<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Sun, 12 Jul 2026 11:22:38 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA[1111 haftadır her Cumartesi aynı soru: "Kayıplarımız nerede?"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/1111-haftadir-her-cumartesi-ayni-soru-kayiplarimiz-nerede-41149</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/11/1111-haftadir-her-cumartesi-ayni-soru-kayiplarimiz-nerede.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/1111-haftadir-her-cumartesi-ayni-soru-kayiplarimiz-nerede-41149</guid><description><![CDATA[32 yıldır kayıpların akıbetinin sorulduğu Galatasaray Meydanı’nda, 1111. defa adalet talebiyle buluşuldu. Kayıp yakını Hasan Karakoç AGOS Gazetesi’ne konuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1995’ten beri elde karanfil, gözlerde umut kaybedilen yakınlarının fotoğraflarıyla adaleti arayan anneler, babalar, kardeşler ve eşler bu cumartesi de 1111. defa Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanması talebiyle 32 yıldır mücadeleye devam eden Cumartesi Anneleri, 1111. kez bir araya geldikleri meydanda Hayrettin Eren’in akıbetini sordu.</p>
<h4>Hasan Karakoç: 1111 haftalık mücadele</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/cumartasianneleri1.jpg" alt="" width="482" height="321">
<figcaption>Cumartesi Anneleri/İnsanları Galatasaray Meydanı'nda</figcaption>
</figure>
<p>Basın açıklamasının ardından 1994 yılında gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç'un kardeşi Hasan Karakoç, Agos Gazetesi'ne konuştu.</p>
<p>İlk haftadan şu ana dek 32 yıl boyunca mücadelelerinden vazgeçmediklerini söyleyen Karakoç yaşananların insanlık adına utanç verici bir şey olduğunu ifade etti:</p>
<p>“Son kayıp bulununcaya kadar, son fail yargılanıncaya kadar burada olacağımızı ilan etmiştik ilk günden. Her koşula rağmen, her türlü zulme, baskıya, gözaltılara, coplanmalara rağmen bu mücadeleyi sürdürdük. İlk mücadeleye başladığımız gündeki kararlılıkla aynı mücadeleyi tekrar sürdürüyoruz. Tabii bu ülke için, insanlık adına utanç verici bir şey. Yani 1111 haftadır insanlar burada adalet arıyor, hukuk arıyor. Kayıplarını bulmak için mücadele ediyorlar. Ama yetkililerden çıt çıkmıyor. 32 yıldır adliyenin tozlu raflarında bekleyen dosyalarımız bir arpa boyu yol almadı. 32 yıldır bütün kayıplarımızın dosyaları kapatıldı, bir kısmı zaman aşımına uğradı. Hiçbirisine ilişkin bir soruşturma dahi açılmadı. Yetkililerin duyarsızlığı, ilgisizliği, aklama paklama mücadelesi karşısında bizlerin de azmimiz var, dirayetimiz var, irademiz var, kararlılığımız var. Kaybettiğimiz insanların mücadelesine olan saygımız var. Kendimize, insanlığımıza, geçmişe ve geleceğe karşı olan saygımızdan dolayı bu mücadeleyi kanımızın son damlasına kadar sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz."</p>
<h4>‘1111 sayı değil, kayıp ailelerinin mücadelesidir’</h4>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/cumartesiannaleri.jpg" alt="" width="473" height="315">Bu haftaki basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD)’nden Sebla Arcan okudu:</p>
<p>“1111 bir sayı değildir. 1111 hafta; vazgeçmeyen kayıp ailelerinin, adalet talebinden geri adım atmayan insanların ortak mücadelesidir. 1111 haftadır her Cumartesi aynı soruyu soruyoruz: Gözaltında kaybedilen sevdiklerimiz nerede? 1111 haftadır aynı talebi dile getiriyoruz: Hakikat açıklansın. Kaybedilenlerin akıbeti ortaya çıkarılsın. Failler yargılansın” şeklinde konuştu. Yıllardır süren mücadeleye rağmen iktidarın hakikati ortaya çıkarmak yerine sessiz kaldığı belirten Sebla Arcan “Bunca zamana rağmen, önceki iktidarlar gibi mevcut iktidar da hakikati ortaya çıkarmak yerine sessiz kalmayı tercih etti. Galatasaray Meydanı’nı bariyerlerle kapattı; Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen meydan yasağını ve kişi sınırlamasını sürdürdü”</p>
<p> “Galatasaray Meydanı üzerindeki hukuka aykırı engeller kaldırılmalı; kayıp dosyaları etkin biçimde yeniden soruşturulmalı, cezasızlık politikalarına son verilmeli ve ailelerin hakikati bilme hakkı güvence altına alınmalıdır” diyen Sebla Arcan faillerin yargılanmasının demokratik hukuk devletinin gereği olduğunu söyledi.</p>
<h4>‘Bize bir mezar taşı gösterin’</h4>
<p>19 Ekim 1995’te Avcılar’daki evinin önünden kaçırılarak gözaltında kaybedilen eşi Fehim Tosun için yıllardır Galatasaray Meydanı’na giden Hanım Tosun ise “Herkes bizim hikâyelerimizi, ne için burada durduğumuzu biliyor. Bu fotoğrafları boşuna taşımıyoruz. Bize bir mezar taşı gösterin. Devletin arşivlerinde bu kayıpların gerçeği duruyor. Tek bir kayıp kalmayana kadar mücadelemiz sürecek. Haklıyız. Arşivlerinizi açana kadar meydanlarda olacağız. İki elimiz devletin yakasından hiç inmeyecek. 1111’inci haftada tüm kayıplarımızı anıyoruz. Sizi unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.</p>
<p>Açıklama, konuşmaların ardından tüm kayıplar için meydana karanfiller bırakılarak sonlandırıldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 11 Jul 2026 18:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gabriela Alves’in curita’sı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/gabriela-alvesin-curitasi-41146</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/07/11/gabriela-alvesin-curitasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/gabriela-alvesin-curitasi-41146</guid><description><![CDATA[İnsanlar bunca acı çekerken neden hayvanlar için uğraşıyorsunuz diye soranlar oluyor. Ama en büyük yıkımın içinde bir canı kurtarmaya çalışmak, aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizi söyler. Kurumların yetişemediği o boşlukta, birinin durup bir köpeği sekiz gün beklemesi ya da bir kediyi çadırda ısıtması, dayanışmanın yürekten doğduğunu gösterir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sekiz gün. Buddy tam sekiz gün enkazın içinde bekledi. Caraballeda'da çöken evinin altında, betonun ve tozun arasında, yemeksiz ve susuz, sekiz gün. Buddy altı yaşında, beyaz tüylü bir köpek. Gabriela Alves deprem anında bir yakınının evindeydi; saatler sonra motosikletine atlayıp eve koştu, ama yalnızca yıkıntı buldu. Günlerce bölgeyi arşınladı, her gün Buddy diye seslendi, bir havlama duymayı umdu. Sekizinci gün, annesinin odasından eşya çıkarırken uzaktan bir havlama duydu; aşağı baktı, betondaki bir çatlaktan beyaz bir kulak gördü. Yardıma koşan kurtarmacılar duvarda bir delik açtılar, tozla kaplı köpeği çıkardılar. Gabriela onu pembe bir battaniyeye sardı; Buddy favori insanının kolunu yalıyordu. Bu, 24 Haziran'da kuzey Venezuela'yı otuz dokuz saniye arayla iki kez sarsan depremlerin ardından yaşandı; önce 7,2, sonra 7,5. En ağır darbeyi La Guaira aldı, iki yüz elliden fazla bina çöktü. Binlerce ölü, on binlerce yaralı, sayısız yaşamın moloza dönüştürülmeyi bekleyen yıkıntısı.</p>
<p>Buddy'nin kurtulmasına sevincimiz buruk. Neden bir canlı, yaşamla ölüm arasında sekiz gün beklemek zorunda kaldı? Çünkü yardım gelmedi ya da çok geç geldi. Eğitimli arama kurtarma ekibi yoktu, yeterli ekipman yoktu; insanlar sevdiklerini kürekle, halatla, tırnaklarıyla aradı. Hastaneler taştı, morglar doldu, cenazeler günlerce sırasını bekledi. Bir hafta sonra bile koca bir devlet ekskavatörü, benzini olmadığı için beton yığınının yanı başında öylece durdu. Hem de dünyanın en büyük petrol rezervine, yerkürenin bütün rezervinin altıda birine oturan ülkede. Buddy'yi o enkazdan çıkaran resmî ekipler değildi. Kurumların yetişemediği yerde birbirine tutunan insanlardı.</p>
<p>Bu manzarada bize yabancı hiçbir şey yok. Geç gelen yardım, çöken yollar, yakınına ulaşmak için taş kaldıran eller. Onca ölümün arasında bir canı kurtarmanın mutluluğu. 6 Şubat 2023 Pazarcık merkezli depremlerin ardından ilk günlerin nasıl aktığını, en hayati saatlerin parmaklarımızın arasından nasıl kayıp gittiğini, insanların enkaza nasıl çıplak elleriyle daldığını gördük. Venezuela'dan gelen görüntülere bakarken içimiz bu yüzden burkuluyor; o kareleri çok yakından hissediyoruz, o çaresizliği tanıyoruz. Yıkım herkesi vurur ama arkasından gelen çaresizlik en çok sesini duyuramayanı ezer. Ve o sessizlerin arasında hayvanlar da var.</p>
<p>Deprem olduğunda o hayvanların çoğu bir anda yalnız kaldı. Kimi birlikte yaşadığı insanı yitirdi, kimi yuvasını, hepsi günlerce aç ve korku içinde bekledi. Kurtarma sırasının en sonuna düşen, çoğu zaman kimsenin aklına bile gelmeyen canlar. Oysa her biri bir hayat; üşüyen, titreyen, birini bekleyen. Yıkımın ortasında birinin durup onları da araması, kendi acısını bir kenara koyup başka bir canın yaşaması için uğraşması kolay değil. Korunmayı hak eden hayatın yalnızca bizimki olmadığını burada hatırlıyoruz.</p>
<p>Depremin ilk saatlerinde, henüz yer sarsılırken, kimi insan kendi canını düşünmeden hayvanının peşine düştü. Yıkılmakta olan binaya geri dönenler, köpeğini kucağına alıp bir yere ayrılmayanlar, yaşlı bir adamın iki köpeğini birden kurtardığı anlar görüntülere geçti. Bir cana bağlanan insanın, en zor anda bile o bağı bırakamaması.</p>
<p>Sonra da enkazdan çıkarmak yetmiyor, çünkü asıl iş oradan sonra başlıyor. Caraballeda'da, çöken devlet konutlarının hemen yanındaki bir McDonald's, kendiliğinden bir hastaneye ve kayıp hayvan buluşma noktasına dönüştü. Barquisimeto'dan gelen yetmiş kadar veteriner, öğrenci ve gönüllü, çalışır durumdaki ender mekânlardan biri olduğu için oraya yerleşti; hem insanlara baktılar hem de enkazdan çıkan, yaralı, susuz, şoktaki hayvanlara. Yüzden fazla hayvanı kurtarıp tedavi ettiler, birlikte yaşadıkları insanları arayıp buluşturmaya çalıştılar. Ekibi koordine eden veteriner, onlar için bir hayvanın başka bir insan hayatından farksız olduğunu söylüyordu. Gabriela da Buddy'yi ararken buraya uğramıştı. Bir hayatı ayakta tutmak, onu bir kez çıkarmakla bitmiyor.</p>
<p>İnsanlar bunca acı çekerken neden hayvanlar için uğraşıyorsunuz diye soranlar oluyor. Ama en büyük yıkımın içinde bir canı kurtarmaya çalışmak, aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizi söyler. Devletin geç kaldığı, kurumların yetişemediği o boşlukta, birinin durup bir köpeği sekiz gün beklemesi ya da bir kediyi çadırda ısıtması, dayanışmanın emirle değil, yürekten doğduğunu gösterir. Enkazın altında bir yaşam varsa, türü ne olursa olsun aranmaya, korunmaya, uğrunda mücadele etmeye değer. Gabriela Alves’in <em>curita</em>’sı. Bu ifadedeki iyelik, bir soruyu daha açıyor: Peki kimseye ait olmayan, sokakta yaşayan hayvanlara ne oluyor afetlerde? Türkiye’de hâlâ resmi bir hayvan arama-kurtarma çalışması yok, yine enkaza uzanan maharetli elleri, komşularımızın elleriyle hayatta kalıyoruz. Biz de, evde ya da sokakta, bize yakın yaşamaya alıştırdığımız hayvanlar da.</p>
<p>Buddy sekizinci gün, Gabriela'nın kollarına döndü. Gabriela ona <em>curita</em> diyor, yani yara bandı; bütün bu yıkımın içinde onu iyileştiren şey. O kavuşma ne gecikmeyi siliyor, ne yaşanan kayıpları geri getiriyor; hiçbir mucize kaybedilenlerin yasını hafifletmiyor. Ama tam o acının ortasında, başka bir canın yaşaması için uzanan ellerin hâlâ orada olduğunu gösteriyor. Yıkım tanıdık, kayıp tanıdık, ama enkaza eğilip bir canı arayan, bulunca ona sımsıkı sarılan o el de tanıdık. Bir arada yaşamanın, birbirimizi ve her canı korumanın en kötü günde bile mümkün olduğunu, biz de bir yerden biliyoruz. Felaketin ardından, enkazdan hayata, bir canı bile geride bırakmamak, onların yasını ve hafızasını tutmak için mücadele edenlerin emeğiyle mümkün oluyor geleceğimiz.</p>
<p>Venezuela’yı yıkan depremlerin olduğu gün, 6 Şubat depremlerinin ardından veteriner hekimlerle başlattığımız geniş kapsamlı hayvan arama kurtarma, tedavi ve rehabilitasyon çalışması olan Enkazdan Hayata kampanyasının en tatlı tanıklarından biri olan güneş çocuğum Karlos’un sağlık durumu kötülemeye başladı. Bu yazı, onun yanı başında, tedavisine destek için şifa niyetine yazıldı.</p>
<div class="box-12">* <em>Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.</em></div>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Narod Alcan son yolculuğuna uğurlanıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/narod-alcan-son-yolculuguna-ugurlaniyor-41145</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/10/narod-alcan-son-yolculuguna-ugurlaniyor.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/narod-alcan-son-yolculuguna-ugurlaniyor-41145</guid><description><![CDATA[Genç yaşta meslek yaşamını sürdürdüğü Toronto'da hayatını kaybeden Narod Alcan 11 Temmuz Cumartesi günü saat 13.00'de Kumkapı Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi'nde düzenlenecek törenle son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Eski Cemaat Vakıfları Temsilcisi Prof. Dr. Toros Alcan'ın da yeğeni olan Dt. Narod Alcan'ın genç yaşta hayatını kaybetmesi Ermeni toplumunda üzüntü yarattı.  Narod Alcan için 11 Temmuz Cumartesi günü saat 13.00'te  Kumkapı Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi'nde  cenaze töreni düzenlenecek. </p>
<p>Ailesi Dt. Narod Alcan (Tavlıyan) için şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Narod Alcan, 18 Şubat 1995 tarihinde İstanbul Yeşilköy’de, Garabet Alcan ve İrma Yokyemez’in ilk çocuğu olarak dünyaya geldi.</p>
<p>Eğitim hayatına Yeşilköy Ermeni Okulu’nda başlayan Narod, anaokulu, ilkokul ve ortaokul öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra Getronagan Ermeni Lisesi’nden dereceyle mezun oldu. Akademik başarılarını üniversite yıllarında da sürdüren Narod, Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni burslu olarak kazanarak bu okulu da dereceyle tamamladı.</p>
<p>Mezuniyetinin ardından diş hekimliği uzmanlık eğitimine kabul edilmesine rağmen, uluslararası bir yaşam ve kariyer yolculuğunu tercih ederek Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra Pensilvanya’da bulundu ve daha sonra Kanada’nın Toronto kentine yerleşerek yaşamını ve mesleki çalışmalarını burada sürdürdü.</p>
<p>Hayatının baharında, geleceğe dair pek çok hayal ve hedef taşırken, bekâr olarak sürdürdüğü yaşamı elim bir kaza sonucu beklenmedik şekilde son buldu.</p>
<p>Çalışkanlığı, azmi, zarafeti, güler yüzü ve insanlara karşı içten yaklaşımıyla ailesinin, dostlarının ve onu tanıyan herkesin sevgisini kazanan Narod, kısa ömrüne pek çok başarı, dostluk ve güzel anı sığdırdı.</p>
<p>Sevgili Narod’un vefatının ardından da iyilikleri yaşamaya devam etti. </p>
<p>Toronto’daki arkadaşları onun anısını yaşatmak ve iyiliklerini sürdürmek amacıyla bir kampanya düzenleyerek topladıkları bağışı, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere Toronto, Surp Yerortutyun Ermeni Apostolik Kilisesi’ne onun adına bağışladılar. Narod’un sevgisi, cömertliği ve güzel hatırası, onu tanıyan herkesin kalbinde yaşamaya devam edecektir."</p>
<p>Agos olarak ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır dileriz. </p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 21:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Demokratik siyasal mücadelede ısrar ediyoruz, devlet adım atmadı"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/demokratik-siyasal-mucadelede-israr-ediyoruz-devlet-adim-atmadi-41144</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/pkk%20silah%20b%C4%B1rakma%20to%CC%88reni%201.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/demokratik-siyasal-mucadelede-israr-ediyoruz-devlet-adim-atmadi-41144</guid><description><![CDATA[PKK, 11 Temmuz 2025'te Süleymaniye yakınlarında gerçekleştirilen silah yakma töreninin birinci yıl dönümünde yayımladığı açıklamada, demokratik siyasal mücadele stratejisini sürdüreceğini belirtti. Açıklamada, Abdullah Öcalan'ın çağrısı sonrası alınan fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararlarına rağmen geçen bir yılda devletin siyasi ve hukuki düzenlemeler konusunda herhangi bir adım atmadığı ifadeleri yer aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>PKK, 11 Temmuz 2025’te düzenlenen silah yakma töreninin yıl dönümüne ilişkin olarak yeni bir açıklama yayınladı. Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre açıklamada, demokratik siyasal mücadele stratejisinin sürdürüleceği vurgulanırken, geçen bir yıllık süreçte devletin siyasi ve hukuki düzenlemeler konusunda adım atmadığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, 11 Temmuz 2025’te KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’ın da aralarında bulunduğu 30 kişilik grubun Süleymaniye yakınlarındaki Cesena Mağarası önünde silahlarını yakmasının, strateji değişikliğinin sembolü olduğu ifade edildi.</p>
<h4>Öcanlan'ın çağrısı hatırlatıldı</h4>
<p>Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na atıfta bulunularak, bu çağrının ardından 1 Mart’ta ateşkes ilan edildiği, PKK’nin ise 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlediği 12. Kongre’de örgütün feshi ve Türkiye’ye yönelik silahlı mücadelenin sonlandırılması yönünde karar aldığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, örgütün demokratik siyaset stratejisini benimseme kararlılığını göstermek için silahların yakıldığına vurgu yapıldı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Önemli bir gazeteci topluluğu önünde yapılan bu silah yakma töreni tüm dünya tarafından yakından takip edildi. Türkiye’de Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü için önemli bir adım olarak görüldü. Önderlik 27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum Çağrısında, Kürt sorununu ortaya çıkaran nedenleri ve çözüm yolunun nasıl olacağını çok özlü ve çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Kürt varlığının kabulü temelinde demokratik çözümün zamanının geldiğini vurgulamıştır. Bunu sağlatmak açısından da PKK’nin feshi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırılması çağrısında bulunmuştur. Bu çağrı sonrası 1 Mart 2025’de ateşkes ilan ettik. PKK, 5-7 Mayıs tarihleri arasında 12. Kongresini toplamış, PKK’nin feshi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırılması kararı almıştır. Bu kararların uygulanmasının da Önderlik tarafından yapılabileceğini kararlaştırmıştır."</p>
