<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Fri, 16 Oct 2026 12:30:39 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA[Kavala: Yargının itibarına zarar veriyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kavala-yarginin-itibarina-zarar-veriyor-42203</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/osmankavaladogumgunu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kavala-yarginin-itibarina-zarar-veriyor-42203</guid><description><![CDATA[İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeniden yargılanma talebini reddetmesine tepki gösteren Osman Kavala, AİHM kararının uygulanmamasının yargının itibarına zarar verdiğini belirtti. Kavala, “Vahim bir insan hakları ihlaline son vermek yerine yeniden yargılamayı reddetmesi yargının itibarına da zarar veriyor” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala'nın yeniden yargılanması için yapılan başvuruyu reddetti.</p>
<p>Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesinin Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararını uygulamadı.</p>
<p>DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkemenin talebi üzerine gönderdiği mütaalada, Anayasa Mahkemesi'nin Kavala ile ilgili kararını henüz vermediğini ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirterek talebini reddini istedi.</p>
<p>Silivri Cezaevi'nde tutulan iş insanı Osman Kavala'nın konuyla ilgili açıklaması şu şekilde: </p>
<p>"25 Ağustos tarihli AİHM kararında maruz kaldığım yargısal işlemler, adaletin inkârı olarak nitelendirilmişti. Bunun ana nedeni suç işlemiş olduğuma dair bir bulgu olmadan ve olmadığının bilinmesine rağmen hukukun özünü zedeleyen işlemlerle özgürlüğümün kısıtlanmasının sürdürülmesi oldu. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vahim bir insan hakları ihlaline son vermek yerine AİHM’e bireysel başvuru hakkı ve CMK maddelerini keyfi biçimde yorumlayarak yeniden yargılamayı reddetmesi yargının itibarına da zarar veriyor."</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Osman Kavala, 1 Kasım 2017’den beri Silivri Cezaevi’nde tutuklu. Tutuklamaya iki gerekçe gösterilmişti: Gezi eylemleri bağlamında ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ve 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs.İnsan hakları savunucusu ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala, Kasım 2017 'den bu yana, 9 yıldır haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.</p>
<h4>AİHM kararları uygulanmıyor</h4>
<p>25 Ağustos'ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, Osman Kavala'nın devam eden tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna ve adil yargılanma, ifade ve örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının insanlık dışı ve alçaltıcı muamele teşkil ettiğine ve Türkiye yetkililerinin onu hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutarak kötü niyetle hareket ettiğine karar verdi. Mahkeme, Osman Kavala'nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasına hükmetti. Bu, AIHM'in Kavala'nın durumuna ilişkin 2019'dan beri verdiği üçüncü ihlal kararı.</p>
<p>Türkiye, taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kurulan AIHM'in bağlayıcı üç kararını uygulamadı. Osman Kavala hâlâ cezaevinde tutuluyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Oct 2026 10:31:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Murat Ağırel ve Ömer Sarıgül’ün de aralarında olduğu 5 kişi gözaltında]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/murat-agirel-ve-omer-sarigulun-de-aralarinda-oldugu-5-kisi-gozaltinda-42202</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/16/murat-agirel-ve-omer-sarigulun-de-aralarinda-oldugu-5-kisi-gozaltinda.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/murat-agirel-ve-omer-sarigulun-de-aralarinda-oldugu-5-kisi-gozaltinda-42202</guid><description><![CDATA[İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve gazeteci Murat Ağırel gözaltına alındı. Ağırel ev hapsinde tutuluyordu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve gazeteci Murat Ağırel gözaltına alındı</p>
<p>Cumhuriyet gazetesi yazarı Murat Ağırel, sabah saatlerinde gözaltına alındı. Ağırel, evinde yapılan aramanın ardından, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.</p>
<p>Soruşturmada Ağırel ile birlikte Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş ve Cavidan Tanrah Artuner de gözaltına alındı.</p>
<h4>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından açıklama</h4>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gözaltılarla ilgili şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>"Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında Alman vatandaşı K.P. ve M.B. isimli müştekilerin, yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarlı paraların aklanmasına yönelik işlemler gerçekleştirildiği iddiasında bulunmaları üzerine soruşturma başlatılmıştır.</p>
<p>Müştekiler tarafından; 80 milyon Euro tutarında bir sözleşme düzenlendiği, 100 milyon Euro tutarında havale işlemi gerçekleştirildiği, 1 milyar Euro tutarındaki bir fonun kamu gücü ve nüfuzu kullanılarak kredi yoluyla yurt dışına çıkarılmasının vaat edildiği ve 1,5 milyon Euro tutarında tekne satışı gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür.</p>
<p>Müştekilerin ayrıca, konuya ilişkin bilgi ve belgeleri gazeteci Murat Ağırel’e ilettikleri, söz konusu bilgi ve belgelerin ilgili kişilere aktarılmasının ardından tehdit edildikleri yönündeki beyanları ile sundukları ses ve görüntü kayıtları ve soruşturma kapsamında elde edilen deliller birlikte değerlendirilerek şüpheliler Emir Sarıgül, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve Murat Ağırel hakkında gözaltı talimatı verilmiştir.</p>
<p>TBMM 28. Dönem Milletvekili Mustafa Sarıgül hakkındaki iddialar, ayrı değerlendirilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir. Soruşturma işlemleri devam etmektedir."</p>
<h4>5 kişi gözaltına alındı</h4>
<p>Soruşturma kapsamında Emir Sarıgül, Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve Murat Ağırel hakkında gözaltı kararı verildi. Öte yandan TBMM 28’inci Dönem Milletvekili Mustafa Sarıgül hakkındaki iddiaların ise ayrı değerlendirilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderileceği öğrenildi.</p>
<p>Ömer Sarıgül, Aylin Kotil, Volkan Aslanbaş, Cavidan Tanrah Artuner ve Murat Ağırel gözaltına alındı. </p>
<h4>Ağırel ev hapsindeydi</h4>
<p>Murat Ağırel İsmal Saymaz ile birlikte fon vurgunu ile ilgili iddiaları nedeniyle 'dezenformasyon' suçlaması ve 'şüpheli' verdikleri ifade sonrasında yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol talebiyle serbest bırakılmıştı.</p>
<p>Nöbetçi 3. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen 'imza atma' şeklindeki adli kontrol kararına başsavcılık itiraz etmiş ve itirazı değerlendiren 4. Sulh Ceza Hâkimliği, her Ağırel ve Saymaz hakkında da 'ev hapsi' şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.</p>
<p>(Kaynak: Cumhuriyet, Evrensel)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Oct 2026 10:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sorun yağmur değil, plansız kentleşme ve yetersiz altyapı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sorun-yagmur-degil-plansiz-kentlesme-ve-yetersiz-altyapi-42201</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/sorun-yagmur-degil-plansiz-kentlesme-ve-yetersiz-altyapi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sorun-yagmur-degil-plansiz-kentlesme-ve-yetersiz-altyapi-42201</guid><description><![CDATA[İstanbul'u afet alanına çeviren yoğun yağış sonrası, kent henüz normal akışına dönemedi. Yetkililerin yaptığı açıklamalar akut problemleri kapsarken TMMOB Çevre Mühendisleri Odası yaptığı açıklamada,  "İstanbul'da yaşanan afetin sebebinin yağmur değil rant politikalarıdır" dedi. Oda afetin sebeplerini ve önerilerini sıraladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul'un 14 Ekim'e ş<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dereler-tasti-yollar-gole-dondu-3-kisi-hayatini-kaybetti-42183" target="_blank" rel="nofollow noopener">iddetli yağış sonrası oluşan selin</a> ortaya çıkardığı insanı, maddi ve doğaya verilen zararın bilonçosuna dair TMMOB Çevre Mühendisleri Odası bir açıklama yaparak, "İstanbul'da yaşanan afetin sebebinin yağmur değil rant politikaları olduğunu söyledi. </p>
<p>"Yaşananlar, yalnızca 'olağanüstü yağış' ile açıklanamayacak kadar tanıdık bir tablodur: Eylül 2023’te Başakşehir ve Küçükçekmece’de iki kişinin yaşamını yitirdiği sağanakta da aynı bölgeler, aynı noktalar su altında kalmıştı. Aradan geçen üç yılda sorunun yapısal nedenleri giderilmemiş, tablo değişmemiştir" denildi. </p>
<p>Açıklamanın öne çıkan başlıkları şöyle:</p>
<p><strong>Sorun yağmur değil, plansız kentleşme ve yetersiz altyapıdır.</strong> Yaşanan bu tablo, aşırı yağışların etkisinin yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını; kentleşme politikalarının, doğal alanların yapılaşmaya açılmasının, suyun doğal akış yollarının daraltılmasının ve yağmur suyu altyapısındaki yetersizliklerin afet riskini artırdığını bir kez daha ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yağış doğal bir olaydır; <strong>afeti yaratan, o yağışı karşılayacak bir kent planlamasının ve altyapının bulunmamasıdır.</strong> Çevre mühendisleri olarak, sorunun nedenlerini ve çözüm yollarını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.</p>
<h4>İstanbul’daki su baskınlarının nedenleri</h4>
<p><strong>Aşırı betonlaşma ve “sünger kent” özelliğinin kaybı:</strong> Normalde toprağın emmesi gereken yağmur suyu, asfalt ve beton yüzeylerde toprakla buluşamıyor, yüzey akışına geçerek caddelerde dakikalar içinde sele dönüşüyor. Orman, tarım ve su toplama alanlarının yapılaşmaya açılması, bu akışı hızlandıran ve artıran en önemli etkendir.</p>
<p><strong>Yetersiz ve birleşik altyapı: </strong>Kentin eski yerleşimlerinde yağmursuyu ve atıksu hatları aynı boruda taşınıyor. Şiddetli yağışta borular yükü kaldıramamakta, rögarlar geri tepmekte, yollar göle dönmektedir. Çöp, yaprak ve atıkla tıkanan mazgallar ve menfezler tabloyu ağırlaştırmaktadır. Köprü altları ve alt geçitler gibi düşük kotlu noktalarda ise suyun ancak pompajla alınabilmesi, pompa sistemlerinin pahalı ve bakım gerektiren yapısı nedeniyle yapılmaması, yapılanlar yeterince işletilememekte; sular hızla birikmekte, araçlar ve insanlar su altında kalmaktadır.</p>
<p><strong>Dere yataklarının ve havzaların imara açılması: </strong> Ayamama, Tavukçu, Kağıthane ve Kurbağalıdere gibi derelerin çevresi geçmişte yapılaşmaya açıldı, Sazlıdere gibi kalan alanlar da plansız yapılaşmaya açılmaya devam ediyor. Doğal yatakları daraltılan, keskin dönüşlü beton kanallara hapsedilen dereler, yoğun yağışta debiyi taşıyamayarak yollara ve yerleşimlere taşmaktadır. Baraj havzalarının yapılaşmaya açılması ise hem taşkın riskini hem de içme suyu kaynaklarının kirlenme riskini artırıyor.</p>
<p><strong>Kot sorunu ve bodrum katlar:</strong> Küçükçekmece, Esenyurt ve Sultangazi gibi ilçelerde yol kotunun altında kalan bodrum ve zemin katların kapı ve pencereleri doğrudan sokak akışına açılıyor. İmar mevzuatının sağladığı olanaklarla birden fazla bodrum katlı yapılar inşa ediliyor, bu katlarda biriken su çoğunlukla pompajla en yakın atıksu hattına veriliyor ve kapasitesi zaten dolmuş hatların taşmasına yol açıyor. Bina kanalizasyon çıkışlarında geri tepme (çek) valfi bulunmadığında ise ana hat taştığı anda pis su evlerin tuvalet ve banyolarından içeri doluyor.</p>
<p><strong>Koordinasyonsuz yol çalışmaları ve yol drenajı:</strong> Yolların farklı idareler tarafından sürekli kazılması, yenilenen binaların su, atıksu ve elektrik bağlantıları için tekrar tekrar açılması; tranşe dolgularının ve asfaltın yeterli ve doğru yapılmaması, suyun ızgaralara değil binalara doğru akmasına neden oluyor. Arnavutköy’de altyapı çalışması yapılan bir sokakta yolun çökmesi bunun son örneklerindendir. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan, ücretli Kuzey Marmara Otoyolu’nda dahi su birikmesi ve şev kaymaları; yol drenajı ve şev drenajı projelerinin ve kontrolünün yetkin mühendislerce yapılmadığını düşündürmektedir.</p>
<p><strong>İklim değişikliği ve kentsel ısı adası: </strong>Yağışlar giderek uzun süreli hafif yağışlar yerine kısa sürede çok yüksek miktarda düşen ani ve şiddetli sağanaklar biçimini alıyor. Kentin geniş beton ve yüksek yapı kütlesinin oluşturduğu ısı adası etkisinin de yerel ölçekte konvektif yağışları şiddetlendirebildiği bilimsel çalışmalarla ortaya konuyor. İklim değişikliği gerçektir; ancak onu mazeret olarak öne sürmek, kentin bu yağışa hazır olmamasını gizleyemez. Altyapı, bugünkü değil önümüzdeki on yılların yağış senaryolarına göre tasarlanmak zorundadır.</p>
<p><strong>Kent donatılarında elektrik güvenliği:</strong> Balat’taki can kaybı, su baskınlarının yalnızca yol ve bodrum sorunu olmadığını; parklar, sokak aydınlatması, elektrik dağıtım pano ve kabloları gibi kent donatılarının su ve taşkın koşullarında güvenliğinin de bir mühendislik sorunu olduğunu gösteriyor. Kaza nedeni soruşturmayla belirlenecektir; ancak sorumluluğun sağanağa yüklenmesi kabul edilemez.</p>
<p>Bilimsel ve teknik esaslar gözetilmeden, rant odaklı kentleşme politikalarıyla büyütülen İstanbul’da; dere yataklarının, vadilerin ve baraj havzalarının yapılaşmaya açılması, doğal su akışının engellenmesi ve ekolojik eşiklerin göz ardı edilmesi, şiddetli yağışların yıkıcı etkilerini artırıyor. Kentin doğal drenaj sistemlerinin ve su döngüsünün tahrip edilmesi, İstanbul’u her sağanakta su baskını ve taşkın riskiyle karşı karşıya bırakıyor.</p>
<p>Oda yaptığı açıklamada, çözüm yollarını ve taleplerini de belirtti. </p>
<ul>
<li>Yağmursuyu ve atıksu hatları ayrılmalıdır. </li>
<li>Sünger kent yaklaşımı benimsenmelidir. </li>
<li>Yeraltı depolama tankları ve taşkın tünelleri yapılmalıdır. </li>
<li>Dere yatakları ıslah edilmeli, taşkın alanları korunmalıdır. </li>
<li>Erken uyarı, izleme ve bakım güçlendirilmelidir. </li>
<li>İmar düzenlemeleri yeniden ele alınmalıdır. </li>
<li>Yol kazıları tek elden koordine edilmelidir.</li>
<li>Yol ve şev drenajı projeleri ile kontrolü yetkin mühendislere yaptırılmalıdır. </li>
<li>Kent donatılarının elektrik güvenliği denetlenmelidir. </li>
<li>Planlama ve karar süreçlerine meslek odaları ile bilim insanları katılmalıdır.</li>
<li> </li>
</ul>
<p>"Afetlere karşı dirençli bir İstanbul yaratmanın yolu; su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını ve doğal yaşam koridorlarını koruyan kamucu ve bilimsel planlama anlayışından geçiyor" denilen açıklamada İstanbul’un yaşam kaynaklarını geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip eden mega projelerden vazgeçilmeli; kent politikaları rant ve yapılaşma odaklı değil, kamu yararı ve yaşam hakkı temelinde yeniden ele alınmalıdır vurgusu yapıldı.</p>
<div class="box-5">
<h4>Rakamlarla </h4>
<p>14 Ekim 2026 Çarşamba günü bir kez daha şiddetli sağanağın etkisi altında kalan İstanbul'a dair veriler şöyle: İstanbul Valiliği’nin açıkladığı verilere göre 06.00–20.00 saatleri arasında İstanbul’da 2.518 ihbar alındı; bu ihbarların 1.277’si su baskını, 15’i heyelan, 47’si mahsur kalma ile ilgiliydi. AKOM verilerine göre bazı ilçelerde 12 saatte metrekareye yaklaşık 100 kg yağış düştü; Beykoz-Ömerli’de 193,84, Arnavutköy’de 125,9, Sarıyer-İTÜ Maslak’ta 124,72 kg/m² ölçüldü.</p>
<p>Gün boyunca Başakşehir Olimpiyat ve Hacıosman metro istasyonları ile çok sayıda alt geçit su altında kaldı; Kayaşehir metro istasyonu tahliye için kapatıldı. Bahçelievler’de Turgut Özal Alt Geçidi’nde araçlar sulara gömüldü, Arnavutköy’de Alibey Deresi taştı, Sultangazi’de bir ilkokulun istinat duvarı çöktü, Büyükçekmece’de bir devlet hastanesinin koridorlarını su bastı, Kuzey Marmara Otoyolu’nda Riva yönünde toprak kayması yaşandı.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 17:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Azerbaycan’da başörtüsü isyanı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/azerbaycanda-basortusu-isyani-42200</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/15/azerbaycanda-basortusu-isyani.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/azerbaycanda-basortusu-isyani-42200</guid><description><![CDATA[Azerbaycan’da devlet okullarında başörtüsünün yasaklanması, toplumun güçlü direnişiyle karşılaşıyor ve İlham Aliyev’in otoriter yönetimine karşı çıkanlara yeniden güç kazandırıyor. Yasak, aynı zamanda Azerbaycan ile en yakın müttefiki Türkiye arasında bir dış politika krizine dönüşmüş durumda.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan’da devlet okullarında başörtüsü takılmasına getirilen resmî yasak, geri tepti. Söz konusu yasak, Bakanlar Kurulu’nun 21 Eylül 2026 tarihli kararıyla yürürlüğe konuldu ve Ekim ayı itibariyle uygulanmaya başlandı. Başörtülü öğretmenler ve öğrenciler zorla okullardan çıkarıldı ve sınıflarına girmeleri engellendi. Bunun üzerine protestolar başladı. Onlarca kişinin gözaltına alınması, protestoların yayılmasını engelleyemedi. Öğrencilerin ve velilerin de katılımıyla eylemler, Azerbaycan hükümetine karşı kendiliğinden gelişen gösterilere dönüştü.</p>
<p>Protestolar yayıldıkça polis baskısı da arttı. 12 Ekim tarihli haberlerde  gözaltına alınanların sayısı 37 olarak belirtilirken, ertesi gün yayımlanan haberlerde<a href="https://oc-media.org/explainer-why-are-schoolchildren-protesting-a-hijab-ban-in-azerbaijan/" target="_blank" rel="noopener"> </a><a href="https://oc-media.org/explainer-why-are-schoolchildren-protesting-a-hijab-ban-in-azerbaijan/" target="_blank" rel="noopener">başörtüsü yasağına karşı protestolar nedeniyle gözaltına alınanların sayısının 200'ü aştığı</a> bildirildi. Protestoların yayılmasını önlemek amacıyla sosyal medyaya erişime de kısıtlamalar getirildi. Buna rağmen, başörtülü kız öğrenciler ile polisler arasında yaşanan tartışmaları gösteren videolar dolaşıma girerek toplumda infiale yol açtı.</p>
<p>Şimdi merak edilen soru, başörtüsü protestolarının diğer sosyoekonomik hoşnutsuzluklarla birleşerek hem coğrafi olarak hem de farklı toplumsal kesimlere yayılarak büyüyüp büyümeyeceği. Bir diğer soru ise polis baskısının protestoları durdurmaya yetip yetmeyeceği ya da Azerbaycan lideri İlham Aliyev’in başörtüsü yasağından geri adım atmak zorunda kalarak uzun yıllardan sonra ilk kez bir siyasi yenilgi yaşayıp yaşamayacağı.</p>
<p>Başörtüsü krizi, aslında İlham Aliyev’in yanlış siyasi hesaplarının bir sonucu. Aliyev, 2010 yılında da benzer bir yasak getirmiş, ancak aralıksız devam eden protestoların ardından yasağı kaldırmak zorunda kalmıştı. İçinde bulunduğumuz dönemde ise ulusalcı muhalefeti ve seküler sivil toplum kuruluşlarını tasfiye edip bu çevrelerden pek çok kişiyi hapse veya sürgüne gönderdikten sonra kendisini yenilmez hissetmeye başlamıştı. Ne var ki Azerbaycan’ın yönetici elitleri, İslam’ın halk nezdindeki çekiciliğini hiçbir zaman anlayamadı. Ülke, İslamiyet’in toplumsal boyutunu kavramaktan uzak, laik, Rusça konuşan ve kentli bir elit tarafından yönetiliyor. Oysa İslamiyet’in toplumsal tabanı daha çok kırsalda veya kent çeperlerinde yaşayan, alt sınıflardan gelen, daha yoksul, eğitim düzeyi daha düşük ve Azerice konuşan kesimlerden oluşuyor. Aliyev hanedanının temsil ettiği Sovyet sonrası elit, sınıfsal önyargıları nedeniyle farklı bir Azerbaycanlı kimliğinin de mümkün olduğunu kabul etmekten dahi aciz.</p>
<p>Siyasal İslam’ın Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde gerilemekte olduğu bir dönemde -zira Siyasal İslam, muhalif bir güç olmaktan çıkıp iktidara ulaşmış ve topluma sunabileceği pek az şey kalmış durumda- İlham Aliyev, kendi siyasi tercihleriyle İslam’ı otoriterliğe karşı bir başkaldırı gücüne dönüştürmeyi başardı.</p>
<h4>Türkiye ile gerilim</h4>
<p>Bir diğer şaşırtıcı gelişme ise başörtüsü yasağının Azerbaycan ile komşusu İran İslam Cumhuriyeti arasında değil, yakın müttefiki Türkiye ile arasında gerilime yol açmış olması. Her ne kadar iki ülkenin liderleri Azerbaycan ve Türkiye’nin “tek millet, iki devlet” olduğunu tekrarlamaktan hoşlansa da iki ülke arasındaki ideolojik ve sosyolojik farklılıklar artık açıkça görülüyor. Türkiye medyasında ve sosyal ağlarda giderek büyüyen bir Azerbaycan karşıtı kampanya şekilleniyor. Türkiye’de iktidardaki AKP, laik-milliyetçi elitlere karşı mücadele ederek iktidara gelmiş, Sünni İslamcı bir parti. Başörtüsü yasağına karşı mücadele, AKP’nin siyasi kimliğinin merkezinde yer alıyor. Nitekim 1997 yılında dönemin Necmettin Erbakan liderliğindeki İslamcı hükümetinin devrilmesine yol açan “postmodern” askerî darbenin de temel meselelerinden biri başörtüsüydü. Bugün pek çok AKP'li siyasetçi, kendisini Aliyev rejimiyle değil, bu rejimin mağdurlarıyla özdeşleştiriyor.</p>
<p>Türkiye ile Azerbaycan arasındaki polemik, 12 Ekim’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından Oktay Saral’ın Azerbaycan’da başörtülülere yönelik baskıyı kamuoyu önünde kınayarak bunun ahlaki ve hukuki açıdan hiçbir şekilde gerekçelendirilemeyeğini söylemesiyle doruğa ulaştı. Saral’ın açıklaması, Erdoğan’ın Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı ve dünya genelinde okullardaki başörtüsü yasaklarını temel hakların kısıtlanması olarak tanımladığı eleştirel konuşmayla da örtüşüyordu. İktidardaki<a href="https://www.trend.az/azerbaijan/politics/4234219.html" target="_blank" rel="noopener"> </a><a href="https://www.trend.az/azerbaijan/politics/4234219.html" target="_blank" rel="noopener">Yeni Azerbaycan Partisi ise bir açıklama yayımlayarak</a> Saral’ı eleştirdi ve Azerbaycan’ın iç işlerine karışmaması çağrısında bulundu.</p>
<p>Türkiye ile Azerbaycan, İsrail’le müttefiklik ve Gazze’deki çatışmalar konusunda da karşı karşıya geliyor.<a href="https://eurasianet.org/perspectives-israel-emerging-as-source-of-tension-in-azerbaijans-special-relationship-with-turkey" target="_blank" rel="noopener"> </a><a href="https://eurasianet.org/perspectives-israel-emerging-as-source-of-tension-in-azerbaijans-special-relationship-with-turkey" target="_blank" rel="noopener">Türkiye’nin Azerbaycan ile İsrail arasındaki yakın iş birliğinden neden giderek daha fazla rahatsızlık duymaya başladığı</a> tam olarak belli değil. Daha geçen yıl, Suriye nedeniyle Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde Azerbaycan arabuluculuk rolü üstlenmiş ve 2025 yılında Bakü’de Suriye konusunda bilgi alışverişi mekanizmalarını belirlemek amacıyla iki toplantı gerçekleştirilmişti. Azerbaycan ayrıca Netanyahu’nun Erdoğan üzerinde baskı kurmak amacıyla kullandığı, 1915 Ermeni Soykırımı’nın İsrail tarafından tanınmasına dair tasarıyı engellemek amacıyla İsrail üzerinde baskı kurulmasında da önemli bir rol oynamıştı. Ancak Azerbaycan’ın Türkiye ile İsrail arasında köprü ve arabulucu olma çabası giderek zorlaşıyor.</p>
<h4>'Demir Yumruk”un sonu</h4>
<p>Azerbaycan’daki iç krizin bu kadar erken, Aliyev’in “Demir Yumruk”unun Karabağ çatışmasından zaferle çıkmasından yalnızca üç yıl sonra patlak vermesi de şaşırtıcı. İlham Aliyev, ülkenin yönetimini 2003 yılında Sovyet döneminden kalma bir lider olan babası Haydar Aliyev’den devralarak bir “hanedanlık” yönetimi tesis etmişti. 2020-2023 yılları arasında Karabağ çatışmasında elde ettiği askerî zaferler, ona yeni bir meşruiyet kazandırmış ve iktidarın daha önce benzeri görülmemiş ölçüde kendi şahsında toplanmasını sağlamıştı.</p>
<p>Azerbaycan’ın henüz sistemik bir krize girmemişken mevcut siyasi krizle karşı karşıya kalması da şaşırtıcı. Azerbaycan ekonomisi büyük ölçüde petrol ve doğal gaza bağımlı; bu iki kaynak ülkenin ihracatının yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor. Petrol üretimi düşüşte olsa da Ukrayna ve İran’daki savaşlar nedeniyle hidrokarbon fiyatları oldukça yüksek ve devlet hazinesi petrol gelirleriyle dolu. Dolayısıyla mevcut kriz, yanlış siyasi tercihlerin ve bütün kararların tek bir kişi tarafından alındığı yönetim sisteminin yarattığı sorunların bir sonucu.</p>
<p>Dağlık Karabağ’da yaşanan topyekûn etnik temizliğin ardından geçen son üç yılda, Azerbaycan halkının büyük bölümü günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunların Ermenistan’la yaşanan çatışmadan kaynaklanmadığını fark etti. Bu sorunların asıl kaynağı, kendi ülkelerindeki otoriter siyasi sistemdi.</p>
<p>Başörtüsü kriziyle birlikte Azerbaycan artık yeni bir döneme girmiş durumda. Ülkenin iç siyasi, toplumsal ve normatif krizi kalıcı olacak gibi görünüyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 15:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[1962’den Samandağ’a: İoanna Kuçuradi ile yarım asırlık dostluk]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/1962den-samandaga-ioanna-kucuradi-ile-yarim-asirlik-dostluk-42196</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/1962den-samandaga-ioanna-kucuradi-ile-yarim-asirlik-dostluk-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/1962den-samandaga-ioanna-kucuradi-ile-yarim-asirlik-dostluk-42196</guid><description><![CDATA[İoanna hocayı her hatırladığımda Samandağ’da kendisini karşılayan kalabalığı gördüğünde andaki sevinci, felsefe konuşurken duyduğu heyecan ve her karşılaşmamızda hissettirdiği o içten dostluğu yeniden yaşarım. Bazı insanlar yalnızca eserleriyle değil, hayatımıza kattıkları güzelliklerle de zihnimizde ve gönlümüzde var olmaya devam ederler.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İoanna Kuçuradi’nin 2 Ekim’deki ölüm haberini aldığımda derin bir üzüntü duydum. Bir anda yıllar öncesine, gençlik günlerime döndüm. İstanbul Üniversitesi’nde başlayan tanışıklığımız, yıllar sonra Samandağ’da yeniden buluşmamız ve aradan geçen zamana rağmen hiç eksilmeyen dostluğumuz gözlerimin önünden geçti.</p>
<p>İoanna Kuçuradi ile ilk kez 1962’de tanıştım. O yıllarda İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğrenciydim. İoanna ise genç bir asistandı. Felsefeye duyduğumuz ortak ilgiyle başlayan tanışıklığımızın üzerinden uzun yıllar geçti. Hayatın akışı içinde yollarımız ayrılsa da o günlerden kalan güzel anılar belleğimde hep canlılığını korudu.</p>
<p>2009’da Samandağ’da bir felsefe etkinliği düzenlemeye karar verdiğimizde aklıma gelen ilk isimlerden biri İoanna Kuçuradi oldu. Nuran Direk, Gözen Öz ve diğer arkadaşlarımızla birlikte Samandağ Felsefe Günleri’ni planlıyorduk. Amacımız, felsefeyi üniversitelerin dışına taşıyarak toplumla, özellikle de gençlerle buluşturmaktı. Bu nedenle etkinliğe akademisyenlerin yanı sıra liselerdeki felsefe kulüplerinden öğrencilerin de katılmasını istedik.</p>
<p>Böyle bir buluşmada İoanna Kuçuradi’nin de aramızda olmasını çok arzuluyordum. Etkinlikten yaklaşık beş ay önce kendisinden randevu alarak Maltepe Üniversitesi’ne gittim. Aradan neredeyse yarım asır geçmişti. Beni büyük bir içtenlikle karşılaması çok mutlu etti. Sanki araya onca yıl hiç girmemişti. Eski günlerden konuştuk, anılarımızı tazeledik. Samandağ’da düzenlemeyi düşündüğümüz felsefe günlerini anlattım ve kendisini davet ettim. Teklifimizi sevinçle kabul etti.</p>
<h4>Paris’ten Samandağ’a</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/ioanna-16-610x878.jpg" alt="" width="422" height="607">
<figcaption>İoanna Kuçuradi, genç bir akademisyenken.</figcaption>
</figure>
<p>O gün, benim için değerli bir felsefeciyi etkinliğimize davet etmenin ötesinde, gençlik yıllarımdan bir dostla yeniden buluşma anlamı da taşıyordu.</p>
<p>Hazırlıklar sürerken, etkinliğe birkaç gün kala İoanna hocadan bir telefon aldım. Paris’te yapılacak UNESCO toplantısına başkan olarak görevlendirildiğini, bu nedenle açılışa yetişemeyeceğini ancak ertesi günkü toplantıya katılabileceğini söyledi. Yoğun programına rağmen sözünü tutarak Samandağ’a gelecek olması bizi çok sevindirdi.</p>
<p>2 Ekim 2009 akşamı, Çevre Koruma Derneği Başkanı Mişel Atik ve arkadaşlarının büyük katkılarıyla Zeytuniye Mahallesi’ndeki Azize Tekla Kilisesi’nin bahçesinde bir karşılama yemeği düzenledik. Mişel Atik hazırlıkları üstlenmiş, yöresel yemeklerle güzel bir ortam oluşturmuştu.</p>
<p>İoanna hocayı Hatay Havalimanı’ndan alarak yemeğin düzenlendiği yere götürdüm. Kalabalığı görünce önce şaşırdı, ardından yüzünde büyük bir sevinç belirdi. Mutluluğunu gözlerinden okuyabiliyordum. Uzun yolculuğun yorgunluğunu unutmuş gibiydi. “İyi ki gelmişim” diyerek sevincini dile getirdi ve teşekkür etti. O anı bugün bile bütün canlılığıyla hatırlıyorum.</p>
<p>Geceyi Samandağ’da geçirdi. Ertesi sabah erkenden uyanmış; denizi, kumsalı ve sahilde yürüyen insanları izlemişti. Kahvaltıdan sonra Samandağ Felsefe Günleri’nin düzenlendiği salona gittik. Salon tıklım tıklım doluydu.</p>
<h4>Dakikalarca alkışlandı</h4>
<p>İoanna Kuçuradi, konferansımıza “Doğa ve İnsan” başlıklı sunumuyla katıldı. Konuşmaya başladığında salona derin bir sessizlik hâkim oldu. Herkes onu büyük bir dikkatle dinliyordu. Konuşması sona erdiğinde alkışlar dakikalarca sürdü. Ardından sorular birbirini izledi. İoanna hoca, katılımcıların ve özellikle gençlerin ilgisinden çok memnundu. Soruları yanıtlarken heyecanı daha da artıyordu.</p>
<p>Felsefenin yalnızca akademik çevrelerin konusu olmadığını, herkesin yaşamına dokunabileceğini o gün bir kez daha gördük. Özellikle gençlerin böylesine önemli bir düşünürle doğrudan iletişim kurabilmesi, soru sorabilmesi ve düşüncelerini paylaşabilmesi bizim için çok değerliydi.</p>
<h4>Vakıflı ve Musa Ağacı</h4>
<p>Sunumların ardından birlikte Vakıflı Mahallesi’ne gittik. İoanna hoca burada yaşayanla sohbet etti. Farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşamasına hayran kalmıştı. Bölgenin çok kültürlü yapısı onu derinden etkilemişti.</p>
<p>Daha sonra Hıdırbey’deki Musa Ağacı’nı görmeye gittik. Bölgenin tarihini, geçmişte yaşananları ve yerleşimlerin hikâyelerini konuştuk. Batıayaz’da, doğayla iç içe bir restoranda arkadaşlarımızla birlikte yöresel yemekler yedik. Güzel sohbetlerle geçen günün sonunda İoanna hocayı havalimanına uğurladık.</p>
<p>Samandağ’dan güzel anılarla ayrıldığını hissediyordum. Yanılmadığımı birkaç ay sonra bir kez daha gördüm.</p>
<p>Etkinliğimizden üç dört ay sonra Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen bir felsefe toplantısına katıldım. İoanna hocanın Samandağ’daki felsefe günlerini diğer akademisyenlere büyük bir heyecanla, uzun uzun anlattığını öğrendim. Demek ki Samandağ’da yaşadığımız o güzel günler onun belleğinde de unutulmaz bir yer edinmişti.</p>
<p>Dostluğumuz sonraki yıllarda da devam etti. Maltepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen toplantılarda karşılaştık, sohbet ettik, eski günleri andık. Her buluşmamızda aynı sıcaklığı ve içtenliği hissettim. Yıllar geçmiş, koşullar değişmişti ama aramızdaki dostluğun değeri hiç değişmemişti.</p>
<p>İoanna Kuçuradi, yalnızca ülkemizin yetiştirdiği önemli bir felsefeci değildi. İnsana verdiği değer, düşünceye duyduğu saygı, farklı kültürlere gösterdiği ilgi ve gençlerle kurduğu içten iletişimle de iz bırakan bir insandı. İnsan hakları ve insanın değeri üzerine geliştirdiği düşünceler, yaşama yaklaşımında da karşılığını buluyordu.</p>
<h4>Felsefe heyecanı</h4>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, 1962’de İstanbul Üniversitesi’nde başlayan tanışıklığımızın, 2009’da Samandağ’da yaşadığımız unutulmaz buluşmanın ve sonraki yıllarda devam eden sohbetlerimizin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.</p>
<p>İoanna hocayı her hatırladığımda Samandağ’da kendisini karşılayan kalabalığı gördüğünde andaki sevinci, felsefe konuşurken duyduğu heyecan ve her karşılaşmamızda hissettirdiği o içten dostluğu yeniden yaşarım.</p>
<p>Bazı insanlar yalnızca eserleriyle değil, hayatımıza kattıkları güzelliklerle de zihnimizde ve gönlümüzde var olmaya devam ederler. Sevgili İoanna Hocamı saygı, sevgi ve minnetle selamlıyorum.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 12:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sally Rooney’nin kitapları İngiltere’de satılamayacak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sally-rooneynin-kitaplari-ingilterede-satilamayacak-42197</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/sally-rooneynin-kitaplari-ingilterede-satilamayacak.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sally-rooneynin-kitaplari-ingilterede-satilamayacak-42197</guid><description><![CDATA[İrlandalı yazar Sally Rooney, Filistin’e desteği ve Palestine Action’a telif gelirlerini aktarma kararı nedeniyle kitaplarının İngiltere’de artık tedarik edilmeyeceğini açıkladı. Rooney, “İnançlarım ve niyetlerim konusunda kamuoyuna karşı dürüst olmak için her türlü çabayı gösterdim ve sonuçlarını bütünüyle kabullenmeye hazırım” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Z kuşağının Sallinger'ı" olarak tanımlanan, başarılı yazar Sally Rooney, sadece romanları ya da yazdıklarından uyarlanan TV dizileriyle değil, sosyal ve politik konularda da sözünü esirgemeyen bir isim. İrlandalı yazar, söz konusu Filistin olunca sadece söylemleriyle değil, eylemleriyle de direnişe destek veriyor Rooney.</p>
<p>Daha önce kitap telif gelirlerini ve BBC uyarlamalarından elde ettiği kazançları İngiltere'de terörle mücadele mevzuatı kapsamında yasaklanan pro-Filistin eylem grubu Palestine Action'a aktaracağını açıklayan yazar, bu destek nedeniyel kitaplarının İngiltere'deki kitapçılara artık tedarik edilemeyeceğini duyurdu.</p>
<p>"Conversations With Friends”, “Normal People” ve “Intermezzo”nun yazarı </p>
<p>Rooney, eserlerinin yayımlanmasının “ciddi bir suç teşkil edebileceğini” belirterek yayınevi Faber ile kitaplarının İngiltere'de tedarik edilmemesi konusunda anlaşmaya vardığını dile getirdi.</p>
<p>Rooney, “İnançlarım ve niyetlerim konusunda kamuoyuna karşı dürüst olmak için elimden gelen her şeyi yaptım ve sonuçlarını kabul etmeye tamamen hazırım” dedi ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Temmuz 2025’te eylem protesto grubu Palestine Action, İngiltere'de terör örgütü olarak yasaklandı. Ertesi ay, Palestine Action’ı desteklemeyi sürdüreceğime ilişkin niyetimi ifade eden bir görüş yazısı kaleme aldım. Grup, İrlanda Cumhuriyeti’nde yasaklı veya başka bir şekilde faaliyetleri yasaklanmış bir örgüt değil. Sonuç olarak, eserlerimin İngiltere'de yayımlanmasına ilişkin sözleşmelerin yerine getirilmesi artık ciddi bir suç teşkil edebilir. İstişare ve değerlendirme sürecinin ardından yayın evim Faber, benim de tam mutabakatımla, eserlerimi artık İngiltere'de tedarik edemeyeceği sonucuna vardı”.</p>
<h4>Yayınevinden açıklama</h4>
<p>Yayınevi Faber ise BBC News’e yaptığı açıklamada “İngiltere'deki mevcut mevzuat, Faber’ın Sally Rooney’ye eserlerinden elde edilen İngiltere gelirlerini aktaramadığı bir duruma yol açtı. Bir yazarın eserlerini satmak ancak elde edilen geliri kendisine aktaramamak, bir yayınevi açısından kabul edilemez bir durumdur. Bu nedenle, Sally ile tam bir mutabakat içinde, eserlerini artık İngiltere'de hiçbir formatta tedarik edemeyeceğimiz yönünde karar aldık. Diğer ülkelerde satışını sürdürmeye devam edeceğimiz, olağanüstü nitelikteki eserlerinin yayınevi olmaktan gurur duymaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Rooney'nin kitaplarının e-kitap versiyonları İngiltere'de satıştan kaldırıldı ancak birçok kitapçıda fiziksel kitapların mevcut stokları hala bulunuyor.</p>
<p>NielsenIQ BookData’ya göre Rooney, İngiltere'de 2,3 milyon olmak üzere dünya genelinde altı milyondan fazla kitap sattı. "Normal People", 2018’de yayımlandı ve iki yıl sonra popüler bir televizyon dizisine uyarlandı. Dizi, Paul Mescal ve Daisy Edgar-Jones’un oyunculuk kariyerlerinin başlamasında etkili oldu. </p>
<p>(Kaynak: Oksijen, Euronews, BBC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 12:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan–Türkiye “medya otobüsü” yollarda]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-turkiye-medya-otobusu-yollarda-42195</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/ermenistan-turkiye-medya-otobusu-yollarda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-turkiye-medya-otobusu-yollarda-42195</guid><description><![CDATA[Hrant Dink’in “İki yakın ülke, iki uzak komşu” diye nitelediği Ermenistan-Türkiye ilişkileri günden güne aşama kaydederken, Türkiye ve Ermenistan’dan 14 genç gazeteci, bir otobüsle 12 gün her ikiülkeyi dolaşacak. Gazetecilerin ilk durağı 12 Ekim’de 23.5 Hrant Dink Hafıza Mekânı oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>European Partnership Foundation’ın “Ermenistan-Türkiye İlişkilerinin Normalleşmesine Destek: Sınır Ötesi Bağların Güçlendirilmesi” programı kapsamında Ermenistan ve Türkiye’den gazetecileri bir araya getiren “Ermenistan–Türkiye Medya Otobüs Turu”, 12 Ekim’de tura Ermenistan’dan katılan medya çalışanlarının İstanbul’a gelmesiyle başladı.</p>
