YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Suriyeli Ermeni gazeteci Sarkis Kassargian önceki hafta CHP tarafından düzenlenen Suriye Konferansı için İstanbul’daydı. Kassargian Şam’da bağımsız gazetecilik yapıyor çok sayıda ajans ve gazeteye haber geçiyor. Kassargian ile konferans sonrasında buluştuk ve hem Suriye Ermenileri’nin durumunu, hem bölgedeki yeni dengeleri, hem de ailesinin Türkiye’ye uzanan hikayesini konuştuk.

Türkiye’de doğmuş, büyümüş ya da babası Türkiye topraklarında doğmuş bir ruhani, Türkiye’de ruhban okulu olmadığı için eğitimini yurtdışında alıyor ve çoğunluğu bu topraklardan göçmüş ya da göç etmek zorunda kalmış Ermeni toplumlarına yurtdışında hizmet veriyorsa, hangi mantık onları aday olmaktan alıkoyabilir?

Baştan söyleyeyim. Eğer talimatnamede böyle bir kısıtlama olursa Patrik seçimi süreci en baştan sakat bir şekilde başlamış olur ve toplumun büyük bir kısmını bu seçimin adil bir seçim olduğuna ikna etmek imkansız olur.

Türkiye’de siyaset böyle yürüyor ne yazık ki. Yıllardır. Bu kampanyaları yürütenler yalanlarının kısa sürede ortaya çıkacağını biliyorlar ama o sürede kimin aklını çelerlerse kar diye bakıyorlar. Çünkü siyasi tercihini buna göre belirleyenler az değil bu ülkede. Yıllar boyunca Hıristiyan düşmanlığıyla yetiştirildiler.

Akademisyen Sevan Amiroğlu'nun "John Cage'in Müziğinde Zaman Organizasyonu" başlıklı yüksek lisans tezi Mimar Sinan Üniversitesi Müzikoloji Anabilim dalı tarafından kabul edildi. Amiroğlu yüksek lisans tezinde minimal müziğin önde gelen isimlerinden ABD'li besteci ve yazar John Cage'in eserlerine odaklanıyor. Amiroğlu'nun tezde dile getirdiği ifadeyle "20. yüzyılın önemli bestecilerinden biri olan John Cage’in müziğinde zamanı, zamanın organizasyonunda kullanılan yöntemleri, yapı kavramının müzikte zaman üzerinde belirleyici rolünü" inceliyor. Amiroğlu ile "Yaptığımız her şey müziktir" diyen, 1992 yılında 80 yaşında hayata veda etmiş John Cage'in modern müzik tarihindeki yerini ve bu tezle neyi amaçladığını konuştuk.

Hrant Dink’in 2006 yılında, ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında, bambaşka bir bağlamda söylediği sözler bunlar. Ancak Esayan bu sözleri alıp bugüne getiriyor ve Aydınlık çevresi ile Perinçek’in de desteklediği Erdoğan-Bahçeli-Soylu rejiminin Kürtleri ezme politikasına payanda olarak kullanmak istiyor.

Oğlunun kemiklerine, mezarına kavuşamadan, sorumluların hesap verdiği göremeden ayrıldı bu dünyadan Elmas Eren. Mıh gibi kalbimize işleyen bir ayrılık daha.

İktidar böylece bir taşla iki kuş vurmak istiyor muhtemelen. Hem içeriye dönüp “Fırat’ın doğusuna girdik” denecek, hem de göçmenler muhtemelen zorla oralara yerleştirilip hem bölgenin demografik yapısı değiştirilecek, hem de “Bakın, Suriyelileri gönderiyoruz” denecek.

Tekrarlanan yerel seçimlerden sonra Suriyeli göçmenlere yönelik ırkçı, dışlayıcı politikalar daha fazla zemin bulmuş gibi gözüküyor, bilhassa iktidar kanadında. Birkaç karar var önümüzde: Birincisi, İstanbul’daki Suriyelilerin kayıtlı oldukları illere gönderilmesi kararı, fakat bunun da ötesinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘’Suriyelileri sınır dışı etmeye başladık. Daha da devam edeceğiz’’ gibi açıklamaları var. Suriyeliler konusuna çok büyük oranda siyaset sahasında dışlayıcı, ötekileştirici şekilde yaklaşılıyor. Tüm bu konuları 27 Temmuz günkü Radyo Agos’ta (Açık Radyo) hak savunucusu Hakan Ataman ile konuştuk..