<p>Açıklamada, "Silah yakma töreni silahlı mücadele stratejisine dönüş olmayacağının ilanı da olmuştur. Bu iradenin ortaya konulması karşısında Türk devletinin demokratik siyasal mücadele stratejisinin uygulanması açısından siyasi ve hukuki adımlar atması gerekirdi. Ancak bir yıldır bu yönlü adımlar atılmamıştır.” denildi.</p>
<h4>"Devlet adım atmadı"</h4>
<p>Bu bir yıllık süreçte siyasi ve hukuki gerekliliklerin yerine getirilmesi için tek taraflı adımların atıldığına dikkati çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Gerillanın Türkiye sınırları dışına çekilmesi ve çatışma riskinin olduğu yerleri bıraktığının KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok arkadaş tarafından kamuoyuna sunulması da Türk devletinin hukuki ve siyasal adımlar atmasına zemin sunmak içindi. Özgürlük Hareketimiz sorumlu davranırken, devlet ne adımlar atmış, ne de demokratik siyasal çözüm için toplumsal zemini yaratmıştır. Önderlik ve Özgürlük Hareketimize yönelik geçmişte oluşturulan olumsuz algılar bilinçli biçimde sürdürülmüştür. Zaman zaman cumhurbaşkanı, <strong>Devlet Bahçeli</strong> ve bazı AKP yetkilileri sürece sahip çıkan ve ilerlediğini söyleyen açıklamalar yapsa da bu söylemlerin pratikte bir karşılığı olmamıştır. Silah yakma iradesinin ortaya konulması üzerinden bir yıl geçmesine rağmen siyasi ve hukuki alanda bir ilerleme sağlanmamıştır. Bu da başta Kürtler olmak üzere Türkiye ve dünya kamuoyunda iktidarın niyeti konusunda kaygı ve kuşkular ortaya çıkarmıştır. Bu yönlü kaygı ve kuşkulara rağmen silah yakmanın 1. yıl dönümünde biz demokratik siyasal mücadele stratejisinde ısrar ederken, iktidar politika ve tutumlarıyla bu ısrar ve çabalarımıza karşılık vermemiştir.”</p>
<p>Açıklamada, "Son zamanlarda Önderliğin önerdiği kök çerçeve yasanın çıkıp çıkmayacağı tartışılmaktadır. Önderliğin makul önerilerine bir karşılık verilmediği gibi Özgürlük Hareketimiz de bu konuda bilgilendirilmemiştir. Çıkması öngörülen yasanın birinci dereceden muhatabı Önderlik ve Hareketimizken, tek taraflı yasa taslaklarından söz edilmesi soruna ve sürece ciddi yaklaşılmadığını göstermektedir. En önemlisi de öngörülen yasanın sadece silah bırakmaya dayandırılması yüzyıllık sorunun doğru ele alınmadığının ifadesi olmaktadır. Böyle bir yasa ilk önce Önderlik ve Özgürlük Hareketimizin öncü kadrolarının konumunu belirleme ve Kürt sorununun çözümünün yolunu döşeme yasası olması gerekirken Önderliğimizin dışında tutulacağının söylenmesi barış ve demokratik toplum sürecini sabote etme anlamına gelir. Halkımız da Özgürlük Hareketimiz de Önderliğin özgür yaşar ve çalışır durumda olmadığı bir yaklaşımı kabul etmeyeceğini defalarca ortaya koymuştur. Bu süreçte en başta da bu gerçekliğin bilinmesi gerekir." denildi.</p>
<h4>"Üzerimize düşen sorumluluğu bundan sonra da yerine getireceğiz"</h4>
<p>"11 Temmuz silah yakma töreninin 1. yılında Özgürlük Hareketi olarak demokratik siyasal mücadele stratejisi konusunda ısrarımızı bir kez daha vurguluyoruz." denilen açıklamada, "AKP-MHP iktidarının PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması üzerinden bir yıl geçmesine rağmen adım atmaması sürece doğru yaklaşım olmamaktadır. Çatışma çözümü deneylerinde en makul yaklaşımı gösterdiğimiz açıktır. Bunu da halklarımızın özgür ve demokratik yaşamını sağlama doğrultusunda yaptığımız bilinmektedir. Halklarımızın demokratik entegrasyon temelinde özgürce birlikte yaşayacağı demokratik Türkiye’yi yaratmak hepimizin sorumluluğudur. Kürt halkı ve tüm Türkiye halkları böyle bir Türkiye yaratmak için üzerine düşen sorumluluğu her boyutta yerine getirmelidir. Bizler de halklarımıza duyduğumuz sorumluluğun gereği Önderliğin demokratik toplum manifestosu çerçevesinde üzerimize düşen sorumluluğu bundan sonra da yerine getireceğiz." ifadeleri kullanıldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 17:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Surp Garabet Mezarlığı saldırısı: 1 gözaltı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/surp-garabet-mezarligi-saldirisi-1-gozalti-41142</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/10/surp-garabet-mezarligi-saldirisi-1-gozalti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/surp-garabet-mezarligi-saldirisi-1-gozalti-41142</guid><description><![CDATA[Üsküdar Bağlarbaşı semtinde bulunan Surp Garabet Ermeni Mezarlığı’nda dün meydana gelen ve altı mezar ile bir çeşmenin tahrip edildiği saldırıdan sonra bir kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişi savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Bağlarbaşı semtinde bulunan Surp Garabet Ermeni Mezarlığı’nda dün akşam meydana gelen ve altı mezar ile bir çeşmenin tahrip edildiği olayda, bir kişi gözaltına alındı.</p>
<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, 8 Temmuz'da Üsküdar'da bulunan Surp Garabed Ermeni Mezarlığı'nda tahribat yapıldığının bildirilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, başsavcılığın emniyete verdiği talimat doğrultusunda yapılan çalışmalar sonucu şüphelinin tespit edildiği ifade edildi. Şüpheli M.K'nin dün polis tarafından gözaltına alındığı, bugün de savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği bildirildi.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Vakıf Yönetim Kurulu tarafından Patriklik Makamı’na iletilen bilgiye göre, 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece saatlerinde Bağlarbaşı Surp Garabet Mezarlığı’nda bir saldırı oldu. </p>
<p>Mezarlığın duvarını aşarak içeri giren bir şahıs, altı mezara ve bir çeşmeye zarar verdi. Söz konusu saldırı, Vakıf Yönetim Kurulu tarafından emniyet birimlerine bildirildi. Emniyet birimleri soruşturma başlattı.</p>
<p>Agos’a konuşan Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Vakfı Başkanı Rafi Kirkoryan, çeşmenin altında bulunan çanak kısmı ile altı mezar taşındaki haç motiflerinin kırıldığı bilgisini paylaştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Hıristiyanların güvenlik duygusunu hedef alan nefret suçları araştırılsın"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hiristiyanlarin-guvenlik-duygusunu-hedef-alan-nefret-suclari-arastirilsin-41141</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/uskudar-surp-garabet-mezarligi-na-saldiri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hiristiyanlarin-guvenlik-duygusunu-hedef-alan-nefret-suclari-arastirilsin-41141</guid><description><![CDATA[DEM Parti Van milletvekili Mahmut Dindar, İstanbul Üsküdar'daki Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'nda mezarların ve tarihi çeşmenin tahrip edilmesinin ardından, Ermeni ve diğer Hıristiyan topluluklara ait mezarlıklar ile ibadet yerlerine yönelik saldırıların araştırılması için TBMM'ye Meclis Araştırması önergesi verdi. Parti, İçişleri Bakanlığı'na da soru önergesi sunarak son 10 yıldaki nefret suçu vakaları, soruşturmalar ve koruma önlemlerine ilişkin açıklama istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti Van milletvekili Mahmut Dindar, İstanbul Üsküdar'daki Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'nda altı mezar ile tarihi bir çeşmenin tahrip edilmesinin <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/uskudar-surp-garabet-mezarligi-tahrip-edildi-41135" target="_blank" rel="nofollow noopener">ardından, </a>Ermeni okulları, mezarlıkları ve tarihi mirasa yönelik saldırıları TBMM gündemine taşıdı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından açıklama yapan Dindar, "İstanbul Üsküdar'da Ermeni okulları, mezarlıkları ve tarihi mirasına yönelik yaptırımsız bırakılan saldırıları, nefret söylemi ve nefret pratiğini TBMM gündemine taşıdık. İnsanlık değerlerine karşı bir suç olan bu saldırıyı kınıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dindar, TBMM Başkanlığı'na sundukları Meclis Araştırması önergesinin gerekçesinde, Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'ndaki saldırının tekil bir olay olmadığını belirterek, "Tekil gibi görünen ama aslında yaptırımsızlık ve denetimsizlik nedeniyle çok sık tekrarlanan bu saldırılar belirli bir zihniyetin ve yaklaşımın sonucudur" değerlendirmesine yer verdi.</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">İstanbul Üskürdar'da <a href="https://x.com/hashtag/Ermeni?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#Ermeni</a> okulları, mezarlıkları ve tarihi mirasına yönelik yaptırımsız bırakılan saldırıları, nefret söylemi ve nefret pratiğini <a href="https://x.com/hashtag/TBMM?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#TBMM</a> Gündemine taşıdık. İnsanlık değerlerine karşı bir suç olan bu saldırıyı kınıyoruz. <br><br>TBMM Başkanlığına verdiğimiz Meclis… <a href="https://t.co/QoWPqd3ptU">pic.twitter.com/QoWPqd3ptU</a></p>
— Mahmut Dindar (@MahmutDindar65) <a href="https://x.com/MahmutDindar65/status/2075527309293989961?ref_src=twsrc%5Etfw">July 10, 2026</a></blockquote>
<h4>"Cezasızlık algısı güçleniyor"</h4>
<p>Önergede, söz konusu saldırıların "ölüye saygı hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü, kültürel mirasın korunmasını ve Türkiye'de yaşayan Hıristiyan yurttaşların güvenlik duygusunu doğrudan hedef alan ciddi bir nefret suçu niteliği taşıdığı" vurgulandı. Ayrıca Ermeni, Rum, Süryani ve diğer Hıristiyan topluluklara ait mezarlıklar, kiliseler ve tarihî yapılara yönelik saldırılarda faillerin çoğu zaman tespit edilemediği veya etkili soruşturma yürütülmediği belirtilerek, bunun cezasızlık algısını güçlendirdiği ifade edildi.</p>
<p>Dindar, İçişleri Bakanlığı'na sundukları soru önergesinde ise son 10 yılda Hıristiyan mezarlıkları, kiliseleri ve diğer tarihî yapılara yönelik saldırıların sayısını, bu olaylarda kaç failin tespit edildiğini, Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'ndaki saldırıyla ilgili yürütülen soruşturmayı ve azınlık ibadet yerlerinin korunmasına yönelik güvenlik politikalarını sordu. Ayrıca Bakanlıktan, nefret suçlarının önlenmesine yönelik yeni idari, hukuki ve güvenlik tedbirleri planlanıp planlanmadığına ilişkin açıklama istedi.</p>
<div class="box-12">
<p>İçişleri Bakanlığı'na da soru öneresi ile saldırılar şu şekilde soruldu:</p>
<p>1) Son 10 yıl içerisinde Türkiye genelinde Hıristiyanlara ait mezarlıklar, kiliseler, manastırlar ve diğer tarihi-kültürel yapılara yönelik kaç saldırı, tahribat, vandalizm veya nefret suçu vakası kayıtlara geçmiştir? Bu olayların illere ve yıllara göre dağılımı nedir?</p>
<p>2) Bu saldırılar kapsamında açılan soruşturmaların kaçında failler tespit edilmiş, kaçında kamu davası açılmış ve kaç dosyada mahkûmiyet kararı verilmiştir? Hâlen faili meçhul olarak bulunan dosya sayısı kaçtır?</p>
<p>3) Üsküdar Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'nda meydana gelen tahribatla ilgili kaç kişi hakkında adli veya idari işlem başlatılmıştır? Olayın nefret suçu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediği hususunda Bakanlığınızın bir tespiti bulunmakta mıdır?</p>
<p>4) Bakanlığınızın, azınlık toplumlarına ait mezarlıklar, kiliseler, sinagoglar ve diğer ibadet yerlerinin güvenliğinin sağlanmasına yönelik yürüttüğü özel bir koruma, risk analizi veya güvenlik eylem planı bulunmakta mıdır? Bulunuyorsa kapsamı nedir?</p>
<p>5) Hıristiyan yurttaşlara ait mezarlık ve ibadet alanlarına yönelik saldırıların tekrarını önlemek amacıyla kolluk personeline nefret suçları, din ve inanç özgürlüğü ile kültürel mirasın korunmasına ilişkin herhangi bir özel eğitim veya hizmet içi program uygulanmakta mıdır?</p>
<p>6) Bakanlığınız, Hıristiyan toplumlarına ait mezarlıklar ve tarihi ibadet yapılarının korunmasına yönelik saldırılarda ortaya çıkan cezasızlık algısının giderilmesi ve benzer olayların önlenmesi amacıyla yeni idari, hukuki veya güvenlik tedbirleri almayı planlamakta mıdır? Planlanıyorsa bu tedbirler nelerdir?</p>
</div><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hamaney, bir haftalık törenlerden sonra defnedildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hamaney-bir-haftalik-torenlerden-sonra-defnedildi-41140</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/10/hamaney-bir-haftalik-torenlerden-sonra-defnedildi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hamaney-bir-haftalik-torenlerden-sonra-defnedildi-41140</guid><description><![CDATA[Amerika ve İsrail'in İran'a saldırdığı ilk gün olan 28 Şubat'ta konutunda bombalanarak öldürülen İran'ın dili lideri Ayetullah Ali Hamaney ve ailesinden dört kişi, İran'da bir haftadır devam eden ve 40 milyondan fazla kişinin katıldığı cenaze töreniyle Meşhed'de toprağa verildi. Yerine seçilen oğlu Mücteba Hamaney, yine kamuoyu önüne çıkmadı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İsrail ve Amerika'nın İran'a saldırısının ilk günü olan 28 Şubat'ta konutu bombalanarak ailesinin birçok ferdiyle birlikte öldürülen Ayetullah Ali Hamaney, altı gün süren cenaze töreniyle bu sabah memleketi Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde toprağa verildi. Büyük altın kubbesi ve minareleriyle İran’ın en kutsal Şii mekanlarından biri kabul edilen türbe, Hamaney’in vasiyeti doğrultusunda son istirahatgahı oldu.</p>
<p>İran medyası törene 41 ila 43 milyon kişinin katıldığını bildirirken, İran'ın Press TV kanalı bunu "dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük geçit töreni" olarak nitelendirdi.</p>
<h4>Bir haftalık tören </h4>
<p>Cumartesi günü, on binlerce İranlının Hamaney'in tabutunu görmek için Tahran'daki Büyük Mescid-i Haram'da toplanmasıyla devlet cenaze töreni başladı. </p>
<p>Pazartesi günü Hamaney’in naaşı yaklaşık 10 kilometrelik güzergahta Azadi Meydanı’na taşındı. Cenaze alayına en az 12 milyon kişinin katıldığı bildirildi. Salı günü Kum’da düzenlenen törenlerin ardından naaş Irak’a götürüldü; Necef ve Kerbela’da da anma programları gerçekleştirildi.</p>
<p>Perşembe günü Meşhed’e ulaştırılan naaş, son kortej sırasında yaşanan yoğunluk nedeniyle cenaze aracının ilerleyememesi üzerine helikopterle İmam Rıza Türbesi’ne nakledildi. Hamaney ile birlikte saldırıda yaşamını yitiren dört aile üyesinin tabutları da kortejde yer aldı.</p>
<p>Hamaney'in ardından yas tutanlar intikam çağrısında bulundu, törenlerde "Amerika'ya ölüm" sloganları attılar ve "Trump'ı öldürün" yazılı pankartlar taşıdılar. Katılımcıların bazıları üzerinde "Şehit" yazan kırmızı bayraklar taşıdı.</p>
<p>Ali Hamaney, İran-Irak savaşı sırasında İran cumhurbaşkanı olarak görev yaptıktan sonra, 1989'da Ayetullah Ruhullah Humeyni'den ülkenin siyasi ve dini önderliği görevini devraldı.</p>
<p>İran'ın en yüksek rütbeli lideri olarak neredeyse 40 yıl  görev yaptıktan sonra, 86 yaşında kızı, damadı ve torunuyla birlikte Tahran'daki konutuna düzenlenen ABD-İsrail ortak hava saldırısında öldürüldü.</p>
<h4>Tören sırasında bombardıman</h4>
<p>Hamaney'in öldürüldüğü saldırı, ABD-İsrail'in İran'a karşı başlattığı ve halen devam eden savaşın ilk günündeydi. </p>
<p>Savaşın başlamasından sonra İran, ABD ve İsrail'e destek veren komşu ülkelerini bombaladı ve ayrıca İran, ülkeyi istikrarsızlaştırmak yerine, Hürmüz Boğazı'nı kapatarak ve ABD'yi müzakere masasına oturmaya zorladı. Ancak en son yapılan ve 2 ay sürmesi beklenen ateşkes, Trump'ın NATO zirvesi için geldiği Ankara'da yaptığı açıklamalardan sonra bozuldu. </p>
<p>Hamaney’in defininden saatler önce İran’ın Buşehr çevresi ile Çoğadak ve Konarak kentlerinde patlama sesleri duyulduğu bildirildi. Ancak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), son saatlerde İran’a yönelik herhangi bir saldırı düzenlemediklerini açıkladı.</p>
<h4>Ateşkes bir kez daha bozuldu</h4>
<p>ABD ile İran, 17 Haziran’da çatışmaları durdurmayı amaçlayan bir ön anlaşma imzalamış olsa da ateşkes tam anlamıyla uygulanamadı. Taraflar özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim nedeniyle zaman zaman karşılıklı saldırılar düzenlemeyi sürdürdü.</p>
<p>İran’ın salı günü Hürmüz Boğazı’nda üç petrol tankerine saldırmasının ardından ABD güçleri iki gece üst üste İran’daki hedefleri vurdu. ABD Başkanı Donald Trump da Ankara’daki NATO Liderler Zirvesi’nde yaptığı açıklamada ateşkes anlaşmasının sona erdiğini duyurdu.</p>
<p>İran ise ABD saldırılarına Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Ürdün’deki ABD bağlantılı hedeflere füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek karşılık verdi.</p>
<p>Öte yandan Ali Hamaney'in ölümünden sonra yerine seçilen oğlu Mücteba Hamaney cenaze törenine katılmadı. Ağır yaralı ya da ölü olduğu iddia edilen Mücteba Hamaney, seçildiği günden beri kamuoyunda görünmedi. Ali Hamaney'in diğer üç oğlu ise cenaze töreninde yer aldı<a href="https://www.democracynow.org/2026/7/7/reza_sayah_tehran_ali_khamanaei_funeral" target="_blank" rel="noopener">.</a></p>
<p>Cenaze törenine Suudi Arabistan, Pakistan, Rusya, Çin, Ermenistan ve Türkiye'den üst düzey yetkililer de dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden heyetler katıldı.</p>
<p>Ayrıca törene Gazze'den Hamas ve İslami Cihad, Lübnan'dan Hizbullah ve Yemen'den Ensar Allah (Husiler) destekçileri de geldi.</p>