<p>“Ermenistan–Türkiye Medya Otobüs Turu” programı, Ermenistan-Türkiye ilişkileri günden güne ilerlerken, iki ülkenin halklarının da gazeteciler vasıtasıyla doğru bilgi almasını hedefliyor. Ayrıca iki ülkenin gazetecilerinin işbirliği olanaklarını ve halklarını doğrudan tanıması ve tüm bunları dengeli, olgulara dayalı ve çok boyutlu bir şekilde aktararak diyaloğun gelişmesine destek olmayı amaçlıyor.</p>
<h4>Dink’in istediği gibi</h4>
<p>12 Ekim’de İstanbul’da başlayıp 23 Ekim’de Yerevan’da tamamlanacak 12 günlük gezide Türkiye ve Ermenistan’dan toplam 14 gazetecinin yer aldığı “Ermenistan-Türkiye Medya Otobüs Turu”nun ilk duraklarından biri 23.5 Hrant Dink Hafıza Mekânı oldu. İstanbul Ticaret Odası ziyaretinden sonra 23.5’ta ağırlanan gazetecilere Hrant Dink’in mirası, rehberli bir turla anlatıldı. Daha sonra gazeteciler, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ermenistan Daimi Temsilcisi Nairi Petrosyan ile bir araya geldi. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Petrosyan, Ermenistan –Türkiye Normalleşme Süreci’nin olumlu yönde ilerlediğini söyledi. Petrosyan gelen sorular üzerine “her durumda iletişimin devam etmesinin çok önemli olduğuna” dikkat çekerek, Ermenistan’ın sınırın açılması için tüm hazırlıkları tamamladığını, Türkiye’nin de çalışmalarına devam ettiğini anlattı. Türkiye ve Azerbaycan yakınlığı nedeniyle sınırın açılmama ihtimalini soran gazetecilere ise Yerevan’ın Bakü’yü bir engel değil, çözümün bir parçası olarak gördüğünü söyledi. Petrosyan, geçmişte ve şimdiki Türkiye-Yunanistan ilişkilerine de atıfta bulunarak, “Türkiye, Yunanistan ile yaptığını neden Ermenistan ile yapmasın?” sorusunu ortaya attı. Petrosyan ısrarlı sorulara rağmen Türkiye-Ermenistan sınırının ne zaman açılacağına dair bir tarih veremeyeceğini söyledi.</p>
<h4>İstanbul’dan Kars’a, Kars’tan Yerevan’a</h4>
<p>Gazeteciler “Otobüs Turu”nda Türkiye tarafında İzmir, Diyarbakır, Van ve Kars’ı ziyaret edecek, yerel yetkililer, iş insanları, fabrikalar, sivil toplum örgütleri ile görüşmeler yapacaklar. Daha sonra Ermenistan’a geçecek olan “medya otobüsü” Gümrü, Dilican ve akabinde Yerevan’a gidecek. 14 kişilik gazeteci ekibi şu anda kapalı olan Alican /Margara sınır kapısını da her iki ülkede ziyaret edecek. Gazeteciler, tur sırasında ekonomi merkezleri, yerel işletmeleri, eğitim kurumlarını ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra iş dünyası temsilcileri, turizm profesyonelleri, araştırmacılar ve yerel toplulukların temsilcileriyle bir araya gelecek.</p>
<p>Ermenistan ve Türkiye’den 14 gazeteci ve medya uzmanı, İstanbul’dan Yerevan’a uzanan yüzlerce kilometrelik bir güzergâhı birlikte kat ederken, tarihi İpek Yolu’nu da birebir takip edecek. İzmir’de Efes, Diyarbakır’da Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Van’da Akhtamar Kilisesi, Kars Ani Köprüsü gibi yerleri ziyaret edecekler. Ermenistan tarafında Sevan Gölü, Garni Tapınağı Geghard Manastırı gibi tarihi ve turistik yerlerden sonra TUMO Center, Eleveight AI, Picsart gibi daha teknolojik girişimler gezilecek. Tur, BM İklim Değişikliği COP17 Fuarı platformunda sona erecek.</p>
<p>İlk bölümü Türkiye’de, ikinci bölümün Ermenistan’da yapılan programın Ermenistan ayağını Avrasya İşbirliği Vakfı ile Ermenistan Üreticiler ve İş İnsanları Birliği, Türkiye ayağını ise Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve Hrant Dink Vakfı yürütüyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 12:31:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Samandağ Felsefe Günleri’ni hatırlamak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/samandag-felsefe-gunlerini-hatirlamak-42194</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/samandag-felsefe-gunlerini-hatirlamak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/samandag-felsefe-gunlerini-hatirlamak-42194</guid><description><![CDATA[Bazı insanlarda sihirli bir aura vardır. Kuçuradi’nin ardından çok şey söylendi. Ancak yumuşaklığı ve sertliği bir araya getiren karakteri yeterince vurgulanmadı. Herkese saygılı davranırdı; buna karşılık doğru bildiklerinden taviz vermezdi. İnsanlara kendilerini insan gibi hissedebilecekleri alanlar açmak için sayısız formaliteyle ve bürokratik engelle titizlikle uğraşmaktan yorulmazdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Akademik hayatım boyunca birçok konferansa katıldım. Bunlar, bir akademisyenin yılda en az üç dört kez katıldığı buluşmalardır. Bu vesileyle birbirimizin çalışmalarından haberdar olmak, fikirleri paylaşmak ve tartışmanın içinde kalmayı sürdürmek mümkün olur. 2009’da Boğos Silahlı Hoca’nın Samandağ’da düzenlediği Samandağ Felsefe Günleri, benim için unutulmaz etkinliklerden biridir. Boğos Hoca aslen Samandağlıydı. Bizi doğup büyüdüğü yere götürmek ve bu konferansa ev sahipliği yapmak istemişti. İoanna Kuçuradi’nin kurduğu ve uzun yıllar başkanlığını yürüttüğü Türkiye Felsefe Kurumu, bu organizasyonda lise öğretmenlerini, felsefe kulüpleri platformunda aktif olarak çalışan felsefe öğretmenlerini ve akademisyenleri bir araya getirmişti. Boğos Hoca, Gülşen Öz, Nuran Direk, Melisa Kara ve İrem Abacı etkinliğe lise öğretmenleri olarak felsefi katkıda bulunurken programın akademik tarafında Uluğ Nutku, Ferda Keskin gibi isimlerle ben de yer alıyordum. Dahası Boğos Hoca, konumuz “Doğa ve İnsan” olduğu için ziraat ve tıp fakültelerinden dekanları ve profesörleri de programa dâhil ederek gerçekten disiplinler arası bir etkinlik düzenlemişti. Türkiye Felsefe Kurumu’nun çatısı altında gerçekleşen sıra dışı bir felsefi buluşmaydı bu. Programın afişini de İrfan Sayar hazırlamıştı; kendisi, Prof. Zihni Sinir’in yaratıcısı olarak katkıda bulunanlar arasındaydı.</p>
<h4>Birlikte düşünme fırsatı</h4>
<p>Türkiye Felsefe Kurumu’nun ve Kuçuradi’nin felsefe olimpiyatları aracılığıyla çocuklar için felsefeye sağladığı kurumsal desteği, Hoca’nın cenaze töreninde yapılan konuşmalarda anılmadığı için burada hatırlatmak gerekir. Boğos Hoca, afişte kendisini “İstanbul Felsefe Kulüpleri Platformu Üyesi” olarak tanıtmıştı. Boğos Hoca’yı, emekli olmadan önce beni davet ettiği kulüp etkinliklerinde tanımıştım. Bu platform çok önemliydi. Çünkü azınlık okullarındaki felsefe öğretmenleri ve öğrencileriyle kolejlerdeki ve diğer liselerdeki öğretmenleri ve öğrencileri bir araya getiriyor, birlikte düşünme ve tartışma ortamı yaratıyordu. Bugün ne yazık ki okulların ve felsefe kulüplerinin platform çatısı altında eskisi gibi bir araya gelmesine izin verilmiyor. 2009, daha özgür olduğumuz, daha az sınırlandığımız bir yıldı.</p>
<p>İoanna Kuçuradi’nin ve Türkiye Felsefe Kurumu’nun çabaları sayesinde ne kadar çok şey başarılmıştı! Ayrı yaşamlar kesişmiş, içine kapalı topluluklar birbirine açılmış, insanlar birbirlerinden öğrendikleriyle Türkiye’yi daha iyi anlamıştı. Samandağ’ı görme fırsatına eriştik. Doğasıyla, kumuyla, deniziyle, havasıyla temas ettik. İnsanlarıyla tanıştık: Oradaki Türk, Arap, Rum ve Ermeni toplumlarının nasıl birlikte yaşadıklarını gördük. Samandağ’daki Vakıflı köyde misafir edildik. Yemeklerini yedik, kiliselerini gezdik, mutfaklarını tanıdık. Unutamayacağımız bir konukseverlik deneyimi yaşadık. Boğos Hoca’nın o günlerde bütün yorgunluğuna rağmen çok mutlu olduğunu hatırlıyorum.</p>
<h4>Biri Rum, biri Ermeni</h4>
<p>Bu yazı hem Boğos Hoca’yla hem de İoanna Kuçuradi’yle ilgili. Biri Ermeni, diğeri Rum’du. Ancak felsefi kimlikleri etnik kimliklerinin önünde gelen bu iki insan, saygınlıklarıyla ve yarattıkları sevgiyle kendi toplumlarının sınırlarını aşmış, Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen aydınlara yol gösteren birleştirici bir liderlik sergilemişlerdi. Azize Tekla Kilisesi’nin bahçesinde yemek yediğimiz fotoğrafa baktım. Kilisenin içini gezerken kalabalık yavaş yavaş dışarı çıkmış, içeride misafir olarak İoanna Hoca ile ben kalmıştık. O, bir köşede sessizce kutsal mekânın havasını solurken orta yaşını geçmiş Ermeni bir adam, Hoca’nın topluluğumuzdaki yerini ve önemini fark etmiş olacak ki onun kim olduğunu sordu. Kuçuradi’nin ulusal ve uluslararası kurumsal görevlerinden söz ederek İoanna Hoca’yı kendisine anlatmaya çalıştım. Adam başını şaşkınlıkla salladı ve “Adı Ioanna Kuçuradi olan biri Türkiye’de bu mevkilere nasıl gelebildi?” diye kendi kendine sordu. Bana yöneltilmiş bir sorudan çok, kendisine sorulmuş bir soru gibiydi bu. Ancak o soru uzun yıllar aklımdan çıkmadı. Hâlâ da çıkmıyor.</p>
<h4>Yumuşak ve sert</h4>
<p>Bazı insanlarda sihirli bir aura vardır. Kuçuradi’nin ardından çok şey söylendi. Ancak yumuşaklığı ve sertliği bir araya getiren karakteri yeterince vurgulanmadı. Herkese saygılı davranırdı; buna karşılık doğru bildiklerinden taviz vermezdi. İnsanlara kendilerini insan gibi hissedebilecekleri alanlar açmak için sayısız formaliteyle ve bürokratik engelle titizlikle uğraşmaktan yorulmazdı. Bütün ayrıntıları dikkatle kontrol etmesi ve hataları mümkün olduğunca azaltmak için gösterdiği çaba, yakınları tarafından çok iyi bilinir. Değerlerinin bilgisiyle yaşayan, kendi değerlendirmesini yaptıktan sonra doğru bulduğu yoldan sapmayan, maddi hiçbir ödülün ya da çıkarın yolundan döndüremeyeceği bu insanın; eğriliğin, yalanın, şiddetin ve insana saygısızlığın hüküm sürdüğü bir dünyada saygı uyandırması kaçınılmazdı. İoanna Kuçuradi hayatını tamamladıktan ve düşüncesi bize miras kaldıktan sonra bunu daha da net görebiliyoruz.</p>
<p><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 12:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dokuz yıl sonra İstanbul’da üst düzey kutlama]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dokuz-yil-sonra-istanbulda-ust-duzey-kutlama-42193</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/dokuz-yil-sonra-istanbulda-ust-duzey-kutlama-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dokuz-yil-sonra-istanbulda-ust-duzey-kutlama-42193</guid><description><![CDATA[Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 35. yılı nedeniyle 14 Ekim Çarşamba günü İstanbul’da resmi bir resepsiyon düzenlendi. Dokuz yıl aradan sonra ilk kez yapılan Ermenistan Bağımsızlık Günü kutlamasına, Ermenistan Cumhuriyeti Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Daimi Temsilcisi Nairi Petrosyan ev sahipliği yaptı. Türkiye'yi Dışişleri Bakan Yardımcısı Berris Ekinci temsil etti. Ekinci’nin katılımıyla Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde ilk defa bu düzeyde bir katılım gerçekleşmiş oldu. Konuşmalardan sonra Türkiye ve Ermenistan milli marşları peşpeşe çalındı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un şiddetli yağış ve sel sularına teslim olduğu saatlerde, yani 14 Ekim Çarşamba günü Taksim’deki InterContinental Oteli’nde Türkiye Ermenistan ilişkilerini yakından izleyenler için önemli bir buluşma yaşandı.</p>
<p>Pek çok konuk trafik nedeniyle gecikse de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün İstanbul’daki Ermenistan Temsilcisi Nairi Petrosyan tüm konukları kapıda karşıladı. Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlık günü yıldönümü, 9 yıl sonra ilk kez resmi düzeyde kutlanacaktı. Bu, devletten katılım da olacak anlamına geliyordu. Nitekim Dışişleri Bakan Yardımcısı Berris Ekinci ve diğer Dışişleri diplomatları hava ve yol koşulları nedeniyle zorlukla da olsa resepsiyona yetiştiler.</p>
<h4>Geniş katılım</h4>
<p>Resepsiyona geniş bir katılım oldu. Yabancı misyon şefleri, Türkiye Ermenistan Normalleşme Süreci Türkiye Temsilcisi Serdar Kılıç, Türkiye Ermeni toplumundan vakıf yöneticileri, Hrant Dink Vatfı Yönetim Kurulu Başkanı Rakel Dink resepsiyonda çoktan yerlerini almıştı. Ekümenik Patrik Bartholomeos, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan,  Ermeni Protestan Cemaati Ruhani Önderi Kirkor Ağabaloğlu da peşpeşe geldiler. Resepsiyon başlamadan hemen önce ev sahibi konumundaki Nairi Petrosyan günün anlamı üzerine Agos’a kısa bir açıklama yaptı ve şunları söyledi:</p>
<p>“Bu resepsiyon şu andaki normalleşme çabalarına dair sembolik bir adım. Yaklaşık dokuz yıldır İstanbul’da resepsiyon yapılmamıştı. Bu, normalleşme sürecinde bizlerle birlikte görev alan Türkiyeli üst düzey yetkililerin de başarısı. Ve bunlar, sürecin olumlu devam ettiğini kanıtlayan küçük adımlardır.”</p>
<h4>“Önce komşular”</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/petrosyan-danzikyan.jpg" alt="Nairi Petrosyan ve Agos'un yönetmeni Yetvart Danzikyan ile. " width="499" height="374">
<figcaption>Nairi Petrosyan, Agos'un yönetmeni Yetvart Danzikyan ile. <br>FOTO: Mıgırdiç Arzivyan</figcaption>
</figure>
<p>Tüm konuklar geldikten sonra dikkatler Petrosyan ve Ekinci’nin kürsüde yapacağı konuşmaya çevrildi. İlk sözü Petrosyan aldı, gelen tüm konuklara teşekkür etti ve Türkiye Ermenistan ilişkileri hakkında konuştu.</p>
<p>“Umudumuz, bu bölgede barış ve iş birliğinin hâkim olmasıdır” diyen Petrosyan “Ermenistan, komşularıyla olan ilişkilere en üst düzeyde öncelik veren ‘önce komşular’ politikasını benimsemiştir. Ermenistan Cumhuriyeti, bölgenin istikrarına yaptığı katkıyı; uluslararası barışın, istikrarın ve kalkınmanın pekiştirilmesindeki temel görevi olarak görmektedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Petrosyan şöyle devam etti: “Son yıllarda, Ermenistan ile Türkiye arasındaki ikili diyalogta istikrarlı bir ilerleme gözlemleniyor. Niyetimiz, bu ilerlemenin üzerine yenilerini eklemek; iki ülke arasında mümkün olan her alanda iş birliğini teşvik etmek ve geliştirmektir.</p>
<p>Liderlerimiz Başbakan Paşinyan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, kısa süre önce New York’ta olduğu gibi, düzenli olarak bir araya geliyor. Dışişleri Bakanları Mirzoyan ve Fidan da, henüz birkaç gün önce gerçekleştirdikleri telefon görüşmesi dâhil olmak üzere, düzenli temas halindeler. Tüm bunlar, Ermenistan ve Türkiye’nin pek çok ortak çıkara sahip olduğunu kanıtlıyor. Dahası, her iki taraf da bu çıkarları ele almak ve bu doğrultuda karşılıklı fayda sağlayan çözümler geliştirmek için gerekli siyasi iradeye sahiptir. Temsilciliğimin, Ermenistan hükümeti adına düzenlediği bu kutlama, hem Ermenistan'ın hem de Türkiye'nin birlikte yöneldiği doğru istikamette atılmış, belki küçük ama önemli bir adımdır. Diyaloğumuz; ulaşım bağlantılarından eğitime, bilgi ve iletişim teknolojilerinden enerjiye kadar kelimenin tam anlamıyla her alanda genişliyor. İki hükümetimizin üstlendiği, sınırımızdaki Ani şehrine uzanan tarihi İpek Yolu Köprüsü'nü yeniden inşa etme projesi, iş birliğimizi tam olarak yansıtan, kapsamlı ve mükemmel bir simge niteliğindedir. Ermenistan; Basra Körfezi, Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki demiryolu ve dijital bağlantıları yeniden kurmayı  hedefliyor. Bu, ilgili tüm ülkelere büyük faydalar vaat eden, küresel öneme sahip bir proje olacaktır.” Petrosyan sözlerini Ermenice “Yaşasın Ermenistan” diyerek bitirdi.</p>
<h4>“Normalleşme sürecinin önemli bir yansıması”</h4>
<p>Daha sonra sözü Dışişleri Bakan Yardımcısı Berris Ekinci aldı. “Bu resepsiyon, normalleşme sürecimizin önemli bir yansımasını oluşturuyor” diyen Ekinci sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu normalleşme sürecini, en üst düzeyde samimiyet ve kararlılıkla,  tam normalleşmeye ulaşma nihai hedefi doğrultusunda ikili düzeyde yürütüyoruz. Bu bağlamda, ülkelerimiz arasındaki üst düzey ziyaretlerde son dönemde yaşanan artışın, ikili diyaloğumuzun güçlenmesine ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesine önemli katkılarda bulunduğunu görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.</p>
<p>Ayrıca ulaştırma, enerji, kültür alanlarında ve doğrudan ticaretin yeniden başlatılmasına yönelik pek çok somut adım attık. Atılan tüm bu adımlar, bölgemizin geleceğine büyük bir umut ve iyimserlikle bakmamız için bize güçlü gerekçeler sunuyor. Türkiye, Güney Kafkasya'da barışı, istikrarı ve normalleşme dinamiklerini her zaman desteklemiştir.</p>
<p>Bu akşam özellikle vurgulamak isterim ki, önümüzdeki dönemde de bu süreçlere samimi ve sarsılmaz desteğimizi sunmaya devam edeceğiz.”</p>
<h4>En üst düzeyde katılım</h4>
<p>Ekinci sözlerini Ermenistan’ı kutlayarak bitirdi. Ermeni Bağımsızlık Günü resepsiyonlarına Türkiye tarafından bugüne kadarki en üst düzeyde katılım, böylece gerçekleşmiş oldu.</p>
<p>Konuşmalar öncesi ve sonrasında herkesin aklında aynı soru vardı: Sınır yakında açılacak mı? Zira Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Varşova’da katıldığı bir forumda "Yarın sabah haberlerde ‘Ermenistan-Türkiye sınırı açıldı’ başlığını görebiliriz” demişti. Türkiye Dışişleri yetkilileri ise sürecin ilerlediğini vurgulamakla birlikte “Yarın sabah” konusunda temkinliydiler. Zaten Mirzoyan da bu cümleyi bir metafor olarak kullanmıştı.</p>
<p>Gecenin en önemli anlarından biri ise konuşmalar bittikten sonra Petrosyan ve Ekinci kürsüdeyken önce Ermenistan, sonra da Türkiye milli marşının çalınmasıydı. Bu esnada arkadaki ekrana sırayla Ermenistan ve Türkiye bayrakları yansıtıldı. </p>
<p>Resepsiyon katılan ve Türkiye Ermenistan ilişkilerinin geçmişini bilen herkes önemli bir ana tanık olduklarını bilincindeydi. Ben de öyle.</p>
<h4>Zihinlerdeki sorular</h4>
<p>Resepsiyondan herkes umutlu ayrıldı. Konuklar sele teslim olmuş İstanbul trafiğine katılmaya hazırlanırken kimilerimizin aklında bir soru daha vardı: Evet, Ermenistan Türkiye ilişkileri yolunda görünüyor ama dört yıl önce mutabakata varılan, kara sınırının ilk aşamada üçüncü ülke vatandaşlarına ve diplomatlara açılmasına yönelik adım bile neden hâlâ atılamıyor? Evet somut ilerlemeler var ancak sürecin 2020 yılında başladığını düşünürsek daha ileri bir aşamada olmamız gerekmez miydi? Acaba Azerbaycan’ın süreci yavaşlatan bir etkisi var mıydı?</p>
<p>Kendi adıma zaten yorumlarımda Azerbaycan etkisinden bahsediyorum, bu da zaten gizli kapaklı bir konu değil, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan daha önce sürecin ilerlemesi için Ermenistan ile Azerbaycan arasında nihai barış anlaşmasının imzalanmasının önemine dikkat çekmişti. Azerbaycan ise nihai imza konusunu ağırdan almayı, masaya şartlar koymayı sürdürüyor.</p>
<p>Aklımızda bir soru daha vardı elbette: Bir sonraki resepsiyon artık İstanbul’da kurulacak Ermenistan Büyükelçiliği’nde yapılabilir miydi?</p>
<p>“Normalleşme”nin en önemli adımlarından biri de bu olmaz mıydı?</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 12:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gomidas yeniden sahnede]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gomidas-yeniden-sahnede-42169</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/gomidas%20gorsell%20yolcu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gomidas-yeniden-sahnede-42169</guid><description><![CDATA[Yolcu Tiyatro’nun Gomidas oyunu, 18 ay aradan sonra yeniden sahneleniyor. Fehmi Karaarslan’ın başrolde olduğu, Lusavoriç Korosu’nun eserler seslendirdiği oyun, 24 Ekim Cumartesi günü saat 20:30’da Alan Kadıköy’de sahnelenecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İKSV Tiyatro Festivali kapsamında Kasım 2020'de Türkçe ve Fransızca prömiyerini yapan Gomidas, uzun bir süre Kumkapı Vortvots Vorodman Kilisesi’nde sahnelendi. Oyun, İstanbul’un yanı sıra Ankara, İzmir Diyarbakır ve Mardin’de yurtdışında ise Yerevan, Paris, Nice ve Amsterdam’da sahnelendi. Ahmet Sami Özbudak’ın yazıp yönettiği, Ersin Umut Güler’in prodüktörlüğünü ve süpervizörlüğünü üstlendiği oyunun başrolünde Fehmi Karaarslan yer alıyor. Karaarslan’a Hagop Mamigonyan yönetimindeki Lusavoriç Korosu eşlik ediyor. </p>
<p>Oyun, 2022 yılında Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nce ’En İyi Yapım’, Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nde ‘Tek Kişilik Prodüksiyon’, Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri’nde ‘Yılın Oyunu’ ve Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri’nde de ‘Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. 95 dakikalık oyunda Gomidas’ın müzikle kurduğu ilişki, 1915’te Ermeni aydınlarla birlikte İstanbul’dan sürülmesini ve yaşamında yaşanan kırılmayı sahneye taşıyor.</p>
<p>24 Ekim Cumartesi günü saat 20:30’da Alan Kadıköy’de sahnelenecek oyunun biletleri, <a href="https://www.bubilet.com.tr/istanbul/etkinlik/gomidas-" target="_blank" rel="nofollow noopener">Bubilet</a> ve <a href="https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/gomidas-oyunu" target="_blank" rel="nofollow noopener">Biletinial</a> platformlarında satışa sunuldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Din dersi müfredatı Talim Terbiye Kurulu’na sunuldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/din-dersi-mufredati-talim-terbiye-kuruluna-sunuldu-42168</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/din-dersi-mufredati-talim-terbiye-kuruluna-sunuldu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/din-dersi-mufredati-talim-terbiye-kuruluna-sunuldu-42168</guid><description><![CDATA[Ermeni Vakıflar Birliği (ERVAB) Eğitim Komisyonu, aylık olağan toplantısını yaptı. Toplantıda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından talep edilen Ermenice ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri müfredatında gelinen aşamalar ele alındı. Komisyonun açıklamasına göre Din dersi müfredatı Talim Terbiye Kurulu’na sunuldu. Ermenice’de ise revizyonlar sürüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>12 Ekim Pazartesi günü Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nin Gomidas Salonu’nda yapılan toplantıya Din dersi müfredatını hazırlayan Kıdemli Peder Drtad Uzunyan ve Nora Şenyan ile Ermenice müfredatını hazırlayan koordinatör müdürler, öğretmenler ve müfredat çalışma grubunun genel koordinatörü katıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan Ermenice ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatlarında gelinen aşamalar, toplantının ana gündem maddeleriydi. Eğitim Komisyonu’nun toplantının ardından basına yaptığı açıklamada Din dersi müfredat çalışması Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’na sunulduğu belirtildi. Din müfredatının Kurul tarafından onaylanması bekleniyor. Açıklamaya göre Ermenice müfredat çalışma grubu da çalışmalarda gelinen aşama hakkında bilgi verdiği aktarıldı. Toplantıda, ERVAB Eğitim Komisyonu’nun müfredat çalışmaları için ek bütçe hazırladığı, vakıfların mali durumlarına göre katkı sağlaması için ERVAB’a sunulması kararı alındı.</p>
<p>Agos’a bilgi veren ERVAB Eğitim Komisyonu Başkanı Mari Yancı, Din müfredatının onaylanmasının ardından eğitim materyallerinin hazırlık sürecine başlanacağını belirtti. Yancı, Ermenice müfredat çalışmasında ise revizyonların sürdüğünü, müfredatın 2026-2027 eğitim dönemi içerisinde onaylanmasını beklediklerini söyledi.</p>
<h4>Müfredat süreci</h4>
<p>Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, 2024-2025 döneminde hayata geçti. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hayata geçirilen modelle birlikte zorunlu ve seçmeli derslerin müfredatı yenilendi. Model ile birlikte Ermeni okullarından Ermenice dersi müfredatının hazırlanması istendi. ERVAB Eğitim Komisyonu bünyesinde oluşturulan Ermenice Müfredat Çalışma Grubu, 20 Ağustos 2025’te çalışmalara başladı.</p>
<p>İlkokul, ortaokul ve lise müfredatının hazırlanması için 17 öğretmen görev alıyor. Akademisyen Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün proje teknik yöneticisi olarak görevlendirildiği çalışmalarda, iki temel hedef üzerinde duruluyor. İlki, okullarda okutulan Ermenice derslerinin aynı standardı içermesi ve okullar arası seviye farklarını ortadan kaldırarak görevde olan ve mesleğe yeni adım atacak olan öğretmenlere sınıf bazlı ders içeriklerinin sistematik şekilde sunulması.  İkinci hedef ise MEB e-okul sisteminde Ermenice derslerini notlandıramama sorununa çözüm bulunması.Müfredatın onaylanması halinde ilkokullardaki birinci ve ikinci sınıflar için mevcut tablodan kaynaklanan karne notu verememe sorunu ortadan kalkacak  ve okullar tek bir kaynak üzerinden ilerleyecek.  </p>
<p>Bakanlık, Maarif Modeli’nde Türkçe ve diğer dil derslerinde CEFR’yi (Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı) esas alıyor. Bu program, ezbere dayalı sistem yerine , dille iletişim kurulmasını amaçlıyor. Programla birlikte dil dersleri için Okuma, Dinleme, Konuşma ve Yazma aşamaları müfredatlara ekleniyor.</p>
<p>Din dersi müfredatı ise Türkiye Ermeni Patrikliği bünyesinde Kıdemli Peder Uzunyan’ın önderliğinde hazırlandı.Daha önce Ermenice müfredat çalışmasıyla Agos’a süreç hakkında bilgi veren bir eğitimci, Bakanlığın verilecek eğitimin özgün olmasını istediğini aktarmıştı. 25 Temmuz’da Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Bezciyan Okulu’nda Ermeni okullarından idareciler ile bir araya gelmişti. Buluşmada konuşma yapan Türkiye Ermeni Akademisyenler Platformu üyesi Dr. Sevan Karabetoğlu, Temmuz ayı itibariyle Ermenice müfredatın değerlendirmeye alındığını, Din dersinde ise onay beklendiğini ifade etmişti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kevork ve Pırlanti Budak anısına bowling turnuvası]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kevork-ve-pirlanti-budak-anisina-bowling-turnuvasi-42166</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/kevork-ve-pirlanti-budak-anisina-bowling-turnuvasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kevork-ve-pirlanti-budak-anisina-bowling-turnuvasi-42166</guid><description><![CDATA[Adıyaman Hayder ile Ermeni Gençlik ve Etkinlik Platformu, Ermeni toplumu üyeleri Kevork ve Pırlanti Budak anısına bowling turnuvası düzenliyor. Turnuva, 11-12 Kasım tarihlerinde, Aqua Florya Bowling Salonu’nda yapılacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni toplumu üyeleri Kevork ve Pırlanti Budak anısına düzenlenen  ve 12 parkurun yer aldığı bowling turnuvası, üç turdan oluşacak. Katılım ücretinin bin TL olarak belirlendiği turnuvanın birincisine tam altın, ikincisine yarım altın, üçüncüsüne ise çeyrek altın ödülü verilecek.<img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/adiyaman-turnuva.jpg" alt="" width="226" height="339"></p>
<p>Turnuva kayıtları devam ediyor. Adıyaman Hayder ile Ermeni Gençlik ve Etkinlik Platformu, spor organizasyonun yeni dostlukları pekiştireceğini hedefliyor. Turnuva, 11-12 Kasım’da Aqua Florya Alışveriş Merkezi’nin bowling salonunda yapılacak. Turnuva açılış gününe Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’ın da katılması bekleniyor. </p>
<p>Turnuvaya kayıt olmak için Mazlum Bakırcıoğlu (0505 983 98 32) ile Ferhat Bakırcıoğlu (0544 551 36 40) ile iletişime geçebilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dikran Gülmezgil Turnuvası’nda şampiyon Karam City]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dikran-gulmezgil-turnuvasinda-sampiyon-karam-city-42167</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/dikran-gulmezgil-turnuvasinda-sampiyon-karam-city.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dikran-gulmezgil-turnuvasinda-sampiyon-karam-city-42167</guid><description><![CDATA[Sasun-Bitlis HayDER ile Yeşilköy Okulu’ndan Yetişenler Derneği ortaklığında düzenlenen minyatür kale turnuvası sona erdi. Turnuvanın şampiyonu Karam City oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl üçüncüsü organize edilen turnuva, geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Karagözyan Yetimhanesi Vakfı Başkanı, hayırsever Dikran Gülmezgil’e ithaf edildi. Turnuvaya Taksim Spor Kulübü de katkı sağladı.</p>
<p>11 Ekim Pazar akşamı Yeşilköy Okulu bahçesinde yapılan final müsabakasına sporseverler yoğun ilgi gösterdi. Final karşılaşması öncesi, Hy-per ile Alenne takımları üçüncülük için karşı karşıya geldi. Baştan sona çekişmeli geçen karşılaşmadan Hy-per, sahadan 6-4’lük skorla galip ayrıldı ve turnuvanın üçüncüsü oldu. Minikler A ile Minikler B arasında oynanan gösteri maçının ardından Platin Fc ile Karam City şampiyonluk kupası için sahaya çıktı. Heyecanlı anlara sahne olan karşılaşmadan Karam City, 6-5’lik skorla rakibini yenerek şampiyon oldu. Turnuvanın gol kralı, 21 golle Hy-per’dan Sarven Mığdıs oldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Samatya’da futbol turnuvasında heyecan sürüyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/samatyada-futbol-turnuvasinda-heyecan-suruyor-42165</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/samatyada-futbol-turnuvasinda-heyecan-suruyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/samatyada-futbol-turnuvasinda-heyecan-suruyor-42165</guid><description><![CDATA[Sahakyan Okulu’ndan Yetişenler Derneği, geçmişte dernek bünyesinde forma giymiş Garbis Bozoğlanoğlu’nu, minyatür kale futbol turnuvası ile anıyor. Turnuvada, 24 takım mücadele ediyor. Karşılaşmalar Sahakyan Okulu bahçesinde oynanıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dernek yönetimi, geçtiğimiz yıllarda da futbol turnuvasını Arman Keşişyan, Yaşar Köseoğlu ve Arsen Arzuman anısına düzenlemişti. Futbol turnuvasına Samatya Surp Kevork Kilisesi, Balat Surp Hıreşdagabed Kilisesi, Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi vakıfları ile Samatya Kilisesi Sosyal Yardım Kolu’nun yanı sıra kişi ve kurumların katkı sağladı. Her bir grupta altı takımın yer aldığı turnuvada, grup aşamaları tamamlandı. Eleme karşılaşmalarının oynandığı turnuva, 25 Ekim Pazar akşamı oynanacak final karşılaşması ile sona erecek. </p>
<p>12 Ekim Salı akşamı ise Garbis Bozoğlanoğlu Gençler Minyatür Kale Turnuvası başladı. Yine Sahakyan Okulu bahçesinde oynanan turnuvaya beş takım katıldı. Takımlardaki sporcular 11-14 yaş aralığındaki gençlerden oluşuyor. Gençler turnuvası da 25 Ekim’de tamamlanacak.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Madağ sırası Feriköy’de]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/madag-sirasi-ferikoyde-42171</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/madag-sirasi-ferikoyde.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/madag-sirasi-ferikoyde-42171</guid><description><![CDATA[Okulların bütçe açıklarının kapatılması için kurulan sevgi sofralarında  sıra Feriköy Merametçiyan’a geldi. 143 öğrencisi bulunan Feriköy Okulu’nun bu yılki bütçe açığı 44 milyon TL’yi buluyor. Okul, açığın kapatılması için toplumdan destek bekliyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>18 Ekim Pazar günü Feriköy Surp Vartanants Kilisesi’nde yapılacak Badarak ayinine Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyaset edecek. Üstrahip Şınorhk Donikyan’ın yöneteceği ayinde ilahiler Şef Sibil Arsenyan yönetimindeki Vartanants Korosu tarafından seslendirilecek. Ayinin ardından Nazar Şirinoğlu Salonu’nda sevgi sofrası kurulacak. Surp Vartanants Kilisesi Vakfı Başkanı Murat Öğer, Feriköy Okulu Kurucu Temsilcisi Nurhan Palakoğlu ve vakıf yönetim kurulundan Karen Terziyan, yapılacak sevgi sofrası (madağ) öncesi gazetemizi ziyaret ederek okulun mali durumu ve eğitim kalitesi hakkında bilgi verdi.</p>
<h4>Bütçe açığı 44 milyon 100 bin TL</h4>
<p>Feriköy Okulu’nun geçtiğimiz yılki bütçe açığı 30 milyon 585 bin TL idi. Okul yararına kurulan sevgi sofrasında 17 milyon TL bağış toplanmış ve açık kapanmamıştı. Feriköy Merametçiyan Okulu’nun bu yılki bütçe açığının 44 milyon 100 bin TL olduğunu söyleyen Palakoğlu, günümüzde eğitim maliyetlerinin arttığını ifade etti. Palakoğlu, toplumun Feriköy Okulu’nun eğitim hayatını sürdürebilmesi için maddi desteklerini esirgememesi gerektiğini söyledi. Murat Öğer de Feriköy Vakfı’nın halka desteğini  esirgemediğini belirterek okula bağışta bulunması için çağrı yaptı.</p>
<p>Feriköy’de bu yıl 143 öğrenci eğitim alıyor. Nurhan Palakoğlu, 14 öğrencinin oyun grubu olduğu, haftanın belirli günleri okula geldiğini aktardı. Palakoğlu, Feriköy Okulu’nda eğitim kalitesinin değişmediğini, öğretmen kadrosunun genç ve donanımlı eğitimcilerden oluştuğunu belirtti. Vakıf Başkanı Öğer, LGS sonuçlarının tatmin edici olduğunu, Feriköy Merametçiyan’ın bu anlamda liseler tarafından takdir edildiğini ifade etti.  </p>
<h4>Depreme dayanıklılık</h4>
<p>Ermeni toplumunun önemli gündem maddelerinden biri, okul binalarının depreme dayanıklılığı. 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş ve Hatay’da meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremlerin ardından ERVAB bünyesinde Deprem Komisyonu kurulmuş, Ermeni okullarının dayanıklılığı üzerine çalışmalar yapılmıştı. Feriköy Okulu, depremden kısa bir süre sonra ana binanın depreme karşı güçlendirme çalışmaları yapmıştı. Okul ek binası ise, tedbir amaçlı boşaltılmıştı. Feriköy Vakfı, geçtiğimiz yaz aylarında ek binanın da güçlendirme çalışmalarını tamamladı. Murat Öğer, ek binanın altyapısının baştan aşağı yenilendiğini, binanın güçlendirilerek hizmete açıldığını ifade etti. Vakıf yönetiminden Karen Terziyan, bina için önümüzdeki günlerde geniş katılımlı bir açılış töreni yapacaklarını söyledi. Palakoğlu, ek binada bulunan Kuşakçıyan Salonu’nun da  modern hale getirildiğini, bale, tiyatro için toplumun kullanımına açık olduğunu duyurdu.</p>
<h4>350 aileye erzak yardımı</h4>
<p>Feriköy Vakfı, yoksullukla mücadele konusunda da bilgiler verdi. Murat Öğer, Feriköy Kilisesi Sosyal Yardım Kolu’na kayıtlı 120 aileye aylık olarak maddi yardımda bulunduklarını, 350 aileye ise Patriklik Sosyal Yardım Kolu (PSYK) işbirliğiyle erzak yardımında bulunduklarını söyledi. Vakıf başkanı Öğer, kilise sosyal yardım kolunun zor durumda olan toplum üyeleri için Surp Pırgiç Hastanesi ya da kamu kurumları ile sürekli iletişim halinde olduklarını belirtti. </p>
<p>Ermeni toplumunda cenaze bağışlarını ilgili kurumlara aktaran, özel bir şirket olan İtimat Büro’nun 2024 yılında kapanması bağış sisteminin aksamasına neden oldu. Geliri olmayan vakıflar için İtimat Büro’dan gelen bağışlar önemliydi. Ancak Büro’nun kapanmasıyla birlikte yeni bir bağış sisteminin kurulamaması, birçok vakfı olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Konuya dair açıklamalarda bulunan Başkan Öğer, Feriköy Okulu’na geçtiğimiz yıl 1 milyon 600 bin TL bağış geldiğini, kalıcı bir çözümün ise henüz üretilmediğini söyledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bezciyan için 20 milyon TL toplandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bezciyan-icin-20-milyon-tl-toplandi-42170</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/bezciyan-icin-20-milyon-tl-toplandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bezciyan-icin-20-milyon-tl-toplandi-42170</guid><description><![CDATA[Bütçe açığı olan okullar için düzenlenen sevgi sofraları  sezonu Kumkapı Bezciyan Okulu için düzenlenen buluşma ile devam etti. Toplumun ilgi gösterdiği sevgi sofrasında 35 milyon TL’lik bütçe açığı bulunan Bezciyan için 20 milyon TL bağış toplandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>11 Ekim Pazar günü Kumkapı Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi’nde yapılan Badarak ayinine Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyaset etti. Kıdemli Peder Krikor Damadyan’ın yönettiği ayinde ilahiler Hovsep Kuyumciyan yönetimindeki Koğtan Korosu tarafından seslendirildi. Halkın ilgi gösterdiği ayinde Patrik Maşalyan vaaz verdi. Ermeni okullarının görev ve misyonlarını layıkıyla yerine getirdiğini söyleyen Patrik Maşalyan, toplumun da okulların ayakta kalması için desteklerini esirgememesi gerektiğini ifade etti. </p>
<p>Ayinin ardından Kazaz Artin Amira Bezciyan Salonu’nda kurulan sevgi sofrasına geçildi. Yemeğe Patrik Maşalyan’ın yanı sıra Başepiskopos Aram Ateşyan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ermenistan Daimi Temsilcisi Nairi Petrosyan, hayırseverler Efrim Bağ, Anahit Bozacıyan, Eski Cemaat Vakıfları Temsilcisi Prof. Dr. Toros Alcan, kilise vakıf yönetimleri, Bezciyan Okulu eğitim kadrosu, öğrenciler ve halk katıldı. Okulun öğretmenlerinden Jbid Bedik’in sunucu olduğu yemeğin açılış konuşmasını Bezciyan Okulu Müdürü Clodia Altıparmak Demir yaptı. Demir, okulu açık tutmak için çalıştıklarını, hedeflerinin kültürüne ve köklü değerlerine sahip çıkan, ana diline bağlı, onu akıcı biçimde kullanan, başarılı ve kendine güvenen bireyler yetiştirmek olduğunu belirtti. </p>
