsız değil. Sayılıyor, türlere ayrılıyor, kotalara bağlanıyor. Geçen yıl yanan alanlarda av yasağı getirilmişti, ama yasak yalnızca yanan sahaları kapsadığı için alevden kaçıp komşu ormanlara sığınan hayvanlar avın serbest olduğu yerlerde kaldı. Bu yaz yangınlar sürerken yeni dönemin av turizmi programı açıklandı, yangın bölgelerindeki ihalelerin iptali için çağrılar yapıldı.</p>
<p>Demek ki mesele kaydın tutulmaması değil. Yaban hayvanı devletin defterine giriyor, av konusu olarak giriyor. Bir canlının hangi kayıtlara tabi kılındığı, ona ne yapılabileceğini de belirliyor.</p>
<h4>O gece halı sahada</h4>
<p>Yine de o gece halı sahada olan şey, öyle kuvvetli bir an ki. Kimse yangın yerine bir yönerge ya da görevlendirme gereği gitmedi. Bir futbol sahasının kapısı açıldı, inekler ve koyunlar içeri alındı, sabaha kadar komşular, korkmuş, üşümüş, sakinleşmeye çalışan hayvanların başında durdu. Afet anında hayvanlar için ne yapılacağını tam bilemese de, yaşatmanın aciliyetiyle yardım etmek isteyen sayısız insan var.  Eksik olan Türkiye’de bu duyguyu tanıyan ve geliştirebilecek bir plan. Tahliye güzergâhlarında hayvan taşıma araçlarının, geçici barınma alanlarının, su ve yem stoklarının, sokakta ve doğada yaşayanlar için müdahale ekiplerinin baştan tanımlanması teknik olarak zor değil. Zor olan, hayvanı eşya listesinin sonundan çıkarıp planın başına yazmak.</p>
<p>Ağustos ayı daha bitmedi, bazılarımız ufka bakmayı sürdüreceğiz. Bir dahaki sefere, ani olarak sığınağa dönüşecek bir halı sahanın, pazar yerinin, otoparkın, garajın, belki kilitli bir dükkanın kapısını yine içimizden birileri açacak. Bazılarımız kaçışan hayvanları alevlere doğru salıverdiğini anlatırken, bazılarımız da hiç kullanmadıkları bir yeri hayatı koruyan bir sığınağa dönüştürecek. Hayvanlar hâlâ afet yönetim planlarında yer alması için çabalarımız kuvvetlenerek devam edecek.</p>
<p><em>*Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 08 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Görüşme gerginlikle başladı, izdiham yaşandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gorusme-gerginlikle-basladi-izdiham-yasandi-41449</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/gorusme-gerginlikle-basladi-izdiham-yasandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gorusme-gerginlikle-basladi-izdiham-yasandi-41449</guid><description><![CDATA[TBMM Adalet Komisyonu, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nin görüşmelerine gerginlik içinde başladı. Muhalefet, salonun yetersizliği ve oturma düzenine tepki gösterirken, İYİ Parti ile AKP milletvekilleri arasında tartışmalar yaşandı. Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel teklifin af düzenlemesi olmadığını savunurken, AKP'li Abdulhamit Gül ve MHP'li Feti Yıldız da teklifin gerekçelerini anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Adalet Komisyonu, 'Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmeleri için toplandı.</p>
<p>İki gün önce TBMM Başkanlığı'na sunulan 12 maddelik 'çerçeve yasa teklifinin' görüşmeleri, TBMM Adalet Komisyonu'nda başladı.</p>
<h4>Gerginlikle başladı</h4>
<p>Görüşmelerden önce İyi Partili vekiller, kapıların açılmadığını ve salonun küçük olduğunu söyleyerek tepki gösterdi.</p>
<p>Bekleyişin uzaması ve koridordaki yoğunluğun artması üzerine İyi Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu yanı sıra İyi Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş ile İyi Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı toplantı salonunun kapılarının açılmamasına tepki gösterdi. İyi Parti milletvekilleri ile AKP milletvekilleri arasında kimi zaman gerginlik yaşandı.</p>
<p>Türkoğlu, "Bu salon, toplantı için yeterli ve uygun değil. Hayvan haklarıyla ilgili kanunun bile Plan ve Bütçe Salonu'nda görüşüldüğü yerde bu salonun tahsis edilmesi kabul edilemez" dedi. Türkeş ise salonun değişmesi için dilekçe verdiklerini hatırlattı.</p>
<h4>Oturma düzeni sorunu</h4>
<p>Kapıların açılmasıyla vekiller salondaki yerlerini aldı. Saat 15.30'da başlayan komisyon görüşmelerinde zaman zaman gerginlik yaşandı. Kapıların açılmasının ardından bu kez salondaki oturma düzeni nedeniyle yoğunluk yaşandı.</p>
<p>DEM Partili milletvekilleri için ayrılan yerlere İYİ Partili milletvekillerinin oturması nedeniyle ilk etapta çok sayıda milletvekili ayakta kaldı. Daha sonra DEM Partili milletvekillerinin bir kısmı salonda yer bulabildi. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel’in toplantının açılış konuşmasını yaptığı sırada İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, Yüksel’e seslenerek, “Bu salonda olmaz başkanım, olmaz” dedi.</p>
<h4>"Af düzenlemesi değil"</h4>
<p>Muhalefetin, “Daha büyük salon verilsin” talebine karşın komisyon toplantısı saat 15.35’te başladı. AKP Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, toplantının açılış konuşmasını yaptı. Yüksel, teklifin bir af düzenlemesi olmadığını savundu. AKP’li Yüksel, teklifin yasalaşması ile mahkûmiyet hükümlerinin ortadan kalkmayacağını belirtti.</p>
<p>BirGün'den Mustafa Bildircin'in <a href="https://www.birgun.net/haber/mecliste-cerceve-yasa-izdihami-12-maddelik-teklif-adalet-komisyonu-nda-gorusuluyor-728145" target="_blank" rel="nofollow noopener">haberine göre </a>açılış konuşmasının ardından Yüksel, komisyon toplantısının ilk imza sahibine verilecek söz ile devam edilmesini istedi. Muhalefet milletvekilleri, usul tartışması başlatmayı talep etti. Salonun yetersiz kaldığını belirten çok sayıda milletvekili, toplantının büyük bir salona alınması gerektiğini kaydetti. Komisyon Başkanı Yüksel, görüşmelerin başka bir salonda yapılamayacağını bildirdi.</p>
<p>İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, Komisyon Başkanı Yüksel’e, “Konuşmanızda Öcalan’a teşekkür etmeyi unuttunuz” deyince salonda tansiyon yükseldi. Tüm itirazlara karşın toplantıda, AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül’ün konuşmasına geçildi. Gül, sürecin bir pazarlık ürünü olmadığını söyleyerek imza sayısı itibarıyla teklifi, “Tarihi mutabakat” olarak nitelendirdi. Komisyondaki bazı isimler, milletvekillerinin kanun teklifine, görmeden imza attığını hatırlattı. Gül, konuşmasına kanun teklifinin içeriğini anlattı.</p>
<p>Gül’ün konuşmasının ardından, teklifin ilk imza sahiplerinden MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız söz aldı.</p>
<p>Yıldız, kanun teklifinin yasalaşması ile “Terörün tarihin karanlığına gömüleceğini” söyleyerek, “Terörsüz Türkiye süreci ile ilgili beyanda bulunurken hukuki ve siyasi kavram setlerini dikkatli kullanmalıyız. Türk milletinin bütünlüğünü hedef alan her türlü söylemenin MHP tarafından reddedildiği 57 yıldır bilinmektedir” dedi.</p>
<p>Yıldız’ın, PKK’nin silah bıraktığına yönelik açıklamasına bazı milletvekilleri, “Hani nerede silahlar?” sözleriyle tepki gösterdi.</p>
<p>Kaynak: BirGün, Cumhuriyet</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Katolikos Karekin II, ilk duruşmasına çıktı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/katolikos-karekin-ii-ilk-durusmasina-cikti-41451</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/katolikos-karekin-ii-ilk-durusmasina-cikti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/katolikos-karekin-ii-ilk-durusmasina-cikti-41451</guid><description><![CDATA[Ermeni Apostolik Kilisesi lideri Katalikos II. Karekin'in yargılandığı davanın ön duruşması bugün yapıldı. Duruşmaya II. Karekin katıldı. Ermenistan'da ilk defa Kilise liderine açılan davada Katalikos’un dosyasını inceleyen Hakim Hakob Manukyan, reddi hakim talebi nedeniyle, davadan çekildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni Apostolik Kilisesi lideri Katalikos II. Karekin'in <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-ilk-kez-katolikos-hakkinda-dava-acildi-41356" target="_blank" rel="nofollow noopener">yargılandığı davanın</a> duruşması 7 Ağustos Cuma günü başladı. Bu dava, Ermenistan’ın yakın tarihinde Kilise liderine açılan ilk dava olma niteliğini taşıdığı için tüm ülkede dikkatle izleniyor. Katalikos’un dosyasını inceleyen Hakim Hakob Manukyan, ilk ön duruşmada reddi hakim talebi nedeniyle davadan çekildi.</p>
<p>Davanın ilk ön duruşması Cuma günü saat 16.00’da, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin idari merkezinin bulunduğu Vagharshapat’taki Armavir Mahkemesi’nde başladı.</p>
<p>Parlamentonun Cuma günkü oturumunda muhalefet bu günü "utanç günü" olarak niteledi ve kürsüyü Katalikos hakkındaki ceza suçlamalarını dile getirmek için kullandı.</p>
<p>Muhalefetteki Güçlü Ermenistan Partisi milletvekili Marianna Gahramanyan, "Bu durum yalnızca Ermeni Apostolik Kilisesi’nin bağımsızlığını değil, aynı zamanda Ermenistan Anayasası’nı da ihlal etmektedir" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güçlü Ermenistan Partisi lideri Narek Karapetyan ise partili milletvekillerinin meclis oturumunu terk ederek duruşmaya katılmak üzere adliyeye gideceklerini açıkladı.</p>
<h4>Neden yargılanıyor?</h4>
<p>II. Karekin ve beraberindeki altı üst düzey din görevlisi, "görev ve yetkilerini kötüye kullanarak kesinleşmiş bir mahkeme kararının uygulanmasını kasten engellemek" suçlamasıyla yargılanıyor. Sanıklar, suçlu bulunmaları halinde iki yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Söz konusu dava, Kilise’nin Piskopos Gevorg Saroyan’ı görevine iade etmeyi reddetmesine dayanıyor. Başbakan Nikol Paşinyan’ın Kilise’deki reform çabalarını açıkça destekleyen bir din adamı olan Saroyan, Ocak ayında görevden alınmış; ancak mahkeme daha önce kendisinin göreve iadesine karar vermişti. </p>
<h4>Paşinyan ve Kilise</h4>
<p>Pazar günü II. Karekin, bu tür açılışlara katılma geleneğini bozarak Ermenistan’ın yeni parlamentosunun açılmış töreninde yer almadı. Daha sonra kendisine davet iletilmediği ortaya çıktı. Parlamento Başkanı Ruben Rubinyan basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Şu anda herhangi bir Katalikos tanımadığını" belirterek II. Karekin'den doğum ismi olan Ktriç Nersisyan diye bahsetti.</p>
<p>Paşinyan hükümeti ile Kilise arasındaki gerilim, Paşinyan’ın Mayıs 2025’te Kilise yönetimini ülke genelindeki ibadethanelerin bakımını düzgün yapmamakla eleştirmesinden bu yana tırmanmaya devam ediyor.</p>
<p>Paşinyan ayrıca, II. Karekin'in bekaret yeminini bozarak bir kız çocuğu babası olduğunu ve bu durumun makamıyla bağdaşmadığını söyledi. Paşinyan, Katalikos’un kardeşi ve Rusya ile Nahçıvan Bölgesi Başpiskoposu olan Yezras’ın, "yabancı istihbarat servisleriyle" (Rus istihbaratı kastedilerek) Ermenistan’ın güvenliğini tehdit eden bağları olduğunu öne de sürmüştü. </p>
<p>(Kaynak: OC-Media)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 17:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Cezasızlık kaldırılsın, cinayet aydınlatılsın"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cezasizlik-kaldirilsin-cinayet-aydinlatilsin-41447</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/cezasizlik-kaldirilsin-cinayet-aydinlatilsin.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cezasizlik-kaldirilsin-cinayet-aydinlatilsin-41447</guid><description><![CDATA[Musa Anter'in ailesi, avukat Bişar Abdi Alinak aracılığıyla, zamanaşımı gerekçesiyle 2022'de düşürülen cinayet davasının yeniden açılması talebiyle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı'na başvurdu. Başvuruda, eksik bırakılan soruşturma işlemlerinin tamamlanması, delillerin güncel adli yöntemlerle yeniden incelenmesi ve cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılarak sorumlular hakkında adli işlem yapılması talep edildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kürt gazeteci-yazar Musa Anter cinayeti davasının zamanaşımı gerekçesiyle 2022 yılında düşürülmesinden dört yıl sonra, dosyanın yeniden açılması için Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na başvuru yapıldı.</p>
<p>T24'ten Sibel Yükler'in haberine göre Musa Anter'in kızı Rahşan Yorozlu, avukatı Bişar Abdi Alinak aracılığıyla 21 Eylül 2022'de "zamanaşımı" gerekçesiyle düşürülen davanın yeniden açılması talebiyle başvuruda bulundu.</p>
<p>Başvuru dilekçesinde, davaya ilişkin soruşturma ve kovuşturma sürecinde eksik bırakılan araştırma ve incelemelerin tamamlanması, dosya kapsamındaki fiziksel delillerin güncel adli bilim ve kriminal inceleme yöntemleriyle yeniden değerlendirilmesi, maddi gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması talep edildi.  Faillerin emir-komuta zinciri içerisindeki faillerinin tespit edilerek haklarında gerekli adli işlemlerin yapılması ve davanın tüm yönleriyle aydınlatılması gerektiği belirtildi.</p>
<p>Yükler'e<a href="https://t24.com.tr/gundem/musa-anter-ailesinden-faili-mechul-suclar-baskanligina-400-sayfalik-basvuru-zamanasimi-ve-cezasizlik-kaldirilsin-cinayet-aydinlatilsin,1340581?_t=1786102715530" target="_blank" rel="nofollow noopener"> konuşan</a>  avukat Alinak, “Kürt halkının bilgesi ‘Apê Musa’ olarak anılan Musa Anter cinayetinin yeniden ele alınarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, yalnızca Anter'e yönelik adaletin sağlanması anlamına gelmeyecek; aynı zamanda katledilen Kürt aydınları, gazetecileri, siyasetçileri ve binlerce faili meçhul mağduru adına devletin adalet iradesini ortaya koyan bir adım olacaktır.</p>
<p>Türkiye’de yeni bir çözüm sürecinin konuşulduğu bugünlerde, kalıcı bir toplumsal barışın ancak geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin aydınlatılması, faillerin hukuk önünde hesap vermesi ve cezasızlık pratiğinin sona erdirilmesiyle mümkün olacağı açıktır” dedi.</p>
<h4>Musa Anter cinayeti</h4>
<p>Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Amed'de katledildi. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Anter’in kendisinin de içinde bulunduğu tim tarafından öldürüldüğünü itiraf etti.</p>
<p>Musa Anter davasıyla ilgili 2000 yılına kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Anter ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurusu üzerine, “yaşam hakkının hem maddi hem de usul açısından ihlal edildiğine” karar verdi. AİHM kararının ardından 2009’da Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, eski JİTEM’ci Abdülkadir Aygan’ın itiraflarını “ihbar” kabul ederek, cinayetten 17 yıl sonra dosyayı yeniden açtı.</p>
<p>Özel Yetkili Mahkeme (ÖYM) kapatılınca önce Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınan dava, 2014 yılında bu kez Ankara’ya taşınarak JİTEM Ana Davası ile birleştirildi. Ancak Anter cinayeti davası, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle 21 Eylül 2022'de düşürüldü.</p>
<p>Kaynak: T24, MA.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Demirtaş yararlanamayacak, Ahmet Özer göreve dönemeyecek"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/demirtas-yararlanamayacak-ahmet-ozer-goreve-donemeyecek-41446</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/demirtas-12.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/demirtas-yararlanamayacak-ahmet-ozer-goreve-donemeyecek-41446</guid><description><![CDATA[İktidara yakınlığıyla bilinen Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında "çerçeve yasa" teklifinin kapsamını anlattığını yazdı. Selvi'nin aktardığına göre; Gürlek, Selahattin Demirtaş’ın düzenlemeden yararlanamayacağını belirttti. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ise göreve dönemeyecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında "çerçeve yasa" teklifinin kapsamını anlattığını yazdı.</p>
<p>Selvi'nin aktardığına göre; Gürlek, Selahattin Demirtaş’ın düzenlemeden yararlanamayacağını belirtirken, "Ancak MGK’da PKK münfesih örgüt olarak kabul edildiğinde kayyumların yerine atamalar olabilir. Çünkü onlar terör örgütü bağlantısı nedeniyle görevden alınmışlardı" dedi. Gürlek Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in ise farklı bir gerekçeyle görevden alındığını hatırlatarak  göreve dönmeyeceğini söyledi.</p>
<p>Selvi, Hürriyet'teki <a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/ak-partide-surece-iliskin-hangi-degerlendirmeler-yapildi-43264798" target="_blank" rel="noopener">bugünkü yazısında</a>, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nin Meclise sunulduğu saatlerde yapılan AKP MKYK toplantısının ayrıntılarını aktardı.</p>
<p>Selvi'nin aktardığına göre Adalet Bakanı Akın Gürlek, teklifin PKK'nin tasfiyesine yönelik ve geçici bir düzenleme olduğunu, diğer örgütlerin düzenlemenin kapsamından yararlanamayacağını söyledi. Gürlek'in, "Başka terör örgütlerinin yasadan yararlanması söz konusu değil. Anayasa Mahkemesi'ne götürmelerinde bundan istifade edemezler" dediği aktarıldı.</p>
<p>Selvi, Gürlek'in toplantıda Abdullah Öcalan ile eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın mevcut düzenlemeden yararlanamayacağını söylediğini aktardı.</p>
<h4>Ahmet Özer göreve dönmeyecek</h4>
<p>Toplantıda kayyım atanan belediyelerin durumunun da gündeme geldiğini aktaran Selvi, Gürlek'in MGK'nin PKK'yi "münfesih örgüt" olarak kabul etmesinin ardından bazı belediyelerde kayyımların yerine yeni atamalar yapılabileceğini söylediğini yazdı.</p>
<p>Gürlek'in, "Ancak MGK'da PKK münfesih örgüt olarak kabul edildiğinde kayyımların yerine atamalar olabilir. Çünkü onlar terör örgütü bağlantısı nedeniyle görevden alınmışlardı. Ama Esenyurt farklı. Çünkü Esenyurt farklı bir gerekçeyle görevden alınmıştı" dediği aktarıldı.</p>
<p>Gürlek'in bu sözlerinden hareketle Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in göreve dönmesinin söz konusu olmayacağı belirtildi.</p>
<p>Selvi yazısına şunu da ekledi:</p>
<p>“Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili yazdığım kulislerde her defasında bu sürecin dinamik bir süreç olduğunu, olumlu ilerlerse yeni değerlendirmeler yapılacağının altını çiziyorum.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Devlet, aydınlatılmamış cinayeti çözmek zorundadır"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/devlet-aydinlatilmamis-cinayeti-cozmek-zorundadir-41445</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/devlet-olarak-bu-isin-sonuna-kadar-takipcisi-olacagiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/devlet-aydinlatilmamis-cinayeti-cozmek-zorundadir-41445</guid><description><![CDATA[6 Ağustos’ta Uğur Mumcu’nun ailesiyle bir araya gelen Adalet Bakanı Akın Gürlek, Mumcu suikastının devlet olarak sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirterek açıklama yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, 33 yıl önce evinin önünde katledilen gazeteci ve yazar Uğur Mumcu’nun ailesiyle 6 Ağustos Perşembe günü Bakanlıkta <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu-41432" target="_blank" rel="nofollow noopener">bir araya geldi</a>. Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu ve oğlu Özgür Mumcu ile görüşen Gürlek, Uğur Mumcu suikastının sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirtip şunları söyledi:</p>
<p>"Uğur Mumcu, bu ülke için gerçekten önemli bir değerdi. Önemli bir kalemdi. Özellikle rahmetlinin takip ettiği dosyalar, ele aldığı olaylar ve kaleme aldığı yazılar nedeniyle belirli kesimlerin radarına girdiğini düşünüyoruz. Burada karanlıkta kalmış bir nokta varsa devlet sonuna kadar bununla mücadele etmek zorundadır. Bizim amacımız, karanlıkta kalan hiçbir olayın bulunmamasıdır. Hem ailesinin hem de toplumun zihninde en küçük bir şüphe dahi kalmamalıdır.</p>
<p>Dosyadaki kişilerin isimleri, ideolojileri veya görüşleri önemli değildir. Devlet olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Ortada faili meçhul bir cinayet varsa bunun mutlaka bir faili vardır. Devlet bunu çözmek zorundadır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti muktedirdir. Biz bu süreci samimiyetle yürüteceğiz. Aydınlatılmamış bir cinayet, karanlıkta kalmış bir olay varsa devlet bunu çözmek ve maddi gerçeği ortaya çıkarmak zorundadır. Bunu bir güç yaptıysa o gücün kim olduğunu öğrenmemiz gerekir. Hem devletin hem de toplumun gerçeği bilmesi gerekir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Aydınlanıyoruz sanıyorduk, meğer asimile ediliyormuşuz!]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/aydinlaniyoruz-saniyorduk-meger-asimile-ediliyormusuz-41444</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/biz-aydinlaniyoruz-saniyorduk-meger-asimile-ediliyormusuz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/aydinlaniyoruz-saniyorduk-meger-asimile-ediliyormusuz-41444</guid><description><![CDATA[Birçoğumuzun yıllarca örnek gösterdiği çağdaş, demokrat ve modern Artvin anlatısının arkasında belli ki Lazca, Gürcüce ve Ermenice konuşan ‘kültür durumu sıfır’ olan halka ‘milli ruh ve kültürü aşılama’ yani Türklüğe asimile etme motivasyonu varmış. Biz aydınlanıyoruz sanıyorduk, meğer asimile ediliyormuşuz!]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hemşinlilerin tarihine ve kimliğine ilişkin, Hemşinliler içinde bir kısmı birbiriyle tamamen çelişen bakış açıları bulmak mümkün. Fahrettin Kırzıoğlu gibi tarihçilerin ekolü uzun yıllar Hemşinlilerin Hıristiyan geçmişini kabul ederek, onları Gregoryen mezhebini benimsemiş çeşitli Türk boylarına bağlamaya çalıştılar. Hemşinlilerin ataları Amatunilerin aslında Türk olduğunu iddia ederek Türk geçmişe bir dayanak oluşturmaya çalıştılar. Ancak Amatunilere Türk kökenler bulmanın ‘zorluğu’ nedeniyle olsa gerek son yıllarda Fahrettin Kırzıoğlu tipi inkarın işe yaramayacağını düşünen birileri yeni yollar geliştirmeye çalışıyor. Buna göre Hemşinliler hiçbir zaman Ermeni geçmişe sahip olmadılar. Onlar Hemşin’de yaşayan Ermenilerin göç etmesiyle onların yerine gelmiş olan Türklerdir.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/coruh-vilayeti-hakkinda-1936-tarihli-belge.jpg" alt="" width="446" height="661">
<figcaption>Başbakanlık Arşivi'nden bir belge</figcaption>
</figure>
<h4>Hemşince tehdit altında</h4>
<p>Bu düzeyde fantastik olmasa da görmezden gelme yoluyla, ulusal kimlik vurgusuyla, üst kimlik vurgusuyla, dini kimliği öne çıkararak birçok Hemşinli kendi kimliğini ve tarihsel geçmişini reddetmeye, önemsizleştirmeye, görmezden gelmeye çalışıyor. Elbette başka birçok Hemşinli de giderek daha fazla kendi dili ve kimliğine sahip çıkmaya çalışıyor. Özellikle yok olma tehlikesi altında bulunan ‘Hamşentsnag’ yani Hemşince, son yıllarda genç nesil içinde kullanımının hızla düşmesi ile ciddi bir tehdit altında. Hemşinliler içinde çocuklarına kendi dillerinde isim verenler, işyerlerine, şirketlerine isim, marka olarak Hemşince kelimeler seçenler olması, Hemşinceye sahip çıkmak konusunda bir kıpırdanma olduğunu da gösteriyor. Ancak kentleşmenin doğal sonucu olarak Hemşince ciddi düzeyde zemin kaybediyor. Hemşin kimliğinin en belirleyici unsuru olduğu düşünüldüğünde ve yapay bir tarih yazımıyla Hemşinliler için yeni bir tarih üretme, bu yolla onları Türkleştirme gayretlerinin olduğu bir dönemde. dile sahip çıkmanın önemi bu nedenle ikiye katlanıyor.</p>
<h4>Osmanlı devleti Hemşinlileri nasıl tanımladı?</h4>
<p>Hemşinlilerin kendi içindeki bu tartışmaların dışında devletin, otoritenin Hemşinlileri nasıl tanımladığı da Hemşin tarihi tartışmaları açısından en önemli konu başlıklarından birini oluşturuyor. Daha önce Agos’ta da <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hemsinle-ilgili-iki-tarihi-belge-11640" target="_blank" rel="noopener">yayınlanan</a> 1913 tarihli bir Osmanlı belgesi vardı. Bu belge Umum Erkan-ı Harbiye Dairesi (Genelkurmay Başkanlığı ) Dördüncü Şubesi’nin Dahiliye Nezâret-i Celîlesi'ne (İçişleri Bakanlığı) yazdığı bir yazıydı. Fî 25 Cemâziyelâhir [1]331 ve fî 19 Mayıs [1]329 ( 1 Haziran 1913 ) tarihli yazının orijinalinin Latin harfleri ile dökümü şu şekilde:</p>
<p>Trabzon Vilâyeti'ne tâbi‘ Hopa kazâsına müsâdif Hopa Hudûd Bölüğü mıntıkasındaki Zurpici, Arvala, Çavuşlu, Hayki, Zargina, Gvarçı karyeleri ahâlisi Hemşin ismiyle müsemmâ Ermeni'den dönme Müslüman olub kazânın mütebâki ahâlisinin kâmilen Müslim Lazlardan ibâret idüği ve Hemşinliler saf ve câhil olup bir misyonerin bu mıntıkada muvaffakiyetle iş görebileceği binâenaleyh hükûmet-i mahalliyemizin irşâdâtı Hemşinliler içün derece-i vücûbda olduğu Rusya Hudûd Komiseri'nin Hopa Bölüğü'ne aid raporunun bir fıkrasında gösterilmiş ve mes’ele câlib-i dikkat bulunmuş olmağla iktizâ-yı hâlin ifâsı mütemennâdır efendim.</p>
<p>Yazının günümüz Türkçesine çevrilmiş hali ise şu şekildedir:</p>
<p>Trabzon Vilâyeti'ne bağlı Hopa kazasındaki Hopa Sınır Bölüğü bölgesindeki Zurpici (Yoldere), Arvala (Eşmekaya, Çimenli), Çavuşlu, Hayki, Zargina (Güneşli), Gvarçı (Hendek) köylerinin halkı Hemşin ismiyle bilinen Ermeni'den dönme Müslümanlardan olup ilçenin geri kalan halkının tümü kamilen Müslüman Lazlardan oluşmaktadır ve Hemşinliler saf ve cahil olmaları sebebiyle bir misyonerin bu bölgede başarılı bir şekilde faaliyette bulunabileceği bu sebeple yerel hükümetimizin ikaz ve yol göstermeleri gerektiği Hemşinliler için son derece mühim olduğu Rusya Sınır Komiserinin Hopa Bölüğüne ait raporunun bir maddesinde gösterilmiş ve konu dikkat çekici bulunarak gerekenin yapılmasını temenni ederiz efendim.  (BOA, Dosya: 116, Gömlek no: 65, Fon kodu: DH.İD.- 1331. C. 28.)</p>
<p>Bu belgeye bağlı olarak Dahiliye nezareti 27 Cemâziyelâhir [1]331- 21 Mayıs [1]329 (3 Haziran 1913) tarih ve 388 evrak numarasıyla Trabzon Vilayeti’ne bir yazı yazıyor:</p>
<p>An asl Ermeni iken ihtidâ etmiş ve Hemşin nâmıyla ma‘rûf bulunmuş olan Hopa hudud bölüğü mıntıkasında kâ’in Zurpici, Arvala, Çavuşlu, Hayki, Zargina sâfiyet ve cehâletleri sebebiyle misyonerlerin tesvilâtına kapılmaları Gvarçı karyeleri ahâlisinin safvet-i mütehammil idüği beyânıyla Hemşinlilerin hükûmet-i mahalliyece tenvîr ve irşâdı lüzûmu Rusya Hudûd Komiserliği'nin iş‘ârına atfen Harbiye Nezâret-i Celîlesi'nden bildirilmiş olmağla câlib-i dikkat görülen iş‘âr-ı vâkı‘a nazaran iktizâ-yı hâle tevessül buyrulması bâbında.</p>
<p>Yazının günümüz Türkçesi ile anlamı ise şu şekildedir:</p>
<p>Aslen Ermeni iken din değiştirmiş ve Hemşin ismiyle bilinen Hopa Sınır Bölüğü taraflarında bulunan Zurpici (Yoldere), Arvala (Eşmekaya, Çimenli), Çavuşlu, Hayki, Zargina (Güneşli) köylerinin saflık ve cahillikleri nedeniyle misyonerlerin aldatmalarına kapılmaları Gvarçı (Hendek) köylerindeki halkın bunu safiyane açıklamalarıyla Hemşinlilerin yerel hükümetçe aydınlatılarak doğru yolun gösterilmesi gerekliliği Rusya Sınırındaki Komiserliğimizin yazısına dayanılarak Savunma Bakanlığımızdan bildirilmiş olup durumu anlatan yazının dikkat çekici bulunduğu ve gerekenin yapılması hakkında. (BOA, Dosya: 116, Gömlek no: 65, Fon kodu: DH.İD.- 1331. C. 28.) </p>
<h4>Cumhuriyet dönemi Hemşinlileri nasıl tanımlıyor?</h4>
<p>Bu belge Osmanlı Devleti döneminde resmi olarak Hemşinlilerin aslen Ermeni olup din değiştirerek Müslüman olmuş bir toplum olarak tanımladığını gösteriyordu. Artık elimizde Cumhuriyet’in Hemşinlileri nasıl tanımladığına dair belgeler var. Araştırmacı yazar İrfan Çağatay Aleksiva’nın arşivde bulduğu belgelerden biri 10.07.2025 tarih ve 148317 sayılı olur ile gizliliği kaldırılmış bir istihbarat raporu. 5/4/1930 tarihli raporda Trabzon, Rize ve Artvin ilçeleri hakkında bazı değerlendirmeler ve tespitler bulunmaktadır. Raporun Lazca, Gürcüce, Rumca, Ermenice konuşan halkla birlikte yalnızca Türkçe konuşan bölge halkını da potansiyel tehlike gibi gören bir dili var. Misal Trabzonlular için belgede, ‘her ne kadar laz lisanı bilmeseler de Türkleri de katiyyen sevmezler’ denmektedir. Dil bilmeyen Rizeliler ise ‘Türkçeden başka lisanla tekkellüm etmezler ve bilmezler. Menfaatlerini her türlü milli ve vatani duyguların fevkinde bilen bu halk, henüz bugünkü rejimi anlamamış’ olarak tanımlanmış. Belgedeki ilginç bir ayrıntı da bugün çok az sayıda Rumca konuşan kişinin bulunduğu Of’la ilgili olarak ‘Of’ta hakim olan Rumcadır’ denmesi.</p>
<p>Belgede Atina (Pazar) başlıklı bölümde ‘bir hayli Hemşinli Ermeni dönmeleri vardır’ denmektedir. (T.C Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Fon Adı: Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü, Fon Kodu: 30-10-0-0, Kutu No: 112, Dosya No: 759, Gömlek No: 14)</p>
