LEVON BAĞIŞ

Levon Bağış

OBUR

Gırtlak belası

Adını “öz oburlar” koyduğumuz, üç eş başkandan oluşan ve sadece gırtlak peşinden koşan kapalı devre bir grubumuz var. Gerçi son sofradayken, LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne müdahale edildiğini öğrenip masayı bırakarak Taksim’e çıkıp gaz istihkakımızı alıp dönmüşlüğümüz var ama tek arzumuz güzel yemeğin ve şarabın peşinden koşmak… Elimize geçen lezzetli, az bulunan her yiyeceği ve bolca içeceği, malum olduğu üzere alkollü olanları, özellikle beraber tüketmeye özen gösteririz. Genelde Seda ve Nadin’in koltukta uyuyarak tamamladığı uzun yeme içme seanslarını Alp bir defasında, yiyerek intihar etmeye çalışan bir grup arkadaşın hikâyesinin anlatıldığı Marcello Mastroianni’nin oynadığı ‘Büyük Tıkınma’ filmine benzetmişti ki, sofrayı şimdi hatırladıkça hiç de haksız sayılmadığını düşünüyorum

O yeme seanslarından birinde birkaç çeşit - hepsine de farklı isimler verilmiş -  İspanyol domuz jambon, pastırmalarını masaya dizmişken eş başkanlarımızdan Emre bir soru sordu; Ermeniler Anadolu’da, domuz etinden bu tarz değişik şarküteri ürünleri yapıyorlar mıydı?

Malumatfuruş bir obur olarak bir cevap veremedim. Dolapdere’deki Kozmooğlu’nun yaptığından başka pek yerli domuz yememiştim. Bir de meşhur Apik İşkembecisi’nin sahibinden, suyuna da pilav yapılan domuz kellesinden bir tandır tarifi almışlığım var ama o bilgiler bu kadar.

Biraz araştırsam da maalesef pek bir bilgiye ulaşamadım. Ama epey enteresan bir bilgiye ulaştım. 16. yüzyılın ortalarında Doğu Anadolu’da ikamet eden, bekâret yemini etmiş Khaçadur adında Ermeni bir rahip “Domuzun Öyküsü” (Badmutyun Khozin) adında bir metin kaleme almış. Yerevan’da ki Mesrop Maşdots elyazmaları koleksiyonunda birkaç yıl önce bulunan bu elyazması eserde yazar “Domuz eti yemiyor olsaydık, Hıristiyan olmazdık” diyor.

Khaçadur belli ki gerek Yahudilik gerekse İslam yasakladığı için domuz eti yemenin Hıristiyan kimliğini pekiştirdiğini ileri sürüyordu. Domuza övgü diye de okuyabileceğimiz öyküsüne şöyle devam ediyordu; “Domuz her derde devadır. (…) dış ağrısına, (…) şekerle öğütüldüğünde körleşmiş gözlere şifa verir (…) sarımsakla karıştırıldığında ise gripten mustarip herkese çare olur”

Ermenice eski metinlerde gırtlak mevzuları başka pek çok yerde de geçiyor ama domuz etine Khaçadur kadar itibar edeni pek yok. Örneğin Ardzge’li (Van Gölü kıyısında ki Adilcevaz) Anteras bir şiirinde diyor ki,

“sofraların en güzeli
Taze kızarmış balıkla bezeli
Tekrar bak ne var orada
Halva, porak ve pakhlava
Bir kuzu ghapama ki
Tepeleme baharat dolu
Pek sevilen herise
Ve saygın kallapaça”

Ama eski Ermenice metinlerde karşımıza çıkan en kutsal yiyecek Anteras’ın anlattıklarından farklı… Tokatlı Minas’ın (Doğumu 1510) 5 Şubat 1563 Cuma günü Başepiskopos Krikor’un kendisini Paregantan sırasında harisa yemeğe davet etmesi üzerine yazdığı  “Herise’ye  Ağıt” şiirinde ortaya çıktığı gibi en kutsanan yiyecek Harisa yani keşkek…

Neredeyse sevgiliye yazar gibi harisaya seslenir Toaktlı Minas;

“Ey benim takdire şayan herisem
Senin gibisi yok
Bütün insanlar önünde titrer,
Bense bir o kadar değersiz.
Ey seni kral herise
Keşkek senin hizmetkârın olur,
Izgara et cengâverindir
Pilaf ise hımsın”

Her ne kadar Emre’nin sorusuna cevap bulamasam da başka bir gerçek çıkıyor bu örneklerle karşımıza; hani derler ya ‘yemek yerken yemekten konuşuyorsa, Ermenidir’ diye. Eh demek ki genlerimize işlemiş bir bela bu gırtlak belası, çaresi yok katlamacağız.

Kaynak: Haydi Sofraya! Mutfak Penceresinden Osmalı Tarihi, Editör; Amy Singer, Çeviri, Pelin Tünaydın