<p>Kumkapı Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi Vakfı Başkanı Hrant Moskofyan gelir ve giderler hakkında bilgiler verdi ve vakfın 35 milyon TL bütçe açığı olduğunu söyledi. Moskofyan’ın paylaştığı rakamlara göre, Bezciyan Okulu’nun öğrencilerden aldığı bağışlar 4 milyon 550 bin TL’yi bulurken, okul giderleri ise 38 milyon 749 bin TL’yi buluyor.  Yemekte öğrenciler şiirler okudu, şarkılar seslendirdi. Yemekte okula yıllardır hizmet veren Şuşan Kalan’a vakıf yönetimi tarafından plaket verildi. </p>
<h4>Kumkapı Vakfı’nın mülkleri</h4>
<p>Geçtiğimiz ay yapılan ERVAB toplantısında ERVAB (Ermeni Vakıflar Birliği) Başkanı Bedros Şirinoğlu vakfın 43 mülkü olduğunu yeni öğrendiğini söylemiş, Moskofyan ise bu bilginin zaten kamuoyunca bilindiğini ifade etmişti.  </p>
<p>Sevgi sofrasında vakıf yöneticisi  Tavit Damla söz aldı vakfın 43 tapusu olduğunu yineleyerek şunları söyledi.</p>
<p>“Son dönemde sosyal medyada özellikle vakfımıza itibar suikasti yapmak için vakfımıza ait taşınmaz adedi üzerinden başlatılan algı operasyonu üzerine bu açıklamayı yapmak zorunda kaldık. 43 taşınmazımızın 30 tanesi Kumkapı semtimizde olup bu taşınmazlar arasında Türkiye Ermenileri Patriklik binası, Meryem Ana Ermeni kilisemiz, Bezciyan okulumuz ve Bezciyan Okulundan Yetişenler Derneğimiz de bulunmaktadır. 30 taşınmazdan beş tanesi ise konut vasıflı taşınmazlar olup bu konutlarda ihtiyaç sahibi cemaat mensuplarımız yaşamaktadır. Kumkapı’da bulunan 30 taşınmazdan 18 adedi kira getirisi olan taşınmazlardır. 2 taşınmaz bitişik parseller olup tek kiracılı mülklerdir. Bu 18 dükkandan gelen aylık kira gelirimiz 461 bin 300 TL’dir. 43 taşınmazımızın 9 tanesi Kapalıçarşı’da bulunmaktadır. Yönetim kurulumuz görev süresi boyunca vakfımıza 15 adet taşınmaz kazandırmıştır. 13 tapu 5737 kanun ile iade ve davalar ile alınan tapularımızdır. Hali hazırda devam etmekte olan tapu tescil ve tazminat süreçleri de devam etmektedir.”</p>
<p>Damla, Kumkapı Vakfı’nın hedef alan, ithamda bulunan vakıf ve şahıslar için “Hesabını Allah’a bırakıyoruz” diyerek konuşmasını tamamladı.</p>
<div class="box-2">
<h4>Patrik Maşalyan dava süreci hakkında konuştu</h4>
<p>Kumkapı Vakfı ile Zela Kuyumculuk arasındaki dava sürüyor. Yargıtay kiraya verilip otele dönüştürülen Papazevleri için yaptığı masrafların Zela Kuyumculuk’a Kumkapı Vakfı tarafından ödenmesine hükmetmişti, böylece vakfın bazı mülkeri satışa çıkmıştı. Ancak Vakıf, yeniden yargılanma talebinde bulundu bu süreçte vakfın haczedilen müklerinin satışı da durdu. </p>
<p>Moskofyan toplum içinde vakıf ile ilgili bazı söylentilerin ortaya atıldığını belirtti, doğru bilginin Salı günleri yönetim kurulu toplantısı sırasında vakıftan alınabileceğini söyledi. Kapanış konuşmasını yapan Patrik Maşalyan Vakıf yönetimine hitap ederek  Papazevleri Davası’na ilişkin şu ifadeleri kullandı.</p>
<p>“Sayın yönetim kurulu, anlaşılmamazlıklar yaşıyorsunuz, doğrudur. Nankörlükler yaşıyorsunuz, doğrudur. Biz nankör değiliz, öyle miyiz? Biz size inanıyoruz, çabanızı görüyor ve takdir ediyoruz. Papazevleri Davası’nın durumu çok konuşulmadı ama yasal süreçleri devam ediyor. Yarım bilgi sahibi olmamak lazım. Kimin haklı olup olmadığını, mahkeme daha karar vermeden insanları darağacına çekmemek lazım. Onun için gerçekten bilgi sahibi olmak istiyorsanız yönetim kuruluna sorun. Bilmek istemiyorsanız, yapacağınız en hayırlı şey çenenizi tutun ve konuşmayın. Dedikoduyu çoğaltmayın. Ben bu insanların ayakta alkışlanmaya hakları var diye düşünüyorum. Patriğiniz olarak sizden bunu istiyorum.”</p>
<h4>İşler’den açıklama </h4>
<p>Patrik Maşalyan’ın konuşmasının kamuoyuna yansımasının ardından Zela  Kuyumculuk sahibi  Norayr İşler  Agos’a yazılı bir açıklama gönderdi. İşler açıklamasında Patrik Maşalyan’ı eleştirdi ve şu ifadeleri kullandı: </p>
<p>“Kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen hakkımızı alamıyor, hakkımızı aradığımız için kendi cemaatimizin önünde hedef hâline getiriliyoruz.</p>
<p>11 Ekim 2026 tarihinde düzenlenen Sevgi Sofrası’nda Türkiye Ermenileri Patriği Sayın Sahak Maşalyan’ın yaptığı konuşmayı büyük bir üzüntü ve endişeyle karşıladık.</p>
<p>Bir din adamından beklenen toplumu birleştirmesi ve uzlaşmayı sağlamasıdır. Oysa Sayın Patrik, yüzlerce kişinin huzurunda hukuki uyuşmazlığımızı tek taraflı anlatarak kesinleşmiş yargı kararlarına rağmen davanın henüz sonuçlanmadığı izlenimini yaratmıştır.</p>
<p>Daha da düşündürücü olan, konuşmasının sonunda toplumu bizzat ayağa kalkmaya ve vakıf yönetimini sanki bir kahramanmış gibi alkışlamaya davet etmesidir.</p>
<p>Sayın Patrik, bu bir güç gösterisi midir? Kime karşı yapıyorsunuz?”</p>
<p>İşler açıklamasında yargı sürecine dair şu ifadeleri kullandı: </p>
<p>“Yargılamanın iadesi, kesinleşmiş mahkeme kararını kendiliğinden ortadan kaldıran bir süreç değildir. Kanunda sınırlı olarak sayılan sebeplere bağlı, bağımsız ve istisnai bir hukuki yoldur.</p>
<p>Üstelik mahkeme, tanık dinletilmesi ve yeni delil sunulmasına ilişkin talepleri de reddetmiştir.</p>
<p>Buna rağmen bu davayı sanki kesinlikle kazanacakmışsınız gibi kamuoyuna anlatmanızın dayanağı nedir?</p>
<p>Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiş bir karar ortadayken, yargılamanın iadesini bir kurtuluş yolu gibi sunarak insanlarda beklenti oluşturmak, kamuoyunu yanıltmak değil midir?”</p>
<p>İşler uzlaşma sürecine dair ise şunları söyledi: </p>
<p>“Bu uyuşmazlığın çözümü için defalarca uzlaşma girişiminde bulunduk.</p>
<p>Son olarak Karagözyan Vakfı Başkanı Sayın Artin Kileci’nin girişimleriyle Ağustos ve Eylül aylarında haftalarca görüşmeler yapıldı. Ancak sonuç alınamadı.</p>
<p>Üstelik kesinleşmiş alacağımız dışında devam eden munzam zarar davamızda, bilirkişi tarafından hesaplanan tutarın yaklaşık on dörtte biri seviyesinde bir uzlaşmayı dahi değerlendirmeye hazır olduğumuzu bildirdik.</p>
<p>Biz bu kadar önemli bir fedakârlığa hazırken Vakıf yönetimi neden uzlaşmayı tercih etmedi?</p>
<p>Borç her geçen gün büyürken bu durum kimin yararınadır?</p>
<p>Sayın Patrik Sahak Maşalyan’a ve Kumkapı Meryem Ana Ermeni Kilisesi Vakfı yönetimine çağrımızdır.</p>
<p>Kesinleşmiş mahkeme kararını kabul edin ve gereğinin yerine getirilmesi için sorumluluk üstlenin.</p>
<p>Bizim istediğimiz vakfın zarar görmesi veya cemaatimizin bölünmesi değildir. Tek isteğimiz, kesinleşmiş mahkeme kararının uygulanması ve yıllardır süren bu uyuşmazlığın adaletle sona ermesidir.</p>
<p>İşler açıklamasıda son olarak “Hakkımızı aramaktan, gerçeklerin açıklanmasını istemekten ve hukukun gereğinin yerine getirilmesini talep etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dereler taştı, yollar göle döndü, 3 kişi hayatını kaybetti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dereler-tasti-yollar-gole-dondu-3-kisi-hayatini-kaybetti-42183</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/dereler-tasti-yollar-gole-dondu-2-kisi-hayatini-kaybetti.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dereler-tasti-yollar-gole-dondu-3-kisi-hayatini-kaybetti-42183</guid><description><![CDATA[İstanbul’da etkili olan sağanak nedeniyle dereler ve rögarlar taştı, yollar göle döndü. Fatih Balat’ta 14 yaşındaki bir çocuk elektrik akımına kapılarak hayatını kaybederken, yağış nedeniyle kentte toplam 3 kişi yaşamını yitirdi. Vali Davut Gül, yurttaşlara zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmamaları çağrısı yaptı. Eğitime bir gün ara verilirken aksayan metro seferleri normale döndü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul'da etkili olan sağanak yağış nedeni ile dereler, rögarlar taştı, yollar göle döndü. Eğitime bir gün ara verilirken aksayan metro seferleri bu sabah normale döndü. Sarıyer Ayazağa’da etkili olan şiddetli yağışın ardından selin yol açtığı hasarın boyutu günün aydınlanmasıyla ortaya çıktı.</p>
<p>İstanbul Valiliği, Kağıthane Sadabat Parkı yanında bir kişinin cansız bedenin bulunduğunu, böylece yağış nedeniyle yaşanan can kayıplarının 3’e yükseldiğini, kayıp 4 kişiyle ilgili çalışmaların da sürdüğünü açıkladı.</p>
<p>İBB Afet İşleri Dairesi Başkanlığı AKOM’un son raporuna göre, İstanbul’da salı sabahından itibaren etkili olan sağanak yağışlarda son yılların en yüksek değerlerinden bazıları kaydedildi. Beykoz’da metrekareye 242 kilogram, Eyüpsultan’da 190.5 kilogram, Sarıyer’de ise 170.2 kilogram yağış ölçüldü.</p>
<p>Boğaz çevresi ile Avrupa Yakası’nın kuzey ve orta kesimlerinde yağış miktarı metrekarede 100 ila 230 kilogram aralığına ulaştı. İstanbul’un birçok noktasında metrekareye düşen yağış miktarı 100 kilogramı aşarken, bazı bölgelerde 200 kilogramın üzerine çıktı. İstanbul genelinde 8 bin 392 personel, 2 bin 246 araç ve iş makinesiyle çalışmalar sürdürdü.</p>
<h4>Şehrin dört bir yanında ihbar geldi</h4>
<p>İBB birimlerine toplam 6 bin 937 ihbar ulaştı. İhbarların 5 bin 711’i İSKİ’ye, 528’i Çözüm Merkezi’ne, 498’i İtfaiye’ye, 200’ü ise Yol Bakım ekiplerine iletildi.</p>
<p>Su baskınları, rögar taşmaları, yol çökmeleri, dere taşmaları ve ağaç devrilmelerine yönelik müdahaleler aralıksız devam etti. Kent genelinde yağıştan etkilenen yol ve alt geçitlerde gerekli trafik tedbirleri alınırken, ekipler su tahliyesi, temizlik ve yol açma çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle dere yatakları ve çevresindeki risklere karşı yurttaşların dikkatli olmaları, ilgili kurumların uyarılarını takip etmeleri istendi.</p>
<h4>"Evden çıkmayın"</h4>
<p>İstanbul Valisi Davut Gül, kentte etkili olan sağanak yağış nedeniyle halktan zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmamalarını istedi. İstanbul Valiliği, Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli, hamile, Gazi, Malul Gazi ve 8 yaşından küçük çocuğu bulunan kadın personelin de idari izinli sayılacacağı vurgulandı.</p>
<p>Ancak "8 yaşından küçük çocuğu bulunan kadın personel" muafiyetinin sağlık, emniyet ve yağmurla mücadele alanında çalışan kadın personeli kapsamadığı kaydedildi. 8 yaşın altında engelli çocuk annelerinin tümünün ise idari izinli sayılacağı ifade edildi.</p>
<p>Ayrıca, motosiklet ve türevi iki tekerlekli tüm araçların trafiğe çıkışlarının ikinci bir talimata kadar yasaklandığı ifade edildi.</p>
<h4>İş makineleri devrede</h4>
<p>Sarıyer Ayazağa Mahallesi Kemerburgaz Caddesi’nde bir şirkette çalışanların mahsur kaldığı ihbarı üzerine belirtilen adrese Sualtı Arama Kurtarma (SAK), AKUT, AFAD, itfaiye, Sahil Güvenlik ve zabıta ekipleri sevk edildi.</p>
<p>Tamamen suyla kaplı cadde üzerindeki iş yerlerinde mahsur kalanlar kamyonet ve diğer iş makineleri yardımıyla bulundukları yerden tahliye edildi. Bazı çalışanlar ise Sahil Güvenlik ekiplerince bot yardımıyla bulundukları yerden alınarak güvenli alana getirildi. Mustafa Kemal Atatürk Caddesi üzerindeki ev ve iş yerlerinde de su baskınları nedeniyle elektrik kesintisi yaşandı.</p>
<p>Yurttaşlar kendi imkanlarıyla su tahliyesi gerçekleştirdi, ekipler ise gelen ihbarlar doğrultusunda su baskını yaşanan bazı bodrum katlarında arama yaptı. Gece saatlerinde evlerine gitmekte zorlanan yurttaşlar taşan dere sularını geçemeyince iş makinesinin kepçesiyle karşıdan karşıya geçirildi. Sel sularına kapılan bazı otomobiller kaldırıma ve bariyerlere sürüklenirken, İETT otobüslerinin suda mahsur kaldığı görüldü.</p>
<h4>Okullara ara</h4>
<p>Valilik, il genelinde resmi ve özel tüm eğitim kurumlarında 'yüz yüze eğitim' faaliyetlerine 15 Ekim'de bir gün ara verildiğini duyurdu. Öte yandan Fatih'in Balat Mahallesi'nde 14 yaşındaki çocuk, su birikintisine bastığı sırada elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Valilik, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.</p>
<h4>Devam edecek</h4>
<p>İBB Başkanvekili Nuri Aslan, gece boyunca beklenen kuvvetli yağış ve fırtınaya karşı İstanbulluları dikkatli olmaları konusunda uyardı.</p>
<p>AKOM’un meteorolojik değerlendirmelerine göre, yağışların özellikle Anadolu Yakası ve Boğaz çevresinde etkisini sürdürmesi bekleniyor. Perşembe sabahı saat 10.00’a kadar bazı bölgelerde metrekareye 50 ila 75 kilogram ilave yağış düşebileceği, rüzgârın ise saatte 50 ila 80 kilometre hıza ulaşabileceği tahmin ediliyor.</p>
<p>İBB, vatandaşlara zorunlu olmadıkça özel araçlarıyla trafiğe çıkmamaları, mümkün olduğunca toplu ulaşımı tercih etmeleri, dere yataklarından ve su baskını riski bulunan alanlardan uzak durmaları çağrısında da bulundu.</p>
<p>İBB, tüm birimleriyle alarm durumunu sürdürürken, vatandaşların can güvenliğinin sağlanması, ulaşımın aksamaması ve yağışın neden olduğu olumsuzlukların giderilmesi için çalışmalarına gece boyunca devam edecek.</p>
<h4>İBB sosyal tesisleri yurttaşlara açık </h4>
<p>İBB, yoğun yağış nedeniyle dışarıda kalan vatandaşların yağıştan korunabilmesi, güvenli bir ortamda dinlenebilmesi ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi amacıyla tüm sosyal tesislerini sabaha kadar açık tutacak.</p>
<p>Sosyal tesislerde vatandaşlara çay ve su ikram edilecek. İBB, olumsuz hava koşullarından etkilenen vatandaşlara gece boyunca destek sağlamayı sürdürecek.</p>
<p>(Kaynak: İlke TV, BBC, ANKA, Anadolu Ajansı)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Berge Arabian’ın kadrajından kitap sayfalarına: Bağaran ve Halıkışlak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/berge-arabianin-kadrajindan-kitap-sayfalarina-bagaran-ve-halikislak-42182</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/berge-arabianin-kadrajindan-kitap-sayfalarina-bagaran-ve-halikislak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/berge-arabianin-kadrajindan-kitap-sayfalarina-bagaran-ve-halikislak-42182</guid><description><![CDATA[Berge Arabian’ın Bağaran ve Halıkışlak’ta çektiği fotoğraflar, Kemal Cengizkan’ın hazırladığı belgesel fotoğraf kitapçıkları dizisinde bir araya geldi. Kitap, Türkiye ve Ermenistan arasında sınırın ayırdığı coğrafyada ortak geçmişi, gündelik hayatı ve bir arada yaşama ihtimalini görünür kılıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bilirsiniz, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”</p>
<p>Bugün size bu ikisinin aynı anda gerçekleştiği nadir bir hikâyeden bahsedeceğim.</p>
<p>Takvimler 2015’i gösterirken yazar ve gazeteci Pınar Öğünç ile fotoğrafçı Berge Arabian yola çıktı. İstikamet, Kars’ın Digor ilçesine bağlı Halıkışlak köyüydü. Nehrin karşı kıyısında, Ermenistan’ın Armavir bölgesine bağlı Bağaran vardı. Yolculuğun bir yanında Türkiye’den bir gazeteci, diğer yanında ailesi Diyarbakır’dan Suriye’ye sürülmüş, Kamışlı’da büyümüş ve daha sonra Kanada’ya göç etmiş Ermeni bir fotoğrafçı… Beş gün boyunca karşılaştıkları insanlarla sohbet ettiler, birbirlerinin hikâyelerini dinlediler, kendi hikâyelerini anlattılar. O günleri Pınar Öğünç’ün kaleminden okuyabilirsiniz.</p>
<p>Benim bugün, on yıl önce çıkılan bu yolculuğu yeniden anlatma nedenimse başka. Arabian’ın Halıkışlak ve Bağaran’da çektiği fotoğraflar, A5 Belgesel Projeler dizisi kapsamında bir kitaba dönüştü. Bu vesileyle kendisiyle o yolculuğu, sınırın iki tarafındaki yaşamı ve fotoğrafların anlatabildiklerini konuştuk.</p>
<h4>Arıdan gelen umut</h4>
<p>Arabian’ı zamanda kısa bir yolculuğa davet ediyorum kitabı vesilesiyle.</p>
<p>Bağaran’da geçirdiği son anlarda Zohrab ve Kohar’ın kayısı bahçesinde portrelerini çektiğini anlatıyor. Çiçeklerin etrafında vızıldayan bir arıyı işaret eden Zohrab’ın sözleri hâlâ hafızasında: “Şu arıya bakın. Türkiye tarafından geliyor, ağaçlarımızdan polen topluyor ve karşı tarafta bal yapmak için kullanıyor. Aynı zamanda toprağımıza tohumlar saçıyor. Her iki köyün toprağını da güzelleştiriyor. Bir düşünün, insanlık da bu arı gibi, iyi niyetin elçisi olsaydı nasıl olurdu? Bir gün, çiçeklerimiz ve bu arı sayesinde yaptıkları o güzel balın tadına bakabilmeyi diliyorum!”</p>
<p>Arabian, Zohrab’ın bu sözleri dile getirirken gösterdiği yalın ve içten samimiyetten çok etkilendiğini söylüyor. Bir nehir ve uluslararası bir sınırla ayrılan, birbirine bu kadar yakın iki köyü görmekse ona “Absürt Tiyatro”dan bir sahneyi hatırlatmış: “Birbirine çok yakın ama bir o kadar da uzak iki köy. Teorik olarak ve geçmişte olduğu gibi, nehri beş dakikada geçip karşı tarafı ziyaret edebilirsiniz. Ancak bugün bunu pratikte gerçekleştirmek için arabayla neredeyse 600 kilometre yol gitmeniz ve karşı tarafa ulaşmak üzere üç ülkeden geçmeniz gerekiyor. Burada ‘absürt’ kelimesi bile yaşananları tanımlamak için yetersiz kalıyor.”</p>
<h4>Sınırların ötesinde bir arada yaşamak</h4>
<p>Köylülerin ilk karşılaşmada şaşırmalarına rağmen ekmeklerini paylaşarak kendisini ağırlaması, Arabian’ın insanlara bakışını da anlatıyor. İnsanları milliyetleri üzerinden tanımlamadığını söyleyen Arabian, kökenlere ve kültürlere ilgi duyabileceğini ancak milliyetçiliği ya da kişinin geldiği yer nedeniyle kendisini başkalarından üstün görmesini hiçbir zaman anlayamadığını söylüyor. Nerede doğduğumuzun, cinsiyetimizin ve dünyaya geldiğimiz ailenin birer tesadüf olduğunu hatırlatan Arabian, “Bu tesadüften onur duyabilirsiniz ama başka insanlardan üstün olduğunuzu düşünmeye hakkınız yok” diyor.</p>
<p>Türkiye’den önce üç farklı ülkede büyümesinin bu bakış açısını şekillendirdiğini anlatan Arabian, sınırın iki tarafındaki ev sahiplerinin de benzer bir anlayışla hareket ettiğini düşünüyor: “Ben, bir Ermeni olarak Halıkışlak’ta ağırlandım; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Pınar ise Bağaran’da Ermenilerle ekmeğini paylaştı. Ne de olsa bir arada yaşamak bu kadar basit.”</p>
<p>Arabian, fotoğraflarında belirli bir duyguyu aktarmaktan çok, her iki taraftaki insanların iyiliğini ve gündelik yaşamını görünür kılmayı amaçlamış. İki köyde de insanların hayatlarını sürdürmek için mücadele ederken insanlık onurlarını korumaya çalıştığını vurguluyor. İstediği, sınırın iki tarafında hayatın kendi akışı içinde nasıl devam ettiğini göstermek. Bugün Halıkışlak ve Bağaran sakinleriyle yeniden karşılaşsa onlara söyleyecekleri de bu umudu taşıyor: “İnancınızı koruyun. Sabırlı olun. Sınırlar bazen kapanır ama sonunda yeniden açılır. Ne yazık ki anlaşmazlıklar yaşanır. Ancak asıl mesele şu ki barış ve karşılıklı saygı olmadan insanlık ilerleyemez.”</p>
<h4>Ortak deneyimlerin izinde</h4>
<p>Farklı ülkelerde büyümek ve çeşitli kültürlerle karşılaşmak, Arabian’ın insanlara yaklaşımını şekillendirmiş. Kültürlerin hem kendi kültürüne benzeyen yanlarını hem de coğrafi farklılıklarını merak eden fotoğrafçı, bir annenin çocuğu için duyduğu acının dünyanın her yerinde aynı olduğuna inanıyor. Ona göre annelik sınırlarla, dinle ya da ırkla tanımlanamaz. Bağaran ve Halıkışlak’ta da Azeri ya da Ermeni olsun, insanları ortak biçimde şekillendiren evrensel koşulları görünür kılmayı amaçlamış.</p>
<p>Arabian, fotoğrafçılığın Türkiye ve Ermenistan gibi ortak ve karmaşık bir geçmişi paylaşan iki toplum arasında karşılıklı anlayışı geliştirebileceğini düşünüyor. Diğer kültürler hakkındaki bilgisizliğin korku, şüphe ve nefreti besleyebildiğini belirten fotoğrafçıya göre, insani duyarlılıkla çekilen fotoğraflar, farklı kimliklere ve tarihsel çatışmalara rağmen insanların ortak değerlerini görünür kılabilir. Böylece insanlar “tarihsel düşman” olarak gördüklerine daha açık fikirli yaklaşabilir, onları kendileriyle eşit insanlar olarak görebilir. Arabian, bunun karşılıklı saygıyı ve barış içinde bir arada yaşamayı destekleyeceğine inanıyor.</p>
<h4>Bir fotoğraf albümünün hikâyesi</h4>
<p>Bağaran ve Halıkışlak fotoğraflarını kitaplaştırma fikri, Arabian’ın arkadaşı, fotoğrafçı Kemal Cengizkan’dan gelmiş. Fotoğraf kitabı yayımlamanın yüksek maliyetlerine alternatif bir yol geliştiren Cengizkan, tasarımdan baskıya tüm süreci üstlenmiş; Arabian ise hikâyelerinden birini seçerek fotoğrafları göndermiş. İlk albümü için bu çalışmayı seçen Arabian, coğrafi sınırların yarattığı absürtlükleri ve ortak bir geçmişi paylaşan iki ülke arasındaki barış arzusunu ele aldığını söylüyor.</p>
<p>Arabian’ın mesajının merkezinde Türklerin ve Ermenilerin aynı toprakların çocukları olduğu düşüncesi var. İki toplumun din ve ırk farklılıklarından çok daha fazla ortak noktası olduğunu vurgulayan fotoğrafçı, insanların gündelik mücadelelerini, umutlarını, sevinçlerini ve korkularını paylaştığını hatırlatıyor. Ona göre uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşamaktan başka seçenek yok.</p>
<div class="box-12">
<h4>Unutulmanın önüne geçmek</h4>
<p>A5 Belgesel Projeler dizisi, Berge Arabian’ın fotoğraflarının yanı sıra bugüne dek birçok fotoğrafçının çalışmalarını da yayımladı.</p>
<p>Projenin arkasındaki isim Kemal Cengizkan, belgesel fotoğraf projeleri üreten pek çok fotoğrafçı olmasına rağmen Türkiye’de bu çalışmaları yayımlayacak yeterli kanal bulunmadığını söylüyor. İnternette yayımlanan işlerin de bir süre sonra unutulabildiğini hatırlatan Cengizkan, bu nedenle belgesel fotoğraf projelerini kitaplaştırmaya karar vermiş. “Bir çalışmanın basılı olması çok önemli. Elden ele geçiyor, zamana direniyor” diyen Cengizkan, bu kitapların hem benzer işler üreten fotoğrafçılara örnek olmasını hem de okurları farklı konularda bilgilendirmesini istiyor. Fotoğrafın bir konuyu anlatırken daha aydınlatıcı ve akılda kalıcı olduğunu düşünen Cengizkan, yayınları şimdilik kendi imkânlarıyla sürdürüyor. Yakın zamanda bir yayın grubu oluşturarak albümlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyor.</p>
<p>Yayınevi, Murat Germen’in “Sonsuza Kadar Yan Yana” adlı çalışmasında Mersin’in çok kültürlü hafızasını, Banu Ertok’un “Koruçam Maronitleri” kitabında Kıbrıs Maronitleri’nin yaşamını, Kemal Cengizkan’ın “Nur Berberi” ve “Sulukule 2007” çalışmalarında İstanbul’un gündelik hayatını ve kentsel dönüşümün izlerini, Yusuf Aslan’ın “Yangın Sonrası Yine Yangın”ında yangın bölgesinde güvencesiz koşullarda çalışan işçileri, Özlem Günel’in “Pindasos’un Kayaları” çalışmasında doğa talanına karşı verilen mücadeleyi, Hüsamettin Bahçe’nin “Bağdat Palas Oteli” kitabında Diyarbakır’ın kent hafızasını, Serkan Çolak’ın “Şifalı Sular” çalışmasında Anadolu’nun termal kaynaklarını belgeleyen fotoğraf projelerini ve Dora Günel’in “Aşkın ve Gölgelerin Kadınları”nda aşk hikâyelerinden yola çıkarak coğrafyanın acılarla örülü tarihine, kimlik ve bellek hikâyelerine uzanan anlatıları yayımladı.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sınırların içinden gökyüzüne]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinirlarin-icinden-gokyuzune-42181</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/sinirlarin-icinden-gokyuzune.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinirlarin-icinden-gokyuzune-42181</guid><description><![CDATA[Dilan Cudi Saruhan’ın cezaevi öncesinde, cezaevinde ve tahliyesinin ardından ürettiği işleri bir araya getiren “Bir İhtimal Gökyüzü”, Depo’da ziyarete açıldı. Kısıtlı malzemelerle kurulan yeni dünyalardan özgürlük arayışına uzanan sergiyi ve ihtimallerin mümkünlüğünü Saruhan’la konuştuk.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ailesi 1993’te köy boşaltmaları nedeniyle İstanbul’a göç eden sanatçı Dilan Cudi Saruhan, 2017’de politik nedenlerle tutuklandığında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğrencisiydi. Mayıs 2024’te tahliye edildikten sonra yarım kalan eğitimini tamamlayarak mezun oldu ve yüksek lisansa başladı. Cezaevindeyken Çanakkale’de kişisel sergisi açılan, tahliyesinin ardından çeşitli karma sergilere katılan Saruhan, ilk kez kişisel sergisinin açılışında bulunabiliyor. Kendi deyimiyle, dünya için küçük ama kendisi için büyük bir adım bu.</p>
<p>Saruhan’ın cezaevi öncesinde, cezaevinde ve tahliyesinin ardından ürettiği işleri bir araya getiren “Bir İhtimal Gökyüzü”, Depo’da ziyarete açıldı.</p>
<p>Sergi, hayal gücünün en sınırlı koşullarda bile nasıl yeni ilişkiler kurabildiğini gösteriyor. Her şeyin kontrol altında tutulduğu, içeri alınan kıyafetlerden renklerine kadar gündelik hayatın her ayrıntısının denetlendiği hapishanede salça kapaklarından makyaj malzemelerine, saçlardan atletlere uzanan her şey birer üretim aracına dönüşüyor. Saruhan, kısıtlı malzemelerle yalnızca sanat üretmenin değil, dayatılan sınırların içinden kendine bir ifade alanı açmanın da yollarını arıyor. Ortaya çıkan işler, sanatın en beklenmedik koşullarda bile yeni biçimler ve anlamlar yaratabileceğini hatırlatıyor.</p>
<p>Beni Depo’da, sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi içtenlikle karşılayan Dilan Cudi Saruhan’la “Bir İhtimal Gökyüzü”nü, cezaevinde ve dışında değişen üretim biçimlerini ve ihtimallerin mümkünlüğünü konuştuk.</p>
<p>“Bir İhtimal Gökyüzü”, 21 Kasım’a kadar Depo’da ziyaret edilebilir. Sergiye eşlik eden söyleşi ve etkinlik programı için Depo’nun internet sitesini ve sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz. Serginin sonraki durakları İzmir ve Diyarbakır olacak. Saruhan, “Başka bir şehir, başka bir ülke, başka bir yer isterse neden olmasın?” diyerek tüm ihtimallerin mümkünlüğünü hatırlatıyor. Bizden söylemesi.</p>
<p>“<strong>Bir İhtimal Gökyüzü” sergisinin adındaki </strong>“<strong>ihtimal” kelimesinden başlamak istiyorum. Gökyüzü sizin için neden bir ihtimal, sergiye dair ne söylüyor bu isim?</strong></p>
<p>Gökyüzü, insan için somut olarak özgürlüğün, açıklığın ve nefes alma alanının bir ifadesi. Ama insanların gökyüzü ihtimali ve özgürlüğe ulaşma ihtimalleri üzerine pek konuşmadığımızı düşünüyorum. Ben o ihtimali ele alıyorum. Gökyüzünden çok, gökyüzüne giden ihtimali, gökyüzü hayallerini odağına alan bir sergi. Sergide üç döneme ait işler var: Cezaevine girmeden önceki dönem, cezaevi dönemi ve sonrası. Bu çalışmada daha çok mekân üzerine düşünceler var. 2017’de yaptığım mekânsal analizlere cezaevine girdiğimde, daha dar bir ortamdan baktığımda, dışarıdayken yaptığım çalışmaların çok daha dar olduğunu gördüm. Cezaevi bu konuda ufkumu açtı.</p>
<p><strong>Hapishaneler, iktidarın insanı dönüştürmek, denetlemek ve ıslah etmek üzere kurduğu mekânlar. Ama son cümlenden anlıyorum ki sizin için tam tersi olmuş, “ufkumu açtı” diyorsunuz. İnsanın bulunduğu yere adapte olması mı yoksa bir direnme şekli mi bu durum?</strong></p>
<p>İnsan bulunduğu koşullara uyum sağlayabilen bir varlık. Ama bu noktada hayal gücü bambaşka bir dünya, başka bir evren açıyor. İnsan, içinde bulunduğu ortamın ve koşulların sunduğu imkânları değerlendirebiliyor. Ben de bunu yapanlardan biriyim. Mesela sergide de gördüğün bir işimde salça kapakları var. Ama bunların salça kapağı olduğunu anlamazsın. Kullandığım kurutulmuş çiçekler, makyaj malzemeleri, kalem mürekkepleri ya da cezaevinden önce yaptığım video art da buna örnek.</p>
<p><strong>Parmak izi videosunu da sormak istiyorum. Mekân ve sınır meselelerinin yanı sıra devletin birey üzerindeki denetimini de ele alıyorsunuz. Parmak izi uygulaması üzerinden neyi anlatmak ve görünür kılmak istediniz?</strong></p>
<p>Orada da yine mekân ve sınır meseleleri üzerine tartışmalar var. O dönemde bir gözaltı süreci yaşamıştım. Serbest bırakılmıştım ama hakkımda yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol kararı vardı. Ben de bu denetimi, bürokratik denetimi aşabilme ihtimalleri üzerine kafa yormuştum. İşlerimde hiciv ve ironi yapmayı seviyorum. Bu çalışmada da bir dalga geçme hâli vardı. Çünkü sistem, devlet senden şunu istiyor: “Her ay şu aralıklarda gel, karakola parmak izi ver.”</p>
<p>Belki bunu anlamlandırmakta zorlanıyoruz ama aslında bu da modern bir şiddet biçimi. Sistem sana, “Benim imgemle karşılaş” diyor. Karakola gidiyorsun, kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya geliyorsun ve psikolojik şiddete maruz kalıyorsun. Üstelik bu karşılaşmayı düzenli olarak yaşamaya zorlanıyorsun. Bunun farkında olsan da olmasan da zamanla bunu normalleştirmeye, hayatın olağan bir parçasıymış gibi görmeye başlıyorsun. Oysa öyle değil. Bunlar çok büyük travmalara yol açabilen şeyler. Parmak izi çalışmasını da biraz bu denetimi görünür kılmak, teşhir etmek ve ifşa etmek üzerinden ürettim.</p>
<p><strong>Hapishanede geçirdiğiniz yedi yılı nasıl anlatırsınız?</strong></p>
<p>Yedi yıl boyunca tutuklu yargılandım, hiç hüküm giymedim. “Dilan bu cezayı aldı, şu kadar süre kalacak, şu tarihte çıkacak” diye bir durum hiç olmadı. Sürekli bir belirsizliğin içinde yaşıyorsunuz. Bugün de çıkabilirsiniz, yarın da. Yedi yıl boyunca geleceğinizi bu ihtimal üzerinden kurmaya çalışıyorsunuz. Devlet, yargılama sistemi üzerinden belirsizliği bir şiddet biçimine dönüştürüyor; psikolojinizi altüst ediyor, yıllarınızı alıyor.</p>
<p><strong>Üretmek, sanatla kendini ifade etmek nasıl bir alan açtı size orada?</strong></p>
<p>Böyle bir ortamda insanın kendine bir alan açması gerekiyor. Ben de dört duvar arasında, diğer kadınlarla birlikte bunu yapmaya çalıştım. Okumalar yaptım, sohbetlere ve teorik tartışmalara katıldım, üretmeye çalıştım. Ama üretim olanakları çok kısıtlıydı. Örneğin, boya satışı yasaktı ama göz kalemi ve ruj gibi makyaj malzemeleri satılıyordu. Ben de bunları resim yapmak için kullandım. Sergideki kâğıt işlerine baktığınızda, kullanılan malzemenin makyaj ürünü olduğunu anlamayabilirsiniz.Kalem mürekkeplerini akıtarak yaptığım resimler, kâğıdı kahveye batırarak ürettiğim işler var. Kendi bedenimden kestiğim ve arkadaşlarımın bana verdiği saçlarla uzun bir köprü yaptım. Bütün bunlar, kısıtlı koşullarda üretmenin ve denetimi aşmanın yollarıydı.</p>
<p><strong>Sanat ve aktivizm arasında nasıl bir ilişki var sizin için? </strong></p>
<p>İkisini birbirinden ayrı düşünmüyorum. Hem insan hakları mücadelesinde yer aldım hem de bu mücadelenin sanatta nasıl bir estetik ifadeye dönüşebileceği üzerine düşündüm. Cezaevinde yaptığım atletler de bu arayışın bir parçasıydı. Bu işler bana Penelope’yi hatırlatıyor. Bugün Odysseus’u, İthaka’yı ve Penelope’yi çok konuşuyoruz. Penelope’nin kendi alanını korumak için yirmi yıl boyunca gündüzleri dokuyup geceleri söktüğünü biliyoruz. Biz genellikle onun Odysseus’u beklediğini düşünürüz ama o, kendi İthaka’sını başkasına teslim etmemeye çalışır. Ben de resimlerimde ve çizimlerimde biraz bunu yapmaya çalıştım. Cezaevinde annem kazak örüyordu, ben de kazakları söküyordum. Sonra çıkan ipleri yeniden işleyerek atletlerin üzerine desenler yapıyordum. Bu tercihin pratik bir nedeni de vardı. Cezaevinde kıyafetler sayılarla, kotalarla belirleniyordu. Üç tişört, üç gömlek alabiliyordunuz ama bedeninize temas eden iç çamaşırı gibi giysilerde böyle bir sınır yoktu. Ben de atletleri kullanarak istediğim kadar üretim yapabildim. Sistemin kendi kuralları içinden bir imkân çıkardım.</p>
<p><strong>Cezaevine girmeden önce ürettiğiniz işler, cezaevindeki üretimleriniz ve tahliye sonrasında yaptıklarınız arasında nasıl bir diyalog kuruyorsunuz? Yedi yıl boyunca değişen sizle birlikte sanata ve onu bir direniş alanı olarak görme biçiminizin de değiştiğini düşünüyorum. Bu üç dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Üretimlerimi kişisel deneyimlerimden yola çıkarak yapıyorum; bireyi toplumdan ayrı görmüyorum. Bir Kürt olarak bu dünyada varoluşsal sorunlarım var ve bunlar işlerime yansıyor. Yedi yıllık cezaevi deneyimim de serginin önemli bir parçası. Tahliye sonrasında yaptığım şemsiye, kovuk ve kâğıttan beden gibi işler, dışarıda da süren denetim ve güvensizlik hissinin izdüşümleri. Şöyle ki cezaevinde kadınlarla kolektif bir hayat sürerken dışarı çıktığımda bireyin yalnızlığıyla karşılaştım. Bu ciddi bir kırılmaydı. Şemsiye ve kovuk gibi işlerim, korunma, sığınma ve güvende olma ihtiyacından doğdu. Tahliye sonrası yaptığım ilk işin bir şemsiye olması bence dikkat çekici. Cezaevindeyken, 2022’de de bir şemsiye çizmişim. Bu bağlantıyı sergiyi kurarken fark ettim. Bazı işlerimi bilinçli, bazılarınıysa farkında olmadan üretmiştim; sonradan aralarındaki ilişkiyi gördüm.</p>
<p><strong>Hayatınızın önemli bir bölümünü cezaevinde geçirdiniz ve bu sergi de o deneyimle yakından ilişkili. İşlerinizin cezaevi deneyimi üzerinden okunması ya da bu deneyimin dramatikleştirilmesi konusunda bir çekinceniz var mı?</strong></p>
<p>Bu konuda bütün görüşmelerde şunu söylüyorum: Cezaevine girdiğimde sanatçıydım, aynı zamanda sanat öğrencisiydim. İmkânlarım ve olanaklarım ancak bu kadarına elverdi. Tahliye oldum ve bu benim hikâyem. Birçok sanatçı kendi deneyimlerinden yola çıkarak üretim yapıyor. Ancak bundan sonra “cezaevi sanatçısı” olarak anılmak istemiyorum.</p>
<p>Dramatize edilmekten çok rahatsızlık duyuyorum. 2022’de, cezaevindeyken Emre Zeytinoğlu <em>Görülmüş Mektup</em> sergisini yapmak istediğinde de bunu kendisine söyledim. Mektuplarımdan ve çizimlerimden yola çıkarak bir sergi hazırlamayı düşündüğünü söylediğinde, “Hocam, beni klişelerden uzak tutun, dramatize etmeyin” dedim. Bir acıtasyon nesnesine dönüşmek istemiyorum. Ben politik bir sanatçıyım ve politik nedenlerle cezaevine girdim. O dönemde “cezaevi sanatı” diye bir kavram da ortaya çıkmıştı ama böyle bir kategorinin beni tanımladığını düşünmüyorum. Ben cezaevi sanatçısı değilim. Sergiyi gezen ve hayat hikâyemi bilenlerin işlerimdeki ilişkiyi anlayabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Cezaevi hayatımın bir durağıydı, hayatımın kendisi değil. Bundan sonra başka şeylerle ilerleyeceğim. Örneğin, cezaevine girdiğimi bilmeseydiniz ve duvardaki çizimler, kâğıtlar olmasaydı, bu serginin cezaevinden çıkmış bir sanatçıya ait olduğunu anlar mıydınız? Sergide heykeller, yerleştirmeler ve video da var. Bence bu, izleyicilerin üzerine düşünebileceği ve tartışabileceği sorulardan biri.</p>
<p><strong>Buraya gelen, seni tanımayan izleyicilerle sohbet etme fırsatın oldu mu? İşlere nasıl tepkiler verdiler, sergi üzerine neler söylediler?</strong></p>
<p>Bazıları şemsiyemden bahsetti. Şemsiye, cezaevinden ilk çıktığımda hissettiğim korunma ve güvende olma ihtiyacından doğdu. Ama aynı zamanda bir özsavunma hâli de var. Bu duygu, çeşitli varyasyonlarla kendini gösterdi. Son varyasyonu ise yerde duran, titreyen, ters dönen, kendi vücut biçimini bozan; inorganik bir formdan organik bir forma, örümceksi bir yapıya dönüşen şemsiye oldu. Meşru bir savunma  hâlinden tekinsiz bir şeye dönüştü. Titriyor, titrediğini gösteriyor. Hareket hâlinde olabileceğini de gösteriyor. Kâğıt işiyle ilgili bir barış annesi,“Vakti zamanında bizim böyle faili meçhullerde beton dökülen bedenler geldi aklımıza” dedi mesela. Bu, benim için çok özel bir andı. Tekinsizlikten, artık korunma meselesinin ötesine geçtiğinden ve bir söz söyleme hâline dönüştüğünden bahsedenler oldu. Bunun yanı sıra saçların kendileri için çok başka, özel bir yerde olduğunu söyleyenler de vardı. Ses dalgası ifadesini kullananlar oldu.Başka biri şemsiyenin içine girip onu deneyimlemek istedi. Şemsiye, bir anlamda insanı koruyan ve saklayan bir şey. Saklanma anlamında söylüyorum. Bir barınma alanı sunuyor. Çünkü hepimizin gerçekten bu alanlara ihtiyacı var. Bence kendi içimize döndüğümüzde bunu biraz görebiliriz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Antonis Donef İstanbul’da]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/antonis-donef-istanbulda-42180</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/antonis-donef-istanbulda.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/antonis-donef-istanbulda-42180</guid><description><![CDATA[Kalfayan Galleries ile Portakal Sanat, Kültür ve Müzayede Evi işbirliğiyle gerçekleşen sergi, Atina ile İstanbul arasında çağdaş sanat üzerinden yeni bir diyalog kuruyor. 1978’de Atina’da doğan Donef, ansiklopedilerden, atlaslardan ve çeşitli başvuru kaynaklarından aldığı sayfaları desen, renk, metin ve çizgilerle yeniden yorumluyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bazı şehirler kendilerini tek bir hikâyeyle anlatamaz. İstanbul da onlardan biri. Bu şehirde geçmiş, kapanmış bir defter gibi geride kalmaz; bir dilde, bir sokak adında, eski bir binanın cephesinde, ailelerden aktarılan anılarda yaşamayı sürdürür. Bazen de bir sanat eserinin yüzeyinde karşımıza çıkar. Antonis Donef’in İstanbul’daki ilk kişisel sergisini gezerken aklımdan geçenlerden biri buydu: Üst üste gelen çizgiler, metinler ve renkler yalnızca bir sanatçının dünyasını mı anlatıyor, yoksa bizim de içinde yaşadığımız, farklı hafızaların birbirine değerek varlığını sürdürdüğü bir şehri mi hatırlatıyor?</p>
<p>Bu sergiyi sadece gezmedim, eserlerin bir mekânda yerini bulmasına ve izleyiciyle buluşmasına tanıklık etmek fırsatım oldu. Antonis Donef’in İstanbul’daki ilk kişisel sergisinin hazırlık ve açılış sürecinde, sanatın yalnızca görünen yüzünü değil, onu mümkün kılan karşılaşmaları da gözlemleme fırsatı buldum.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/antanosi-donef-2.jpeg" alt="" width="480" height="640"></p>