<p>Belgedeki ifade açıkça Cumhuriyet döneminde de Osmanlı döneminde olduğu gibi resmi olarak Hemşinlilerin ‘Ermeni dönmesi’ olarak tanımladığı anlaşılıyor.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/osmanli-doneminde-1913-yilinda-hemsinliler-hakkinda-hazirlanan-rapor.jpeg" alt="" width="378" height="524"></p>
<h4>“Yabancı dil ve adetlerin tesirinden kurtarmak”</h4>
<p>Başka bir döküman ise yine 10.07.2025 tarih ve 148317 sayılı olur ile gizliliği kaldırılmış ve 8/6/ 1936 tarihli bir belge. Belge ‘Memleket ve hatta devlet hassasiyet ve haysiyeti ile çok ilgili olan ve yarım asır kadar Çarlık idaresinde kalan Vatanın güzel bir parçası, Çoruh vilayeti Kültürel vaziyeti hakkında’ denilerek başbakanlığa sunulan bir rapor.</p>
<p>‘Çarlık idaresinden yeni kurtulan ve halkın bir kısmı Lazca, bir kısmı Gürcüce bir nahiyesi de Ermenice konuşan ve kültür durumu sıfıra müsavi olan Çoruh Vilayeti halkına milli ruh ve kültürü aşılayabilmek ve serhad üzerinde bulunan bu halkı yabancı dil ve adetlerin tesirinden kurtarmak için mahalli varidatla bihakkın teminine imkan olmayan ilk mektep ihtiyacı için bu vilayete umumi bütçeden her yıl hiç değilde 25000 lira kadar yardım edilmesi istenilmektedir.</p>
<p>Bu husus için Maarif Vekaletine yazılan tahriratın sureti merbuttur.’  (T.C Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Fon Adı: Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü, Fon Kodu: 30-10-0-0, Kutu No: 71, Dosya No: 464, Gömlek No: 10)</p>
<h4>Meğer asimile etme motivasyonu varmış</h4>
<p>Artvin yıllarca Türkiye’nin en eğitimli, modern şehirlerinin başında gelen, örnek gösterilen bir şehir oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bölgeye yapılan eğitim yatırımlarının motivasyonunun ne olduğunu gösteriyor bu belge. Bir çoğumuzun yıllarca örnek gösterdiği çağdaş, demokrat ve modern Artvin anlatısının arkasında belli ki Lazca, Gürcüce ve Ermenice konuşan ‘kültür durumu sıfır’ olan halka ‘milli ruh ve kültürü aşılama’ yani Türklüğe asimile etme motivasyonu varmış. Biz aydınlanıyoruz sanıyorduk, meğer asimile ediliyormuşuz! Ve üzülerek görüyoruz ki Cumhuriyet tarihi boyunca Hemşinli Ermeniler, Lazlar ve Gürcüler içerisinde bir çok insana kültürünü, tarihini ve kimliğini inkar edecek düzeyde ‘milli ruh ve kültür aşılanmış’</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Zor günlerimde bana güç verdin"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/zor-gunlerimde-bana-guc-verdin-41442</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/tayfunkahraman.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/zor-gunlerimde-bana-guc-verdin-41442</guid><description><![CDATA[Gezi davası hükümlüsü şehir plancısı Tayfun Kahraman, Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararına rağmen tahliye edilmemesi sürerken, kızı Vera'nın 7. yaş gününü sosyal medya hesabından yayımladığı duygusal mesajla kutladı. Kahraman, ayrı kalmanın ağır bir sınav olduğunu belirterek, "Yan yana olmanın değerini öğretti" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararına rağmen yeniden yargılama yapılmayan ve tahliye edilmeyen Gezi hükümlüsü şehir plancısı Tayfun Kahraman, kızı Vera’nın doğum gününü sosyal medya hesabından yayımladığı mesajla kutladı. </p>
<p>Kahraman, kızının doğumunun hayatını daha anlamlı hâle getirdiğini belirterek, ayrı kalmanın kendileri için ağır bir sınava dönüştüğünü ifade etti. Kahraman, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Hayat 7 yıl önce bugün onu daha anlamlı kılan en muhteşem hediyesini verdi. Canım kızım Vera doğdu. Bu güzel hediyeyi veren hayat, bizi hasret ile ağır bir sınava tabi tutsa da; yan yana beraber olmanın değerini de öğretti.</p>
<p>Sen ise bana her şeyi yeniden öğrettin, varlığınla hayatı güzelleştirdin, zor günlerimde bana güç verdin canım kızım. Beraberinde getirdiğin tüm güzellikler ve hissettirdiklerin için teşekkür ederim. İyi ki doğdun, doğum günün kutlu olsun canım kızım, Verakuşum."</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Gezi Parkı davası kapsamında 22 Nisan 2022’de tutuklanan Tayfun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen “hak ihlali” kararına, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin uymaması üzerine Kahraman’ın avukatı Cansu Çifçi, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulunmuştu. Bir üst mahkeme olan 14. Ağır Ceza Mahkemesi, itirazın reddine karar vermişti.</p>
<p>AYM, hak ihlali kararına rağmen yeniden yargılama yapılmayan ve tahliye edilmeyen Gezi davası hükümlüsü şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında yeni bir karar vermişti. Avukatlarının tedbir talebi üzerine ara karar kuran AYM, Kahraman’ın sağlık durumu gerektirdiği takdirde teşhis, tetkik ve tedavi için hastanede yatarak tedavi görmesi de dâhil gerekli tüm tedbirlerin alınmasına hükmetmişti.</p>
<p>Kaynak: BirGün, Medyascope</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazze’de enkazda kalan 112 kişi, 3 yıl sonra toprağa verildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazzede-enkazda-kalan-112-kisi-3-yil-sonra-topraga-verildi-41443</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/gazzede-3-yilin-ardindan-112-kisi-topraga-verildi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazzede-enkazda-kalan-112-kisi-3-yil-sonra-topraga-verildi-41443</guid><description><![CDATA[Kasım 2023’te Gazze’de İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden 112 kişi, yaklaşık 3 yıl sonra enkazdan çıkarılarak defnedildi. Ölenlerin yakınları, cenazeler enkazdan çıkarıldığı için rahatladıklarını ancak acılarının tazelendiğini ifade ederken yetkililer, binlerce insanın hala enkazların altında kayıp olduğunu belirtiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Filistinliler, Kasım 2023'te İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden aynı aşirete mensup 112 kişinin cenazesini, geçen ay enkaz altından çıkarılmalarının ardından 4 Ağustos Salı günü toprağa verdi.</p>
<p>Abu Shari’a ve al-Hasayna ailelerinin yakınları, 1000 gün bekledikten sonra, sevdiklerine son vedalarını etmek üzere Gazze'de toplandı.</p>
<p>Saldırıda akrabalarını kaybeden Amer Abu Shari'a, Middle East Eye’a (MEE) yaptığı açıklamada, "İçimizde hem bir acı hem de bir sevinç duygusu var" dedi ve ekledi: "Sevinçliyiz çünkü bu şehitleri üç yıl sonra toprağa verip onurlandıracağız. Ancak üzüntümüz de sanki katliam bugün yaşanmış gibi geri döndü."</p>
<p>Sabra mahallesine düzenlenen bu saldırı, üç yıldır süren soykırımın tek bir saldırıda en çok kayıp verilen olaylarından biriydi.</p>
<p>İsrail savaş uçakları, Abu Shari'a ve al-Hasayna aşiretinin yüzlerce ferdinin yaşadığı ve sığındığı bütün bir yerleşim bloğunu yerle bir etmişti. Saldırıda 44'ü çocuk, 37'si kadın ve 10'dan fazlası engelli olmak üzere 300'den fazla insan hayatını kaybetti. Cenazelerin çoğu çöken binaların altında kaldı.</p>
<p>Arama-kurtarma ekiplerinin operasyon için ihtiyaç duyduğu ağır ekipmanların İsrail tarafından imha edilmesi veya Gazze'ye girişinin engellenmesi nedeniyle, enkazdan cenaze çıkarma çalışmaları savaşın ilk aylarında durdurulmuştu.</p>
<p>Sivil Savunma ekipleri, sınırlı ve yetersiz ekipmanlarla 14 Temmuz'da sahada yeniden arama çalışmalarına başladı. Yetkililer, patlamaların şiddetiyle insani kalıntıların çevreye saçıldığını ve bunun da kurtarma operasyonunu daha da zorlaştırdığını belirtti.</p>
<p>1 Ağustos itibarıyla ekipler 112 kişinin cansız bedenine ulaştı ancak hâlâ enkaz altında başka kurbanların olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Gazze Şeridi’ndeki Filistin Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, MEE’ye "Cenazeleri çıkarmak için son derece zor koşullar altında 17 gün çalıştık. Sonunda 112 kişinin kalıntılarını çıkarmayı başardık. Binlerce insan hâlâ enkaz altında gömülü dururken, aileleri yas tutmaya ve cenazeleri çıkaracak imkânların sağlanması için yalvarmaya devam ediyor" açıklaması yaptı.</p>
<h4>Yeniden açılan yaralar</h4>
<p>Hayatını kaybedenler arasında, aşiretin temsilcisi Fethi Abu Shari'a gibi önde gelen isimler de bulunuyordu.</p>
<p>Evine düzenlenen saldırının ardından onlarca kişi, 2014-2019 yılları arasında Filistin Yönetimi Bayındırlık ve İskân Bakanı olarak görev yapan ve ABD vatandaşlığı bulunan Müfid el-Haseyne'nin evine sığınmıştı. Saldırıdan sağ kurtulan Mahmud el-Haseyne’ye göre, evin hedef alınmayacağını düşünen Haseyne ailesinin yaklaşık 200 ferdi buraya sığınmıştı. Ancak bu ev de bombalandı; eski bakan ve yanındakiler hayatını kaybetti.</p>
<p>Mahmud el-Haseyne, "Ne yazık ki İsrailliler ne çocuklara, ne kadınlara, ne dokunulmazlığa, ne bir eve ne de herhangi bir kutsala saygı gösterdi. Buradaki herkesi vurdular" dedi ve hayatını kaybedenlerin birçoğunun Romanya, İngiltere ve ABD vatandaşlığına sahip olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p>Ev vurulduğu sırada orada olmayan ancak ailesi saldırıya uğrayan El-Haseyne, "Oğlum yaralı olarak kurtuldu, Allah'a hamdolsun. Ama kardeşimi, eşini ve çocuklarını, kız kardeşimi ve tüm çocuklarını, diğer kız kardeşimi ve çocuklarını, ayrıca birçok halamı ve amcamı kaybettim" dedi.</p>
<p>Cenazelerin çıkarılmasını ve defnedilmesini beklemenin özellikle yurtdışında yaşayan akrabalar için çok uzun ve acı verici olduğunu belirtti: "Bu yara geçen ay yeniden açıldı ve yaklaşık 20 gündür buradayız. Ne zaman bir cenaze çıkarılsa yurtdışındaki akrabalarımız arayıp ağlıyordu. Yeni bir yara açtık. Allah'tan onları rahmetiyle kuşatmasını ve onurlandırmasını niyaz ediyoruz. Ölen biri için en büyük onur, toprağa verilmesine yardımcı olunmasıdır."</p>
<p>Gazze Kayıplar Hükümet Komitesi Başkanı Ömer Nofal, savaşın başından bu yana Gazze Şeridi'nde resmi olarak yaklaşık 6.000 kişinin kayıp olarak kayıtlara geçtiğini söyledi. Ancak gerçek rakamın 15.000'e yakın olduğunu ve bölge genelinde yıkılan binaların altında hâlâ binlerce kişinin gömülü olduğuna inanıldığını belirtti.</p>
<p>Filistin Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail güçleri Ekim 2023'ten bu yana 73.000'den fazla Filistinliyi öldürdü ve 170.000'den fazla kişiyi yaraladı. Enkaz altında hâlâ binlerce kişinin olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>(Kaynak: Middle East Eye/ Muhabir: Mohammed al-Hajjar)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kuşadası Belediyesi'ne üçüncü dalga operasyon: 15 gözaltı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kusadasi-belediyesi-ne-ucuncu-dalga-operasyon-15-gozalti-41441</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/kusadasi-belediyesi-ne-ucuncu-dalga-operasyon-15-gozalti.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kusadasi-belediyesi-ne-ucuncu-dalga-operasyon-15-gozalti-41441</guid><description><![CDATA[HP’li Kuşadası Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmada üçüncü dalga operasyon düzenlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 21 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken 15 şüpheli gözaltına alındı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP’li Kuşadası Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında sabah saatlerinde üçüncü dalga operasyon başlatıldı. “Rüşvet ve irtikap” iddialarıyla yürütülen soruşturmada 21 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Kararın ardından yapılan operasyonda 15 şüpheli gözaltına alındı.</p>
<h4>Operasyon üç ilde eşzamanlı düzenlendi</h4>
<p>İzmir, Antalya ve Aydın illerinde eşzamanlı gerçekleştirilen operasyonlarda belirlenen adreslerde arama yapıldı. Başsavcılık, operasyonun yeni tanık beyanları, etkin pişmanlık ifadeleri ve Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun hazırladığı raporlar üzerine düzenlendiğini açıkladı. Soruşturma dosyasına yeni delillerin eklendiği bildirildi.</p>
<h4>Tezcan’ın kızı ve damadı gözaltına alınanlar arasında</h4>
<p>Gözaltına alınanlar arasında YENİ Parti Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın kızı avukat Ezgi Tezcan Yaşar ve damadı avukat Umut Yaşar da bulunuyor.</p>
<p>Yaşar çiftinin hangi gerekçeyle gözaltına alındığına dair ayrıntı henüz paylaşılmadı. Gözaltına alınanlar arasında bir belediye eski başkan yardımcısı, inşaat firma sahipleri, iş insanları ve bir CHP meclis üyesi de yer alıyor.</p>
<h4>Gözaltı kararı verilen 21 isim açıklandı</h4>
<p>Başsavcılığın açıklamasına göre haklarında gözaltı kararı verilen isimler şöyle:</p>
<p>Şebnem Kars Şenol (Özel Kalem Müdürü), Resul Mert Çiftçi (İnşaat Firma Sahibi), Oğuz Ali Helvacı (İnşaat Firma Sahibi), Umut Yaşar (Avukat), Ertan Can Yazıcı (İş İnsanı), Oğuzhan Turan (Belediye Eski Başkan Yardımcısı), Şefik Çalık (Firma Sahibi), Kağan Özcan (Otel Sahibi), İsmail Yurtseven (Eğitimci), Macit Günel (İş İnsanı), Ezgi Tezcan Yaşar (Avukat), Atıl Ulaş Bengi (Tekniker), Şakir Eviz (Firma Sahibi), Emrah Temel (Firma Sahibi), Hakan Tanır (Otel Sahibi), Haşmet Akkuş (İş İnsanı), Yusuf Yazıcı (Firma Sahibi), Ali Kotan (CHP Meclis Üyesi), Cumhur Ulusoy (Mimar), Hasan Hüseyin Demirkol (Harita Mühendisi) ve Ertan Sözmener (Muhasebeci).</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Kuşadası Belediyesi’ne yönelik soruşturma mart ayında başladı. </p>
<p>CHP'li Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, 13 Mart günü sabah saatlerinde gözaltına alınmıştı. "Rüşvet" ve "irtikap" suçlamaları yöneltilen Günel, 16 Mart'ta tutuklanmıştı.</p>
<p>Kaynak: Medyascope, binaet.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Özür dilemeye hazırım, dönmek istiyorum”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozur-dilemeye-hazirim-donmek-istiyorum-41412</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/berge%20photo%20zakeyos%20hayr%20surp%2031078kucuk.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozur-dilemeye-hazirim-donmek-istiyorum-41412</guid><description><![CDATA[Türkiye Ermeni Patrikliği Ruhani Meclisi kararıyla ruhani rütbesi tardedilen Başrahip Zakeos Ohanyan (sivil hayattaki adıyla Toros Ohanyan), uzun bir aradan sonra yeni bir açıklama yayınladı. Ohanyan,  sosyal medya hesabından görüntülü olarak yaptığı açıklamada tedavi gördüğünü, iyileştikten sonra özür dileyerek İstanbul’a, kiliseye dönmek istediğini duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta sonu Facebook’ta bir video yayınlayan Ohanyan, sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi. Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nde psikolojik tedavi gördüğünü belirten Ohanyan, ağır ilaçlar kullandığını ifade etti. Ohanyan, davranış bozukluğu tanısı konduğunu söyleyerek “Gereken tedaviyi alacağım, toparlanacağım ve iyileşeceğim ve tekrar baba ocağıma, kiliseme, Badriarkaranıma (Patrikhaneme) geri döneceğim” dedi. Ohanyan, özür dilemeye hazır olduğunu da açıkladı. </p>
<p>Ohanyan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Eğer kendileri de uygun görürlerse, her kimden özür dilemem gerekiyorsa, her ne yapmam gerekiyorsa kendi açımdan ben yapmam gerekeni yapacağım. Gerisi Ruhani Meclis'in, başta Sırpazan Badriyarkayrımız (Patrik Maşalyan) olmak üzere kilisenin takdiridir. Dualarınızı eksik etmeyin, doğru ve iyi bir yolda olduğumu inanıyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Geçtiğimiz yıl boyunca verdiğim tüm huzursuzluk ve rahatsızlık için en büyüğünüzden en küçüğünüze her birinizden ayrı ayrı özür diliyorum.”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Patrikhane 2 Ekim 2025’te yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: </p>
<p>"Ruhani Meclis Bildirisi</p>
<p>Türkiye Ermenileri Patrikliği rahiplerinden Başrahip Zakeos Ohanyan yaşadığı ruhsal ve bedensel sağlık sorunları kabul edilemez, üzücü ve sarsıcı olaylara neden olmuştur.</p>
<p>Başrahip Zakeos Ohanyan Ruhani Meclis tarafından kendisine sunulan tövbe fırsatını belirlenen süre içinde cevaplamamıştır.</p>
<p>Bu nedenle Ruhani Meclisimiz Kadasetli Patrik Hazretleri’nin riyasetindeki 2 Ekim 2025 tarihli 51. oturumunda Başrahip Zakeos Ohanyan’ı ruhani rütbesinden oybirliğiyle tard ederek, (Garkalıuydz) kendisini  vaftiz ismi Toros Ohanyan kimliğiyle siviller sınıfına dahil etmiştir.</p>
<p>Ruhani Meclis Divanı"</p>
<p>Ohanyan bu açıklama üzerine çevresiyle paylaştığı mesajda günahkar olduğunu kabul etmekle birlikte "Tek çürük domates ben miyim?" demişti.</p>
<p>Ohanyan daha sonra yaptığı açıklamada ise kendisine yurtdışında bir görev teklif edildiğini belirterek şu ifadeleri kullanmıştı: </p>
<p>“Uzak ya da yakın birçok ülke ve şehirden oraya gidip kilise hizmetime tekrar devam etmem için onlarca teklif aldım, bu yerlerin isimlerini şu an itibarıyla veremem, aksi halde teklif eden liderlerin kimler olduğunu onların onayını almadan beyan etmiş olurum. Ayrıca, olsun Mayr Ator (Ana Taht) Surp Eçmiadzinden olsun diğer kentlerden birçok yüksek rütbeli Ruhani Önder ve Hovivlerden (Ruhanilerden) destek mesajları alıyorum. Kanaat önderi önemli isimlerin tam desteğine sahibim”</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sandıktan kadroya: İktidarın yeni mimarisi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sandiktan-kadroya-iktidarin-yeni-mimarisi-41406</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/sandiktan-kadroya-iktidarin-yeni-mimarisi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sandiktan-kadroya-iktidarin-yeni-mimarisi-41406</guid><description><![CDATA[Türkiye-Ermenistan hattında ise yeni mimarinin ilk sonucu bir boşluk. Rubinyan, Meclis Başkanı seçilmesiyle özel temsilcilik görevini sürdürmeyeceğini daha önce açıklamıştı. Halefi ise hâlâ belli değil. Paşinyan da Ankara'yla iletişim biçiminin ve mantığının yeniden düşünüleceğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan’daki 7 Haziran seçimlerinde sandıktan çıkan yetki, 2 Ağustos'tan itibaren kadrolara aktarılmaya başlamış gözüküyor. Yeni meclisin ilk oturumuyla hükümet Anayasa gereği istifa etti; Cumhurbaşkanı Haçaduryan, çoğunluğun adayı Nikol Paşinyan'ı yeniden başbakan olarak atadı. Ama asıl değişim tek bir koltuğun değiştiği Bakanlar Kurulu’nda değil, Meclis yönetimi ve Başbakanlık Ofisi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu yeni mimari dört hamleyle okunabilir. Birincisi, Meclis başkanlığına Türkiye ile normalleşme sürecinin özel temsilcisi Ruben Rubinyan'ın 63 oyla seçilmesi. Henüz 36 yaşındaki Rubinyan, cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde yetkileri geçici olarak üstlenecek konuma yükseldi. Görev dönemini yüksek görünürlük ve sert polemikle yürüten Alen Simonyan'ın yerine mesajını daha kontrollü veren bir ismin geçmesini otomatik bir "yumuşama" diye okumamak gerekiyor çünkü Rubinyan bilhassa iç politika ile ilgili konularda gerektiğinde aynı ölçüde sertleşebiliyor. Ama bu tercih, Paşinyan'ın Meclisi gündem üreten ayrı bir güç merkezinden çok, hükümet programını düzenli biçimde taşıyan disiplinli bir kuruma dönüştürmek istediğini düşündürüyor.</p>
<h4>Eski büyükelçi Makunts artık “Ofis”te</h4>
<p>İkincisi, Washington Büyükelçisi Lilit Makunts'un Başbakanlık Ofisi’nin başına getirilmesi. Washington mutabakatının birinci yıldönümü arefesinde, Batı başkentlerinin dilini ve çalışma biçimini bilen bir koordinatörün yürütmenin merkezine yerleştirilmesi net bir sinyal. Batı yönelimi artık sadece dış politika tercihi değil, iç yönetişim mimarisinin parçası olarak da okunabilir.</p>
<p>Üçüncüsü, kadroların yeniden dağıtımı. Makunts'un koltuğunu devraldığı, Paşinyan'ın en eski çalışma arkadaşlarından Arayik Harutyunyan artık milletvekili. Üstelik yardımcısı Daron Çakoyan ve basın sözcüsü Nazeli Bağdasaryan da onunla birlikte meclise taşındı. Başbakanlık Ofisi'nin bu toplu geçişi, hem Makunts'a temiz bir sayfa açıyor hem de -gündemdeki anayasa tartışmaları düşünülürse- Meclis’te Paşinyan’a yakın, güvenilir bir çekirdek oluşturuyor. Alen Simonyan ise şimdilik tabloda hiç yok. Kazandığı vekilliğin mazbatasını dahi almadı, "kendimi Paşinyan'sız hiçbir siyasi süreçte görmüyorum" dedi, dolayısıyla yeni görev dağılımında şimdilik görünmüyor. 2018 Kadife Devrimi'nin ön saftaki kuşağı kademeli biçimde geriye çekilirken, yerlerine bütünüyle yeni insanlar değil Paşinyan'la çalışırken yükselen ikinci halka geliyor. Dolayısıyla bunu bir tasfiye değil; sadakatin korunduğu, işlevlerin ve görünürlüğün yeniden dağıtıldığı bir kuşak değişimi olarak görmek gerekiyor.</p>
<p>Dördüncüsü, kürsü yönetimi. Parti içinde Meclis başkanlık ön seçimini Rubinyan'a kaybeden eski grup başkanı Hayk Konjoryan, 63 lehte ve 28 aleyhte oyla Meclis başkan yardımcısı seçildi. İkinci koltuğun adayı, partinin en sert polemikçilerinden Vahakn Aleksanyan'ın oylaması bu satırlar yazılırken kesinleşmemişti fakat benzer bir oy dağılımıyla seçilmesi bekleniyor. Grup başkanlığı ise Arusyak Manavazyan'a emanet edildi. Konjoryan grup disiplinini, Aleksanyan iktidarın saldırgan savunma dilini temsil ediyor ve ikisinin kürsüye taşınması, Meclis Başkanlığının parti iletişiminin de merkezi olacağını gösteriyor.</p>
<h4>Kabinede tek değişiklik</h4>
<p>Kabine ise bu tablonun en durağan köşesi. Tek değişiklik, "kendi isteğiyle" ayrılan Yüksek Teknoloji Bakanı Mıhitar Hayrabetyan'ın yerine, bakanlığa bağlı stratejik bir şirketi yöneten Tavit Tatevosyan'ın getirilmesi oldu. Bu yeni atama büyük bir politika değişikliğinden çok devamlılık tercihi gibi duruyor. Açık seçim zaferinin ardından kabinede tek koltuğun değişmesi, asıl yeniden yapılanmanın devlet aygıtının diğer katlarında yapıldığını da teyit ediyor.</p>
<p>Yeni dönemin asıl sınırı ise aritmetikte. Beşte üç çoğunluk 63 oy demek ve iktidarın elinde 64 sandalye var. Yani yüksek yargıdan bağımsız kurumlara uzanan kritik atamalarda teorik olarak kimseye ihtiyacı yok, fakat yalnızca tek fireyi kaldırabiliyor. Anayasa değişikliği için gereken üçte iki, yani 70 oy, hâlâ uzakta. Önceki yazılarda söylediğim gibi seçim Paşinyan'a yönetme yetkisi verdi ama ülkeyi tek başına yeniden kurma yetkisi vermedi. Yakın gündemde ise hükümet yapısı değişikliği tasarısı ile yirmi gün içinde Meclise sunulacak hükümet programı var. Değişiklik tasarısı ve programın "Gerçek Ermenistan" fikrini hangi somut politikalara çevirdiğini ise Mecliste onaylanmasından sonra ele almak üzere şimdilik not etmekle yetinelim.</p>
<h4>Türkiye- Ermenistan hattı</h4>
<p>Türkiye-Ermenistan hattında ise yeni mimarinin ilk sonucu bir boşluk. Rubinyan, Meclis Başkanı seçilmesiyle özel temsilcilik görevini sürdürmeyeceğini daha önce açıklamıştı. Halefi ise hâlâ belli değil. Paşinyan da Ankara'yla iletişim biçiminin ve mantığının yeniden düşünüleceğini söyledi. Böylece özel temsilciler kanalı, yeni bir isim atanmadığı sürece fiilen askıya alınmış durumda. Bunun daha üst düzey ve kurumsal bir diplomasiye geçiş mi, yoksa Azerbaycan dosyasının ilerlemesini bekleyen yeni bir dönem mi olduğunu henüz bilmiyoruz. Rubinyan'ın "Azerbaycan süreci Türkiye sürecinden daha ileride" demesi, buna karşılık "yarın bile diplomatik ilişki kurulabilir" diye eklemesi çelişki değil, sorunun tarifi. Yerevan'ın iradesi var fakat Ankara'nın kararı Bakü'yle kurduğu dengeye bağlı. Ocak 2022'den beri işleyen kanalın kapandığı bu tablo, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin önündeki meselenin artık irade sorunundan ziyade, mimari bir sorun olduğunu gösteriyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 10:58:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD'li yetkili yalanladı, TRIPP fonu iki katına çıkmıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-li-yetkili-yalanladi-tripp-fonu-iki-katina-cikmiyor-41439</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/07/abd-li-yetkili-tripp-fonlamasinin-201-milyon-dolarda-kalacagini-soyleyerek-artik-soylentilerini-yalanladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-li-yetkili-yalanladi-tripp-fonu-iki-katina-cikmiyor-41439</guid><description><![CDATA[ABD'li yetkili, TRIPP+ Yatırım Fonu'na sağladıkları desteğin 201 milyon dolar seviyesinde kaldığını belirterek, artış söylentilerini yalanladı. USAspending.gov sitesindeki bir kayıt üzerine ABD'nin projeye sağladığı finansmanın 201 milyon dolardan 402 milyon dolara yükseldiği söylenmişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>4 Ağustos'ta, ABD’nin Kafkasya'daki ulaşım ağlarını güçlendirmeyi amaçlayan Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası’na (TRIPP) ayırdığı fonu, iki katına çıkardığı yönünde <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-tripp-fonunu-201-milyondan-402-milyon-dolara-cikardi-41391" target="_blank" rel="noopener">haberler yayımlandı.</a></p>
<p>Armenpress, mali hibelerin takip edilebildiği veri tabanı <a href="http://usaspending.gov" target="_blank" rel="noopener">USAspending.gov</a> sitesindeki bir kayıt üzerine ABD'nin projeye sağladığı finansman 201 milyon dolardan 402 milyon dolara yükseldiğini ileri sürdü.</p>
<p>Ancak CivilNet'e konuşan, ABD'nin Barış Misyonları Özel Temsilcisi Kıdemli Danışmanı ve TRIPP projesinin uygulanmasını koordine eden isimlerden Aryeh Lightstone, bu iddiayı reddetti.</p>
<p>Lightstone, fonun gerçekten iki katına çıkıp çıkmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:</p>
<p>"Şu anda taahhüt edilen miktar 201 milyon dolar. Bu para TRIPP'i ve ilgili projeleri geliştirmek için yatırılacak. Ben 201 milyon doları bir tavan değil, bir taban olarak görüyorum."</p>
<p>Lightstone ile Rusya kökenli Amerikalı iş insanı Konstantin Sokolov, bu hafta TRIPP projesi kapsamında Ermeni yetkililerle görüşmek üzere Ermenistan'ı ziyaret etti. Görüşmelerde, TRIPP projelerine ayrılan fonların arttırıldığına dair herhangi bir açıklama yapılmadı. </p>
<h4>Muhasebe işlemlerinde yanlışlık yapılmış olabilir</h4>
<p>Civilnet’in aktardığına göre, USAspending.gov kayıtlarındaki muhasebe işlemlerinin yanlış anlaşılmaya yol açmış olabileceği belirtiliyor.</p>
<p><img src="https://static.agos.com.tr/2026/08/usaasp.png" alt=""></p>
<p>Buna göre mevcut 201 milyon dolarlık tahsisat, ABD hükümetinin başka bir fon kaynağından sağlanan aynı tutardaki yeni bir finansmanla değiştiriliyor; eski tahsisat ise daha sonra sistemden düşürülecek. Bu iki muhasebe işleminin aynı anda görünmesi, internet sitesinde toplam fonun 402 milyon dolara çıkmış gibi görünmesine neden olmuş olabilir. </p>
<p>Habere göre Ermenistan hâlâ ABD finansmanının birincil sahibi olarak listeleniyor. Ancak fonun yeni adı, projenin bölgesel kapsamının genişlediğine işaret ediyor. Finansman portföyünün gelecekte Azerbaycan'daki ve hatta Orta Asya'daki projeleri de kapsaması; Yerevan ile Washington'un Ermenistan'ı Orta Koridor olarak bilinen doğu-batı ulaşım ağına entegre etmeyi hedeflemesi bekleniyor. </p>
<p>2022'den bu yana ABD, Avrupa Birliği ile Güney Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri, Batı yaptırımlarına tabi Rusya'yı devre dışı bırakan alternatif transit güzergâhı olan Orta Koridor'un kapasitesini artırmak için milyarlarca dolar yatırım yaptı. </p>
<p>Washington açısından TRIPP projesi, ABD'ye Güney Kafkasya'da stratejik bir altyapı varlığı kazandıracak. Ayrıca ABD'nin Orta Asya ile ticari ilişkilerini bölgenin zengin kritik mineral rezervleri üzerine kurduğu belirtilirken, TRIPP'in bu madenlerin Batı'ya taşınmasında önemli bir rol oynayabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>(Kaynak: Civilnet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 07 Aug 2026 10:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Bu bir başlangıç, ben başlamaktan yanayım"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-bir-baslangic-ben-baslamaktan-yanayim-41437</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/resul%20emrah%20s%CC%A7ahan.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-bir-baslangic-ben-baslamaktan-yanayim-41437</guid><description><![CDATA[Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, TBMM'ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin yaptığı açıklamada, teklifin eksikleri bulunduğunu ancak "hukukun kapısının ilk kez aralandığını" belirterek, "Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç. Ortak gelecek için ben başlamaktan yanayım" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, AKP tarafından TBMM’ye sunulan ve resmi adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olan 12 maddelik “çerçeve yasa” teklifine ilişkin düşüncelerini paylaştı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından açıklama yapan Şahan, Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç ve ben başlamaktan yanayım” dedi.</p>