<p>(Kaynak: AA, Middle East Eye)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 13:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["CHP'yi geri almak önceliğimiz; olmazsa yeni parti kuracağız, 20 Temmuz kesin değil"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-yi-geri-almak-onceligimiz-olmazsa-yeni-parti-kuracagiz-20-temmuz-kesin-degil-41139</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/ozgur%20ozel%20grup%20yeni%202024%20kas%C4%B1m.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-yi-geri-almak-onceligimiz-olmazsa-yeni-parti-kuracagiz-20-temmuz-kesin-degil-41139</guid><description><![CDATA[CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, mutlak butlan kararının ardından gündeme gelen "yeni parti" iddialarına ilişkin ilk kez kapsamlı açıklamalarda bulundu. CHP'yi yeniden kazanmanın öncelikleri olduğunu söyleyen Özel, bunun mümkün olmaması halinde sıfırdan yeni bir parti kuracaklarını belirterek, "20 Temmuz kesin bir ayrılık tarihi değil. 'İstiklal' ve 'Ekim' gibi isim iddiaları ise tamamen yalan" dedi. Özel, Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davanın siyasi olduğunu savunurken, kendisine yönelik tutuklama iddialarına ilişkin de "Daha kötü ne olabilir?" ifadelerini kullandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP lideri Özgür Özel, mutlak butlan kararı ardından başlayan "yeni parti" tartışmalarına, ortaya atılan iddiaları yanıtladı. Özel, "Eğer Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalmayacaksak bir yeni parti kuracağız sıfırdan. Açıkçası arkadaşlar hazırlıklarını yapıyorlar.20 Temmuz kesin bir parti kurma, ayrılma tarihi değil. Birtakım isimler atıldı ortaya. Mesela İstiklal, Ekim falan. Bunlar tamamen yalan" dedi.</p>
<p>Nefes gazetesinden Deniz Zeyrek'in sorularını yanıtlayan Özel, İBB davasında Ekrem İmamoğlu'nun konuşmasına izin verilmemesinden, mutlak butlan kararının ardından yükselen yeni parti tartışmalarına ve kendisinin de tutuklanma ihtimaline uzanan birçok konuda açıklama yaptı. Özel'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:</p>
<p>CHP Milletvekili Süleyman Bülbül'ün “20 Temmuz’dan sonra 100 milletvekiliyle yeni partiyi kuruyoruz” ifadesinden sonra yeni parti iddialarının sorulması üzerine:</p>
<p>"Hukuk konusunda çok standart yapılması gereken uygulamalar, butlanın sürmesi için yapılmıyor. Yaptığımız başvurular geciktiriliyor. Belli ki adli tatilden önce Yargıtay bunu görüşmesin istiyorlar. Çünkü bir bölge idare mahkemesinin sonuç doğuracak bir tedbir kararı almasının, Yargıtay’ı yok saymak olduğu görüşü bütün Yargıtay’da hâkim. Bu tedbirin kaldırılmasını kuvvetli ihtimal olarak görüyor herkes. Bu olmazsa, bundan sonra kamu hukukunun dikiş tutmayacağı söyleniyor. Biz de bir yandan adli tatil olmadan önce dosyamız ele alınsın diye ümit ediyoruz. Tabii burada 20 Temmuz günü kritik bir tarih, adli tatil başlıyor ve artık sonbahara kadar Yargıtay görüşmeyecek."</p>
<h4>"20 Temmuz kesin değil"</h4>
<p>"O nedenle 20 Temmuz kesin bir parti kurma, ayrılma tarihi değil. Milletvekili sayısı vermek doğru olmaz ama eğer bir başka parti ya da grup kurarsak bunun ana muhalefet olaca- ğına bir şüphe yok. Bu doksan olur, yüz olur, seksen beş olur, yüz beş olur. Bunlar milletvekillerimizin kendi vereceği kararlar. Ben ‘yüz milletvekilinin iradesi cebimde’ diye bir ifade kullanmayı da doğru bulmam.</p>
<p>Kesin rakamlar, kesin tarihler yerine partinin geleceğini düşünen, gelecek seçimleri kaybetmek istemeyen ekibin ortak yol arayışı var burada. Ancak şunu söyleyeyim: Yüzün üzerinde milletvekiliyle, 110 milletvekiliyle mütemadiyen istişare halindeyiz ve doğrusunu yapmak istiyoruz. Temel motivasyonumuz bir an önce partimizi geri almak. Bu olmazsa da ana muhalefet görevinin ve iktidara yürüyen bir parti görüntüsünün ortadan kalktığı bir sürece Türkiye’yi mahkûm edemeyiz. Aylarca sürecek, yıllarca sürecek bir “Ne olursa olsun, parti içinde kalalım” gibi bir noktada da değiliz.</p>
<p>Bir defa sokak bize bu konuda tahammül göstermez. Hatta ilk günlerde sokakta yüzde seksen “Partiyi kimseye bırakmayın” lafını duyuyorken, yüzde yirmi “Arkandayız” diyordu. Şimdi her sokağa çıktığımda “Yeni bir yol” diyenlerin sayısı artıyor. Çünkü insanların umudu tükeniyor ve partiye ve Türkiye’ye iktidar tarafından dayatılan bu oyunu, her an yapılacak bir seçime karşı da çok riskli görüyorlar. "</p>
<p>Yeni parti seçeneğinin hayata geçmesi durumunda CHP ile yolların tamamen ayrılacağını belirten Özel, milletvekilleri ve parti yöneticileriyle birlikte hareket edeceklerini, belediye başkanlarına ilişkin kararın ise ilerleyen süreçte yapılacak istişarelerle verileceğini söyledi:</p>
<p> “CHP’de mücadeleyi sürdürecekler de kalsın” gibi hibrit formüller konuşuluyor, düşünülüyor ama bu sefer bunları yapayım derken ana muhalefet partisi olma hattı kaybedilebilir. O nedenle bizimle birlikte olan milletvekilleriyle bir ve bütün halinde hareket edeceğiz. Yani buradaysak buradayız, gidersek gideriz. Burada bir tek belediye başkanlarımızın durumu özel. Milletvekilleri, parti meclis üyeleri, önceki dönem milletvekilleri birlikte hareket edeceğiz ama belediye başkanlarıyla ilgili kararı bir sonraki evreye bırakacağız. Belediye başkanlarıyla istişare ederek en doğru zamanda ve zeminde kendileriyle konuşarak yapacağız.</p>
<p>Butlan kararının ardından CHP'den yaklaşık 45 bin kişinin istifa ettiğini ifade eden Özel, şu aşamada destekçilerine "Partide kalın" çağrısı yaptıklarını, ancak geri dönüşü olmayan bir partileşme sürecine girilmesi halinde üyeleri de yeni oluşuma davet edeceklerini kaydetti:</p>
<p>CHP Genel Başkanı olduğumda 1 milyon 250 bin üyemiz vardı. 750 bin üye kazanmıştık, iki milyona çıktı. İllere, ilçelere “İstifa etmeyin” ricamıza, ısrarımıza rağmen CHP şu anda 45 bin üye kaybetti. Giden 45 bin üye biz CHP’ye geldiğimizde aynı gün dönerler. Orada bir sıkıntı yok. “Kalkın, gidiyoruz” desek çok büyük bir şey olur. Ama o hani geri dönüşümsüz bir şekilde bir partileşmeye geçersek tabii ki üyeleri davet edeceğiz. O zaman da başka bir şey ortaya çıkacak. Ama şimdilik sözümüze değer veren herkese “Partide kalın” diyoruz."</p>
<h4>"Daha kötü ne olabilir?"</h4>
<p>Kendisi hakkında dokunulmazlığının kaldırılacağı ve tutuklanacağı yönündeki iddialara ilişkin konuşan Özgür Özel, mevcut tabloyu zaten "yeterince kötü" olarak nitelendirdi. İktidarın korku iklimi yaratmaya çalıştığını savunan Özel, bu baskının yalnızca kendisine değil, birlikte hareket ettiği milletvekilleri, belediye başkanları ve ailelerine de yöneldiğini söyledi:</p>
<p>"Bilmiyorum daha kötüsü ne olabilir? Yaşananlar zaten yeterince kötü. Bu kötülüğün sürmesine de şaşırmam, artmasına da şaşırmam. Ama bir yandan da böyle bir kaygı ve korku yönetimi çabası görüyorum. Bu tabii çok yönlü bir şey. Bizimle hareket eden insanlara korku salmaya, belediye başkanlarını, milletvekillerimizi, ailelerini korkutmaya çalışıyorlar. Benim burada üzüldüğüm nokta AK Parti yargısının ve AK Parti’nin baskısına teslim olanlar. Biz alışığız zaten bu baskılara ve şanla şerefle mücadele ediyoruz. Buna teslim olan oluyor. İşte Aydın’ın, Afyon’un yaptıkları ortada... Veya Antalya’nın işte dönüp dönüp yeni iddialar ortaya atması. En son Ekrem Başkan’a iftira attı. Bunu tabii Ekrem Başkan’a, onun cumhurbaşkanlığı adaylığıyla falan bağlamak için yapıyor."</p>
<h4>"İsim belli değil"</h4>
<p>CHP'de kalınamaması halinde sıfırdan yeni bir parti kuracaklarını belirten Özel, hazırlıkların sürdüğünü ancak parti ismine ilişkin herhangi bir karar alınmadığını ifade etti. Olası bir baskın seçime karşı seçime girme yeterliliğine sahip bir partiyi de "ihtiyaten" hazır tuttuklarını söyleyen Özel, önceliklerinin CHP'yi geri almak, bunun mümkün olmaması halinde ise yeni bir siyasi oluşuma yönelmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Silivri'de izlediği Ekrem İmamoğlu duruşmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özel, İmamoğlu'nun savunma hakkının sınırlandırıldığını savundu. Duruşmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü öne süren Özel, mahkeme heyetinin savunmanın kamuoyuna ulaşmasını engellemeye çalıştığını ifade etti:</p>
<p>"Birincisi Ekrem Başkan’ın hakkında söylenen, kulaklarda yer etmiş bir sürü iftira, hakaret falan var. Bunların birçoğu iddianamede yok. İddianamede olanların da verilecek çok net cevapları var. Ekrem Başkan bunlara ilgili açıklama yaparken hep “Savunmanızda söylersiniz” deyip geçiştirildi, biliyorsunuz. Geldiğimiz noktada NATO zirvesinin gürültüsüne getirip altı saatte bu savunmayı bitirip, Ekrem Başkan’ın kendini bırakın mahkeme önünde, mahkeme zaten kararını vermiş, halkın önünde savunma hakkı engellenmeye çalışılıyor. Bu çok net.12 Eylül darbesinin DİSK’ten esirgemediği savunma hakkını, Erdoğan yargısı İstanbul’un üç kez üst üste seçilmiş belediye başkanından, Cumhurbaşkanı adayımızdan esirgiyor. Görülmüş şey değil. Olacak iş değil.</p>
<p>Ekrem Başkan’ın kürsüye çıktığı andan duruşma kapanana kadar salondan bir dakika çıkmadım. Dört saat oturduğum yerden kalkmadım. Salonu boşaltma hevesi de vardı bir ara. Çok net. Ekrem Başkan “Savunma hakkımı kısıtlamayacaksınız” diyor. “Başlayayım, ya böyle devam edeyim” diyor. “Kaldığın yerden, ağustosta devam et” diyorlar. “Hayır” diyor, “Yarın bitecek senin ve avukatlarının savunması…” Düşünün, Ekrem Başkan’ın ve avukatlarının 143 eylemden yapacakları savunmayı toplam altı saatle falan sınırlamaya çalışıyor adam. Olacak bir şey değil.</p>
<h4>"Sert bir talimat almışlar"</h4>
<p>Şunu gördüm, hâkimin ve savcının gerginliğinde... Birbirlerine bağırıp çağırıp talimatlar veriyorlar. Savcı hâkime bağırıyor falan. ‘203 uygulasana ya’ diye... Bir panik var, bir sert bir talimat almışlar ve Ekrem Başkan’ın söylediği her söz bizim düşündüğümüzün çok üzerinde karşı tarafta endişe yaratıyor. “Biz bu adama bu kadar şey iddia ettik, hiçbirisini ispatlayamadık. Bu duyulmasın.” İftira etmeye veya iftira demeyeyim, iddia etmeye korkmuyorlar ama ispat etmek gibi de bir kaygıları yok. Ekrem Başkan’ın masumiyetini ispatına engel olmaya çalışıyorlar. Sen bir şeyi iddia ediyorsan, karşı savunmasını dinleyeceksin. İspat edersen sen haklısın. Sanık ispat ederse dediklerini. Buna engel olmaları kadar korkunç bir şey. Yargılamanın siyasi olduğunu ve kararın çoktan verildiğini, görevin öyle ya da böyle mahkumiyet olduğunu ve kamuoyunda da bu savunmanın duyulmamasını da bir görev olarak üzerlerine aldıklarını gördüm.</p>
<p>Tutuklu sanıklar hakkında beklenen tahliyelerin gerçekleşmemesini de eleştiren Özel, yargılamanın hukuki değil siyasi olduğunu tekrarladı:</p>
<p>"Siyasi bir yargılama oldu ve maksadın şu anda arkadaşları içeride tutmak olduğu açık. Yoksa bir yargılama yaptın, istenecek ceza belli. Yatarını yatmış, bırak gitsin artık. Hayır, hani Mussolini’nin ön infazı gibi şimdiden infaz yapıyor. Şu an yargılama yapmıyor, infaz yapıyor. Kendi zihninde mahkûm etmiş herkesi."</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 13:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hedef gösterilerek işten çıkarılan trans öğretmen Zoe Lila'nın yaşadıkları Meclis gündeminde]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hedef-gosterilerek-isten-cikarilan-trans-ogretmen-zoe-lila-nin-yasadiklari-meclis-gundeminde-41138</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/10/hedef-gosterilerek-isten-cikarilan-trans-ogretmen-zoe-lila-nin-yasadiklari-meclis-gundeminde.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hedef-gosterilerek-isten-cikarilan-trans-ogretmen-zoe-lila-nin-yasadiklari-meclis-gundeminde-41138</guid><description><![CDATA[İstanbul'daki Özel Açı Ortaokulu'nda görev yapan trans öğretmen Zoe Lila'nın iş sözleşmesinin, hedef gösterilmesinin ardından yenilenmemesi Meclis'e taşındı. DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, ayrımcılık iddiaları ile okul hakkında başlatılan soruşturmanın hukuki dayanağını ve LGBTİ+'lara yönelik nefret söylemlerine karşı alınan önlemleri sordu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Sarıyer'deki Özel Açı Ortaokulu'nda İngilizce öğretmeni olarak görev yapan trans öğretmen Zoe Lila'nın iş sözleşmesi, hedef göstermesinin ardından yenilenmedi. Okul yönetiminin velilere yönelik düzenlediği "Cinsel Kimlik Gelişimi" semineri ve öğrencilerle paylaşılan uyum sürecinin hedef gösterilmesinin ardından işten çıkarılan Zoe Lila, yaşadıklarını Bianet'ten Tuğçe Yılmaz’a <a href="https://bianet.org/haber/trans-kadin-ogretmen-zoe-hedef-gosterildi-isine-son-verildi-321323" target="_blank" rel="nofollow noopener">anlattı.</a></p>
<p>Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü mezunu olan Zoe Lila, yaklaşık beş yıl görev yaptığı Özel Açı Okulları'nda beden uyum sürecini okul yönetimiyle birlikte pedagojik ilkeler doğrultusunda planladıklarını söyledi. Öğretmenlere, öğrencilerine ve velilere süreci aşamalı olarak aktardığını belirten Lila, okul yönetiminin bu süreçte uzman görüşü aldığını, öğrencilerle yaptığı kısa açıklamanın ardından ise birçok veli ve öğrenciden destek gördüğünü ifade etti.</p>
<p>Lila, beden uyum sürecini okul yönetimiyle birlikte planlayarak öğrenciler ve velilerle paylaştı. Okul çevresinden destek gördü ancak Lila, kimliğini açıkladıktan sonra birkaç gün boyunca derslerine devam ettiğini, öğrencilerinin yeni ismine alışmaya çalıştığını ve okulda doğal bir uyum süreci yaşandığını söyledi. Ancak daha sonra iktidara yakın bazı medya organlarında kişisel bilgilerinin ve fotoğraflarının yayımlandığı haberlerle hedef gösterildiğini belirten Lila, "Haberi bana okulda gösterdiler. Kişisel bilgilerimin, eski ve yeni ismimin, fotoğraflarımın yer aldığı korkunç bir haberdi. Fotoğrafım da sınıf grubunda bulunan bir kareydi. Bir öğrencinin yer aldığı fotoğraf kesilerek servis edilmişti. Bunu okul içinden biri dışında yapabilecek birinin olduğunu düşünmüyorum." dedi.</p>
<h4>Lila Meclis gündeminde</h4>
<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Lila’nın yaşadığı hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı.</p>
<p>Saki, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, Zoe Lila’nın cinsiyet uyum süreci kapsamında hukuki olarak cinsiyet hanesi kaydını değiştirdiğini ve görevini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Bu gelişmenin ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul hakkında soruşturma başlattığını söyleyen Saki, okulda düzenlenen toplumsal cinsiyet, kimlik ve kapsayıcılık temalı bazı etkinliklerin de soruşturma kapsamına alındığını hatırlattı. Kamu makamlarının denetim ve gözetim yetkisini hukuka bağlılık, ölçülülük, eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkeleri çerçevesinde kullanmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Saki, Anayasa’nın 10. maddesine dikkat çekti.</p>
<p>Saki, idarenin benzer durumda bulunan kişiler arasında nesnel ve makul bir neden olmadan farklı işlem yapamayacağını belirterek, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin de devlete eğitim alanında ayrımcılığı önleme ve kapsayıcı bir ortam sağlama yükümlülüğü getirdiğini söyledi.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayatın korunması ve ayrımcılık yasağına ilişkin maddelerini hatırlatan Saki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılığa ilişkin içtihatlarına da işaret etti. </p>
<p>Saki, kamuoyuna yansıyan haberlerde “rezalet”, “sapkın”, “tehdit” ve “uygunsuzluk” gibi ifadeler kullanılarak LGBTİ+ varoluşların hedef gösterildiğini söyledi.</p>
<p>Trans kimliğin tek başına bir denetim ya da soruşturma gerekçesiymiş gibi sunulduğunu belirten Saki, trans veya LGBTİ+ olmanın hukuka aykırı olmadığını vurguladı.</p>
<p>Eğitim kurumlarının öğrencileri ve çalışanları ayrımcılıktan korumakla yükümlü olduğunu ifade eden Saki, idari süreçlerin nefret söylemi ve politikaları üzerinden değil, somut ve hukuken tanımlanabilir eylemler temelinde yürütülmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Saki, bunun hem hakların korunması hem de kamu kurumlarına duyulan güven açısından önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>Kaynak: bianet.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 11:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz katledilişinin 13. yılında anılıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ali-ismail-korkmaz-katledilisinin-13-yilinda-aniliyor-41137</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/2016/01/ismailp.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ali-ismail-korkmaz-katledilisinin-13-yilinda-aniliyor-41137</guid><description><![CDATA[Gezi Direnişi sırasında Eskişehir'de polisler ve eli sopalı kişiler tarafından dövülerek öldürülen 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 13. yılında mezarı başında anılacak. Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), bugün saat 18.00'de Hatay'daki Ekinci Mezarlığı'nda anma düzenleneceğini duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gezi Direnişi sırasında Eskişehir'de polisler ve eli sopalı kişiler tarafından dövülerek öldürülen 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 13. yılında mezarı başında anılacak. </p>
<p>Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), bugün saat 18.00'de Hatay'daki Ekinci Mezarlığı'nda anma düzenleneceğini duyurdu. Vakıf, yaptığı çağrıda, "Ali İsmail'in anısını birlikte yaşatmak için 10 Temmuz'da Ekinci Mezarlığı'nda bir araya geliyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>ALİKEV, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da, "13 yıl önce aramızdan koparılan Ali İsmail Korkmaz'ı saygı ve özlemle anıyoruz. Ali İsmail'in düşlediği dünya, bugün hâlâ eşitlik, özgürlük ve adalet için yan yana gelen herkesin umudunda yaşamaya devam ediyor. Gezi'de yitirdiğimiz tüm canları saygıyla anıyor, bugün hâlâ özgürlüklerinden mahrum bırakılan Gezi tutsaklarını unutmuyor, adalet talebimizi hep birlikte yükseltiyoruz" dedi.</p>
<h4>Özel'den mesaj: Yarım bırakılan düşleri birlikte tamamlayacağız</h4>
<p>CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, Gezi Parkı direnişi sırasında Eskişehir'de polisler ve eli sopalı kişiler tarafından saldırıya uğrayarak öldürülen Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz'ın 13'üncü ölüm yılı dolayısıyla paylaşım yaptı.</p>