<p>Kalfayan Galleries ile Portakal Sanat, Kültür ve Müzayede Evi iş birliğiyle gerçekleşen sergi, Atina ile İstanbul arasında çağdaş sanat üzerinden yeni bir diyalog kuruyor. 1978’de Atina’da doğan Donef, ansiklopedilerden, atlaslardan ve çeşitli başvuru kaynaklarından aldığı sayfaları desen, renk, metin ve çizgilerle yeniden yorumluyor. Böylece gündelik hayatta bilgi edinmek ya da yön bulmak için kullandığımız basılı malzemeler, sanatçının elinde alışılmış anlamlarından uzaklaşarak katmanlı görsel yüzeylere dönüşüyor.</p>
<h4>Okumakla görmek arasındaki sınır belirsizleşiyor</h4>
<p>Eserlerine bakarken okumakla görmek arasındaki sınır belirsizleşiyor. Haritalar yön göstermeyi, sözcükler yalnızca okunmayı bırakıyor; izleyiciyi ayrıntılar arasında dolaşmaya çağırıyor. Zamanla biriken izler ve üst üste gelen müdahaleler, sanatçının sabırlı üretim sürecini de görünür kılıyor. Doğanın içinde yaşayan ve çalışan Donef’in sakin yapısı, eserlerindeki bu yavaş ve katmanlı oluşumla örtüşüyor.</p>
<p>Maya Portakal’ın, eserlerdeki katmanlarla İstanbul’un çok katmanlı yaşamı arasında kurduğu ilişki özellikle dikkat çekici. Tarihlerin, dillerin ve kültürlerin izlerini bir arada taşıyan İstanbul’da geçmiş bütünüyle silinmiyor; yeni olan, çoğu zaman eskiden kalan izlerle birlikte var oluyor. Donef’in çalışmalarını bu şehirde anlamlı kılan bağlardan biri de bu benzerlik.</p>
<h4>İki kurumun işbirliği</h4>
<p>Kalfayan Galleries’in temsilcisi Roupen Kalfayan ise serginin İstanbul’un çağdaş sanat ortamının gelişimine katkı sunacağına inanıyor. İki kurumun iş birliği, yalnızca bir sanatçıyı yeni bir izleyici kitlesiyle buluşturmakla kalmıyor, İstanbul ile Atina arasındaki kültürel alışveriş için de yeni bir alan açıyor.</p>
<p>Bu sergide benim için başka bir katman daha var: kültürel hafıza. Kalfayan Galleries ve Portakal Sanat, Kültür ve Müzayede Evi’nin Ermeni sahipleri tarafından kurulan bu işbirliği, İstanbul’un sanat hayatını şekillendiren farklı kültürel birikimleri de düşündürüyor. Ermeni kültüründe hafızanın yalnızca geçmişi hatırlamakla değil, onu dil, sanat, müzik, edebiyat ve gündelik yaşam aracılığıyla geleceğe taşımakla da ilgili olduğunu düşünüyorum. Kuşaklar boyunca el değiştiren hikâyeler gibi, sanat da bazen kaybolmaya yüz tutan izleri yeniden görünür kılıyor. Bu serginin benim için anlamı, yalnızca Atina’dan İstanbul’a gelen bir sanatçının eserlerinde değil; farklı kültürel hafızaların aynı şehirde birbirine alan açabilme ihtimalinde de yatıyor. </p>
<p>Donef’in İstanbul’daki varlığı, İstanbul Modern’in yeni koleksiyon sergisi Beneath the Same Blue (Aynı Mavinin Altında) ile de devam ediyor. Sanatçının iki eseri bu sergide de yer alıyor; böylece üretimleri farklı sergi bağlamlarında izlenebiliyor.</p>
<p>Antonis Donef’in eserleri, 28 Ekim’e kadar Portakal Sanat, Kültür ve Müzayede Evi’nde görülebilir. Bu sergi, basılı sayfaların, çizgilerin ve renklerin ötesinde, zamanın ve hafızanın bir yüzeyde nasıl biriktiğini keşfetmek isteyenlere İstanbul ile Atina arasında kurulmuş bir sanat diyaloğunu (Ermeni sanatseverin açtığı/ araladığı kapılardan)  görünür kılıyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nefretin tohumu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/nefretin-tohumu-42179</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/15/nefretin-tohumu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/nefretin-tohumu-42179</guid><description><![CDATA[Nefretin yarın kime yöneleceğini önceden bilmek mümkün değil. Bugün kendisini çoğunluğun bir parçası sayan, başkalarına yöneltilen suçlamaları benimseyen biri, yarın aynı nefretin hedefi olabilir. Çünkü bir kez yerleşen bu düşmanlaştırma düzeni, kimin bu topluma ait sayılacağını, kimin dışarıda bırakılacağını belirlemenin de bir aracına dönüşmüş durumda.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>25 Nisan 1915, İstanbul. Yervant Odyan, sabah Osmanbey’de Bayan Teotig’i ziyaret ediyor. Bir gece önce Ermeni aydınlar tutuklanmaya başlanmış. Teotig’in üst kat komşusu Parseğ Şahbaz da götürülmüş. Odyan, tutuklamaların Taşnaklara yönelik olduğunu düşünüyor. Endişeli ama henüz olan bitenin büyüklüğünün farkında değil. Gün içinde daha fazlasını öğrenecek.</p>
<p>Sonra Taksim’e, her sabah uğradığı, mezarlığın köşesindeki kahvehaneye gidiyor. Kahvesi henüz getirilmişken bir tanıdığı yanına yaklaşıyor. Tutuklananların isimlerini saymaya başlıyor: Sarkis Minasyan, şair Taniel Varujan ve kahvehanenin sahibi… Kahvehanenin sahibi de tutuklanmış. Odyan’ın anlatısında adamın adı geçmiyor. Tanıdığı, orada oturmasının güvenli olmayabileceğini söyleyince Odyan endişeyle kahvehaneden ayrılıyor.</p>
<p>Yervant Odyan bunları Lanetli Yıllar adlı hatıratında anlatıyor. Odyan kahvesini içmiş mi bilmiyorum ama ben o kahvehaneden bir türlü çıkamadım. O ise yoluna devam ediyor. Taksim Meydanı’nda Bedros Adruni’nin babasıyla karşılaşıyor. Püzant Keçyan’ın, Doktor Torkomyan’ın ve Doktor Dağavaryan’ın da tutuklandığını öğreniyor. Tutuklamaların yalnızca Taşnaklara yönelik olmadığını anlayacak. Ama tutuklananların başına neler geleceğini henüz bilmiyor. Biz biliyoruz.</p>
<p>O günlerde tutuklananlar için girişimlerde bulunan Krikor Zohrab da bilmiyor. Osmanlı Meclisi’nde mebus, tanınmış bir avukat, yazar. Sadrazam Said Halim Paşa’ya, Talât Paşa’ya ulaşabiliyor. 2 Haziran gecesi Talât Paşa ve Halil Bey’le Cercle d’Orient Kulübü’nde yemek yiyip kâğıt oynuyor. Gece yarısı ayrılmak üzere ayağa kalktığında Talât Paşa da kalkıp onu yanağından öpüyor. Oysa tutuklanmasına ilişkin karar çoktan alınmış. Zohrab o gece tutuklanıyor. Bir daha dönmüyor.</p>
<h4>İnsan kendi tarihini nasıl anlatır?</h4>
<p>Fatma Müge Göçek, Denial of Violence kitabında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ermenilere yönelik şiddetin ve inkârın tarihini, yüzlerce hatırat üzerinden inceliyor. Bu hatıratlar çok kıymetli. Çünkü insanlar yalnızca başlarına gelenleri değil, yaptıklarını da anlatıyorlar. Neyi neden yaptıklarını, başka türlü davranıp davranamayacaklarını, sorumluluğun kimde olduğunu… Kimi kendisini savunmuş, kimi sorumluluğu başkasına bırakmış, kimi de yaptıklarını dönemin şartlarıyla açıklamış.</p>
<p>İnsanın kendisine anlattığı hikâyeyle başkalarına anlattığı her zaman aynı değil. Zamanla o gerekçelere kendisi de inanıyor, sonra çocuklarına anlatıyor. Bir süre sonra yaşananlardan çok, yaşananları açıklamak için kurulmuş cümleler hatırlanıyor. Şiddetin kendisi kadar, onu haklı göstermek için anlatılanların da bir tarihi var.</p>
<p>1915’in üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçti. O gün yaşayanların neredeyse tamamı artık hayatta değil. Ama Ermenilerin “ihanet ettiği, güvenilmez olduğu, düşmanla işbirliği yaptığına” ilişkin sözleri bugün de duyuyoruz. Üstelik bazen hayatında tek bir Ermeniyle karşılaşmamış insanlardan; Ermenilerin artık yaşamadığı şehirlerde, mahallelerde bile. İnsanlar çoktan gitti ama onlara karşı üretilen nefret yerli yerinde. Çünkü bu topraklarda nefret, insandan daha uzun yaşıyor.</p>
<h4>Bir gecede değil</h4>
<p>Bir insanın yaptıklarını kendisine nasıl anlattığı kadar, başkalarının o anlatıya neden inandığı da önemli. Hele o anlatı, bir zamanlar yan yana yaşamış insanların birbirine düşman kesilmesini açıklıyorsa.</p>
<p>Her felaketin bir başlangıç anı var, değil mi? Ama o ana gelene kadar neler yaşanıyor? İnsan bir gece önce sohbet ettiği komşusuna, her sabah kahvesini içtiği kahvehanenin sahibine, alışveriş yaptığı esnafa bir gecede mi düşman kesiliyor? O güne kadar aynı sokakları paylaşmış insanlar nasıl oluyor da birbirlerini tehdit olarak görmeye başlıyor?</p>
<p>Bunun arkasında uzun zamandır işleyen bir düşmanlaştırma düzeni var. Önce insanların birbirine bakışı değişiyor. Birilerinin varlığı tehlike sayılıyor, davranışları şüphe uyandırıyor, hakları tartışma konusu oluyor. Sonunda onlara yapılanlar, toplumun kendisini koruması için alınmış önlemler olarak anlatılıyor. Devletin bekası, milletin selameti… Yapılanlara gerekçe bulmakta pek zorlanmıyoruz. Üstelik bu gerekçeler yalnızca şiddetten önce değil, sonrasında da işe yarıyor. Yapılanları inkâr etmek, sorumluluğu başkalarına yüklemek, olup biteni başka türlü anlatmak için.</p>
<p>Bu düzenin yerleşmesinde maddi çıkarın da payı büyük. El değiştiren mülkler, boşaltılan evler, geride bırakılan dükkânlar, tarlalar… Ermenilerin mülkleri devlet eliyle tasfiye edildi, başkalarına aktarıldı. Yeni sahipleri vardı artık o evlerin, dükkânların. Nasıl el değiştirdiklerini konuşmamak, eski sahiplerinin neden ortadan kaybolduğuna ilişkin anlatılanları kabullenmeyi de kolaylaştırdı.</p>
<p>Ama nefretin yaşamaya devam etmesi için o mülklerden pay almış olmak gerekmiyordu. O evlerde hiç yaşamamış, o günlerin kararlarında hiçbir payı bulunmamış kuşaklar da aynı sözleri devraldı. Başkalarının işlediği suçların gerekçeleri, yıllar sonra doğan insanların dünyayı anlamak için kullandığı açıklamalara dönüştü.</p>
<h4>İsimler değişiyor, cümleler değişmiyor</h4>
<p>İnkârın en ağır sonuçlarından biri de bu. Geçmişte yaşananları başka türlü anlattıkça, onları mümkün kılan zihniyetle de hesaplaşmamış oluyoruz. Üstelik o zihniyetin hep aynı hedefe yönelmesi gerekmiyor.</p>
<p>Nefret, bu topraklarda ihtiyaç duyulduğunda yeniden kullanılan bir araç. Zaman değişiyor, tehdit olarak gösterilen insanlar değişiyor, ama onları düşman ilan etmenin dili pek değişmiyor. Dün Ermenilere, Rumlara, Yahudilere yöneltilen suçlamalar bugün Kürtlere, göçmenlere, LGBTİ+’lara ya da başka insanlara yöneltilebiliyor. Hepsinin yaşadığı tarih aynı değil, karşı karşıya kaldıkları şiddet de bir tutulamaz. Ama cümleler tanıdık: “Bize ihanet ediyorlar”, “Memleketi ele geçirecekler”, “Bizim değerlerimizi bozuyorlar”, “Asıl mağdur olan biziz”…</p>
<p>Bu nefretin yarın kime yöneleceğini önceden bilmek mümkün değil. Bugün kendisini çoğunluğun bir parçası sayan, başkalarına yöneltilen suçlamaları benimseyen biri, yarın aynı nefretin hedefi olabilir. Çünkü bir kez yerleşen bu düşmanlaştırma düzeni, kimin bu topluma ait sayılacağını, kimin dışarıda bırakılacağını belirlemenin de bir aracına dönüşmüş durumda.</p>
<h4>Geride kalanlar</h4>
<p>1915’le yüzleşmekten söz ederken öldürülenleri, sürülenleri, evlerinden edilenleri düşünüyoruz öncelikle. Onların başına gelenlerin tanınması, sorumluluğun kabul edilmesi, adaletin sağlanması gerekiyor. Ama geride kalanlara da bakmak lazım. O insanların yokluğunda yaşamaya devam eden, çocuklarına olup biteni başka türlü anlatan topluma.</p>
<p>1915 yalnızca Ermenilerin hayatını değiştirmedi. Onların yokluğunda kurulan hayatı, şehirlerin ve mahallelerin hafızasını da değiştirdi. Yaşananlar inkâr edildikçe, onları haklı göstermek için üretilen gerekçeler de sonraki kuşaklara aktarıldı. Bugün kimse yüz yıl önce işlenmiş suçların faili değil. Ama o suçları haklı gösteren sözler hâlâ aramızda. Üstelik artık yalnızca geçmişten söz etmek için kullanılmıyorlar.</p>
<p>Yerevan’da Türkiye’den geldiğimi öğrenenler sık sık soruyor: “Size orada nasıl davranıyorlardı?” Özellikle taksiciler. Yedi yıldır neredeyse aynı cevabı veriyorum. Gündelik hayatta bir sorun yaşamadığımı, insanların bana kötü davranmadığını anlatıyorum. Artık düşünmeden verdiğim bir cevap bu.</p>
<p>Sonra Odyan’ın o sabah gittiği kahvehaneyi düşünüyorum. Sahibinin adını bilmiyoruz. Nasıl bir insan olduğunu, ne düşündüğünü de. Ama onu götürenler için bunların ne önemi vardı ki? O sabah tutuklananlardan biriydi. Gündelik hayat devam ederken…</p>
<p>Bir insanın yokluğuna alışmak ne kadar sürer bilmiyorum. Ama o yokluğu haklı gösteren sözlerin yüz yılı aşkın zaman sonra bile aramızda dolaştığına şahidim. Kökleri geçmişte, dalları bugünün içinde. Ve o dalların yarın kimin hayatına uzanacağı belli değil.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Saldırı duruşmada da sürüyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/saldiri-durusmada-da-suruyor-42178</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/saldiri-durusmada-da-suruyor-42178</guid><description><![CDATA[Bundan sonra tamamen zıvanadan çıktı durum. Arka sıralardan üstümüze bozuk para, çakmak ve kalem fırlattılar. Bir çakmak ve kalem benim başıma isabet etti.  “Alçaklar, şerefsizler, siz Türk kanı taşımıyorsunuz, temiz kan burada” diyenler arasında cüppe giyenler de vardı. Bir ara Hrant söz almak istedi, Kemal Kerinçsiz; “Yeter!” diye bağırdı, “Sen çok konuştun yeter!...” Bir yargılamada sanığın konuşmasını engelleyen bir avukata avukat denebilir mi?]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Saldırılar arasındaki yürüyüşümüzün sonunda dışardaki güruhun devamının hıncahınç doldurduğu, adına duruşma salonu denen daracık odaya vardık. Tıklım tıkış kalabalığın arasında içeriye girmeyi başarmış, saldırgan grubun arasına sıkışmış üç kişi; Ufuk Uras, Erol Kızılelma ve Hacer Sayman çarptı gözüme.</p>
<p>Sanık müdafileri olarak avukat arkadaşlarımız Yücel Sayman, Hasan Alıcı, Akın Atalay, Sedat Sadioğlu, Fikret İlkiz, Ergin Cinmen, Ayşenur Bahçekapılı, Mebuse Tekay, Tora Pekin, Mustafa Kemal Güngör gelmişlerdi.</p>
<p>Dayanışma için gelen bu arkadaşlardan bir kısmı güç bela içeriye girebildiler ve duruşma başladı. Küçücük bir odada yapılıyor duruşma, müştekiler ve sanıklar arasında hiçbir mesafe kalmamış, savunmasını yapan sanıklar ile müşteki grup iç içe. Avukat arkadaşlarımızdan bazıları muhtemel saldırıları önlemek amacıyla Hrant’ın yanına sokuldular, hâkim de mübaşiri, Hrant ile Kemal Kerinçsiz’in arasında durması için görevlendirdi.</p>
<p>Hrant ve Aydın Engin, savunmalarını yaparken Kemal Kerinçsiz yüksek sesle müdahale etmeye başladı. Defalarca uyarılmasına rağmen bağırmaya ve sataşmaya devam etti. Diğerlerinden rol çalıyor diye düşündüm. Çünkü her sataşmadan sonra taraftarlarına bakıyordu.</p>
<p>Hâkim, defalarca ikaz ettiği halde susmayınca Kerinçsiz’in yüksek sesle müdahale ettiğini ve uyarıldığını geçirdi duruşma tutanağına.  </p>
<p>Bir yandan da aklım Arat’ta; “gelebilecek mi, gelirse adliyeye nasıl girecek, onu tanımazlar ama ya tanıyan çıkarsa” diye içim içimi yiyor. Tam bu sırada polislerin arasında Arat’ı gördüm, içeri girmeye çalışıyordu. Arkadaşlara işaret ettim, onu içeri aldılar, babasının yanında durdu, şaşkınlıktan kocaman olmuş gözleriyle babasına sanki “geldim, buradayım, yanındayım” diyordu. Hrant yanında ona yer açtı.</p>
<p>Sorgulardan sonra hâkim, davaya katılma talebinde bulunanların isimlerini okuyarak tutanağa geçirdi. Önceden hazırladıkları tek tip dilekçeleri fotokopi ile çoğaltmışlar, altına isimlerini yazıp imzalarını atmışlardı.</p>
<p>Kemal Kerinçsiz vekili Av. Hacı Eyüp Gültek, Av. Yıldırım Çavuşovalı ile şikayetçiler Recep Akkuş, Refik Akkuş, Çetin Dolgun, Kemal Kerinçsiz asaleten; ayrıca tomar halinde; Ahmet Kaya Akıncı, Hüseyin Kalkan, Mehmet Esat Güçhan, Veli Küçük, Erkmen Mütevellioğlu, Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, Nefi Demirci, Ünal Şengün(r), Aynur Saydam, Hüseyin Tolga Gürakar, Ata Erol, Bülent Göl, Ramazan Kırkık, Gönül Alpaydın, Sami Yavrucuk, Sevgi Erenerol, Ayşe Ay, Türkiye Kuvayı Milliye Mücahitler Derneği adına basın danışmanı Ayşe Ay, Mualla Erkut, Cancan Erenerol, Nuray Yaylan, Ramazan Bakkal, Ercan Cin, M. Kemal Erkaya, Yakup Yavuzer ve Oktay Yıldırım davaya müdahil olarak katılmayı talep ediyorlardı. </p>
<p>Hâkimin katılma taleplerini reddetmesiyle avukat cüppesi taşıyan grup bağırmaya başladı. Onları, içeriye doluşan taraftarları izledi. </p>
<p>Kemal Kerinçsiz kürsüye doğru elini sallayıp; “Biz bu davaları Türk milleti adına takip ediyoruz, fetret devriniz bitti!...” diye bağırdı ve “tarafsızlığınızı yitirdiniz, duruşmadan çekilin, çekilmezseniz sizi reddediyoruz” diye ekledi. Elini kolunu sallayarak bağırırken arkada oturan taraftarlarına göz atmayı da ihmal etmiyordu. Tribünlere oynar gibi bir hali vardı.</p>
<p>Olacak iş değil, çünkü hâkimi ancak davanın tarafları reddedebilir. Katılma talepleri reddedildiği için bu güruhun karar anından, yani müdahale talepleri reddedildiği andan itibaren taraf sıfatı yoktu ve bu nedenle duruşmada herhangi bir talep ileri sürmeleri, usul yasasına tamamen aykırıydı.</p>
<p>Müdahale talepleri reddedildiğinden bu yargılamada taraf sıfatlarının bulunmadığını ve bu nedenle hâkimi reddetme de dahil olmak üzere herhangi bir talep ileri süremeyeceklerini söyledik. Bunun üzerine Kemal Kerinçsiz benim ve Yücel Sayman’ın bulunduğu tarafa dönerek işaret parmağını salladı ve “Sizi de izliyoruz, sizi de!...” dedi. Hâkime bu sözlerin tutanağa geçmesi gerektiğini söylemeye çalıştım, bir yandan da Yücel Sayman “bizi tehdit edemezsiniz” diye bağırıyor, sesimi duyuramıyorum, karşıdaki grup ve duruşmaya girenler hep birlikte bağırıyorlar. O sırada Kemal Kerinçsiz, bana bakarak ve parmağını sallayarak bir şeyler söyledi, gürültüden duyamadım ama tam yanında duran mübaşir eliyle Kerinçsiz’in ağzını kapatmaya çalıştı, duyduklarından hicap duymuş olacak ki eliyle Kemal Kerinçsiz’in ağzını kapatırken dudağının kenarını ısırdı…</p>
<p>Bundan sonra tamamen zıvanadan çıktı durum. Arka sıralardan üstümüze bozuk para, çakmak ve kalem fırlattılar. Bir çakmak ve kalem benim başıma isabet etti. </p>
<p>“Alçaklar, şerefsizler, siz Türk kanı taşımıyorsunuz, temiz kan burada” diyenler arasında cüppe giyenler de vardı.</p>
<p>Bir ara Hrant söz almak istedi, Kemal Kerinçsiz; “Yeter!” diye bağırdı, “Sen çok konuştun yeter!...” Bir yargılamada sanığın konuşmasını engelleyen bir avukata avukat denebilir mi?</p>
<p>Hâkim bu müdahaleyi de duruşma zaptına; “Bu esnada sanık Fırat’ın söz almak istiyorum şeklindeki beyanına şikâyetçi Kemal Kerinçsiz tarafından yeter artık sürekli söz alıyorsun diye beyanda bulunduğu görüldü. Duruşma inzibatının bozulduğu görüldü” şeklinde geçirdi ve duruşmayı bitirdi.</p>
<p>İşte o duruşmada o gün, şikâyetçi vekilleri olarak orada bulunan grupla aynı baroya üye olmaktan, aynı cüppeyi giyiyor olmaktan, aynı mesleki sıfatı taşımaktan da çok utandım.</p>
<p>Uzun süre Hrant’ın yüzüne her baktığımda bu sahneleri hatırladım, utancımdan kahroldum.</p>
<p>Duruşma sonrası yapılanları önümüzdeki hafta yazacağım.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Öküz öldü ortaklık bozuldu mu?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/okuz-oldu-ortaklik-bozuldu-mu-42177</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/okuz-oldu-ortaklik-bozuldu-mu-42177</guid><description><![CDATA[Başörtüsü yasağı, Merve Kavakçı vakası, meclisteki 367 skandalı vs gibi olayların Türkiye’de AKP iktidarının önünü açtığını düşünüyorum ama bu, Azerbaycan’ın da mutlaka aynı yolda yürüyüp aynı yere varacağı manasına gelmiyor çünkü Türkiye’de 1990’larda ve 2000’lerin başlarında eksiğiyle gediğiyle bir siyasi parti düzeni, bir parlamenter rejim, görece daha özgür bir basın-medya vardı. Bugün Azerbaycan’da bunların yerine mutlak bir tek adam rejiminin olması farklı bir sonuç doğurabilir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan’da ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki devlet okullarında başörtü yasağının uygulamaya geçmesinden sonra Türkiye’de görünen genel psikolojiyi, şaşırma halini ve Türkiye’de öteden beri varolan siyasi kavgaların bir de Azerbaycan üzerinden yapıldığını gözlemlemek hayli ilginç oldu. Bunlara geleceğiz ama önce kısa bir arka plan bilgisi verelim.</p>
<p>Geçtiğimiz Eylül ayında Azerbaycan Bakanlar Kurulu, devletin genel eğitim kurumlarındaki öğrencilerin üniforma düzenlemesini değiştirdi ve belirlenmiş okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan ve genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan “ek kıyafetlerin” kullanılmasını yasakladı. Üniversiteler, oralarda resmi bir kıyafet olmadığı için kâğıt üstünde bu kararın dışında kalıyor.  Yani aslında, “başörtüsü yasaktır” gibi doğrudan bir ifade yok ama “laikliğe aykırı” denince başörtüsü de bu kapsama sokuluyor.</p>
<p>Takiben, başörtülü bazı öğrenci ve öğretmenlerin okullara alınmadığına dair haber ve görüntüler Türkiye medyasına düştü. Beklenebileceği üzere bu durum, Türkiye’de bir tepki doğurdu. Bu yazı yazılırken Cumhurbaşkanlığı’ndan veya Dışişleri Bakanlığı’ndan konuyla ilgili resmi bir açıklama gelmemişti ama Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ve kimi muhalefet milletvekillerinin yanı sıra bazı AKP milletvekilleri Azerbaycan yönetimine tepki gösterdi. Saral, bunun vicdana ve adalete sığmayan bir uygulama olduğunu belirterek “Azerbaycan’ın bu yanlıştan bir an önce dönmesini bekliyoruz… Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir!”<a href="https://x.com/oktay_saral/status/2109736185090257245" target="_blank" rel="noopener"> dedi</a>.</p>
<p>Bunun üzerine, İlham Aliyev’in partisi olan Yeni Azerbaycan Partisi (Bu vesileyle Aliyev’in bir partisi olduğunu hatırladık.), Saral’ın sosyal medyadaki kısa ifadelerini (fazla?) ciddiye alarak uzunca bir<a href="https://www.yap.org.az/az/view/news/109059/yeni-azerbaycan-partiyasinin-metbuat-xidmetinin-achiqlamasi" target="_blank" rel="noopener"> açıklama</a> yaptı ve İslam dünyasında bir devletin diğer Müslüman halklara irade dikte ettirmesinin söz konusu olamayacağını, onların dahili işlerine müdahale edemeyeceğini, kendini diğerlerinden üstün göremeyeceğini söyledi. Ayrıca, Azerbaycan halkının emperyalizme, sömürgeciliğe ve “neokolonyal yanaşmalara” tarih boyunca karşı çıktığını vurguladı. Bu sözleri hangi ülke veya ülkeleri kastederek söylediği tam anlaşılamadı. Zaten açıklamanın bütününde “müstakillik” vurgusu ağır basıyordu.</p>
<p>Şu söyleyeceğimden daha sofistike ve nüanslı bakışlar da mevcuttur mutlaka ama 35 yıldır Türkiye kamuoyundaki genel hava öyleydi ki Türkiye, Azerbaycan’a Karabağ ve Ermenistan konusunda koşulsuz ve sınırsız destek verirse Azerbaycan ona tabi olacak, onun “büyük abi” rolünü kabul edecek, başka meselelerde de onun telkinlerine uyacak. Bu süre boyunca “bir millet iki devlet” laflarıyla zihinler uyuşturuldu aslında olmayan bir “aynılık” imajı yerleştirildi. Geldiğimiz noktada bir nevi “öküz öldü ortaklık bozuldu” hali söz konusu. Yanlış anlaşılmasın, Türkiye ve Azerbaycan’ın hasım olacağını söylemiyorum elbette. Fakat, Karabağ meselesi farklılıkların, görüş ayrılıklarının üzerini bir örtü gibi örtüyordu. Şimdi o örtü kalkınca farklılıklar, ayrılıklar, çatışmalar görünür oldu.  </p>
<p>Azerbaycan’daki bu yasağın orada ve Türkiye’de nasıl tartışıldığına bakınca da insana bir dejavu hissi geliyor. 1990’larda başörtüsü yasağı Türkiye’de nasıl, hangi gerekçelerle savunuluyorduysa şimdi de Azerbaycan’da aynı gerekçelerle savunuluyor. Başörtüsünün kişisel özgürlük meselesi olmaktan ziyade bir siyasal simge olduğu, insanların ibadethanelerde ve evlerinde istedikleri gibi giyinebileceklerini ancak kamuya ait eğitim alanlarında laiklik ilkesine uyulması gerektiği, tarikatların ve dış güçlerin bu yolla okullara girmeye, böylece ülkeyi karıştırmaya çalıştığı söyleminden tutun da okullara ideoloji sokulamayacağı, belli kıyafetlerin belli yerlerde giyilemeyeceği argümanına kadar her şey bizim için tanıdık. Aynı o zamanlardaki Türkiye gibi bu yasağın siyasal İslam’ın yükselişini engellemek için gerekli olduğunu söyleyenler de var.</p>
<p>Azerbaycan’daki yasağa Türkiye’den karşı çıkanlar, tahmin edilebileceği üzere, ya dini gerekçelerle yani başörtüsünün İslam’ın gereği olduğunu, başörtüsünü engellemenin İslam’a saldırı olduğunu söyleyerek ya da insan hak ve özgürlükleri temelinde yani bu kısıtlamanın kız çocuklarının ve gençlerin eğitim hakkına saldırı olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor. Daha ilginç olan şu ki bu yasağı destekleyenlerin ve karşı çıkanların bir bölümü Türkiye’nin bugünkü halinden yola çıkıyor. Yani aynı noktadan yola çıkıp farklı yerlere varıyorlar.</p>
<p>Şöyle ki, bir kısmı “Bugün bu haldeyiz çünkü zamanında siyasi İslam’ı kontrol altına alamadık. Onun için Azerbaycan’daki yasağı destekliyorum” derken diğer bir kesim, “Bugün bu haldeyiz çünkü başörtüsü gibi yasaklarla siyasal İslam’ın toplum içindeki etki alanını genişletmesine, sonunda da iktidar olmasına sebep olduk. Onun için Azerbaycan da yanlış yapıyor”, diyor. Ben de başörtüsü yasağı, Merve Kavakçı vakası, meclisteki 367 skandalı vs gibi olayların Türkiye’de AKP iktidarının önünü açtığını düşünüyorum ama bu, Azerbaycan’ın da mutlaka aynı yolda yürüyüp aynı yere varacağı manasına gelmiyor çünkü Türkiye’de 1990’larda ve 2000’lerin başlarında eksiğiyle gediğiyle bir siyasi parti düzeni, bir parlamenter rejim, görece daha özgür bir basın-medya vardı. Bugün Azerbaycan’da bunların yerine mutlak bir tek adam rejiminin olması farklı bir sonuç doğurabilir.   </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kayyım rejiminin son hedefi: Halk TV]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kayyim-rejiminin-son-hedefi-halk-tv-42176</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/15/kayyim-rejiminin-son-hedefi-halk-tv.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kayyim-rejiminin-son-hedefi-halk-tv-42176</guid><description><![CDATA[T24, Halk TV ve susturulmak istenen tüm medya çalışanları ile dayanışma mesajıyla bitirelim bu yazıyı. Halk TV çalışanlarının dediği gibi: “Gazetecilik tarihimize de geçen bir gün. Kişisel tarihimize de geçen bir gün. Buradaki arkadaşlarımızla biz burada elimizden geleni yaptık. Bundan sonra hangi mecrada ne olur onu bilemiyoruz. Ama tarih bunları yazar.”]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye katılması üzerine kaleme aldığım yazıyı şu cümleyle bitirmiştim:</p>
<p>“Bağımsız medya ve iktidara yakın olmayan sosyal medya, zaten kapandı, belediyeler teker teker alınıyor. Parlamentoyu da kapatmaya galiba az kaldı.”</p>
<p>Bunu da mevcut gelişmelerin yanısıra, MHP Lideri Bahçeli’nin önümüzdeki beş yıllık dönem için partisinin siyasi formülünü şu sözlerle açıklamasına dayandırmıştım: “Yürütmede Erdoğan, yasamada Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Partisi.”</p>
<p>14 Ekim Çarşamba sabahına Türkiye çapında izlenebilen ve hükümet yanlısı olmayan sayılı haber kanallarından biri olan Halk TV’ye kayyım atanmasıyla uyandık. </p>
<p>Halk TV bilhassa CHP (sonrasında Yeni Parti) üzerinde iktidar eliyle kurulan baskıları geniş biçimde işleyen, muhalefetin sesini duyurabilen yaygın bir haber kanalı. </p>
<p>Bu kanala, kanal sahibine yönelik bir soruşturma gerekçe gösterilerek kayyım atanması ve şirketin de TMSF’ye devredilmesi hiç şüphesiz basın özgürlüğüne yönelik yeni bir karartma uygulaması. </p>
<p>Tam da ne zaman? Tam da fon skandalı AKP’yi bunaltmaya başlamışken, Yeni Parti lideri Özgür Özel skandala bulaşan AKP’ye yakın başka isimler olduğunu söylemişken, tam da bir yılı aşkın süredir hapiste tutulan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunmasına başlamışken, tam da T24 sitesi kapatılmış, pek çok sosyal medya hesabı engellenmişken. (Hatırlayalım, geçtiğimiz günlerde Uluslararası Af Örgütü, 20 insan hakları ve basın özgürlüğü örgütüyle ortak açıklama yayımlayarak, X ve Meta dahil sosyal medya platformlarını, Türkiye mahkemelerinin gazetecilere ve aktivistlere ait yüzlerce hesaba erişim engeli getirilmesi kararlarına direnmeye çağırmıştı ve Türkiye yetkililerine, ifade özgürlüğünü ihlal eden bu tür engelleme kararları çıkarmaktan vazgeçme çağrısı yapmıştı.)</p>
<p>Halk TV’ye kayyım atanmasına dönecek olursak. Bu hamlenin tüm bu gelişmelerle ilgisi olmadığını söyleyebilir miyiz? Belli ki ilgisi var. Ancak daha genel anlamda iktidarın toplum üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırması ile ilgisi var. </p>
<p>İktidar 2028’i seçim yılı ilan etti. Erdoğan’ı yeniden aday yapabilecek formüller üzerinde duruluyor. Bunlara geçen haftaki yazıda yer vermiştim.</p>
<p>Ancak her şeye rağmen, yani  Erdoğan aday olabilse bile, seçimde “zafer” hiç de garanti değil. </p>
<p>Fon skandalına gelmeden de ekonomi hayli kötü durumdaydı. Hala da öyle. Üzerine eklenen skandal, AKP seçmeninde de rahatsızlık yaratmış gibi görünüyor. Nasıl görünmesin, insanlar kıt kanaat geçinmeye çalışırken  milyonların havada uçuştuğu bir “sistemin”in göz göre göre işlediği anlaşılıyor. </p>
<p>Öte yandan iktidarın İmralı ile yürüttüğü “çözüm süreci”nde de toplumu ikna etme açısından elinin pek de rahat olduğu söylenemez. Böylesi bir sürece zaten tepki gösterecek milliyetçi ulusalcı çevreler dışında AKP ve MHP seçmenlerinin dahi neler olup bittiğini anladığını söylemek zor. </p>
<p>Dolayısıyla AKP ve MHP hayli zorlu şartlarda seçime gidecek. Denecektir ki 2028’e daha çok var, siyasette bir hafta bile uzun bir süre. Evet bu bir yıl içinde pek çok denge değişebilir ancak mevcut şartların da iktidar lehine değişmesi zor görünüyor. </p>
<p>Bu tablo içinde şunu öngörmek herhalde ve ne yazık ki zor değil: Bağımsız ya da muhalif medya üzerindeki baskıların daha da artacağı anlaşılıyor.</p>
<p>Kişisel olarak da kendi sosyal medya hesabımızı korumakta bile zorlanıyoruz. Her gün onlarca hesap engelleniyor, yapılan itirazlar sonuçsuz kalıyor. </p>
<p>T24, Halk TV ve susturulmak istenen tüm medya çalışanları ile dayanışma mesajıyla bitirelim bu yazıyı. Halk TV çalışanlarının dediği gibi: “Gazetecilik tarihimize de geçen bir gün. Kişisel tarihimize de geçen bir gün. Buradaki arkadaşlarımızla biz burada elimizden geleni yaptık. Bundan sonra hangi mecrada ne olur onu bilemiyoruz. Ama tarih bunları yazar.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hesaplı kitaplı Filistin Soykırımı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/hesapli-kitapli-filistin-soykirimi-42175</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/gazze_anadolu%20ajans%C4%B1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/hesapli-kitapli-filistin-soykirimi-42175</guid><description><![CDATA[İşgâl altındaki topraklara kolonların cebren yerleşimi Batı Şeria’yı paramparça ettiğinden kesintisiz ulaşım artık mümkün değil. Toprak ve doğal kaynaklara erişim hızla azalırken zorla yerinden edilmeler sürekli artıyor. 2023’ten bu yana 38 Filistin köyü tamamen boşaltılmış. Çoğalan kontrol noktaları ticaret ve istihdamı ciddi şekilde aksatmakta. Malî sıkıntılar nedeniyle okullar yüz yüze eğitimi haftada üç günle sınırlandırmak zorunda kalmış.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Filistin hakkında ne kadar yazsak azdır zira orada olup bitmeyen, sade bizim mahallenin değil yerkürenin istikbalinin pilot projesi. Bu dünyanın zorbaları ellerindeki gücü artık alenen, beğenmedikleri, istemedikleri, şeytanlaştırdıkları halk ve memleketlere karşı, onların topyekûn imhasına varıncaya kadar kullanmaya ant içmiş gibiler. Ve bu zorbalık yalnız askerî de değil, geri dönüşsüz doğa kırımı da hesabın içinde.</p>
<p>Dünya çapındaki aşırısağlaşma bu hesabın işleme koyulmasının olmazsa olmaz basamaklarından biri. İsrail’in siyonist faşist hükümeti, dünyanın dört bucağında, yapısal antisemit olmasına rağmen kendisine yakın ilân ettiği aşırı sağı, elindeki bütün olanaklarla destekliyor. Avrupa’da, ABD’de ve Güney Amerika’da muradına ermiş sayılır. Bu sapkın ittifak artık “yeni normal” ve topyekûn imha ile yokoluşun siyasî ayağı. Yapay zekâ, sonsuz silahlanma, neoliberal hezeyan, kitlelerin yönlendirilmesi ve güdümü ise diğer ayaklar.   </p>
<p>                                                                           ***</p>
<p>Filistin’e dönersek, Yahudi Devletinin imha harekâtı yeni bir evreye geçmiş durumda. İki koşut hesap olduğu anlaşılıyor. Başta Batı’nın olmak üzere neredeyse herkesin umursamazlığı ve/veya suç ortaklığı sayesinde Gazze’de hayatı sonlandırmak ve Gazzelileri topraklarını terk etmeye mecbur etmek muradıyla korkunç bir kuşatma ve taciz harekâtı sürüyor.</p>
<p>Batı Şeria’da ise, aynı umursamazlık ve suç ortaklığı sayesinde, kâhir ekseriyeti Batı kökenli 800.000 işgalci, silahlı kolon, dünyanın en ahlâksız ordusu Tsahal’in doğrudan desteğiyle 4 milyon Filistinlinin hayatını zehir etmek üzere taarruza geçmiş hâlde. Muratları Arapları göçe zorlayarak toprağa el koyup Yahudileştirmek.</p>
<p>16 Şubat’ta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, işgal altındaki Filistin topraklarında etnik temizlik yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunduydu. 7 Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria’da İsrailliler tarafından 1.100’ün üzerinde Filistinli öldürüldü; ayrıca yaklaşık 41.000 Filistinli zorla yerinden edildi. Bu hesabın sahibi İsrail’in maliye bakanı, savaş suçlusu Ukrayna Yahudisi Bezalel Smotrich.</p>
<p>BM’nin bir diğer uzman kuruluşu Ticaret ve Kalkınma Konferansı UNCTAD’ın son<a href="https://unctad.org/publication/report-unctad-assistance-palestinian-people-developments-economy-occupied-palestinian" target="_blank" rel="noopener"> raporu</a>, Gazze’deki topyekûn yıkım, Batı Şeria’da ise artan kısıtlamalar nedeniyle Filistin topraklarında görülmemiş bir ekonomik kriz yaşandığı uyarısında bulunuyor. Rapora göre, millî gelirin 2022 seviyelerinin %20 altında kalacağı öngörülüyor.</p>
<p>İşgâl altındaki topraklara kolonların cebren yerleşimi Batı Şeria’yı paramparça ettiğinden kesintisiz ulaşım artık mümkün değil. Toprak ve doğal kaynaklara erişim hızla azalırken zorla yerinden edilmeler sürekli artıyor. 2023’ten bu yana 38 Filistin köyü tamamen boşaltılmış. Çoğalan kontrol noktaları ticaret ve istihdamı ciddi şekilde aksatmakta. Malî sıkıntılar nedeniyle okullar yüz yüze eğitimi haftada üç günle sınırlandırmak zorunda kalmış.</p>
<p>Yahudi Devleti tarafından toplanan milyarlarca dolarlık gümrük ve vergi gelirlerinin Filistin yönetimine aktarılmaması kamusal harcamaları o ölçüde kısıtlıyor.</p>
<p>Batı Şeria kurumsal tıkanıklıklarla karşı karşıyayken, Gazze’de işletmelerin %92’sinin hasar görmüş ya da tamamen yıkılmış durumda olması tam bir ekonomik çöküş anlamına geliyor.</p>
<p>Gazze’nin millî geliri 2024 yılında %83 daraldıktan sonra 2025 yılında %34,2 büyümüş. Ancak bu artış, had safhada küçülmüş bir ekonomik tabandan kaynaklanan istatistiksel toparlanmayı yansıtıyor. Nitekim, Gazze’de kişi başına düşen millî gelir 212 dolar ki bu kişi başına günlük yaklaşık 0,58 dolara karşılık geliyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana yüz binlerce kişi işini kaybetmiş ve toplam işgücü gelirinde yaklaşık 2,8 milyar dolarlık kayıp yaşanmış. İşsizlik oranı %78’e ulaşmış. Gazze’nin Filistin ekonomisindeki payı, Ekim 2023 öncesindeki %17,4 seviyesinden 2025 yılında %4’ün altına düştü. Tarım ve sanayide düşüş %94, inşaat sektöründe ise %100. Gazze’nin toparlanma ve yeniden inşası için ise en az 71,5 milyar dolar gerekiyor.   </p>
<p>İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ise UNCTAD raporuyla eşzamanlı olarak işgâl altındaki Filistin’de haksızca iş tutan 214 şirketin<a href="https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/hrbodies/hrcouncil/sessions-regular/session63/advance-versions/a-hrc-63-20-aev.pdf" target="_blank" rel="noopener"> listesini</a> yayımladı. Listede ağırlıklı olarak İsrail çıkışlı şirketler mevcut olsa da Airbnb, Booking.com, Expedia, Motorola ve TripAdvisor da Batı Şeria’dan para kazanıyor. Aklınızda olsun…</p>
<p>Ayın 27’sindeki İsrail seçimlerinden hayırlı bir sonuç çıkmayacağını, dolayısıyla toplu imha pilot projesinin süreceğini öngörmek mümkün.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kayyım atanan Halk TV'nin hesaplarına erişim engeli]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kayyim-atanan-halk-tv-nin-hesaplarina-erisim-engeli-42161</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/kayyim-atanan-halk-tv-nin-hesaplarina-erisim-engeli.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kayyim-atanan-halk-tv-nin-hesaplarina-erisim-engeli-42161</guid><description><![CDATA[Halk TV’ye kayyım atanmasının ardından kanalın tüm sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirildi. İFÖD, YouTube, X, Facebook, Instagram, TikTok ve Telegram hesapları hakkında 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında karar alındığını, ancak hesapların henüz Türkiye’den görünmez kılınmadığını duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu sabah saatlerinde Halk TV’nin İstanbul’daki binasına sabah saat 05.30'da polis baskını düzenlendi. Kanala kayyım atanırken televizyon yayını durduruldu, çalışanların binaya girişine izin verilmedi. Öte yandan kanal sahibi Cafer Mahiroğlu dahil 17 isim hakkında gözaltı kararı verildi. </p>