<p>Şahan'ın mesajının tamamı şu şekilde:</p>
<h4>"Bu bir başlangıç"</h4>
<p>“Cezaevinde zaman yavaş akıyor. O yavaşlık, kırk yılın acıları üzerine derinlemesine düşünme imkanı veriyor.</p>
<p>Bugün Meclise sunulan metni okurken aklımdan ilk geçen buydu. Evet, eksikleri var. Kaygı veren yanları var. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kapsamlı demokratikleşmenin de hayli gerisinde.</p>
<p>Ama bu toprağı yıllardır acıya, evleri yasa boğan bir meselede hukukun kapısı ilk kez aralanıyor. Ben o kapının yeniden kapanmamasından yanayım.</p>
<p>Kürt meselesinin çözümü kimsenin kimseye lütfu olmamalı. Esas olan, hepimizin eşit yurttaşlar olarak ortak bir gelecek kurma iradesidir.</p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bu ülkenin her bir ferdinin hak ettiği eşit yurttaşlığın, adaletin ve demokrasinin yeniden hayat bulduğu bir Türkiye mümkündür. O hedefe ulaşana kadar, koşullar ne olursa olsun, hukuksuzluklara da, butlanlara da, haksız tutuklamalara da aynı kararlılıkla itiraz etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Hayalini kurduğumuz YENİ nesil siyaset de bunun taşıyıcısı olmalı. Geçmişin korkularını devralıp büyüten bir siyaset değil, birlikte yaşama cesaretini büyütecek bir siyaset.</p>
<p>Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç. Ortak gelecek için, ben başlamaktan yanayım.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[HDV, Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı başvuruları başladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hdv-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-basvurulari-basladi-41436</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/hdv-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-basvurulari-basladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hdv-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-basvurulari-basladi-41436</guid><description><![CDATA[Hrant Dink Vakfı'nın beşinci dönemine giren Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı kapsamında, Ermenistan ve Türkiye'den toplam üç profesyonel, Ocak-Temmuz 2027 tarihleri arasında komşu ülkede 3 ila 6 ay sürecek bir programa katılma imkânı bulacak. Başvurular 14 Eylül 2026'ya kadar devam edecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink Vakfı, Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı'nın beşinci dönem başvurularını açtı. Program kapsamında Ermenistan ve Türkiye'den toplam üç profesyonel, Ocak-Temmuz 2027 tarihleri arasında komşu ülkedeki bir ev sahibi kuruluş bünyesinde 3 ila 6 ay boyunca özel olarak hazırlanmış bir programa katılabilecek.</p>
<p>Bu dönem desteklenecek öncelikli çalışma alanları çevre ve iklim değişikliği, kültürel miras ve turizm olarak belirlendi. Ancak bu alanlarda yapılan başvuruların sayısı veya niteliğinin yetersiz olması durumunda diğer çalışma alanlarındaki başvurular da değerlendirilebilecek.</p>
<p>2026-2027 döneminde Türkiye'den 17, Ermenistan'dan ise 12 farklı ev sahibi kuruluş, komşu ülkeden gelecek profesyonelleri ağırlayacak. Ev sahibi kuruluşların önerdiği programların yanı sıra kendi proje fikirlerini komşu ülkede hayata geçirmek isteyen adaylar da başvuruda bulunabilecek.</p>
<h4>Başvuru koşulları</h4>
<p>Programa, Ermenistan veya Türkiye vatandaşlığına sahip olan ve bu ülkelerden birinde yasal olarak ikamet eden herkes başvurabilecek.</p>
<p>Başvuru sahiplerinin 18 yaşından büyük olması, başvurdukları burs programının şartlarına uygun olduklarını kanıtlaması ve yazılı ile sözlü İngilizceye hâkim olması gerekiyor. Tüm başvuru belgelerinin İngilizce olarak hazırlanması isteniyor.</p>
<p>Adayların doldurulmuş Burs Öneri Formu ile en fazla iki sayfadan oluşan güncel mesleki özgeçmişlerini (CV) Çevrimiçi Başvuru Formu üzerinden yüklemeleri gerekiyor. Ayrıca Hrant Dink Vakfı, Seçici Kurul veya ilgili Ev Sahibi Kuruluşun talebi doğrultusunda ek belgeler de istenebilecek.</p>
<h4>Burs kapsamında neler karşılanacak?</h4>
<p>Program kapsamında bursiyerlere, burs süresince konaklama, yerel ulaşım ve geçim masraflarını karşılamak üzere aylık ödenek sağlanacak. Ayrıca Ermenistan ile Türkiye arasındaki uluslararası gidiş-dönüş seyahati, Ev Sahibi Kuruluşun bulunduğu şehre yapılacak ulaşım, vize ve oturma izni ücretleri ile seyahat sigortası da burs kapsamında karşılanacak.</p>
<h4>Başvurular 14 Eylül'e kadar</h4>
<p>Başvuru yapmak isteyen adayların çevrimiçi başvuruya başlamadan önce Burs Öneri Formu'nu indirip doldurmaları, ardından bu formu ve özgeçmişlerini Çevrimiçi Başvuru Formu üzerinden yüklemeleri gerekiyor.</p>
<p>Başvurular, 14 Eylül 2026 saat 17.00'ye kadar kabul edilecek. Vakıf, adayların başvuru öncesinde uygunluk kriterleri, başvuru şartları ve seçim sürecini içeren Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı Yönetmeliği'ni dikkatle incelemelerini öneriyor.</p>
<p>Program hakkında ayrıntılı bilgi almak veya soru yöneltmek isteyenler, <a target="_blank">fellowship@hrantdink.org</a> adresi üzerinden proje ekibiyle iletişime geçebiliyor.</p>
<p>Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı, daha önce 2014-2018 yılları arasında gerçekleştirilen dört dönemde İstanbul, Yerevan ve Gümrü'de Ermenistan ve Türkiye'den toplam 44 bursiyeri destekledi.</p>
<p>Detayları Hrant Dink Vakfı'nın <a href="https://hrantdink.org/tr/faaliyetler/projeler/turkiye-ermenistan-programi/turkiye-ermenistan-burs-programi/4657-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-yeni-donem-basvurularini-bekliyor" target="_blank" rel="nofollow noopener">internet sitesinden</a> öğrenebilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:03:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Şehit ailelerin gözüne bakamayacağımız işlerin içinde hiçbir zaman olmayız”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sehit-ailelerin-gozune-bakamayacagimiz-islerin-icinde-hicbir-zaman-olmayiz-41434</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/sehit-ailelerin-gozune-bakamayacagimiz-islerin-icinde-hicbir-zaman-olmayiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sehit-ailelerin-gozune-bakamayacagimiz-islerin-icinde-hicbir-zaman-olmayiz-41434</guid><description><![CDATA[YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Güvenpark’ta gazilerin eylemine katıldı, çerçeve yasa hakkında konuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>13 Temmuz’dan beri özlük hakları için Ankara Güvenpark’ta eylemde olan gazileri ziyaret eden Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, çerçeve yasa ve çözüm süreci hakkında konuştu. Özel, "Bütün hassasiyetleri takip ediyoruz. İlk gün nasıl hassas bir yerdeysek bugün de aynı noktadayız" dedi. </p>
<p>Çözüm sürecine ve dün (5 Ağustos) Meclis Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasaya ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Özel, “Bizim temel yaklaşımımız şu; biz silahların tamamen susmasını, bir tek silahın dahi terör örgütünün elinde kalmamasını, geri dönüşümsüz olarak silahsızlanmayı ve Türkiye’de bir daha kan akmaması için bütün düzenlemelerin demokratik zeminde yapılmasını savunuyoruz.” dedi. </p>
<h4>"AK Parti'nin teklifi beklentiyi karşılamıyor"</h4>
<p>"Biz şehit ailelerin yanına varamayacağımız, gözüne bakamayacağımız işlerin içinde hiçbir zaman olmayız" diyen Özel şunlar söyledi: </p>
<p>“Şimdi beraberimde sizin de ben burada yokken sürekli andığınız Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu var. Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu ve göreve gelir gelmez ki Milli Savunma Gölge Bakanımızdı bizim. Türkiye’de örgütlü oluşmuş gazi ve şehit ailelerinin; hem polislerin, hem askerlerin en üst üç yapısıyla sürekli temas kurdu ve biz bir araya getirdi defalarca. Türkiye’de 250’nin üzerinde derneği ziyaret etti. İstanbul’da bir çalıştay düzenledi, son günü ben de vardım. Sizler oradaydınız hepiniz; bütün dernekler, bütün vakıflar, bütün yapılar. Dört başı mamur bir hazırlığı, hep birlikte o salondan ‘Böyle olursa olur’ diye çıktık; toplam net 19 talep ve toplam 18 kanununda değişiklik yapıyor. Bu yapıldığı takdirde ‘Herkes benim sorunum çözüldü’ diyordu. Biz öyle bir teklif hazırladık, bizzat ben de imzaladım. Bu hafta da Yeni Parti Genel Başkanı ve milletvekilleri olarak imzaladık. O gün Cumhuriyet Halk Partisi’nin başındaydık.”</p>
<p>“Teklif biraz önce bahsettiğiniz ilgili komisyona ve komisyonlara gitti. Orada bekliyor iki yıldır. O teklif yasalaşsa Türkiye’de ne bir şehit ailesinin, ne bir gazinin artık bir beklentisi, eksik kalmış bir talebi kalmayacak. Öyle bir teklif. Bunu da herkes kabul ediyor, siz de kabul ediyoruz, bütün dernekler ve aileler de kabul ediyor. Yani biraz önce bahsettiğiniz bütün sorunların çözümü Meclis’te duruyor. 25 gün önce daha kötü bir noktadaydık şu açıdan. Sizin yarattığınız farkındalığın ve mücadelenin buna katkısı var. O 19 maddede şimdi üçünü ilgilendiren bir teklif. Sanki sorunların tamamı çözülüyormuş havası verilerek AK Parti tarafından hazırlandı ve bizim kapsamlı teklifimizden altı saat sonra verildi. Bunun iletişimini yapıyorlar. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Verilen teklif elbette sıfırdan iyidir. Ne oluyor? Bazı sorunları çözüyor. Ne çözüyor, ben söyleyeyim. Eksiğim varsa komutanım tamamlar, siz tamamlarsınız. Birincisi bizim hep söylediğimiz bir şey vardı ve diyorduk ki…</p>
<h4>"Şehit aileleri ve gaziler için hangi düzenlemeler öngörülüyor?"</h4>
<p>Gazilerin ailelerinin ya da şehit olmuş erlerin nasıl rütbeli birini kaybettiğimizde, bir rütbeli asker şehidimiz olduğunda ailesi sanki şehit olmamış, devresi kıdem aldıkça, rütbe aldıkça maaşı yükseldikçe albaylığa kadar aynı maaşı alıyor. Oysa burada öyle bir şey olmadığı gibi fevkalade düşük maaşları ifade ettiniz, biz utandık. 8 bin lira, 10 bin lira, 22 bin lira… Bizim bu noktadaki temel yaklaşımımız; ‘Bir er şehit olduysa ailesine uzman çavuş emsali maaş verilsin’ di. Yasada buna ‘bir asgari ücret kadar’ diye yazmışlar. Eskiden iyi, beklentinin altında. İkincisi ki biraz önce söylediniz. Düzenlemede gazi sayılmayanlara biz onur aylığı teklif ediyorduk düzenlememizde. Kendileri 17 bin ek gösterge gibi bir şey koymuşlar. Hiç yoktan iyi, beklentinin çok altında. Yine bir diğer tarafta yaralandığı halde maluliyet kabul edilmeyenlerle ilgili bizim düzenlemelerimiz vardı. O konuda da yine beklentinin çok altında bir düzenleme var. Şimdi bunlar hiç yoktan iyi ama beklentiyi asla karşılamıyor. Bunların düzgün hale getirilmesi önemli ama diğer 16 madde için fırsat var önümüzde.”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>İktidarın "Terörsüz Türkiye", DEM Parti’nin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifi 592 vekilden 360'nın imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Kanun teklifi, 7 Ağustos Cuma günü komisyonda, 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul'da görüşülerek Meclis'ten geçecek."Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" ismi verilen teklif 277 milletvekili bulunan AKP ile 46 milletvekilli MHP'nin tam desteğiyle TBMM'ye sunuldu. Teklife ayrıca 44 milletvekili bulunan CHP'nin grup başkanvekilleri, 57 milletvekili bulunan DEM Parti'nin eş genel başkanları, grup başkanvekilleri ve TBMM başkanvekili, 4 milletvekili bulunan HÜDA PAR, iki Yeni Yol milletvekili, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) milletvekilleri ile bağımsız milletvekilleri de imza attı. Yeni Parti, teklifi inceledikten sonra imzalama kararı vereceğini açıkladı. </p>
<p>Kaynak: T24<strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Bu kapıdan girmeli ve ardına kadar ortak mücadeleyle açmalıyız“]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-kapidan-girmeli-ve-ardina-kadar-ortak-mucadeleyle-acmaliyiz-41433</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/bu-kapidan-girmeli-ve-bu-kapiyi-ardina-kadar-ortak-mucadeleyle-acmaliyiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-kapidan-girmeli-ve-ardina-kadar-ortak-mucadeleyle-acmaliyiz-41433</guid><description><![CDATA[DEM Parti Sözcüzü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında Meclis’e sunulan çerçeve yasayla ilgili konuştu. DEM Part’nin ilk kez bir yasa teklifine imza attığını belirten Doğan, sürecin başarıya ulaşması için hep birlikte mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>5 Ağustos’ta TBMM Başkanlığı’na sunulan çerçeve yasaya ilişkin DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde açıklama yaptı.</p>
<p>DEM Parti’nin ilk kez bir yasa teklifine imza attığını ve atılan imzanın sıradan bir imza olmadığını belirten Doğan, yasaya ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>"Siyasi ve hukuki bir dönemin ilk kapısı aralandı. On yıllara yayılan çatışmaların ardından barışa giden yolun çok aşamalı olması da kaçınılmaz. Böyle dönemlerde atılan adımları ne olduğundan büyük göstermek ne de küçümsemek, görmezden gelmek doğru bir yaklaşım olur. Eleştirilerimiz ve önerilerimizle süreci güçlendirmeye çalışacağız. Yapıcı katkılar bu süreci zayıflatmaz, aksine güçlendirir. </p>
<h4>"Bu bir başlangıç"</h4>
<p>Bu düzenleme bütün sorunları bir anda çözen bir nihai düzenleme değil. Bir başlangıç. Bir anda Türkiye'yi demokratikleştirecek bir yasal düzenlemeden de bahsetmiyoruz. Böyle sihirli bir etkiyle Kürt sorununu da çözmeyecek. Tüm bunlar bizim ortak mücadelemize bağlı. Bundan sonra. Ama tüm bunlar için çok kritik bir kapı aralandı. Bu kapıdan girmeli ve bu kapıyı ardına kadar ortak mücadeleyle açmalıyız. İşte bu nedenle diyoruz ki ilk günden beri barış ve demokratik toplum sürecinin esas barış ve demokrasi mücadelesi verenlerdir. Ve bu mücadele onların omuzlarında yükseldi bugüne kadar. Bundan sonra da onların omuzlarında yükselmeye devam edecek."</p>
<h4>Teklife yönelik eleştiriler </h4>
<p>Ayşegül Doğan, yasa tekifine getirilen eleştiriler hakkında ise şöyle konuştu:</p>
<p>"Teklif hakkında son derece haklı kaygılarla çeşitli değerlendirmeler de yapılıyor. Kimi pozitif, kimi eleştiriler eleştirel olması gerektiği gibi. Ancak biz parti olarak diyoruz ki içinde bulunduğumuz anda sorulması gereken temel soru teklifin tek başına bütün beklentileri karşılayıp karşılamadığından ziyade önümüzde açılan tarihsel imkanı nasıl değerlendireceğimiz ve nasıl bir yolu birlikte inşa edeceğimiz. Yine teklifin kapsamı çok tartışılıyor. Daha da tartışılacak. Ama dünden bu yana teklifin kapsamıyla ilgili zaten açık bazı bilgiler var yasada.</p>
<p>'Hukuki belirsizlik sonsuza kadar sürmemeli’</p>
<p>Teklif hukuki belirsizliği tabii ki sonsuza kadar sürdürmemeli. Teklif bir yol açıyor. ülkeye dönüş yolu açıyor. Ülkeye dönmek silahlı çatışmadan demokratik hayata geçmek ilk kez ayrıntılı ve öngörülebilir bir hukuk prosedürüne bağlanıyor. Onlarca yasa yapıldı Türkiye'de bugüne kadar. Geçmişte çıkarılan düzenlemelerin bir bölümü bireysel kopuş, etkin pişmanlık, itiraf veya bilgi verme anlayışı üzerine kurulmuştu biliyorsunuz. Ve hiçbiri soruna çare olmadı. Aksine çözümsüzlüğü derinleştirdi, aksine acıları arttırdı. Ancak ilk kez bu teklif örgütün feshi ve silahsızlanması sonrasında ortaya çıkan kolektif durumu düzenleyen bir yaklaşım içeriyor ve biz bu yaklaşımı önemsiyoruz.</p>
<p>İnsanları onur kırıcı bir pişmanlık ilişkisine zorlamak yerine dayatmacılık yerine çatışmanın sona ermesinin hukuki sonuçlarını tanımlayan bir yasa teklifinden bahsediyoruz. Tabii ki ülkeye dönüşler yalnızca sınırı geçip gelmek değil. Elbette. Bunun da gerekleri var. İşte bu yüzden de çeşitli mekanizmalar öngörüyor. Biz bunu çağrısını daha önce de yapmıştık. Gerekirse yeni kurullar oluşturulsun sürecin ivme kazanması için. Süreçte oluşabilecek risklerin bertaraf edilebilmesi için. Ve bunları yaparken de korkulardan özgürleşmeliyiz demiştik."</p>
<h4>“Ortak demokratik gelecek inşa etmek herkesin sorumluluğu”</h4>
<p>Sürecin başarıya ulaşması için tüm siyasi öznelerin dahil olması gerektiğini ifade eden Doğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>"Bu açıdan bazı kurulları öngörüyor olması yasanın yine o hukuki belirsizlikleri giderebilecek bir önem taşıyor. Dinamik bir süreçten bahsediyoruz. Gerekçesinde de var. DEM Parti'nin sorumluluğu dün olduğu gibi bugün de demokratik siyasetin temel öznelerinden biri olarak mecliste gerekli hukukun kurulmasına katkı sunmak toplumun temel talep ve kaygılarını bu siyasal alana taşımak uygulamayı denetlemek ve sürecin demokratikleşmesi doğrultusunda ilerlemesi için kurucu bir sorumluluk üstlenmek gibi. Ancak yine ilk günden beri söylediğimiz bir konu var. Yaptığımız bir çağrı var. Bu yalnızca DEM Parti'nin sorumluluğu değil. Bu tüm siyasetin sorumluluğu. Bu farklı toplumsal kesimlerin aynı zamanda sorumluluğu. Türkiye'de ortak bir demokratik gelecek inşa etmek için çaba sarf eden herkesin sorumluluğu.</p>
<h4>"Barış için olanakları birlikte artırmalıyız"</h4>
<p>Farklı düşünebiliriz. Aynı yerlerden bakmıyor olabiliriz. Farklı acıların özneleri olabiliriz. Ancak bir daha bu acıların yaşanmaması için ülkede çatışmaların tamamen ve kalıcı bir biçimde sona ermesi için önümüzdeki yüz yılı inşa edebilmek için bu sorumluluğu ortak bir biçimde paylaşmalıyız. konuşarak, diyalog kurarak çözemeyeceğimiz bir sorunun olmadığını hem siyaset kurumuna hem topluma ispat etmek gösteriyor. Gündelik hayatta bunun somut değişimlerini dönüşümünü emarelerini iz düşümünü yaratmak başta tabii ki siyasi kararlılık gerektiriyor. Ancak toplumsal mücadeleyi de zorunlu kılıyor. Barış için olanakları birlikte artırmalıyız. Barış süreci aynı zamanda empati sürecidir. Dil de en azından yasalar kadar kurucu bir özelliktir. Biz dilimizi baştan beri yasadan, özgürlükten, eşitlikten yana kullanmak üzere inşa ettik."</p>
<p>Kaynak: BirGün</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bergama Tiyatro Festivali başlıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bergama-tiyatro-festivali-basliyor-41435</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/bergama-tiyatro-festivali-basliyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bergama-tiyatro-festivali-basliyor-41435</guid><description><![CDATA[7-9 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Bergama Tiyatro Festivali, bu yıl "Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak." temasıyla 30'dan fazla oyun, performans, atölye ve söyleşiyi tarihi Bergama'nın farklı mekânlarında sanatseverlerle buluşturacak. Festival, sahne sanatlarını kentin tarihi ve kültürel mirasıyla bir araya getiren çok katmanlı bir program sunacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İlki 2018’de yapılan ve bölgeye özgü tasarımıyla dikkat çeken Bergama Tiyatro Festivali, 7-9 Ağustos tarihleri arasında 30'dan fazla oyun, performans ve etkinliğe ev sahipliği yapmaya gün sayıyor. Bu yıl festivalin programına yön veren düşünce ise dört kelimeyle özetleniyor: Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak.</p>
<p>Bergama Tiyatro Festivali, bu yıl 7-9 Ağustos tarihleri arasında yedinci kez sanatseverleri tarihi Bergama'da buluşturacak. Antik dönemden günümüze uzanan kentin kültürel mirasını sahne sanatlarıyla buluşturacak festival, üç gün boyunca tiyatro, müzik, performans, atölye, söyleşi ve kent yürüyüşlerinden oluşan geniş bir programa ev sahipliği yapacak.</p>
<h4>Festivalin kalbi yine Asklepion Antik Tiyatrosu'nda</h4>
<p>Festivalin ana sahnesi bu yıl da 2 bin 400 yıllık Asklepion Antik Tiyatrosu olacak. Açılış, 7 Ağustos'ta müzisyen Gökhan Türkmen'in akustik konseriyle yapılacak. Festival kapsamında 8 Ağustos'ta Semaver Kumpanya'nın Serkan Keskin ve Canan Ergüder'i bir araya getiren "Cimri" oyunu, 9 Ağustos'ta ise DasDas'ın Haldun Taner klasiği "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" Asklepion'da seyirciyle buluşacak.</p>
<p>Festival programında ulusal tiyatro yapımlarının yanı sıra genç sanatçılar, üniversite toplulukları ve Bergamalı ekiplerin hazırladığı oyunlar da yer alacak. Arasta Meydanı, Kale Mahallesi, Odeon Pergamon, Çamlıpark ve farklı kamusal alanlarda gerçekleştirilecek etkinlikler arasında interaktif performanslar, çocuk oyunları, stand-up gösterileri ve mekâna özgü projeler bulunuyor.</p>
<h4>Çok katmanlı bir deneyim</h4>
<p>Program kapsamında ayrıca Bergama'nın kültürel mirasını tanıtan kent ve lezzet yürüyüşleri, oyun yazarlığı atölyesi, müze turları ile antik tiyatroları kapsayan geziler de düzenlenecek. Festival, tiyatro gösterilerinin yanı sıra kentin tarihini, gastronomisini ve kamusal yaşamını sanatla buluşturan çok katmanlı bir deneyim sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Festival programı, biletler ve detaylı bilgi için Bergama Tiyatro Festivali’nin internet<br>sitesini ve sosyal medya hesaplarını ziyaret edebilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uğur Mumcu ailesi Adalet Bakanı Gürlek'le görüştü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu-41432</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu-41432</guid><description><![CDATA[Uğur Mumcu suikastının üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmadığını vurgulayan ailesi, dosyanın akıbeti ve firari sanık Oğuz Demir'in yakalanmasına ilişkin Adalet Bakanı Akın Gürlek'le görüştü. Görüşmenin ardından Güldal Mumcu, "Tetikçilerin arkasında kim olursa olsun ortaya çıkarılması yönündeki talebimizi ilettik. Sayın Bakan da bunun için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>24 Ocak 1993 sabahı Ankara büyük bir patlamayla sarsıldı. Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, Karlı Sokak’taki evinin önünde park halinde bulunan otomobiline yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti. Cinayetin ardından tüm Türkiye’de protesto yürüyüşleri düzenlendi, faillerin bulunacağı yönünde sözler verildi. Ancak cinayetin üzerinden 33 yıl geçti ancak failler hâlâ bulunamadı. </p>
<p>Bugün, Uğur Mumcu'nun ailesi, Uğur Mumcu suikastına ilişkin Adalet Bakanı Akın Gürlek ile görüştü.</p>
<p>Bakan Gürlek, Uğur Mumcu’nun ailesinin talebi üzerine bugüm saat 11.30'da aileyi kabul etti. Görüşmeye Uğur Mumcu'nun eşi Eşi Güldal Mumcu, oğlu Özgür Mumcu ve aile avukatı Turgut Kazan katıldı. </p>
<h4>"Görüşme olumlu geçti"</h4>
<p>Görüşmenin tamamlanmasının ardından Güldal Mumcu Halk TV'ye<a href="https://halktv.com.tr/turkiye/ugur-mumcu-ailesi-ile-bakan-gurlek-gorusmesi-basladi-1047170h" target="_blank" rel="nofollow noopener"> konuştu:</a></p>
<p>"Görüşme olumlu geçti. Biz, tetikçilerin ve azmettiricilerinin kim olursa olsun ortaya çıkarılması yönündeki talebimizi ilettik. Sayın Adalet Bakanı da tetikçilerin arkasında kim olursa olsun, bağlantıları ne olursa olsun ortaya çıkması için elimizden geleni yapacağız dedi. Hem Sayın Bakanı hem de bu işle görevlendirilmiş ekibi olumlu bulduk. Umarım 33 yıl sonra bu cinayetin tüm bağlantıları ve azmettiricilerini tam manasıyla öğrenmiş oluruz"</p>
<h4>Cinayet hâlâ aydınlatılmayı bekliyor</h4>
<p>Suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun ailesi, Mumcu'nun ölümüne ilişkin dosya hakkında bilgi almak ve firari Oğuz Demir'in yakalanması için Adalet Bakanı Akın Gürlek'ten randevu istedi.</p>
<p>Aile tarafından yapılan açıklamada, Mumcu'nun ölümünün "Türkiye’nin hâlâ bütün yönleriyle aydınlatılmayı bekleyen en ağır siyasal cinayetlerinden biri" olduğu vurgulandı.</p>
<p>Akın Gürlek'in dosyaların yeniden inceleneceğine dair sözlerine yer verilen açıklamada, "Yargılaması mahkeme önünde sürmekte olan bir dosyanın hangi amaçla, hangi kapsamda ve hangi usulle Bakanlık masasında ayrıca incelemeye alındığı müvekkillerimiz bakımından ciddi bir belirsizlik ve kaygı yaratmıştır" denildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Unutmanın siyaseti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/unutmanin-siyaseti-41431</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/unutmanin-siyaseti.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/unutmanin-siyaseti-41431</guid><description><![CDATA[Çiğdem Mater’i düşünüyorum. Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı, Mine Özerden’i… Bugün bu isimleri konuşuyoruz. Her gün yenileri ekleniyor. Dün başkaları da vardı, yarın başkaları olacak. Mesele isimlerin değişmesi değil; alışma biçimimizin değişmemesi, zamana yayılan adaletsizliklerin o sinsi doğası… Bir deprem olur, hayat birkaç saniye içinde altüst olur. Oysa uzun tutukluluklar böyle değildir; gündelik hayatın kılcal damarlarına sessizce karışırlar.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İlk yazıda insan hafızasının neden yorulduğunu anlamaya çalışmıştım. Bu kez baktığım şey hafızanın kendisi değil, onu kuşatan düzen. Çünkü hafıza yalnızca beynimizin içinde çalışan biyolojik bir mekanizma değildir; aynı zamanda yaşadığımız çağın temposundan, gündemin akışından, siyasetin dilinden ve kamusal hayatın örgütlenişinden etkilenir. Neyi ne kadar süre hatırlayabildiğimiz yalnızca zihnimizle değil, içinde yaşadığımız dünyanın ritmiyle de ilgilidir. Belki de bu yüzden ikinci soru artık “İnsan neden unutur?” değil de şudur: “İnsan neden alışır?”</p>
<p>Uzun süre cevabın yalnızca insan zihninin sınırlarında saklı olduğunu düşündüm. Bir deprem, bir patlama ya da bir anda çöken bir bina… Ani ve sarsıcı yıkımlar zihne tutunup kalıyordu. Ama zamana yayılan yıkımlar öyle değildi; sessizce ilerleyen haksızlıklar, her gün biraz daha eksilen hayatlar hafızaya aynı kuvvetle yerleşmiyordu. Peki mesele gerçekten sadece hafızanın sınırları mıydı? Yoksa neyi unuttuğumuz kadar, neye alıştığımız da mı belirleyiciydi?</p>
<h4>Kanıksamanın vahameti</h4>
<p>Sanılanın aksine, bir topluma bir şeyi unutturmanın en etkili yolu hafızasını silmek değildir; önce onu alıştırmaktır. Elbette her iktidarın kendine özgü unutturma yöntemleri vardır: Geçmişi yeniden yazmak, bazı isimleri tarihten kazımak ya da bazı hikayeleri görünmez kılmak bunlardan yalnızca birkaçıdır. Ama çoğu zaman en etkili yöntem bunların hiçbiri değil; insanları unutturmadan önce alıştırmaktır.</p>
<p>İnsan bir bombanın sesine kolay kolay alışamaz. Ama her gün biraz daha normalleşen hukuksuzluğa, her sabah biraz daha sıradanlaşan yoksulluğa, her hafta biraz daha kanıksanan ölümlere alışabilir. Olağanüstü olan, tekrarlandıkça gündelik hayatın dokusuna karışır. İlk gün “Nasıl olur?” diye irkildiğimiz bir haber, aylar sonra arka planda çalan bir ses gibi duyulmaya başlar. Kanıksamak tam da böyle işler: Büyük bir kırılmayla değil, küçük tekrarlarla; bir anda değil, her gün biraz daha. İnsan yalnızca unuttuğu için değil, alıştığı için de başka birine dönüşür.</p>
<h4>Olağanüstü olanın sıradanlaşması</h4>
<p>Kanıksamayı yalnızca bireysel bir psikoloji meselesi olarak görmek eksik kalır. Çünkü alışmak yalnızca zihnimizle ilgili değildir; içinde yaşadığımız çağın ritmiyle de ilgilidir. Gündem hızlandıkça şaşırma süremiz kısalıyor; yeni bir olay eskisinin yasını yarıda bırakıyor. Siyaset, medya ve dijital akış durmaksızın dikkatimizi bir sonraki olaya çağırıyor. Böylece hiçbir acının içinde yeterince uzun süre kalamıyoruz.</p>
<p>Üstelik bu yalnızca çağın kendiliğinden işleyen bir sonucu da değil. Kanıksama, iktidarlar için çoğu zaman en kullanışlı toplumsal zemindir. Çünkü insanlar en sert adaletsizliklere bile bir anda değil, azar azar alıştırılır. Olağanüstü olan tekrarlandıkça sıradanlaşır; sıradanlaşan ise zamanla itiraz edilmeyen bir düzene dönüşür. Hafızamızın biyolojik sınırları vardı; çağımız o sınırları daha da zorlayan bir düzen kurdu. Kanıksama yalnızca zihnimizin değil, içinde yaşadığımız dünyanın da ürettiği bir sonuç hâline geldi.</p>
<h4>Zamana yayılmış haksızlıklar</h4>
<p>Bazen tek bir isim, bin istatistikten daha ağır gelir. Çünkü istatistikler sayılır; insanlarsa hatırlanır.</p>