<p>"Gezi’de düşlerinden koparılan Ali İsmail Korkmaz’ı sevgi ve rahmetle anıyorum. Yarım bırakılan düşlerini, özgürlüğün, adaletin ve umudun egemen olduğu bir Türkiye’de hep birlikte tamamlayacağız. Ali İsmail hep 19 yaşında…" </p>
<div class="box-12">Ali İsmail Korkmaz, Haziran 2013'te Gezi Direnişi sırasında Eskişehir'de polisler ve sopalı kişiler tarafından darbedildi. Beyin kanaması geçiren ve günlerce yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Korkmaz, 10 Temmuz 2013'te yaşamını yitirdi.</div>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Üsküdar Surp Garabet Mezarlığı tahrip edildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/uskudar-surp-garabet-mezarligi-tahrip-edildi-41135</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/uskudar-surp-garabet-mezarligi-na-saldiri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/uskudar-surp-garabet-mezarligi-tahrip-edildi-41135</guid><description><![CDATA[Üsküdar Bağlarbaşı’nda bulunan Surp Garabet Ermeni Mezarlığı’nda altı mezar ve bir çeşme kimliği belirsiz bir kişi tarafından tahrip edildi. Olayla ilgili emniyet birimleri çalışma başlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece mezarlık duvarını aşarak içeri girdiğini, altı mezar ve bir çeşmeye zarar verdi. Türkiye Ermeni Patrikliği, Facebook'ta konuya ilişkin yaptığı açıklamada vakıf yönetim kurulunun emniyet birimlerine haber verdiği, saldırganın henüz yakalanmadığı bilgisi yer aldı. Patrikhane, açıklamada saldırıyı kınadı. Açıklama şöyle: </p>
<p>“Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Vakıf Yönetim Kurulu tarafından Patriklik Makamı’na iletilen bilgiye göre, 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece saatlerinde Bağlarbaşı Surp Garabet Mezarlığı’nda toplumumuzu derinden üzen bir olay yaşanmıştır.</p>
<p>Mezarlığın duvarını aşarak içeri giren bir şahıs, altı mezara ve bir çeşmeye zarar vermiştir. Söz konusu menfur saldırı, Vakıf Yönetim Kurulu tarafından vakit kaybedilmeksizin emniyet birimlerine bildirilmiştir.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/uskudar-surp-garabet-mezarligi-mezartasi.jpeg" alt="" width="425" height="566">Emniyet birimleri, olayın aydınlatılması, saldırganın tespit edilerek yakalanması ve adalet önüne çıkarılması amacıyla hızlı ve kararlı bir şekilde soruşturma başlatmıştır.</p>
<p>Patriklik Makamı, toplumumuzun kutsal değerlerine ve ebedî istirahatgâhlarına yönelik bu menfur saldırıyı şiddetle kınamakta; olayın aydınlatılması için hassasiyetle çalışmalarını sürdüren emniyet birimlerine teşekkür etmektedir.</p>
<p>Gelişmeler Patriklik Makamı tarafından yakından takip edilmektedir.”</p>
<h4>Haç motifler kırıldı</h4>
<p>Agos’a konuşan Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Vakfı Başkanı Rafi Kirkoryan, çeşmenin altında bulunan çanak kısmı ile altı mezar taşındaki haç motiflerinin kırıldığı bilgisini paylaştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Adrine Dadıryan'ın "Kaldırımlarda" romanı 71 yıl sonra yeniden okurla buluşuyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/adrine-dadiryan-in-kaldirimlarda-romani-71-yil-sonra-yeniden-okurla-bulusuyor-41133</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/adrine-dadiryan-in-kaldirimlarda-romani-71-yil-sonra-yeniden-okurla-bulusuyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/adrine-dadiryan-in-kaldirimlarda-romani-71-yil-sonra-yeniden-okurla-bulusuyor-41133</guid><description><![CDATA[Aras Yayıncılık, "İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar" dizisinin üçüncü kitabı olarak Adrine Dadıryan'ın 1955'te yayımlanan romanı "Kaldırımlarda"yı yeniden yayımladı. Yoksulluk, büyüme, kadın olma ve hayatta kalma mücadelesini anlatan eser, ilk baskısından 71 yıl sonra yeniden raflardaki yerini aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aras Yayıncılık'ın "İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar" dizisinin üçüncü kitabı olan "Kaldırımlarda/Mayterun vra", ilk yayımlanışından 71 yıl sonra yeniden okurla buluştu.</p>
<p>1955 yılında İstanbul'da yayımlanan roman, Adrine Dadıryan'ın edebiyatındaki en güçlü eserlerden biri olarak kabul ediliyor. Çocuk edebiyatı, tiyatro ve gazetecilik alanlarında da üretim yapan Dadıryan, bu romanında sıradan insanların gündelik yaşamlarını yalın ama derinlikli bir dille anlatıyor.</p>
<h4>Sira'nın büyüme hikâyesi</h4>
<p>Romanın merkezinde, babasının ölümünün ardından çocukluğunu geride bırakmak zorunda kalan Sira yer alıyor. Okumak isterken çalışmaya başlayan, terzihanelerle hanlar arasında geçen yaşamında ayakta kalmaya çalışan Sira'nın büyüme hikâyesi; yoksulluk, kadınlık deneyimi ve özgürleşme arzusuyla iç içe ilerliyor.</p>
<p>İstanbul'un sokaklarında kendi yolunu arayan Sira'nın hikâyesi, yalnızca bir dönemi anlatmakla kalmıyor; bugün de güncelliğini koruyan eşitsizlik, emek ve kadın olma deneyimlerine ışık tutuyor.</p>
<h4>Sokağın içinden bir anlatı</h4>
<p>Yetim çocuklar, hasta anneler, gündelik işçiler, çıraklar, mahalle kadınları, limanlar ve vapurlar, Dadıryan'ın kurduğu dünyanın önemli parçalarını oluşturuyor. Görünmez hayatların izini süren yazar, kurmacasını sokağın içinden kurarken karakterlerine şefkatle yaklaşıyor.</p>
<p>Aras Yayıncılık, romanın şehir yaşamını, emek mücadelesini ve insan ilişkilerini güçlü bir empatiyle ele aldığını; okuru hayatın tam kalbine davet eden canlı bir anlatı sunduğunu belirtiyor.</p>
<p>Kitapta yer alan şu satırlar ise romanın temel meselelerinden birini özetliyor:</p>
<p>"Kadın olmak beni çoğu şeyden mahrum bıraktı. Arkadaşlarımızdan bazılarının ne parası ne de ailesi vardı hayallerini gerçekleştirmek için... Ben ise çamurların içinde inci toplayan biri gibi, yeteneklerimi işleyebilmek için nereden bulduysam oradan toprak taşıdım." (s. 151)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 15:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Paşinyan: Anayasa değişikliği hala siyasi vaatlerimizin bir parçası]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-anayasa-degisikligi-hala-siyasi-vaatlerimizin-bir-parcasi-41134</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/pasinyan-anayasa-degisikligi-hala-siyasi-vaatlerimizin-bir-parcasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-anayasa-degisikligi-hala-siyasi-vaatlerimizin-bir-parcasi-41134</guid><description><![CDATA[Ermenistan Başbakanı Paşinyan, 7 Haziran seçimlerinde Anayasayı değiştirecek oyu alamasa da yeni Anayasa vaadinden vazgeçmediklerini söyledi. Barış anlaşması parafladıkları Azerbaycan, Ermenistan'ın anayasanın değişmesi için baskı uygulamaya devam ediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülke için yeni bir Anayasa yazmanın hükümetin siyasi vaatlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirterek, bu vaadin iktidardaki kendi partisi Sivil Sözleşme'nin seçim beyannamesinde de yer aldığını hatırlattı. 9 Temmuz'da gazetecilere açıklamalarda bulunan Paşinyan, seçmenlerin de bu gündemi onayladığını vurguladı.</p>
<p>Paşinyan, "Anayasa değişikliği gündemi, Ermenistan'daki iktidarın seçim beyannamesinde yer alıyor. Beyannamede yeni bir Anayasa kabul edilmesi ihtiyacı belirtildi ve halk da buna olumlu oy verdi. Başka bir mesele ise parlamentodaki güçler dengesinin, Fnayasa değişikliklerinin şu anda öngörülen prosedürle kabul edilmesine elverecek durumda olmaması. Yine de bu gündemiz duruyor, seçim taahhütlerimizden biridir ve bu konudaki duruşumuzu netleştirmeye devam ediyoruz" dedi.</p>
<p>Başbakan, yeni Anayasa taslağının yayımlanma takvimine ilişkin de yorumda bulunarak, gecikmenin iktidar partisi yönetim kurulu üyeleri tarafından sunulan önerilerden kaynaklandığını söyledi.</p>
<p>Paşinyan, "Önerilerin sakin bir şekilde tartışılabilmesi için öneri sunma son tarihini seçimlerden sonraya erteleme kararı aldık. Öneriler incelendi ve geriye sadece bir tane kaldı. O öneri de tartışıldıktan sonra metni yayımlayacağız. Bunun yıl sonundan önce gerçekleşeceğine inanıyorum" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ermenistan'da parlamento seçimleri 7 Haziran'da yapıldı. Meclise 64 sandalyeli iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi, 29 sandalyeli Güçlü Ermenistan ittifakı ve 12 sandalyeli Ermenistan İttifakı girebildi. </p>
<p>İktidar partisi seçimde aldığı yüzde 50 oyla Anayasa'yı değiştirme çoğunluğuna erişemese de Azerbaycan'la parafladıkları barış anlaşmasının imzalanabilmesi için Azerbaycan'ın şartı olan Ermenistan'ın anayasasının değişmesi hala geçerli. Paşinyan ve partisinin nasıl bir yol izleyecekleri, henüz bilinmiyor. </p>
<div class="box-12">
<h4><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);">Anayasa reformu ve Azerbaycan’ın baskıları</span></h4>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);">Yeni anayasa çalışmaları, Başbakan Nikol Paşinyan’ın 19 Şubat 2025'te duyurduğu yeni anayasal çerçeve ihtiyacı açıklamasının ardından geldi. Paşinyan, 2018’deki devrim sonrası anayasa değişikliği konusunu gündeme getirmişti, ancak süreç son yıllarda duraksamıştı.</span><br><br><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);">Öte yandan anayasanın değişmesi için Azerbaycan’dan gelen baskılar da var. Bakü yönetimi, Ermenistan’ın mevcut Anayasasının önsözünde 1990 Bağımsızlık Bildirgesi’ne yapılan atfın, Azerbaycan’a yönelik toprak talepleri içerdiğini iddia ediyor. Söz konusu bildiri, 1989’da Ermenistan SSC ile Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nin birleşme kararına atıfta bulunuyor. Bakü, Ermenistan'la barış anlaşması imzalama şartı olarak Ermenistan Anayasasının değiştirmesini öne sürüyor. </span><br><br><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);">Ermenistan'ın mevcut Anayasasına göre, referanduma sunulan herhangi bir yasa oy kullananların yarısından fazlasının desteğini almalı ve tüm seçmenlerin en az dörtte biri tarafından onaylanmalı.</span></p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);">Ermenistan Adalet Bakanı Srbuhi Galyan, Mayıs'ta yaptığı açıklamada yeni bir anayasa taslağı üzerinde çalıştıklarını ve 10 ay içinde halkoylamasına sunulabileceğini <a style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(0, 0, 0);" href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-yeni-anayasa-calismalari-basladi-32567" target="_blank" rel="nofollow noopener">açıklamıştı</a>. </span></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 15:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Beynim ve yüreğim hâlâ Silivri'de]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/beynim-ve-yuregim-hala-silivri-de-41132</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/beynim-ve-yuregim-hala-silivri-de.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/beynim-ve-yuregim-hala-silivri-de-41132</guid><description><![CDATA[İBB davasının 64. gününde tahliye edilen İnan Güney, cezaevinden çıktıktan sonra ilk olarak ailesinin yanına gitti. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve partililerin karşıladığı Güney, Silivri'de tutsak olan arkadaşlarına ve belediye başkanlarına selam söyledi, "Buradayım ama vücut olarak buradayım. Benim beynim, yüreğim hâlâ orada" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının 64. celsesi 8 Temmuz Çarşamba günü İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.</p>
<p>Mütalaasını açıklayan savcı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski Medya A.Ş. çalışanı Ceyda Kıryak, İBB Halkla İlişkiler Müdürü Serap Karay’ın tahliyesini talep etti.</p>
<p>Gece saatlerinde cezaevinden çıkan Güney, ilk olarak babasının evine gitti. Ailesiyle biraraya gelen İnan'ı burada CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve partililer karşıladı.</p>
<h4>Güney: Beynim ve yüreğim hâlâ cezaevinde</h4>
<p>Baba evinin balkonuna çıkarak kendisini karşılamaya gelenlere hitap eden Güney şunları söyledi:</p>
<p>"Tek başımıza hücrede kaldık. On bir aydır anaya, babaya hasret; yâre hasret, çocuklara hasret, tek başımıza hücrede kaldık. Biz bunu bir cezaevi olarak görmedik. Biz bunu demokrasi ve özgürlük nöbeti olarak gördük. Bugün o nöbeti hâlâ cezaevinde tutan arkadaşlarım var. Örnektepe'den, Beyoğlu'ndan Silivri'de yatan tüm arkadaşlarıma, tüm başkanlarıma, tüm bürokratlara binlerce selam olsun diyorum. Oradan, Silivri'den benim bedenimi, vücudumu tahliye ettiler. Ben buradayım ama vücut olarak buradayım. Benim beynim, yüreğim hâlâ orada."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">11 ay sonra biz…<br><br>Günaydın ailem.<br><br>Günaydın Beyoğlu’m. <a href="https://t.co/IV3V3pmn1l">pic.twitter.com/IV3V3pmn1l</a></p>
— inan güney (@inanguney) <a href="https://x.com/inanguney/status/2075151283581751393?ref_src=twsrc%5Etfw">July 9, 2026</a></blockquote>
<p>Güney, bu sabah X hesabından ailesiyle birlikte çekilmiş fotoğrafını, "11 ay sonra biz. Günaydın ailem. Günaydın Beyoğlu'm." notuyla paylaştı.</p>
<div class="box-12">Mahkeme heyeti; İnan Güney, Serap Karay, Ceyda Kıryak, Mehmet Karataş, Seyfullah Demirel, Metin Bal’ın tahliyesine karar verilmişti. Duruşma 17 Ağustos Pazartesi tarihinde devam edecek.</div><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteciler Buse Söğütlü ve Ceren Erdoğdu adli kontrolle serbest]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteciler-buse-sogutlu-ve-ceren-erdogdu-adli-kontrolle-serbest-41131</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/gazeteciler-buse-sogutlu-ve-ceren-erdogdu-adli-kontrolle-serbest.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteciler-buse-sogutlu-ve-ceren-erdogdu-adli-kontrolle-serbest-41131</guid><description><![CDATA[NATO Zirvesi öncesi düzenlenen operasyonda gözaltına alınan T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü ve Oda TV editörü Ceren Erdoğdu, dört günlük gözaltının ardından adli kontrolle serbest bırakıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü ve Oda TV editörü Ceren Erdoğdu, Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi öncesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda gözaltına alınmıştı.</p>
<p>Başsavcılık, soruşturmanın “THKP/C Dev-Yol Devrimci Hareket Terör Örgütü’nün gençlik yapılanması” iddiasıyla yürütüldüğünü açıklamıştı.</p>
<p>5 Temmuz’da gözaltına alınan gazeteciler Buse Söğütlü ve Ceren Erdoğdu, 8 Temmuz’da savcılığa ifade verdikten sonra adli kontrol talebiyle hâkimliğe sevk edildi.</p>
<p>Hâkimlik, dört günlük gözaltının ardından Söğütlü ve Erdoğdu’nun adli kontrolle serbest bırakılmasına karar verdi. Oda TV’nin haberine göre, Ceren Erdoğdu’ya yurtdışı çıkış yasağı da verildi.</p>
<h4>Birinci dalga operasyonda 103 kişi tutuklanmıştı</h4>
<p>Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi öncesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla 36 adrese düzenlenen şafak baskınlarında toplam 39 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar arasında  T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü, Oda TV editörü Ceren Erdoğdu, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Ezgi Önalan, akademisyenler ve STK üyeleri de yer almış, gözaltındakilerin avukatlarıyla görüşme hakları 24 saat süreyle kısıtlanmıştı.</p>
<p>Düzenlenen operasyonlarda yalnızca gazeteciler değil; avukatlar, akademisyenler STK temsilcileri de gözaltına alınmış ve gözaltındakilerin avukatlarıyla görüşme hakkına 24 saatlik kısıtlama getirilmişti.</p>
<p>Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alınan aralarında TEMA gönüllüleri, TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukatlar, Doç. Dr. Emel Memiş, gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu 103 kişi tutuklanmıştı. Savcılığın tutuklama talebinde, söz konusu kişilerin 'Türkiye'yi terörle anılan bir ülke yapma gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilecekleri' savunuldu.</p>


<p>Kaynak: T24, bianet, Oda TV</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Etiyopya millî marşının bestecisi Antepli yetim: Kevork Nalbandian ve ‘Arba Lijoch’]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/etiyopya-milli-marsinin-bestecisi-antepli-yetim-kevork-nalbandian-ve-arba-lijoch-41130</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/etiyopya-milli-marsinin-bestecisi-antepli-bir-yetim-kevork-nalbandian-ve-arba-lijoch.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/etiyopya-milli-marsinin-bestecisi-antepli-yetim-kevork-nalbandian-ve-arba-lijoch-41130</guid><description><![CDATA[Selassie, Kudüs’te Ermeni Mahallesi’ni ve Surp Hagop Manastırı’nı ziyaret etti. Dindar bir Etiyopya Ortodoks’u olan Selassie, Ermeni ve Etiyopya kiliseleri arasındaki benzerliklerden etkilendi. Ancak ziyaretin en önemli sonucu, burada karşılaştığı 40 genç müzisyen oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, Addis Ababa’nın gerek kalabalık caddelerinde gerek tenha sokaklarında yürüyen bir turist, şehrin tarihinde Ermenilerin oynadığı rolü fark etmeyebilir. Etiyopya’nın başkenti ve Afrika Birliği’nin merkezi olan kent, 20. yüzyılın ilk yarısında yalnızca siyasi dönüşümlerin değil, aynı zamanda dikkat çekici bir kültürel değişimin de sahnesiydi. Bu dönüşümün görünmeyen ama önemli aktörlerinden biri şehirdeki Ermeni topluluğuydu.<br><br>Etiyopyalı Ermeniler hakkında internette kısa bir araştırma yapınca, Ani Aslanian’ın 2014 yılında The Armenite’ta yayımlanan ‘In The Company of Emperors’ başlıklı yazısı en kapsamlı kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor.<br><br>Aslanian’a göre Etiyopyalılar ve Ermeniler arasındaki ilişkiler yeni değildi. Her iki halk da Doğu Hıristiyanlığı’nın kadim geleneklerine bağlı topluluklardı ve yüzyıllar boyunca dinî ve kültürel bağlar kurmuşlardı. Buna rağmen Ermenilerin Etiyopya’nın modernleşme sürecine yaptıkları katkılar uzun yıllar tarih anlatılarının kıyısında kaldı.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/arsen-yarman-2013-te-agos-ta-yayinlanan-makalesinde-korodaki-cocuklarin-isimlerine-yer-vermisti.png" alt="" width="609" height="325"><br><br>Yine Aslanian’ın aktardığı bilgilere göre, 20. yüzyılın başlarında Addis Ababa’da yaşayan Ermenilerin sayısı yaklaşık 50 idi. Ancak bu küçük topluluk ilerleyen yıllarda büyüdü ve özellikle Haile Selassie döneminde ülkenin kültürel ve ekonomik yaşamında önemli bir konuma yerleşti.<br><br>Asıl adı Tafari Makonnen olan Haile Selassie, 1916’da Etiyopya’nın naibi ve fiili yöneticisi olarak iktidara geldi. 1930’da imparator ilan edilen Selassie, ülkeyi uluslararası sisteme daha güçlü biçimde entegre etmeyi hedefliyordu. 1923’te Etiyopya’nın Milletler Cemiyeti’ne kabul edilmesini sağladı ve ardından Avrupa ile Orta Doğu’yu kapsayan diplomatik gezilere çıktı.</p>