<p>Bu gelişmelerin ardından Halk TV’nin  tüm sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirildi. </p>
<p>Kayyım atanması ve yayınlarının durdurulmasının ardından Halk TV’nin YouTube, X, Facebook, Instagram ve TikTok hesabı ile Telegram kanalının erişime engellendiği bildirildi.</p>
<p>İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) Halk TV’nin sosyal medya hesaplarının 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında erişime engellendiğini duyurdu. Erişim engeli kararı kapsamında Halk TV’nin 2,59 milyon aboneli YouTube kanalı (@Halktvkanali), 3 milyon takipçili X hesabı (@halktvcomtr) ve 1,5 milyon takipçili Facebook sayfası (halktvcomtr) yer aldı.</p>
<p>Ayrıca kanalın 1,2 milyon takipçili Instagram hesabı (@halktvcomtr), 256 bin takipçili TikTok hesabı (@halktv) ve 5 bin 247 aboneli Telegram kanalı (@halktvcomtr) da erişim engeli kararından etkilendi. İFÖD, söz konusu hesaplar hakkında erişim engeli kararı alınmasına karşın sosyal medya platformlarının hesapları henüz Türkiye’den görünmez kılmadığını belirtti. Kararın dayanağı olan 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi, belirli koşullarda millî güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması gibi gerekçelerle internet içeriklerine erişimin engellenmesine olanak tanıyor.</p>
<p>(Kaynak: İlke TV, İfade Özgürlüğü Derneği)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sanık Ayhan Şengüler hakkında beraat kararı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sanik-ayhan-senguler-hakkinda-beraat-karari-42159</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/sanik-ayhan-senguler-hakkinda-beraat-karari.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sanik-ayhan-senguler-hakkinda-beraat-karari-42159</guid><description><![CDATA[Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra Şengüler’e yönelik cinsel istismar suçlamasıyla yargılanan fail Ayhan Şengüler, karar duruşmasında beraat etti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ayhan Şengüler’in, geçtiğimiz mart ayında annesi Fatmanur Çelik ile birlikte şüpheli şekilde ölü bulunan Hifa İkra’yı istismar ettiği gerekçesiyle açılan davanın karar duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesinde İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Mahkeme Ayhan Şengüler için beraat kararı verdi.</p>
<h4>Duruşma öncesi kadınlardan açıklama</h4>
<p>Kadın örgütleri, karar duruşması öncesinde İstanbul Kartal’daki Anadolu Adliyesi önünde açıklama yaptı. Özgür Kadın Hareketi (TJA), Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, DEM Parti Kadın Meclisi, Yeni Parti kadın kolları üyeleri ve çok sayıda kadın örgütü temsilcisinin katıldığı açıklamada, “İstismar görmezden gelindi, failler korundu. A.Ş. tutuklansın” pankartı açıldı.</p>
<p>Kadınlar, “Çocuk istismarcılarından hesap soracağız”, “Kur’an’a Hizmet Vakfı kapatılsın” ve “Fatmanur ve Hifa’nın hesabını soracağız” dövizleri taşıdı. Açıklamada, “Çocuk istismarcılarını aklatmayacağız”, “A.Ş. tutuklansın” ve “Erkek adalet değil, gerçek adalet” sloganları atıldı.</p>
<p>Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcisi Bahar Uluçay, Hifa İkra’nın annesi Fatmanur Çelik’in kızını korumak ve adalet sağlanmasını istemek için ilgili kurumlara başvurduğunu, ancak yardım çağrılarının karşılıksız kaldığını söyledi.</p>
<p>Fatmanur Çelik’in, “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” sözlerini hatırlatan Uluçay, bu sözlerin yaşadığı tehlikeyi ve kurumlara duyduğu güvensizliği gösterdiğini belirtti. Uluçay, Fatmanur Çelik ve Hifa İkra Şengüler’in şüpheli ölümlerinin tüm yönleriyle aydınlatılmasını istedi.</p>
<h4>Gizlilik kararına ilişkin talebe red</h4>
<p>İlke TV’nin  aktardığına göre  duruşma açıklamasının ardından duruşma başladı. Mahkeme heyeti önce katılım taleplerini aldı. İstanbul Barosu, Bursa Barosu, Emek Partisi ve Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği davaya katılım talebinde bulundu. Duruşmaya katılan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey, gizlilik kararının kaldırılması talebinde bulundu. Mahkeme bu talebi reddetti.</p>
<h4>Beraat kararı verildi</h4>
<p>Hifa İkra Şengüler’in önceki beyanlarını hatırlatan avukatlar, fail Ayhan Şengüler’in tutuklanmasını talep etti.Mahkeme heyeti ise gizlilik kararının kaldırılması talebini reddetti. İddia makamı ise esas hakkındaki mütalaasında, delil yetersizliğinden Ayhan Şengüler’in beraatını istedi.</p>

<p>Savcının beraat istemesi ve mahkeme heyetinin avukatlara savunma hakkı tanımaması üzerine kadın örgütlerinin, siyasi partilerin avukatları mahkeme heyetini alkışlarla protesto ederek salondan ayrıldı. Kararını açıklayan mahkeme heyeti, fail Ayhan Şengüler hakkında 'delil yetersizliği' iddiasıyla beraat karar verdi.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Mart 2026'da Fatma Nur Çelik ve kızının cansız bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulunmuştu.</p>

<p>(Kaynak: İlke TV, MA, bianet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Yarın sabah haberlerde ‘Ermenistan-Türkiye sınırı açıldı’ başlığını görebiliriz”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yarin-sabah-haberlerde-ermenistan-turkiye-siniri-acildi-basligini-gorebiliriz-42158</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/yarin-sabah-uyanip-haberlerde-ermenistan-turkiye-siniri-acildi-basligini-gorebiliriz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yarin-sabah-haberlerde-ermenistan-turkiye-siniri-acildi-basligini-gorebiliriz-42158</guid><description><![CDATA[Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Varşova'da katıldığı bir AB forumunda Ermenistan'ın komşularıyla iyi ilişkilerini ilerlettiğini, Türkiye ile normalleşme sürecinin olgunlaştığını ve Ermenistan-Türkiye sınır kapısının her an açılabileceğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanı Ararat Mirzoyan, 13 Ekim’de Varşova Güvenlik Forumu kapsamında AB’nin genişleme perspektiflerine ilişkin “Kısmen Hazır mı, Yoksa Adım Adım Yaklaşım mı? AB’nin Genişlemesini Yeniden Değerlendirmek” başlıklı panelde konuştu.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Mirzoyan, konuşmasında Ermenistan'ın sınır komşusu Türkiye ile ilişkilerinin önemli ölçüde olgunlaştığını ve sınırın yakında açılabileceğini söyledi. Mirzoyan, "Türkiye ile ilişkilerimizi normalleştirmeye çalışıyoruz. Sınır hâlâ kapalı, ancak bence süreç artık önemli ölçüde olgunlaştı. Öyle ki yarın sabah uyanıp haberlerde 'Ermenistan-Türkiye sınırı açıldı' başlığını görmemiz hiç de imkânsız değil" diye konuştu. Mirzoyan ayrıca forumda Azerbaycan, Gürcistan, Rusya ve AB ile ilişkilere değindi. Mirzoyan'ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:</p>
<h4>Türkiye ve diğer komşular</h4>
<p>AB'ye olan yaklaşımımızdan bağımsız olarak her koşulda ilişkilerimizi geliştirmeyi sürdüreceğiz ve hedefimize neredeyse ulaşmış durumdayız.</p>
<p>Bizim açımızdan son derece önemli olan bir unsur daha var: Ermenistan’ın komşuları.</p>
<p>Komşularımızı sıralayalım. Azerbaycan: Yeni bir barış tesis ettik ve ikili ticarete başladık. Birbirimizin topraklarını taşımacılık ve transit geçişlere açıyor, bölgesel iletişim hatlarının önündeki engelleri kaldırıyoruz. Ancak çözülmesi gereken bir dizi hassas mesele hâlâ mevcut.</p>
<p>Batımızda Türkiye bulunuyor. Türkiye ile oldukça yoğun bir diyalog yürütüyoruz. İlişkilerimizi normalleştirmeye çalışıyoruz, ancak sınır hâlâ kapalı.</p>
<p>Güneyimizde, karmaşık bölgesel koşulları, dinamikleri ve sorunlarıyla İran yer alıyor. Kuzeyimizde ise Gürcistan ve Rusya bulunuyor.</p>
<p>Rusya konusunda, olası tepkiyi ve bu ülkeyle ilişkilerimizin kendine özgü niteliğini tahmin edebilirsiniz. Tarihsel olarak çok yakın ilişkilerimiz oldu ve bugün de güçlü bağlarımızı koruyoruz. Ancak Rusya’dan gelebilecek olası tepkinin uygun şekilde yönetilmesi gerekiyor. Kimse yeni düşman edinmek istemiyor. Bizim de herhangi bir üçüncü tarafa zarar verme gibi bir amacımız yok.</p>
<p>Azerbaycan ile barışımız var, ancak atılması gereken birkaç adım daha bulunuyor.</p>
<p>Türkiye ile ilişkilerimizi normalleştirmeye çalışıyoruz. Sınır hâlâ kapalı, ancak bence süreç artık önemli ölçüde olgunlaştı. Öyle ki yarın sabah uyanıp haberlerde “Ermenistan-Türkiye sınırı açıldı” başlığını görmemiz hiç de imkânsız değil.</p>
<h4>Avrupa Birliği</h4>
<p>Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz benzeri görülmemiş ölçüde derin ve yakın. Bu ilişkiler, daha önce görülmemiş genişlikte bir alan ve yön yelpazesini kapsıyor. Vize serbestisi konusunda bir diyaloğumuz var. Ermenistan-Azerbaycan sınırındaki durumu gözlemleyen AB Gözlem Misyonu ülkemizde hâlen faaliyetlerini sürdürüyor. Yakın zamanda, geçici nitelikte olmakla birlikte sürekli çalışacak ve hibrit tehditlerle mücadelemize destek veren ikinci bir misyonu da kabul ettik.</p>
<p>AB üyeliğine aday bir ülke olmamamıza rağmen özerk ticaret tedbirlerinden yararlanma imkânı elde ettik. En güncel gelişme şu: AB, Ermenistan’ın ihracat pazarlarını çeşitlendirmesine destek olmak amacıyla özerk ticaret tedbirlerini kabul etti. Ayrıca Avrupa Birliği ile, dünyanın farklı bölgelerinde yürütülen AB misyonlarına katılmamıza imkân tanıyacak bir anlaşma imzaladık.</p>
<p>Yine üyelik adayı olmamamıza rağmen Büyüme ve Dayanıklılık Planı kapsamında destek aldık. Avrupa Barış Fonu çerçevesinde de AB desteğinden yararlandık.</p>
<p>Dolayısıyla söz konusu olan yalnızca siyasi diyalog, ekonomi veya ticaret alanlarındaki destek değil. Güvenlik, dış politika ve başka alanlar da bu ilişkinin bir parçası.</p>
<p>Sorunuz, bu sürecin nihai hedefinin ne olduğu. Sizi hayal kırıklığına uğratmaktan çekiniyorum ama bence bunu kimse bilmiyor. Ne Ermenistan ne Avrupa Birliği ne de üye ülkeler.</p>
<p>Gerçek durumu açıklamama izin verin. Ermenistan’da, tamamen dürüst olmak gerekirse, AB üyeliğine ilişkin ciddi tartışmalar henüz yeni başladı. 2025 baharında Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin başlatılmasına ilişkin yasayı kabul etmiş olsak da bu konuda henüz kapsamlı bir kamusal tartışma yürütmedik. Ermenistan tarafının bakış açısı bu.</p>
<h4>Amerika Birleşik Devletleri</h4>
<p>Söyleyebileceğim şey şu: Benim ülkemde ve muhtemelen genel olarak Güney Kafkasya’da, AB ve ABD'nin çıkarları birbiriyle çelişmiyor aksine son derece iyi bir iş birliği yürütüyorlar. Bildiğiniz gibi ABD, Güney Kafkasya’da, özellikle Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ulaşım bağlantılarının açılması ve bölgedeki iletişim hatlarının önündeki engellerin kaldırılması sürecinde önemli ölçüde rol oynuyor. Bu, örneğin Portekiz ile Çin, Batı ile Doğu arasında ulaşım ve taşımacılık açısından önemli bir bağlantı noktası olacak.</p>
<p>Avrupa Birliği ve üye ülkelerinin de bu süreçten yarar sağlayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla Güney Kafkasya’daki ulaşım bağlantılarının açılması konusunda çok sayıda ülkenin ve güç merkezinin çıkarları örtüşüyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 14:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“İki cumhurbaşkanı adayı hapiste, biri Edirne’de biri Silivri’de”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iki-cumhurbaskani-adayi-hapiste-biri-edirnede-biri-silivride-42157</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/imamoglu-salondan-cikarildi-savunma-yapmadi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iki-cumhurbaskani-adayi-hapiste-biri-edirnede-biri-silivride-42157</guid><description><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasının 98’inci duruşması başladı. Dört gün sürmesi beklenen savunmasına başlayan İmamoğlu, Halk TV’ye atanan kayyım, tutuklu gazeteciler ve “fon vurgunu” iddiaları başta olmak üzere gündemdeki konulara değiniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sesleniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 435 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına 34’üncü günde devam ediliyor.</p>
<p>Bugün savunma sırası Ekrem İmamoğlu'nda.</p>
<p>İlk duruşmada İmamoğlu'nun savunma yapması engellenmişti. İmamoğlu, 8 Temmuz'da duruşmada mahkeme heyetiyle savunma süresinin sınırlandırıldığı gerekçesiyle tartışmış, mahkeme başkanı, İmamoğlu'na “Savunma yapmak istemiyorsanız 'susma hakkımı kullandım' şeklinde zapta geçer, celseyi kapatırım” diye yanıt vermişti.</p>
<p>İkinci duruşmada İmamoğlu ve avukatları; çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri boyunca savunma yapabilecek. Bugüne dek pazartesi ve perşembe günleri arasında görülen dava, İmamoğlu’nun savunması sebebiyle bu hafta cuma ve cumartesi günleri de devam edecek. Bu kapsamda, ikinci celse sonunda bu perşembe günü yapılması beklenen ve yeni tahliyelerin olabileceği tutukluluk incelemesi de cumartesi günü yapılacak.</p>
<h4>Halk TV ve Gamze Altunay unutulmadı</h4>
<p>BirGün'deki habere göre saat 10.10 itibarıyla duruşma salonuna girişler başladı. Basında önce turkuaz basın kartı olanlar içeri alındı. Ardından uluslararası basın kartları da giriş için yeterli görüldü. Salonda sık sık, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Hak, hukuk, adalet” sloganları atıldı. Sabah saatlerinde kayyım atanan Halk TV de unutulmadı, salonda Halk TV’ye özgürlük” sloganları atıldı.</p>
<p>Öte yandan gazeteciler, aylardır İBB duruşmasını takip eden ancak bugün çalıştığı binaya bile alınmayan meslektaşları Gamze Altunay'ı unutmadı, oturduğu yeri boş bıraktı.</p>
<p>Salona girişler sürerken, YENİ Parti lideri Özgür Özel, Dilek İmamoğlu ve Selim İmamoğlu da alana geldi.</p>
<p>Özgür Özel şöyle dedi: "Daha yolun başındayız. Sakın umutsuzluğa kapılmayın, Halk TV’yi de kapattılar demeyin. Halk TV gibi bir yayına katlanamayan, susturayım ki muhalefet sesini duyuramasın, susturayım ki Özgür Özel konuşacak duruma gelmesin diyorsa bir iktidar, o bitmiştir."</p>
<p>İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününde öne çıkanlar şu şekilde:</p>
<h4>Ailelere seslendi, yol arkadaşlarına teşekkür etti</h4>
<p>Ekrem İmamoğlu, sanık kürsüsüne geldi, kimlik tespitinin ardından savunmasına başladı. İmamoğlu'na mesleği soruldu, “İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyım" dedi.</p>
<p>Gazeteci Fatoş Erdoğan'ın X'ten aktardıklarına göre "Benimle birlikte bu salonda haksız yere tutsak edilmiş kıymetli yol arkadaşlarım var, dostlarım var; birlikte kaderdaşlık yaptığım insanlar var. Her birinin gözünün içine bakarak bir kader birliği yapıyoruz ve o insanlarla gerçekten taarifsiz bir tarihî dönemin içerisindeyiz. Burada bulunan ve çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Her birisinin yaşamı bir kitaptır; her birisinin yaşamı gerçekten bir zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların taarifsiz duygularla kaleme alınması gereken ve geleceğe aktarılması gereken hikâyeler barındırmaktadır. Bu manada her birisiyle gurur duyduğumu, her bir arkadaşın buradaki büyük bir kısmıyla da burada tanıştım.. Elbette aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım; İstanbul'a, Beylikdüzü'ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Onları da diğerlerini de kucaklıyorum. Her birine birer kahraman gibi baktığımı altını çizerek tekrar ediyorum ve onlarla da gurur duyuyorum açıkçası. Ben değil sadece, bence milletimiz de milletimizin büyük çoğunluğu da onlarla gurur duyuyor; aileleri de, dostları da, komşuları da onlarla gurur duyuyor.</p>
<p>Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar var. Bu insanlar kilometrelerce yaptılar; belki her birinin siviye geliş-gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında da buradaki insanlar aileleri, ziyaretlere geldiler; onlarla acılarını ve hasretlerini giderdiler. Bazıları görüşe gelemese de kapıda gelip beklediler. O insanları hangi duyguyla tarifleyebilirim inan zorlanıyorum, kucaklıyorum her birini. Tarihî bir mücadele hattı kurdular, "aile dayanışma ağı" adeta diye tariflediler. Orada umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm. Mini minnacık çocuklar, niçin bu durumda olduğunu bilmediği annelerini, babalarını ziyaret ettiler; anlam veremediler, anlamlandıramadılar. O minicik çocukların, gençlerin, evlatların o miniminnacık ellerinden, gençlerin yanaklarından öpüyorum, onları sımsıkı kucaklıyorum. Eşlerini hürmetle, saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedakarlıkla ailelerine sahip çıktılar, çünkü burada yaşanan şey normal bir yargılama süreci olmadı, olmuyor. İnsanların sıfır noktasında gelirleri var ve Türk yargı tarihinde akla hayale gelmeyecek zalimliklerle, işkencelerle muhatap oldular, sürüldüler. 500-600 kilometre Türkiye'nin farklı noktalarına gönderildiler, baskı altında kaldılar.</p>
<p>Çünkü onlardan, bu süreci tasarlayanların istekleri vardı; hukuksuz istekleri vardı. O hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. Bu manada bu büyük ızdırabı onlar yaşarken en az onlar kadar dışarıda harap olan ailelerini kucaklıyorum. Allah bana ömür verdikçe özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkana sahip olursam evimdeki ekmeğimle, aşımla o ailelerin yanında olacağımı, ekmeğimi paylaşmaya kadar o insanların kaderdaşı olacağımı, sadece onların değil, bu ülkede 500 bine yakın insanı hapise koyup bunu rakamını vermekten gurur duyanların karşısında ve hapishanelerdeki kader mahkumlarının da yanında olup onların yaşadıkları sıkıntıları hayat boyu gözeteceğimi ve bu ülkeyi bir adaletli bir ülke olma noktasında bir nefer gibi çalışacağımı; hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum.</p>
<h4>Tarihi bir mücadele hattı</h4>
<p>Medyascope'tan Furkan Karabay'ın aktardıklarına göre tarihi bir mücadele hattının kurulduğunu söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Mini minnacık çocuklar niçin burada olduğunu bilmediği ailelerini ziyaret ettiler. O minik çocukların, gençlerin o mini minnacık ellerinden yanaklarından öpüyorum” dedi. Normal bir yargılama sürecinin yaşanmadığını belirten İmamoğlu, İBB davası tutukluların büyük bir zulüm ve hukuksuzluk yaşadığını söyledi. “Allah bana ömür verdikçe özgür günlerimde hangi imkana sahip olursam o ailelerin yanında olacağımı, kaderdaşı olacağımı sadece onları değil bu ülkede bir nefer gibi çalışacağımı belirtmek istiyorum” diyen İmamoğlu, eşine seslendi ve “Dilekçiğim seninle gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Avukatlara teşekkür</h4>
<p>Avukatlara özellikle teşekkür ettiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, Türkiye’deki hukuk sisteminin geldiği noktada avukatların adliyeye bile gelemediği günlerin ızdırabını yaşadığını belirtti. “Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, muhatabını tarih yazdı. “Biliyorum ki hesap verecekler” diyen İmamoğlu, “Avukatlarımdan biri tutuklu. Avukatımın avukatı gözaltına alındı. Sadece ailelerimiz, aile yakınlarımız, babalarımız, annelerimiz değil hukukçularımız da ızdırabın muhatabı oldular. Hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yargı mensuplarının tutum ve tehditlerini, parmak sallamalarını dinledim” dedi. “Bir savcı, vatandaşı tehdit edemez ama bunların tam tersini yaşadım, yaşayanlardan dinledim” diyen İmamoğlu, “En acısı haysiyet cellatlığı, masumiyet karinesinin ihlal edilmesi, tutuklu yargılamanının bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi…” ifadelerini kullandı.</p>
<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik olmak üzere partililere seslenen Ekrem İmamoğlu, “Onlarla gurur duyuyorum” dedi. Baskılara rağmen adalet için meydanlarda direnen herkese teşekkür ettiğini belirten İmamoğlu, “Mücadelenin sesi olan bu ülkenin pırlanta gibi gençlerine teşekkür ediyorum. Adalet için dua eden herkese teşekkür ediyorum. Hepiniz iyi ki varsınız. Hakkınızı helal edin. ‘Allah’ım beni aileme mahçup etme, doğduğum bulunduğum yere beni mahçup etme’ diye dua ettim” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Erdoğan hatırlatması</h4>
<p>Ekrem İmamoğlu, “Bir söz okuyacağım” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon soygunun ardından yaptığı açıklamasındaki “Türkiye’de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. Elbette bu adımları atarken boğazlarına kadar çamura batmış olanların tamamen ‘çamur at izi kalsın’ mantığıyla, tamamen nefret siyasetiyle kadrolarımıza karşı, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapmasına da müsaade etmeyeceğiz.” sözünü hatırlattı. İmamoğlu, “Tebrik ediyorum, kim ki yargılaması bitmeden, yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor, kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa” dedi.</p>
<h4>"Umudu kimse söndüremez"</h4>
<p>Ekim ayının memleket için de çok önemli bir ay olduğunu belirten İmamoğlu, "İBB Başkanı olduğumda Ekim ayına başka bir heyecan ile baktım. İstanbul'un 5 yıl işgal altında tutulduğunu çok az kişi bilir. 6 Ekim, İstanbul'un kurtuluş gününü başka bir şevk ve bakış ile andık, anlattık. O 5 yılın nasıl geçtiğini, nasıl bir zulüm ile geçtiğini, nasıl şehitlerin verildiğini, sinmiş, sönmüş bir İstanbul var sanılırken, arka sokaklarda nasıl bir mücadele verildiğini okudukça gurur duydum. O mücadeleyi bildiğim için bendeki umudu kimse söndüremez” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>"Çıldıracağım..."</h4>
<p>“Türkiye Cumhuriyet bir operasyon cumhuriyete döndü” diyen Ekrem İmamoğlu, “Çıldıracağım, bu nasıl olur? Nasıl bir kişisel menfaatle bu yapılabilir? Her şeyin önündedir bu memleket. 87 milyon yurttaşımız her sabah şafak operasyonuna uyanıyor. Bazen son dakikalar peş peşe düşüyor. Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Operasyon Cumhuriyeti’ne dönüştü” ifadelerini kullandı. Fon soygununa da değinen İmamoğlu, “Sosyal medya yasakları, gazetecilere olan baskı hani bilgi ulaşmasın nasıl engelleriz bakışı enterasan seviyeye ulaştı. Kuzey Kore’ye rahmet okuyacak seviyeye çıktı” dedi.</p>
<p>Tutuklu gazetecilerin isimlerini tek tek söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Bu tutuklama kararını veren hakim bilmiyor ama ben biliyorum. Cumhurbaşkanı adayı olarak ben biliyorum” dedi. Sosyal medya yasaklarından bahseden İmamoğlu, “Uluslararası bir işbirliği var. Flash TV ile başlayan medya operasyonları Tele1, Merdan Yanardağ konusu üzerinden ilerledi. T24’ün sesini kestiler ve bu sabah son medya vurgunu. Biz vurgun ülkesi olduk. Fon vurgunu, zam vurgunu… Son medya vurgunu, Halk TV operasyonu” dedi.</p>
<h4>Gürlek'e: "Operasyon bağımlısı"</h4>
<p>Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki gösteren İmamoğlu, “Neymiş ihaleye fesatmış, boy boy yalanlar. Akılları sıra milleti kandıracaklar” dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten bahseden İmamoğlu, “Operasyon bağımlısı” dedi. AKP’yi uyaran İmamoğlu, “Sizi operasyon girdabına sokan bir süreçle iç içesiniz. Allah size akıl fikir versin. Kaybettikleri her şey, milletin güvenini kaybetmişler bütün bunları telafi edeceklerini operasyonlarla her şeye sahip olacaklarını zannediyorlar” dedi. “Allah bu ülkeyi minik akıllardan korusun” diyen İmamoğlu, “Millet beğenirse izler, beğenmezse izlemez. Siz benim anacığıma hangi kanalı izleyeceğine karar mı vereceksiniz? Hadi oradan” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>"Adalet Bakanı fon vurgununda kılını kıpırdatmadı"</h4>
<p>Furkan Karabay'ın haberine göre Adalet Bakanı Akın Gürlek’e fon soygunu üzerinden tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Adalet Bakanı, konu asrın soygunu, fon vurgunu olunca süreçte hiç kılını kıpırdatmadı. Kendi, 20 ay boyunca. Bir ay, iki ay değil bakın 20 ay boyunca” dedi.</p>
<p>İmamoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>"Hani delil koruma? Aynı iktidarın başka dosyalardaki hızını hepimiz biliyoruz. Birazdan değineceğim. Bir belediyeye şafak vakti girilir. Bilgisayarlarına aynı gün el konur. Vatandaşın milyarlarca dolarlık birikimi söz konusu olduğunda, o hız gösterilmedi. Ekrem İmamoğlu'nun evine sahurda gelindi. Sahurda, sahurda. Ey halkım, sahurda. Sahur sofrasından dakikalar sonra gelindi. Utanmazlar! Bu soruşturmada tutuklu siyasetçi sayısı kaç? Sıfır. Kim inanıyor buna? Ey halkım, bu yapılan fon vurgunu, asrın soygunu; siyasi iktidarın, hükümetin yetkilileri içindedir. İçinde olmadan bunu yapmaları mümkün değildir. Denetimsizlik ve kurumlar arasındaki ilişkilerde ayırmacılık, kayırmacılık, nepotizm tavan yapmıştır ve bu süreci, bu süreci sorgulamaktan kaçmaktadırlar. Meclis'te yapılan "Birlikte bu kararı verelim, birlikte bu komisyonu kuralım ve buradan soruşturalım" dediler, kabul etmediler. Çünkü korkuyorlar, kaçıyorlar. İktidarın eski bir bakanı, 160 milyon liralık bir yatırımla, 2 milyar 200 milyon lira kazandı. Gönüllü iade dendi ya, gönüllü iade! Bir gazetecinin güzel bir... Gönüllü iade. Daha ne kavramlar duyacağız. Daha ne kavramlar duyacağız. </p>
<p>Gözaltı yok, tutuklama yok, bu paraya nasıl ulaştın diye soran yok. Bu sorular, kamuoyunun önüne ancak muhalefet getirince geldi. Muhalefet bazı tespitler yapınca geldi. Bir yanda aylarca, yıllarca tutuklu kalan belediye başkanları, öbür yanda gözaltı bile görmeyen bir süreç yönetildi. Yani eski bakana gözaltı bile yapmadılar. Ama 16 milyon İstanbullunun seçtiği belediye başkanını, evinden şafak operasyonuyla aldılar. Çünkü adalet arayışı yok. Bu çok net. Bu ülkede hukukun kime göre işlediği işte bu iki tablonun arasındaki farktır. Ey halkım, burayı lütfen iyi takip ediniz. Ödenen ağır bedelin, bu kötülüklerin bizlere, muhalefete, İBB'ye yönelik operasyonlarla somut ilişkisini sizlerle paylaşacağım. Bakın, İBB'ye yapılan operasyonlarla fon vurgunu arasındaki somut ilişkiyi ve iç içe geçmiş tarifleri, tanımları sizlerle paylaşacağım. Bir tarafta İBB, bir tarafta İMKB. Aynı tarihlerde başlayan ve atılan adımlarla, bir tarafa hiçbir müdahale yapılmaksızın, İBB'ye nefes aldırmadan, belgesiz, kanıtsız, delilsiz, ispatsız bir süreç yönetimini sizlere aktaracağım. Beni suçladıkları her şey, aslında kendi işledikleri suçlardır. Şimdi sırayla tek tek anlatayım.</p>
<p>Asrın soygunu, fon vurgunu başlangıç günlerinde İstanbul Başsavcılığının takibindeydi. Kendileri ifade ettiler. Dönemin başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı, 26 Şubat 2025'te soruşturma kapsamında İMKB ile ilgili SPK'ya, Sermaye Piyasası Kurulu’na müzekkere yollamış. Sonra ne oldu? Hiçbir şey. Başsavcı iken bir yıl, bakanlık döneminde 6 ay soruşturma yapmadı, tek bir ek talepte bulunmadı, operasyon yapmadı. Aynı Adalet Bakanı, bakın oraya yazdığı yazıdan sadece iki gün önce, 24 Şubat 2025't,e İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne diplomam için iptal yazısı yazdı. Olmamış bir biçimde, tarihte görülmemiş bir biçimde bir yazıydı. Üniversite yazı yazmayınca, nasıl bir takipse, sadece 16-17 gün sonra, 11 Mart 2025'te tekit yazısıyla skandal bir biçimde tehditvari “acele iptal et bu diplomayı” emrini içeren bir yazı daha yolladı. Takibe bakar mısınız? Anamın ak sütü gibi helal diplomam için çırpınan dönemin başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı, konu asrın soygunu, fon vurgunu olunca süreçte hiç kılını kıpırdatmadı. Kendi, 20 ay boyunca. Bir ay, iki ay değil bakın 20 ay boyunca. Araya Mehmet Şimşek'in açıklamaları girdi, araya başka açıklamalar, başka tespitler, başka yazılar çiziler. Uyaran eski MASAK başkanlarını, uyardığı için aynı Cumhuriyet Başsavcılığı onları gözaltına aldı.</p>
<h4>Yasaklanan kitabına dair </h4>
<p>Kitabının yasaklanma sürecine dair de konuşan İmamoğlu "ilk kez burada anlatacağım" diyerek şunları söyledi:</p>
<p>“Polis tabii savcının emrini yerine getiriyor ve bu benim sorgu metnimin derlenmesinden olan kitapmış. İnanılmaz bir rastlantı. Koskoca İstanbul'da matbaada bandrolsüz kitap basılıyormuş, o da benim bandrolleri yasaya uygun olarak temin edilmiş, o gün basımda, basılmaya başlanmış kitap! Nereden öğreniyoruz bunu? Polisin savcıya verdiği bilgiden. Bu arada arama kararına gerekçe olarak gösterilen bandrolsüz kitap yalanı da bir daha dile getirilmiyor. Yani bandrolsüz kitap yalanıyla oraya gidiliyor ama dakikalar içinde bir anda bandrolsüz kitap uçuyor, söz konusu kitap geliyor; o da Ekrem İmamoğlu'nun bandrollerini aldığı kitap! Polisin savcıya verdiği bilgiden bunların hepsini öğreniyoruz. Arama kararına gerekçe olarak gösterilen bandrolsüz kitap yalanı da bir daha dile getirilmiyor. Zira polis matbaada yasal olarak temin edilmiş, kitaplara yapıştırılmak üzere hazır vaziyette 22 bin adet bandrol bulunuyor; çünkü bandrol resmî olarak alınmış. Burada da bitmiyor ama. Bu kez savcılık polise diyor ki: "Kitabı inceleyin, bana bilgi verin." Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik! Güya bandrolsüz kitap basılıyordu. Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor. Görevi değil! "Gidin, arama yapın, delil toplayın" demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti ve gerçek artık gizlenemez oldu. Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu ve kitabımdan korktular! Böyle bir şey olabilir mi ya? Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu.</p>
<p>Savcılık hemen yeni talimat verdi: Kitabın dijital örneğine, ozalit baskısına, kitabın kapağından dört örneğe, basılmış sayfalarından dört örneğe, dört bandrole el konulmasına ve nihayet kitabın el konulan dijital halinin incelenmesinin yapılarak rapor tanzim edilmesine... Bak bak! Dakikalar içindeki akış... Bunu en iyi hukukçular anlar yani; ben bile tam kavrayamıyorum hâlâ. En iyi siz hukukçular bunu anlarsınız. Farkında mısınız? Bandrolsüz kitaptan, sessizce içeriği suç oluşturan kitaba geçtik. Gerçi o durumda da Basın Savcılığı görevli ama bizim terör savcımızı kimse durduramıyor! Öyle bir talimat almış ki kimse durduramıyor, paldır küldür gidiyor yani. Fakat savcımız bu arada okumaya da üşeniyor. Belki birisi ki o da hayatında hiç kitap okumamış olabilir. Ve kitap okuma işini de polise veriyor. Tarih 25 Ağustos 2026, saat 20.00. Polis bu emri alıyor, gerçekten yemiyor içmiyor benim garip gariban polisim, 340 sayfa kitabı sabaha kadar okuyup, 15 sayfalık bir tutanak tutuyor. Artık sabah oldu; 26 Ağustos 2026, saat 05.45. Bunları hep tutanaklardan biliyoruz. Tutanak dediğim, polisin kitaptan yaptığı alıntılar. Hiçbirinde ne şiddet, ne kin, ne nefret, ne de herhangi bir suç var. Ya benim yüzüme bakın; bende kin, nefret olur mu ya? Bende şiddet olur mu? Bu ülkede "kin, nefret, şiddet" dendiğinde "Kim aklınıza geliyor?" dediğimde ben yüzde 90'ın aklından geçeni ben biliyorum."</p>
<h4>"Bu ülkedeki ilk büyük kırılması 2019'da İstanbul'da"</h4>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “2028'de sayın Cumhurbaşkanını seçmek için seçim yapacağız" sözlerine atıf yapan Ekrem İmamoğlu, şunları söyledi: Bir demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır. Hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak, oyunun kurallarını değiştirmek. Biz, bu üçünü de yaşadık. Hakimler, yargı ve seçim kurullarıdır. Oyuncular adaylar, liderler, partiler, belediye başkanlarıdır. Kurallar ise anayasa ve meclistir.   İktidarı denetleyecek kurumlar zayıflatıldıktan sonra geriye tek bir denetim kalır, milletin sandıkta iktidarı değiştirme gücü. Siyasi rekabetin tasfiyesi tam da burada başlar. Bu seçimlerin kaldırılması değildir, çok daha sinsi bir yöntemdir. Seçim yapılır, sandık kurulur, oy kullanılır ama milletin önüne kimin çıkabileceğine, hangi partinin kendi iradesiyle yönetilebileceğine, hangi seçilmişin görevinde kalabileceğine iktidar karar vermeye başlar. O zaman seçme hakkı kâğıt üstünde kalır. Seçenek üretme hakkı ortadan kalkar.  Bunu üç kelimeyle anlatabilirim. Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme. İşte aslında bu üç kelime, içinde bulunduğumuz bu davanın, bu mahkemenin, içinde olduğu iddianamenin, yani iftiranamenin aslında net tarifidir. Bunlar üç ayrı mesele değildir. Aynı sonuca giden üç yoldur.  </p>
<p>Seçim sonuçlarına müdahale, demokratik siyasetin temel kurallarının çiğnenmesidir. İktidar kendi rakibini seçemez, rakibi millet üretir. Bu kuralın bu ülkedeki ilk büyük kırılması 2019'da İstanbul'da yaşandı. Az önce anlattım sizlere. Ve nasıl bir millet tepkisi yaşandığını da ifade ettim. İkincisi; milletin kararının tanınmaması artık bu ülkede gerçek bir ihtimaldir. Sonra gelen her şey aslında o günün, o sürecin devamıdır.   Bakın bugün artık devletin bakanlık görevini yapan insanlar,Cumhurbaşkanımıza seçim kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, Cumhurbaşkanlığını kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, yani seçimin ne olduğunun anlamını bile yitirmiş insanların bakanlık yaptığı bir dönemdeyiz.  </p>
<p>Şubat 2025'te cumhurbaşkanlığı adaylığım açıklandı. Partim, adayını Türkiye tarihinde ilk kez, üyelerin ve yurttaşların katılacağı bir ön seçimle belirleme kararı aldı. Burada önemli olan yalnız benim aday olmam değildi. Önemli olan bir partinin adayını kendi demokratik iradesiyle belirlemesiydi.İşte tam da burada bir adaysızlaştırma süreci için düğmeye basıldı. Ön seçime günler kala 32 yıllık üniversite diplomam iptal edildi. Cumhurbaşkanlığı adaylığının anayasal şartlarından biri yükseköğretim mezunu olmaktır. Yani bu iptal, bir eğitim kaydı değildi, bir adaylık kararıydı. Sonra bu dosyada da aynı yöntem görüldü. Sahtecilik davasında kritik bir duruşmadan birkaç gün önce hâkim başka bir ile gönderildi."</p>
<h4>"Ana muhalefete çöküldü"</h4>
<p>Ekrem İmamoğlu, mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye kayyum olarak atanmasına da değindi. İmamoğlu, “İktidar, güdümündeki yargıyı kullanarak ana muhalefet partisine çökmüştür. Bu görevi de butlan kararıyla koltuğa oturtulan bir şahsa vermiştir. O şahıs 21 Mayıs darbesinin işbirlikçisidir” dedi.</p>
<h4>Demirtaş'a değindi</h4>
<p>“İki cumhurbaşkanı adayı hapiste, biri Edirne’de biri Silivri’de” diyen Ekrem İmamoğlu, barışın tesis edilmesi için rakipleri hapseden anlayışın ortadan kalkması gerektiğini söyledi. İmamoğlu, “Selahattin Demirtaş’ı Edirne’de tutsak tutmaya çalışan zihniyetin bu ülkeye barışı getirme şansı yoktur. O akıldan bir şey çıkmaz” dedi.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın, eski Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak’ın Adalet Bakanlığı’ndaki görevinden alındığına yönelik iddiasından bahsetti. Hakkındaki “casusluk” davasını da hatırlatan İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e seslendi. İmamoğlu, "Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan bir haber olanların beni casuslukla suçlamasına ‘ne denir’ diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, şunları söyledi: “Çok kişinin bilmediği bir olayı paylaşayım. Daha bu hafta oldu. İBB davasının dezenformasyon trolü olması ve ağına aldığı medya ile manipüle ettirilen şahıs görevinden kovuldu. Kim olduğunu söyleyeyim ama adını vermek çok ahlakıma sığmayan bir iştir.</p>
<h4>"Yaradan büyük, ona sığınıyorum"</h4>
<p>Adalet Bakanlığı'nın gözdesi basın danışmanı görevinden kovuldu. Diyeceksiniz ki İmamoğlu, kötü akıllı bir basın sorumlusunun kovulmasını niye anlatıyor? Bunun casuslukla ne ilgisi var? Onun yanıtını ben değil, bilakis bana muhalif yayın ve sosyal medya hesapları veriyor. Bize casusluk elbisesini biçen arkadaşların, o kovulan danışmanı için bu iddialar dile getiriliyor. Bir başka ülkenin istihbarat servisine hizmet ettiği iddiasını ben değil, onlar dile getiriyor. Tabii ki bir iddia. Kimseyi karalamıyorum. Sadece burada eşdeğer bir biçimde önlerine koyuyorum. İster otursun yesinler, ister kafasını çenelerinin arasında alıp düşünsünler, umurumda değil. Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan bir haber olanların beni casuslukla suçlamasına neden diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim. Yaradan büyük, Yaradan’a sığınıyorum.”</p>
<h4>"Bırak Allah aşkına milleti rahat ya"</h4>
<p>Ekrem İmamoğlu, "İktidar bizim için bir saltanat değil. Bizim saltanatımız evde. O da eşimdir, kızımdır. Çöktüler millli iradeye, çökmeye de devam ediyorlar. Bu bir gasptır, ağır bedelleri olacaktır. Ben bunu kaldıramam, haysiyetim için yaşıyorum, namusum, iffetim için yaşıyorum” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren Ekrem İmamoğlu, “Ama bu nasıl bir kuşak ya? Oturdu koltuktan kalkmıyor. Kimin koltuğu? Milletin koltuğu. Bırak Allah aşkına milleti rahat ya. Git evine çoluğunla, çocuğunla, torununla, torbanla uğraş ya. Yazıktır, günahtır bu millete. Bu milletin aklıyla dalga geçme. Bu milletin aklı kendine yeter. Sanki kendini seçilmiş tek akıllı insan zannedersen olmaz yani. Bu millet bunu kaldırmaz, ben kaldırmam. Hiç kimse kaldırmaz, hiç kimsenin evladına kaldırmaz. Babasını çekmez çoluk çocuk Kendi babasını, annesini çekmez bu şey. Ayıptır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Duruşma İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününde 17.30 sıralarında bitti. İmamoğlu savunmasına pazar gününe kadar devam edecek.</p>