<p>Çiğdem Mater’i düşünüyorum. Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı, Mine Özerden’i… Bugün bu isimleri konuşuyoruz. Her gün yenileri ekleniyor. Dün başkaları da vardı, yarın başkaları olacak. Mesele isimlerin değişmesi değil; alışma biçimimizin değişmemesi, zamana yayılan adaletsizliklerin o sinsi doğası…</p>
<p>Bir deprem olur, hayat birkaç saniye içinde altüst olur. Oysa uzun tutukluluklar böyle değildir; gündelik hayatın kılcal damarlarına sessizce karışırlar.</p>
<h4>İki kelime: Cezaevi nakli</h4>
<p>İlk günlerde öfkeleniriz, paylaşımlar yaparız, isimlerini yüksek sesle söyleriz. Sonra günler geçer: Yüz gün. Beş yüz gün. Bin gün. Takvim ilerledikçe sayı büyür ama öfke aynı hızla büyümez. Çünkü dışarıdaki bizler, içeride ağır ağır akan zamanı hiçbir zaman aynı ağırlıkta yaşamayız. İçeride geçen bir gün gerçekten yirmi dört saatlik bir bekleyiştir; sayılan, gökyüzüne bakılan uzun bir zamandır. Dışarıda ise bazen yalnızca ekranımıza düşen bir bildirim ömrü kadardır.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Çiğdem Mater ile Mine Özerden’in İstanbul’dan İzmir Şakran Cezaevi’ne sonra tekrar Silivri’ye sevk edildiğini okudum. İki satırlık soğuk bir haberdi: “Cezaevi nakli.” Oysa o iki kelimenin içine sığmayan bir hayat vardı orada. Artık daha uzun yollar katetmek zorunda kalacak aileler, daha yorucu görüş günleri ve bir insanın alıştığı gökyüzünü bile kaybetmesi vardı. Bazı adaletsizlikler siren sesleriyle gelmez; sessiz bir kurum yazısıyla gelir. Belki de bu yüzden daha kolay görünmezleşir. Bir haksızlığı unutmuyoruz aslında; onu gündelik hayatın doğal bir parçasına dönüştürüyoruz.</p>
<h4>Arama motoruna sıkışan ömürler</h4>
<p>İlk yazıda sözünü ettiğim o arama motorunu yeniden düşündüm. Bazı felaketlerin tarihini hatırlamak için nasıl ekrana başvuruyorsam, aynı şeyi insanlar için de yapmaya başladığımı fark ettim. “Kaç yıldır içeride?”, “Hâlâ tahliye edilmedi mi?” Bir isim yazıyoruz. Bir tarih çıkıyor. Birkaç haber bağlantısı… Sonra ekranı kapatıyoruz.</p>
<p>Oysa içeride zaman akmaya devam ediyor. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ama hiçbir bilgiyle yeterince uzun süre yaşamıyoruz artık. Hatırlamayı bilmekten ibaret sanıyoruz. Oysa aynı şey değiller. Bilgi zihnin bir köşesinde durur; hatırlamak ise insanın hayatında, vicdanında yer kaplar.</p>
<h4>Aşınan adalet ve çatlayan kabuk</h4>
<p>Adaletsizlikler de üst üste yığılıyor. Üstelik deprem gibi sarsarak değil; damlayan su gibi sessizce aşındırarak… Garip olan şu ki, toplum olarak ölülerimizi hatırlamayı yaşayanları hatırlamaktan çok daha iyi biliyoruz. Ölenlerin arkasından ağıtlar yakıyor, fotoğraflarını duvarlarımıza asıyoruz. Çünkü ölüm, ne kadar ağır olursa olsun tamamlanmış bir hikâyedir; yasın tutunabileceği somut bir dili vardır. Ama yaşayanları hatırlamak çok daha zordur. Çünkü tutsaklık tamamlanmış bir hikâye değildir; bitmemiş, her sabah yeniden yazılan bir cümledir.</p>
<p>Bir haksızlık görünmez olduğunda ortadan kalkmaz; yalnızca vicdanımızdaki yerini kaybeder. Görünmezleşen her adaletsizlik biraz daha kalıcı hâle gelir. Yine de bazen tek bir fotoğraf, bir mektuptan sızan tek bir cümle ya da bir annenin titreyen sesi bütün bu kalın kanıksama kabuğunu bir anda çatlatabiliyor. Demek ki vicdan tamamen yok olmuyor; yalnızca üzeri örtülüyor. Yeter ki o örtü bir anlığına aralansın; sarsılma hissi bıraktığı yerden yeniden başlıyor.</p>
<h4>Hatırlama sorumluluğu</h4>
<p>Elbette hiçbirimiz dünyadaki bütün acıları aynı canlılıkta taşıyamayacağız. Bütün isimleri ezberleyemez, bütün haksızlıklara aynı güçle karşı çıkamayız; insan zihni de vicdanı da buna muktedir değildir. Ama kendimize sormayı bırakmamamız gereken tek bir hayati soru var: “Ben buna alıştım mı?”</p>
<p>Çünkü insan unuttuğu için susmaz; sustuğu için unutur. Vicdan bazen unutarak ölmez; şaşırmayı, öfkelenmeyi ve itiraz etmeyi bıraktığı gün ölür.</p>
<p><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Bir gün zulüm biter, menekşeler de açılır üstümüzde"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-gun-zulum-biter-menekseler-de-acilir-ustumuzde-41421</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/bir-gun-zulum-biter-menekseler-de-acilir-ustumuzde.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-gun-zulum-biter-menekseler-de-acilir-ustumuzde-41421</guid><description><![CDATA[Bugün Gezi Direnişi davası hükümlüsü Çiğdem Mater'in doğum günü. Çiğdem Mater'e Özgürlük hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: "Bir gün zulüm biter, Menekşeler de açılır üstümüzde. Leylaklar da güler..."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gezi davasından 18 yıla mahkum edilen film yapımcısı, sinemacı Çiğdem Mater’in bugün doğum günü. Arkadaşları sosyal medya paylaşımları ile Mater’in doğum günün kutluyor.</p>
<p>Ayrıca, Çiğdem Mater’e Özgürlük hesabından da şu paylaşım yapıldı:</p>
<p>"Bir gün zulüm biter<br>Menekşeler de açılır üstümüzde<br>Leylaklar da güler...</p>
<p>İyi ki doğdun Çiğdem!<br>Seni çok seviyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">BİR GÜN ZULÜM BİTER <br>MENEKŞELER DE<br>AÇILIR ÜSTÜMÜZDE<br>LEYLAKLAR DA GÜLER…<br><br>İyi ki doğdun Çiğdem! <br>Seni çok seviyoruz. <a href="https://t.co/AjbGJ4jdbe">pic.twitter.com/AjbGJ4jdbe</a></p>
— Çiğdem Mater'e Özgürlük (@freecigdemmater) <a href="https://x.com/freecigdemmater/status/2085115290094887408?ref_src=twsrc%5Etfw">August 5, 2026</a></blockquote>
<h4>Yeni mektup adresleri</h4>
<p>Gezi Direnişi davası hükümlüsü Çiğdem Mater ve Mine Özerden, geçen hafta önce sevk edildikleri İzmir'deki Şakran Cezaevi'nden, Silivri'deki Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na nakledildi.</p>
<p>Mater ve Özerden'in arkadaşları, yaptıkları açıklamayla iki ismin yeni mektup adreslerini kamuoyuyla paylaşırken, onlar için adalet çağrısını yineledi.</p>
<p>Açıklamaya göre Çiğdem Mater'in yeni mektup adresi şöyle:</p>
<p><strong>Çiğdem Mater Utku</strong><br>Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu<br>10 No'lu - C3<br>Semizkumlar Mahallesi, Çanta Caddesi, No: 162/2<br>Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü<br>Silivri / İstanbul</p>
<p>Mine Özerden'in yeni mektup adresi ise şöyle:</p>
<p><strong>Mine Özerden</strong><br>Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu<br>10 No'lu - C2<br>Semizkumlar Mahallesi, Çanta Caddesi, No: 162/2<br>Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü<br>Silivri / İstanbul</p>
<p>Arkadaşları, kamuoyunu Çiğdem Mater ve Mine Özerden'e mektup göndererek dayanışmayı sürdürmeye çağırdı.</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çerçeve yasa: Umut ve soru işaretleri]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cerceve-yasa-umut-ve-soru-isaretleri-41420</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/06/cerceve-yasa-umut-ve-soru-isaretleri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cerceve-yasa-umut-ve-soru-isaretleri-41420</guid><description><![CDATA[Elbette ki çok önemli bir adım. Özellikle bu meselenin ağırlığını yıllardır üzerinde taşıyanlar için artık bir “nefes alma” dönemi kapıda. Umutlu olmak için çok sebep var. Umalım ki atılan adım bu kez menzile varsın. Bununla birlikte elimizde şu an örgüt üyelerinin olağan hayata dönmesine yönelik bir yasal teklif var. Kürt meselesinin çözümü için nasıl adımlar atılacağı henüz belli değil. İktidar kanadında bu meselesinin çözümünde “esasa” girmeye dair pek ipucu yok. Beri yandan tüm bunlar olurken  İstanbul’da ve ülke çapında CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmiyor, siyasi tutsaklar hapiste tutuluyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>MHP lideri Bahçeli’nin Ekim 2024’te Öcalan için, "Gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, ‘Umut Hakkı’nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın” çıkışıyla başlayan, Kürt meselesinde çözüm bekleyenlerin “Çözüm Süreci”, iktidarın ise “Terörsüz Türkiye” dediği süreçte ilk somut adım atıldı ve PKK üyelerinin cezalarının ertelenmesinin, örgütün silah bıraktığının teyit edilmesinin ana eksenini oluşturduğu ‘çerçeve yasa’  teklifi TBMM’ye sunuldu.</p>
<p>"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" ismiyle ve 360 vekilin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunulan teklif, 7 Ağustos Cuma günü Adalet Komisyonu’nda, 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul'da görüşülerek Meclis'ten geçecek. Görüşmelerin hafta sonu tamamlanamaması halinde düzenlemenin en geç 11 Ağustos Salı günü Meclis'ten geçirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Tasarı hazırlanırken Abdullah Öcalan’un durumu üzerinde dikkatle durulmuş. Zira teklif 2005’ten önce işlenen ve müebbet ceza hükmü verilen suçları kapsamıyor. Dolayısıyla Öcalan  bu tekliften yararlanamayacak. Peki kimler yararlanacak?</p>
<p>Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası alanların infazı 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların infazı da 10 yıl süreyle, infaz hakimi kararıyla ertelenecek.</p>
<p>Milli Güvenlik Kurulu tarafından PKK/KCK ile bağlantılı her türlü oluşumun kendini feshettiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit ve teyit etmesi şartı aranacak. Bu şartların yerine getirilmesi durumunda, "örgütü kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörün finansmanına ilişkin suçlar" ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ertelenecek. Erteleme olduğu için aynı suçu işlememeleri şartı aranacak.</p>
<p>Bu haliyle “Kürt meselesinin esastan çözümüne yönelik” bir çerçeve olduğunu söylemek zor. Daha çok örgüt üyelerinin cezaevlerinden tahliyesi ve PKK/KCK’nin feshinin kayıt alınmasına yönelik bir düzenleme.</p>
<p>Elbette ki çok önemli bir adım. Özellikle bu meselenin ağırlığını yıllardır üzerinde taşıyanlar, evlatlarını, eşlerini kaybedenler, askere giden çocuklarından gelecek haberi endişeyle bekleyen ya da dağdaki evlatlarından haber almayı umut edenler için artık bir “nefes alma” dönemi kapıda. Umutlu olmak için çok sebep var. Umalım ki atılan adım bu kez menzile varsın ve bu meselenin “silahlar üzerinden” konuşulduğu dönem -her açıdan- sona ersin.</p>
<p>Bununla birlikte az evvel de bahsettiğim gibi elimizde şu an örgüt üyelerinin olağan hayata dönmesine yönelik bir yasal teklif var. Kürt meselesinin çözümü için nasıl adımlar atılacağı henüz belli değil. Mesela anadil konusunda adımlar atılacak mı, Kürt halkının bilhassa kamusal hayatta eşit biçimde yer almaya dair beklentileri karşılık bulacak mı, bu konulara AKP ve MHP nasıl yaklaşıyor? Bunları bilemiyoruz.</p>
<p>Öcalan daha önceki <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-kurt-olgusu-tum-boyutlariyla-cumhuriyetin-yasalligina-dahil-edilmeli-36209" target="_blank" rel="nofollow noopener">açıklamalarında </a>“Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır” diyordu. Son açıklamalarında bu konuda tutumunu eskisi kadar dile getirmedi ve TBMM’ye gitmeden önce İmralı’ya ulaştırıldığı anlaşılan çerçeve yasa teklifi için “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan, bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır” dedi.</p>
<p>DEM Parti’den gelen mesajlar da bu yönde. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları “Bizim açımızdan bu yasa bir kök yasadır. Bundan sonra demokratikleşmeyle ilgili adımlar atılması, Türkiye’deki bütün farklı halkların ve inançların sorunlarına çözüm üretecek yeni yasaların çıkarılması bakımından bir kök yasa niteliği taşımasını diliyoruz” dedi.</p>
<p>MHP’li Feti Yıldız da yeni adımlar atılacağını vurguladı ancak daha çok teknik düzenlemeler üzerinde durdu ve şöyle dedi: “Bundan sonra Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, İnfaz Hukuku'nda mutlaka değişiklikler yapılacaktır".</p>
<p>AKP’li Ömer Çelik ise “PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye bütün Avrupa'daki illegal unsurlarla sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracak. Bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona ermesiyle bu sürecin başarıya ulaşması için gayret etmeye devam edeceğiz. Hiçbir üçüncü göze gerek yok” diye konuştu.</p>
<p>Özetle iktidar kanadında az evvel bahsettiğim Kürt meselesinin çözümünde “esasa” girmeye dair pek ipucu yok.</p>
<p>Beri yandan tüm bunlar olurken iktidar tarafından yargı eliyle CHP genel başkanlığından  uzaklaştırılan YENİ Parti’nin (aynı zamanda ana muhalefet partisinin) Genel Başkanı Özgür Özel hakkında dokunulmazlığının kaldırılması için yeni fezleke hazırlanıyor, İstanbul’da ve ülke çapında CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmiyor, son olarak Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ve Etimesgut belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu tutuklanıyor.</p>
<p>Yine beri yandan Selahattin Demirtaş hâlâ hapiste tutuluyor, Osman Kavala da yıllardır zindanda. Gezi direnişi gerekçe gösterilerek hapse atılan Çiğdem Mater ve Mine Özerden önce İzmir’e sonra da Silivri’ye naklediliyor, Bahçeli’nin bile talep ettiği “Ahmetler” (görevden alınan belediye başkanları Ahmet Türk, Ahmet Özer) görevlerine iade edilmiyor. Bir de elbette Barış Akademisyenleri var. 10 yıl önce barış çağrısı yaptıkları için KHK ile ihraç edilen 406 akademisyen. 385'inin iade başvurusu reddedildi, 10 yıldır mücadelelerini sürdürüyorlar. </p>
<p>Bu tablo içinde Özgür Özel bence yerinde bir değerlendirme yaptı teklif TBMM’ye geldikten sonra. YENİ Parti henüz kurumsal bir açıklama yapmadı ama Özgür Özel gazeteci Murat Yetkin’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:</p>
<p>"Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Elbette milletvekilleri, parti grupları Meclis Komisyonu’nda metne katkı sağlayabilirler, eleştirilerini söyleyebilirler. Ancak teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığına teslim etmek meselenin ruhuna aykırı.”</p>
<p>Özel şöyle devam etti: “İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım. 6 Ceza Kanunuyla ilgili, 7 demokratikleşmeyle ilgili, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarına uyulmasından kayyım uygulamasının sonlandırılmasına ve çok sayıda demokratik açılımın düzenlenmesine kadar. Bu konudaki hassasiyetimiz, şerhimiz devam ediyor.”</p>
<p>Velhasıl ilk adım atıldı ve artık elimizde bir metin var. Bundan sonrası elbette en az bu adım kadar önemli. Demokratikleşmeyle desteklenmeyen, siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşmadığı, tüm Türkiye’ye nefes aldırmayan bir “Çerçeve Yasa”, gayet açık ki eksik kalacaktır.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41416</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41416</guid><description><![CDATA[Yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'na seçildi. Geçen yıl yönetim kuruluna katılan Boghosian, yeni görevinde vakfın eğitim, film restorasyonu ve gazetecilere yönelik destek çalışmalarını yönlendirecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Asbarez'in haberine göre Altın Küre Vakfı (Golden Globe Foundation), yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian'ı Yönetim Kurulu Başkanı olarak atadı.</p>
<p>Boghosian, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Altın Küre Vakfı Başkanı seçildiğimi paylaşmaktan onur duyuyorum" ifadesini kullandı. Boghosian, "Bana duyulan güven için minnettarım; Vakfa hizmet etmeyi, misyonunu desteklemeyi ve olumlu bir etki yaratmayı sabırsızlıkla bekliyorum" diye ekledi.</p>
<p>Altın Küre Vakfı, sinemacılara yönelik eğitim programları, film restorasyon projeleri ve dünya çapındaki gazetecilere yönelik finansal yardım, kaynak ve hizmetler de dahil olmak üzere geniş bir kâr amacı gütmeyen kuruluş yelpazesini desteklemesiyle tanınıyor.</p>
<p>Boghosian, deneyimli ve başarılı bir yapımcı, gazeteci ve televizyon sunucusu. Medya sektöründe on yılı aşkın deneyime sahip olan Boghosian, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi'ndeki yayıncılık sektörüne hizmet veren Hollywood merkezli yapım şirketi Boghos Entertainment'ın sahibi ve yöneticisi. Boghosian ayrıca Dubai merkezli televizyon kanalı El-Arabiya'nın Hollywood muhabiri olarak görev yapıyor.</p>
<p>Raffi Boghosian, tanınmış bir Ermeni ailenin çocuğu olarak 31 Mart 1990'da Irak'da dünyaya geldi. Çocukluğunu Suriye ve Ürdün'de geçiren Boghosian, ilerleyen yıllarda Los Angeles'a taşındı. Eğitimini Amerika'da tamamladıktan sonra uzun yıllar muhabir olarak çalıştı. Haberleri ve röportajları, çok büyük bir Arapça konuşan izleyici kitlesi tarafından izleniyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yesayan Derneği çocukları buluşturmaya devam ediyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yesayan-dernegi-cocuklari-bulusturmaya-devam-ediyor-41415</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/yesayan-dernegi-cocuklari-bulusturmaya-devam-ediyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yesayan-dernegi-cocuklari-bulusturmaya-devam-ediyor-41415</guid><description><![CDATA[Yesayan Kültür ve Edebiyat Derneği’nin çocuklar için düzenlediği yaz atölyeleri sürüyor. ‘Amaranots Aşkhadanots’ (Yazlık Atölye)  başlıklı etkinlik dizisinde Temmuz ayı boyunca çocuklar üç ayrı atölyede bir araya geldi. Farklı yaş gruplarından çocuklara hitap eden atölyeler, Nersesyan Korosu’nun desteğiyle Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin bahçesinde yapılıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz’un son etkinliğinde çocuklar; Talar Midoyan’ın yürütücülüğünde, farklı basım teknikleri kullanarak yaratıcı üretimlerde bulundular. Kâğıt üzerine patates ve limon baskı teknikleriyle yaratıcılıklarını konuşturan katılımcılar, üretimlerini panoya asarak hatıra fotoğrafı çektirdiler. Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin dinî lideri Rahip Harutyun Damadyan’ın da katılım gösterdiği atölyede çocuklar anadillerini gündelik yaşamlarında kullanma fırsatı buldular.</p>
<p>Atölyeler Ağustos boyunca da devam edecek. 6 Ağustos Perşembe günkü çocuklarla felsefe atölyesi Tina Kopma tarafından yürütülecek. Ayın ikinci atölyesinde çocuklar Narod Avcı ile birlikte ellerini kirleterek kilden neler yapabileceğine bakacak. Etkinlik, 12 Ağustos Çarşamba günü yapılacak ve saat 16.00’da başlayacak. Bir sonraki atölyede çocuklar bu kez Yesayan Derneği’nin çıkardığı ‘Hargav’ fanzininin yeni sayısını beraber hazırlayacak. Bu atölyenin tarihi 20 Ağustos Perşembe, saat 16.00. Etkinlik dizisinin sonuncusu 27 Ağustos’ta yapılacak. Mihran Tomasyan’ın yürütücülüğündeki atölyede çocuklar, birlikte özgürce dans edecekler.</p>
<p>Her yaş grubundan çocuklar için tasarlanan birbirinden farklı atölyeler hakkında daha fazla bilgi almak ve etkinliklere kayıt olmak için <a href="https://yaz.yesayan.org/" target="_blank" rel="nofollow noopener">yaz.yesayan.org</a> adresi ziyaret edilebilir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıklı yaşam için Kınalıada’da yürüyüş]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/saglikli-yasam-icin-kinaliadada-yuruyus-41414</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/saglikli-yasam-icin-kinaliadada-yuruyus.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/saglikli-yasam-icin-kinaliadada-yuruyus-41414</guid><description><![CDATA[Şişli Spor Kulübü, toplum üyelerini sağlıklı yaşama teşvik amacıyla başlattığı geleneksel yürüyüş etkinliğini bu yıl da sürdürdü. Patrik Maşalyan ve toplum üyelerinin katıldığı yürüyüş, kahvaltı ile sona erdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1 Ağustos Cumartesi günü sabah saatlerinde Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Vakfı işbirliğiyle düzenlenen etkinliğe AKP İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Sevan Sıvacıoğlu, Üstrahip Harutyun Damadyan, Patrik Vekili Kıdemli Peder Krikor Damadyan, Kınalıada Muhtarı Erdal Aydın, vakıf yöneticileri ve halk katıldı. İlginin  yoğun olduğu yürüyüş etkinliğinde katılımcılar, spor yaparak ada turu atmış oldu. Kilise’de tamamlanan yürüyüş sonrası katılımcılar, Kınalıada Vakfı tarafından verilen kahvaltıya geçti. Patrik Maşalyan, konuşmasında toplum üyelerinin bir araya gelmesi ve kaynaşması adına bu tür vesilelerin artması temennisinde bulundu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İskenderun Kilisesi için bağış kampanyası başladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iskenderun-kilisesi-icin-bagis-kampanyasi-basladi-41413</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/iskenderun-kilisesi-icin-bagis-kampanyasi-basladi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iskenderun-kilisesi-icin-bagis-kampanyasi-basladi-41413</guid><description><![CDATA[İskenderun Karasun Manuk Kilisesi’nin restorasyonu için Kınalıada’da ayin düzenlendi. Patrik Maşalyan, riyaset ettiği ayinde vaaz verdi ve kilisenin onarımı için toplumun maddi desteklerini esirgememesi gerektiğini söyledi. Agos’a açıklama yapan İskenderun Karasun Manuk Kilisesi Vakfı Başkanı Yusuf Tabaş şu ana kadar 500 bin TL civarında bağış toplandığını söyledi. Kilisenin onarımı için belirlenen maliyet ise 77 milyon TL.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş depremlerinde İskenderun Kilisesi hasar almıştı. Kilise’nin yanı sıra vakfın aylık gelir elde ettiği dükkanlar da zarar gördü. Kilise vakfı, onarım için maddi kaynak arayışını sürdürüyor. Kilise onarımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 5 milyon TL’lik yardım sağlanacak. </p>
<p>2 Ağustos Pazar günü Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nde düzenlenen ayine Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyaset etti. Hatay Kiliseleri Din görevlisi ve Anadolu’daki cemaatler ruhani gözetmeni Peder Avedis Tabaşyan’ın yönettiği ayinde Üstrahip Harutyun Damadyan hazır bulundu. İlahiler Artun Tekiroğlu yönetimindeki Nersesyan Korosu tarafından</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/haber/2025/12/25/iskenderun-kilisesinin-restorasyonu-icin-maddi-kaynak-araniyor.jpg" alt="" width="458" height="305">
<figcaption>Fotoğraf: İşhan Erdinç</figcaption>
</figure>
<p>seslendirildi. İskenderun Karasun Manuk Kilisesi Vakfı Başkanı Yusuf Tabaş, Kınalıada Kilisesi Vakfı Başkanı Levon Şadyan ve yönetim kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu, halkın ilgi gösterdiği ayinde Patrik Maşalyan vaaz verdi. Verme bilincini hatırlatan Patrik Maşalyan, İskenderun Kilisesi için ‘Bugün Sahip Çıkalım Yarın Gurur Duyalım’ başlıklı bağış kampanyası başlatıldığını söyledi. Patrik Maşalyan Hatay, özellikle de İskenderun cemaatinin kilisenin onarımı için maddi desteğe ihtiyacı olduğunu, toplum olarak Hatay’daki Ermeni toplumuna yardım etme yükümlülüğü içinde olduklarını vurguladı. Ayinin ardından kilisenin salonunda kurulan sevgi sofrasına geçildi. Vakıflıköyü Kalkındırma ve Dayanışma Derneği’nin katkı sunduğu yemekte Patrik Maşalyan, İstanbul’daki Ermeni toplumu ile diasporaya seslenerek İskenderun Kilisesi’nin onarımı ve ayağa kalkması için herkesi katkı vermeye çağırdı.</p>
<p>İskenderun Kilisesi Vakfı’nın açıkladığı verilere göre, 2025 yılında mülklerden 804 bin TL kira geliri elde edilirken, giderler ise 743 bin TL’yi buldu. Restorasyon için dört aşamalı bir plan açıklayan vakıf yönetimi, vakfa ait dükkanların onarımının 20 milyon TL, kilisenin tadilatının 45 milyon TL, müştemilatın yapımının 12 milyon TL’yi bulacağını öngörüyor. Vakıf yönetimi, onarımı tamamlanan dükkanları kiraya vererek kilise restorasyonu için ek maddi kaynak yaratmayı amaçlıyor. Agos’a konuşan İskenderun Karasun Manuk Kilisesi Vakfı Başkanı Yusuf Tabaş, bağış kampanyasına şu ana kadar 500 bin TL’lik yardım yapıldığını, bazı kilise vakıflarından ise destek sözü aldıklarını söyledi.</p>
<div class="box-12">
<p>Bağış kampanyası için banka hesap bilgileri şu şekilde:</p>
<p>BANK/BRANCH HESAP ADI / ACCOUNT HOLDER</p>
<p>VAKIFBANK İSKENDERUN / TC KARASUN MANUK ERMENİ KİLİSESİ</p>
<p>PARA BİRİMİ / CURRENCY | İBAN</p>
<p>TRY(TL)</p>
<p>TR07 0001 5001 5800 7319 7029 45</p>
<p>USD</p>
<p>TR28 0001 5001 5804 8022 5338 81</p>
<p>EURO</p>
<p>TR33 0001 5001 5804 8022 5538 88</p>
<p>GBP</p>
<p>TR02 0001 5001 5804 8023 1333 47</p>
<p>SWIFT CODE</p>
<p>TVBATR2AXXX</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:31:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Agos'un 30. yılı için Los Angeles'ta özel etkinlik]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agos-un-30-yili-icin-los-angeles-ta-ozel-etkinlik-41411</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/agos-un-30-yili-icin-los-angeles-ta-ozel-etkinlik.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agos-un-30-yili-icin-los-angeles-ta-ozel-etkinlik-41411</guid><description><![CDATA[Gazetemizin 30’uncu kuruluş yıldönümü vesilesiyle Los Angeles’ta özel bir etkinlik düzenlendi. Bolsahay Miutyun (İstanbullu Ermeniler Derneği) tarafından düzenlenen etkinlikte Agos ekibinin yanı sıra Asbarez, Nor Or, Masis gazetelerinden editörler, Rakel Dink ve dernek yöneticileri konuşmalar yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>2 Ağustos Pazar günü dernek lokalinde yapılan etkinliğin sunuculuğunu Bolsahay Miutyun Mütevelli Heyeti üyesi Garbis Sarafyan yaptı. Agos’un bir köprü görevi gördüğünü belirten Sarafyan, “Köprünün İstanbul ayağı Hrant Dink, Los Angeles ayağı Edvin Minassian. Ne yazık ki ikisi de hayatta değil. Bu köprülerden çok insanlar gitti geldi karşılıklı. İstedim ki, biz de bu sağlam köprünün üzerinde yan yana gelelim. Los Angeles'taki gazeteler ve Agos karşılıklı yan yana otursun, onlar kendi pencerelerinden bakarak Agos'u değerlendirsinler” dedi.</p>
<p>Asbarez gazetesi editörü Ara Haçaduryan, etkinlikte yaptığı konuşmada, Hrant Dink ve Agos’un Türkiye Ermenilerinin mücadelesini ileriye taşıdığını, Kamp Armen’e el konulmaması için çaba sarf ettiğini hatırlattı. Haçaduryan, dernek yönetimine etkinlik için teşekkür ederek Agos’un 30’uncu yılını kutladı.</p>
<p>Masis haftalık gazetesinin editörü Krikor Khodenyan da  “Otuz yıl önce Hrant Dink ve arkadaşları Agos haftalık gazetesini kurduklarında, sadece yeni bir yayın organına hayat vermekle kalmadılar; tüm Ermeniliğe adı İstanbul olan kapıyı açık tutan bir anahtar verdiler. Hrant Dink, nefret ekmeden de yaşanabileceğini, köprüleri yakmadan da mücadele edilebileceğini kanıtladı ve bugün Agos'un sayfalarında yaşayan değerler işte bunlardır. Agos, kişisel tehlikelerden kaygılanmadan bu görevi onurla yerine getiriyor ve bizler yayın kuruluna ve çalışanlarına gerçekten hak ettiği saygıyı sunuyoruz" dedi.</p>
<p>Nor Or gazetesinden Kevork Köşkeryan ise “İstanbul, kültürümüzün en büyük merkezi sayılırdı. Aydınlar ve edebiyatçılar yetiştirdi. Şimdi o sayfa kapandı ve İstanbul bize 'Marmara', 'Jamanak' ve 'Agos' gazeteleri aracılığıyla görünerek onların işini sürdürüyor. Agos'un emektar kadrosunu kutluyor, kesintisiz bir yolculuk ve yeni başarılar diliyorum” dedi ve Hrant Dink'in kendi gözünde bir kahraman olduğunu belirtti.</p>
<p>Mütevelli Heyeti Başkanı Parunak Çelikyan’ın da bir konuşma yaptığı etkinlikte Agos yayın yönetmeni Yetvart Danzikyan, Agos Ermenice sayfalar editörü Pakrat Estukyan ve Agos yazarı Ohannes Kılıçdağı’nın görüntülü mesajların da katılımcılarla paylaşıldı. Ayrıca Agos'un eski yazı işleri müdürü Aris Nalcı'nın da  etkinliğe gönderdiği görüntülü mesaj paylaşıldı. </p>
<p>Görüntülü bir mesaj gönderen Hrant Dink’in eşi ve Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink de,  Agos’un uzun bir yol yürüdüğünü ve yürümeye devam edeceğini belirtti. Derneğin mütevelli heyet başkanı Parunak Çelikyan ve üyesi Sarafyan, kapanış konuşmalarında konuşmacılara teşekkür etti.</p>