<h4>Kudüs yolculuğu ve Surp Hagop Manastırı’nı ziyaret</h4>
<p>Ancak 1924 yılında yaptığı bir yolculuk, onun beklemediği bir karşılaşmaya sahne oldu.<br><br>Aslanian’ın aktardığına göre Selassie, Kudüs’te Ermeni Mahallesi’ni ve Surp Hagop Manastırı’nı ziyaret etti. Dindar bir Etiyopya Ortodoks’u olan Selassie, Ermeni ve Etiyopya kiliseleri arasındaki benzerliklerden etkilendi. Ancak ziyaretin en önemli sonucu, burada karşılaştığı 40 genç müzisyen oldu.<br><br>Bu çocuklar, Ermeni Soykırımı’ndan kurtulmuş yetimlerdi. Kudüs Ermeni Patrikhanesi’nin koruması altında yaşayan çocuklar bir bando olarak eğitim görüyorlardı. Selassie onların disiplininden ve yeteneklerinden etkilendi. Patrik Yeğişe Turyan ile yaptığı görüşmenin ardından, çocukları himayesine almayı ve Etiyopya’ya götürmeyi teklif etti.<br><br>Teklif kabul edildi. Peder Hovhannes Simonyan eşliğinde Kudüs’ten ayrılan yetimler, 6 Eylül 1924’te Addis Ababa’ya ulaştı. Kısa süre içinde Amharca’da ‘Kırk Çocuk’ anlamına gelen ‘Arba Lijoch’ adıyla tanınmaya başladılar.<br><br>Bu gelişme yalnızca yetimlerin hayatını değiştirmeyecek, aynı zamanda Etiyopya müzik tarihinin yönünü de etkileyecekti.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/kevork-nablandian.jpeg" alt="" width="553" height="221">
<figcaption>Kevork Nalbandian</figcaption>
</figure>
<h4>Antep’ten gelen bir yetim</h4>
<p>Selassie’nin himayesine giren çocuklar, Etiyopya İmparatorluk Bandosu’nun çekirdeğini oluşturdu. Her birine maaş bağlandı, barınma imkânı sağlandı ve profesyonel müzik eğitimi almaları desteklendi.<br><br>Grubun müzik direktörlüğünü ise kendisi de Osmanlı İmparatorluğu’nun güneydoğusundan, Antep’ten gelen bir Ermeni yetim olan Kevork Nalbandian üstlendi. Nalbandian’ın liderliğinde Arba Lijoch kısa sürede ülkenin en önemli müzik topluluklarından biri hâline geldi.<br><br>Aslanian’ın aktardığına göre Selassie, Nalbandian’ın bestecilik yeteneğinden o kadar etkilenmişti ki ondan Etiyopya için yeni bir ulusal marş bestelemesini istedi. Bunun sonucunda ortaya çıkan ‘Teferi Marsh, Ethiopia Hoy’ [Etiyopya, Mutlu Ol], Etiyopya İmparatorluğu’nun resmî marşı olarak kabul edildi.<br><br>Marş ilk kez 2 Kasım 1930’da, Haile Selassie’nin taç giyme töreninde halka açık olarak seslendirildi. Eseri icra edenler ise yıllar önce Kudüs’ten Addis Ababa’ya getirilen 40 Ermeni yetimdi. O gün yalnızca yeni bir imparator taç giymedi; Ermeni yetimlerin Etiyopya tarihindeki yeri de görünür hâle geldi.</p>
<h4>Etiyopya müzik kültürünü de dönüştürdüler</h4>
<p>Araştırmacı Arsen Yarman, 2013 yılında Agos’ta yayımlanan ‘Etiyopya’nın şarkısını söyleyen 1915’in Kırk Çocuklar’ı’ başlıklı yazısında ‘Arba Lijoch’u oluşturan isimlerin listesini de paylaşmıştı. Bu sayede Etiyopya’nın millî marşını seslendiren 40 yetimin kimlikleri bugün de biliniyor.<br><br></p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/kralice-menen-ve-haile-selassie-fotograf-bedros-boyadjian-4.jpg" alt="">
<figcaption>Kraliçe Menen ve Haile Selassie, Fotoğraf: Bedros Boyadjian </figcaption>
</figure>
<p>Taç giyme töreninin ardından Arba Lijoch üyeleri, kısa süre içinde Etiyopya devletinin en görünür müzik topluluklarından biri oldu. İmparatorluk törenleri, diplomatik karşılamalar ve resmî etkinlikler onların müziğiyle anılır hâle geldi.<br><br>Ancak grubun önemi yalnızca devlet törenlerinde yer almasından kaynaklanmıyordu. Asıl etkileri Etiyopya’nın müzik kültürünü dönüştürmelerinde yatıyordu. Soykırım nedeniyle ailelerini ve yurtlarını kaybeden bu gençler, Addis Ababa’da yalnızca yeni bir yaşam kurmadı; aynı zamanda ülkedeki müzik anlayışının değişmesine katkıda bulundu.<br><br>Aslanian’ın yazısından öğrendiğimize göre, yerel araştırmacı Mesfin Kebede’nin arşivlerinde bulunan belgeler, grubun üyelerine dair önemli bilgiler sunuyor. Bu kayıtlara göre çocukların büyük bölümü Van, Erzurum, Zeytun ve Kozan gibi bölgelerden geliyordu. Addis Ababa’daki yaşamlarında disiplinli, çalışkan ve güvenilir bireyler olarak tanındılar.<br><br>‘Arba Lijoch’un Etiyopya’ya getirdiği en büyük yeniliklerden biri, üflemeli çalgıları müzik yaşamının merkezine taşıması oldu. O döneme kadar yaygın olan geleneksel enstrümanların yanına trompet, klarnet, korno ve diğer orkestral çalgılar eklendi. Bu dönüşüm yalnızca yeni seslerin duyulması anlamına gelmiyordu; yeni bir müzik eğitimi anlayışını da beraberinde getiriyordu.</p>
<p>İmparatorluk bandosunda yetişen müzisyenler daha sonra Etiyopya ordusuna, polis teşkilatına ve muhafız birliklerine bağlı müzik topluluklarının kurulmasına katkı sundular. Böylece ‘Arba Lijoch’un etkisi yalnızca kendi performanslarıyla sınırlı kalmadı; ülkenin dört bir yanına yayıldı.<br><br>Bu değişimin merkezinde yine Nalbandian Ailesi bulunuyordu. Kevork Nalbandian’ın başlattığı çalışma, sonraki kuşakta yeğeni Nerses Nalbandian tarafından sürdürüldü. Nerses, Haile Selassie Ulusal Tiyatrosu’nun müzik direktörlüğünü üstlendi, yeni besteler yaptı ve çok sayıda genç müzisyenin yetişmesinde rol oynadı.<br><br>Aslanian’ın atıfta bulunduğu dördüncü kuşak Etiyopyalı Ermeni müzisyen Vahe Tilbian’a göre, “Bugün Etiyopya müziğinde saygıyla anılan birçok sanatçı doğrudan ya da dolaylı biçimde Nalbandianların etkisi altında yetişti”<br><br>Nalbandianların etkisi yalnızca sahneyle sınırlı değildi. 1954 yılında Addis Ababa Üniversitesi bünyesinde kurulan Yared Müzik Okulu’nun kuruluşunda da Kevork Nalbandian’ın önemli bir rolü vardı. Günümüzde de Etiyopya’nın en saygın müzik okullarından biri kabul edilen kurum, modern müzik eğitiminin temel taşlarından biri oldu.</p>
<h4>Ethio-jazz</h4>
<p>1950’lerin ortalarında şekillenmeye başlayan ve 1960’ların sonlarında uluslararası ölçekte dikkat çeken Ethio-jazz, bu dönüşümün en önemli ürünlerinden biri hâline geldi. Etiyopya’nın geleneksel melodileri, caz armonileri ve üflemeli çalgılarla birleşerek özgün bir tarz yarattı.<br><br>Bu dönemde Ermeni toplumunun katkıları yalnızca eğitimle sınırlı kalmadı. Etiyopya’nın ilk kayıt stüdyosu da bir Ermeni müzisyen olan Garbis Haygazian tarafından kuruldu. Haygazian ve Nerses Nalbandian’ın ortak çalışmaları, Ethio-jazz’ın kurumsallaşmasında önemli rol oynadı.<br><br>‘Arba Lijoch’ üyeleri Etiyopya’da yeni bir hayat kurmuş olsalar da geçmişlerini geride bırakmış değillerdi. Soykırımın bıraktığı izler yaşamlarının ayrılmaz bir parçası olmaya devam etti.<br><br>Vahe Tilbian, bir Türk heyetinin Etiyopya’yı ziyaret edeceği dönemde müzisyenlerden Türkiye’nin millî marşını öğrenmelerinin istendiğini aktarıyor. Aslanian’dan öğrendiğimize göre, ailelerini soykırımda kaybetmiş olan gençler bu talebe tepki göstermiş ve “Anne babalarımızı öldüren ülkenin marşını çalmayacağız” diyerek karşı çıkmış. Sonunda marşı öğrenmek zorunda kalsalar da anlatılara göre tören günü Türk marşı yerine geleneksel bir Ermeni ezgisi seslendirmişler.<br><br>Bu hikâye, ‘Arba Lijoch’un kolektif hafızasını anlamak açısından önemli. Etiyopya onların yeni vatanı olmuştu; ancak geçmişte yaşananların unutulması mümkün değildi.<br><br>Belki de Haile Selassie’nin Ermeni toplumuna duyduğu yakınlığın nedenlerinden biri buydu. Selassie, Addis Ababa’daki Ermeni cemaatinin yaşadığı trajedilerin farkındaydı. Bu nedenle Ermenileri yalnızca ülkeye kabul etmekle kalmadı, onlara özel bir güven de duydu.<br><br>1930’larda nüfusları birkaç bin kişiyi geçmeyen Etiyopyalı Ermeniler, sayılarının çok ötesinde bir etki yarattılar. Addis Ababa’nın büyümesine, modern kurumlarının oluşmasına ve kültürel yaşamının çeşitlenmesine katkıda bulundular.<br><br>Kevork Nalbandian’ın ve ‘Arba Lijoch’un hikâyesi bu nedenle yalnızca bir müzik hikâyesi değil, aynı zamanda zorla yerinden edilmenin, yeni bir yurt edinmenin ve yeniden hayat kurmanın hikâyesidir. Kudüs’teki bir yetimhaneden Addis Ababa’nın imparatorluk törenlerine uzanan yol, 20. yüzyılın dikkat çekici diaspora anlatılarından birini oluşturuyor.<br><br><strong>Kaynakça</strong><br><br><em>Ani Aslanian, ‘In The Company of Emperors: The Story of Ethiopian Armenians’, The Armenite, 6 Ekim 2014.</em><br><em>Arsen Yarman, ‘Etiyopya’nın şarkısını söyleyen 1915’in ‘Kırk Çocuklar’ı’, Agos, 29 Mart 2013.</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Amberd Kalesi'nde Kraliçe Tamar dönemine ait nadir sikke bulundu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/amberd-kalesi-nde-kralice-tamar-donemine-ait-nadir-sikke-bulundu-41129</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/amberd-kalesi-nde-kralice-tamar-donemine-ait-nadir-sikke-bulundu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/amberd-kalesi-nde-kralice-tamar-donemine-ait-nadir-sikke-bulundu-41129</guid><description><![CDATA[Ermenistan'daki ortaçağ yerleşimlerinden Amberd Kalesi'nde yürütülen restorasyon ve temizlik çalışmaları sırasında genç bir bireye ait olduğu düşünülen insan iskeleti ile Gürcistan Kraliçesi Tamar döneminde basılmış nadir bir sikke gün yüzüne çıkarıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan'ın en iyi korunmuş ortaçağ kalelerinden biri olan Amberd Kalesi'nde yürütülen restorasyon ve temizlik çalışmaları, önemli arkeolojik buluntuları ortaya çıkardı. Çalışmalar sırasında genç bir bireye ait olduğu değerlendirilen insan iskeleti ile Gürcistan Kraliçesi Tamar döneminde basılmış tarihi değeri yüksek bir sikke bulundu.</p>
<p>Ermenistan Eğitim, Bilim, Kültür ve Spor Bakanlığı'na bağlı Koruma Hizmeti'nin açıklamasına göre iskelet, kalenin iç surlarının dışında, merkez bölümünün yaklaşık bir metre doğusunda ortaya çıkarıldı. Parmak kemikleri dışında iskeletin yaklaşık yüzde 90'ının anatomik bütünlüğünü koruduğu belirtildi. Diş yapısı üzerinde yapılan ilk incelemeler, kalıntıların genç bir yetişkine ait olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Kazılarda ayrıca Orta Çağ'a tarihlenen, damaya benzer tama adlı masa oyununa ait olduğu düşünülen taş parçaları da bulundu.</p>
<h4>Kraliçe Tamar dönemine ait nadir sikke</h4>
<p>Kazıların en dikkat çekici buluntularından biri ise Gürcistan Kraliçesi Tamar döneminde basılmış nadir bir sikke oldu. 12. ve 13. yüzyıllarda hüküm süren Kraliçe Tamar döneminde Gürcü Krallığı en güçlü dönemlerinden birini yaşarken, Amberd Kalesi Gürcü Krallığı'na bağlı Ermeni Zakaryan Hanedanı'nın kontrolündeydi. Kale, kuzey ve orta Ermenistan'ın en önemli askeri savunma merkezlerinden biri olarak stratejik bir rol üstleniyordu.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/tamar1.webp" alt="" width="539" height="394"></p>
<h4>Ermenistan'ın en iyi korunmuş ortaçağ kalelerinden biri</h4>
<p>Deniz seviyesinden yaklaşık 2 bin 300 metre yükseklikte, Aragats Dağı'nın güney yamaçlarında yer alan Amberd Kalesi, ağırlıklı olarak 7. yüzyıla tarihleniyor. Savunma surları, iç kale, hamam ve 11. yüzyılda inşa edilen Vahramaşen Kilisesi'ni barındıran kompleks, Amberd ve Arkashen nehirlerinin birleştiği noktaya hâkim konumuyla Orta Çağ boyunca önemli bir askeri üs olarak kullanıldı. Amberd'deki kazı ve koruma çalışmalarının sürdüğü, arkeologların kalenin tarihi ve burada yaşamış topluluklara ilişkin yeni bulgular elde etmeyi beklediği bildirildi.</p>
<p><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yapıcı belirsizlik: Biraz zamana bırakalım]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yapici-belirsizlik-biraz-zamana-birakalim-41128</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/yapici-belirsizlik-biraz-zamana-birakalim.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yapici-belirsizlik-biraz-zamana-birakalim-41128</guid><description><![CDATA[Ermenistan'daki seçimler sonrası, Türkiye'nin de sınır kapısını açması bekleniyordu ancak bu olmadı. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın'a göre, sınır kapılarında sonbahara kadar bir değişim olmayacak. Ancak Aydın şöyle diyor: "Resmi bir barış anlaşması olmasa da Azerbaycan ve Ermenistan arasında beklenmedik alanlarda iş birlikleri derinleşiyor. Bu da bizebu belirsizlik sürecinin belli bir süre daha yönetilebileceğini de gösteriyor."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dış ilişkilerde Amerika ile ticari ortaklık, Türkiye ile normalleşme, Azerbaycan ile barışma, Avrupa Birliği ile yakınlaşma, Rusya ile çatışma, iç siyasette ise seçimler, muhalefetle tartışmalar, kiliseyle kavga… 3 milyonluk Ermenistan, son bir yıla çok fazla değişim sığdırdı. Üçüncü kez seçim kazanan Paşinyan, ülkenin dümenini Batı’ya kırıyor ama jeopolitik buna kolay izin vermeyecek gibi. 7 Haziran’da yapılan seçimlerde halkın yarısı Paşinyan’a “kararın doğru, seninleyiz” dedi ancak değişim kolay olmayacak. Türkiye kapısı hâlâ kapalı, Moskova ticarete ambargo koyuyor, Azerbaycan da anayasanı değiştir diyor.  Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Profesör Mustafa Aydın ile Ermenistan’ın önümüzdeki günlerde yaşaması muhtemel senaryoları ve Türkiye ile ilişkilerini konuştuk.</p>
<p><strong>Çoğu yorumcu, Ermenistan’da seçimlerden sonra Türkiye-Ermenistan sınırının açılacağı yorumunu yapıyordu,  öyle olmadı. Onun yerine küçük adımlar var. 30 yıldır kapalı olan Alican ya da Margara kapısının açılması için Türkiye neyi bekliyor?</strong></p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/mustafaaydin-1.jpeg" alt="" width="430" height="645">
<figcaption>Kadir Has Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mustafa Aydın. </figcaption>
</figure>
<p>Ben seçimlerden sonra açılır diye düşünmemiştim. Bunun yerine bölgesel jeopolitikteki değişimlere paralel küçük adımlar atıldı. Yani Rusya'nın attığı her olumsuz adıma karşılık Türkiye yeni bir adım attı. Mesela Rusya, Ermenistan ürünlerini yasakladığında, Türkiye Ermenistan’a doğrudan ticaret yapılmasına izin verdi. Ya da Rusya ‘Avrasya Ekonomik Birliği'nden çıkmanız gerekiyor’ dediğinde, ticarette menşee ülke olarak Ermenistan yazılmasına karar verdi. İyi planlanmış küçük küçük adımlar buldu Türkiye. Şimdi ise seçim sonuçları ortalığı biraz karıştırdı diyebilirim.</p>
<p><strong>Neden karıştırdı?</strong></p>
<p>Çünkü Ermenistan’da mevcut iktidar anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşamadı. İktidar partisinin anayasa değişikliği istediğini, bunu sadece Azerbaycan istediği için değil ülke içinde de birtakım beklentiler olduğu için yapmak istediğini biliyoruz. Ama bu sonuçla yapamayacağı anlaşılıyor. Bu sorun tabii. Şimdi ne olacağını da hem Türkiye hem Azerbaycan yeterince değerlendirmiş değil. Ben Türkiye’nin kendi gündemi de biraz soğuduktan sonra buna dönüp bakacağını tahmin ediyorum.</p>
<p>Azerbaycan'dan algıladığımız ilk hava, “Biz ilişkileri normalleştiririz ama barış anlaşmasını Anayasa değişmediği sürece imzalamayız”. Türkiye de, kapının açılmasını buna bağlamış durumda. Türkiye de sınır kapısını açmaz ama normalleşmeye devam eder gibi bir resim çıkıyor ortaya. Bunun böyle ilerleyip ilerlemeyeceğini sonbaharda daha iyi anlarız. Yani Türkiye’nin gündemi biraz sakinleşince, Türkiye'nin yeni pozisyonu ortaya çıkacaktır. Bugünden şöyle bir takvimde açılır demek mümkün değil. Ama sonbahara kadar açılmayacağını söyleyebiliriz en azından.</p>
<blockquote>
<p>Ermenistan ve Azerbaycan'ın imzalayacakları Barış Anlaşması’nın kendisi çok da önemli değil. Hayatın gerçekleri açısından bir ateşkes var. İki ülke savaşmama iradesi gösteriyor. Barışın şartlarını oluşturmuşlar. Ticaret işbirlikleri başlamış. Giderek de derinleşiyor. Azerbaycan, Rusya'nın kestiği doğalgazı Ermenistan'a veriyor, Ermenistan, Rusya'nın kontrolündeki tren yolunu Kazaklara teklif ediyor ki, muhtemelen bunu ayarlayan Azeriler. Yani beklenmedik alanlarda da işbirlikleri gelişiyor.</p>
</blockquote>
<p><strong>Ermenistan kapısını açmak Türkiye'ye ne kaybettirir?</strong></p>
<p>Türkiye'yi yalnız başına düşünürseniz, bir şey kaybetmiyor. Ama bir önceki Türkiye Ermenistan normalleşme sürecinde Azerbaycan ile yaşanan çok olumsuz bir süreç var. Ve o dönemde Başbakan olan Erdoğan’ın gidip Azerbaycan parlamentosunda yaptığı bir konuşma ve verdiği bir söz var: “Karabağ işgali sona ermeden, Ermenistan ile sınır kapıları açılmayacaktır.”</p>
<p>Öte yandan Azerbaycan, Türkiye için stratejik olarak çok önemli bir ülke. Enerji bağlantıları, Kafkasya'daki güvenlik bağlantıları, İsrail ile olan ilişkisi vb. Türkiye, ilişkiyi yeniden bozmak, tepki çekmek istemeyecektir. Ayrıca demek ki Türkiye kapıyı açmaya çok gerek görmüyor.</p>
<p>İkincisi, Türkiye'nin Kafkaslar'da her zaman çok hassas dengeler üzerinde gittiğini biliyoruz. Hiçbir şekilde Rusya'yı karşısına almak, Rusya'yı hedef alan bir şey de yapmak istemeyecektir. Yani, ‘Ermenistan neden AB’ye yaklaşmaya çalışıyor, Rusya'dan uzaklaşmaya çalışıyor ve biz buna aracı olmalı mıyız?’ Bu sorular eminim karar vericilerin önünde duruyordur. Bu şartlarda, “biraz zamana bırakalım” demek daha kolay ve maliyeti az bir opsiyon gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Seçimlerden sonra Türkiye’nin yaptığı açıklamada, “Ermenistan'ın cesur adımlar atmasını bekliyoruz” denildi. Azerbaycan’ın işaret ettiği anayasasını değiştirmeye çalışan bir ülkenin, daha ne yapması isteniyor? Azerbaycan daha ne bekliyor?</strong></p>