<p>(Kaynaklar: BirGün, Evrensel, Medyascope)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 12:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[TİP’in 582 bin takipçili X hesabına erişim engeli]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/tipin-582-bin-takipcili-x-hesabina-erisim-engeli-42156</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/08/sosyal-medya-sansuru-konusunda-yapacak-bir-sey-yok-mu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/tipin-582-bin-takipcili-x-hesabina-erisim-engeli-42156</guid><description><![CDATA[Halk TV’ye yönelik polis baskını ve kayyım kararlarının ardından sansür ve erişim engelleri sürüyor. İfade Özgürlüğü Derneği, Türkiye İşçi Partisi’nin 582 bin takipçili X hesabına 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında erişim engeli getirildiğini duyurdu. Hesap, henüz X tarafından Türkiye’den görünmez kılınmadı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sabah saatlerinde Halk TV’nin İstanbul’daki binasına düzenlenen polis baskını ve hemen ardından gelen kayyım kararlarının gölgesinde, sosyal medya yasakları, erişim engelleri ve sansür uygulamaları da hız kesmeden devam ediyor.</p>
<p>Hesabı engellenen İfade Özgürlüğü Derneği, Türkiye İşçi Partisi (TİP) X hesabına erişim engeli kararı verildiğini duyurdu.</p>
<p>TİP'in 582 bin takipçili @tipgenelmerkez rumuzlu hesabı 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında erişime engellendi.</p>
<p>Hesap, X tarafından henüz Türkiye’den görünmez kılınmadı.</p>
<p>(Kaynak: İfade Özgürlüğü Derneği)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 11:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye ve Azerbaycan arasında "türban" gerginliği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ve-azerbaycan-arasinda-turban-gerginligi-42155</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/turkiye-ve-azerbaycan-arasinda-turban-gerginligi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ve-azerbaycan-arasinda-turban-gerginligi-42155</guid><description><![CDATA[Azerbaycan’da okullarda "laiklik ilkesine uymayan ek giyim unsurları"nın “laiklik ilkesi” gereğince yasaklaması sonrası başlayan protestolar devam ederken, Türkiye'den gelen tepkiler üzerine Azerbaycan iktidar partisi YAP, Türkiye'yi eleştiren sert bir açıklama yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan’ın iktidar partisi olan Yeni Azerbaycan Partisi (YAP), AKP’li milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın sosyal medyadaki eleştirilerinden sonra, yazılı bir<a href="https://www.yap.org.az/az/view/news/109059/yeni-azerbaycan-partiyasinin-metbuat-xidmetinin-achiqlamasi" target="_blank" rel="nofollow noopener"> açıklama yaparak</a>, Azerbaycan hakkında karalama kampanyası yapıldığını ve Türkiye’ye ve iktidar partisine Azerbaycan’ın iç işlerine saygı duyulması çağrısında bulundu.</p>
<h4>Nasıl başladı?</h4>
<p>Azerbaycan’da 7 Temmuz 2026’da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından imzalanan yasa değişikliğiyle, Azerbaycan'ın Genel Eğitim Kanunu'ndaki eğitim ilkeleri arasına "laiklik" (dünyevilik) maddesi eklendi. 21 Eylül 2026 ise Başbakan Ali Asadov imzasıyla yayımlanan 309 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile devlet okullarındaki öğrenci kıyafeti düzenlemesi değiştirildi. Kararda doğrudan "başörtüsü" veya "hicab" kelimesi geçmese de; okul üniformasının bütünlüğünü bozan ve genel eğitimdeki <em>laiklik ilkesine uymayan ek giyim unsurlarına</em> izin verilmeyeceği belirtildi. Bu düzenleme, uygulamada başörtüsü yasağı olarak hayata geçirildi. 6 Ekim 2026’da ise kılık-kıyafet ve laiklik denetimi genişletilerek öğretmenleri de kapsayacak nitelikte yeni kısıtlamalar ve kurallar getirildi. Başörtülü öğrencilerin okula alınmaması sonrası okullarda türban protestoları başladı.</p>
<h4>Türkiye'den tepkiler</h4>
<p>Türkiye'nin özellikle muhafazar kamuoyundan da karara tepkiler yükseldi, Cumhurbaşkanı Başdanışması Oktay Saral da eleştirenler arasına katıldı. Sosyal medyasından bir<a href="https://x.com/oktay_saral/status/2109736185090257245" target="_blank" rel="nofollow noopener"> paylaşımda</a> bulunan Saral, Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin derslere alınmamasını kabul edilemez olarak niteledi ve şöyle devam etti<em>:</em> "İnancı gereği başını örten bir öğrenciyi okul kapısında bırakmak, hangi vicdana, hangi adalete sığar? Başörtüsü engel değil, inancın gereğidir! Eğitim hakkı hiçbir ideolojik dayatmaya kurban edilemez!"</p>
<p>"Azerbaycan’ın bu yanlıştan bir an önce dönmesini bekliyoruz. Gençlerin geleceğine engel koymak değil, önlerini açmak gerekir. Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir!"</p>
<h4>"Karalama kampanyası"</h4>
<p>Saral’ın mesajından sonra Azerbaycan iktidar partisi YAP da resmi sitesinde bir açıklama yaparak, başta Saral olmak üzere, AKP'li diğer isimlere sert bir dille tepki gösterdi. YAP, aralarında hükümete yakın kaynakların da bulunduğu bazı Türk medyasını ve sosyal medya platformlarını, Azerbaycan hakkında yanlış ve taraflı bilgi yaymakla suçladı.</p>
<p>Açıklamada YAP, olanları "Azerbaycan’a karşı yürütülen karalama kampanyası" olarak adlandırdı. Parti, Erdoğan’ın başdanışmanı statüsündeki Saral ve AKP’nin bazı milletvekillerinin de "böyle bir kampanyaya dahil olması üzerine" açıklama yapmak zorunda kaldıklarını belirtti ve “Azerbaycan'a karşı yürütülen bu bilgi kampanyasının son zamanlarda daha saldırgan, sistematik ve açıkça iftira niteliğinde bir hal aldığı” vurgulandı.</p>
<h4>İsrail ve Azerbaycan ilişkileri</h4>
<p>YAP, açıklamasında okullardaki kılık kıyafet yasağına Türkiye’den gelen eleştirilere ek olarak İsrail’le olan ilişkilerini dair eleştirilere de yanıt verdi.</p>
<p>Açıklamada, Azerbaycan-İsrail ilişkilerine yönelik eleştirileri reddederek Bakü’nün, başkenti Doğu Kudüs olan iki devletli çözüm çerçevesinde Filistin devletini desteklediğini, Filistinlilere finansal ve insani yardım sağladığını vurguladı.</p>
<p>Buna ek olarak, Azerbaycan’ın İslam dünyasıyla olan ilişkilerinin de<em> </em>"herhangi bir siyasi konjonktüre değil, karşılıklı saygı, eşitlik ve dayanışma ilkelerine dayandığı" ifade edildi.</p>
<p>YAP, "Ülkemizin İslam dayanışmasını güçlendirmeye yönelik katkıları Müslüman devletler tarafından takdirle karşılanmaktadır" dedi.</p>
<h4>Erdoğan'ın sözleri</h4>
<p>Yapılan bazı yorumlarda, bu sözlerin Erdoğan’ın Eylül ayındaki BM Genel Kurulu konuşmasına dolaylı bir yanıt olduğu söyleniyor. Erdoğan konuşmasında, okullardaki başörtüsü kısıtlamalarını eleştirerek bunları "kadınların en temel haklarına saldırı" olarak nitelemiş ve konuyu "İslamofobi" ile bağdaştırmıştı. Erdoğan doğrudan Azerbaycan’ın adını vermemiş olsa da bu sözler birçok kesim tarafından Bakü’ye yönelik olarak değerlendirilmişti.</p>
<p>YAP, Saral’ın açıklamalarına dönerek, başdanışmanı ve Türk milletvekillerini "meselenin özünü dikkate almadan popülist ve sorumsuz açıklamalar yapmakla" suçladı.</p>
<p>"Bu tür açıklamalar Azerbaycan-Türkiye kardeşlik ilişkilerinin ruhuna aykırıdır ve kamuoyunda yapay bir gerilim yaratılmasına hizmet edebilir" diyen parti, devletin tüm dinlere eşit mesafede yaklaştığını savundu.</p>
<p>Başörtüsü yasağı uygulamasını ise bu durumun Azerbaycan’ın laiklik politikasından kaynaklandığını ve bu ilkenin "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da güvence altına alındığını<em>"</em> belirterek savundu.</p>
<p>Açıklama şu sözlerle tamamlandı: <em>"</em>Yeni Azerbaycan Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi temsilcilerinin, özellikle de üst düzey devlet görevinde bulunan kişilerin, açıklamalarında siyasi sorumluluk sergilemeleri, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliğine, anayasal düzenine ve iç işlerine saygı duymaları gerektiğine inanmaktadır."</p>
<h4>16 sene sonra tekrar</h4>
<p>Azerbaycan'da 2010'da da okullarda yeni bir kılık kıyafet yönetmeliği tartışması yaşanmıştı. Hükümetin o zaman getirmek istediği düzenlemelere karşı 2010-2012 yılları arasında protestolar düzenlenmişti.</p>
<p>Konu, Azerbaycan'da 16 yıl sonra Bakanlar Kurulu'nun son kararlarıyla yenide gündemde.</p>
<p>Azerbaycan yerel medyasında, bazı tesettürlü öğrenci ve öğretmenlerin okullara alınmadığına dair haberler yer aldı. Bu gelişmenin ardından protestolar başladı. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı'na göre 37 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Türkiye ve İran, yasaklamaya tepki gösteren iki ülke oldu. Türkiye’den<strong> </strong>özellikle muhafazakâr ve İslamcı kesimlerden tepkiler yükseldi.</p>
<p>3 Ekim'de İstanbul'daki Azerbaycan Konsolosluğu önünde Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği'nin (Özgür-Der) çağrısıyla toplanan bir grup, basın açıklaması düzenlendi.</p>
<p>Saral’e ek olarka AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta X'de, Yeni Şafak gazetesinin hesabından konuyla ilgili paylaşılan bir videoyu alıntılayarak, "Azerbaycan umarız bu yanlıştan bir an önce döner. Günümüz dünyasına yakışmayan içimizi burkan görüntüler" dedi.</p>
<p>AKP Bursa Milletvekili Müfit Aydın da sosyal medya hesabından, "Azerbaycan, kardeşliğin gereğini yapmalı ve bu uygulamaya derhâl son vermelidir!" açıklamasını yaptı.</p>
<p>Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin açıklamasında, "Gelin kardeşim, bu yanlıştan dönün" çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 11:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yerinden edilen 45 bin Karabağlı'ya vatandaşlık verildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yerinden-edilen-45-bin-karabagli-ya-vatandaslik-verildi-42148</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/karabag%20insani%20kriz%20eylul%202023.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yerinden-edilen-45-bin-karabagli-ya-vatandaslik-verildi-42148</guid><description><![CDATA[Karabağ'dan yerinden edilen 53 binden fazla kişi Ermenistan vatandaşlığına başvurdu ve 45 binden fazlası vatandaşlık aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İçişleri Bakan Yardımcısı Armen Ghazaryan, Azerbaycan'ın saldırıları sonrası Karabağ'dan yerinden edilmiş Ermenilerin sorunlarına ilişkin Ulusal Meclis'te yapılan görüşmeye dair gazetecilerle açıklama yaptı. Ghazaryan, Karabağ'dan yerinden edilen 53 binden fazla Karabağlı Ermeni'nin Ermenistan vatandaşlığına başvurduğunu ve 45 binden fazlasının vatandaşlık aldığını açıkladı.</p>
<p>Gazharyan, “Görüşmede, Karabağ'dan yerinden edilmiş yurttaşlarımızın karşılaştığı sorunlar ele alındı. Çeşitli kurumların temsilcileri davet edildi ve yetkileri dahilinde, yerinden edilmiş yurttaşlarımızın dile getirdiği konulara değindiler,” dedi.</p>
<p>Bakan yardımcısının açıklamasına göre, İçişleri Bakanlığı'nın yetki alanına giren konular vatandaşlık kazanma süreciyle ilgiliydi.</p>
<p>Ghazaryan, "Şu anda 53 binden fazla vatandaşlık başvurusu aldık ve Karabağ'dan yerinden edilmiş 45 binden fazla yurttaşımız Ermenistan vatandaşlığı aldı" dedi.</p>
<p>Gazharyan, idari prosedürlerin basitleştirilmesi için çalışmaların devam ettiğini belirtti. Tartışmada ayrıca, özellikle doğum belgeleri olmak üzere, eksik olan gerekli belgeler konusu da ele alındı.</p>
<p>Bakan yardımcısı, "Doğum belgesi olmadan vatandaşlık davası başlatılamaz ve bu, vatandaşlık mevzuatımızda öngörülen bir mekanizmadır. Bu nedenle, konuyu görüşüyor ve çözüm arıyoruz" dedi.</p>
<p>Ghazaryan'a göre, doğumu onaylamak için noterlik prosedürü zaten uygulanıyor ve bu da mahkeme işlemlerine göre daha basit bir alternatif sunuyor.</p>
<p>Adalet Bakanlığı ayrıca harçlardan muafiyetle ilgili bir yasa değişikliği önerisinde bulundu.</p>
<p>"Başvurucuların doğum bilgilerini noter aracılığıyla onaylattığı vakalarımız var" diyerek vatandaşları bu seçenek hakkında bilgilendirmenin önemini vurguladı.</p>
<p>Vatandaşlık verilmesi için tanınan süre sınırlarına değinen Ghazaryan, idari işlemlerin başlatılmasından itibaren sürenin 90 iş gününü aşamayacağını vurguladı.</p>
<p>Gazharyan, "Bu sürenin aşıldığı durumlar olsa da, bu tür ihlallerin nadir olduğunu söyleyebilirim" diye ekledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Midya salma]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/midya-salma-42154</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/14/midya-salma.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/midya-salma-42154</guid><description><![CDATA[Eskiden bugünkü gibi temizlenmiş satılmıyordu midya. Rahmetli Roza Yayam midyaları bıçakla kazıya kazıya temizler, cam gibi parlatır, öyle pişirmeye girişirdi. Midya, gün evvelinden balıkçıya ısmarlanır, günü gelince taneyle ve seçerek satın alınırdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yemek, mutfak denince veya bir yemekten konu açılınca koku, doku, tariften önce anılar canlanır kimilerinin hayalinde. İşte ben de onlardan biriyim. Yemeği herkes pişirir, kokuyu, lezzeti tutturur ama anıları herkes ya da her yemek yaşatamaz. Dolayısıyla, pişirdiğim midya salmanın tenceresinin kapağını açınca gelen o deniz kokusu ile Roza Yayalı anılarım canlanır hep.</p>
<p>Midya salma, çocukluğumda şehriyeli pilav dışında yediğim tek pirinçli yemek. Ne bezelyeli pilav, ne domatesli ne de lapa. Benden uzak, sevenlerine yakın. Şehriyeli pilav candır, sade pilava ise tahammül edemezdim. Ama benim canım ciğerim, dert ortağım, prensesim, mutfak perim, kızımın isim anası Roza Yayam yaptı mı, hem midyanın hem yayamın hatırına yerdim. Maksat pilav yemek değil, midyayı kaşık diye kullanıp salmayı gömmek. Dolayısıyla ustamız, canımız sireli Takuhi Tovmasyan’ın da "Sofranız Şen Olsun" kitabında anlattığı gibi, kendi kaşığıyla gelen yemek bizim midya salma. Bu yemeğin en keyfli yanı yenmesi. Masada hani “tavuk, balık, kelle, bunlar yenir elle” söylenişindeki ürünler hariç elle yenen yemeklerdendir salmamız. Ne kaşık ne çatal: Midya salma, midyanın kabuklarıyla pirinç kaşıklanarak yenir. Bu yazılmamış bir kuraldır!</p>
<p>Mama evinden başka bir evde rastlamadım midya salmaya. Son birkaç yıldır kendim de yapıyorum. Koku yayamı getiriyor aklıma ama ne tat tam aynı ne de sofranın hâli. Anılar geliyor da, o günlerin tadı tuzu geri gelmiyor maalesef, her bağlamda.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/whatsapp-image-2026-10-13-at-22-38-17-1.jpeg" alt="" width="469" height="627">Midyanın etimolojik ve tarihsel detaylarına girmeye hacet yok sanırım. Salma ise bir pişirme tekniği. Pirinci suya salıyoruz, çeke çeke pişiyor.</p>
<p>Midya salma dediğimiz ürün ise midyayla pirincin aynı tencerede pişirildiği yemek. Kaynağı, ilk kez nerede ve kimler tarafından yapıldığı hakkında kesin bir bilgiye ulaşamamakla birlikte özellikle deniz kıyısındaki bölgelerde, Osmanlı döneminde ve sonrasında Rum ve Ermeni ev mutfaklarında, ayrıca meyhane sofralarında yer aldığı bilgilerine rastlıyoruz. Benim bildiğim, büyüklerimden gördüğüm tarifte önce soğan ve sarımsak yağda çevrilir, midyalar eklenir. Ağızları biraz açılınca domatesle tıkırdatılır, ardından suyu eklenir. Su kaynayınca pirinç salınır.</p>
<p>Bizim midya salma, bildiğimiz tane tane pilavlardan değildi. Lapa da değildi ama o tarafa biraz göz kırpardı; hafif sulu, midyanın kabuğuyla kaşıklamalık bir tencere yemeğiydi. Başka evlerde nasıl pişer, ona karışmam; benim bildiğim buydu.</p>
<p>Bizde bunun domateslisi pişerdi bir tek, benim bildiğim ve mutfağımda varlığını sürdürdüğüm tarif budur. Fıstıklı, kuş üzümlü, baharatlı salmalar da var. Benim damağım onları dolmaya yakın buluyor; o tatları yiyeceksem kabuğunun içine doldurulmuş hâlini tercih ederim. Tembel dolması diye bir element uyduracaksak da, o başka bir isimle anılabilir, yapılmayacak şey değil. Sonuçta soğanlı nohudu bize topik, Ermeni mezesi diye yutturmaya çalışanlar da olmuştu, bu da şaşırtmaz.</p>
<p>Yemeğin özellikleri de malzemeleri gibi basit ve sade. Pirinç ve midya işte ne olacak diyeceksiniz ama o kadar basit değil. Pirinç konusuna girmeyeceğim. Ben küçükken iki türlü pirinç bilirdim, kırık olan sütlaçlık veya dolmalık, bütün taneli olan da pilavlıktı. Ama midyaya girersek aslında doldurulamayacak ebatta olanlarla salma yapılırdı diye beylik bir laf etmek istesem de bizde salmalık küçük midyalar ayrıca mı alınırdı, dolmalıkların arasından mı ayrılırdı, onu kesin hatırlamıyorum. Eskiden kıyıdan midya toplamak da mutfak hayatının bir parçasıymış. Ama geçmişin alışkanlığı bugünün güvenlik ölçüsü değil maalesef. Bu yüzden midya satın alırken dikkat edilecek hususlar var.</p>
<p>Midya hakkında en iyi bildiğim şey temizliği. Eskiden bugünkü gibi temizlenmiş satılmıyordu midya. Rahmetli Roza Yayam midyaları bıçakla kazıya kazıya temizler, cam gibi parlatır, öyle pişirmeye girişirdi. Midya, gün evvelinden -özellikle dolma yapılacaksa- balıkçıya ısmarlanır, günü gelince taneyle ve seçerek satın alınırdı.</p>
<p>Her ne kadar birtakım İzmir menşeli kaynaklarda midyanın pilava salınması olarak anılsa da pirincin suya salınma tekniğini içerdiğinden ötürü midya salmadır bence. Sıtkı Üner, <em>Balık ve Balıkçılık</em> dergisinin 1971 tarihli “Midye Yemekleri” yazısında salmayı eski İstanbulluların makbul tuttuğu deniz ürünleri yemeklerinden biri olarak anlatır. (Bu bilgi derginin XIX. cildinin 2. sayısında, basılı 34–35. sayfalarda bulunuyor.)</p>
<p>1844 tarihinde yayımlanan Mehmet Kâmil’in kitabı Melceü’t-Tabbâhîn’de tarifin karakteri oldukça nettir: Zeytinyağında soğan kavrulur; domates veya domatesin işlenmiş karşılığı, midya, su ve tuz eklenir; kaynayınca pirinç salınır. Yemek soğutulduktan sonra üzerine biber konularak yenir. Yemeğin icat tarihi olmasa da erken yazılı örneklerinden biri olarak bu kitap gösteriliyor. Bizimkine en yakın tarif bu. Kaynakta biberin türü belirtilmemiş fakat biz midya salmaya karabiber ekeriz yerken. Tek anlaşamadığımız nokta yemeğin soğutularak yenmesi, çünkü bizde sıcak tencere yemeği olarak yenir midya salma.</p>
<p>Yemek, coğrafi olarak bizi çok da şaşırtmayarak Marmara Denizi’ndeki adalarımızda, Boğaz kıyısında, Ege kıyılarında -özellikle İzmir- ve (tabii ki) Selanik’te görülüyor. Bu coğrafyayı İstanbul–Marmara–Ege çevresindeki midyeli pilav gelenekleri olarak okumak mümkün. Toplumsal olarak baktığımızda ise midya salma, ev ve meyhane arasında mekik dokuyabiliyor. Ben hem tencere yemeği, hem sıcak yemek olması bağlamında ev yemeği hatta yazın sahilde denizden toplanan midyaları değerlendirme yemeği olmasına daha sıcak bakıyorum. Midya salma, bazı modern(leştirilmiş) meyhane menülerinde de karşımıza çıkıyor. Hafif sulu kıvamıyla risottoyu hatırlatsa da benim için adresi hâlâ mama evidir.</p>
<p>Ne dersek diyelim, benim nezdimde midya salma, klasik, alışılagelmiş bir pilavdan öte  kabukları çoğunlukla birbirinden ayrılmamış küçük midyalarla pişen bir tencere yemeği. Her ne kadar domatesin coğrafyayla buluşma döneminden yola çıkarak yemeğin tarihini belirlemeye yeltensek de bu bizi kesin bir sonuca maalesef götürmüyor. Her zamanki gibi, netice itibarıyla amaç yemek, yemeği yaşatmak. Bu uğurda da yiyelim, güzelleştirelim anıları.</p>
<div class="box-12">
<p><strong>Malzemeler:</strong></p>
<p>40 adet midya (dolmalıktan küçük olacak)</p>
<p>2 su bardağı baldo pirinç</p>
<p>3-4 domates (isteğe göre domates püresi, salça veya domates suyu da kullanılabilir)</p>
<p>3-4 soğan</p>
<p>3-4 diş sarımsak (isteğe bağlı)</p>
<p>1 yemek kaşığı tereyağı</p>
<p>2 yemek kaşığı zeytinyağı</p>
<p>Yaklaşık 4 su bardak su (domatesin sululuğuna, pirincin çekeceği su miktarına göre)</p>
<p>Tuz, karabiber</p>
<p><strong>Tarif:</strong></p>
<p>Pirincimizi yıkayalım, süzgeçte bırakalım.</p>
<p>Ben yemeklik doğranmış soğan ve sarımsağı tereyağı ve zeytinyağı karışımında öldürüp midyalarımı eklerim. Onlar azıcık ağızlarını açınca domatesini veririm. Salça kullanmam pek, sadece domates suyu veya lezzetli domates varsa tercih ederim. Domates biraz pişince suyunu, tuz ve karabiberini eklerim. Su kaynayınca da pirincini salarım. Suyunu, kullandığım domatese, domates suyuna göre dikkatli eklerim, az geldiği takdirde sonradan su ekleyebileceğimiz için baştan çok cömert davranıp lapaya dönüştürmem.</p>
<p>Piştiğini pirincin şeklinden ve yemeğin görünüşünden anlayabilsem de kesin bilgi için bir çay kaşığı ile pirincin pişip pişmediğine bakarım. Pişmişse, can suyu misali çeyrek bardak su da ekleyip son bir kez karıştırır, altını kapatıp dinlenmeye bırakırım.</p>
<p>Tabii ki kereviz sapı, kereviz tuzu veya gönlünüzden geçen bileşenleri (maydanoz, nane, taze soğan) eklemeniz mümkün. Ama yayamın yemeğinden aklımda kalanlarla bugün benim pişirdiğim budur.</p>
<p>PS: Sanırım yayam sarımsaksız yapardı, belki de soğansız, aklımda kalanı bu ama.</p>
<p>Afiyet olsun.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mahiroğlu dahil 17 isim hakkında gözaltı kararı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mahiroglu-dahil-17-isim-hakkinda-gozalti-karari-42153</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/14/yayin-durduruldu-kanala-kayyim-atandi-1.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mahiroglu-dahil-17-isim-hakkinda-gozalti-karari-42153</guid><description><![CDATA[Halk TV’nin İstanbul’daki binasına sabah saat 05.30'da polis baskını düzenlendi. Kanala kayyum atanırken televizyon yayını durduruldu, çalışanların binaya girişine izin verilmedi. Öte yandan kanal sahibi Cafer Mahiroğlu dahil 17 isim hakkında gözaltı kararı verildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halk TV’nin İstanbul’daki binasına sabah 05.30'da polis baskını yapıldı. Düzenlenen baskının ardından kanala kayyum atandı, televizyon yayını durduruldu.</p>
<p>Polis ekiplerinin binadaki aramaları sürerken, kanalın bulunduğu yol trafiğe kapatıldı ve çalışanların binaya girişine izin verilmiyor.</p>
<p>Halk TV'ye atanan kayyım da polis ile birlikte kanala geldi. Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş kamunun en temel bilgilendirme hakkı için canlı yayın akışının devam etmesini istedi. Kayyım bu talebi  kabul etmedi. Toktaş, "Bizim kişisel olarak ilişkilerimiz farklı bir şeydir ama şu anda burada haksız, hukuksuz bir şey oluyor. Buna dolayısıyla hani "birlikte bir iş yaparız" gibi bir şeyimiz olmaz. Bunun sizin şahsınızla ilgisi yok. Tamam mı?" dedi.</p>
<h4>Yayın durduruldu</h4>
<p>Halk TV'ye polis ekiplerinin girmesinin ardından binadaki son gelişmeleri aktaran Halk TV programcısı Deniz Bayramoğlu yayının durdurulmasına ilişkin süreci şöyle aktardı:</p>
<p>"Halk TV Genel Yayın Yönermeni Suat Toktaş kayyum heyeti başkanı ile yayının devam etmesi konusunda yaptığı görüşme sonuçsuz kaldı. Halk tv yayını durduruldu."</p>
<h4>17 isme gözaltı kararı </h4>
<p>İstanbul başsavcılığının açıklamasına göre Halk TV’ye ilişkin Cafer Mahiroğlu odaklı soruşturma var. Suçlamalar ‘rüşvet’, ‘ihaleye fesat karıştırma’ ve ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’.</p>
<p>Bu kapsamda Mahiroğlu dahil 17 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Bu kişilerden 11’i gözaltına alınırken dördünün yurt dışında, birinin cezaevinde olduğu paylaşıldı. Bir kişiyse aranıyor.</p>
<p>Gözaltına alınanlar şunlar: Harika Akkaya, Hasan Özdemir, İbrahim Özdemir, Armağan Küçük, Mustafa Özdemir, Halit Akın, Ali Turan, Mediha Burumoğlu, Murat Koçak, Erkan Yağcı ve Süleyman Özen.</p>
<p>Cafer Mahiroğlu, Hakan Arıcan, Mehmet Necati Yağcı ve Sevim Kul’un yurt dışında olduğu bildirildi. Doruk Bulut’un başka suçtan cezaevinde, Fatih Yadoğlu’nunsa firari olduğu belirtildi.</p>
<p>Ayrıca Mahiroğlu’nun ortağı, yöneticisi ya da ilişkili olduğu şirketlere el konuldu.</p>
<p>Mahiroğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki bağlantılarıyla BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri A.Ş.’nin kurulmasını sağladığı ve belediye ihalelerinden haksız menfaat elde edildiği öne sürüldü. Soruşturmada 14 milyon 464 bin liralık ‘rüşvet’ iddiası var.</p>
<p>Mahiroğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki bağlantılarıyla BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri A.Ş.’nin kurulmasını sağladığı ve belediye ihalelerinden haksız menfaat elde edildiği öne sürüldü.</p>
<p>Mahiroğlu ve birinci derece yakınlarının banka hesapları, ortaklık veya yöneticilik ilişkilerinin bulunduğu şirket hesapları incelendi.</p>
<p>Başsavcılık, devamında “Yüksek tutarlı uluslararası SWIFT para transferleri bulunduğu malvarlığı edinimleriyle beyan edilen gelirler arasında uyumsuzluklar olduğu anlaşılmıştır”dedi.</p>
<h4>Mahiroğlu’ndan tepki</h4>
<p>Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, sosyal medyadan "Butlan lideri Kılıçdaroglu ve ekibi mutlu olabilir. Polis Halk TV’de” paylaşımı yaparak haberi duyurdu.</p>
<h4>Özel’den tepki</h4>
<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel Halk TV'ye yönelik polis baskınına ve kanala kayyım atanmasına ilişkin açıklama yaptı. Özel, "Şafak vakti bir televizyon kanalına polis baskını yapıp, kayyım atamak ancak diktatörlerin yapacağı iştir" diyerek tepki gösterdi. Halk TV çalışanlarının yanında olduklarını belirten Özel, "Millet kazanacak, darbeciler, vesayetçiler yenilecek" ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Baş: Biat etmeyeni susturuyorlar</h4>
<p>Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş ise Halk TV kayyımına şu sözlere tepki gösterdi:</p>
<p>"Sabah 5.30’da polis baskını ile yayın durdurmak ve kanal yönetimine kayyum atamak da bu iktidara yakışırdı!</p>
<p>Halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını cezaevinde tutup, belediyelere zor yoluyla çökenler, halkın haber alma hakkına da el koyuyorlar, kendilerine biat etmeyen basını susturmaya çalışıyor!</p>
<p>Halkın iradesini de sesini de teslim alamayacaksınız!"</p>
<p>(Kaynak: BirGün, Diken, Halk TV)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mahkemeden Kavala’nın yeniden yargılanmasına ret]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mahkemeden-kavalanin-yeniden-yargilanmasina-ret-42150</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/osmankavaladogumgunu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mahkemeden-kavalanin-yeniden-yargilanmasina-ret-42150</guid><description><![CDATA[İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM Büyük Daire’nin Gezi hükümlüsü Osman Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararını uygulamadı ve Kavala’nın yeniden yargılanması talebini reddetti]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala'nın yeniden yargılanması için yapılan başvuruyu reddetti.</p>
<p>Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesinin Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararını uygulamadı.</p>
<p>DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkemenin talebi üzerine gönderdiği mütaalada, Anayasa Mahkemesi'nin Kavala ile ilgili kararını henüz vermediğini ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirterek talebini reddini istedi. </p>
<h4>“Egemen devletin yargı yetkisine müdahale”</h4>
<p>Mahkeme kararında, AİHM’ye başvurmadan önce iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiği vurgulandı. Gerekçede, uluslararası hukukta kabul edilen genel ilkelere göre başvurucuların öncelikle ulusal yargı mercilerine başvurmaları ve mevcut hukuki yolları kullanmaları gerektiği ifade edildi. Kararda, "Aksinin kabulü uluslararası bir mahkemenin yetkisini aşarak egemen bir devletin yargı yetkisini bağımsızca kullanmasına müdahale teşkil edecektir" denildi. </p>
<p>Kararda, başvurucularının AİHMY’ye başvurusu için iç hukuk başvurusunun yetkili ve görevli merci önünde yapılması gerektiğine işaret edildi. "Ancak mahkememiz dosyasına konu kararda, iç hukuk yollarını tüketme şartının gerçekleştirilmeden karar verildiği görülmektedir" denildi.</p>
<p>Kararda, AİHM'nin pek çok kararında vurgulandığı üzere AİHM'nin bir temyiz mahkemesi olmadığı belirtilerek, "Delillerin kabul edilebilirliği ya da delillerin nasıl değerlendirileceği hususunun ulusal hukukun ve ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğu açıktır. Aksinin kabulü durumunda Mahkeme, ilk derece mahkemesi veya temyiz mahkemesi gibi hareket etmiş ve kendi rolüne getirilen sınırları yok saymış olacaktır" ifadesi yer aldı.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Osman Kavala, 1 Kasım 2017’den beri Silivri Cezaevi’nde tutuklu. Tutuklamaya iki gerekçe gösterilmişti: Gezi eylemleri bağlamında ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ve 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs.İnsan hakları savunucusu ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala, Kasım 2017 'den bu yana, 9 yıldır haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.</p>
<h4>AİHM kararları uygulanmıyor</h4>
<p>25 Ağustos'ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, Osman Kavala'nın devam eden tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna ve adil yargılanma, ifade ve örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının insanlık dışı ve alçaltıcı muamele teşkil ettiğine ve Türkiye yetkililerinin onu hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutarak kötü niyetle hareket ettiğine karar verdi. Mahkeme, Osman Kavala'nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasına hükmetti. Bu, AIHM'in Kavala'nın durumuna ilişkin 2019'dan beri verdiği üçüncü ihlal kararı.</p>
<p>Türkiye, taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kurulan AIHM'in bağlayıcı üç kararını uygulamadı. Osman Kavala hâlâ cezaevinde tutuluyor.</p>
<p>(Kaynak: DW Türkçe, Alican Uludağ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 18:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İmamoğlu’nun savunması dört gün sürecek]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglunun-savunmasi-dort-gun-surecek-42149</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/imamoglu-durusma-salonuna-getirilmedi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglunun-savunmasi-dort-gun-surecek-42149</guid><description><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında İmamoğlu’nun yarın başlayacağı savunması dört gün sürecek. Mahkeme başkanı, cumartesi günü sona erecek olan ikinci celsenin bitişinde, aylık tutukluluk incelemesi yapılacağını duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında 97. duruşma görülmeye başlandı.</p>
<p>İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu kişiler katıldı.</p>
<p>Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.</p>
<p>Dün görülen duruşmada, ek iddianame kapsamında tutuksuz olan ancak ilk iddianamede tutuklu bulunan 2 sanık da birleşen dosya kapsamında duruşmada savunma yaptı.</p>
<h4>İmamoğlu dört gün savunma yapacak</h4>
<p>İBB Davası'nın ikinci celsesinde son aşamaya gelinirken, yarın savunmasına başlaması beklenen Ekrem İmamoğlu’na dört günlük bir savunma süresi tanınacak.</p>
<p>İmamoğlu ve avukatları; çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri boyunca savunma yapabilecek. Bugüne dek pazartesi ve perşembe günleri arasında görülen dava, İmamoğlu’nun savunması sebebiyle bu hafta cuma ve cumartesi günleri de devam edecek. Bu kapsamda, ikinci celse sonunda bu perşembe günü yapılması beklenen ve yeni tahliyelerin olabileceği tutukluluk incelemesi de cumartesi günü yapılacak.</p>
<p>(Kaynak: BirGün)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 16:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bahçeli: Suudi Arabistan'a her türlü askeri destek verilmeli]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bahceli-suudi-arabistan-a-her-turlu-askeri-destek-verilmeli-42146</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/devlet%20bahceli%20mhp%20grup%20toplant%C4%B1s%C4%B1.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bahceli-suudi-arabistan-a-her-turlu-askeri-destek-verilmeli-42146</guid><description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında “Terörsüz Türkiye” sürecinin devam edeceğini söyledi. Mekke İttifakı kapsamında Suudi Arabistan’a askeri destek verilmesi gerektiğini savunan Bahçeli, fon soruşturmasına ilişkin de yolsuzlukların kamuoyuna açıklanmasını istedi. Öte yandan muhalefetin fon vurgununu belediye operasyonlarına karşı ‘rövanşa çevirmek istediğini’ söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, süreç ve Mekke İttifakı konusunda açıklamalar yaptı. Fon soruşturmasına da değinen Bahçeli, "Hiçbir yolsuzluk hukuk önünde koruma görmemelidir. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru ve aynı zamanda hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>PKK'nin fesih sürecine değinen Bahçeli, sürecin devam edeceğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek, en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.”</p>
<p>Bahçeli'nin açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde:</p>
<h4>"Diplomasinin imkanları ve caydırıcı güç kullanılmalı"</h4>
<p>Bu dönemde "Terörsüz bölge yolunda önemli adımlar atıldığını" da dile getiren Bahçeli, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan 'Mekke İttifakı' konusunda da şunları söyledi:</p>
<p>"İsrail'in bölgeye yönelik saldırganlıkları devam etmekte, kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır. İlk kıblemiz olan Mescidi Aksa'ya yönelik provokasyonlar İsrail barbarlığının geldiği noktayı göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi saldırıları, bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. MHP olarak ne ilk kıblemiz Mescidi Aksa'ya ne kıblemiz Kabe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız, sessiz kalamayız, tahammül gösteremeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır.</p>
<p>Bu yönde diplomasinin imkanları, yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır. Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına her türlü askeri desteği verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı kararlılıkla mukabele edilmesine imkan sağlanmalıdır. Dost ve müttefikimiz Suudi Arabistan'a yönelik artan Husi saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır. Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu saldırıların en sert şekilde kınanması gerektiği aşikardır. Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler karşısında Türkiye, Mekke Anlaşması'ndan kaynaklanan taahhütlerine bağlı kalarak ve İslam aleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir. Kahraman Türk askeri 'Mehmetçik' unvanını bu topraklarda almıştır."</p>
<h4> "Olan biten, çalan, talan eden kamuoyuna açıklamalı"</h4>
<p>Fon vurgunu soruşturmasına değinen Bahçeli şunları dile getirdi:</p>
<p>"Türkiye her bakımdan gayri hukuki ve gayri ahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk hukuk önünde koruma görmemelidir. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru ve aynı zamanda hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz. Bu süreçte özellikle muhalefet çevresinde elmayla armut aynı kefede tartılmaya kalkışmaktadır. Muhalefet, yönetimindeki belediyelere yönelik rüşvet, yolsuzluk ve diğer ahlaka mugayir eylemler karşısında fon krizini bir kaçış rampası olarak görmekte, ahlaki zafiyetlerinin üstünü örtmeye yönelik bir fırsata dönüştürmek çabasına girmektedir. Devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır. Somutlaşmış mahkeme kararları, netleşmiş hukuk önünde belirli hale gelmiş konular milletimizle paylaşılmalı, yolsuzlukların boyutu vatandaşlarımızın bilgisine sunulmalıdır. Haklıyla haksızı doğruyla yanlışı fark etmeyi mümkün kılacak etkili bir iletişim stratejisiyle toplumsal kafa karışıklığı önlenmelidir. Ülkemizin terörsüz Türkiye sürecinde yönlendirilmiş sanal meselelerle odağını kaybedeceği bir yöne sürüklenmesine izin verilmemelidir."</p>
<h4>"Fransa'ya heveslenmeyin"</h4>