<p>Sarafyan etkinlik sonrasında Agos’a yaptığı açıklamada “Yalnız değilsiniz, burada bütün gazeteler size el uzatıyorlar” dedi  ve tüm çalışanlara selamlarını gönderdi.  Sarafyan etkinliğin düzenlenmesinde İstanbul Ermenilerinden Markrit Atmaca’nın da emeği olduğunu ekledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel: Komisyon raporundaki 6. ve 7. madde içiçe olmalıydı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-komisyon-raporundaki-6-ve-7-madde-icice-olmaliydi-41410</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/ozel-komisyon-rapordaki-6-ve-7-madde-icice-olmaliydi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-komisyon-raporundaki-6-ve-7-madde-icice-olmaliydi-41410</guid><description><![CDATA[YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasa teklifine ilişkin olarak, "Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş" dedi.  Özel "İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım" diye konuştu]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasaya ilişkin YetkinReport'a yaptığı değerlendirmede, şunları kaydetti:</p>
<p>"Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Elbette milletvekilleri, parti grupları Meclis Komisyonu’nda metne katkı sağlayabilirler, eleştirilerini söyleyebilirler. Ancak teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığına teslim etmek meselenin ruhuna aykırı.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım. 6 Ceza Kanunuyla ilgili, 7 demokratikleşmeyle ilgili, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarına uyulmasından kayyım uygulamasının sonlandırılmasına ve çok sayıda demokratik açılımın düzenlenmesine kadar. Bu konudaki hassasiyetimiz, şerhimiz devam ediyor. Bu kanunun yasalaşmasından sonra, silahların bırakıldığının teyit ve tespiti ile ilgili geçecek sürede mutlaka yedinci kısmın hızla hazırlanması için çalışılması gerekiyor.</p>
<p>Kürt sorununu çözmek altıncı kısımda tek başına yeterli değil. Kürtlerin sorunlarını çözmek ya da Türkiye’nin demokrasi sorununu çözmek altı ile olmaz. 6’ncı madde bir sürecin sonu, teknik bir gereklilik olabilir ama 7’nci madde demokratik bir sürecin başlangıcı, barışın başlangıcı, kardeşliğin başlangıcı, Kürtlerle Türklerin ortak geleceğinin birlikte güvenli bir şekilde yürümesinin başlangıcı olmalı. Ayrıca ceza hukukçusu arkadaşlarımızın ve hukukçu milletvekillerimizin kanun teklifi ile ilgili teknik eleştirileri de var, onları da ayrıca dile getireceğiz. Ama esas dikkat çekmek istediğimiz mesele, bugün çözmeye çalıştığımız sorunun kök sebeplerini, komisyon raporunun 7’nci kısmına yönelik cesur kararlı hızlı adımlar atarak çözebiliriz. Yoksa infaz düzenlemesi bazı sonuçları ortadan kaldırır ama sebebi ortadan kaldırmaz."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 21:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yetimhanelerde salgın hastalıklarla mücadele]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yetimhanelerde-salgin-hastaliklarla-mucadele-41409</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/yetimhanelerde-salgin-hastaliklarla-mucadele.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yetimhanelerde-salgin-hastaliklarla-mucadele-41409</guid><description><![CDATA[1920 yılına geldiğimizde, Mayıs ayında yayınlanan bir genelgede çocuklardan bazılarının kronik bulaşıçı hastalıklardan mustarip olmalarının diğer çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğu ve bu nedenle bu çocukları ayrı bir yetimhanede toplayıp tedavi etme yönünde bir girişim olduğu bilgisi verilir, yetimhanenin sorumlu doktorunun ivedilikle çocukları ciddi bir muayeneden geçirmesi ve kronik bulaşıcı hastalığı olanların listesinin gönderilmesi rica edilmektedir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Mütareke dönemi İstanbulunda, savaş sonrası kötü yaşam koşulları nedeniyle salgın hastalık riski oldukça yüksektir. Buna ek olarak yetimhanelerdeki yoğunluk ve zor şartlar bulaşıcı hastalıkların çocuklar arasında hızla yayılmasına neden olur. Balat Yetimhanesi özelinde baktığımızda arşiv belgelerinin üçte birine yakın kısmının yetimlerin sağlık sorunları ve özellikle bulaşıcı hastalıklar ile ilgili olduğunu okuyoruz.</p>
<p>Balat Yetimhanesi’nin Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu’na bağlanması ve yetim sayısının kısa sürede 100’ün üstüne çıkması ile hastalıklar da kendini göstermeye başlar. Organizasyonun merkezi yönetimi, Doktor Gorigyan’ı Balat Yetimhanesi sorumlu doktoru olarak görevlendirir. Ayrıca yetimhanede daimi olarak bir hemşire de görev yapmaya başlayacaktır. Hastalıklar ile ilgili ilk belgeler Haziran 1919’da uyuz hastalığına yakalanan 50 kadar yetimin Salmatomruk Surp Tateos-Partağomeos Okulu’na nakledilerek tedavilerinin burada yapılması ile ilgili. Yetimler, Balat Yetimleri Himaye Heyeti’nden Hulyane Rupinyan’ın gözetiminde tedavi edilirler. Heyet aynı zamanda ayda 400 kuruş ile iki kalıcı hemşire görevlendirilmesine karar verir. İyileşip geri dönen çocukların kıyafet ve eşyalarının dezenfeksiyonuna büyük özen gösterilir.  2 Temmuz 1919’da Salmatomruk’ta çıkan yangında Surp Tateos-Partağomeos Okulu kül olur ve çocukların orada tedavi edilme süreci sona erer.</p>
<p>Ekim 1919 tarihli bir genelgede bulaşıcı hastalıkların çok yaygın olması ve özellikle kirli ortamlarda yayılan uyuz ve benzeri hastalıkların yetimhanelerde yayılması nedeniyle temizlik konusunda sert önlemler alınması uyarısı yapılmaktadır. Aynı günlerde Dr. Gorigyan da Balat yönetimine yetimhanede mevcut olan uyuz hastalığının etkilerinin geçtiği, ancak hastalığın sona ermediği, bu nedenle yetimlerin kıyafet, çamaşır ve yatak takımlarının dezenfekte edilmesi gerektiği konusunda bir mektup yazar. Saç derisi uyuzu da yetimlerin aynı tarakları kullanıyor olması nedeniyle çok hızlı yayılan bir hastalık olur.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda uyuz ve diğer pek çok hastalık ile ilgili olarak çocukların Surp Pırgiç Hastanesi’ne gönderildiklerini biliyoruz. Bu çocukların tedavi masrafları Balat Yetimhanesi bütçesinden karşılanmaktadır.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/ermeni-kizil-haci-nin-prinkipo-daki-buyukada-tedavi-evi-nin-acilisini-bildiren-yazi-kaynak-hdva-balat-koleksiyonu-arsiv-no-oa5k5y5b002.jpg" alt="" width="482" height="595">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Ermeni Kızıl Haçı'nın Prinkipo'daki (Büyükada) Tedavi Evi'nin açılışını bildiren yazı.</span> </figcaption>
</figure>

<h4>Çiçek, veba, kolera</h4>
<p>Kasım 1919’da ise bu kez İstanbul'da çiçek, veba, kolera ve tifüs hastalıklarının görülmeye başlanması nedeniyle yetimhane yönetiminin gerekli tüm önlemleri alması ve yetimhane doktoru tarafından aşıların yapılması talep edilir. Yetimlerin mümkün mertebe dışarı ile temasta bulunmamaları istenir. Yetimhaneye ziyaretler de bir süreliğine yasaklanır.</p>
<p>1920 yılına geldiğimizde, Mayıs ayında yayınlanan bir genelgede çocuklardan bazılarının kronik bulaşıçı hastalıklardan mustarip olmalarının diğer çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğu ve bu nedenle bu çocukları ayrı bir yetimhanede toplayıp tedavi etme yönünde bir girişim olduğu bilgisi verilir, yetimhanenin sorumlu doktorunun ivedilikle çocukları ciddi bir muayeneden geçirmesi ve kronik bulaşıcı hastalığı olanların listesinin gönderilmesi rica edilmektedir.</p>
<h4>Hasköy Kızlar Trahom Hastanesi</h4>
<p>Chlamydia trachomatis adlı bakterinin neden olduğu, göz kapaklarının iç yüzeyini ve korneayı etkileyen bulaşıcı bir göz enfeksiyonu olan Trahom, yetersiz hijyen ve kalabalık yaşam koşullarında hızla yayılıp, tedavi edilmediğinde kirpiklerin göze batmasına ve kalıcı körlüğe yol açabilmekteydi. Yetimhanelerde hızla yayılan hastalık sıkı kontrol altında tutulmaya çalışılmış, tedavisi için Hasköy Yetimhanesi bünyesinde ayrı bir tedavi evi açılmıştı. Teşhis konulan kızlar her türlü kişisel eşyaları ile buraya naklediliyor ve tedavileri tamamlanana kadar burada kalıyorlardı. Balat Yetimhanesi’nden pek çok yetim kızın da bu süreçten geçtiğini okuyoruz.</p>
<h4>Ermeni Kızıl Haçı nasıl kuruldu?</h4>
<p>I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği günlerde İstanbul Ermeni toplumunun önde gelen isimlerinden Dr. Vahram Torkomyan Ermeni Kızıl Haç örgütünün kurulması çalışmalarına başlar. Örgütün amaçlarından biri de İstanbul’a akın etmekte olan sürgün mağdurları ve yetimlerin sağlık sorunları ile ilgilenmektir. Torkomyan’ın anılarından okuduğumuza göre ilk temaslarını 1918 Kasım ayında İstanbul’a gelmiş olan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nün temsilcisi Comte de Lapalisse ile yapar ve kendisinin de desteğini alarak Ermeni Kızıl Haçı’nın kurar ve ilk başkanı olur. Mimar Bilge Ar, çalışmasında Ermeni Kızıl Haç örgütünün adresini Asmalı Mescit, No: 33 Pera olarak veriyor. Bu bina tahminen, 1914 yılına kadar Levat Herald Gazetesi’nin merkezi olmuş olan ve bugün Asmalı Mescit Apartmanı olarak bilinen yerde. Ermeni Kızıl Haçı İstanbul’un pek çok semtinde şubeler ve Şişli’de bir hastane açar. Balat Vakfı arşivinde bulduğumuz belgelerden Şişli’deki hastanenin adresinin Nişantaşı Hacı Emin Efendi sok. No: 10 olduğunu öğreniyoruz. Torkomyan’ın anılarında bahsetmemesine rağmen Balat Arşivi’nde bulunan 4 Mart 1920 tarihli bir belgeden ise Ermeni Kızıl Haçı’nın Büyükada’da bir verem tedavi merkezi açtığını ve hasta yetimleri de kabul etmeye başladığını okuyoruz. Ermeni Kızıl Haçı’nın himayesinde ayrıca Üsküdar Amerikan Koleji binasında bir kızlar yetimhanesi de vardır.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/trahom-hastanesi-olarak-da-kullanilan-haskoy-kalfayan-yetimhanesi-kaynak-istanbul-ermeni-okullari-egitim-ve-ogretim-tarihi-kevork-b-hagopyan.jpeg" alt="">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Trahom Hastanesi olarak da kullanılan Hasköy Kalfayan Yetimhanesi.</span></figcaption>
</figure>

<p>Torkomyan’ın anılarından devam edersek, İlk başta Ermeni Kızıl Haçı’nın kurulmasına destek vermiş olan Comte de Lapalisse daha sonraki aylarda Hilal-i Ahmer’in şikayetlerinin de etkisinde kalarak İstanbul Ermeni toplumunun Kızıl Haç ismini kullanmasına karşı çıkar. Bunun üzerinde Torkomyan durumu Cenevre’de bulunan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü başkanı Leopold Fabre’a bildirir ve Ermeni Kızıl Haçı isminin ve örgütünün onaylanmasını sağlar.  Armanveni Miroğlu’nun çalışmasından okuduğumuza göre 27 Ocak’ta 1919 tarihinde Ermeni Ulusal Merkezi Yönetimi’nin düzenlediği toplantıda, ayrı ayrı çalışmalar yürüten Sürgünleri Himaye, Yetimleri Himaye ve Ermeni Kızıl Haç örgütlerinin aynı çatı altında birleşmesi önerilir. Neden bilmiyoruz ancak Ermeni Kızıl Haçı daha sonraki toplantılara katılmaz ve bağımsız çalışmayı tercih eder.</p>
<h4>Kurumlar arası sürtüşmeler</h4>
<p>Sürgünleri Himaye ve Yetimleri Himaye örgütleri ise 28 Şubat 1919’da Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu (Ազգային Խնամատարութիւն) adı altında birleşir. Vahram Torkomyan anılarında bu kararın kendi isteğini yansıtmadığını ancak önemli bir adım olduğunu yazar. Ermeni Kızıl Haçı’nı dışlanmış görmektedir. Ancak örgüt çalışmalarına devam eder. Nisan 1919’da Balat ve Salmatomruk Şubesi açılır. Şube, Vahram Ardzruni aracılığı ile hızlıca Balat Yetimhanesi ile temasa geçerek yetimlerin sağlığı ile ilgilenecek bir doktor görevlendirmek ister. Ancak Balat yönetimi merkezden atanmış bir doktorları olduğunu belirterek bu teklifi reddeder. Bu yazışmalar da Merkezi Yönetim ile Ermeni Kızıl Haçı arasında bazı yetki çatışmaları olduğuna işaret ediyor, ancak Kızıl Haç ile yetimhane arasında ilişkilerin olumlu bir şekilde devam ettiğini de görüyoruz. Hastalanan Balat Yetimhanesi çocuklarının Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu aracılığı ile hem Şişli, hem Büyükada hastanelerinde gördükleri tedavilere dair pek çok yazışma mevcut.</p>
<h4>“Yetimhanelerin sahibi millettir”</h4>
<p>20 Mart 1920 tarihli bir belgede Ermeni Kızıl Haçı Edirnekapı-Topkapı-Eyüp şubesi tarafından kendi sorumluluklarında olan 19 yetimin iki gün süre ile Balat Yetimhanesi'nde himaye edilmiş olması nedeniyle ne kadar ödeme yapmaları gerektiğinin sorulduğunu, Balat Yetimhanesi’nin yanıtında ise herhangi bir borçlarının olmadığı, yetimhanenin sahibinin millet olduğun ve tüm yetimlerin millete ait olduğu ifadesini okuyoruz. Vahram Torkomyan anılarında Ermeni Kızıl Haçı’nın 1921 yılına kadar olan çalışmalarından bahsederken, Balat Yetimhanesi arşivinde 1922 yılı sonuna kadar pek çok yazışma görebiliyoruz.</p>
<p>Zor şartlarda da olsa yetimlerin sağlık sorunları ile ilgili tüm bu çabaların olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Tedavi için hastanelere gönderilen yetimler iyileşerek geri dönerler, Balat Yetimhanesi’nin üç yetimi hariç: Mihran Özeyan, Zaruhi Sinanyan ve Hayganuş Azadyan isimli yetimler malesef Surp Pırgiç Hastanesi’nde hayatlarını kaybedeceklerdir.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong> Bu yazıda yararlanılan arşiv belgeleri Hrant Dink Vakfı Arşivi (HDVA), Balat Surp Hreşdagabed Kilisesi ve Khorenyan Okulu Koleksiyonu’na aittir.</p>
<p><strong>DİĞER KAYNAKLAR:</strong></p>
<p>- Bilge Ar, İşgal Altındaki İstanbul’da Kentsel Ve Mimari Ortam, Yüksek lisans tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, 2006.</p>
<p>- Vahram  Torkomyan, Անցուկը Մոռցուկ, Aras Yayıncılık, 2006.</p>
<p>- Nazan Maksudian, E. Möller vd. (editörler), Gendering Global Humanitarianism in the Twentieth Century, Palgrave Macmillan Transnational History Series,<a href="https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5" target="_blank" rel="noopener"> https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5</a>, sayfa 117-142 (2020)</p>
<p>- Armaveni Miroğlu, Կ.Պոլսոյ Ազգային Խնամատարութիւնը.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Başka bir şey var”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/baska-bir-sey-var-41408</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/baska-bir-sey-var-41408</guid><description><![CDATA["Esasen ülkede parmakla sayılacak sayıda misyoner olmasına rağmen bu grubun, yeni bir tehdit grubu olarak seçilmesiyle, ‘misyonerlik-dış güçler’ – azınlıklar çağrışımı propaganda edilerek, toplumda korkunun ve milliyetçiliğin yükseltilmesi amaçlanmıştı."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği mahkûmiyet kararının ardından Milliyet gazetesinden Derya Sazak’a verdiği röportajında, “Anlamadılar ya da anlamak istemediler… Nasıl olsa savcı ve hâkim anlar diye düşündüm, yazılarda neler kastettiğimi anlattım. Okumasını bilen anlar, anlamadılar ben ne yapayım….</p>
<p>Ya da sorun anlamak ya da anlamamakla ilgili bir şey değil. Başka bir şey var” demişti.</p>
<p>Çok haklıydı Hrant, sorun anlamak ya da anlamamakla ilgili bir şey değildi, başka bir şey vardı.</p>
<p>Neydi bu başka şey? Bu soruya verilecek cevabım var, şöyle:</p>
<p>1982 Anayasası’yla, devletin yetki şemasının zirvesine yerleştirilen Milli Güvenlik Kurulu, 2001 yılının aralık ayında yeni bir iç tehdit belirledi ve buna da ‘misyonerlik’ dedi.  </p>
<p>İç-dış tehdit ve iç-dış düşman belirleme; belirlediği hedef ve tehditlere karşı içeride ve dışarıda her türlü tedbiri alma yetkisiyle donatılan bu kurumun, ‘tehdit’ olarak belirlediklerine karşı psikolojik harekât planları hazırlamak, uygulamaya geçirmek, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’ni hazırlamak, takibi ile kontrolünü üstlenmek gibi görev ve yetkileri de bulunmaktaydı.</p>
<p>Bu kurumun böylesine geniş yetkilerle donatılması ve tüm alanlarda icrai ve idari bir makam olarak örgütlenmesi neticesinde kamuoyu, Milli Güvenlik Kurulu’nu, ‘Gölge Hükümet’; MGK tarafından hazırlanan Milli Güvenlik Siyaseti Belgesini de ‘Gizli Anayasa’ olarak adlandırmıştı. </p>
<p>Esasen ülkede parmakla sayılacak sayıda misyoner olmasına rağmen bu grubun, yeni bir tehdit grubu olarak seçilmesiyle, ‘misyonerlik-dış güçler’ – azınlıklar çağrışımı propaganda edilerek, toplumda korkunun ve milliyetçiliğin yükseltilmesi amaçlanmıştı.</p>
<p>İç tehdit olarak seçilen gruplar, zaman içinde değişse de iç tehdit sıralamasında hiç değişmeyip ve her dönemde yerini koruyan grup zaten azınlıklar olmuştur. Bu plana göre artık, azınlık faaliyeti yürüttüğü varsayılan kişi ve gruplar yanında misyoner olarak sunulan kişi ve gruplara karşı yürütülecek hareketler de ‘savunma harekat tarzı’ olarak kabul ediliyor, bu gruplara karşı yürütülecek mücadele, ‘düşman’a karşı devletin savunulması, yani meşru müdafaa siyasetinin bir unsuru haline getiriliyor, ‘düşman’a karşı hukuk dışına çıkma, suç işleme, ‘düşman’ı yok etmeye yönelik operasyonlar meşru müdafaa kapsamında sayılıyordu.</p>
<p>O günler itibarıyla Türkiye’nin son 11 yılında din değiştirip Hıristiyan olan insan sayısı yalnızca 100’lerle ifade edilirken ‘misyonerler ordusunun’ ülkeyi kuşattığı korkusu yaratılıyordu.</p>
<p>TBMM’de bazı milletvekilleri kürsüyü bu paranoyayla dolduruyor, Milli Güvenlik Kurulu’nun sözde laik paşaları hayali ‘misyoner ordusu’ karşısında askeri düzen alıyor, polisler kiliselere operasyonlar yapıyor, medya savaş tamtamları çalıyordu.</p>
<p>Misyonerliğin bir AB projesi olduğu da öne sürülerek AB’ye karşı mücadelenin parçası haline getiriliyordu. Bu hedefe yönelik olmak üzere, seminerler düzenleniyor, kitaplar basılıyor, devletin televizyonunda ve yazılı basında bu konu sürekli işleniyordu.</p>
<p>2005 yılında Rahşan Ecevit’in “AB süreciyle birlikte dinimiz elden gidiyor. Müslümanlığın gerilemesine razı olamam” çıkışı ilginçti.</p>
<p>MGK Genel Sekreterliği, 2003 tarihli “Gizli” ibareli yazılarla misyonerlik ve azınlık tehlikesi ve tehdidinin önemini ve artık üniter devleti tehdit eder boyutlarda olduğunu, alınacak tedbirleri devlet kurumlarına dikte ediyordu.</p>
<p>23 Ocak 2004 tarihli MGK toplantısında; çeşitli irticai ve bölücü hareketler ile misyonerlik faaliyetleri anlatıldı. Takdimin sonunda Devlet Bakanı M. Ali Şahin söz alarak ‘misyonerlik faaliyetinin çok tehlikeli olduğunu, bunun önlenmesi gerektiğini ifade etti. (…) Söz alan Başbakan, misyonerlik ile mücadelenin iyi Müslüman yetiştirmek olduğunu, bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı Kuran Kursu yönetmeliğinin gerekli olduğunu belirtti.</p>
<p>Misyonerliğe karşı mücadele, uzlaşmaz gibi görünen ve esasen o zamanlar birbirleriyle çatışmalı iktidar partisi ile askerleri, ulusalcı muhalefeti buluşturmuştu…</p>
<p>Yukarıda değinilen yayınlar ve seminerlerin ardından, gayrimüslimlere ve gayrimüslim din görevlilerine karşı saldırıların birdenbire artacağı bir sürece girildi.</p>
<p>Hrant Dink cinayeti davası sanıklarından Yasin Hayal, 2002 Mart ayında askerden izinli olarak geldiği sırada, Trabzon Santa Maria Katolik Kilisesi rahibi Pierre Brunissen’i komaya sokacak şekilde darp etmesinin gerekçesi olarak ‘misyonerlik faaliyetlerini’ gösterdi.</p>
<p>Trabzon’da aylarca devam eden Hıristiyan ve misyoner karşıtı bir kampanyanın sonucunda 5 Şubat 2006 Trabzon Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro, kilisede ibadet ettiği sırada arkasından açılan ateş sonucu olay yerinde yaşamını yitirdi.</p>
<p>16 Aralık 2007’de İzmir’de Aziz Antuan Kilisesi Rahibi Adriano Franchini bıçakla yaralandı.</p>
<p>Orhan Pamuk aleyhine açılan davanın ilk duruşmasında fiziksel ve sözlü saldırılar yanında adliye önünde açılan bir pankart dikkat çekiciydi: Misyoner Çocukları O.Pamuk, H.Dink, H.Cemal, M.Belge, H.Şahin, E. Katırcıoğlu, İ. Berkan”</p>
<p>Hrant Dink’in yargılandığı gün adliyenin önündeki pankartta misyonerlik vurgusu yapılması, yürütülen plan hakkında ipucu sunuyordu.</p>
<p>“Misyoner çocuğu Hrant, Türk Ermenilerinin huzurunu bozma, Hrant yediğin ekmeğe ihanet etme”</p>
<p>Devlet esasen var olmayan bir tehdit yaratmış bütün kurumlarını, yargısal makamları, medyayı ve paramiliter güçleri seferber ederek ‘misyoner’ avına çıkmıştı.</p>
<p>Sonuçları korkunç olan bu plan hakkında anlatacaklarım bitmedi, anlatmaya devam edeceğim.   </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Dayatılan” laiklik değildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dayatilan-laiklik-degildi-41407</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dayatilan-laiklik-degildi-41407</guid><description><![CDATA[" Ben kendi adıma hem Türkiye’deki laikliğin kuruluşunda ciddi sakatlıklar olduğunu, hem de laikliğin modern demokrasinin, eşitlikçi ve çoğulcu yönetim biçiminin olmazsa olmaz bir gereği olduğunu düşünüyorum. "]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de sonu gelmeyen tartışmalardan biri de laiklik tartışmasıdır. Geçtiğimiz hafta bu tartışma bu kez de Lena Salaymeh isimli bir akademisyenin Serbestiyet sitesine verdiği röportajla alevlendi. Fakat Türkiye’de adet olduğu üzere sadece “alevlendi”, ortamın ısısını ve tansiyonunu yükseltmekle kaldı, içeriğe dair pek de kayda değer bir tartışma olmadı. Gerçekten de Salaymeh o röportajda tartışmalı, olgusal zemini pek de sağlam olmayan, yoruma açık birçok şey söyledi ama gene Türkiye’de adet olduğu üzere tepkilerin çoğu hakaret düzeyinde kaldı, konunun önemine yakışan ağırbaşlı cevaplar görebildiğim kadarıyla oldukça azdı.</p>
<p>Bu yazının da ne niteliği ne boyutu o röportajı veya genel anlamda laiklik meselesini bütünlüklü bir şekilde ele almaya yetmez. Fakat bu vesileyle Türkiye’deki laiklik tartışmalarına dair bir iki temel noktayı hatırlatmakta fayda olabilir.</p>
<p>Bir ayrım yapmakla başlamak yerinde olur; şöyle ki, bazıları farkında olarak bazıları olmayarak evrensel bir ilke ve düşünce olarak laiklikle, Osmanlı’dan Türkiye’ye laiklik tartışmalarını bir ve aynı şeymiş gibi tartışıyor, anlatıyor ve karşılarındakinin söylediğini de bu aynılık çerçevesi içine yerleştiriyor. Halbuki, İsa’nın "Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” sözünden tutun da St. Augustine’in “city of God” (Tanrı’nın Şehri) “city of man” (insanın şehri) karşılaştırmasına, Aydınlanma’ya, Fransız Devrimi’ne kadar laiklik düşüncesinin uzun bir tarihi var. Türkiye’nin laiklik tarihi ise, tabii ki Türkiye dışı bağlamlarla benzeşen tarafları olmasına rağmen kendine özgü. Belli bir cenah, bu böyle değilmiş gibi Türkiye Cumhuriyeti’ndeki laiklik uygulamalarına eleştirel yaklaşımları, sanki bir bütün olarak laiklik ilke ve düşüncesine karşı olmak, hatta İslamcı siyaseti desteklemek olarak çerçeveliyorlar.</p>
<p>Bir kerede açıkça söylemek gerekirse, Türkiye’de laiklik adına yapılanların yanlış, eksik veya tutarsız olduğunu söylemek ne kaçınılmaz ve kategorik olarak laiklik karşıtlığıdır ne de İslamcı siyaseti desteklemek manasına gelir. Ben kendi adıma hem Türkiye’deki laikliğin kuruluşunda ciddi sakatlıklar olduğunu, hem de laikliğin modern demokrasinin, eşitlikçi ve çoğulcu yönetim biçiminin olmazsa olmaz bir gereği olduğunu düşünüyorum. Salaymeh, “Laik bir toplum; ilerici, demokratik veya kapsayıcı olabileceği gibi baskıcı, otoriter veya yabancı düşmanı da olabilir” diyor. Olabilir ama laik toplumlar, laik oldukları için değil demokratik ve özgürlükçü bir toplum olmanın diğer gereklerini yerine getirmedikleri için baskıcı, otoriter ve yabancı düşmanı olurlar. (Bu arada, editoryal hislerim röportajın çevirisinde sorunlar olabileceğini söylüyor.)</p>
<p>İkinci olarak, her ne kadar çok açık olsa da tartışmalara bakıldığına sıkça unutulduğunu gözlemlediğimiz başka bir hususu hatırlatmak gerek sanırım: laikliğin öznesi devletler veya kamu otoritesidir. Yani, laiklik soyut bir düşüncedir, onu hayata geçirecek olan esas itibariyle devlettir, bürokrasidir. Kişiler, laikliği fikren destekleyebilir veya karşı olabilirler ama laikliği kamu üzerinde uygulayamazlar. Dolayısıyla, bir ülkenin laiklikle ilgili durumu devletin ne yaptığına ve ne yapmadığına bakarak anlaşılır ve bu, devlet açısından bir zorunluluklar, yükümlülükler listesidir. Belki o listenin uzunluğu, maddeleri hakkında herkes bütünüyle hemfikir olamaz ama devlet, o listede yazanların birine, ikisine değil hepsine riayet etmek zorundadır.</p>
<p>Misal, laik devlet, vatandaşlarının mensup olduğu din ve mezheplere eşit mesafede durur, ayrımcılık yapmaz, hiçbirini diğerine karşı kayırmaz. Bunu yapmayan devletin laikliği, diğer gerekleri yerine getirmiş olsa bile sakatlanır, tartışmaya açık hale gelir. Öte yandan, dinler ve mezhepler arası eşitlik de laikliğin tek belirleyeni değildir. Sanırım mezkur röportajda Salaymeh’in atladığı husus burası zira “Batı 19. yüzyılda Osmanlı’ya laikliği dayattı” dediği şey aslında Hristiyanların devlet ve hukuk zemininde eşitliğiydi. Mahkemelerde eşit muamele, Hristiyanların bürokrasinin üst kademelerine ve subaylık dahil orduya (dinlerini muhafaza ederek) kabulü, İslam’dan çıkıp Hristiyan olanlara (mürtetlere) ölüm cezasının kaldırılması, bu konunun kimi alt başlıklarıydı. Hukuk önünde ve devlet uygulamalarında eşitlik, tabii ki olması gereken doğru bir haldi. Osmanlı devleti ve toplumu bunu kendi yapmadığı, yapmaktan kaçtığı için Batı, ama samimi olarak, ama kendi çıkarlarının kılıfı olarak, “dayattı”.  Velhasıl, Batılı devletlerin Osmanlı devletine “dayattığı” laiklikten ziyade Hristiyan tebanın Müslümanlarla eşitliğinin sağlanmasıydı. “Bundan kelli gavura gavur denmeyecek” lafının arkasındaki hikaye budur. Benzer şekilde, Salaymeh’in “Lozan’da laiklik dayatıldı” derken atıfta bulunduğu maddeler de Müslüman olmayan vatandaşlara ve onların kurumlarına yapılacak muameleyle ilgilidir.  </p>
<p>19. yüzyılın ortalarından itibaren bazı ilerlemeler kaydedildi ama cumhuriyet dönemi de dahil Müslüman olan ve olmayan vatandaşların eşitliği hiçbir zaman tam manasıyla tesis edilemedi. Cumhuriyet de dini kimlik temelli ayrımcılıkları açık biçimde sürdürdü. Röportajda zikredilen Lozan Antlaşması’nın hükümlerine rağmen, kamu kaynaklarının aktarımında İslam hatta Sünni-Hanefi mezhebi lehine açık ara ayrımcılık yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, 1924’te yeni cumhuriyetin ilk kurumlarından biri olarak kuruldu ve kamu kaynakları buraya aktarıldı. Tek bir mezhep, bizzat devlet eliyle beslendi. Bunu yapmış bir devletin laikliğinin sorgulanması da gayet doğaldır.</p>
<p>İşin ironik tarafı şu ki İslamcılar iktidara geldiklerinde laik cumhuriyet tarafından yapılandırılmış ve yayılmış merkezi bir dini teşkilatı hazır buldular, yaptıkları şey onu kendi anlayışları doğrultusunda palazlandırmak ve bir dev haline getirmek oldu. Diyalektik işledi, İslam’ı devlet kontrolü altında tutmak için oluşturulan kurum, İslami hakimiyetin başat araçlarından biri oldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kripto paradan sonra kripto kent]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kripto-paradan-sonra-kripto-kent-41405</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kripto-paradan-sonra-kripto-kent-41405</guid><description><![CDATA[]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan içinde yaşadığı topluluklardan azad olma hedefiyle, yalnız kafa dengi insanlardan oluşan, küçük boyutlarda, korunaklı ütopik cemaatler oluşturmaya hep eğilimli olmuş. Bilinen girişimlerin tümü Batılılarca hayata geçirilmiş, bilinen mekânların çoğu da Güney Amerika’da. </p>
<p>Türlü projeler mevcut: 19. yüzyıl sonunda Paraguay'da safkan Almanlarca kurulan, Yahudilerden arındırılmış koloni “Yeni Almanya” “Nueva Germania”. Hâlen faaliyette. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra pek çok Nazi ve Nazizm’e bulaşmış işbirlikçi Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Şili’ye kaçtı. Firarîler Nueva Germania gibi Alman kolonilerinden destek aldılar.</p>
<p>Diğer örnek Şili’de yine Almanlar tarafından kurulan Colonia Dignidad. Adındaki haysiyet iddiasının aksine Güney Amerika’nın faşist rejimleriyle içli dışlı, mafyavarî ilişkilere bulaşmış, çocuk istismarına teşne, hâsılı berbat bir deneyimdi.</p>
<p>Bu nispeten eski “özgürlük” alanları bugün çok daha iddialı olanaklarla faaliyet gösteren köy, kent, adacık ve devletçiklerle temayüz ediyor. Tuhaftır ki çoğu yine Güney Amerika’da. Muratları, devlet yetkilerini sınırlayan veya devre dışı bırakan, özel modellerle yönetilen ve oralara gönüllü veya cebren intikal etmiş insanları yeniden tasarlamayı amaçlayan bu projelerin soykütüğü zengin. Bu soykütüğünde günümüzde revaçta olan libertaryen iddialarla elele yürüyen otoriter, dışlayıcı ve kimi zaman kriminal ütopyalar var.</p>
<p>İki güncel örnekle ilerleyelim. İlki mâlum Epstein’in sefil sefahat adaları Küçük ve Büyük Saint James; üzerlerine çok yazıldı, çizildi, arkası gelecek. Diğeri ise Próspera!</p>
