LEVON BAĞIŞ

Levon Bağış

OBUR

Lüferi kaybetmek, artık tutamıyor olmak sadece oburca bir dürtümüzü, sahip olduğumuz bir lezzeti yok etmez. Lüfer kaybetmek şehrin ruhundan bir parçayı da kaybetmek demektir. O nedenle, şehrin bu en lezzetli zamanında alışveriş yaparken biraz daha dikkatli olmak, şehre olan borcumuzdur.

Bu sene ise yazın sonunun habercisi çingene palamudu hiç ortaya çıkmadı. ‘’Palamut olmazsa lüfer olur’’ avuntusu da gerçekçi olmaktan uzak gibi gözüküyor. Koca koca deryadan bizim payımıza galiba hiç balık düşmeyecekmiş gibi duruyor.

Anahit inancının üzümleri olgunlaşmadan yemeyi yasaklayan âdeti de şimdilerde “üzüm bayramı” olarak da bilinen bir adet olarak ‘Verapohum Surp Asdvadzadzin’, yani Meryem Ana’nın göğe alınışı şeklinde, bu sefer Anahit’in adıyla değilse de başka bir kutsal kadının adıyla devam ediyor. Artık Anadolu’nun hiçbir yerinde o üzümlerden şarap yapan Ermeni kalmamışsa da hala üzüm okunmadan yenmiyor…

Yaşadığımız gezegen ayakta kalmaya devam ederse yüzyıllar sonra ibretle anlatılacak bir açgözlülük hikâyesine şahitlik ediyoruz Kaz Dağlarında. Bu dağlarda 18 memeli, 41 kuş, 10 sürüngen ve 117 böcek türü yaşıyor. Ormanda 283 farklı bitki türü yaşıyor. Ama birileri tüm bu güzellikleri altın madenlerine peşkeş çekiyor.

En sevdiğim şarap filmlerinin başında ‘Sideways’ (2004) gelir. Çünkü başrolünde, en sevdiğim üzüm cinsi olan Pinot Noir vardır. Filmin kahramanı Miles, takıntı seviyesinde Pinot Noir seven bir şarapçı olduğundan, filmde defalarca bu üzümün adı geçer. Kendisine bu üzümü neden bu kadar sevdiğini soran kıza öyle bir tiratla cevap verir ki, sinema tarihinde bir üzüme daha özenli bir güzelleme yapılmamıştır herhalde.

Yaz sıcakları bastırdığında insanın aklına hemen beyaz ya da roze şarap gelse de, aslında bu sıcaklarda içilecek en iyi içkinin şampanya olduğuna inanıyorum. Tabii, ülkemizdeki garip hatta ucube denebilecek ÖTV adı verilen vergiden ötürü, “Şampanya seviyorum” demek neredeyse “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” densizliğinde bir kelama dönüşüyor.

Adada oturanından gezmeye gelenine, esnafına, hiç kimsenin kurallara uymamaya gösterdiği özen, Adalar'ı cennetten bir köşe olmaktan çıkarıp, bir cinnet merkezine dönüştürüyor.

Aslında onlar şarap üretmiyor. Şarabın anavatanlarından biri olan Anadolu’nun ortasında, binlerce yıllık bir tarihi koruyorlar. Şarabı, günümüzden 8000 yıl önce nasıl üretiliyorsa öyle üretiyorlar. Gelveri’nin mahzeninde, şarapları fermente etmek için kullandıkları küplerden biri 1200 yaşında. Udo, Tokat’ta bulduğu bu küpü her sene içine girerek temizliyor.

Bu çözümsüzlüğün en iyi ilacı olacak deniz otobüsleri ise bu hafta tarifesini açıkladı. Adalar’ın en güzel yerlerinde derme çatma prefabrik deniz otobüsü iskelesine bu sene bir gidiş bir de dönüş seferi konulmuş… Yanlış okumadınız tam olarak BİR adet…

Kırmızı şarap, meyveler ve romla yapılan bir kokteyl olan ‘sangria’, rengini kırmızı şaraptan, adını ise İspanyolcada kan manasına gelen ‘sangre’den alıyor.