<p>Fransa'daki öğrenci eylemlerine de değinen Bahçeli, "Gençlerin kitlesel şekilde sokaklara inmesi toplumsal huzur ikliminin giderek bozulacağına işaret etmektedir. 1968 olaylarını ve 2018'deki Sarı Yeleklileri hatırlatan gösteriler dalga dalga diğer ülkelere yayılma potansiyeli göstermektedir. Gençlerimize sesleniyorum, Fransa'ya heveslenmeyin, Batı emperyalizmine kapılmayın, Türkiye'ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun" diye konuştu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 15:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ermenistan, Azerbaycan ile barış anlaşmasını imzalamaya odaklanmalı"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-azerbaycan-ile-baris-anlasmasini-imzalamaya-odaklanmali-42144</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/13/ermenistan-azerbaycan-ile-baris-anlasmasini-imzalamaya-odaklanmali.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-azerbaycan-ile-baris-anlasmasini-imzalamaya-odaklanmali-42144</guid><description><![CDATA[Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, mutlu ve güvenli Ermenistan'ın temel taşlarının tarihin bu aşamasında atıldığını dile getirerek, ileriki günlerde Azerbaycan ile varılan barış anlaşmasını imzalamaya odaklanılması gerektiğini söyledi. "Anlaşma imzalandığında Ermeni devletinin sürekliliğinin temel taşını attığımızı söyleyebiliriz" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Nikol Paşinyan, Ermenistan'ın önümüzdeki dönemde Azerbaycan ile ön hazırlık aşamasındaki barış anlaşmasını imzalamaya ve onaylamaya odaklanması gerektiğini söyledi ve barış anlaşmasının imzalanıp onaylanmasının Ermeni devletinin sürekliliğinin temellerini atacağını vurguladı.</p>
<p>Paşinyan bugün yaptığı açıklamada, "Vizyonum şu şekilde: Önümüzdeki dönemde Azerbaycan ile ön anlaşmaya varılan barış anlaşmasını imzalamaya ve onaylamaya odaklanmalıyız. Bu gerçekleştiğinde, Ermeni devletinin sürekliliğinin temel taşını attığımızı söyleyebiliriz" dedi. </p>
<p>Paşinyan, 12 Ekim'de Facebook sayfasında şu paylaşımı yapmıştı:</p>
<p>“Tarihten bahsettiğimizde, genellikle geçmişte olanları kastediyoruz. Bu temel bir sorun değil mi? Tarih zaten yaşanmışsa, daha ne yapabiliriz? Ya da bir şey yapabilsek bile, bu geçmişi bugün yeniden üretmeye ve böylece değiştirmeye yönelik bir girişim olur, ancak pratikte, zaten olmuş olanı değiştirmek imkansızdır. Öyleyse ne yapmalıyız? Tek bir çözüm var: Tarihten kastımız, zaten olmuş olanlar değil, henüz olacak olanlardır. Bu anlayış bizi tarihin gerçek yazarları yapar, çünkü tarih şimdi yaratılıyor ve yarın da yaratılmalıdır. Peki geçmişte ne oldu? Tarihsel deneyim, tarihin dersleri; tarihi tekrarlamamak için ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiği konusunda pratik bir rehber görevi görür. Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşlarının bugün yarattığı tarih bu açıdan benzersizdir. Daha önce hiç yaşanmadı ve belki de ilk kez tarihi yeniden üretmek yerine yaratıyoruz. Tarih artık olmuş olan değil; tarih olacak olanlardır. Ve olması gereken şey, stratejinin uygulanmasıdır.”</p>

<p>(Kaynak: ArmenPress)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Yeniden yargılanmamın önünün açılmasını bekliyorum"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yeniden-yargilanmamin-onunun-acilmasini-bekliyorum-42142</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/tayfun%20kahraman.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yeniden-yargilanmamin-onunun-acilmasini-bekliyorum-42142</guid><description><![CDATA[Gezi Parkı davası hükümlüsü Tayfun Kahraman, AYM’nin adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin kararının uygulanmasının ve yeniden yargılanmasının gereğini anlatan üst yazıyı İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiğini duyurdu: "Yeniden yargılanmamın önünün açılmasını ve masumiyetimi mahkeme huzurunda kanıtlama hakkıma kavuşmayı bekliyorum."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, Gezi Parkı davasında 18 yıl hapis cezası alan Tayfun Kahraman'ın Anayasa Mahkemesi'nin verdiği ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle yaptığı bireysel başvuruda verilen ihlal kararının gerekçesini açıkladı.</p>
<p>AYM'nin 2 Nisan 2026 tarihli kararının gerekçesinde "Anayasa, Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına (somut olayda İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerine) Anayasa Mahkemesi kararlarına direnme veya bağlayıcılığını tartışma yetkisi vermemektedir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama işlemlerini başlatması hem yasal hem de anayasal bir zorunluluktur" ifadeleri kullanıldı. 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yeniden yargılama yapmayı reddetmesi ve AYM'yi "yetki gaspı" yapmakla suçlamasına yanıt veren AYM, "Bu durum kaçınılmaz bir şekilde hukuk sistemini kaosa sürükler" dedi.</p>
<p>Gezi Parkı davası hükümlüsü Tayfun Kahraman, Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) hakkında verdiği ikinci ihlal ve yeniden yargılama kararının gerekçesinin Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla ilgili açıklama yaptı. Kahraman, süreci takip ettiklerini belirttiği açıklamasında "Yeniden yargılanmamın önünün açılmasını ve masumiyetimi mahkeme huzurunda kanıtlama hakkıma kavuşmayı bekliyorum" dedi.</p>
<p>Sosyal medyadan açıklama yayımlayan Kahraman, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Adil yargılanma hakkımın ihlaline ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından geçen haftadan bu yana yaşanan gelişmeleri içinde bulunduğum şartların elverdiği ölçüde avukatlarımla takip etmekteyim.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, kararın uygulanması gereğini anlatan aşağıda paylaştığım üst yazıyı İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Yeniden yargılanmamın önünün açılmasını ve masumiyetimi mahkeme huzurunda kanıtlama hakkıma kavuşmayı bekliyorum.</p>
<p>Bu süreçte adalet ve hak arayışıma ortak olan, katkı sunan herkese teşekkür ediyorum."</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Başkan yardımcıları dahil 25 gözaltı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/baskan-yardimcilari-dahil-25-gozalti-42141</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/13/baskan-yardimcilari-dahil-25-gozalti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/baskan-yardimcilari-dahil-25-gozalti-42141</guid><description><![CDATA[Ankara’da CHP’li Etimesgut Belediyesi’ne yönelik operasyonda, belediye başkan yardımcıları Fikret Gözüoğlu ve Gültekin Bayındır’ın da aralarında bulunduğu 25 kişi gözaltına alındı. Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, 3 Ağustos’ta düzenlenen önceki operasyon kapsamında tutuklanmış ve görevden uzaklaştırılmıştı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da CHP’li Etimesgut Belediyesi’ne yönelik bir operasyon daha düzenlendi.</p>
<p>Sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonda, belediye başkan yardımcıları Fikret Gözüoğlu ve Gültekin Bayındır’ın da aralarında bulunduğu 25 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Karar doğrultusunda 25 kişinin tamamı gözaltına alındı.</p>
<h4>Beşikçioğlu hâlâ tutuklu</h4>
<p>Belediyeye ‘ihaleye fesat karıştırma’, ‘irtikap’ ve ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’ suçlamalarıyla soruşturma başlatılmış, 3 Ağustos’ta belediye başkanı Erdal Beşikçioğlu dahil 40 kişi tutuklanmıştı. Beşikçioğlu aynı gün görevden uzaklaştırılmıştı.</p>
<p>Belediye, 10 Ağustos’ta başkan vekili seçimine gitmiş; CHP’nin adayı Seda Dilber, Cumhur İttifakı meclis üyelerinin desteğiyle YENİ Parti adayı Mehmet Özdemir’i geride bırakarak Etimesgut Belediye Başkan Vekili seçilmişti.</p>
<h4>Mart ayında da soruşturma başlatılmıştı</h4>
<p>Etimesgut Belediyesi’ne mart ayında da operasyon düzenlenmişti. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, Sayıştay denetimlerinde belediye ile iştiraki Etimkent A.Ş.’nin hesaplarında usulsüzlük tespit edildiği iddiası üzerine “zimmet” suçundan soruşturma başlatmıştı.</p>
<p>Dört kişinin gözaltına alındığı operasyonun ardından açıklama yapan Erdal Beşikçioğlu, soruşturmanın başlamasına neden olan şikâyetin belediye tarafından yapıldığını belirtmişti.</p>
<p>(Kaynak: DHA, Cumhuriyet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Göz yumulan zehir: Çocukların gasp edilen geleceği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/goz-yumulan-zehir-cocuklarin-gasp-edilen-gelecegi-42140</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/13/goz-yumulan-zehir-cocuklarin-gasp-edilen-gelecegi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/goz-yumulan-zehir-cocuklarin-gasp-edilen-gelecegi-42140</guid><description><![CDATA[Tehlike yalnızca sinir sistemiyle de sınırlı değildir. Hormonal sistemi taklit eden ya da bloke eden hormonal sistem bozucular, çok düşük dozlarda dahi zihinsel gelişimde gerilemeye ve erken ergenliğe yol açabilir; obezite ve diyabet riskini artırabilir. Üreme sağlığını etkileyen toksik maddeler ise erkek çocuklarda sperm kalitesine ve testis dokusuna zarar verebilir, kız çocuklarında yaşam boyu sahip olunacak yumurtalık rezervini henüz anne karnındayken azaltabilir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Pestisitler, tarımsal üretimde, depolamada veya kentsel alanlarda (bahçe, park vb.) bitkilere ve ürünlere zarar verdiği düşünülen böcekler, mantarlar, yabancı otlar, kemirgenler ve diğer organizmaları kontrol altına almak, uzaklaştırmak ya da yok etmek amacıyla kullanılan sentetik kimyasal bileşiklerdir.</p>
<p>Pestisitler toksik etkisi yüksek kimyasallardır. Bu maddeler yalnızca hedef alınan organizmayı (böcek, fungus, yabani ot gibi) etkilemekle kalmaz; çevresel ortamlara sızar ya da bulaşır. Bir başka deyişle, bu maddeleri yalnızca zararlıları hedef alan birer "bitki ilacı" gibi görmek yanıltıcıdır; bir böceği ya da otu kurutmak için kullanılan zehir sadece orada kalmaz; havaya, toprağa ve içtiğimiz suya karışır. Ancak en önemlisi, tabağımıza gelen gıdalardaki, özellikle de sebze ve meyvelerdeki pestisit kalıntılarıdır.</p>
<p>Gıdalardaki pestisit kalıntıları ne yazık ki az ya da çok günlük diyetimizin bir parçasıdır ve maruz kalınan miktara, süreye, yaşa ve cinsiyete bağlı olarak çeşitli sağlık sorunlarına ve kansere yol açabilir.</p>
<p>Pestisitlerin yol açtığı toksik etkilere en hassas kesim çocuklardır.</p>
<p>Büyüme ve gelişme çağındaki çocukların pestisitlere maruz kalması, tiroit ve üreme hormonlarının işleyişini aksatarak kısırlık, erken ergenlik ve hormonal disfonksiyonlara zemin hazırlar.</p>
<p>Hormonal disfonksiyon, endokrin sistemi oluşturan salgı bezlerinin (tiroit, hipofiz, pankreas, böbrek üstü bezleri, yumurtalıklar veya testisler) normal çalışma düzeninin bozulması; buna bağlı olarak hormonların kanda yetersiz (hipofonksiyon) veya aşırı (hiperfonksiyon) salgılanması veya üretilen hormonlara karşı hücresel düzeyde direnç/duyarsızlık gelişmesi durumudur. Hormonlar vücutta metabolizma, büyüme, üreme, doku onarımı, uyku ve duygu durum gibi hayati süreçleri koordine eden kimyasal habercilerdir. Bu habercilerin biyokimyasal dengesinin bozulması vücutta sistemik etkiler doğurur. <strong>(1) </strong></p>
<p>Hormonal sistem bozukluklarına ek olarak, bilim dünyasında son yıllarda üzerinde giderek daha geniş bir mutabakat oluşan önemli halk sağlığı tehditlerinden biri gelişimsel nörotoksisitedir. Erken yaşta maruz kalınan bazı nörotoksik pestisitler, maruziyetin düzeyine ve zamanına bağlı olarak gelişmekte olan beynin hücresel mimarisini bozabiliyor; çocuklarda IQ kaybı, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve bilişsel gelişimde gerileme gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendiriliyor.</p>
<h4>Sorumlular kim?</h4>
<p>Tarımsal üretimde pestisit kullanımı ile gıdalardaki pestisit kalıntılarının kontrol ve denetiminden sorumlu kamu kurumu Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Sağlık Bakanlığı ise içme ve kullanma sularındaki pestisit kalıntılarının izlenmesi ve denetlenmesinden sorumludur. Ancak bu kamu kurumlarının yürüttüğü resmi denetim çalışmalarının sonuçlarına kamuoyunun erişmesi mümkün olmadığından, iç pazarda tüketilen gıdalardaki ve sulardaki pestisit kalıntı yükünün gerçek boyutlarını tam olarak bilemiyoruz. Buna karşın, Türkiye’den ihraç edilen ürünlerde ithalatçı ülkelerce yapılan sınır analizleri ve bu kapsamda yayımlanan bildirimler, tarımsal üretimimizdeki kalıntı sorununun boyutlarına ilişkin önemli ipuçları sunabiliyor.</p>
<h4>RASFF kayıtları ne anlatıyor?</h4>
<p>Avrupa Birliği bünyesinde uygulanan Gıda ve Yemler İçin Hızlı Alarm Sistemi (<strong>RASFF</strong>), üye ülkelerin iç pazarında veya sınır kontrollerinde tespit edilen gıda ve yem kaynaklı risklerin (pestisit kalıntıları, patojenler, ağır metaller vb.) paylaşıldığı, denetim sonuçları ile alınan önlemleri kayıt altına alan resmi bir erken uyarı ağı ve bilgi paylaşım sistemidir.</p>
<p>Bu sistemde son bir yıl içinde Türkiye ile ilgili pestisit kayıtlarını gözden geçirdim.</p>
<p>Son bir yıl içinde Türkiye'den gönderilen ürünlerde uygunsuz pestisit kalıntılarıyla ilgili RASFF sisteminde 106 bildirim var. Bu bildirimlerin 79'u sınırda ret bildirimi.</p>
<p>Bu bildirimler gözden geçirildiğinde, 106 adet örneğin 14 tanesinde en az bir yasaklı pestisit tespit edilmiş (yüzde 13). Bir başka deyişle, yaklaşık her sekiz bildirimden biri, kullanımı yıllar önce yasaklanmış bir pestisit kalıntısı içeriyor.</p>
<p>Bu ciddi bir sorun olarak görülmeli ama başka sorunlar da var ve onlara da bakalım.</p>
<h4>Orada yasak burada serbest</h4>
<p>Avrupa Birliği'nde onayı sona ermiş ancak ülkemizde kullanımı devam eden pestisitler de var. Örneğin indoxacarb ve thiophanate-methyl için Türkiye'de son kullanım tarihi 31 Aralık 2027.</p>
<p>Bu pestisitleri de dikkate alarak yeniden bir değerlendirme yaparsak, 106 bildirim kaydının 25'inde Türkiye'de kullanımı yasaklanmış ya da sonlandırılma sürecinde olan en az bir pestisit tespit edildiğini görüyoruz. Yani yaklaşık her dört bildirimden biri, ülkemizde kullanımı yasaklanmış ya da sonlandırılma sürecinde olan en az bir pestisit kalıntısı içeriyor.</p>
<p>“Bir ülkede sağlığa zararlı olduğu tespit edildiği için kullanımı yasaklanan bir pestisit bir başka ülkede neden hâlâ kullanılıyor?” sorusunu şimdilik bir kenara bırakalım. Bu soruya yazının sonunda değineceğiz. Kayıtlar dikkatle gözden geçirildiğinde bir başka sorun daha beliriyor çünkü.</p>
<p>AB'de 2020–2021 yıllarında onayı sona ermiş ya da yenilenmemiş çok sayıda pestisit var. Ancak bu pestisitlerin kullanımı ülkemizde devam ediyor.</p>
<p>AB ülkelerinde yasaklama kararının alınmasında insan sağlığı, özellikle de çocuk sağlığı için ya da arılar, kuşlar ve balıklar gibi diğer canlılar için bir tehdit oluşturması gibi gerekçeler yer alıyor. Örneğin bir pestisitin aşağıdaki özelliklerden birine sahip olduğunun gösterilmesi, kullanımına yasak getirilmesinin gerekçelerinden biri olabiliyor. Parantez içindeki tarihler yasaklama kararının alındığı tarihi gösteriyor.</p>
<p>Kanserojenlik, mutajenlik ve üreme toksisitesi gösteren pestisitler, örneğin <em>thiophanate-methyl (2020)</em>, <em>spirodiclofen (2020)</em>, <em>dimethomorph (2024)</em> gibi; hormonal sistemi taklit eden ya da bloke eden maddeler, örneğin <em>prochloraz (2021)</em>; çocuklar için gelişimsel nörotoksisite gösterenler örneğin <em>chlorpyrifos-methyl (2020)</em> <em>gibi. </em></p>
<p>Avrupa Birliği'nde flutriafol (2021), indoxacarb (2021) ve spirotetramat (2024) pestisitlerinin onayları da sona erdi. Bu maddeler arasında üreme sağlığı veya sinir sistemi üzerinde toksik etkileri bulunan ya da bu etkiler açısından bilimsel endişelere neden olanlar var. Ancak hepsinin onayı aynı gerekçeyle sona ermiş değil. Sinir sistemi üzerinde toksik etkileri bulunan ve kanserojenlik şüphesi taşıyan tetramethrinin ise AB'de tarımsal kullanım onayı bulunmuyor.</p>
<p>Yukarıda andığımız pestisitlerin Türkiye’de kullanımı ise fiilen ya da yasal olarak devam ediyor.</p>
<p>Bu pestisitlerin ülkemizde de kullanımının yasak olması gerekirdi.</p>
<p>RASFF sistemi üzerinde yaptığımız değerlendirmeye bu pestisitleri de dahil ederek kayıtların tümünü yeniden gözden geçirdiğimizde epeyce vahim bir tablo ortaya çıkıyor. 106 kaydın 42'sinde, Türkiye'de ya da AB'de kullanımı yasaklanmış, sonlandırılma sürecinde olan veya tarımsal kullanım onayı bulunmayan en az bir pestisit kalıntısı tespit edilmiş. Yani kabaca her on kayıttan dördü bu gruptaki maddelerden en az birini içeriyor.</p>
<p>Bu tespit AB ülkelerine ihraç edilen ve uygunsuz pestisit kalıntısı tespit edildiği için kayda giren belli sayıdaki ürüne dayandığı için ülkemiz genelindeki durumun ne olduğunu göstermiyor elbette. Ancak dikkate alınması gereken bir sorun olabileceğine işaret ediyor ve AB ülkelerinde kullanımı yasak olan pestisitlerin ülkemizde kullanılmasına neden hâlâ izin verildiği gibi bir başka sorunu da tartışmaya açmayı gerekli kılıyor.</p>
<h4>Sağlık zararı ülkeden ülkeye değişir mi?</h4>
<p>Sağlık zararı oluşturabileceği için bir ülkede yasaklanan bir pestisitin başka bir ülkede kullanılmaya devam etmesi, biyolojik veya bilimsel gerekçelerle açıklanamaz; insan ve çocuk fizyolojisi ülkeden ülkeye farklılık göstermez ya da sınır tanımaz.</p>
<p>Ülkeler arasındaki bu farklılığın temel nedeni, tarım kimyasalları üreten çok uluslu şirketlerin “gelişmiş” ülkelerde yasaklanan zararlı maddeleri regülasyon ve kamusal denetimi zayıf ülkelere pazarladığı <strong>zehir sömürgeciliği, </strong>küresel çifte standartlardır. Ancak elbette en önemlisi, çocuk sağlığını korumayı dikkate alan bir siyasal yaklaşımın yokluğu ya da yetersizliği ve bu konudaki toplumsal tartışmaların da çok cılız olmasıdır.</p>
<p>Çocukları derinden etkileyen bu meselenin neden önemli olduğu hakkında kısa bir bilgilendirme yapmak gerekiyor.</p>
<h4>Çocuklar neden bu tartışmanın odağında?</h4>
<p>Tarımsal zehirlerin yetişkin bedenindeki etkileriyle bir çocuğun gelişim sürecindeki etkilerini aynı teraziye koyamayız. Yetişkin bir bünyenin tolere edebildiği veya karaciğerinde görece zararsız formlara dönüştürebildiği bir toksik kimyasal maruziyeti, anne karnındaki bir embriyo veya hızla büyüyen bir çocuk için geriye dönüşü olmayan yapısal hasarlar anlamına gelebilir.</p>
<p>Gelişimsel toksikoloji literatürünün açıklıkla ortaya koyduğu gibi, beynin ve hormonal sistemin doğru bir yapılanma ile oluşumu için yalnızca tek bir şans vardır. Çocuk gelişiminin en hassas evrelerinde ya da kritik gelişim pencereleri olarak adlandırılan dönemlerde yaşanan bir bozulmanın tedavisi, telafisi ya da biyolojik olarak yeniden inşası mümkün olmayabilir. <strong>(2)</strong></p>
<p>Nörogelişim bozucu bazı kimyasallar, henüz tam olgunlaşmamış kan-beyin bariyerini aşabilir ve sinir hücrelerinin birbirine bağlanma ve hedef dokulara göç etme kabiliyetini kırabilir. Bu maruziyet genellikle acil servise kaldırılmayı gerektirecek akut bir tablo yaratmaz; aksine toplum genelinde ortalama birkaç puanlık sinsi IQ kayıplarıyla seyreder. Birkaç IQ puanı düşüşü önemsiz görünebilir ancak popülasyon ölçeğinde bakıldığında birkaç puanlık bilişsel kayıp, üstün yetenekli çocuk oranında ciddi düşüşlere yol açarken, özel eğitim gereksinimi olan çocuk sayısını da misliyle artırabilir. Dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu ve dürtü kontrol yetersizlikleri gibi sorunlarla kendini gösterebilen bu hasar, çocuğun odaklanma, soyut düşünebilme ve kendini gerçekleştirme potansiyelini daha okul çağına gelmeden kalıcı biçimde aşındırabilir.</p>
<p>Tehlike yalnızca sinir sistemiyle de sınırlı değildir. Hormonal sistemi taklit eden ya da bloke eden hormonal sistem bozucular, çok düşük dozlarda dahi zihinsel gelişimde gerilemeye ve erken ergenliğe yol açabilir; obezite ve diyabet riskini artırabilir. Üreme sağlığını etkileyen toksik maddeler ise erkek çocuklarda sperm kalitesine ve testis dokusuna zarar verebilir, kız çocuklarında yaşam boyu sahip olunacak yumurtalık rezervini henüz anne karnındayken azaltabilir. Üstelik bazı toksik kimyasalların epigenetik mekanizmalar yoluyla sonraki kuşakları da etkileyebileceğine ilişkin deneysel bulgular var.</p>
<p>Toksik kimyasalların çocuk gelişimine verdiği zararlar akademik literatürde uzun zamandır yer alan, artık geniş ölçüde kabul gören ve sıklıkla dile getirilen bilgilerdir. Öyleyse çocukları koruyucu bir değişim sağlamak neden bu kadar zor ya da içinde yaşadığımız sistem kimleri ya da neleri koruyor?</p>
<p>Yasaklanması gereken kimyasalların kullanımına göz yummak teknik bir ihmal değildir. Bu tablo, çocukların akranlarıyla hayata, örneğin eğitim süreçlerine, eşit başlama şansını, ruhsal ve bedensel bütünlüğünü, en temelde ise geleceğe dair tüm yaşam hakkını olumsuz etkileyen sistematik bir çevre adaletsizliğidir.</p>
<p>Ekonomik ve sosyal açıdan daha gelişmiş ülkeler halkı korumak için her zaman olmasa da ihtiyat ilkesini uygulama, yani bir toksik maddeyle ilgili sağlık zararı oluşturduğuna dair bir şüphe belirdiğinde kullanımına yasak getirme konusunda daha hızlı davranabilirken; çevre ülkelerde kamusal kararlar halk ve çocuk sağlığını değil, kitlesel-endüstriyel tarım lobilerini ve tarımsal verimi her şeyin önüne koyan bir ataletle, siyasal bir vurdumduymazlıkla şekilleniyor demek yanlış olmaz.</p>
<p>Ülkemizde olduğu gibi yasaklı maddelere tanınan uzun stok eritme takvimleri, hatta yasak kararı alınsa bile klorpirifos örneğinde görüldüğü gibi yıllarca yasaklanan toksik maddenin piyasada bulunabiliyor olması, şirket kârlarının toplum sağlığının önüne konduğunu gösterir. İhraç ürünler sınırda denetlenirken iç pazara yönelik kontrol ve denetim hizmetlerinin yetersizliği ise gelişimsel nörotoksinlerin ve hormonal sistem bozucuların faturasını, başta savunmasız yoksul çocuklar olmak üzere tüm topluma ve ekosisteme ödeten ağır bir çevre adaletsizliğidir.</p>
<p>Siyasal iktidar, çocukların gelişimsel hakkını gasp eden bu adaletsizliğin birincil sorumlusudur.</p>
<h4>Pestisit maruziyetini mutfakta azaltmak için ne yapmalı?</h4>
<p>Mutfakta tarımsal kimyasal kalıntılarına maruziyeti asgari düzeye indirmek, yüzeyde bulunan sistemik olmayan pestisitlerin uzaklaştırılmasını hedefleyen doğru mekanik ve fiziksel ön işlemlerle mümkündür. Ancak uygulanan işlemlerin gıdalardaki pestisit kalıntılarını kısmen azaltacağı, bu işlemlerin tüm pestisit kalıntılarını gideren yöntemler olmadığı dikkate alınmalıdır. Mutfaktaki işlemlerin etkisi pestisitin kimyasal özelliklerine ve gıdanın yapısına bağlı olarak değişmektedir. Kısmen de olsa yapılmasında yarar olan bazı öneriler aşağıda sunulmuştur.</p>
<p>Sebze ve meyveleri tüketmeden önce akan bol su altında en az bir dakika boyunca ovarak ya da yumuşak bir fırça yardımıyla yıkamak, yüzeydeki kalıntı yükünü önemli ölçüde azaltıyor; özellikle sodyum bikarbonatlı (karbonatlı) suda 10–15 dakika bekletmek alkali ortam yaratarak pestisitlerin kimyasal parçalanmasını ve çözünmesini hızlandırabiliyor. Sirkeli suyun pestisit kalıntılarını azaltmadaki etkisi ise pestisitin özelliklerine ve gıdanın türüne göre değişiyor. Bu nedenle her gıda ve pestisit için etkili olduğu söylenemez.</p>
<p>Kabuk soymak, yüzey mumu tabakasına yapışmış lipofilik aktif maddeleri uzaklaştırmada en etkili yöntemlerden biri; ancak bu işlem lif ve mikrobesin kaybına yol açabileceğinden seçici uygulanmalı.</p>
<p>Ispanak, pazı, marul gibi yapraklı yeşilliklerde dış yaprakların ayıklanması, kök ve sap kısımlarının aşırıya kaçmadan kesilip atılması, kısa bir süre ön haşlama yapılması ve haşlama suyunun dökülmesi sistemik kimyasalların bir kısmının suya geçerek gıdadan ayrılmasını sağlıyor.</p>
<p>Bununla birlikte, dokunun içine nüfuz eden sistemik pestisitleri mutfaktaki hiçbir işlemin tamamen yok edemeyeceği unutulmamalı; bireysel mutfak pratikleri kamusal denetimin ve zehirsiz tarım politikalarının ikamesi olarak değil, yalnızca maruziyeti sınırlayıcı birer ihtiyat önlemi olarak değerlendirilmelidir. (4) Asli çözüm tarımda pestisit kullanımını azaltıcı yöntemleri ülke genelinde bir program ile yaygınlaştırmak, ekolojik tarıma destek vermek, gıdalarda ve sularda iyi planlanmış ve sonuçları da şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılan kontrol ve denetim hizmetleri yürütmektir.</p>
<p>RASFF kayıtları ülkemizdeki pestisit kalıntısı sorununun gerçek boyutlarını göstermiyor elbette. Ancak çocukların gelişimine zarar verebilen toksik kimyasalların gıdalarda tespit ediliyor olması başlı başına ciddiye alınması gereken bir sorun. Sorumlu kamu kurumlarının gerekli önlemleri alması, toplumun da bu konuda bilgi sahibi olması ve meselenin önemini fark etmesi gerekiyor. Çocukların sağlığını ve geleceğini koruyacak önlemleri alabildiğimiz, gerekli çalışmaları yapabildiğimiz ölçüde hâlâ bir toplum olduğumuzu varsayabiliriz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>NOTLAR</strong></p>
<p><strong>Beyan:</strong> Bu yazının hazırlanması sırasında kapak görselinin oluşturulması, bazı cümlelerin sadeleştirilmesi, tekrarların kontrol edilmesi ve metnin dil ve anlatım açısından gözden geçirilmesi amacıyla yapay zekâ aracı ChatGPT’den yararlandım. Yazının düşünsel çerçevesi, bilimsel değerlendirmeleri ve dile getirilen görüşlerin sorumluluğu bana aittir.</p>
<p><strong>(<em>1)</em></strong><em> Pestisitlerin yol açtığı sağlık sorunları hakkında detaylı bilgilere şu linkten erişilebilir. <a href="https://www.beyondpesticides.org/" target="_blank" rel="noopener">https://www.beyondpesticides.org/</a></em></p>
<p><em><strong>(2)</strong> Grandjean P, Landrigan PJ. Neurobehavioural effects of developmental toxicity. Lancet Neurol. 2014 Mar;13(3):330-8. doi: 10.1016/S1474-4422(13)70278-3</em></p>
<p><em><strong>(3)</strong> Gore AC, Chappell VA, Fenton SE, Flaws JA, Nadal A, Prins GS, Toppari J, Zoeller RT. EDC-2: The Endocrine Society's Second Scientific Statement on Endocrine-Disrupting Chemicals. Endocr Rev. 2015 Dec;36(6):E1-E150. doi: 10.1210/er.2015-1010.</em></p>
<p><em><strong>(4)</strong> Gıdalardaki pestisit maruziyetini azaltmaya yönelik mutfak uygulamaları hakkında epeyce geniş bir literatür var. Literatürde yer alan bilgileri derlemeye çalışıyorum ve önümüzdeki birkaç ay içinde erişime açık bir rapor ile yayımlayacağım.</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ahmet Telli’nin son selamı Selçuk Kozağaçlı’ya haftalar sonra ulaştı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ahmet-tellinin-son-selami-selcuk-kozagacliya-haftalar-sonra-ulasti-42139</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/kozagacli.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ahmet-tellinin-son-selami-selcuk-kozagacliya-haftalar-sonra-ulasti-42139</guid><description><![CDATA[Şair Ahmet Telli’nin, 10 yıldır hapishanede olan Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı’ya yazdığı mektup, idarenin kontrolünden sonra teslim edildi. Telli, 10 Temmuz 2026'da yaşamını yitirmişti. Kozağaçlı, Telli’nin kendisine yazdığı mektubu ölümünden  sonra okuyabildi. Kozağaçlı, yanıtında “Divân’ın elimde, serüveni bitmedi. Biz kazanacağız!” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Şair Ahmet Telli’nin, 10 yıldır hapishanede olan Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı’ya yazdığı mektup, idarenin kontrolünden aylar sonra teslim edildi. Telli, 10 Temmuz 2026'da yaşamını yitirmişti. Kozağaçlı, Telli’nin kendisine yazdığı mektubu ölümünden aylar sonra okuyabildi.</p>
<p>Telli 3 Haziran 2026'da, Kozağaçlı'ya yazdığı mektupta son kemoterapisini aldığını, durumunun iyiye gittiğini yazıyordu şu şekilde anlatıyordu:</p>
<div class="box-12">"Kardeşim Selçuk Kozağaçlı, son şiir kitabıma Arkadaşlık Günleriydi adını verirken aklımın bir ucunda sen vardın ve sen hep orada olacaksın. Elbette haklıyız... Hayatı oradan savunuyorsun, biz de sana lâyık olmaya çalışıyoruz. Güzel günlerde buluşmak umuduyla sımsıcak kucaklarım seni.<br>Hastalığım iyileşme yolunda. Son kemoterapiyi alacağım, sonra akıllı ilaçla devam edecek. Sevgiler, selamlar."</div>
<p>Ancak Telli 10 Temmuz 2026 günü yaşamını yitirdi. Yazdığı mektup ise Kozağaçlı'ya ölümünnden on gün sonra ulaştı. Kozağaçlı adına sosyal medyadan yapılan paylaşımda "Divân'ın elimde, serüveni bitmedi; dövüştükçe bizimle birlikte çoğalarak yaşayacak. Biz kazanacağız!" denildi ve her Telli'nin mektubu ve Kozağaçlı'nın yanıtı paylaşıldı:</p>
<div class="box-12">"Bazen – özellikle hapishanede tecrit edildiyseniz – bir dostunuzun “iyi olduğu” haberi, ölüm haberinden sonra gelir. Ne düşünmeli?<br>Elbette ilk akla gelen, kağıt kesiği gibi derin ve yakıcı “son” bir selam aldığınız.<br>Ama birisi şair olduğunda, iki sıkı materyalist dost arasında ikinci ve daha güzel bir seçenek var:<br>“Ne bir adresleri ne de aşktan başka bir sığınakları” olanların, dünyanın dört bir yanında “ölümle alay etmeye” devam ettiklerini düşünmek!<br>Teşekkür ederim Ahmet Abi,<br>Ben de iyiyim; dostlarıma, yoldaşlarıma lâyık olmaya çalışarak direniyorum.<br>Divân'ın elimde, serüveni bitmedi; dövüştükçe bizimle birlikte çoğalarak yaşayacak.<br>Biz kazanacağız!"</div>
<p>Kozağaçlı, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu’nca, “toplumla bütünleşecek durumda değil” denilerek iyi halli olmadığı iddiasıyla tahliye edilmemişti.</p>
<p>(Kaynak: bianet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Sabahattin Ali’nin ölümüne ilişkin dosyalar yeniden incelensin"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabahattin-alinin-olumune-iliskin-dosyalar-yeniden-incelensin-42135</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/haber/sabahattin_ali_haber_1500.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabahattin-alinin-olumune-iliskin-dosyalar-yeniden-incelensin-42135</guid><description><![CDATA[Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği, Sabahattin Ali’nin 1948’deki ölümüne ilişkin dosyaların yeniden incelenmesi için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Ortak başvuruda, soruşturma ve yargılama dosyalarının yeniden incelenmesi, devlet arşivlerinde araştırma yapılması ve yazarın mezar yerinin belirlenmesi istendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği, Sabahattin Ali’nin 1948’deki ölümüne ilişkin dosyaların yeniden incelenmesini istedi. Ortak başvuruda, devlet arşivlerinin araştırılması ve yazarın mezar yerinin tespit edilmesi de talep edildi.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği, yazar, şair ve gazeteci Sabahattin Ali’nin ölümünün aydınlatılması amacıyla Adalet Bakanlığı’na başvurdu.</p>
<p>12 Ekim’de yapılan ortak başvuruda, 1948’de gerçekleşen ölüme ilişkin soruşturma ve yargılama dosyalarının yeniden incelenmesi, devlet arşivlerinde araştırma yapılması ve Ali’nin mezar yerinin belirlenmesi istendi.</p>
<p>Başvuruda, Sabahattin Ali’nin ölümüne ilişkin resmî anlatımın aradan geçen 70 yılı aşkın zamana rağmen kamuoyundaki soru işaretlerini gidermediği belirtildi. Ali’nin dönemin güvenlik ve istihbarat mekanizmalarının denetimi altındayken yakalandığı, kötü muamele veya işkence sonucu yaşamını yitirdiği yönündeki iddiaların bağımsız ve kapsamlı biçimde araştırılmadığı ifade edildi.</p>
<p>Cesedin kesin olarak teşhis edilememesi, otopsinin ardından kalıntıların akıbetinin bilinmemesi ve yargılama belgelerindeki eksikliklerin de kuşkuları artırdığı kaydedildi.</p>
<h4>“Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan dosyalarından biri”</h4>
<p>Ortak başvuruda, Sabahattin Ali’nin ölümünün aydınlatılmasının yalnızca bireysel bir olayın araştırılması anlamına gelmediği vurgulandı. Başvuruda, dosyanın Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan faili meçhul olaylarından birinin aydınlatılması açısından önem taşıdığı belirtildi.</p>
<p>Anayasa’nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesi ile hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2. maddesine işaret edilen başvuruda, ölümlerin etkili biçimde araştırılması gerektiği ifade edildi. Sabahattin Ali’nin düşünceleri nedeniyle hedef alınmış olabileceğine ilişkin kuşkuların giderilmemesinin düşünce ve basın özgürlüğü açısından da sorun oluşturduğu kaydedildi.</p>
<div class="box-8">
<h4>Sabahattin Ali hâlâ faili meçhul</h4>
<p>1907 yılında Edirne'de doğan Sabahattin Ali, Öğretmen Okulunda mezun oldu ve ilkokul öğretmenliği yaptı. ''İçimizdeki Şeytan' adlı romanı milliyetçi kesimde tepki topladı ve meslekten çıkarıldı. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la birlikte Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasi mizah dergileri çıkardı. Hakkında açılan davalar nedeniyle, cezaevinde yattı.</p>
<p>Yurt dışına gitmek isteyen Sabahattin Ali, pasaport alamayınca, Bulgaristan'a kaçmaya karar verdi. Ancak 2 Nisan 1948'de cesedi Edirne yakınlarında, Bulgaristan sınırında ormanlık arazide bulundu. O dönemin istihbarat teşkilatı MAH mensubu Ali Ertekin tarafından ihbar edildiği, işkencede öldürüldüğü ve suçu da Ertekin'in üstlendiği öne sürüldü. Ertekin yargılandı ancak çıkarılan afla serbest kaldı. Sabahattin Ali olayı da, faili meçhul kaldı.</p>
</div>
<h4>“Kamu vicdanı açısından önemli"</h4>
<p>Başvuruda, olayın üzerinden uzun yıllar geçmesi nedeniyle zamanaşımı hükümlerinin gündeme gelebileceği belirtilirken, bunun tarihsel gerçeğin araştırılmasına, arşivlerin incelenmesine ve yazarın kalıntılarının tespit edilmesine engel olmadığı vurgulandı.</p>
<p>Günümüzdeki adli tıp, DNA analizi, antropolojik inceleme ve arşiv tarama yöntemlerinin geçmişteki olayların aydınlatılmasına katkı sunabileceği ifade edildi. Sabahattin Ali dosyasının Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı tarafından incelenmesinin kamu vicdanı açısından önemli olacağı belirtildi.</p>
<div class="box-12">
<h4>Adalet Bakanlığı’ndan üç talep</h4>
<p>Beş meslek örgütünün ortak başvurusunda Adalet Bakanlığı’ndan üç temel talepte bulunuldu:</p>
<p>-Soruşturma ve yargılama dosyalarının yeniden incelenmesi: Ali Ertekin hakkındaki dava dosyası ve af kararı da dâhil olmak üzere ilgili belgelerin, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı koordinasyonunda değerlendirilmesi.</p>
<p>-Devlet arşivlerinin araştırılması: Emniyet, jandarma, istihbarat ve devlet arşivlerinde olayla ilgili belge bulunup bulunmadığının araştırılması.</p>
<p>-Mezar yerinin tespit edilmesi: Sabahattin Ali’nin cesedinin gömüldüğü yerin belirlenmesi ve mümkün olması hâlinde yakınlarının rızasıyla DNA ve antropolojik inceleme yapılması.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 14:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[21 kuruluştan Türkiye’ye internet sansürüne son verme çağrısı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/21-kurulustan-turkiyeye-internet-sansurune-son-verme-cagrisi-42133</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/08/sosyal-medya-sansuru-konusunda-yapacak-bir-sey-yok-mu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/21-kurulustan-turkiyeye-internet-sansurune-son-verme-cagrisi-42133</guid><description><![CDATA[ARTICLE 19, İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü’nün de aralarında bulunduğu 21 insan hakları ve medya özgürlüğü kuruluşu, Türkiye’de internet sansürünün son bir ayda ciddi ölçüde arttığına dikkat çekti. Kuruluşlar, erişim engellerine son verilmesini ve sosyal medya platformlarının insan hakları sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ARTICLE 19, İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve imzacı diğer insan hakları ve medya özgürlüğü kuruluşları, Türkiye’de internet sansürünün son bir ayda ciddi ölçüde artmasına ilişkin ortak bir açıklama yayımladı. Kuruluşlar, sosyal medya platformlarını bağımsız medyanın susturulmasına ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmesine katkıda bulunmamak için somut ve etkili adımlar atmaya çağırdı. Türkiye hükümetinden ise ifade özgürlüğü hakkını ihlal eden erişim engeli kararlarına ve diğer kısıtlayıcı tedbirlere son vermesi istendi.</p>
<h4>Eylül ayında en az 1.270 X hesabına erişim engeli</h4>
<p>İFÖD, yalnızca Eylül 2026’da Türkiye makamları ve mahkemeleri tarafından, X’te toplam 35 milyon takipçisi bulunan en az 1.270 hesaba erişim engeli getirilmesine karar verildiğini belgeledi. X, bu kararların en az yüzde 90’ına coğrafi erişim engeli uygulayarak hesapları Türkiye’den görünmez kıldı.</p>
<p>Birçok hesaba, LGBTQ+ kişilerin haklarını savunan dernek ve aktivistlere yönelik devam eden geniş kapsamlı baskı ve operasyonlar kapsamında erişim engeli getirildi. Diğer durumlarda ise makamlar ve mahkemeler, ayrıntılarını belirtmedikleri “millî güvenlik ve kamu düzeni” gerekçelerini öne sürdü.</p>