<p>Sonuçta Washington'da geçen Agustos'ta parafe edilen anlaşma taslağı çok daha önce Azerbaycan ile Ermenistan arasında uzlaşılmıştı ve kamuoyuna da açıklanmıştı. Amerika'nınki Trump'ı Kafkaslara çekebilmek için bir şovdu. Yoksa iki ülke zaten bu metin üzerinde anlaştıklarını ve zamanı geldiğinde imzalayacaklarını birkaç kere söylediler.</p>
<p>Aslında baştan beri Azerbaycan'ın pozisyonu hiç değişmedi: Metin bu ama ben metni  imzalamak için anayasanın değişmesini bekliyorum diyor. Bunda bir değişiklik yok. Şimdi Ermenistan'daki argümanlara bakınca, bunu da verirsek daha ne isteyecekler korkusu var. Elbette siyasetin hiçbir garantisi yok. Azerbaycanlılar ise bu konuda ısrarcı. Şu anda elimizde inanmak dışında başka bir şey yok.</p>
<p>Ayrıca imzalayacakları Barış Anlaşması’nın kendisi çok da önemli değil. Hayatın gerçekleri açısından bir ateşkes var. İki ülke savaşmama iradesi gösteriyor. Barışın şartlarını oluşturmuşlar. Ticaret işbirlikleri başlamış. Giderek de derinleşiyor. Azerbaycan, Rusya'nın kestiği doğalgazı Ermenistan'a veriyor, Ermenistan, Rusya'nın kontrolündeki tren yolunu Kazaklara teklif ediyor ki, muhtemelen bunu ayarlayan Azeriler. Yani beklenmedik alanlarda da işbirlikleri gelişiyor. Bunlar barış anlaşması olmadan yapılıyor. Bu bize aslında bu belirsizlik sürecinin belli bir süre yönetilebileceğini de gösteriyor. Ama siyasetçiler, belirsizlik yönetilebiliyorsa bunu tercih ediyorlar. Buna siyaset biliminde “yapıcı belirsizlik” deniliyor. Siyaset açısından da çok negatif algılanmıyor.</p>
<p><strong>Türkiye ve Azerbaycan’la durum kısmen iyileşirken, Ermenistan’ın Rusya ile ilişkileri geriliyor. Rusya, ekonomik ve siyasi olarak “zorbalık” yolunda. Bu hikâye nereye gider?</strong></p>
<p>Ermenistan’da bundan önceki hükümetler, Rusya'yla birlikte ilerlemek istiyorlardı. Üçüncü defa seçilen Paşinyan ise Rusya'yla değil, Batı'yla birlikte dünyada yer alma tercihi yapıyor. Ama küçük bir ülke ve özellikle Rusya'nın komşusu olduğunuzda bu tercih, tek belirleyici olmuyor. Yani Ukrayna örneğini görüyoruz ve daha önce benzer bir konuda Rusya Gürcistan'la da savaştı.</p>
<p>Tabii bu Rusya doğrudan Ermenistan'la savaşacak anlamına gelmiyor ama onu iyi yönetmek gerek. Rusya kendisiyle bu kadar yakın olan ülkelerin tam karşıya geçmesini istemiyor. Rusya şu anda büyük ölçüde Ukrayna'yla meşgul olduğu için, Ermenistan'ın ya da Paşinyan’ın oynayabileceği bir alan var. Ama o alanın tam sınırlarını bilmiyoruz. Azerbaycan da buna benzer bir oyun içerisinde. Onlar Batı'yla Ermenistan kadar yakınlaşmak da istemiyorlar ama Rusya'yla da o kadar yakın olmak istemiyorlar. Onlar kendilerine böyle bir alan yaratabilmiş gözüküyor. Ermenistan da yavaş yavaş deneme yanılmayla bu alanı yaratmak durumunda.</p>
<p>Çok girift ilişkisi var Ermenistan’la Rusya’nın. Ben olayın ekonomik yönünün o kadar sıkıntılı olacağını sanmıyorum. O girift ilişkiyi ayırmak, altyapıyı tekrar Ermenileştirmek hem vakit alacak hem de çok zor olacak. Ermenistan'ı bu anlamda zor bir dönem bekliyor. Çünkü en zor dönem, bu geçiş dönemi. Zor olacağı kesin ama olacak. </p>
<p><strong> </strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ermeni altını" hikâyeleri Arnavutköy'de hâlâ dipdiri]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermeni-altini-hikayeleri-arnavutkoy-de-hala-dipdiri-41127</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/ermeni-altini-hikayeleri-arnavutkoy-de-hala-dipdiri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermeni-altini-hikayeleri-arnavutkoy-de-hala-dipdiri-41127</guid><description><![CDATA[Yüzyıldan uzun bir süredir, hatta bugün de dahil olmak üzere, hazine avcıları Türkiye toplumunun farklı kesimlerinde varlığını sürdürüyor. Üstelik uçsuz bucaksız Ermeni altını stoklarının var olduğuna, turnayı gözünden vurmanın bir an meselesi olduğuna dair sarsılmaz bir inançları var.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta sonu Arnavutköy’deki bir balık restoranındaydım. Karamelize soğanlı domates salatası ve içindeki hafif sarımsak dokunuşu enfesti. Eşimle buraya son gelişimizin üzerinden yaklaşık on yıl geçmişti. Hafta sonu Boğaz kenarında uzun bir yürüyüş yaparken oraya yeniden uğramaya karar verdik. Sıcak karşılandık. Ardından nereli olduğuma dair kibar, dostane sorular geldi.</p>
<p>Los Angeles dediğimde garsonlardan biri sırıtarak “Los Angeles Lakers” dedi. Ermenistan dediğimdeyse diğer garson “Ermeni altını” deyiverdi. Gülümsemem bir anda yüzümden silindi; yerini göz devirmeye ve kötü bir tadın ardından gelen o hafif hazımsızlık hissine bıraktı.</p>
<p>Konuya yabancı olanlar için küçük bir not: Ermeni Soykırımı'ndan bu yana, Osmanlı yüzyıllarında Ermeni kasabalarının, köylerinin ve sancaklarının bulunduğu, bugün ise Türkiye'nin doğusunda yer alan topraklarda yaşayan Türk ve Kürt toplulukları arasında kuşaktan kuşağa aktarılan, adeta metastaz yapmış birçok mit varlığını sürdürüyor.</p>
<h4>Hazine avcılarının talanı</h4>
<p>1915 Ermeni Soykırımı sırasında Batı Ermenistan'ın binlerce yıllık Ermeni nüfusunun silinmesinin ve etnik temizliğe uğratılmasının ardından, kuşaklar boyunca hazine avcıları Ermeni kiliselerini ve mimari anıtlarını talan etmeye; Ermenilerin, aileleri topluca kıyımdan geçirilirken güya saklamak için toprağa gömdükleri efsanevi altın gömülerini aramaya başladı.</p>
<p>Yüzyıldan uzun bir süredir, hatta bugün de dahil olmak üzere, bu hazine avcıları Türkiye toplumunun farklı kesimlerinde varlığını sürdürüyor. Üstelik uçsuz bucaksız Ermeni altını stoklarının var olduğuna, turnayı gözünden vurmanın bir an meselesi olduğuna dair sarsılmaz bir inançları var. Öyle ki bir dönem internette Ermeni El Dorado'suna ait haritaların ve notların paylaşıldığı gruplar bile vardı.</p>
<blockquote>
<p>Hrant Dink’in sözlerinden ilhamla, gerçek hazinenin yerin altında değil yerin üstünde; kilise yıkıntılarında ve Doğu Türkiye’de Ermeni varlığının geriye kalan son izlerinde olduğunu anlatsaydım, beni anlarlar mıydı?</p>
</blockquote>
<p>Kibar yüzlü garsonlarımızın ve restoran çalışanlarının, leziz yemekler servis edilirken sarf ettikleri sözler dürüst olmam gerekirse içime oturdu. İyi niyetli tavırları, ister istemez, Ermenistan sınırına yakın doğu illerinde yaşayan kimi kesimlerin Ermenilere dair hala canlılığını koruyan kalıp yargılarının işaret ettiği çok daha büyük bir sorunu yansıtıyordu.</p>
<h4>Türkçe biliyor olsaydım...</h4>
<p>İşletmeden bir görevli, Ermenistan’da bugün hâlâ çok altın olduğunu söyleyecek kadar ileri gidince eşimin kız kardeşi gözlerini devirerek bunların efsaneden ibaret olduğunu söyledi. Türkçe biliyor olsaydım, tatlı servisi bittikten sonra bile sürecek, ağzıma geleni söyleyeceğim uzun bir nutuk çekerdim.</p>
<p>Hrant Dink’in sözlerinden ilhamla, gerçek hazinenin yerin altında değil yerin üstünde; kilise yıkıntılarında ve Doğu Türkiye’de Ermeni varlığının geriye kalan son izlerinde olduğunu anlatsaydım, beni anlarlar mıydı?</p>
<p>On yılı aşkın bir süre önce, Türkiye’nin doğusunda yaptığım yolculuk sırasında aynı söylemle Kharpert (Harput) Yalnızköy’de ve William Saroyan’ın ailesinin memleketi Bitlis’te de karşılaşmıştım. Aynı söylem Çüngüş’te ve Van’da da karşıma çıkmıştı; kadim yapıların hazine avcıları tarafından nasıl yağmalandığını kendi gözlerimizle görmüştük. Hazine avcıları, içinde altın olabileceğini düşünerek Van’da bir Ermeni rahibin kafatasını bile mezardan kazarak çıkarmışlardı.</p>
<h4>Tuhaf zamanlardayız</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/cungus-te-harap-haldeki-bir-ermeni-kilisesi-foto-eric-nazarian-2013-1.jpeg" alt="" width="460" height="460">
<figcaption>Çüngüş'te harap haldeki bir Ermeni Kilisesi. Fotoğraf: Eric Nazarian, 2013</figcaption>
</figure>
<p>Artsakh’taki (Dağlık Karabağ) savaşın yol açtığı yıkımla hâlâ yüzleşmeye çalışırken atalarının yurdundan etnik temizlikle koparılan 130 bin Artsakhlı Ermeni’nin kaderini görmezden gelen göstermelik bir barış anlaşmasını ne pahasına olursa olsun nihayete erdirmeye çalışan Ermenistan için varoluşsal açıdan tuhaf zamanlardayız. Bu yüzden Tehcir ve Soykırım’ın yankıları hem Diaspora’da hem Ermenistan’da Ermeni hafızasının merkezindeki yerini koruyor. Mevcut Yerevan yönetimi, Türkiye ve Azerbaycan’ın inkârcı tutumunu yatıştırmak adına kendi kendine sansür uygularken bile durum değişmiyor.</p>
<p>Buna, İlham Aliyev’in Ermenistan Cumhuriyeti’ni “Batı Azerbaycan” ilan eden irredentist söylemini ve Azerilerin konvoylar hâlinde dönerek bu toprakları geri almaları gerektiği yönündeki çağrılarını da ekleyin. Bütün bunlar, bu barış girişiminin Ermenistan ve komşuları açısından ne anlama geleceğini kavramaya çalışan bir halkın hâlâ kapanmamış yarasına adeta benzin döküyor.</p>
<p>Balık restoranında, önümdeki ızgara kalamara ve “Ermeni altını” diyen kibar garsonlara bakarken bütün bunlar bir anda zihnime üşüştü. Ama konuyu değiştiriyorum. Zira Ermenilere ve Türklere dair rahatsızlık veren siyasetin herhangi bir yönü üzerine tartışmaya başladığınızda, böylesi konu değiştirmeler işin doğasında vardır.</p>
<h4>Marş var ama ritim yok</h4>
<p>Leonard Cohen’in Anthem’da dediği gibi: “Marşı başlatabilirsin… ama ritim verecek bir davul yok.” Bu barış marşı Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye liderleri arasında kapalı kapılar ardındaki bitmek bilmeyen toplantıları ve telefon görüşmeleriyle planlanıyor. Ancak Ermenistan ve Azerbaycan’da oğullarını savaşta kaybetmiş binlerce anne ve baba için barışın uzun vadede ne anlama geleceğine dair ritim pek belirgin değil.</p>
<p>Bu annelerin ve babaların en büyük, en paha biçilmez “hazineleri” çocuklarıydı. Şimdi o çocuklar, bombalar ve kurşunlarla öldürüldükleri için yerin altında yatıyor. Buna karşılık yerin üstünde bürokratlar, öncelikle iktidardaki sınıfların ekonomik çıkarlarına hizmet edecek anlaşmalar yapıyor. Umarım diplomaside çok daha eşitlikçi bir “Altın” standardının potansiyelini keşfederler ve savaşın lekelediği bir ekonomiyle gayrimenkul hesaplarının çok daha ötesine geçerler. Böylece halklarının, kolay olmayacak olsa da adil ve kalıcı bir barışın gerçek anlamını kavramalarına yardımcı olabilirler... Umarım.</p>
<p style="text-align: right;"><em>(İngilizceden çeviren: Bade Başer)</em><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yüzyıl önce yarım bırakılmış bir aile hikâyesi: “Aynı Narın Taneleri”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yuzyil-once-yarim-birakilmis-bir-aile-hikayesi-ayni-narin-taneleri-41126</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/yuz-yil-once-yarim-birakilmis-bir-aile-hikayesi-ayni-narin-taneleri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yuzyil-once-yarim-birakilmis-bir-aile-hikayesi-ayni-narin-taneleri-41126</guid><description><![CDATA[Yerevan Altın Kayısı Film Festivali'ne davet edilen "Aynı Narın Taneleri", bir ailenin geçmişine uzanan izleri takip ederken hafıza, aidiyet ve birlikte yaşayabilme duygusuna odaklanıyor. Yönetmen Şeyla Korkut, hem filmini hem de bu kişisel yolculuğun kendisinde bıraktığı izleri Agos'a anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan’ın köklü sinema etkinliklerinden Yerevan Altın Kayısı Uluslararası Film Festivali, 23. kez 12–19 Temmuz tarihlerinde sanatseverlerle buluşuyor.</p>
<p>Bu yıl festivalin, post-prodüksiyon aşamasındaki projeleri uluslararası sinema profesyonelleriyle buluşturan Work in Progress seçkisine Türkiye'den "Aynı Narın Taneleri" adlı belgesel projesi de davet edildi. Daha önce İstanbul Film Festivali'nin Köprüde Buluşmalar platformunda ödüle layık görülen proje, şimdi uluslararası sinema profesyonellerinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Kimlik, hafıza, aidiyet ve kuşaklararası aktarım üzerine çalışan yönetmen Korkut ile hem filmini hem de bu kişisel yolculuğu konuştuk. Korkut'un hikâyesi, birbirimizin hikâyesine nefretle değil, sevgiyle bakabilmenin hikâyesi. Agos okurlarının çoğu benzer hikâyelerle büyüdü. Şeyla Hanım kendi hikâyesini anlatırken, biz de kendi anılarımızın içine gömülüyoruz. Bu yalnızca onun değil; her yerde ötekileştirilenlerin hikâyesi.</p>
<p><strong>Ermeni kökleriniz olduğunu nasıl öğrendiniz, ailenizin hikâyesini anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Annem Diyarbakır/ Kulp'lu, babam ise Hakkârili. Ben Hakkari’de dünyaya geldim, 10 yaşındayken Van’a taşındık. Küçük yaşlarda Kürt bir aile olduğumuzu düşünüyordum. Fakat zamanla annemin ailesinin Ermeni olduğunu öğrendim. Bu gizli bir bilgi değildi ama benim Ermeniliğin Kürtlükten ayrı bir kimlik olduğunu anlamam ergenliğime denk geldi. Annemin babası, 1915'te çocukken tüm ailesini kaybetmiş ve tesadüfen hayatta kalmayı başarmış Kulp’lu bir Ermeni, ismi Dikran. Serde (Lice) köyünün Kürt muhtarı onu bahçesinde çalıştırmak için yanına alarak kurtarmış, ismini de Hasan yapmış. Anneannemin ailesi de benzer şekilde Kulp’ta büyük kayıplar yaşamış Ermeni bir aile. Her iki aile de Müslümanlaştırılmış.  Buna rağmen dedem ve anneannem bir şekilde Ermeni olduklarını bilerek ve bunu gözeterek evlendirilmişler.</p>
<p>Aslında Ermeni kimliğimizi sonradan öğrenmedik. Ancak Ermeni olmanın ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyorduk; yaşananları da ancak parça parça biliyorduk. Bu kimlikten geriye dil ve dini pratikler kalmamıştı, kültürel izler ise hâlâ yaşamaya devam ediyordu. Bir anlamda elimizde yalnızca izler ve hikâyeler vardı. Çocukken bunları aile büyüklerimin anlattığı masallar gibi dinliyordum. Yaşım ilerledikçe ise bunların sadece aile anıları değil, benim kimliğimin de bir parçası olduğunu fark etmeye başladım.</p>
<p><strong>Ağır travmalar kuşaklar boyunca korku ve kaygıları da aktarabiliyor. Sizin ailenizde buna benzer izler var mıydı? Örneğin "gavur", "yetim" ya da "kayıp" gibi kelimeler ailenizde nasıl karşılanırdı?</strong></p>
<p>Bunu çok net hissediyorum. Örneğin, "yetim" kelimesi bizim evimizde sıradan bir kelime değildi. Çünkü dedem yetim kalmıştı. Bu yüzden çocuklara karşı büyük bir merhamet ve koruma duygusu vardı. Özellikle Ermenilere yönelik nefret söylemleri gibi "hak etmişlerdi", "gavurdu"  gibi cümleler duyduğumda bunu sıradan bir tartışma olarak karşılayamıyorum. İçimde tarif etmesi zor bir gerilim oluşuyor. Bazen hararetle tartışıyor, bazen de oradan uzaklaşmayı tercih ediyorum. Ama belki de beni en çok etkileyen şey bu gibi durumlarda annemin ve teyzelerimin sessizliği oluyordu. Bu tür söylemler karşısında yaşadıkları gerilimi hep hissederdim ama çoğu zaman cevap vermezlerdi. O sessizlik bana yıllar sonra çok şey anlattı. Sanırım bu, sadece konuşmamak değil; yıllarca kendine yer bulamamanın, görünmez olmanın bir sonucuydu.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/seyla-profil-1.png" alt="" width="490" height="303"></p>
<p><strong>Neden DNA testi yaptırdınız, sonrasında neler oldu?</strong></p>
<p>Yüz yıl önce kopmuş, parçalanmış bir aileden geriye birilerinin kalmış olabileceğine dair çok küçük de olsa bir umut taşıyordum. Yaşamımda sıklıkla şu soruyu düşündüm: Acaba dünyanın bir yerinde bizim akrabalarımız yaşıyor olabilir mi? Çünkü dedem tek başına hayatta kalmış bir çocuktu. Ailenin geri kalanına ne olduğu bilinmiyordu. Anneannemin ailesi birçok yakınını kaybetmişti. Bende var olan araf ve boşluk hissinin aslında onların hikâyelerinden süzülmüş bir şey olduğunu hissetmem belki de beni bu arayışa sürükledi.</p>
<p>2023 yılında DNA testi yaptırdım. Açıkçası büyük bir beklentim de yoktu. Sonuçlar geldiğinde ise hayatımın en sarsıcı deneyimlerinden birini yaşadım. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan çok sayıda ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşak akrabam olduğunu öğrendim. Bana ilk ulaşanlar, Amerika'da yaşayan kuzenim Zohrab ve annesi Anahit oldu. Ata topraklarında ilk kez bir akraba bulduklarını, Diyarbakır'a gelip bizimle tanışmak istediklerini söylediler. O anki heyecanımı hiç unutamıyorum. Bir asır önce birbirinden kopmuş iki aile, yüz yıl sonra ilk kez yeniden bir araya gelecekti. Tüm ailemizi, teyzelerimi ve kuzenlerimi topladık; Diyarbakır'da büyük buluşma gerçekleşti. 85 yaşındaki Anahit teyzenin son dileği böylece yerine gelmiş oldu. Saatlerce Surp Giragos Kilisesi'nin avlusunda hikâyelerimizi ve duygularımızı paylaştık. Bizim ailede Ermenice bilen yoktu. En büyük şansımız, Anahit teyzenin hâlâ Kürtçe biliyor olmasıydı.</p>
<p>Yüz yıl önce yarım kalmış bir aile hikâyesinin bugün hâlâ devam edebildiğini görmek hem çok sarsıcı hem de umut vericiydi. İlk kez parçalar bir araya gelmeye başlamıştı. Film de tam olarak bu yolculuğun hikâyesini anlatıyor.</p>
<p><strong>“Aynı Narın Taneleri” nasıl çıktı ortaya?</strong></p>
<p>Bu yolculuğun başlangıç tohumu, hayatım boyunca tam olarak bir yere ait hissedemememdi. Evde Türkçe konuşuluyordu. Kürtçe ya da Ermenice öğrenemedim. Bu yüzden Hakkâri'de ve yazları gittiğimiz Kulp'ta Kürtçe bilmediğim için dışlandığım zamanlar oldu. Daha sonra Türklerin arasında Kürt olduğum için, Ermenistan'da Türkçe konuştuğum için, Türkiye'de ise Ermeni kimliğimden söz ettiğim için önyargılarla karşılaştım. Bu durum hep bana bir yere ait olamama, güvende hissedememe duygusu yaşattı.</p>
<p>Zaten yıllardır ailemin hikâyesini kayıt altına almak istiyordum. Yaşlılarımızı kaybettikçe onlarla birlikte hafıza da yok oluyordu. O dönemde sinema eğitimi alıyordum ve belgeselin bunun için en doğru anlatım biçimi olduğunu hissettim. Aynı zamanda bu sürecin, içimdeki arafta kalmışlık duygusuna da iyi geleceğini düşündüm. Geçmişimle kavga etmek yerine onu anlamak ve kendimi bütünlüğüm içinde sevebilmek isteğiyle başlayan bu yolculuk, zamanla "Birbirimizi nasıl sevmeyi öğreniriz?" sorusuna dönüştü. Bu filmin de birbirimizin hikâyesine nefretle değil, sevgiyle bakabilmenin bir yolu olmasını istiyorum.</p>