<p>Próspera yani “müreffeh” adlı, devlet otoritesinden olabileceği kadar bağımsız ve özerk kent, Honduras’ın Roatán Adasında. Benzer girişimler ABD’de denenmiş ancak ciddî muhalefetle karşılaştıkları için girişimciler Honduras gibi hukuken ve siyaseten daha “kolay” memleketlere yönelmiş.</p>
<p>Próspera’nın fikir babası ve CEO’su Venezuelalı yatırım fonu yöneticisi Erick Brimen.  İddiası, Honduras’ta yoksulluğu azaltmak! Kent doğrudan doğruya, girişim sermayesi yatırımcıları tarafından finanse edilen ve dokuz üyeli Honduras Próspera Inc. tarafından yönetiliyor.</p>
<p>Kent, yaşama, çalışma ve yönetilme yordamlarını kökten değiştirmeyi vaat eden özel bir yerleşim bölgesi. Ada, ebedî gençliğin hayalini kuran ve devleti tümüyle ortadan kaldırarak onun yerine özel şirketleri koymak isteyen girişimci ve yatırımcıları cezbediyor ama bunu yerel halkın çıkarlarını tamamen göz ardı ederek yapıyor.</p>
<p>İnsan yaşamını nasıl uzatabilecekleri saplantısı insanlık kadar eski olsa da Próspera, bu amaca yönelik deneylerin ciddî ciddî yürütülebildiği dünyadaki tek yer. Bir gazeteci orada yaşam süresini yirmi yıl daha uzatacağını iddia eden ürünler geliştiren kişilerle tanışmış. Hiçbiri bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da deneyler hız kesmeden sürüyormuş Müreffeh Kentte. </p>
<p>Kent, Dünya Bankası eski başekonomisti Nobelli Paul Romer’in “charter city” modelinin bir sürümü. Fikriyat, hukukun üstünlüğü, tam ekonomik özgürlük, özel kolluk sayesinde yatırım çeken yeni kentler yaratmayı amaçlar. Próspera da bu mantığı izleyerek sadeleştirilmiş iş düzenlemeleri, son derece düşük vergiler ve uyuşmazlıkların çözümünde özel tahkim mekanizmaları sunuyor. Vergi oranları işletme gelirleri için %1, ücretler için %5, satışlar için %2,5 ve 2025 verilerine göre, kişisel gelirler için %5. Bitcoin kent içinde ödeme aracı.</p>
<p>Gelelim madalyonun diğer yüzlerine. </p>
<p>Ceza hukuku bakımından Honduras yasalarına tâbi olmakla birlikte, Próspera kendi medeni hukuk ve ticaret hukukuna sahip. </p>
<p>Sadece özel izinle girilebilen Próspera’nın komşu köyü Crawfish Rock’un bu varsıl ve fevkalade iddialı girişimden nemalanması beklenirken ortada somut bir şey yok. Aksine köylüler milyarder komşularının arazilerini hızla yutabileceklerinden endişeli.</p>
<p>Gayrimenkul satışlarının yanı sıra kent, biyoteknoloji ve kripto para alanlarında konferanslara ev sahipliği yapıyor. 2024’te düzenlenen biyoteknoloji etkinliklerinde 1,5 milyon dolar girişim sermayesi yatırımı sağlanmış, etkinliklerden birinin sloganı ise “ölümü isteğe bağlı hâle getirmek” imiş. Kent 2025’te de bir “kripto şehirler zirvesi” düzenlemiş.</p>
<p>Gelirin %88’i kent bütçesine, geri kalan %12 Honduras’ın kalkınması için öngörülen fona yönlendiriliyor.</p>
<p>Yatırımcılar arasında Balaji Srinivasan, Peter Thiel ve Marc Andreessen gibi Trumpçı teknosermayenin milyarderleri var.  </p>
<p>Kuramcısı Romer, Próspera için “hükümetten tamamen bağımsız olunabileceği iddiasında libertaryen bir fantezi” diyor. Tarihçi Quinn Slobodian’a göreyse libertaryen ideolojiyi pratikte uygulamayı amaçlayan koca bir ekosistemin parçası.</p>
<p>Biz de şöyle diyelim: Mars gezegeninde kurup ilelebet yaşayacakları, sıradan insandan arınmış kolonilerin pilot projeleri bunlar… </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çözüm sürecinde "yazılı" dönem]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cozum-surecinde-yazili-donem-41404</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/cozum-surecinde-yazili-donem.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cozum-surecinde-yazili-donem-41404</guid><description><![CDATA[Çözüm sürecinin en kritik aşamalarından biri de geçildi. İki yıla yaklaşan süreçte yapılan çalışmalarla oluşturulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", Çarşamba günü Meclis Başkanlığı’na sunuldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmaları bir yıldan fazladır süren Kürt sorunu çözüm sürecinin hukuki belgesi olan "çerçeve yasa", "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" ismiyle 5 Ağustos Çarşamba günü 360 vekilin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklif, 7 Ağustos Cuma günü Adalet Komisyonu’nda, 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul'da görüşülerek Meclis'ten geçecek.</p>
<p>Görüşmelerin hafta sonu tamamlanamaması halinde düzenlemenin en geç 11 Ağustos Salı günü Meclis'ten geçirilmesi hedefleniyor. Yasanın kabul edilmesinin ardından TBMM'nin, yeni yasama yılının başlayacağı 1 Ekim'e kadar çalışmalarına ara vermesi bekleniyor.</p>
<h4>Yasa neleri kapsıyor?</h4>
<p>TBMM'ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nde belirli hükümlüler için ceza infazının ertelenmesi, sürecin Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki bir kurul tarafından izlenmesi, silah ve mühimmatın kayıt altına alınması, başvuru süresinin altı ay olarak belirlenmesi ve düzenlemeyi uygulayan kamu görevlilerine hukuki güvence sağlanmasına ilişkin hükümler yer aldı. Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilere bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluk doğmayacak.</p>
<p>12 maddelik yasa teklifinin yürürlüğe girmesi için Milli Güvenlik Kurulu tarafından PKK/KCK ile bağlantılı her türlü oluşumun kendini feshettiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit ve teyit etmesi şartı aranacak. Bu şartların yerine getirilmesi durumunda, "örgütü kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörün finansmanına ilişkin suçlar" ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ertelenecek. Ancak bu bir af olmayacak.</p>
<p>Buna göre, bu suçlar kapsamında zamanaşımı süreleri olmaksızın 15 yılın altındaki suçlarda 5 yıl, 15 yılın üzerindeki suçlarda ise 10 yıl ceza ertelemesi öngörülüyor. Bu sürelerin sonunda gerekli şartların yerine getirilmesi hâlinde de cezanın düşmesi öngörülüyor.</p>
<p>Ancak düzenlemeyle, "örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu" ile 1 Haziran 2005 yılından önce ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar veya ağırlaştırılmış müebbet yükümlülüğü doğuran suçlar, yasa kapsamı dışında tutulacak. Böylece, fesih kararı alan PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan'ın yasadan yararlanamayacak.</p>
<h4>Kimler yararlanacak?</h4>
<p>Teklifin 6'ncı maddesine göre, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altındaki tüm silah ile mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla Resmi Gazete'de yayımlanması halinde, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar hariç olmak üzere, belirli hükümlülerin cezalarının infazı ertelenebilecek.</p>
<p>Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası alanların infazı 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların infazı da 10 yıl süreyle infaz hakimi kararıyla ertelenecek. Erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilecek.</p>
<h4>İzleme mekanizmaları</h4>
<p>Teklifin 7'nci maddesine göre, kanunun uygulanmasının takibi ve koordinasyonu için Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan bir kurul kurulacak. Kurul gerektiğinde alt komisyonlar oluşturabilecek ve ilgili kurum temsilcilerini toplantılara davet edebilecek.</p>
<p>Kurul, örgütün tasfiyesine ilişkin gelişmeleri dönemsel olarak değerlendirecek, gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenleme taleplerinde bulunabilecek. Ayrıca infazı ertelenen kişilerle ilgili süreçleri de izleyerek, belirli sürelerin geçmesinin ardından soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyetlerden kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılmasını ilgili yargı mercilerinden talep edebilecek. Kurulun çalışmaları hakkında TBMM düzenli olarak bilgilendirilecek ve Meclis bünyesinde bir İzleme Komisyonu kurulacak.</p>
<h4>Silahlar kayıt altına</h4>
<p>Teklifin 8'inci maddesine göre, kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının teslim ettiği veya beyan ettiği silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve diğer malzemeler kayıt altına alınacak. Uygulamanın usul ve esasları İçişleri ile Milli Savunma bakanlıklarınca, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak belirlenecek.</p>
<h4>Başvuru süresi altı ay</h4>
<p>9'uncu maddeye göre, düzenlemeden yararlanmak isteyenlerin, MGK kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından 6 ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına veya kurulun görevlendireceği kurumlara yazılı başvuruda bulunması gerekecek.</p>
<h4>Görevlilere hukuki güvence</h4>
<p>Kanun teklifinin 10. maddesinde görev ve sorumluluklar düzenleniyor. Maddenin ikinci fıkrası, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağını öngörüyor. Bu fıkranın gerekçesinde, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanıyor.</p>
<p>Teklifin 11. maddesi kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe gireceğini, 12. maddesi de kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı'nın yürüteceğini düzenliyor.</p>
<div class="box-8">
<h2>Kim ne dedi?</h2>
<p>Aylardır beklenen yasa tasarısının Meclis Başkanlığı’na sunulması sonrası, siyasilerden de açıklamalar geldi.</p>
<h4>Öcalan: Henüz her şey çözülmüş değildir</h4>
<p>3 Ağustos Pazartesi günü ise Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol’dan oluşan DEM Parti İmralı Heyeti, PKK’nin kendini feshetmesini isteyen açıklamasıyla süreci başlatan Abdullah Öcalan ile yaptıkları “'çerçeve yasa” görüşmesini ve Öcalan’ın mesajını yayınladı. Öcalan mesajında şöyle dedi:</p>
<p>“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız.</p>
<p>Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan, bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.</p>
<p>Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır."</p>
<h4>Kurtulmuş: Yeni dönemin kapısını aralayacak</h4>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yaptığı açıklamada, “Gazi Meclisin çatısı altında yürütülen çalışmaların, devlet aklı ile millet irfanını aynı amaçta buluşturan eşsiz bir demokrasi örneği olduğunu” ifade ederek “Farklı siyasi anlayışları böylesine önemli bir ortak paydada buluşturan bu çalışmanın, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda ülkenin iç kalesini tahkim edecek, millî birlik ve kardeşliği daha da güçlendirecek önemli bir merhale” olduğunu söyledi.</p>
<p>Meclis Başkanı Kurtulmuş, "İnanıyoruz ki bu adım; siyasi ve fikri iklimin değişmesiyle, Cumhuriyetimizin ikinci asrında ülkemizin önüne yeni imkânlar ve fırsatlar sunacak, demokrasimizin güçlenmesini, milletimizin refahının artmasını, güven ve kardeşliğin pekişmesini sağlayarak yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır” dedi.</p>
<h4>Bakırhan: Ortak geleceğimize atılmış bir imza</h4>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, tasarıyı imzaladıktan sonra yaptığı açıklamaya süreçte yaşamını yitiren Sırrı Süreyya Önder’i anarak başladı.  Çerçeve yasa teklifinin Türkiye siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtığını belirten Bakırhan, “1985’ten 2015’e kadar bu mesele bağlamında bugüne kadar 11 düzenleme yapıldı. Hiçbirisinden tam bir sonuç çıkmadı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Teklifin bir son değil, başlangıç olduğunu söyleyen Bakırhan, “Bu yasa bir son durak değil. Tam tersine değerli ve tarihi bir başlangıçtır. Yasanın eksiklerini, önemini de biliyoruz ve önemini de savunacağız. Bugün attığımız imza sadece bir metnin altına atılmış bir imza değil barışa, demokrasiye ve ortak geleceğimize atılmış bir imzadır” dedi.</p>
<h4>Hatimoğulları: Somut adım atılması umut veriyor</h4>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da imza sonrası yaptığı konuşmada “Bu yasa elbette tek başına yüz yıllık bir sorunu çözebilecek bir yasa değil. Ama bir adım atma konusunda, bir kapıyı aralama konusunda son derece tarihi bir yasadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Teklifin “Negatif barıştan pozitif barışa geçiş konusunda önemli bir evre” olduğunu söyleyen Hatimoğulları, “Silahsız ve çatışmasız bir sürecin başlangıcı bakımından somut bir adımın atılması bizi ilerletme konusunda umut veriyor” dedi ve şöyle devam etti: “Bizim açımızdan bu yasa bir kök yasadır. Bundan sonra demokratikleşmeyle ilgili adımlar atılması, Türkiye’deki bütün farklı halkların ve inançların sorunlarına çözüm üretecek yeni yasaların çıkarılması bakımından bir kök yasa niteliği taşımasını diliyoruz.”</p>
<h4>Yıldız: Devamı gelecek</h4>
<p>Yasa teklifinin Meclis Başkanlığı’na tesliminden sonra AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in yaptığı basın toplantısına katılan MHP’li Feti Yıldız da, konuya ilişkin olarak “50 yıldır milletimizin başına bela olan terör belasını inşallah bu kanunun işlemeye başladığı tarihten itibarin tarihin karanlık çöplüğüne gönderiyoruz. Bu elbette devam edecektir. Bundan sonra Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, İnfaz Hukuku'nda mutlaka değişiklikler yapılacaktır" değerlendirmesinde bulundu. MHP Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan’a umut hakkı isteyen ve Meclis’e çağırarak süreci başlatan isimdi.</p>
<h4>Çelik: Hiçbir üçüncü göze gerek yok</h4>
<p>AKP Sözcüsü Ömer Çelik, çerçeve yasa teklifiyle ilgili açıklama yaptı. Çelik, "Tarihi bir gündeyiz. Kardeşliğimiz için önemli adımlar atıyoruz. Daha özenli dil kullanacağız, hassasiyetleri daha iyi yöneteceğiz" dedi.</p>
<p>Çelik’in öne çıkan açıklamaları şöyle:</p>
<p>“Geldiğimiz noktada kanun teklifi verildi. Bu süreçlerle ilgili olarak kimsenin elinde nihai bir formül yok. Onun için bir güven ortamının bir güvenceye dönüşmesi için, silah bırakmak isteyen ve terör örgütünü tasfiye etmek isteyenlere yönelik olarak bir yasal güvencenin oluşması gerektiği konusu son derece önemlidir. </p>
<p>PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye bütün Avrupa'daki illegal unsurlarla sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracak. Türkiye bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona ermesiyle bu sürecin başarıya ulaşması için gayret etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Hiçbir üçüncü göze gerek yok. Bütün bu sürece bakacak olan milli göz var. O da 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır.”</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ben fotoğraf çekmedim, yaşadığım döneme tanıklık ettim"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ben-fotograf-cekmedim-yasadigim-doneme-taniklik-ettim-41403</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/ben-fotograf-cekmedim-yasadigim-doneme-taniklik-ettim.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ben-fotograf-cekmedim-yasadigim-doneme-taniklik-ettim-41403</guid><description><![CDATA[45 yıl boyunca toplumsal olayları fotoğraflayan gazeteci Ali Öz, bu yıl yeniden basılan “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’” albümüyle semtteki günlük hayatı gözler önüne seriyor. 10 yıl boyunca Tarlabaşı’ndaki insanların mutluluklarına, üzüntülerine ortak olan fotoğrafçı, yaptığı çalışmayla semtin hafızasını taşıyarak tarihe dipnot düşüyor. Öz, Tarlabaşı’nın dönüşümünü ve insanların hikayelerini Agos’a anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yıllarca Tarlabaşı’nı fotoğraflayan gazeteci Ali Öz’ün “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’” kitabı 10 yıl aradan sonra Mast Enerji’nin desteğiyle yeniden basıldı. Albümün ilk baskısı “Tarlabaşı ‘Ayıp Şehir’” olarak yayınlanmıştı ve dünyanın en seçkin kütüphanelerinden olan İskenderiye Kütüphanesi’nde yerini almıştı. 50 bin fotoğraf arasından seçilen ve kitaba konan fotoğrafların her biri farklı bir hikaye anlatıyor. Bu kitaptan elde edeceği gelirle 1980’ler Türkiye fotoğraf albümünü basmayı planlayan Ali Öz ile yeni basılan kitabı ve Tarlabaşı üzerine konuştuk.</p>
<p><strong>Tarlabaşı’nı fotoğraflamaya nasıl başladınız?</strong></p>
<p>Ben zaten 1983'ten sonraki toplumsal olaylarda hep oradaydım. Çatışmalar sırasında 1 Mayıs'ta, IMF Çatışmalarında, Kürt Meselesinde, Tarlabaşı Bulvarı'nın açılması sırasında yine oradaydım. Tarlabaşı'na yabancı bir insan değildim. Tarlabaşı Yıkım Kentsel Dönüşüm Projesi diye bir proje başladığı vakit, 2010 yılları civarı, ben kolları sıvadım, dedim ki “burada bir kültür var, bir mimari bir doku var, yok olmadan belgelemeliyim.”</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/dscf2464-2.JPG" alt="" width="483" height="322">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p>Ve çalışmaya başladım. Çalışırken şunu düşündüm, tamam çalışıyorum ama bu insanların sesini duyurmam lazım. Sosyal medyayı kullanmaya başladım. Bu sosyal medyada bomba etkisi yaptı. </p>
<p>Beyoğlu’nda gün içinde bir sürü insan dolaşır ama bir de arkada hayat var. Mesela oraya girmesi, insanlarla çalışması, az bir zaman değil, on yılımı verdim bu işe. Ben fotoğraf çekmedim; yaşadığım döneme tanıklık ettim. Fotoğraf makinem ise o tanıklığın dili oldu. 2013’te yaklaşık 125 fotoğraflık bir sergi açtık ve ardından bu sergiler Türkiye çapında devam etti: Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de, İzmir’de…</p>
<p><strong>Bir fotoğrafçı olarak Tarlabaşı’nı neden fotoğraflama ihtiy</strong><strong>acı duydunuz?</strong></p>
<p>Ben zaten 45 yıldır politik belgesel alanında çalışıyordum. Gücümün yettiği kadarıyla bütün toplumsal olayları fotoğraflıyordum. İşçi eylemlerinde, 1 Mayıslarda, Cumartesi Anneleri’nde beni görmeniz mümkün. </p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/1000289128.jpg" alt="" width="528" height="352">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p>Fotoğraf benim için hiçbir zaman estetik bir gösteri olmadı. </p>
<p>Objektifimi, sesi duyulmayan insanların hayatına çevirdim. Çünkü inanıyorum ki bir toplumun gerçek tarihi, saraylarda değil; sokaklarda, fabrikalarda, köylerde, meydanlarda ve yıkılmaya terk edilen mahallelerde yazılır. Ben 45 yıl boyunca o tarihin sessiz tanığı olmaya çalıştım. Eğer geriye bir iz bırakabildiysem, bunun nedeni iyi fotoğraflar çekmiş olmam değil; insanın hikâyesine sadık kalmış olmamdır.</p>
<p>Tarlabaşı, insan hikayelerinin bol olduğu, fotoğrafa iyi gelen bir mahalle. Bir de çok alengirli, çetrefilli bir yer. Kentsel dönüşümü duyduğum vakit “Buradaki hayatı yok olmadan belgelemeliyim, tarihi belge olarak bırakmalıyım.” diye düşündüm. O nedenle 10 yılım Tarlabaşı’nda geçti.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/1000298917.jpg" alt="" width="333" height="514">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p><strong>Kitabın 10 yıl önceki ilk baskısındaki adı “Tarlabaşı ‘Ayıp Şehir’” iken yeni baskısındaki adı “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’”. Sizin için buradaki “ayıp” ve “kayıp” kavramları ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Fotoğrafın ilk baskısında kapakta horoz fotoğrafı vardı. Horoz, her zaman karşı çıkan, diklenendir hatta horozlanmak deyimi vardır. Biz de o dönemde Gezi olaylarına ithafen bu fotoğrafı seçmiştik.</p>
<p>O dönemdeki kentsel dönüşüm ve soylulaştırma, soysuzlaştırma hareketleri falan... Tarlabaşı çok büyük ses getirmişti. O nedenle horoz fotoğrafını koyduk. Ve ayıp kelimesini de Feyyaz Yaman koydu. Fakat bu ayıp, oradaki insanların ayıbını değil, aslında devletin ayıbını ifade ediyordu. </p>
<p>Çünkü orası Birleşmiş Milletler Kampı gibi çok farklı kültürlerin bir arada yaşadığı yer. Çok eski, Yahudi, Ermeni ve Rum toplumunun ağırlıkta yaşadığı bir semt. Bedrettin Dalan, Tarlabaşı Bulvarı'nın yapımı sırasında “Ne olacak 2-3 tane Rum'un evini yıkmakla” dedi. Ve yıllarca o insanlar kendi kaderlerine terk edildi. </p>
<p>Şimdi horoz, başta söylediğimiz gibi diklenme, karşı çıkma, direnmeyi anlatan bir fotoğraftı. Bugün geldiğimiz noktada ülkece teslim olduk. Şu anda korkunç günler yaşıyoruz. Yani kaybedilmiş, hatta bitik bir ülkede yaşıyoruz. Demokrasisi olmayan, hukuku olmayan, ahlakı olmayan bir ülke olduk. Kentsel dönüşüm diye insanların evlerinden atıldığı, kaybedilmiş bir dünyada yaşıyoruz şu anda. O yüzden kayıp şehir adını koyduk yeni baskıda. </p>
<p><strong>Tarlabaşı ile bağınızı nasıl kurdunuz, sizin için neden özel bir yer?</strong></p>
<p>Sadece Tarlabaşı değil, insana dair her şey benim için çok ilintili. Ben zaten hep insan olarak odaklı çalıştığım için, Tarlabaşı da benim için en önemli yerdi. Yani oradaki insanların dramını anlatmak.</p>
<figure class="image float-md-start float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/img-20260731-wa0009.jpg" alt="" width="455" height="281">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p>Ben tabii bu insanlarla çok güzel günler yaşadım. Acılarına, sevinçlerine, düğünlerine ortak oldum. Pavyonlarının içine girdim. Evime döndüğümde gördüklerimden, yaşadıklarımdan kafamı yastığa koyduğum vakit ağladığım zamanlar oluyordu. </p>
<p>Bir de, her gün gidiyordum, sabah 9’dan gece 12'lere kadar. Dolayısıyla Tarlabaşı insanıyla çok kolay bağ kurdum, beni çok seviyorlardı. Artık “köyün delisi geldi” diye bakıyorlardı bana.</p>
<p><strong>Tarlabaşı’nda fotoğraf çektiğiniz dönemde unutamadığınız bir anınız var mı, bize anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p>Oranın sembol bir kadını vardı: Nuray ablam. Bu kadıncağız Bingöl Depreminde ailesini kaybettikten sonra Ankara’da yurtta kalmış. Yurtta kaldığı dönemde tecavüze uğrayıp hamile kalınca yurttan İstanbul’a kaçmış. İstanbul’a geldiğinde barlarda, pavyonlarda çalışmış. Onu tanıdığım dönemde tuvalet bekçiliği yaparak ve mendil satarak hayatta kalmaya çalışıyordu. Hayat kadınıydı yani hayat tecrübesiyle dolu bir kadındı. Her zaman çok iyi bir dostluğumuz vardı onunla, çok iyi kalpli bir insandı. O benim için çok özel bir insan. En güzel anım, Nuray ablayla olan anım.</p>
<p>Oradaki diğer insanlarla da tabii çok güzel anılarım var. Mesela Azeri bir aile vardı. Çocukları beni gördükleri vakit “Ali amca” diye yüz metreden koşarlardı.</p>
<p>Benim sayemde, yaptığım işler sayesinde oradaki yoksul insanlara yardımlar ulaştı, oradaki binalar boşaltılınca insanlar kediler, köpekler için mama bırakmaya başladılar. Böyle güzel anılar kaldı. </p>
<p><strong>Kentsel dönüşümün insanlar ve mahalle kültürü üzerinde nasıl etkileri olduğunu gözlemlediniz?</strong></p>
<p>Tarlabaşı’nda insanlar bir gecede buharlaşmaya başladı. Çünkü devlet hırsızlara “Bu binaların içine girin, kazı yapın.” diyerek yol verdi. Temelini kazınca binalar gözümün önünde kendi kendine yıkıldı. Sonrasında oradaki insanlar uzaklara gittiler. </p>
<p>Unutamadığım anımı anlatayım. Ahmet amca diye bir adam vardı. Çok mücadele verdi. “Sen Tayyip nerede oturuyorsun? Sen Kadir Topbaş nerede oturuyorsun? Ben para istemiyorum. Ben evimi istiyorum.” dedi. Ve adamı en sonunda evinden atmaya kalktılar, kalpten öldü adam.</p>
<p>Türkler ve Romanlar zaten buradaydı sonra Kürt göçüyle birlikte Kürtler geldiler, midye işi yapıyorlar. Ondan sonra Suriyeliler akın etti. Son gittiğimde Araplar ve Siyahiler yoğunluktaydı. </p>
<p>Yoksul insanlar orada tutunup yaşamaya çalışıyorlar. Oradan uzaklaşan insanlar da çok uzaklara gittiler: Arnavutköy, Dolapdere, Hacıhüsrev. Mahalle kültürü tam anlamıyla yok olmadı ama bozuldu.</p>
<p><strong>Tarlabaşı’nda uzun yıllar çalıştıktan sonra aynı sokaklarda bugün yürürken ne hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>İnsan profili çok değişti, hızla değişmeye devam ediyor. Çocuklar büyüyorlar. Mesela on kadar çocuğun fotoğrafını çekmişim. Eminönü'de karşılaştım 7-8 tanesiyle. Hepsi okuyor.</p>
<p>Şimdi bu ekonomik krizle birlikte yozlaşma orada da arttı. Yani hiç başıma gelmeyen bir olay geldi geçen sene ramazan davulcusunu çekmek için gittiğimde. Çünkü bayramlar orada çok ilginçti. Ramazan davulcusu dolaşır, çocuklar da onun peşinde. Çok ilginç kareler çekebiliyorum. Bir gün siyah bir kadının fotoğrafını çekecektim. Uyuşturucu satıcısı birileri huylanıp benim üstüme geldi. Sonra arkadan bir tane oğlan ensemden çok kalleşçe yumruk attı.</p>
<p>Ama ben yine de gelip gidiyorum. Rahatça dolaşabiliyorum o mahallede. Yeni çocuklar tabii kimisi tanıyor kimisi tanımıyor. Eskisi kadar yoğun gidemiyorum çünkü. Bu çalışmamla Beyaz Türklerle Tarlabaşı arasında bir köprü görevi gördüm aslında. Yani birbirlerine dokundular. </p>
<p>Ali Öz’ün “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’” kitabının yeni baskısını satın almak için <a href="mailto:gazetecialioz@gmail.com" target="_blank" rel="noopener">gazetecialioz@gmail.com</a> adresine mail atabilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41399</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-baskani-olarak-atandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41399</guid><description><![CDATA[Yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'na seçildi. Geçen yıl yönetim kuruluna katılan Boghosian, yeni görevinde vakfın eğitim, film restorasyonu ve gazetecilere yönelik destek çalışmalarını yönlendirecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni kökenli yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian, uluslararası sinema dünyasının önemli kurumlarından Altın Küre Vakfı'nın en üst yönetim görevine getirildi. Asbarez'in haberine göre Altın Küre Vakfı (Golden Globe Foundation), yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian'ı Yönetim Kurulu Başkanı olarak atadı.</p>
<p>Geçen yıl yönetim kuruluna atanan Boghosian, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Altın Küre Vakfı Başkanı seçildiğimi paylaşmaktan onur duyuyorum" ifadesini kullandı. Boghosian, "Bana duyulan güven için minnettarım; Vakfa hizmet etmeyi, misyonunu desteklemeyi ve olumlu bir etki yaratmayı sabırsızlıkla bekliyorum" diye ekledi.</p>
<p>Altın Küre Vakfı; sinemacılara yönelik eğitim programları, film restorasyon projeleri ve dünya çapındaki gazetecilere yönelik finansal yardım, kaynak ve hizmetler de dahil olmak üzere geniş bir kâr amacı gütmeyen kuruluş yelpazesini desteklemesiyle tanınıyor. </p>
<div class="box-12">Boghosian, deneyimli ve başarılı bir yapımcı, gazeteci ve televizyon sunucusu. Medya sektöründe on yılı aşkın deneyime sahip olan Boghosian, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi'ndeki yayıncılık sektörüne hizmet veren Hollywood merkezli lider bir tam kapsamlı yapım şirketi olan Boghos Entertainment'ın sahibi ve yöneticisi. Boghosian ayrıca Dubai merkezli televizyon kanalı El-Arabiya'nın Hollywood muhabiri olarak görev yapıyor.</div>
<p><br><br></p>
<p>Kaynak: Public Radio of Armenia</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 14:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ani Köprüsü için Yerevan'da ikinci toplantı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ani-koprusu-icin-yerevan-da-ikinci-toplanti-41398</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/ani-koprusu-icin-yerevan-da-ikinci-toplanti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ani-koprusu-icin-yerevan-da-ikinci-toplanti-41398</guid><description><![CDATA[Ermenistan-Türkiye Ortak Çalışma Grubu, dün Yerevan'da Ani Köprüsü restorasyonu konusunda ikinci toplantısını yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye -Ermenistan Normalleşme sürecinde adımlar devam ediyor. Daha önce demiryolu restorasyonları için de bir araya gelen iki ülkenin yetkilileri, bu kez de tarihi Ani Köprüsü için Yerevan'da bir araya geldi. </p>
<p>4 Ağustos 2026'da, tarihi Ani Köprüsü'nün Restorasyonuna İlişkin Ermenistan-Türkiye Ortak Çalışma Grubu'nun ikinci toplantısı Yerevan'da yapıldı.</p>
<p>Toplantıda taraflar, tarihi Ani Köprüsü Ortak Restorasyanuna İlişkin Protokolün, 4 Mayıs 2026'da Yerevan'da imzalanmasının önemini vurguladılar.</p>
<p>Protokol 4 Mayıs 2026'da Yerevan'da yapılan Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından imzalanmıştı. </p>
<p>Dün yapılan toplantıda taraflar, imzalanan Protokolün en kısa sürede uygulanmasına yönelik çabaları sürdürme konusunda mutabık kaldılar.</p>
