Lensler konuşabilseydi
Özel bir okul
Kevork, İstanbul’a taşınmamdan sonraki ilk iki yıl içinde tanıdığım birkaç Ermeni’den biridir. Çok iyi bir insandır. Üzerinden çok vakit geçti; Nerede, ne zaman tanıştığımızı net olarak hatırlayamıyorum ama sanırım, Sasunlu Ermenilerin Feriköy’de yaptığı, benim de bir arkadaşımın davetiyle katıldığım bir toplantıydı. Onun gibi samimi ve nazik biriyle tanışmak beni çok memnun etmişti, bu özelliklerinden dolayı onu her zaman çok sevdim. Herhangi bir etkinlikte ya da toplantıda denk geldiğimizde, beni uzaktan görse de ne yapıp eder, yanıma gelir, benimle yakın bir arkadaşı gibi konuşur, saygıyı da hiç elden bırakmazdı. Son zamanlarda pek sık karşılaşmıyoruz ama onca yıldır bu tavrında en ufak bir değişiklik olmadı.
Yine böyle bir gün sohbet ederken, Diyarbakır’dan yeni döndüğünü söyledi. Diyarbakır’a neden gittiğini merak edip sordum. Orada Ermenice dersleri veriyormuş, dönem sona erince İstanbul’a gelmiş. Sur Belediyesi’nin, Ermenice bilmeyen, Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler için açtığı bir kursmuş bu. O zamanlar henüz Agos’ta çalışmıyordum; bir fotoğrafçı olarak odaklanabileceğim hikâyelerin peşindeydim. Kevork Diyarbakır’daki derslerden bahsettiği an, kursun tam da aradığım türden bir hikâye olduğunu hissettim. Hatta, kursu başlangıç noktası olarak alıp Diyarbakırlı Ermenilere dair kapsamlı bir görsel hikâye hazırlayabilirdim ama fırsat kaçmıştı işte. Kevork’a, “Keşke haberim olsaydı, gelip fotoğraf çekmeyi çok isterdim” dedim. Bana baharda kursun yeniden başlayacağını, günü belli olduğunda beni haberdar edeceğini, istediğim zaman onları ziyaret edebileceğimi söyledi. Çok sevindim.
Kevork sözünü tuttu, bir gün beni arayıp ikinci dönemin kısa bir süre sonra başlayacağını söyledi. Ben de kalkıp Diyarbakır’a gittim. İşsizdim ve elim dardaydı; gücüm ancak iki gece –o da ucuz bir otelde– kalmaya yetecekti ama bu kursla ilgili bir foto hikâye hazırlamakta kararlıydım. Daha önceki Diyarbakır ziyaretlerimde, Sur haricinde sadece Ofis semtini görmüştüm. Dersin yapıldığı yere gidebilmek için, önce dolmuşla çok uzun bir yol kat etmem, sonra da epey bir yürümem gerekti. Benim bildiğim Diyarbakır’a hiç benzemeyen, Sur’un cazibesinin yanına bile yaklaşamayacak yerlerden geçtim – koca koca binalar, benzin istasyonları, alışveriş merkezleri...
Kevork beni derslik olarak kullandıkları odanın bulunduğu işhanının önünde bekliyordu. Öğrencilerin, elimde fotoğraf makinesiyle derse dâhil olmama nasıl tepki vereceklerini kestiremediğimden, biraz gergindim. Sınıfa çekine çekine girdim ama gördüğüm sıcak karşılamayla, içeri adım attığım anda rahatladım. Öğrencilerin çoğu kadındı. Ermeni bir fotoğrafçının, ta İstanbul’dan kalkıp derslerini izlemeye gelmesi onları mutlu etmişti. Onlar Türkçe ve Kürtçe konuşuyorlardı, bense çok az Türkçe biliyordum ama karşılıklı merakımız ve duyduğumuz heyecan sayesinde (tabii, Kevork’un da çeviri desteğiyle) birbirimizi anlayabiliyorduk. Bana hayatım ve kökenlerim hakkında bir sürü soru sordular. Ailemin Diyarbakırlı, özellikle de Liceli ve Hazrolu olduğunu öğrendiklerinde, aramızdaki resmiyet tamamen ortadan kalktı. Beni içlerinden biri olarak gördüklerini büyük bir sıcaklıkla gösterdiler.
Ders süresinden epey bir çalmıştım ama öğretmen de dâhil olmak üzere hiç kimse bu durumdan şikâyetçi değildi. Nihayet onlar derse, ben de fotoğraf çekmeye başladım. Hepsinin önünde iki tane kitap vardı – Türkçe hazırlanmış bir Ermenice konuşma kılavuzu ile Ermenice harfleri ve yazmayı öğreten bir kitap... O günkü dersin konusu geçmiş zamandı; Kevork yazı tahtasını kullanarak, geçmiş zaman eklerini anlatıyordu. Çok iyi bir eğitmendi. Çok kibar ve sabırlıydı. Öğrencilere öğretmenden ziyade arkadaş gibi davranıyor ve onları çok güldürüyordu. Yüzlere değil ayrıntılara odaklanmaya çalışarak bol bol çekim yaptım. Yukarıda gördüğünüz kareyi, orada yapılan dersin mahiyetini fazla tasvire kaçmadan yansıttığı için seviyorum. O akşam aralarında hiç yabancılık çekmediğim bu insanların çoğuyla sonraki yıllarda, Diyarbekir seyahatlerimde ve onların Agos’a yaptıkları ziyaretlerde tekrar karşılaştım. O derste çektiğim fotoğraflar gazetede hemen yayımlanmadı ama gazetenin çalışanı olmamdan sonra, Müslümanlaş(tırıl)mış Ermenilerle ilgili birçok habere eşlik etti.