<p><strong>Filmde ailenizin hikâyesinden kesitler yer alıyor. Anneniz, teyzeniz ve siz geçmişi birlikte hatırlıyorsunuz. Bu anıları kamera karşısında yeniden anlatmak nasıldı?</strong></p>
<p>Bu filmi çekerken en çok fark ettiğim şey, çocukluğum boyunca dinlediğim hikâyelerin aslında birer masal olmadığını anlamaktı. Anneannemin ve teyzelerimin anlattıkları bana hep çok uzak bir geçmişe ait gibi gelirdi. Kamera karşısında bunları yeniden konuşmaya başladığımızda ise ilk kez bunların gerçekten yaşanmış hayatlar olduğunu bütün ağırlığıyla hissettim.</p>
<p>Annemin ve teyzemin bu hikâyeleri anlatırken yaşadıkları duygular da beni çok etkiledi. Bazen yıllardır konuşulmayan anılar ortaya çıktı, bazen uzun sessizlikler oldu, bazen de birlikte ağladık. Aslında sadece geçmişi hatırlamıyor, adı konulmamış bir yasın içinden geçiyorduk. Belki de bu film sayesinde o yas ilk kez adını buldu. Benim için bu süreç, aileme de yeniden bakabilmemi sağladı. Sessizliklerini, korkularını ve davranışlarını daha iyi anlamaya başladım. Bu yüzden film yalnızca geçmişi anlatmıyor; ailemiz içinde de bir dönüşüm yaratıyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/1mezarlik-1-1.jpg" alt="" width="521" height="293"></p>
<p><strong>Anneniz ve teyzenizle birlikte Ermenistan'daki Dzidzernagapert Soykırım Anıtı'nı ziyaret ettiniz. Bu yolculuk sizde nasıl izler bıraktı?</strong></p>
<p>O yolculuk hepimiz için çok derin bir deneyimdi. Annem ve teyzem hayatlarında ilk kez Ermenistan'a gitti, ilk kez yaşayan Ermeni kiliselerine girdi. Çocukluklarından beri hikâyelerini duydukları ama hiç görmedikleri bir coğrafyada bulunmak onlar için tarif etmesi zor bir duyguydu. Bir yanda güçlü bir aidiyet hissi, diğer yanda ise büyük bir yabancılık vardı. Dilini bilmediğimiz ama köklerimizin uzandığı bir yerdeydik. Kendimizi hem çok yakın hem de çok uzak hissediyorduk.</p>
<p>Zor ama çok gerçek bir yüzleşmeydi. Dzidzernagapert Soykırım Anıtı'nı ziyaret ettiğimiz an ise hepimiz için çok sarsıcıydı. Birlikte çiçek bıraktık ve o an yalnızca kendi ailemiz için değil, aynı acıyı yaşamış herkes için yas tuttuğumuzu hissettim. Aynı dili konuşamasak da aynı kaybın yasını paylaşıyorduk. Belki de bu film bana en çok şunu öğretti: Ortak hafıza bazen ortak bir dilden çok daha güçlüdür.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Avrupa Birliği Ermenistan ve Azerbaycan’a ne önerdi?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/avrupa-birligi-ermenistan-ve-azerbaycana-ne-onerdi-41125</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/avrupa-birligi-ermenistan-ve-azerbaycana-ne-onerdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/avrupa-birligi-ermenistan-ve-azerbaycana-ne-onerdi-41125</guid><description><![CDATA[Asıl büyük ve etkisini gösterecek olan adım, Otonom Ticaret Önlemleri önerisi. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi onayından geçtiğinde bu geçici önlemler, Ermenistan'ın AB'ye ihracatının yaklaşık yüzde 80'ini gümrüksüz hale getirecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Seçimden önceki yazılarımdan birinde Ermenistan–Rusya ilişkisini toksikleşmiş bir evliliğe benzetmiş; ekonomik özgürlüğü olmadığı için boşanmaya hazır olmayan tarafa AB'nin bir tür sığınma evi işlevi görmesi halinde bu ayrılığın hiç beklenmediği kadar hızlı gerçekleşebileceğini yazmıştım. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in son üç ayda bölgeye ikinci gelişinde bu kez Bakü ve Erivan'a yaptığı ardışık ziyaretler, o kapının artık aralandığını gösteriyor. Üstelik bu kez kapı; rakamlar, takvimler ve hukuki mekanizmalarla aralanıyor. Brüksel, Güney Kafkasya'yı artık iki ayrı dosya olarak değil; yollar, enerji hatları ve ticaret akışları üzerinden kurulacak tek bir bağlantısallık haritası olarak okuyor.</p>
<h4>Bakü’de ne konuşuldu?</h4>
<p>1 Temmuz’daki Bakü ziyaretinin merkezinde, Komisyonun resmi açıklamasıyla duyurulan "Bağlantısallık Yoluyla Barış" çerçevesi vardı. Programda bölgedeki ulaşım, enerji ve dijital altyapıya (Nahçıvan demiryolu ve Bakü Limanı dahil) 200 milyon euroya kadar hibe, bununla 2 milyar euroya kadar yatırımın harekete geçirilmesi hedefi ve sınır bölgeleri için 20 milyon euroluk bir barış desteği paketi var. Ziyaret sırasında Von der Leyen, Aliyev'i barış anlaşmasının paraflanması nedeniyle kutladı ve Azerbaycan'ı Avrupa'nın güvenilir enerji ortağı olarak tanımladı. Bakü'den Ermenistan'a enerji hatları çekilmesi önerisini de memnuniyetle karşılayacaklarını söyledi. Ancak madalyonun öteki yüzünde ise Azerbaycan'daki tutuklular en azından kamuoyu önünde dillendirilmedi. Bu durum doğalgaz ve petrol tedariki sebebiyle, 2022'den itibaren Aliyev'i "güvenilir ortak" ilan eden çizginin devamı. Bütün bunlara bakarak AB'nin Kafkasya siyasetinin romantik dayanışma üzerine değil, stratejik çıkar üzerine kurulu olduğunu da söylemek gerekiyor.</p>
<h4>Paşinyan: Böyle bir ayrıcalık alan ilk ülkeyiz</h4>
<p>2 Temmuz’daki Erivan ayağı ise Ermenistan’a sunulacak ekonomik kalkanın ilan edildiği yer oldu. Haziran başında kararlaştırılan 52 milyon euroluk acil destek paketinin ilk 34 milyonu, 19 Haziran'da serbest bırakılmıştı. Von der Leyen kalan 18 milyonun yakında verileceğini ve fonun bir ihracat teşvik ajansına kaynak olabileceğini açıkladı.  Ama asıl büyük ve etkisini gösterecek olan adım, Otonom Ticaret Önlemleri önerisi. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi onayından geçtiğinde bu geçici önlemler, Ermenistan'ın AB'ye ihracatının yaklaşık yüzde 80'ini gümrüksüz hale getirecek. Paket bugüne kadar Rusya'ya giden taze meyve, sebze ve bitkilerin neredeyse yüzde 99'unu, içecek ve alkollü ürünlerin yüzde 91'inden fazlasını kapsayacak. Bu ayrıcalık ne adaylık statüsü ne de serbest ticaret anlaşması gerektirdiği için hukuki bir incelik de yaratıyor. Nikol Paşinyan, “bu koşullarla böyle bir ayrıcalık alan ilk ülke olacaklarını” söyledi. Buna ek olarak sonbaharda vize serbestisi için bir değerlendirme misyonu da gelecek.</p>
<h4>AB’nin tanıdığı ayrıcalık ne anlama geliyor?</h4>
<p>Peki bu paket neye cevap veriyor? Rusya'nın tarım denetim kurumu Rosselhoznadzor, 30 Mayıs'tan itibaren kademeli olarak Ermeni tarım ürünlerini yasaklamaya başlamıştı. Resmi gerekçe "sıhhi denetim" gibi gösterilse de zamanlama ve kapsam, yasakların siyasi baskı aracına çevrildiğini açıkça gösteriyor. Geçen yıl Ermenistan ihracatının yaklaşık yüzde 35'i Rusya'ya gitmişti. Ermenistan Merkez Bankası Başkanı Kalstyan'ın değerlendirmesine göre yasaklı ürünlere yeni pazar bulunamazsa yüzde 0,6'ya varan deflasyonist etki görülebilir. Bu durumun sürmesi halinde ise milli gelir üzerindeki etkisi yüzde 2'ye kadar çıkabilir.</p>
<h4>İhtiyatlı iyimserlik</h4>
<p>Tam bu noktada iyimserliği elden bırakmadan ihtiyatlı olmakta da fayda var. Gümrüksüz erişim, otomatik olarak pazar kazanmak demek değil. Rusya pazarı Ermenistanlı üretici için tanıdık ve kolay bir alan. Üstelik pazar ve diaspora bağlantıları, Avrasya Ekonomik Birliği üzerinden kurulmuş koca bir ekosistem söz konusu. Avrupa ise daha değerli ama daha disiplinli bir pazar. Dolayısıyla açılan kapıdan geçmek yalnızca diplomatik tercihle değil, aynı zamanda ekonomik kapasite ve esneklikle de mümkün olacak. Bununla beraber Moskova'nın baskısı, ekonomiyi çeşitlenmeye zorlayarak yıllardır ertelenen modernizasyonun fitilini ateşlemiş olabilir. Bu açıdan AB paketi Paşinyan için yalnızca bir dış politika başarısı değil; aynı zamanda Avrupa yöneliminin kısa vadeli faturasını taşradaki çiftçiye ödetmemek için hayati bir iç siyaset subabı görevi de görüyor. Bir adım geriye çekilince, Paşinyan’ın "Gerçek Ermenistan" ideolojisinin ekonomik altyapısının döşendiği, bu destek paketleriyle ete kemiğe büründüğü de söylenebilir.</p>
<h4>AEB üyeliğiyle çelişmiyor</h4>
<p>Paketin zekice tasarlanan hukuki tanımıyla önlemler, AB'nin tek taraflı ve geçici kararı olduğu için, biçimsel olarak Ermenistan’ın AEB üyeliğiyle de çelişmiyor. Ancak Rusya'nın bir biçimde yanıt vereceğini de beklemek yanlış olmayacaktır. Nitekim doğalgazın yaklaşık yüzde 90'ı, Avrupa fiyatının yaklaşık üçte birine, hâlâ Rusya'dan geliyor ve Metzamor Atom Santralini de Rus devlet şirketi Rosatom işletiyor. Paşinyan seçimden sonraki ilk Rusya ziyaretinde Rusya Başbakanı Mikhail Mişustin ile görüşmesinde “AEB Anlaşması'nda öngörülen mekanizmaların planlanan şekilde çalışmasını istiyoruz” dedi.</p>
<h4>Türkiye haritanın neresinde?</h4>
<p>Bu tablonun Türkiye'ye bakan bir yönü de var. Ermenistan’ın Batı'yla entegrasyonu derinleştikçe sınır kapısının açılmasının ekonomik mantığı da güçleniyor. AB'nin bağlantısallık haritasında Ermenistan'ı Avrupa'ya bağlayan güzergâhlar doğal olarak Türkiye'den geçiyor. Nitekim Paşinyan, Azerbaycan'ın yanı sıra Türkiye ile de elektrik iletim hatları kurulacağını söyledi. THY ile tarifeli uçuşların gerçekleştiği, iş dünyasının ve ticaret odalarının "sınır açılsın" dediği bir dönemde, Avrupa standartlarında üreten, öngörülebilir bir Ermenistan, Ankara için de tehdit olmaktan çıkıp doğal bir ticari ortağa dönüşebilir.</p>
<p>Sonuç olarak, sığınma evi bir yuva değil, geçici bir barınma mekânıdır. Orada kalıcı olarak yaşanmaz, amaç güç toplamak ve yeni bir hayat kurmaktır. AB, 450 milyonluk pazarının kapısını araladı ama Ermenistanlı üreticiler bu kapıdan geçecek beceriyi ve gücü bulabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.</p>
<p><strong><br><br><br><br><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP'li belediye başkanına saldırı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-li-belediye-baskanina-saldiri-41124</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/chp-li-belediye-baskanina-saldiri.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-li-belediye-baskanina-saldiri-41124</guid><description><![CDATA[Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde CHP'li Belediye Başkanı Mustafa Mert Olcar, esnaf ziyareti sırasında seyir halindeki bir araçtan düzenlenen silahlı saldırının hedefi oldu. Saldırıda yaralanan olmazken, polis saldırganların yakalanması için soruşturma başlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde CHP'li Belediye Başkanı Mustafa Mert Olcar ve yanındakilere yönelik silahlı saldırı düzenlendi. Edinilen bilgiye göre, Olcar akşam saatlerinde çarşı merkezinde esnaf ziyareti gerçekleştirdiği sırada seyir halindeki bir otomobilden ateş açıldı. Saldırıda yaralanan olmadı.</p>
<p>BirGün'ün haberine göre Belediye Başkanı Mustafa Mert Olcar, beraberindeki heyetle birlikte Kadirli çarşı merkezinde esnaflarla bir araya geldiği sırada, henüz kimliği belirlenemeyen kişi veya kişilerce ateşli saldırıya uğradı. Saldırının seyir halindeki bir araçtan gerçekleştirildiği öğrenildi.</p>
<p>Saldırıda can kaybı ya da yaralanma bildirilmedi. Saldırının henüz belirlenemeyen nedeniyle ilgili olarak güvenlik güçleri tarafından soruşturma başlatıldı. Polis ekipleri, saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin kimliklerini tespit etmek ve yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Hrant için adalet istemek, hayatımdaki en anlamlı mücadelelerden biri”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-icin-adalet-istemek-hayatimdaki-en-anlamli-mucadelelerden-biri-41123</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/hrant-icin-adalet-istemek-hayatimdaki-en-anlamli-mucadelelerden-biri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-icin-adalet-istemek-hayatimdaki-en-anlamli-mucadelelerden-biri-41123</guid><description><![CDATA[Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Türkiye Temsilciliğinden ayrılmaya hazırlanan gazeteci Erol Önderoğlu, Agos’un konuğu oldu. Türkiye’de basın özgürlüğü mücadelesinin geçmişten bugüne ağır bedellerle sürdüğünü söyleyen Önderoğlu, Metin Göktepe’nin gözaltında öldürülmesinden Hrant Dink cinayetine, NATO zirvesi öncesindeki akreditasyon krizinden gazetecilere yönelik gözaltılara kadar uzanan tabloyu “zalimane uygulamalar” olarak nitelendirdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Metin Göktepe’nin gözaltında öldürülmesinin üzerinden henüz bir ay geçmiş. Ülke kapkara bir dönemden geçiyor. Medyanın bugünkü rengini konuşurken sık sık unutulan o askeri gölge, yalnızca devletin kurumlarının değil, merkez medyanın da üzerine çöküyor. Gazeteciler, yazarlar, muhabirler mahkeme koridorlarında, sokaklarda, haber peşinde ağır bedeller ödüyor. Ensesinden vurularak öldürülen muhabirler var; Sultanahmet Adliyesi’nde her hafta yeni davalarla karşı karşıya kalan köşe yazarları var. Ankara merkezli medyaya günlük talimatların gittiği, Radyo Televizyon Üst Kurulu’nda askeri üyenin bulunduğu bir dönemden söz ediyoruz.</p>
<p>Erol Önderoğlu, gazetecilik ve basın özgürlüğü mücadelesinin tam da bu iklimde yoğrulduğunu anlatıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Türkiye Temsilciliğiyle özdeşleşen, her gazeteci davasında mahkeme kapısında bulunan Önderoğlu için bu hikâye, yalnızca bir meslek hikâyesi değil. Aynı zamanda Türkiye’nin son 30 yılının karanlığına, umutlarına, kırılmalarına ve direnme biçimlerine açılan bir hafıza.</p>
<p>1999’a gelindiğinde Avrupa Birliği adaylığı ve sonrasında başlayan müzakere süreci, birçok insan gibi Önderoğlu’nu da özgürlükler ve reformlar bakımından umutlandırıyordu. O yıllar, bir yandan sahadaki ihlalleri izlemek, diğer yandan reform başlıklarını takip etmek açısından yorucu geçiyor ama içinde umut da taşıyordu. Ne var ki bu umudun en derin yerinden kırıldığı an, Hrant Dink’in katledilmesiydi. Sadece Önderoğlu için değil, pek çok insan için bir kırılma noktasıydı.</p>
<h4>Derin sabotaj şüphesi uyandıran cinayetler</h4>
<p>Önderoğlu, Hrant’ı üzerine haberler yapıp yazılar yazdığı bir gazeteci olarak değil, Türkiye toplumunun en zor fay hatlarında sözünü doğrudan kurabilen, herkesle temas edebilen, uzlaştırıcı bir figür olarak hatırlıyor. Panellerde birlikte konuşuyorlar, aynı masalarda farklı kesimlere sesleniyorlardı. Hrant Dink’in bu toplum açısından nasıl bir kaynaşmaya, nasıl bir yüzleşme ve temas imkânına karşılık geldiğini çok iyi bildiğini söylüyor. Bu yüzden, reform umuduna kendini vermiş bir ülkede Hrant Dink gibi bir insanın öldürülebilmesi, onun gözünde yalnızca bir cinayet olarak kalmıyor; Musa Anter cinayetini de hatırlatan, “derin sabotaj” ihtimalini toplumun zihnine kazıyan bir kırılmaya dönüşüyor.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen bir paneli hatırlıyor Önderoğlu. Şanar Yurdatapan, Hrant Dink ve kendisi konuşmacı olarak katılıyor. Hrant, orada son kez insanlara milliyetçiliğin dahi anlaşılması gereken bir refleks olduğunu, önemli olanın o toplum kesimlerini de kazanmak olduğunu anlatıyor. Önderoğlu için şaşırtıcı bir şey yok bunda. Çünkü Hrant Dink, benzer sözleri Avrupa Birliği heyetlerine de tatlı sert bir dille söylüyordu.</p>
<p>Bu yüzden Hrant Dink cinayeti, Önderoğlu’nun hafızasında yalnızca bir adalet mücadelesi olarak durmuyor. Türkiye’nin, kendisini bütün enerjisiyle topluma adayan bir insana nasıl davrandığını gösteren acı bir tanıklık olarak yer ediyor. Medyanın politikalarıyla, devletin görünen ya da görünmeyen yüzleriyle, toplumun kendi korkularıyla birlikte işleyen bir tanıklık bu.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=7qnkI2hT3gs" target="_blank" rel="nofollow noopener"><span style="font-size: 12pt;"><strong><span style="color: rgb(35, 111, 161);">Erol Önderoğlu ile Video Agos'ta yayınlanan söyleşinin tamamı için tıklayın</span></strong></span></a></p>
<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/7qnkI2hT3gs?si=CpdpPLegDuCskA6L" width="560" height="315" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<h4>Hrant için adalet için</h4>
<p>“Hrant için adalet istemek, kariyerimdeki en anlamlı mücadelelerden biri oldu” diyor Önderoğlu. Ve hemen ekliyor: "Bu mücadele henüz bitmedi." Çünkü Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen dosya var; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde süren süreçler var. Musa Anter dosyasının Susurluk raporunun yasaklı sayfalarında gizlenmesini hatırlatıyor. Hrant Dink dosyasında da “derin katillerin” yargılanmadığını, politik sorumluluğun ortaya konmadığını düşünüyor. Aileye tazminat ödenmiş olmasını yeterli görmüyor. Vicdanen ve devlet sorumluluğu bakımından bu dosya onun için hâlâ çözülmüş değil.</p>
<p>Önderoğlu için erken yaşlardan başlayıp yıllarca RSF’nin temsilcisi sıfatını taşımak hiç kolay olmadı. Bugün artık küresel konjonktür başka bir yere savruluyor; Türkiye medyasının önemli bir bölümünün uluslararası gazetecilik kuruluşlarının ilke ve prensiplerini içselleştirmekte zorlandığı görülüyor. Onu kurumsal ayrılığa getiren neden de tam burada şekilleniyor.</p>
<h4>Dirayetli, cefakar, onurlu meslektaşlar</h4>
<p>Sahada dava izlemek, araştırmalara konu olmak, diğer kurumlarla heyetler halinde çalışmak, sosyal medyada ya da medyada kendini ifade etmek Önderoğlu için artık zorlayıcı değil. Tam tersine, burada dayanışmanın kendisini mutlu ettiğini söylüyor. Çünkü Türkiye’de çeşitliliğiyle sivil toplumun, sendikal ve profesyonel örgütlerin; dirayetli, cefakâr, değer bilen, onurlu meslektaşların varlığı ona güç veriyor. Bundan sonra da bireysel olarak bu çalışmaların içinde yer alacağını söylüyor. Ancak kurumsal temsilin zaman zaman gerektiğinden fazla yorduğunu da saklamıyor.</p>
<p>Sınır Tanımayan Gazeteciler’e ve yıllar içinde tanıdığı çalışma arkadaşlarına müteşekkir. Dünyanın birçok bölgesinde yaptığı araştırmaların, katıldığı etkinliklerin bu ekipler tarafından kolaylaştırıldığını anlatıyor. Fakat RSF’nin Türkiye’ye uyguladığı ilkelerin, aynı zamanda dünyanın geri kalan 179 ülkesine de uygulanması gereken standartlar olduğunu hatırlatıyor. Tam da bu nedenle, Türkiye’de zaman zaman “cansiperane dayanışma” arayan meslektaş gruplarının veya bazı medya kuruluşlarının bu standartları anlamakta zorlandığını düşünüyor.</p>