<p>Yerevan'daki zirvede Türkiye Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz, Paşinyan ile imzaladıkları protokoller sonrası<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ani-koprusu-ermenistan-ile-ortak-restore-edilecek-40349" target="_blank" rel="nofollow noopener"> şunları söylemişti</a>:</p>
<p>"Bugün mutabakat zaptı ile imza altına aldığımız Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu gibi sembolik ve somut iş birliği alanlarının da kalıcı barış ve güven ortamına katkı sunacağına inanıyoruz. Bölgesel barış, diyalog ve istikrar temelinde; Güney Kafkasya’da normalleşmenin ilerletilmesi, ekonomik iş birliğinin artırılması ve halklarımız arası temasların güçlendirilmesi yönündeki yaklaşımımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, Sayın Paşinyan’a nazik ev sahipliği için teşekkür ediyorum."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 14:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yönetmen Bingöl Elmas: "Asıl mesele korkunun sinemayı susturması"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yonetmen-bingol-elmas-asil-mesele-korkunun-sinemayi-susturmasi-41400</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/yonetmen-bingol-elmas-asil-mesele-korkunun-sinemayi-susturmasi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yonetmen-bingol-elmas-asil-mesele-korkunun-sinemayi-susturmasi-41400</guid><description><![CDATA[Kapadokya'daki doğa tahribatını anlatan "Şiirli Oda'nın İzinde" belgeseli için Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nden yapım desteği alan yönetmen Bingöl Elmas, desteğin filmin politik olduğu gerekçesiyle daha sonra faiziyle birlikte geri istendiğini belirterek, yaşadıklarının istisna olmadığını söylüyor. "Geri ödeme talep edilen başka filmler de var. İnsanlar yaşadıklarını anlatamıyor" diyen Elmas, filminin başına gelenleri, sinema sektöründe giderek derinleşen korku iklimini ve sansür tartışmalarını anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen Bingöl Elmas, "Gün batımına karşı diz çöktüğüm bir yer" dediği Kapadokya'ya taşındığında takvimler 2005 yılını gösteriyordu. Elmas, hayran kaldığı bu coğrafyada, Kapadokya'nın tahrip edilen coğrafyasını korumak için mücadele veren yerel tarihçi Mükremin Tokmak'la tanışıyor, arkadaş oluyor ve mücadelesini yakından takip ediyor.</p>
<p>Ve bir sinemacı olarak en iyi bildiği şeyi yapmaya karar veriyor: Bölgenin ve Tokmak'ın mücadelesini anlatan bir belgesel yapıp ses çıkarmak!</p>
<h4>İki farklı gerekçe</h4>
<p>Daha önce imza attığı filmlerde yaptığı gibi 2025 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden belgesel projesi için yapım desteğine başvuruyor. "Şiirli Oda'nın İzinde" adlı belgesel filmi için yaptığı başvuru kabul ediliyor.Bir yıl gibi kısa bir sürede 25 Nisan 2026'da filmi teslim ediyor.</p>
<p>Ancak daha sonra filmin başvuru dosyasındaki senaryoyla “uyumlu” olmadığı ve teknik şartları karşılamadığı gerekçesiyle faiziyle birlikte geri istendiğini öğreniyor. Fakat ikircilikli bir durum var. Yönetmen, Bakanlık yetkilileriyle yaptığı telefon görüşmelerinde kendisine "Filminizde Kapadokya'da yaşananlarla ilgili bakanlığın ihmali olduğunu öne sürüyorsunuz. Politik bir film. Biz buna destek veremeyiz" denildiğini anlatıyor.</p>
<h4>"Geri ödeme talep edilen başka filmler de var"</h4>
<p>Elmas, aldığı yapım desteğini faiziyle ödediğini, hukuki mücadeleye ise hem masrafı hem de hukuk sistemine duyduğu güvensizlik nedeniyle vazgeçtiğini söylüyor. Neticede elinde tamamlanmayı bekleyen bir film, ödemek zorunda olduğu borçlar ve Türkiye sinema sektörünü ilgilendiren bir dizi soruyla kalıyor Elmas. </p>
<p>Hatırlarsanız, Bingöl'ün belgeselinin başına gelenlerin benzerini, yönetmen Emin Alper "Kurak Günler" filmiyle yaşamıştı. 2022'de Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, yönetmen Emin Alper’in "Kurak Günler" filmine verdiği finansal yapım desteğini çekmiş, verilen desteği faiziyle ödemesini istemişti. Gerekçe aynıydı: Bakanlık, ilk taslak ile nihai film arasında senaryo uyumsuzluğu olduğunu iddia etmişti. Bu film için de yapım şirketi verilen desteği faizliyle ödemişti. Elmas bu durumun çok fazla örneği olduğunu ancak herkesin dile getirmediğini, "Geri ödeme talep edilen başka filmler de var. Bu insanlar yaşadıklarını anlatamıyor" sözleriyle anlatıyor.</p>
<p>Yönetmen Bingöl Elmas ile "Şiirli Oda'nın İzinde"nin başına gelenleri, Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle ilgili tartışmaları, sansür mekanizmasını ve bundan sonra ne yapacağını konuştuk. </p>
<p><strong>Nası</strong><strong>l ba</strong><strong>şladı bu filmin hikâyesi?</strong></p>
<p>2005’te Kapadokya’ya geldim, coğrafyasına hayran kaldım. Çok özel bir yer. Acımasızca yaptıklarımıza rağmen hâlâ öyle. Buradakilerin doğayla iç içeliği, yerel hayatın devam etmesi beni etkiledi. Yoksa Anadolu’da nefes almak politik olarak da çok kolay değil, zor bir bölge. Burada hayata benzer şekilde baktığımız insanlarla tanışıp bir araya gelmeye başladık. Mükremin Tokmak da onlardan biri.</p>
<p><strong>Kimdir Mükremin Tokmak?</strong></p>
<p>Kendisi Kapadokya Çevre Platformu üyesi. Kapadokya'da yaklaşık iki yıl önce peribacalarının arasından iş makineleriyle yol açılması sürecinde, bunun durdurulması için mücadele etti, kamuoyu oluşması için aktif rol aldı. Yapılan tahribatı gün gün kaydetti ulusal ve uluslararası basına bilgi geçti ve bunun ülke gündemine girmesini sağladı. Kendi imkânlarıyla drone çekimleri yaptırarak bölgedeki tahribatı belgeledi ve bu görüntüleri uluslararası medyayla paylaştı. Bütün bunları tek başına yaptı. Ben filmi çektiğimde bu süreç geride kalmıştı. Ancak o döneme ait arşiv görüntülerine ve haber kayıtlarına filmde yer verdim. O süreç birçok televizyon kanalında haber oldu. Bakanlık ve diğer yetkililer yapılan yolun kurallara uygun olduğunu savunuyordu. Ancak görüntüler, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan bir alana iş makineleriyle müdahale edildiğini açıkça gösteriyordu.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/image00207.jpeg" alt="" width="643" height="362">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Mükremin Tokmak. Fotoğraflar: Bingöl Elmas.</span></figcaption>
</figure>
<p><strong>Siz Mükremin Tokmak ’ın hikâyesini anlatmaya nasıl karar verdiniz?</strong></p>
<p>Mükremin yakın arkadaşım ve uzun süredir verdiği mücadeleyi biliyorum. Ben de Kapadokya’nın ciddi şekilde tahribata uğradığını görüyorum. Sinemacı olarak ses çıkarma şeklimiz film yapmak. Ben de bunu yaptım.</p>
<p><strong>Ne anlatıyor filminiz?</strong></p>
<p>Kapadokya’da bir yerel tarihçi, çöpe atılmış arşivleri kurtarıyor, unutulmuş hikâyelerin peşine düşüyor ve Kapadokyadaki yıkıma karşı bedenini siper ediyor. Siyasi baskılarla şekillenen yaşamına rağmen Mükremin Tokmak, geçmişin izlerini geleceğe taşıyacak bir hafıza merkezi kurmaya çalışıyor. Aslında film, geçmişle kurduğumuz sorunlu ilişkiye de dikkat çekiyor. Eskiyi çoğu zaman yıkarak ya da ona gelişigüzel müdahale ederek koruduğumuzu sanıyoruz. Oysa gerçek anlamda bir koruma bilincimiz yok. Bu korumayı sağlaması beklenen bakanlığın izlediği politikalar da tartışmalı. Film de tam olarak bu tartışmayı görünür kılıyor.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/img-20251027-165445.jpg" alt="" width="456" height="608">
<figcaption>Çekimler devam ederken, Kapadokya. </figcaption>
</figure>
<h4>"Politik bir film, biz destek veremeyiz"</h4>
<p><strong>Filminize destek almak için bakanlığa başvurdunuz. Nasıl işliyor bu süreç</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bizden sinopsis ve yaklaşım metin isteniyor. Ben de başvurdum ve destek aldım. Desteği aldıktan sonra iki yıl sürem olmasına rağmen bir yıl gibi bir sürede tamamladım, kalan ödemeyi alabilmek için. Malum enflasyon karşısında eriyor o paralar.</p>
<p>Filmi gönderdikten sonra bir türlü cevap gelmedi. Ben bu arada kalan prosedürleri yerine getiriyor, dosyamı hazırlıyordum. Sonra bir telefon geldi. "Biz sizin filmi kabul edemeyeceğiz" dediler, şok oldum. "Kabul edemeyeceğiz" derken ne demek istediklerini sordum. "Uygun bulunmadı" dediler. Ardından filmin politik bulunduğunu söylediler.</p>
<p>Sonra "Sizi bir üst yetkiliye bağlayalım, onunla konuşun" dediler. Ama o kişiyle görüşmeye çalışırken zaman geçti. Bazen yurtdışında oluyorlardı, bazen başka bir nedenle ulaşılamıyordu. En sonunda Sinema Genel Müdürlüğü Daire Başkan Yardımcısına ulaşabildim. Bana, "Filminizde Kapadokya'da yaşananlarla ilgili bakanlığın ihmali olduğunu öne sürüyorsunuz. Politik bir film. Biz buna destek veremeyiz" dedi.</p>
<p><strong>Siz nasıl bir yanıt verdiniz, sonrasında neler oldu?</strong></p>
<p>Ben de "Ben bu ülkenin vatandaşıyım. Siz burada bir uygulama yapıyorsunuz, ben de bu uygulamayla ilgili eleştirileri olan insanların hikâyelerini anlatıyorum. Aslında bize teşekkür etmeniz gerekiyor. Çünkü bir uygulama yapıyorsunuz ama gelip buradaki halka sormuyorsunuz. Sıradan insanlara sorsanız, yaptığınız uygulamanın karşılığını siz de öğrenirsiniz" dedim.</p>
<p>Daha yetkili birine ulaşmaya çalıştım ama asla ulaşamadım. Daha sonra o yetkili, meslek birliğini arayıp, "Siz niye karışıyorsunuz? Bu film zaten asla onay almaz. Bu karar alınmıştır" diye kestirip atmış. Yani bunu bu kadar rahat söyleyebiliyorlar.</p>
<p>Ardından 14 Temmuz tarihinde bana resmi yazı geldi. Resmi yazıda filmin teknik şartlara uymadığı, senaryoya uygun olmadığı yazıyordu. Aslında ortada ikili bir durum vardı. Bana sözlü olarak söylenen gerekçe bambaşkaydı, resmi yazıda yer alan gerekçe ise tamamen farklıydı.</p>
<p><strong>Sizce </strong><strong>ö</strong><strong>zellikle takıldıkları bir ifade ya da b</strong><strong>ö</strong><strong>lü</strong><strong>m var m</strong><strong>ı</strong><strong>yd</strong><strong>ı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bence özellikle yol yapımına ilişkin arşiv görüntüleri ve filmin bu konuda söyledikleri. Alan Başkanı "Biz çok ince çalışıyoruz" diyor ama görüntülerde kepçeler var. Bayağı kepçelerle yapılan bir çalışma görüyorsunuz. Sanırım o "ince çalışmayı" yeniden görmek çok hoşlarına gitmedi.</p>
<p><strong>Ne kadar destek almıştını</strong><strong>z?</strong></p>
<p>Toplam destek 350 bin liraydı. Bana ilk etapta 175 bin lira ödendi. Faiziyle birlikte benden geri alınan tutar 271 bin liraydı.</p>
<p><strong>Ödeme konusunda nasıl bir yol izlediniz?</strong></p>
<p>Faiziyle birlikte ödedim. Hukuki mücadele vermeyi de düşündüm açıkçası. Ama bunun masrafı neredeyse filmin bütçesi ve benden istenen para kadar. Ekonomik olarak bunu karşılayabilecek durumda değilim.</p>
<p>Bir başka mesele de şu: Bu tür davaların çoğu devlet lehine sonuçlanıyor. Bu da insanın moralini bozuyor. Memlekette hukukun nasıl işlediğini bildiğim için, orayı gerçekten bir mücadele alanı olarak görüp görmeme konusunda tereddüt yaşadım. Yani borçlanarak ödedim. Şimdi de bu filmi tamamlayabilmek için yeni bir yol bulmam gerekiyor. Zaten ekonomik şiddete maruz kaldığımız bir dönemde bunu nasıl çözeceğimizi düşünmek zorundayız. Her zamanki gibi kıt kanaat yaşayacağız, bir yolunu bulacağız.</p>
<p>Çünkü belgesel sinema zaten para kazanılan bir alan değil. Biz bu işi başka bir motivasyonla yapıyoruz. Sesimizi duyurabilmek, insanlarla etkileşim kurabilmek, bazı meseleleri kayıt altına alabilmek, buradaki insanların sesini duyurabilmek için yapıyoruz. O yüzden yaşadıklarımızı da bu mücadelenin bir parçası olarak görüyorum.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/img-20251027-165301.jpg" alt="" width="479" height="639">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Bingöl Elmas.</span></figcaption>
</figure>
<h4>"Kültür savaşlarının izdüşümü"</h4>
<p><strong>Destek verilmediğini öğrenince şok oldum dediniz. Daha </strong><strong>ö</strong><strong>nceki filmleriniz için bakanlıktan destek almış mı</strong><strong>yd</strong><strong>ınız? Ne düşünüyorsunuz bakanlık desteği ve işleyişi hakkı</strong><strong>nda?</strong></p>
<p>Birden fazla film için destek aldım. “Evcilik”, “Komşu Komşu! Huuu!” filmlerim de bu desteklerle yapıldı, birçok uluslararası festivalde gösterildi. Hiçbir zaman filmi kesip biçerek, özetleyerek vermedim ya da sonradan sahne eklemedim. En fazla filmi güzelleştirmek, teknik olarak daha iyi hale getirmek için çalışmalar yaptık.</p>
<p>Eskiden bakanlık sadece teknik olarak kontrol ederken şimdi filmlerin içeriklerini ve biçimlerini belirlemeye çalışan bir konuma geldi. Sanırım kültür savaşlarının izdüşümü tüm bu olanlar. Bu arada filmi seçen destekleme kurulu sektöreden temsilcilerin yer aldığı bir yapı ama ama filmi kabul sürecinde kimler olduğunu nasıl mesleki yetkinliğe sahip kişilerden oluştuğunu bilmiyoruz.</p>
<p>Ve bu kararı verdikten sonra bizim hiçbir söz hakkımız yok. Yeniden değerlendirilmesi ya da bizim kendimizi savunmamız ya da bununla ilgili başka taleplerimizin olması gibi bir şey yok. Tek başına verilmiş bir karar, teknik standartlara uymadığınız senaryonuza uygun değildir denilerek reddediliyor.</p>
<p><strong>Hen</strong><strong>üz tamamlayamadığınız filminize dair bir soru sorayım bir de. Şiirli Oda neresi, neden </strong><strong>ö</strong><strong>nemli?</strong></p>
<p>Filmde anlattığımız yerlerden biri. Şiirli Oda, mübadeleden önce Rumların yaşadığı döneme ait çok özel bir yer. Kostis Meliadis adında biri burada yaşıyor. Bağ bozumu zamanı İstanbul'dan ve başka yerlerden Rumlar eğlenmek için buraya geliyor. Gelmeden önce Kostis’e şiir sipariş ediyorlar ve o da insanlar için duvarlara şiirler yazıyor. Gördüğünüz zaman tüyleriniz diken diken oluyor. Mükremin Tokmak, bu mekânı bulmak için çok uğraşmış, Kostis’in hikâyesinin peşine düşmüş. Filmin bir bölümü de bunu anlatıyor.</p>
<p>Dünyanın başka bir yerinde olsa gerçekten pamuklara sarılacak kadar özel bir mekân. Şimdiyse tavanından içine yağmur suları akıyor, insanlar girip bu şirlerin üstünü karalıyor özcesi kaderine terk edilmiş bir yer. Mükremin Tokmak ise tek başına gidip akan yerleri onarıyor, insanların zarar vermemesi için önlemler almaya çalışıyor. Aslında mesele bir değeri korumak. Peribacalarını korumak, Şiirli Oda'yı korumak, bir yapının yıkılmaması için emek vermek, çöpe atılmış arşivleri kurtarmak... Bence vatanseverlik ve gerçek yurttaşlık tam da böyle bir şey. Benim için hamaset yapanlar ya da sürekli "vatan, millet" diyenler değil; ülkesini bu kadar güzel seven insanlar gerçek anlamda vatansever. Bu insanların sesinin duyulması gerekiyor. Film de tam olarak bunu anlatıyordu. Üstelik slogan atan, ajitasyon yapan bir film de değildi. Ne varsa onu anlatan bir filmdi. O yüzden bu gerekçeyi çok komik buluyorum. Hem hayatta politik olmayan ne var ki?</p>
<p><strong>Hayalini kurduğunuz emek verdiğiniz filminiz. </strong><strong>Nasıl etkiledi bu süreç </strong><strong>sizi?</strong></p>
<p>Zaten bir sürü sorunla boğuştuğumuz üretim sürecinde canınızı sıkıyorlar bir tür yolunuzu tıkıyorlar gibi hissediyorsunuz. Yaşadığımız ülkenin gerçekliğinin farkında olduğumuz için her yer kavga mahalli. Geçmişte belgeselci arkadaşlarımızın deneyimlerinden biliyoruz ki kamunun vatandaşına takma gibi bir huyu var işi gücü bırakıp size alanı dar ediyorlar. Sanki memleket onca sorun yokmuş gibi bir filme takabiliyorlar. Festivallerde ya da başka alanlarda gösterimine engel olabiliyorlar ama biz de inat ve mücadele damarı var. Ben vergisini ödediğim kurumların bu muamelesine neden maruz kalıyorum? Beni buna karşı koruyacak bir mekanizma neden yok? Ben neden bu mücadeleyi vermek zorundayım?</p>
<p>Eğer filmin işlediği konularla ilgili gerçekten bir sorun varsa, bunu neden resmi olarak yazmıyorlar? Telefonda söyledikleri şeylerden bu kadar eminseler, neden bunları resmi gerekçe olarak sunmuyorlar? Çünkü kendileri de bunun hukuki olmadığını, geçerli bir gerekçe olmadığını ve aslında güç kullandıklarını biliyorlar. O yüzden ikili davranıyorlar. Telefonda söyledikleriyle resmi yazıda gönderdikleri birbirinden tamamen farklı.</p>
<p><strong>Mükremin Tokmak bu duruma ne diyor?</strong></p>
<p>Zaten proje ortaya çıktığında bana, "Bakalım bu projeyi nasıl durdurabilirler?" demişti. Çünkü kendisi bölgede yıllardır ses çıkarmanın sık sık cezalandırıldığına bizzat şahitlik eden biri.</p>
<h4>"Yaşanan ama konuşulamayan çok şey var"</h4>
<p><strong>Bu olay maalesef tek değil ve sinemacılar birçok sorunla uğraşıyor. Nası</strong><strong>l g</strong><strong>ö</strong><strong>rüyorsunuz sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rün durumunu?</strong></p>
<p>Türkiye'de çok yaygın bir ruh hali var: İnsanlar başlarına bir şey gelecek korkusuyla yaşıyor. Bu çok üzücü ve çok sinir bozucu. En apolitik insan bile cezaevine girebiliyor. Yani bir şey yapsanız da yapmasanız da bu garip hukuk düzeni bir şekilde sizin ayağınıza dolanabiliyor.</p>
<p>Bir yandan da hepimizin yaşadığı birtakım olaylar var. Bunlara ses çıkarmaktan daha doğal ne olabilir? Böyle bir durumda nasıl geri durabilirsiniz? Ben bunları içime atıp kendi kendime söylenerek hayatıma devam edemem. Bir şey oluyorsa, bunu etrafımdaki insanlara anlatmak zorundayım. Aslında sinema sektöründeki arkadaşlarımızın da, kadın hareketindeki Me Too sürecinde olduğu gibi, "Ben de bunları yaşadım ve bunları yaşamamamız gerekiyor" diyebilmesini istiyorum. Bakanlığa da şunu söylemeleri gerekiyor: “Vergilerimizle oluşan bu fonu bu şekilde kullanamazsınız."</p>
<p>Çünkü yıllardır bu alanda yaşanan ama konuşulamayan çok şey var. Geri ödeme talep edilen başka filmler de var. Bu insanlar yaşadıklarını anlatamıyor. Bence asıl üzerine düşünmemiz gereken konu bu. Bu korkuyla nasıl ilişkilendiğimiz, kendi alanımızı nasıl giderek daralttığımız, nasıl adım atamaz hale geldiğimiz... Bunları konuşmamız gerekiyor.</p>
<h4>"Cezalandırılma korkusunu aşmamız gerekiyor"</h4>
<p><strong>Sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rden destek ve dayanışma g</strong><strong>ö</strong><strong>rdünüz mü</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bu olan bitenin kişisel bir mesele ve münferit olmadığının farkında olan insanlar ve kurumlar var ve birlikte çözüm yolları üretmeye çalışıyoruz. Yanlış giden bu işleyişe dur demenin mücadelesini veriyoruz. Bu meselenin yalnızca<em> "</em>Şiirli Oda" filmiyle sınırlı olmadığını, sektörün tamamını ilgilendiren yapısal bir sorun olduğunu konuşuyor ve ortak hareket etmenin yollarını arıyoruz. Elbette Türkiye koşullarında, gücün bu kadar sert kullanıldığı bir ortamda bu dayanışmanın da sınırları var. Ama en azından bir tartışma başlatabiliriz. Daha önce eser işletme belgesi konusunda verilen mücadeleyle geri adım attırılabildi. Bugün festivaller belgesellerden eskisi kadar rahat eser işletme belgesi istemiyor. Demek ki sektör olarak cezalandırılma korkusunu aşmamız gerekiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 13:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Abhazya’ya doğrudan ulaşım ve tanınma talebi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abhazyaya-dogrudan-ulasim-ve-taninma-talebi-41293</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/27/iki-kardesin-arasina-duvar-cekemezsiniz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abhazyaya-dogrudan-ulasim-ve-taninma-talebi-41293</guid><description><![CDATA[Uluslararası toplum tarafından hukuken Gürcistan’ın bir parçası kabul edilen Abhazya, de facto bağımsız bir yapıya sahip olsa da dünyadan izole edilmiş durumda. Bu izolasyon insani krizlere de neden oluyor. Bu insani krizlere dikkat çekmek için Türkiye'deki diasporan ve sivil toplum kuruluşları, Abhazya'nın tanınması ve doğrudan ulaşımın başlaması nedeniyle bir kampanya başlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Abhaz pasaportlarının tanınması ve doğrudan ulaşımın başlaması talebiyle Temmuz ayında başlatılan kampanya devam ediyor. Kampanyanın yürütücülerinden avukat Anıt Baba, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na iletilmek üzere başlatılan bu sivil başvuru kampanyasının özünde, uluslararası alanda ağır bir izolasyon ve tecrit altında tutulan Abhazya’da yaşanan temel insan hakları ihlallerine son verilmesi olduğunu söylüyor. Siyasi tanınma süreçleri devam ederken en azından insani boyutların göz önünde bulundurulmasını hedefleyen kampanya, Abhazya pasaportlarının Türkiye sınırlarında geçerli kimlik ve seyahat belgesi olarak kabul edilmesini ve iki ülke arasında doğrudan deniz ile hava ulaşımının başlatılmasını talep ediyor.</p>
<p>Bugün uluslararası toplum tarafından hukuken Gürcistan’ın bir parçası kabul edilen Abhazya, de facto bağımsız bir yapıya sahip olsa da dünyadan izole edilmiş durumda. Ülkede yaşayan Abhaz halkı, seyahat, eğitim ve sağlık gibi temel haklarını kullanırken ciddi engellerle karşılaşıyor. Abhazya pasaportu uluslararası alanda ve Türkiye’de geçerli bir seyahat belgesi olarak tanınmadığı için halk, yurtdışına çıkabilmek için çoğunlukla Rusya Federasyonu pasaportu kullanmak zorunda kalıyordu. Ancak son dönemde Ukrayna Savaşı nedeniyle Rus pasaportlarının da Avrupa ve genelinde geçersizleşmesi, edinilmesinin zorlaşması ve muhalifler için imkânsız hale gelmesi, Abhazya’daki tecriti tam anlamıyla bir insani krize dönüştürdü. Sağlık imkânları kısıtlı olan ülkede hastalar tedavi için Türkiye’ye gelemez, öğrenciler yurtdışına çıkamaz hale geldi.</p>
<h4>"Abhazya hakkında bilgi sahibi olan az"</h4>
<p style="text-align: left;">Kampanyayı başlatanlardan biri olan Baba, Abhazya'nın Gürcistan'la Rusya Federasyonu arasında, Karadeniz'e yaklaşık 230 kilometre sahili olan, 10 bin kilometrekare kadar bir ülke olarak tanımlıyor.</p>
<p style="text-align: left;">“Türkiye’ye çok yakın olmasına ve Türkiye'de çok sayıda Abhaz yaşıyor olmasına rağmen Abhazya hakkında bilgi sahibi olan insan sayısı çok sınırlı” diyen Anıt Baba, Abhazya’nın dönem dönem Roma İmparatorluğu, Bizans, Osmanlı ve Çarlık Rusya gibi devletlerin yönetimi altına girdiğini ancak Abhaz tarihi açısından en acı dönemin 1800'lerde yaşandığını ekliyor. Bu süreçte ülke nüfusunun çok büyük bir kısmı zorunlu göçe tabi tutulmuş. </p>
<p style="text-align: left;">Sürgünlerin bir bölümü önce Balkanlar'a gönderilmiş. Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'ı da kaybetmesiyle ikinci bir göç yaşayıp Anadolu'ya yerleşmişler. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Gürcistan tarafından Abhazya’nın ortadan kaldırılmak istendiğini ifade eden Baba, buna sadece Abhazların değil tüm Kuzey Kafkas halklarının birlikte karşı koyduğunu söylüyor. Gürcistan'ın 1992'de başlayan bu saldırısının 1993'te başarısızlıkla sonuçlandığını ve Abhazya’nın de facto bağımsız bir ülke olduğunu ekliyor. Abhazya’nın, önce Rusya ve sonra dokuz ülke tarafından tanındığını da belirtiyor.</p>
<h4 style="text-align: left;">“Çözüm insani adımlarda”</h4>
<p style="text-align: left;"><strong>Kampanyadan bahsedebilir misiniz? </strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu kampanyada temel talep tanınmadır ancak şu an bu kampanyada öne çıkarılan konu insani mülahazalar; yani yaşam ve eğitim hakkı gibi engellenemez taleplerdir. 2008’den sonra Rusya’nın Abhazya’daki etkisi arttı fakat son dönemde Ukrayna Savaşı'nın yarattığı ortamla birlikte Rusya'nın verdiği pasaportlar Avrupa’da geçersiz hale geldi, halkın bu pasaportları alması zorlaştı, muhalif kesimler içinse imkânsızlaştı. Yeterli sağlık imkânı bulunmayan Abhazya'da insanlar eskiden tedavi için rahatlıkla yurtdışına çıkabilirken, şimdi Türkiye’ye geliş gidişlerde ciddi sorunlar yaşanıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kampanyanın somut talepleri ve şu ana kadar atılan adımlar nelerdir?</strong></p>
<p style="text-align: left;">İki ana talebimiz var: Birincisi, Abhazya pasaportlarının Türkiye sınır kapılarında geçerli bir seyahat belgesi olarak tanınması. İngiltere, KKTC’yi tanımadığı halde KKTC pasaportlarını seyahat belgesi olarak kabul ediyordu; benzer bir adım Türkiye tarafından da atılabilir. Türkiye, Tayvan'ı tanımadığı halde doğrudan ulaşım mümkün.</p>
<p style="text-align: left;">İkincisi ise doğrudan ulaşım sağlanması. 1990’lardaki savaştan sonra üç yıl boyunca Trabzon ve Samsun’dan Abhazya'nın başkenti Sohum’a katamaranlarla seyahat edilebiliyordu. Bağımsız Devletler Topluluğu ambargosu sonrası duran bu ulaşım, istenirse bugün deniz veya hava yoluyla tekrar başlatılabilir.  </p>
<p style="text-align: left;">İlk adım olarak CİMER üzerinden Dışişleri Bakanlığı’na yüzlerce dilekçe gönderdik, yanıt bekliyoruz. Bu adım, Gürcistan ve Abhazya basınında geniş yer buldu. İlerleyen süreçte akademisyenlerle bir sempozyum düzenlenmesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin davetine pasaport engeli nedeniyle gelemeyen Devlet Halk Dansları Topluluğu üyeleri, tedavi gören hastalar ve çocuklarla İstanbul’a sembolik bir gemi yolculuğu yapılması da gündemde.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Uygulanan tecrit ve gidiş-geliş zorlukları diasporadaki yeni nesilleri ve ilişkileri nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Türkiye’den Abhazya’ya gitmek pratik ve güvenli değil. Ukrayna Savaşı sebebiyle Rus hava ve deniz sahasında İHA saldırıları riski var. Oysa Trabzon’dan uçakla 30-45 dakikada Abhazya’ya ulaşmak mümkün. Bu tecrit yüzünden temaslar zayıfladı. Devlet Halk Dansları Topluluğu’nun gelemediği gibi durumlar topluluk ve genç nesiller üzerinde ciddi bir olumsuzluk ve kopuş hissiyatı yaratıyor.</p>
<h4 style="text-align: left;">“Uluslararası hukukta çifte standart olmaz”</h4>
<p style="text-align: left;"><strong>Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve NATO çizgisi gerekçesiyle uyguladığı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu tutum hukuki olmadığı gibi insani açıdan da doğru değil. Hukukta çifte standart olmaz. Kosova’yı tanırken kullandığınız parametreleri Abhazya’ya gelince reddedemezsiniz. Türkiye 'Tek Çin' politikasını tanıdığı halde Ankara’da Tayvan’ın fiili elçiliği var, vize verip konsolosluk işlemi yapıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Türkiye ile Abhazya arasında yüzlerce yıllık kader ortaklığı var. Türkiye’de, Abhazya’dakinden daha fazla Abhaz vatandaşı yaşıyor. İki kardeşin arasına çekilen bu görünmez duvar bir eziyete ve toplu cezalandırmaya dönüşmüş durumda. Gazze’deki haksızlığa nasıl karşı çıkıyorsak, yeni doğmuş bir bebeğin tedavi hakkını engelleyen bu cezalandırma mantığına da karşı çıkmalıyız. Talebimiz siyasi tanınmadan ziyade ertelenemez insani çözümlerdir.</p>
<h4 style="text-align: left;">AGOS’tan Jineps’e</h4>
<p style="text-align: left;"><strong>Türkiye’deki diğer azınlık toplulukların kültürel varoluş mücadelesiyle Abhazlar’ın mücadelesini nasıl bağdaştırıyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Anadolu’daki tüm kadim halkların kültürlerini koruma mücadelesinden feyiz alıyoruz. Hatta yayıncılık serüvenimizde bunun somut bir örneği var. Rahmetli avukat arkadaşım Hakan Bakırcıoğlu (2023 yılında hayatını kaybeden Dink ailesi avukatlarından) vesilesiyle AGOS ile tanışmış ve 'Biz Çerkeslerin de bir AGOS'u olmalı' diyerek Jineps gazetesini çıkarmıştık. Hatta arkadaşlarımız Hrant Dink ile görüşüp gazetecilik deneyimlerinden ilham aldılar. Jineps bugün Türkçe ve Adigece yayınlanan, alanındaki en uzun ömürlü yayınlardan biri oldu. Tüm halkların varoluş mücadelesi birbirine ilham veriyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 12:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Demirtaş evine dönmeli"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-umuda-ahmetler-goreve-demirtas-evine-donmeli-41397</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/bahceli-yasal-duzenlemelerin-meclise-tasinmasi-memnuniyet-verici.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-umuda-ahmetler-goreve-demirtas-evine-donmeli-41397</guid><description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, süreç yasası teklifine ilk imzayı atmasının ardından yaptığı açıklamada, düzenlemeyi "bin yıllık kardeşliğin tescili" olarak nitelendirdi. Bahçeli, "Öcalan umut hakkına, Ahmetler görevine, Demirtaş evine dönmelidir" sözlerini yineleyerek sürecin bir "devlet projesi" olduğunu söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, süreç yasasının teklifine ilk imzayı atmasının ardından açıklama yaptı. Millet Haber Ajansı çalışanı Sinan Burhan'a konuşan Bahçeli daha önce de dile getirdiği "Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Demirtaş evine dönmelidir" ifadesini tekrarladı.</p>