<p>X’in Türkiye’den görünmez kıldığı hesaplar arasında soL Haber ve Mezopotamya Ajansı gibi haber kuruluşlarının; Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) gibi hak örgütlerinin; Kaos GL ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu gibi LGBTQ+ ve kadın hakları örgütlerinin yanı sıra çok sayıda gazeteci ve akademisyenin hesapları da bulunuyor.</p>
<p>X ayrıca İFÖD’ün, derneğin kurucularından Yaman Akdeniz’in ve Türkiye’deki internet sansürünü izleyip belgeleyen EngelliWeb hesabının da Türkiye’den görünmez kılınmasına yol açtı. EngelliWeb hesabı, erişim kısıtlamalarına tabi tutulan internet sitelerinin, sosyal medya hesaplarının ve içeriklerin sivil toplum, gazeteciler ve kamuoyu tarafından takip edilebilmesinde kritik öneme sahip.</p>
<h4>T24 ve Bianet’in hesapları da hedef alındı</h4>
<p>Kuruluşlar, Türkiye’de hâlen yayın yapan en büyük ve en eski bağımsız haber kuruluşlarından biri olan T24’e erişim engeli getirilmesini özellikle kaygı verici buldu. T24’ün internet sitesine ve 1,9 milyon takipçisi bulunan X hesabına, sitede yayımlanan 118 haberi dayanak gösteren bir mahkeme kararıyla 29 Eylül’de erişim engeli getirildi.</p>
<p>Kararda, içeriklerin “Türk aile düzeninin bozulmasına ve Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik” olduğu ve “genç yaşta ve reşit olmayan bireylerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz yönde etkileyecek nitelikte” olduğu iddia edildi.</p>
<p>Erişim engelinin gerekçesi olarak suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması gösterildi. Ancak kararda, söz konusu içeriklerin bu iki amaç açısından nasıl bir tehdit oluşturduğu ya da haber sitesinin ve sosyal medya hesabının tamamına erişimin engellenmesinin neden gerekli ve orantılı olduğu açıklanmadı.</p>
<p>T24’ün internet sitesine 30 Eylül’den bu yana Türkiye’den erişilemiyor. T24, hesabına getirilen erişim engelini aşmak için X kullanıcı adını değiştirdi. Bu hesaba da başka bir kararla erişim engeli getirilince kullanıcı adını bir kez daha değiştirdi. İnsan haklarına odaklanan çevrimiçi haber kuruluşu Bianet de 400 bin takipçili hesabına erişim engeli getirilmesinin ardından sansürü aşmak için X kullanıcı adını değiştirdi.</p>
<p>T24’e erişim engeli getiren mahkeme kararı, LGBTQ+ kişilerin haklarını savunan aktivistleri, dernekleri ve bir gazeteciyi hedef alan “Ailem Güvende” operasyonu çerçevesinde verildi. En az 96 kuruluş ve kişinin internet sitelerine ve sosyal medya hesaplarına da aynı gerekçelerle erişim engeli getirildi.</p>
<p>Erişim engellerinin çoğu X’teki hesaplara yönelik olsa da Meta da aynı operasyon kapsamında Kısa Dalga, Kaos GL ve Sivil Alan Araştırmaları Derneği’nin de aralarında bulunduğu çeşitli medya ve sivil toplum kuruluşlarının Instagram ve Facebook hesaplarını Türkiye’den görünmez kıldı.</p>
<h4>"İnternet Kanunu’nun 8/A maddesi uzun süredir kötüye kullanılıyor"</h4>
<p>Eylül ve ekim aylarında verilen erişim engeli kararlarının çoğu, Türkiye’nin İnternet Kanunu’nun 8/A maddesine dayandırıldı. Yürürlüğe girdiği 2015 yılından bu yana internet sansürünün bir aracı olarak kullanılan madde, millî güvenliği veya kamu düzenini tehdit ettiği ya da maddede sayılan diğer gerekçeler bakımından risk oluşturduğu değerlendirilen çevrimiçi içeriklerin, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yürütmenin kararıyla kaldırılmasına veya bunlara erişimin engellenmesine izin veriyor. Bu kararlar, incelemekle görevli sulh ceza hâkimliğinin onayına tabi.</p>
<p>Bu maddeye dayanılarak getirilen başlıca erişim engelleri arasında, 2017’de Wikipedia’ya getirilen ve iki buçuk yıl süren erişim engeli ile 2023’te Ekşi Sözlük’e getirilen ve bir yıl süren erişim engeli bulunuyor. Her iki siteye erişim, Anayasa Mahkemesi’nin sitelerin tamamına erişimin engellenmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermesinin ardından yeniden sağlandı.</p>
<p>Kuruluşlar, güvencelerin ve bağımsız denetimin yetersiz kaldığı, etkilenenlerin hak arama imkânlarının ise sınırlı olduğu bir ortamda 8/A maddesinin 2025’ten itibaren çok daha yoğun kullanılmaya başladığına dikkat çekti. Anayasa Mahkemesi’nin 2023’ten beri 8/A maddesi kapsamındaki kısıtlamalara ilişkin yeni bir karar vermediğini belirtti.</p>
<h4>Sansürü genişletmeye yönelik yeni adımlar</h4>
<p>Ortak açıklamada, internet sansürünün hafifleyeceğine dair bir işaret olmadığı, aksine hükümetin sansürü hızlandırmak ve merkezîleştirmek için yeni önlemler aldığı belirtildi.</p>
<p>31 Temmuz’da 7590 sayılı Kanun ile İnternet Kanunu kapsamında daha önce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) kullandığı yetkiler Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi. Bu yetkiler arasında, Cumhurbaşkanlığı’nın veya ilgili bakanlıkların talebi üzerine 8/A maddesine dayanarak internet sitelerine erişim engeli getirme yetkisi de bulunuyor.</p>
<p>Kuruluşlar, doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı’na yapılan yetki devrinin yürütmenin bilgi üzerindeki kontrolünü pekiştirdiğini ve Türkiye’deki sansür rejiminin merkezîleşmesine yol açtığını belirtti.</p>
<p>Adalet Bakanı da 24 Eylül’de yeni “Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları” kurulacağını açıkladı. Bu bürolarda görev yapacak uzmanlaşmış Cumhuriyet savcılarının, “suç niteliğindeki dezenformasyon faaliyetleri” de dâhil olmak üzere “dijital mecralardaki suç içerikleri ve suça teşvik eden faaliyetler”i yakından izleyeceği bildirildi. Savcılar, içeriklere daha hızlı müdahale edebilmek için şüphelileri tespit etmek ve adli işlemleri başlatmakla görevlendirilecek.</p>
<h4>Sosyal medya platformlarına çağrı</h4>
<p>Kuruluşlar, sosyal medya platformlarının Türkiye’de internet sansürünün uygulanmasında temel bir rol oynadığını vurguladı. Eylül ve ekim aylarında hesap sahiplerinin, platformlardan yalnızca 8/A maddesi kapsamında hesaplarına Türkiye’den erişimin engellendiğini belirten bildirimler aldığını; maddenin neden veya nasıl uygulandığına ilişkin herhangi bir gerekçe ya da açıklama sunulmadığını aktardı. Bazı kullanıcıların, defalarca talep etmelerine rağmen erişim engelinin dayanağı olan kararlara ulaşamadığı belirtildi.</p>
<p>Kararlara erişemeyen kullanıcıların kısıtlamanın hukuki dayanağını inceleyemediği ve itirazlarını hangi sulh ceza hâkimliğine sunacaklarını dahi belirleyemediği ifade edildi. Kullanıcıların kararlara ulaşabildiği durumlarda da hesabın tamamına erişimin engellenmesine gerekçe olarak gösterilen somut içeriğin çoğu zaman belirtilmediğine dikkat çekildi.</p>
<p>X ve Meta’nın eylül ve ekim aylarındaki sansür dalgalarına ilişkin kamuoyuna açıklama yapmadığını belirten kuruluşlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün her iki platformdan da Türkiye mahkemelerinin son dönemdeki erişim engeli kararlarının uygulanmasına ilişkin açıklama istediğini, ancak metnin yayımlandığı tarih itibarıyla yanıt alamadığını bildirdi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’ne göre şirketlerin insan haklarına saygı gösterme sorumluluğu bulunuyor. Bu sorumluluk, şirketlerin insan hakları üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktan veya bu tür etkilere katkıda bulunmaktan kaçınmasını ve faaliyetleri, ürünleri ya da hizmetleriyle doğrudan bağlantılı ihlalleri gidermek için adım atmasını gerektiriyor. Kuruluşlar, sosyal medya platformlarının hükümetlerin uluslararası insan hakları hukukunu ve özellikle ifade özgürlüğü hakkını ihlal eden taleplerine yanıt verirken de bu sorumluluğu gözetmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h4>Platformlara ve Türkiye makamlarına öneriler</h4>
<p>Kuruluşlar, X, Meta ve Türkiye makamlarının erişim engeli kararlarıyla karşılaşan diğer platformlara, İnternet Kanunu’nun 8/A maddesi kapsamındaki keyfî taleplere uymayı reddetme çağrısı yaptı. Makamların somut içeriği belirtmesi ve bu içeriğin yaşam ve mülkiyet hakları, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı veya maddede sayılan diğer gerekçeler bakımından açık, ciddi ve yakın bir tehlike yarattığını yeterli gerekçe ve kanıtla ortaya koyması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Kuruluşlar ayrıca platformlardan, hesaplara erişim engeli getiren kararları uluslararası insan hakları hukuku açısından değerlendirmelerini, hukuken korunan ifadelere erişimi kısıtlayan kararlara uymaya direnç göstermelerini ve uygun durumlarda kısıtlamaların kapsamını ve süresini sınırlamalarını istedi. Hesabın tamamına erişimi engellemek yerine yalnızca kararda belirtilen somut içeriğe erişimin kısıtlanması da öneriler arasında yer aldı.</p>
<p>Platformlardan, hesaplarına Türkiye’den erişim engeli getirilen kullanıcıları derhal bilgilendirmeleri ve kısıtlamanın dayanağı olan kararları iletmeleri; kendilerine iletilen kararların ve uyguladıkları erişim engellerinin sayısını kamuoyuyla paylaşmaları istendi. Türkiye’deki sivil toplumla etkili bir diyalog kurulması ve Eylül-Ekim 2026’da hesaplara getirilen kısıtlamalara yönelik kullanıcı itirazlarının acilen incelenmesi de çağrıda yer aldı. Kararların gerekli ve orantılı olduğuna ilişkin yeterli gerekçe sunulmaması hâlinde hesaplara erişimin derhal yeniden sağlanması talep edildi.</p>
<p>Türkiye makamlarına ise uluslararası hukuk ve Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleri kapsamında korunan ifade özgürlüğünü, medya özgürlüğünü ve bilgiye erişim hakkını ihlal eden çevrimiçi içerik kısıtlamalarını derhal durdurma ve uluslararası hukuka aykırı şekilde erişimi kısıtlanan içeriklere yeniden erişim sağlama çağrısı yapıldı.</p>
<div class="box-12"><strong>Açıklamayı imzalayan kuruluşlar:</strong> ARTICLE 19, Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü), İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), Uluslararası Af Örgütü, Association of European Journalists (AEJ), Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı (BIRN), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Foreign Media Association (FMA) Turkey, IFEX, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Norveç Helsinki Komitesi (NHC), Osservatorio Balcani Caucaso Transeuropa (OBCT), PEN Amerika, PEN Danimarka, PEN International, PEN Norveç, Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği, South East Europe Media Organisation (SEEMO) ve Turkey Litigation Support Project (TLSP - Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi).</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 14:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yasin Hayal İstanbul'da, Muhsin Yazıcıoğlu Trabzon'da]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-istanbul-da-muhsin-yazicioglu-trabzon-da-42134</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/12/yasin-hayal-istanbul-da-muhsin-yazicioglu-trabzon-da.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-istanbul-da-muhsin-yazicioglu-trabzon-da-42134</guid><description><![CDATA[Hrant Dink suikastine giden yolu detayları anlatan Hrant'ın Arkadaşları'nın başlattığı dijital hafıza çalışması Neden Hedef Seçildim'de bu hafta Yasin Hayal'in yanında iki ya da üç kişiyle İstanbul'a gelmesi, tam da o günlerde Muhsin Yazıcıoğlu'nun Trobzon'u ziyaret etmesinin detayları yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);">Hrant Dink suikastinin yaklaşan 20. yılı nedeniyle Hrant'ın Arkadaşları inisiyatifinin başlattığı ve suikaste giden yoldaki taşları tek tek ortaya koyduğu "Neden Hedef Seçildim" dijital hafıza çalışması bu hafta da iki yayınla devam etti. "Neden Hedef Seçildim" <a style="color: rgb(0, 0, 0);" href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="noopener">X</a>,  <a style="color: rgb(0, 0, 0);" href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim/" target="_blank" rel="noopener">Instagram</a> ve <a style="color: rgb(0, 0, 0);" href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423" target="_blank" rel="noopener">Facebook </a>sayfalarında yayınlanan paylaşımlarda Yasin Hayal'in İstanbul'a gelmesi ve Ülkü Ocakları eski başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun Trabzon'a ziyaretinin detayları ve yansımaları yer aldı. </span></p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(224, 62, 45);"><strong>10 Ekim Cumartesi 2026</strong></span></p>
<p><strong>Tarih: Ağustos 2006</strong></p>
<p><strong>Yasin Hayal İstanbul’da</strong></p>
<p>Ergun Çağatay’ın polise verdiği ifadeye göre, Yasin Hayal Ağustos ayında yanında iki üç kişiyle İstanbul'a gelir. Kendisinden Orhan Pamuk'u öldürmesini ister.</p>
<p><strong>O esnada</strong></p>
<p>Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürmesi için belirlediği ilk tetikçi olan Zeynel Abidin Yavuz’un da bu tarihlerde Kocaeli’ne gitmek üzere Trabzon’dan ayrıldığı kayıtlara geçer.</p>
<p>Zeynel Abidin Yavuz’un adı Trabzon Emniyeti tarafından bilinmesine rağmen, kendisiyle ilgili hiçbir belge düzenlenmez. Trabzon’dan ayrılarak İstanbul’a yakın bir bölgeye geçtiği bu dönemde, Trabzon polisi tarafından herhangi bir işlem yapıldığına ilişkin bir kayıt da bulunamaz.</p>
<p><strong>4 Ağustos</strong></p>
<p>“Hırant’ın Torunu”, Ayşe Önal, Star</p>
<p>“Herkesten ama öncelikle ilkokul öğretmenimden özür diliyorum”, Fatma K. Barbarosoğlu, Yeni Şafak</p>
<p><strong>8 Ağustos</strong></p>
<p>“Sırada Elif Şafak var”, Altan Öymen, Radikal</p>
<p><strong>14 Ağustos</strong></p>
<p>“Düşmanın adaletinden korkarlar”, Cevdet Akçalı, Yeni Şafak</p>
<p><span style="color: rgb(224, 62, 45);"><strong>11 Ekim Pazar 2026</strong></span></p>
<p><strong>Tarih: 18 Ağustos 2006 Cuma</strong></p>
<p><strong>Muhsin Yazıcıoğlu Trabzon’da</strong></p>
<p>Muhsin Yazıcıoğlu Trabzon’u ziyaret eder. Bu ziyarette Yazıcıoğlu’na Erhan Tuncel de eşlik eder. Erhan Tuncel ziyaretten bir gün önce bağlı olduğu polis memuruyla yaptığı telefon görüşmesinde, ziyaret sırasında Yasin Hayal’in McDonalds bombalamasıyla ilgili Yargıtay’daki dosyasının gündeme geleceğini söyler.</p>
<p><strong>17 Ağustos</strong></p>
<p>“Hırant’ın torunu ve Şehit Mehmet’in Oğlu”, Özcan Yeniçeri, Yeni Çağ     </p>
<p><strong>19 Ağustos</strong></p>
<p>“Kiliseye ağlayanların Camiye saygısı yok mu?”, İsmet Kotak, Kıbrıs Postası</p>
<p><strong>21 Ağustos</strong></p>
<p>“Ben dememiş miydim?”, Cevdet Akçalı, Yeni Şafak</p>
<div class="box-12">
<h4><span style="color: rgb(186, 55, 42);"><strong>Cinayete giden yol</strong></span></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-de-ilk-durusma-trabzon-da-bomba-40117" target="_blank" rel="noopener">Şişli'de ilk duruşma, Trabzon'da bomba</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kaboglu-na-saldiri-erhan-tuncel-resmen-muhbir-40191" target="_blank" rel="noopener">Kaboğlu'na saldırı, Erhan Tuncel resmen muhbir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/fethiye-cetin-e-saldiri-yasin-hayal-in-babasindan-cagri-oglumu-disari-birakmayin-40265" target="_blank" rel="noopener">Fethiye Çetin'e saldırı, Yasin Hayal'in babasından çağrı: "Oğlumu dışarı bırakmayın"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/malatya-daki-hiristiyanlar-hedefte-icisleri-bakani-takipte-40343" target="_blank" rel="noopener">Malatya'daki Hıristiyanlar hedefte, İçişleri Bakanı 'takipte'</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/tayad-lilara-linc-adalet-bakani-ndan-hancerleme-cikisi-40420" target="_blank" rel="noopener">TAYAD'lılara linç, Adalet Bakanı'ndan "hançerleme" çıkışı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilirkisi-raporu-hrant-dink-hakaret-etmedi-orhan-pamuk-a-301-den-dava-40494" target="_blank" rel="noopener">Bilirkişi raporu “Hrant Dink hakaret etmedi”, Orhan Pamuk'a 301'den dava</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596" target="_blank" rel="noopener">“Türklüğe Hakaret” davasında Kerinçsizler ve diğerleri sahnede</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/6-7-eylul-sergisine-saldiri-duzenlenir-yasin-hayal-serbest-birakilir-40678" target="_blank" rel="noopener">6-7 Eylül sergisine saldırı düzenlenir, Yasin Hayal serbest bırakılır</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/konferans-bilgi-universitesi-nde-hrant-dink-e-bir-sorusturma-daha-40759" target="_blank" rel="noopener">Konferans Bilgi Üniversitesi'nde, Hrant Dink'e bir soruşturma daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dinke-mahkumiyet-yasin-hayal-ermenilere-karsi-buyuk-kin-besliyor-40834" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink’e mahkumiyet, "Yasin Hayal Ermenilere karşı büyük kin besliyor”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-bu-suc-benim-algilamamla-irkciliktir-ve-ben-boyle-bir-suc-islemedim-40920" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink: “Bu suç, benim algılamamla ırkçılıktır ve ben böyle bir suç işlemedim”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/umut-kitabevi-bombalanir-dink-ve-agos-yetkilileri-savciliga-ifade-verir-40998" target="_blank" rel="noopener">Umut Kitabevi bombalanır, Dink ve Agos yetkilileri savcılığa ifade verir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077" target="_blank" rel="noopener">Orhan Pamuk duruşmasında saldırı, Dink hakkında bir dava daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/basbakanlikta-milli-guvenlik-zirvesi-ve-mehmet-ali-agca-nin-tahliyesi-41158" target="_blank" rel="noopener">Başbakanlık’ta Milli Güvenlik Zirvesi ve Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/Dink%20ve%20Pamuk%E2%80%99a%20kar%C5%9F%C4%B1%20y%C3%BCkselen%20kampanyalar,%20Trabzon'da%20tehdit" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Pamuk’a karşı yükselen kampanyalar, Trabzon'da tehdit</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-da-bir-cinayet-dink-e-tehdit-mektubu-41300" target="_blank" rel="noopener">Trabzon'da bir cinayet, Dink'e tehdit mektubu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi-41371" target="_blank" rel="noopener">Rahip Santoro suikasti ve Orhan Pamuk'un düşen 301 davası</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-hrant-dinki-ne-pahasina-olursa-olsun-oldurecek-41479" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal, Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldürecek</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-savcisi-nin-karari-hrant-dink-sucsuz-41542" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Savcısı'nın kararı: Hrant Dink suçsuz!</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-alperen-ocaklari-nda-dink-cinayeti-planlari-beyazitta-bogazliyan-kaymakami-kemal-bey-bulusmasi-41617" target="_blank" rel="noopener">Trabzon Alperen Ocakları'nda Dink cinayeti planları, Beyazıt’ta Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey buluşması</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-ceza-dairesinden-hrant-dinke-mahkumiyet-cumhuriyet-e-saldiri-41709" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Ceza Dairesi’nden Hrant Dink’e mahkumiyet, Cumhuriyet'e saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/veli-kucuk-silahli-adamlariyla-adliyede-danistaya-silahli-saldiri-41775" target="_blank" rel="noopener">Veli Küçük silahlı adamlarıyla adliyede, Danıştay’a silahlı saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yakalanmasaydik-istanbul-da-ermenileri-oldurecektik-41863" target="_blank" rel="noopener">"Yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bassavci-eminagaoglundan-yargitay-daire-kararina-itiraz-sisli-adliyesinde-yumruklu-saldiri-41907" target="_blank" rel="noopener">Başsavcı Eminağaoğlu’ndan Yargıtay Daire kararına itiraz, Şişli adliyesinde yumruklu saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-dink-in-mahkumiyetini-onaylar-hrant-dink-reuters-a-konusur-42004" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Dink'in mahkumiyetini onaylar, Hrant Dink Reuters'a konuşur</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-jandarma-da-dink-suikastini-biliyor-dink-e-bir-turkluge-hakaret-davasi-daha-aciliyor-42065" target="_blank" rel="nofollow noopener">Trabzon Jandarma da Dink suikastini biliyor, Dink'e bir "Türklüğe hakaret" davası daha açılıyor</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 14:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Evsiz]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/evsiz-42132</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/12/evsiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/evsiz-42132</guid><description><![CDATA[Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos'un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı 'lensler konuşabilseydi' başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor. Geçen hafta Toronto'da tanıştığı ilk evsiz İranlı Rıza'dan sonra evsiz diğer arkadaşlarını yazıyor: Asborjin Julie, göçmen Kont Ivan, Sebastien, Joey, Dorian ve çete...]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/yazi/riza-42060" target="_blank" rel="nofollow noopener">Rıza, karşılaştığım ilk evsizd</a>i. Onu tanımanın getirdiği şefkat duygusu, büyük şehirlerin dur durak bilmez yoğunluğunda ''başıboş dolaşan, oradan buradan çıkan'' evsizlere karşı geliştirilmiş bu önyargıya karşı bağışıklık kazanmamı sağladı. İnsanlar genellikle yoksulluk ve talihsizlik kokan her şeyden kaçınırlar. Normal belledikleri insanlık algısını sınayabilecek her şeyden uzak dururlar. Durup yardım etmek şöyle dursun, içgüdüsel kaygı belirtisi bile göstermezler. Uykulu, rahat vicdanlarının rahatı bozulmasın! Çoğu, onları kendi durumlarından sorumlu, tembel serseriler olarak yargılar. Bir de yanlarından geçerken temas kuramamakta uzmanlaşanlar var.</p>
<p>Elbette insanların evsizleri hor görmelerinin veya “tecrübesiz, görmemişler” olarak yargılamalarının nedenleri var. Her durumda olduğu gibi sokakta yaşayan insanlar hakkında da genelleme yaparlar. İçinde bulundukları durum, her zaman kendi hatalarının sonuçlarıdır mesela... Mülteci ya da seks işçisi olmak, tecavüze uğramak, dövülmek veya eşleri tarafından aldatılmak gibi... Cehaletten kaynaklanan önyargılar… Evsizler söz konusu olduğunda, başka faktörler de devreye giriyor. Kirli, vurdumduymaz, deli ve muhtemelen şiddet eğilimli olarak görünüyorlar. Kılık kıyafetleri yıpranmış, yıkanmamış... Kokuşmuş giysileri her zaman karakterlerinden daha önemlidir.</p>
<p>Bazı evsizler hakikaten bu tanımlamalara uyunca, insanlar bunu genelliyor. Toronto'da gençliğimde, sokakta beni her görüşünde yanıma gelip hiddetle bağıran evsiz kadın beni şaşırtırdı mesela. Benim yüzüme karşı yürür, asker duruşuna geçer, yüzüyle yüzüm arasında sadece birkaç santim bırakır ve gözlerimin içine bakarak avazı çıktığı kadar bağırırdı. Yıkanmamış giysileri, yağlı saçlarıyla çok da kötü kokardı. Anlaşılamaz, küfür kıyamet bir şeyler bağırıp, beni köşeye sıkıştırmaya çalışırdı. Her seferinde bir yolunu bulup sıvışmayı başarırdım. Neden özellikle beni gözüne kestirdiğini bilmiyorum. Ama doğruya doğru, ödümü koparıyordu. Öyle ki, civardaysam (fotoğraf baskısı yaptığım karanlık odanın olduğu yerdi), onu gördüğümde hızlıca sıvışabileyim diye saklanma noktalarını kollardım. Ondan gerçekten nefret ediyordum ve bunu itiraf etmekten utanmıyorum. Ama hepsi bu kadar. Yaşattığı korku, beni evsizlere karşı nefret yayan bir misyoner yapmadı. Hatta aksine, evsizler hakkında görsel hikâyeler yapmaya o günlerde başlamıştım ve sonra bunu uzun yıllar devam ettirdim.</p>
<p>Neden insanlar, marjinalleşmiş kişilere bir birey olarak bakmak yerine önyargılı normlarla bakmayı seçiyorlar? Bu arada, tüm bu yazdıklarımın nedeni kendi karakterimi kusursuz göstermek değil. Ben de zaman zaman yerleşmiş kalıplarla hareket ediyorum. Ama demek istediğim, hayatım boyunca bu sıradanlıktan uzak durmak için çok çalıştım. Hayat, sorumlulukla yaşanmayı gerektiriyor: Zihninizi ve düşünce yapınızı genişletme sorumluluğu. Başkalarına saygı duymak, zor zamanlarda anlayışla yaklaşmak. Çoğu insan düşünmek ve anlamak için çaba sarf etmekten aciz. Tam da bu yüzden, önyargının ve ayrımcılığın norm hâline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Olanı olduğu gibi kabul etmektense, yargılamak ve nefret etmek daha kolay geliyor. </p>
<p>Toronto'da, Bathurst ve Queen civarındaki karanlık odada, neredeyse 20 yıl boyunca çalıştım. Bu bölge, evsizlerin anılarıyla dolu bir sandık gibi. Benim için çok değerli bu sandık. Oradayken, hızla büyüyen zengin kozmopolit şehir Toronto'nun diğer yüzünü gördüm. Evsizliğin, yoksulluğun ve marjinalleşmenin yüzü... Kendi vatanlarında yabancılaştırılmış Kanada Aborijinleri, hayalleri yıkılmış yoksul göçmenler, istismarcı ve alkolik ebeveynlerinden kaçan parasız gençlerle doluydu. Ben tam da orada, onları izlerken fotoğraflarını çekerken,  fotoğrafçı oldum. Sıradan insanların hikâyelerini, mücadelelerini, özlemlerini, zaferlerini ve kayıplarını, alçakgönüllülüklerini ve insanlıklarını anlatmanın önemini benimsemiş bir fotoğrafçı… Giderek daha da iyi öğrendim şefkatin önemini. Ayrıca, yoksulluklarına rağmen dürüstlüğün ve saygının onlarda yaşadığını da gördüm. Orada, Aborjin arkadaşım, sevgili Julie ile tanıştım. Nur içinde yatsın. Hayalleri yıkılmış zarif göçmen Kont Ivan ile tanıştım. Sebastien, Joey, Dorian ve çete... </p>
<p>Umarım arayıp bulamadıkları huzur, cennette onları bekliyordur.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Saraçhane protestoları davasında 88 genç beraat etti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sarachane-protestolari-davasinda-88-genc-beraat-etti-42131</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/protestosara%C3%A7hane3.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sarachane-protestolari-davasinda-88-genc-beraat-etti-42131</guid><description><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Saraçhane’de düzenlenen protestolar nedeniyle yargılanan 88 genç hakkında beraat kararı verildi. İki kişi ise sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 7 ay 15’er gün hapis cezasına çarptırıldı; hükmün açıklanması geri bırakıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklandığı süreçte Saraçhane’de yapılan protestolara ilişkin açılan davanın iki ayrı dosyasında, 88 genç hakkında beraat kararı verildi. İki kişi ise yaptığı sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle 7 ay 15'er gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanması geri bırakıldı.</p>
<p>19 Mart protestolarında yüzlerce genç hakkında dava açılmıştı. 45 gencin yargılandığı davanın karar duruşması İstanbul 65. Asliye Ceza Mahkemesince bugün yapıldı.</p>
<p>Avukatların ve yargılanan gençlerin son sözlerinin ardından karar açıklandı. 44 kişi hakkında 2911 sayılı "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet" suçundan beraat kararı verilirken bir kişi ise sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle "suç işlemeye tahrik" suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakıldı.</p>
<h4>44 genç daha beraat etti</h4>
<p>Bu duruşmanın ardından ayrılan dosyanın yargılanmasına geçildi. Aynı mahkeme, 44 kişi hakkında daha beraat kararı verirken yine bir kişi hakkında sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle "suç işlemeye tahrik" suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına vererek hükmün açıklanmasını geri bıraktı. </p>
<p>Böylelikle Saraçhane davasında 88 kişiye beraat kararı verilirken 2 kişi ise 7 ay 15'er gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanması geri bırakıldı.</p>
<p>(Kaynak: Evrensel, BirGün)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İmamoğlu'nun bu hafta savunma yapması bekleniyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglu-nun-bu-hafta-savunma-yapmasi-bekleniyor-42130</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/imamoglu-salondan-cikarildi-savunma-yapmadi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglu-nun-bu-hafta-savunma-yapmasi-bekleniyor-42130</guid><description><![CDATA[Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı 436 sanıklı İBB davasında ikinci celsenin 32'nci günü başladı. Mahkemenin haftayı tamamlarken celseyi bitirmesi beklenirken, son savunmaların ardından İmamoğlu’nun da kürsüye çıkarak söz alması öngörülüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 436 sanıklı İBB davasının ikinci celsesinde 32'nci günü başlıyor.</p>
<p>Mahkeme başkanı, ikinci celseyi bu hafta bitireceğini duyurmuştu.İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bu celsesinin 15 Ekim’de tamamlanması öngörülüyor.</p>
<p>Birleştirilen dosyadaki tutuklu sanıklar ile dosyanın son tutuksuz sanıklarının savunmalarının alınması ve sorgularının yapılmasının ardından, celse sonuna doğru Ekrem İmamoğlu’nun söz alması planlanıyor. Üçüncü celsenin ise ikinci celsenin tamamlanmasından iki hafta sonra başlaması bekleniyor.</p>
<p>Bugün, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini almasıyla duruşma başladı, sanık kürsüsüne ilk gelen isim  İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel oldu. Özel, bilirkişi raporunda isnat edileni anlamadığını belirtti. Raporda, ihaleye fesat iddia edildiğini söyleyen Özel, herhangi görev ve yetkisinin olmadığını ifade etti. Özel, "Dahil olmadığım ihale sürecinde suç işlemiş olmam mümkün değildir" dedi.</p>
<h4>"Akıl ve mantıkla birleştirmek çok zor"</h4>
<p>Özel, hiçbir yetkisinin olmadığı ihale süreçlerini kabul etmediğini belirtti. Beraatine karar verilmesini talep eden Özel'in sorgusuna geçildi. Tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, Oktay Özel'e, itirafçı sanık Deniz Dörtyol'un "Karaköy'deki reklamlarının kaldırıldığı" iddiasını sordu. Özel, Galata Kulesi'nin silüetiyle ilgili bir reklam konusu olduğunu belirtti ve "Tarihi yapı silüetini bozduğu için bizim kararımız dışında, Kültür Bakanlığı Koruma Kurulu'nun kaldırılması kararı vardı" dedi.</p>
<p>Oktay Özel'in avukatı Tayfur Koç, müvekkilinin sorumlu tutulduğu tesisat alımının 25 Aralık 2023'te, ihalenin ise 10 Temmuz 2023'te yapıldığını belirtti ve "İhaleden altı ay sonra yapılan bir alımda müvekkil sorumlu olmuş. İhale yapılmış, ihale onaylanmış, altı ay geçtikten sonra yapılan bir alımdaki sorumluluğu nedeniyle ihaleye katılımı engellemekle suçlanıyor. Bunu akıl ve mantıkla birleştirmek çok zor" dedi. Özel'in savunması, sorgusu ve avukat beyanlarından sonra sanık kürsüsüne Mustafa Duhan Demir geldi.</p>
<p>Duruşma devam ediyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Belgeselde konuşan İsrail askerleri hakkında soruşturma talebi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/belgeselde-konusan-israil-askerleri-hakkinda-sorusturma-talebi-42129</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/14/nazaya-venedikte-odul-yonetmenlerine-devlete-ihanet-suclamasi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/belgeselde-konusan-israil-askerleri-hakkinda-sorusturma-talebi-42129</guid><description><![CDATA[İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Gazze’deki sivil katliamları belgeleyen NAZA filminde konuşan askerlerin kimliklerinin tespit edilerek haklarında cezai soruşturma başlatılmasını istedi. Netanyahu daha önce de yönetmenleri hedef göstermişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu NAZA belgeselinde konuşan İsrail askerleri hakkında cezai soruşturma başlatılmasını talep etti.</p>
<p>İngiliz The Guardian gazetesi tarafından hazırlanan ve yönetmenliğini Oscar ödüllü Yuval Abraham ve Rachel Szor’un yaptığı “NAZA” belgeseli, gösterildiği 83. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmüştü.</p>
<p>İsrail Başbakanlık Ofisinin ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada, Netanyahu’nun NAZA belgeseline konuşan askerlerin “ciddi bilgi güvenliği ihlalleri, cezai nitelikte hakaret ile İsrail’in diplomatik ve güvenlik çıkarlarına zarar verme” suçlamalarıyla soruşturulmasını talep ettiği bildirildi.</p>
<p>Netanyahu, “Belgeselde yer alan kişilerin suç işlemiş olabileceğinden endişe ediliyor. Bu suçlar arasında, son derece hassas bir istihbarat birimine ait gizli bilgilerin açığa çıkarılması ve bilgi güvenliğinin ihlal edilmesi gibi ciddi suçlamalar da bulunuyor.” iddiasında bulundu.</p>
<p>Netanyahu, soruşturmayı yürüten yetkililerin belgeselde konuşan askerlerin kimliklerini tespit etmesi gerektiğini savundu.</p>
<p>İtalya’da bu yıl 83’üncüsü düzenlenen Uluslararası Venedik Film Festivali’nde, “Jüri Özel Ödülü”ne, İsrail’in Gazze’deki sivil katliamını belgeleyen NAZA filmi layık görülmüş, olay İsrail’de büyük yankı uyandırmıştı.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, askeri istihbarat, askeri savcılık dairesi ve hava kuvvetlerine, NAZA belgeselinde konuşan askerlerin zorunlu hizmette mi yoksa yedek asker mi olduklarını belirleyerek kimliklerini tespit etmeleri talimatını vermişti.</p>
<p>Başbakan Binyamin Netanyahu, NAZA belgeselinin “Yahudi karşıtı (antisemitik) kışkırtma” olduğunu savunmuştu.</p>
<p>İsrail Kültür Bakanı Miki Zohar da 13 Eylül’de NAZA belgeselinin yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor’u vatandaşlıktan çıkarmakla tehdit etmişti.</p>
<p>(Kaynak: İlke TV)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 09:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Geri adım atmadım”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/geri-adim-atmadim-42128</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/03/savci-deniz-goktas-in-tutuklanmasini-talep-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/geri-adim-atmadim-42128</guid><description><![CDATA[Üç ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen komedyen Deniz Göktaş, ilk kez The New York Times’a konuştu. Göktaş, “Komedi yapan diğer insanlara bir örnek olmak istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>"Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla üç ay tutuklu kalan ve yargılama sonucunda 19 ay hapis cezasına çarptırıldıktan sonra tahliye edilen komedyen Deniz Göktaş, serbest bırakıldıktan sonra ilk kez röportaj verdi. Komedyen ilk kez The New York Times’a konuştu.</p>
<p>Göktaş, "Mahcup bir tutum sergilemek istemedim. İfade özgürlüğü sadece burada bir sorun değil. Dünyanın çoğu yerinde insanlar konuşurken cezalandırılmaktan veya kamuoyunun tepkisinden korkuyor. Komedi yapan diğer insanlara bir örnek olmak istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz. Üç ay hapiste kalmak korkunç bir şey, ama bir sanatçının bir ilkeyi savunurken bunun üstesinden gelemeyeceği bir şey olmadığını göstermek istedim" dedi.</p>
<h4>“En iyi uykumu uyudum”</h4>
<p>Göktaş, geçmişte gösterilerinde otosansüre yöneldiğini belirtti. Öğrencilerin ve emeklilerin günlük hayatlarında kendisinden daha cesur olmasının onda ikiyüzlülük hissi yarattığını belirten Göktaş, "Büyüdükçe ve daha tanınır hale geldikçe kaybedecek daha çok şeyim oldu. İşimde otosansür uygulamaya başladım. Bu beni rahatsız etti. Gösterilerime gelen öğrenciler, emekliler günlük yaşamlarında benden daha cesurdu. Ben ise daha korkak hale geliyordum. Bu durum bana ikiyüzlü hissettirdi. Kendimi daha iyi hissetmek için, sonuçları ne olursa olsun komik bulduğum şeyleri söylemeye geri döndüm. Biraz romantik olabilir ama hücremdeki ilk günümde hayatımın en iyi uykusunu uyudum" dedi.</p>
<h4>Komedinin gücü</h4>
<p>Gösterisini Türkiye'nin dört bir yanında üç yıl boyunca sergilemesine rağmen iktidarın neden şimdi müdahale ettiği sorusunu Göktaş, "Canlı izleyiciler ile kliplerinizi çevrimiçi izleyenler arasında bir fark var. Türkiye geçmişte de 'özgür' değildi, ancak ana akım televizyonda benim yaptığımdan çok daha sert materyallerle komedi yapan insanlar vardı. Onlar da çeşitli zorluklarla karşılaşıyordu ama şaka yapmanın bu düzeyde sonuçları yoktu. Şakalarımı duysalardı, hafif bulurlardı. Hoşgörü son yıllarda önemli ölçüde azaldı. Garip bir şekilde, bunda cesaret verici bir yan var. Liderler şakalar karşısında bu kadar kırılgan olabiliyorsa, bu komedinin gücünün bir işaretidir" dedi.</p>
<h4>Yeni gösteri geliyor</h4>
<p>İktidarların neden komedyenleri hedef aldığına dair ise Göktaş şunları söyledi: "Komedyenlerin sınırlarla oynaması gerekiyordu. Diğer sanatçılar bu konulara dokunmadan da işlerini yapabilirler. Nihayetinde, bence sadece komedyenlerin peşinden gitmiyorlar."</p>
<p>Tutukluluk günlerinde gösterisinden bir saniye bile pişmanlık duymadığını ve kendini en az yalnız hissettiği dönemi geçirdiğini belirten Göktaş, içeride geçirdiği sürede gelecekte sahneye taşımayı umduğu 20 dakikalık yeni malzeme yazdığını da sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Oct 2026 09:16:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>