<p>Çerçeve yasaya attığı imza ile ilgili konuşan Bahçeli, "Attığımız bu imza hayırlı ve uğurlu olsun. Bu imzayla bin yıllık kardeşliğimiz bir kez daha tescillenmiştir. Türk’üyle, Kürt’üyle, dili ve kimliği ne olursa olsun herkes kazanmıştır. 86 milyon vatandaşımız ve Orta Doğu halkları kazanmıştır. Aynı zamanda küresel projelerin bozulmasının ilk adımı da atılmıştır. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Meclis Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi.</p>
<h4>"Devletimiz gerekli çalışmaları yürütüyor"</h4>
<p>Bahçeli, sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Bu proje bir devlet projesidir. Meclisimiz bu konuyla ilgili gerekli inisiyatifi almıştır. Devletimiz gerekli çalışmaları yürütüyor. Hep birlikte bu süreci takip edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Bahçeli, son dönemde MHP grup toplantılarında “Terörsüz Türkiye” sürecine neden değinmediğine ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi: “Bize zaman zaman soruyorlar; son grup konuşmalarında niçin ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine değinmiyorsunuz diye… Biz devlet adabına riayet ederiz. Sayın Cumhurbaşkanımız süreci yakından takip ediyor. Sayın Meclis Başkanımız da konuya vaziyet ediyor. Biz de kendilerine destek veriyoruz. Onların yürüttüğü çalışmaların önüne geçmek doğru değildir.”</p>
<h4>"Demirtaş'ın halini hatrını sorarım"</h4>
<p>Demirtaş'la avukatları aracılığıyla görüştüğünü aktaran Bahçeli, "Halini hatırını sorarım. O da bana selamlarını iletir. İyi bir hukukumuz var. Ayrıca kendisinin herhangi bir talebi veya isteği olup olmadığını da sorarım. Demirtaş’la Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde birlikte çalıştık. Ben yine aynı şeyi söylüyorum. Selahattin Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan umut hakkına kavuşmalıdır. Türkiye huzur bulmalıdır. Hedefimiz Türkiye’nin ve bölgenin huzura kavuşmasıdır” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[BM raporu, İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığına ilişkin delilleri destekliyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bm-raporu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-iliskin-delilleri-destekliyor-41395</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/bm-raporu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-iliskin-delilleri-destekliyor.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bm-raporu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-iliskin-delilleri-destekliyor-41395</guid><description><![CDATA[Filistin Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan raporun İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığına dair delilleri desteklediğin belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Filistin Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM) Sağlık Hakkı Özel Raportörü Tlaleng Mofokeng tarafından yayımlanan raporun, İsrail'in Gazze’de soykırım yaptığına dair delilleri güçlendirdiğini belirtti. </p>
<p>Filistin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Gazze'ye ilişkin rapor konusunda değerlendirmelere yer verildi.</p>
<p>Raporun, İsrail’in Gazze'ye yönelik saldırılarının sağlık sistemindeki etkisinin BM raporuyla belgelendiği belirtilerek, "BM raporu, İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığına dair diğer delilleri desteklemektedir" ifadeleri kullanıldı. Hastalar ve sağlık çalışanlarının sistematik olarak hedef alındığını belirten raporda, "ilaç, tıbbi malzeme ve yakıt girişinin engellenmesi ile insani yardım ve tıbbi tahliyelerin zorlaştırılması" yoluyla "tıbbi soykırım" işlendiği belirtildi.</p>
<h4>Anne ve bebeklerin yaşamı tehlikede</h4>
<p>Raporda, doğumevlerinin yıkılması ile hamile kadınların sağlık hizmeti, gıda, su ve ilaca erişimden mahrum bırakılmasının; annelerin, anne karnındaki bebeklerin ve yenidoğanların yaşamını tehlikeye atan uygulamalar olarak belgelendiği, bu uygulamaların ise Gazze'de yaşanan soykırımın bir parçası olduğuna işaret ettiği belirtildi.</p>
<p>BM Özel Raportörü Tlaleng Mofokeng, 30 Temmuz tarihli raporunda, Gazze'de hastanelerin ve sağlık çalışanlarının sistematik olarak hedef alınması, sağlık malzemelerinin girişinin ve tıbbi tahliyelerin engellenmesi ile annelik ve doğum hizmetlerinin ortadan kaldırılmasının insanlığa karşı suç teşkil ettiğini belirtmişti.</p>
<p>Kaynak: Anadolu Ajansı</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özgür Özel hakkında dokunulmazlık fezlekesi Adalet Bakanlığı’na gönderildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgur-ozel-hakkinda-dokunulmazlik-fezlekesi-adalet-bakanligina-gonderildi-41393</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/savcilik-ozgur-ozelin-dokunulmazliginin-kaldirilmasini-talep-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgur-ozel-hakkinda-dokunulmazlik-fezlekesi-adalet-bakanligina-gonderildi-41393</guid><description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, YENİ Parti Genel Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel ile YENİ Parti Malatya Milletvekili Veli Ağbaba hakkında “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçlamasıyla yürütülen soruşturmaları tamamladı. Başsavcılık, her iki isim hakkında da milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezleke düzenleyerek Adalet Bakanlığı’na gönderdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur ve Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın dokunulmazlıklarının kaldırılması için düzenlenen fezlekeyi Adalet Bakanlığı’na gönderdi. </p>
<p>Özel ve Ağbaba, “Zincirleme şekilde rüşvet almak” ile suçlandı. </p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamada şunlara yer verildi:</p>
<p>“28’inci Dönem Manisa Milletvekili ve CHP Genel Başkanı olan Özgür Özel’in sahip olduğu nüfuz ve yetkiyi kötüye kullanarak 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak olan yerel seçimlerde Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına aday gösterilebilmesini sağlamak amacıyla Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Muhittin Böcek ve oğlu olan Mustafa Gökhan Böcek'ten tek suç işleme icrası kapsamında değişik tarihlerde doğrudan veya 28’inci Dönem Milletvekili Veli Ağbaba aracılığıyla menfaat temin ettiğinden ve aynı şekilde Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'dan 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan CHP Kurultayında kullanılmak üzere tek suç işleme icrası kapsamında değişik tarihlerde maddi menfaat temin ettiğinden bahisle ayrı ayrı birer defa 5237 sayılı TCK'nin 252/2 delaleti ile 252/1, 43/1, 53/1-2-3 maddeleri uyarınca, ‘Zincirleme Şekilde Rüşvet Almak’ suçunu işlediği anlaşıldığından 28’inci Dönem Manisa Milletvekili Özgür Özel hakkında Anayasanın 83’üncü maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaati ile fezleke düzenlenip Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.”</p>
<h4>Veli Ağbaba hakkında da açıklama</h4>
<p>Başsavcılığın Veli Ağbaba hakkında yayımladığı açıklamada ise yürütülen soruşturmanın ayrıntıları paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamaya göre Ağbaba’nın, Özgür Özel’in talimatıyla Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in oğlu Mustafa Gökhan Böcek’ten, Muhittin Böcek’in belediye başkan adaylığı için farklı tutarlarda menfaat temin ettiği iddia edildi.</p>
<p>Başsavcılık ayrıca, Ağbaba’nın Çankaya Belediye Başkanı üzerinde nüfuzunu kullanarak katı atık toplama ihalesinin şartnameye aykırı biçimde pazarlık yöntemiyle kendi istediği şirkete verilmesi konusunda ısrarcı olduğu ve bu süreçte maddi menfaat sağladığını öne sürdü.</p>
<p>Açıklamada, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde kullanılmak amacıyla İzmir ve çevresindeki belediye ile meclis üyelerinden de maddi menfaat temin edildiği iddiasına yer verildi.</p>
<p>Başsavcılık, Ağbaba’nın da Türk Ceza Kanunu’nun 252/1, 252/2, 43/1 ve 53/1-2-3 maddeleri kapsamında “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçunu işlediği kanaatine varıldığını belirterek dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla fezleke düzenlediğini bildirdi.</p>
<h4>Fezlekeler Adalet Bakanlığı’na gönderildi</h4>
<p>Her iki açıklamada da Başsavcılık, Anayasa’nın 83. maddesi uyarınca milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezlekelerin düzenlenerek Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini duyurdu.</p>
<p>Kaynak: Medyascope, BirGün. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir usul olarak mücver]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/bir-usul-olarak-mucver-41394</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/05/bir-usul-olarak-mucver.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/bir-usul-olarak-mucver-41394</guid><description><![CDATA[Son yıllarda, mücver evimizde pek sevildiğinden, bırakın dolmadan artan kabak içi ile yapmayı, kilo ile kabak alıp yaptığım çok oluyor. Bence mükemmel mücverin iki sırrı var: Malzemeyi basit tutmak ve kabağın suyunu iyice sıkmak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Mutfak dediğimiz zat-ı şahaneleri aslında tamamen bir yaratıcılık sahnesi. Bazı mesleklerde ölçüsüz, ayarsız iş göremezsiniz. Mutfağın tatlı tarafında da durum pek farklı değildir. Tatlıcılık ve pastacılık bütünüyle tarif, ölçü ve kimya işidir. Modern kafalar buna “reçete” diyor, biz eski kafalar hâlâ “tarif” diyebiliriz.</p>
<p>Mutfakta yemek diye bildiğimiz bazı kavramlar aslında birer teknik, birer usuldür. Dolma mesela. Bakın, sarma konusuna girmiyorum! Keza graten de öyle, ilerleyen satır ve paragraflarda müjgan olarak anacağım mücver de.</p>
<p>Kısaca tanımlamak icap ederse, mücver dediğimiz aslında rendelenmiş veya ince doğranmış sebzenin yumurta ve un, galeta unu veya nişasta gibi bir bağlayıcıyla birleştirilip muhtelif baharatlarla lezzetlendirilerek tavada kızartılmasıdır.</p>
<p>Mücver, benim çocukluğumdan hatırladığım kadarıyla, kabak dolma olan günlerin yancısı idi. Çünkü oyulan kabakların içleri asla çöpe atılmazdı. Şimdilerde bir kavrama dönüşen geri dönüşüm/atıksız mutfak, aslında yayalarımızın mutfaklarından bize zaten böyle miras kaldı.</p>
<p>Tarif ve ölçü veriyorum ama malzeme kalitesi ve ölçüleri farklılık göstereceğinden, azcık deneme yanılma(ma) yöntemi ile kendi ölçünüzü bulabilirsiniz.</p>
<div class="box-12">
<p><strong>Malzemeler:</strong></p>
<p><strong>Ana malzemeler</strong></p>
<ul>
<li>2 iri kabak</li>
<li>2 yumurta</li>
<li>Taze dereotu</li>
<li>Tuz, karabiber</li>
<li>Kıvam verecek kadar un</li>
</ul>
<p><strong>İsteğe bağlı</strong></p>
<ul>
<li>Yeşil veya kuru soğan</li>
<li>Maydanoz</li>
<li>Taze ya da kuru nane</li>
<li>Beyaz peynir</li>
<li>Başka baharatlar</li>
</ul>
</div>
<p>Ben iki kabağı (bizimkiler irice oluyor, Türkiye’de satılan daha küçük kabaklarla dört-beş adet) iyice yıkayıp soymadan iri rendeliyorum. Bolca tuzlayıp biraz beklettikten sonra bir bez içinde sıkarak suyunu iyice çıkarıyorum. Salata kâsesine iki yumurta kırıp çırpıyorum. Prensip olarak kabak sayısı kadar yumurtadan yanayım ancak tekrar edeyim, burada bizim dev kabakları baz alıyorum. Çırptığım yumurtalara iyice sıktığım rendelenmiş kabakları ve sekiz-on dal taze soğanın yalnızca yeşil kısımlarını ekliyorum. Kıvamına göre azıcık azıcık un ekliyorum. Bu malzemenin asıl lezzet vereni taze dereotu ama ben nane de çok yakıştırıyorum. Kıvamı hafif bozamsı olmalı; kaşığa gelecek ama katı da olmayacak.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/mucver-2-jpg.jpeg" alt="" width="499" height="374">Ana hatlarıyla malzemeler bence bunlar. Kabaklar suyunu bıraksın diye tuzladığım için sonra tuz eklemiyorum. Bazen harca beyaz peynir de rendelediğim oluyor, öyle olunca tuzuna dikkat etmek lazım. Maydanoz, nane, reyhan; ceviz, çam fıstığı veya badem de eklenebilir. Mühim olan kıvamını yakalayabilmek ki ne yağ çeksin, ne kuru olsun. Domates kurusu ekledim bir gün mesela, bence umami listesine alınmalı güneşte kurutulmuş domates, Garine dediydi dersiniz.</p>
<p>Ben derin yağ yapmıyorum. Şahsi tercihim zeytinyağı ama siz hangi yağı isterseniz kullanın. Yarım santim derinliği olacak sıvı yağı yayvan bir tavada ısıtıyorum. Hazırladığım harcı büyük bir kaşıkla yağa koyup incelsin diye üzerine hafif bastırıyorum. Çok kısa sürede zaten renk alıyor, spatula ile çevirip iki tarafı da altın rengi olunca bir kâğıt havlu üzerinde iki dakika dinlendirip servis tabağına diziyorum. Bu kadar da basit, yapın yapın yiyin.</p>
<p>Haa, bu arada bu karışımı yağladığınız bir cam fırın kabına döküp fırınlayabilirsiniz de, böreğimsi bir şey oluyor ama mücver diyorsak pişirme tekniği kesinlikle kızartma olmalı. Gerek bütün olarak fırınlamak, gerekse porsiyon porsiyon air fryerlamak, ikisi de yapılır elbet. Güzel de olur. Ama bana sorarsanız ortaya çıkan ürün artık mücver değil, mücverden ilham alan başka bir yemektir.</p>
<p>Müjgan konusunda asla mütevazı olamıyorum. Klasik tarife her seferinde minnak dokunuşlar yapıyorum: Bazen kabartma tozu, bazen başka sebzeler, bazen galeta unu veya beyaz peynir... Fakat kızgın yağda eriyip harca karışmayan, kendini hâlâ hissettiren tek peynir yine bildiğimiz beyaz peynir, Ezine ya da feta oluyor.</p>
<p>Mesela bir gün üç yumurta, bir iri kabak rendesi, bir kapya, çeyrek yeşil ve çeyrek sarı paprika, taze dereotu, un, tuz ve kabartma tozu kullandım. Alabaş yaprağıyla dolma sardığım bir gün ise alabaşın saplarını ve kalın damarlarını da mücvere doğradım. Sıfır atık. Kızartma yağını da süzer tekrar kullanırım ekseri.</p>
<p>Son yıllarda, mücver evimizde pek sevildiğinden, bırakın dolmadan artan kabak içi ile yapmayı, kilo ile kabak alıp yaptığım çok oluyor. Bence mükemmel mücverin iki sırrı var: Malzemeyi basit tutmak ve kabağın suyunu iyice sıkmak.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/mucver-1-jpg.jpeg" alt="" width="576" height="576">Ermenistan’a giderseniz bol yeşillikli (leğenle yeşillik -ganançi- ikram edilen memleketten bahsediyorum arkadaşlar) versiyonunun yapılabiliyor olacağını düşünüyorum, o ki gözleme yapıyorlar, mücver de bence muhtemelen vardır, adı, lakabı, sanı farklı olsa da.</p>
<p>Az biraz araştırınca içgüdülerimin beni yanıltmadığını gördüm. Misal, elin Grek’i, feta koyuyor mücverine. Nane de ekliyor, adına da Kolokythokeftedes diyor. Kıbrıs boş durur mu? Basıyor hellim peynirini, Kolokouthkia oluyor o da. Ermenistan beni en çok güldüren versiyonunu yapmış: Tsukini kotlet. Kabak kotleti. “Kotlet” sözcüğünün Avrupa’dan Kafkasya’ya uzanan macerası başlı başına başka bir yazı konusu; bana şimdilik adı bile yeterince eğlenceli geldi. Bilmeyenler için, kotlet bazı ülkelerde pirzola için kullanılsa da Doğu Avrupa’da kıyma veya sebze köftesi olarak kullanılır. Çoğu coğrafya mutfağında kabağa ek olarak veya tek ürün olarak patates rendesi de kullanılıyor.</p>
<p>Şuraya bir benzer sebze köftelerinden bir liste konduralım da araştırmacı gazeteci imajı yapalım. Şaka ayol, ne haddime, ben kendi halinde bir yazanım. Bakın, yazar değil, asla, haddim değil, yazan.</p>
<p>Buyrun:</p>
<div class="box-8">
<p><strong>Ülke/Bölge               </strong><strong>Yemek                        </strong><strong>Ana malzeme</strong></p>
<p><strong>Türkiye</strong>                     Mücver                      Kabak (klasik), patates, pırasa vb.</p>
<p><strong>Lübnan </strong>                    Kousa fritters             Kabak</p>
<p><strong>Suriye   </strong>                    Kousa ajeen              Kabak</p>
<p><strong>İsrail      </strong>                    Latke (kabak versiyonları da var)   Genelde patates</p>
<p><strong>Almanya  </strong>                  Kartoffelpuffer            Patates</p>
<p><strong>İsviçre  </strong>                      Rösti                          Patates</p>
<p><strong>Çekya </strong>                        Bramborák                 Patates, sarımsak, mercanköşk</p>
<p><strong>Japonya</strong>                     Okonomiyaki              Lahana esaslı</p>
<p><strong>Kore   </strong>                       Jeon (Pajeon, Hobakjeon)   Pırasa, kabak vb.</p>
<p><strong>Çin </strong>                            Luo bo bing                  Turp</p>
</div>
<p>Liste böyle uzayıp duruyor. Görüyoruz ki dünyanın birçok mutfağında, küçük değişikliklerle de olsa, mücver tekniğinin bir karşılığı var.</p>
<p>Evet, alın sevdiğiniz sebzeyi, yapın mücverinizi. Netice itibarıyla mücver dediğimiz şey kabak değil, bir usuldür. Gerisi sizin mutfağınızın hikâyesi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Paşinyan’ın teklifine 1.100’den fazla başvuru]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyanin-teklifine-1-100den-fazla-basvuru-41392</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/pasinyanin-cagrisinin-ardindan-ermenistan-kamu-yonetimine-katilmak-icin-1-100den-fazla-kisi-basvurdu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyanin-teklifine-1-100den-fazla-basvuru-41392</guid><description><![CDATA[Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın dünya sıralamasında ilk 200'e giren üniversitelerin mezunları için açtığı “kamuda nitelikli iş gücü havuzuna” 1141 kişi başvurdu. Ermenistan Başbakanı, Ermenistan kamu yönetimine katılmaya davet etmişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın 15 Haziran 2026'da kişisel Facebook hesabından yaptığı, dünya sıralamasındaki en iyi 200 üniversiteden mezun olanlara yaptığı Ermenistan'a gelip<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-dunyanin-en-iyi-200-universitesinden-mezun-olanlari-kamu-yonetimine-katilmaya-cagirdi-40853" target="_blank" rel="nofollow noopener"> kamuda çalışma çağrısına</a>, 1141 kişi başvuru yaptı. </p>
<p>Paşinyan, çağrısının büyük ilgi gördüğünü belirtti. Başvuruların incelenmesi ve ilk eleme sürecinin ardından, tüm başvuru sahiplerinin yaklaşık yüzde 40’ına denk gelen 459 adayın ikinci aşamaya geçtiğini açıkladı. Bir sonraki aşamaya geçen adayların yaş ortalamasının ise 34 olduğu belirtildi.</p>
<p>Başbakan’a göre, mülakatların ve mesleki değerlendirmelerin sonuçları, hükümet bünyesinde bir "nitelikli iş gücü havuzu” oluşturmak amacıyla kullanılacak. Seçilen adayların eğitim geçmişleri, iş deneyimleri ve mesleki becerileri, Ermenistan kamu yönetimi sisteminin personel ihtiyacına göre eşleştirilecek.</p>
<p>Paşinyan, girişimi başlatırken, "nitelikli iş gücü havuzuna” dahil edilen adaylara takip eden bir yıl içerisinde kamu yönetimi sisteminde iş teklifleri veya başka işbirliği imkanları sunulabileceğini belirttiğini hatırlattı.</p>
<p>Paşinyan ayrıca, bazı başvuru sahiplerinin üst düzey hükümet görevlerine atanmasına ilişkin kararların halihazırda alındığını açıkladı ve söz konusu atamaların resmî olarak hayata geçirilmesinin yakın gelecekte kamuoyuna duyurulacağını söyledi.</p>
<p>Başbakan, çağrısına yanıt veren tüm başvuru sahiplerine ve girişime güçlü destek veren kamuoyuna teşekkür etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 16:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çerçeve yasaya ilk imza Bahçeli'den, yasa yarın Meclis'e geliyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cerceve-yasaya-ilk-imza-bahceli-den-yasa-yarin-meclis-e-geliyor-41390</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/cerceve-yasanin-adi-belli-oldu-ilk-imza-bahceli-den.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cerceve-yasaya-ilk-imza-bahceli-den-yasa-yarin-meclis-e-geliyor-41390</guid><description><![CDATA[PKK'nin silah yakmasından sonrasında beklenen çözüm sürecinin hukuki zeminini oluşturacak çerçeve yasa teklifinin adı belli oldu.  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” yasa tasarısını ilk imzalayın Bahçeli olurken, AKP'nin Meclis'teki diğer partilerle görüşmeleri devam ediyor. Tasarının yarın Meclis gündemine gelmesi bekleniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmaları neredeyse bir yıldan fazladır süren Kürt sorunu çözüm sürecininin hukuki belgesi olacak "çerçeve yasa"nın tamamlandığı, çerçeve yasanın “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” olarak adlandırılacağı bildirildi. </p>
<p>Öte yandan AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, partilerle yaptığı görüşmeler öncesinde çerçeve yasanın yarın Meclis’e sunulabileceğini açıkladı.</p>
<p>Yasa tasarısının detayları yavaş yavaş basına yansırken, yasayı ilk imzalayan, süreci de açıklamalarıyla götüren MHP lideri Devlet Bahçeli oldu. Bahçeli ile birlikte MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, TBMM Başkanvekili Celal Adan, MHP Grup Başkanvekilleri Filiz Kılıç ve Erkan Akçay da yasa teklifine imza attı.</p>
<p>Süreç kapsamında Meclis'te "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi" adıyla 51 üye ile Komisyon kuruldu. Komisyon çeşitli görüşmelerden sonra ortak bir rapor hazırladı. Rapordan sonra TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş TBMM’de grubu bulunan partilerle yasa teklifi çıkarılması için görüştü. Çerçeve yasa dün  AKP'li milletvekillerinin imzasına açılmıştı.</p>
<p>Yasa teklifi "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünlüğün Sağlanması" adıyla yarın TBMM Başkanlığı’na sunulacak ve ardından Adalet Komisyonu ile Genel Kurul gündemine gelmesi bekleniyor.</p>
<p>Bugün içerisinde, AKP milletvekilleriyle birlikte diğer MHP milletvekillerinin de kanun teklifine imza atması ve imzaların TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor.</p>
<p>AKP Grup Başkanı Abdullah Güler imzasıyla AKP'li milletvekillerine gönderilen duyuruda, "Grup Başkanlığımızca 'Çerçeve Kanun Teklifi'ni tüm milletvekillerimizin eksiksiz imzalamaları kararı alınmıştır. Grup Yönetim Kurulu salonumuzda imzaya açılan teklifi 4 Ağustos 2026 Salı günü saat 17.00'e kadar imzalamanız gerekmektedir" denildi.</p>
<h4>Öcalan'ın notu</h4>
<p>DEM Parti İmralı heyeti dün, Pazar günü görüştükleri Abdullah Öcalan'ın çerçeve yasa ile ilgili, "En az Cumhuriyet'in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız"<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/henuz-her-sey-cozulmus-degil-ama-negatif-yaklasmayi-gerektiren-bir-durum-da-yok-41372" target="_blank" rel="nofollow noopener"> notunu paylaştı</a>.</p>
<p>AKP Grup Başkanı Güler'in, teklifin içeriği hakkında bilgi vermek üzere Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileriyle bugün görüşmesi bekleniyor. Temaslarda taslak metnin paylaşılmayacağı, yalnızca teklifin kapsamına ilişkin bilgilendirme yapılacağı öğrenildi.</p>
<h4>DEM Parti Eş Başkanı Bakırkan</h4>
<p>Çözüm sürecinin siyasi aktörlerinin en önemlilerinden biri olan DEM Parti de bugünkü grup toplantısında tutumunu bir kez daha dile getirdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bugüne kadar tarihî adımlar atıldı. Şimdi bu adımları hukukla bağlamanın zamanıdır. Çerçeve yasa, tarihî eşiğin hukuk yoluyla aşılmasının ilk adımıdır" dedi. Bakırhan şöyle devam etti: "Biliyoruz ki tek bir yasal düzenleme, yüz yıllık bir meselenin bütün siyasal ve toplumsal yükünü bir günde ortadan kaldırmaz. Ancak yine de çok önemli bir işlev görür: Meseleyi şiddet zemininden siyasetin ve hukukun zeminine taşır. Silahın sustuğu yerde sözün, sözün olduğu yerde ise siyasetin önü açılır. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılacağı yeni bir dönemin kapısı aralanır.</p>
<p>Açıkça ifade ediyoruz: Çerçeve yasa bir ayrıcalık yasası değildir. Tarihsel bir sorunun çözümü için gerekli olan geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturacak bir yasadır. Yüzyıldır yok sayılan Kürt meselesinin ilk kez müzakereye dayalı bir yasal çerçeveyle buluşmasıdır. Çerçeve yasa, barışa açılan kapıdır. Barış ise çatışmayı yeniden üreten koşulların ortadan kaldırılmasıdır. Çerçeve yasa tam da bunun için gereklidir: Çatışmalı dönemi sona erdirmek ve kalıcı barışın kapılarını aralamak.</p>
<p>Bu yasayla kalıcı barışın hukukunu güçlendirmeliyiz. Barışın kalıcılaşması için Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanmalıdır. Meclis de tarihî rolünü üstlenmeli, Meclis bünyesinde bir Barış İzleme Kurulu kurulmalıdır. Süreç, bütün partilerin katılımıyla, demokratik katılım ve şeffaflık içinde sürdürülmelidir.</p>
<p>Bu yasayla işimiz bitmeyecek. Tam tersine, asıl demokratik dönüşüm bundan sonra başlayacak. Çerçeve yasayı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler sonbahardan itibaren hayata geçirilmelidir. Meclis’in sonbaharda açılmasıyla birlikte bir yol haritası çıkarmalıyız. Bu nedenle diyoruz ki Ağustos, çerçeve yasayla barışın temellerinin atıldığı ay olsun. Ekim ise demokratik Türkiye’nin inşasında yeni bir baharın başlangıcı olsun."</p>
<h2>YENİ Parti: Taslağı görmedik</h2>
<p>AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, yasa tasarıyla ilgili meclisteki partilerle görüşmeler yaparken, CHP'den ayrılarak kurdukları YENİ Parti ele ana muhalefet olan YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, yasayla ilgili AKP'den görüşme talebi aldıklarını belirtti. Emir, taslağın kendileriyle paylaşılmadığını belirtti ve "Bizim görmediğimiz bir yasa taslağına açıktan bırakın altına imza atmayı, destek olup olmamayı söylememiz akla aykırıdır" dedi. Emir, taslağın somut olarak paylaşılması gerektiğini belirterek muhalefetin eleştiri ve katkılarının alınmasının şart olduğunu belirtti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan’da yeni hükümet kuruldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanda-yeni-hukumet-kuruldu-41389</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/06/16/pasinyan-dunyanin-en-iyi-200-universitesinden-mezun-olanlari-kamu-yonetimine-katilmaya-cagirdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanda-yeni-hukumet-kuruldu-41389</guid><description><![CDATA[Ermenistan Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan, yeni hükümetin üyelerini atayan bir dizi kararname imzaladı. Atamalar Başbakan Nikol Paşinyan'ın tavsiyesi üzerine yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>7 Haziran seçimlerinde birinci olan Sivil Sözleşme Partisi lideri ve Başbakan Nikol Paşinyan, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan’a hükümetin istifasını sundu. İstifasının ardından Cumhurbaşkanı tarafından tekrar Başbakan olarak atandı. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Haçaturyan, Başbakan Paşinyan’ın tavsiyesi üzerine yeni hükümete şu isimleri atadı: </p>
<p>Mher Grigoryan – Başbakan Yardımcısı</p>
<p>Tigran Haçaturyan – Başbakan Yardımcısı</p>
<p>Ararat Mirzoyan – Dışişleri Bakanı</p>
<p>Suren Papikyan – Savunma Bakanı</p>
<p>Arpine Sargsyan – İçişleri Bakanı</p>
<p>Vahe Hovhannisyan – Maliye Bakanı</p>
<p>Gevorg Papoyan – Ekonomi Bakanı</p>
<p>Anahit Avanesyan – Sağlık Bakanı</p>
<p>Zhanna Andreasyan – Eğitim, Bilim, Kültür ve Spor Bakanı</p>
<p>Arsen Torosyan – Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı</p>
<p>David Khudatyan – Bölgesel Yönetim ve Altyapı Bakanı</p>
<p>Srbuhi Galyan – Adalet Bakanı</p>
<p>Hambardzum Matevosyan – Çevre Bakanı</p>
<p>Davit Tadevosyan – Yüksek Teknoloji Sanayi Bakanı</p>
<h4>Liderler yeni hükümeti tebrik etti</h4>
<p>Armenpress’in aktardığına göre Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, görevdaşı Paşinyan’ı tebrik etti. Cumhurbaşkanı Tokayev, Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir mektupta, "Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı olarak yeniden atanmanızdan dolayı tebrikler" dedi.  Moldova Dışişleri Bakanı, Letonya Dışişleri Bakanı, Estonya Dışişleri Bakanı ve Ukrayna Dışişleri Bakanı görevdaşları Ararat Mirzoyan’ı yeniden atanması sebebiyle tebrik etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 14:12:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>