<h4>Uluslararası çalışma ilkeleri ve Türkiye</h4>
<p>Ona göre bugün ortadaki güçlüklerden biri de bu: Uluslararası kurumlar nasıl işliyor, nasıl daha net biçimde yanımızda olabilirler, bunu yeniden düşünmek gerekiyor. Ama Türkiye’deki gazetecilik örgütlerinin de kendi savunuculuk anlayışını genişletmesi gerekiyor. Yalnızca kamu makamlarının ya da özel çıkar gruplarının gazeteciler üzerindeki baskılarını değil; editoryal bağımsızlığı, etik gazeteciliği ve medya şeffaflığını da aynı çalışmalara dahil etmek gerekiyor.</p>
<p>Önderoğlu, RSF’de “360 derece savunuculuk” diye tarif edilen yaklaşımı önemsiyor. Bir gazetecinin kim tarafından finanse edildiği belli olan, editoryal bağımsızlığını mümkün olduğunca gözeten, etik gazetecilik standartları etrafında yayın yapan bir yapıda bulunması halinde uluslararası gazetecilik kurumlarından koruma görebileceğini anlatıyor. Bazen de bu unsurlar değerlendirildiğinde koruma alınamayabileceğini ya da alınmadığını söylüyor. Türkiye’de kimi zaman anlatmakta güçlük çekilen noktanın bu olduğunu düşünüyor.</p>
<h4>“Gazetecilik çözülme gösteriyor”</h4>
<p>Küresel ölçekte ise çok daha büyük bir savrulma görüyor. Diplomatik ve stratejik olarak dünyanın yeni bir eşikten geçtiğini, NATO zirveleri ya da uluslararası güvenlik toplantıları izlenince bunun daha iyi anlaşıldığını söylüyor. Ama bu sırada gazeteciliğin özünün bozulmasına dair tartışmaların geri plana atılmasından kaygı duyuyor. “Gazetecilik çözülme gösteriyor” diyor. Popülist liderlerin ve yatırımcıların medya üzerindeki etkisi artıyor. Aşırı sağ hareketler, sosyal medyayı ve ele geçirdikleri medyayı toplumsal çeşitliliği tehdit etmek, azınlıkları köşede tutmak için kullanıyor. Şiddet grupları medya kuruluşlarını kendi propaganda faaliyetlerine alet ediyor.</p>
<p>Bu nedenle ona göre asıl soru şu: Yarın yeni kuşaklara kalacak gazeteciliği, kamuoyuna dürüst ve şeffaf bilgi akışı sağlayacak hangi standartlar içinde tutacağız? Bu, acı ama kaçınılmaz bir tartışma. Çünkü gazetecilik kendi standartlarını güvence altına almadığında, sokaktan geçen herhangi biri de kendisini gazeteci olarak konumlandırabiliyor. Önderoğlu, mesleğin yalnızca güvenliğini değil, standartlarını da sektörel kuruluşlarla birlikte güvence altına almak gerektiğini düşünüyor.</p>
<h4>Bitmeyen akreditasyon krizleri</h4>
<p>NATO zirvesi öncesinde yaşanan akreditasyon krizi de bu tartışmanın güncel bir başlığı olarak önünde duruyor. Ankara’daki zirve öncesinde gelen şikâyetlere RSF olarak ilk günden tepki verdiklerini anlatıyor. Akreditasyonsuz bırakma uygulamasının yalnızca iktidarı eleştiren medya kuruluşlarını değil, iktidar yörüngesinde yayın yapan bazı kuruluşların kameramanlarını, muhabirlerini ve gazetecilerini de hedef aldığını vurguluyor. Uluslararası gazetecilik kuruluşlarıyla birlikte NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye ve diğer yetkililere ortak mektup gönderiyorlar; bu şartlar altında şeffaf ve demokratik bir etkinlik düzenlenemeyeceğini bildiriyorlar.</p>
<p>Ancak Önderoğlu’na göre NATO oldukça pasif bir yaklaşım sergiliyor. Akreditasyon ayrımcılığının Türkiye’deki İletişim Başkanlığı’ndan mı, yoksa Brüksel’deki NATO Akreditasyon Merkezi’nden mi kaynaklandığını soruyorlar; fakat net bir yanıt alamıyorlar. NATO, Ankara’nın ev sahipliğinde olduklarını söyleyerek sorumluluğu ev sahibi ülkeye bırakan bir tutum alıyor. Rutte’nin bu şartlarda düzenlenen zirveye katılması ve son anda NATO’nun demokratik standartları da gözettiğini söylemesi, Önderoğlu’na göre kabul edilebilir değil.</p>
<p>Türkiye’de uluslararası etkinlikler düzenlendiğinde, muhalif ve eleştirel toplumsal-politik grupların yanı sıra medyaya da dışlayıcı bir yaklaşım gösterilmesi onu usandırıyor. NATO’nun Türkiye’de birkaç bin NATO karşıtı insanın eyleminden ya da tanınmış gazetecilerin NATO’yu eleştirmesinden şaşkınlık duyacağını düşünmüyor. Ona göre asıl mesele, Türkiye yetkililerinin bu tür uluslararası etkinlikleri, kendi toplumlarına ve eleştirel medya çevrelerine gösterdikleri orantısız ve dışlayıcı tutumu “dosta düşmana gösterme” fırsatı olarak değerlendirmesi.</p>
<h4>Hukuk bir sopa gibi kullanılıyor</h4>
<p>Gazetecilere yönelik son gözaltılar ve tutuklama süreçleri de bu tablonun parçası. Önderoğlu, özellikle son beş yılda hukukun açıkça araçsallaştırıldığı örneklerin çoğaldığını düşünüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı süreçte polis müdahalelerini görüntüleyen foto muhabirlerinin ertesi sabah tutuklanmasını hatırlatıyor. Foto muhabirlerinin, ellerinde makine ve kartları olmasına rağmen polis tarafından sanki eylemciymiş gibi fotoğraflanarak dosyalara eklendiğini anlatıyor. Ardından bu gazeteciler toplantı ve gösteri yürüyüşlerine izinsiz katılmakla yargılanıyorlar.</p>
<p>NATO öncesi gözaltılar ise sokakta değil, evlerde yapılıyor. Kırklareli’nde bir muhabir, Kocaeli’nde bir editör, İstanbul’da bir foto muhabiri... Farklı dosyalar, farklı örgüt suçlamaları, farklı operasyon başlıkları içinde gazeteciler hedef alınıyor. Önderoğlu, bu absürtlüğün artık yargının itibarını ayaklar altına alması ya da iktidarın yargıyı manipüle etmesi gibi başlıklarla tartışılmasının bile yetersiz kaldığını düşünüyor. Çünkü kimse artık bundan etkilenmiyor; uygulamalar olağanlaştırılıyor.</p>
<h4>Umut?.. Tabii ki var!</h4>
<p>Yine de tamamen karamsar değil. Umudunu koruduğu bir yer var: Türkiye’de demokratik sivil toplumun, alternatif siyaset çevrelerinin ve gazetecilerin toplum vicdanını tercüme edecek bir gündemi her zaman oluyor. Gazeteciler, kamuoyunun haber alma hakkının bedelinin neye karşılık geldiğini çok iyi biliyor. Türkiye’de gazeteciliğin yüzyılı aşan bir deneyimi olduğunu hatırlatıyor. Kurumsallığıyla, toplumların çeşitliliğiyle, gazeteciliğin demokraside nasıl bir yer tuttuğunu bilen araştırmacılar, muhabirler, yayın yönetmenleri var.</p>
<p>Son on, yirmi yıldır Türkiye’de hep gazeteci tutukluluğunu konuşuyoruz. Eskiden tutuklanan gazeteci yıllarını cezaevinde geçiriyordu; bugün haftalar ya da aylar geçiriyor olabilir. Ama Önderoğlu’na göre her durumda bir bedel ödeniyor: Toplum habersiz kalmasın, “güvenilir haber”siz kalmasın diye.</p>
<h4>Güvenilir bilgiye ulaşmak kamu için yaşamsal</h4>
<p>Gazetecilik meselesini bu nedenle yalnızca meslek hakkı olarak değil, toplumun güvenliği ve birey olma haliyle birlikte düşünüyor. Sabah işe giden bir insanın güvenilir birkaç haber kaynağından bilgi aldığında kendini daha güvende hissettiğini söylüyor. Çünkü hayat biraz daha öngörülebilir oluyor. İnsan karşısındakinden duyduğu bilgiyle fikir ediniyor, tartışıyor, görüşler çarpışıyor ve birey oluyor. Bireylerden de kamuoyu doğuyor.</p>
<p>Önderoğlu’nu 30 yıldır bu alanda tutan enerji de buradan geliyor. Türkiye’deki gazeteci camiasının dirayetine güveniyor. Ancak küresel ölçekte gazeteciliğe, demokrat kamuoyuna ve duyarlı toplumsal kesimlere yönelik etkinin daha sert olacağına dair kaygı duyuyor. NATO zirvesini bunun dışavurumlarından biri olarak görüyor. Yetkililerin görmek istedikleri fotoğrafı dışarıya yansıtma hevesinin, gelecekte daha ağır baskıları beraberinde getirebileceğini düşünüyor.</p>
<p>Buna karşı Türkiye’de gazetecilerin ve hak çevrelerinin iyi yaptığı şeylerden birinin uluslararası partnerleriyle birlikte ses çıkarmak olduğunu söylüyor. Demokratik güçler ve bağımsız gazetecilik kendi içinde bastırılmaya çalışılsa da uluslararası rezonansın hiçbir zaman tamamen eksik olmayacağına inanıyor.</p>
<h4>Medya Gözlem Raporu devam </h4>
<p>RSF’deki görevi sona erse de Önderoğlu’nun basın özgürlüğü alanındaki çalışmaları bitmiyor. Bianet için 25 yıldır hazırladığı Medya Gözlem Raporu’nu sürdürmeyi düşünüyor. Bianet’in editoryal çizgisini ve medya özgürlüğü yaklaşımını kendisine yakın buluyor. Üç ayda bir hazırlanan raporların, Türkiye’de medya özgürlüğünün fotoğrafını çektiğini anlatıyor.</p>
<p>Bu raporlar yalnızca gazetecilere yönelik fiziki şiddeti ya da keyfi yargılamaları izlemiyor. Anayasa Mahkemesi’nin medya özgürlüğü kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çıkışları, gazetecilere yönelik suçlarda cezasızlık, Uğur Mumcu cinayeti, Hrant Dink dosyası ve başka vakalar da bu hafızanın parçası oluyor. Önderoğlu için kendisini bu mücadele içinde tutan hem vakalar, hem de duygusal bağ kurduğu dosyalar var.</p>
<p>Önderoğlu, Ağustos başında RSF Türkiye temsilciliğinden ayrılmış olacak. Yerine kimin geleceği henüz belli değil; süreç örgütü içinde yapılacak değerlendirmeler ve olası arayışlarla netleşecek. Önderoğlu için önemli olan, RSF’nin Türkiye’deki basın özgürlüğü kültürüyle bağını koruması. Kurumun, Batı merkezli bir uluslararası sivil toplum refleksiyle değil; buradaki gazetecilerin, medya sektörünün, Türkiye’nin rengini de yansıtan bir yaklaşımla yoluna devam etmesini umuyor.</p>
<p>Çünkü Türkiye, onun gözünde hiçbir zaman izole, kendi içine kapanık bir ülke değil. Sürgündeki gazeteciler, uluslararası medya kuruluşları ve Türkiye’yi anlamaya çalışan herkes için güvenilir kurumsallık hâlâ çok önemli. Önderoğlu, RSF’deki çalışma arkadaşlarına Türkiye’deki gazeteciler adına teşekkür ediyor. Kendi yolculuğu ise başka bir biçimde sürüyor: Haber alma hakkını, gazetecinin hakkını ve haberin ulaşacağı toplumun hakkını birlikte gözeterek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İnsan Haklarını hatırlayan kaldı mı?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/insan-haklarini-hatirlayan-kaldi-mi-41098</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/insan-haklarini-hatirlayan-kaldi-mi-41098</guid><description><![CDATA[Snsanlık için İnsan Hakları ve tüm diğer kolektif haklar artık hiçbir öncelik taşımadığı gibi kimsenin umuru bile değil. Yegâne ilgi konusu bireylerin kendileri ve kendi hakları, o kadar. Böylesine bencil, bireyci bir dünyanın akıbetinin ne olabileceğini kestirmek zor değil.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Haklarının fikriyattan siyasete evrilmesi 18. yüzyıl sonudur. 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, insanların eşit yaratıldığı ve devredilemez haklara sahip olduğu ilkesini beyan eder. 1789 Fransız Devrimi ise İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile özgürlük ve eşitlik ilkelerini ortaya koyar.</p>
<p>19. yüzyıl ve 20.yüzyılın ilk yarısı sanki bu iki temel metne nispet yaparcasına savaşlar ve kitlesel katliamlar çağıdır. Meselenin bütün beşeriyetin meselesi hâline gelmesi ve kurumsallaşması ise 1945 sonrasında gerçekleşir. 1948’te, üç yıl önce temelleri atılmış olan Birleşmiş Milletler Örgütü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul eder. Belge, günümüz insan hakları siyasetinin temel taşlarından biridir. Dekolonizasyon bu dinamiğin sonuçlarından biridir. 1989’da Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle İnsan Hakları tam manasıyla küresel bir boyuta taşınır.</p>
<p>Bugün bu dönemin sonunu yaşamaktayız. Geçen ay içinde açıklanan iki rapor epeydir herkesin idrak veya hissettiğini faş ediyor.  İnsan Haklarının insanlığın önceliği olmaktan çıktığının en vahim göstergesi hak savunucularının başlarına gelenler.</p>
<p>Önsaf Savunucularının (Front Line Defenders) 15 Haziran tarihli Küresel Analiz<a href="https://www.frontlinedefenders.org/sites/default/files/fld_ga_2025-26_digital.pdf" target="_blank" rel="noopener"> raporuna</a> göre geçen yıl 28 ülkede en az 358 insan hakları savunucusunun öldürüldüğü belgelendi. Başı çekenler Kolombiya (165), Meksika (43), Filistin (43), Brezilya (22) ve Honduras (13). En sık hedef alınan savunucular toprak, çevre ve köylü topluluklarının hakları için çalışanlar (yüzde 23,46), yerli halkların hakları için çalışanlar (yüzde 17,03) ve Gazze Soykırımı mıntıkası gibi çatışma bölgelerindeki ihlalleri belgeleyenlerdi (yüzde 9,78).  </p>
<p>Verilere göre, keyfi gözaltı, tutuklama ve ölüm tehdidi savunuculara karşı dünya genelinde en sık bildirilen ihlaller arasında. Çevrimiçi gözetim ve sansür, sosyal medya üzerinden şiddet ve taciz, telefon dinlemeleri, sorgulamalar ve cihazlara el konulması veya cihazların tahribi de ihlaller arasında.</p>
<p>Küresel ölçekte en çok hedef alınan ilk üç insan hakkı ise LGBTIQ+ hakları (yüzde 9,5), ifade özgürlüğü (yüzde 9,4), kadın hakları (yüzde 6,9), toprak, çevre ve yerli halkların hakları savunucuları ayrı ayrı daha küçük oranlara sahip olsa da birlikte değerlendirildiğinde toplamın yüzde 8,7'sini oluşturuyor.</p>
<p>Bu baskıcı ortam, diğer yanda malî kaynaklarının azalmasının müşterek etkisi sahada somut şekilde hissediliyor ve pek çok insan hakları savunucusu çalışmalarını durdurmak ve örgütlerini kapatmak zorunda kalıyor.</p>
<p>İkinci<a href="https://innovation.ohchr.org/rightscount/" target="_blank" rel="noopener"> rapor</a> 17 Haziran’da BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğince yayımlandı.</p>
<p>Rapora göre her 10 saatte bir, bir insan hakları savunucusu, gazeteci veya sendikacı öldürülüyor ya da zorla kaybediliyor. Her saat, bir çocuk silahlı çatışmalar nedeniyle hayatını kaybediyor. Her beş kişiden biri, son bir yıl içinde ayrımcılığa maruz kaldığını bildiriyor. İnsan hakları savunucularına yönelik şiddet gittikçe artıyor. 2015 yılından bu yana en az 5.995 insan hakları savunucusu öldürüldü.</p>
<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk şöyle diyor: “Her verinin arkasında bir insan hayatı vardır; yaşanmış ya da kaybedilmiş bir hayat. Bu yeni küresel insan hakları verileri, ayrımcılığın, şiddetin ve dışlanmanın sistematik olduğunu ve zaten toplumun kenarında yaşayan grupları etkilemeye devam ettiğini gösteriyor.”</p>
<p>Ayrımcılık yaygınlığını koruduğu gibi artık derin yapısal özellikler taşıyor. Engelli bireyler en ağır yükü taşıyan gruplardan biri olup, neredeyse her üç engelliden biri ayrımcılığa maruz kalıyor. Bunun yanında cinsiyete dayalı ayrımcılık da yüksek seviyelerde seyrediyor. Ayrıca, Yüksek Komiserliğin ilk kez yaptığı tahlile göre, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet azınlıkları, genel nüfusa kıyasla iki ilâ üç kat daha yüksek oranlarda ayrımcılık yaşıyor.</p>
<p>Uluslararası standartlarla tam uyumlu ulusal insan hakları kurumlarının oluşturulması konusunda ise ilerleme tamamen durmuş durumda. 2025 yılında bu kurumların sayısında herhangi bir artış kaydedilememesi, görünürlük ve hesap verebilirlik mekanizmalarının İnsan Hakları savunuculuğunun yaşadığı krizin boyutlarına ayak uyduramadığını gösteriyor.</p>
<p>Sözün özü, insanlık için İnsan Hakları ve tüm diğer kolektif haklar artık hiçbir öncelik taşımadığı gibi kimsenin umuru bile değil. Yegâne ilgi konusu bireylerin kendileri ve kendi hakları, o kadar. Böylesine bencil, bireyci bir dünyanın akıbetinin ne olabileceğini kestirmek zor değil.  </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[‘Kara mizah’ dedikleri bu olsa gerek]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kara-mizah-dedikleri-bu-olsa-gerek-41101</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/07/08/kara-mizah-dedikleri-bu-olsa-gerek.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kara-mizah-dedikleri-bu-olsa-gerek-41101</guid><description><![CDATA[Hrant Dink’in sözlerini hatırlatayım: "Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki? Ama bakın şu komikliğe ki, sanık bu kez yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir soruşturmanın varlığından savcı Turgay Evsen’in, Hrant Dink’i, Arat Dink’i, Serkis Seropyan’ı ve Aydın Engin’i ifadeye çağırmasıyla haberdar olduk. ‘Dosyaya bir bakayım, neymiş, neyle suçluyorlar öğreneyim, ondan sonra gideriz’ dedim.</p>
<p>Soruşturma, aralarında Kemal Kerinçsiz’in de bulunduğu kişilerin şikâyet dilekçeleri üzerine açılmış gibi görünüyordu. Dilekçelerde, Agos yazarlarının, sorumlularının ve Hrant Dink’in TCK m. 288’de tanımlanan “Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs” suçunu işledikleri iddia ediliyordu. </p>
<p>Bu şahıslara göre, Hrant Dink, karar sonrası açıklamasıyla, Arat Dink ve Serkis Seropyan, kararın yankılarını haber olarak vermeleriyle, yazarları ve çizerleri de kararı eleştirmeleriyle adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmişlerdi.</p>
<p>Şikâyetçiler; Bülent Dönmez, Gökhan Aygün, Turgay Hükümdar, Recep Akkuş, Refik Akkuş, Çetin Dolgun tek tip dilekçeleri isimlerini ekleyerek imzalamışlardı.</p>
<p>Kemal Kerinçsiz, ayrı bir dilekçe ile ‘Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu üyesi avukat’ sıfatıyla şikâyetçi olmuştu. Kerinçsiz’in dilekçesinin bir kopyası da Hukukçular Birliği üyesi sıfatıyla Av. Erkan Akkaz, Av. Mehmet Bilgin, Av. Mustafa Yılmaz tarafından imzalanıp verilmişti.</p>
<p>İddianın, hukuksal açıdan, mantıksal açıdan iler tutar bir yanı yoktu. Adil yargılanma hakkı esasen sanığı koruyan bir haktır ve tuhaftır ki sanık kendi davasında adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmekle suçlanıyordu ve ne yazık ki bu iddia, avukat kimliği taşıyan kişilerce ileri sürülmüş, savcı da bu dilekçeler üzerine soruşturmayı başlatmıştı.</p>
<p>Kerinçsiz, Hrant Dink, Arat Dink haricinde Taner Akçam’dan, Aret Gıcır’dan, Arman Akın’dan ve Aydın Engin’den de şikâyetçi olduğu gibi, saydığı bu isimlerin sadece TCK m. 288’den değil aynı zamanda TCK 301/1 ve 2 maddelerinden yargılanmalarını, cezalandırılmalarını talep ediyordu.</p>
<p>Olayın oluşuna ve gerçeğe aykırı cümlelerini hiçbir hukuki kaygı gütmeden art arda sıralamıştı.  Şikâyet ettiği kişilerin hangi eylemlerinin, ceza yasasında tanımlanmış hangi suç tipine uyduğunu tartışma gereği bile duymadan…</p>
<p>Bir mantık silsilesine de uygun olmayan cümlelerinin şehvetine kapılmış olacak ki, aşağıdaki cümleyi yazıp sonuna da ünlem işareti koymuştu:</p>
<p>“Hele hele yaşadığınız ve beslendiğiniz bu millete temel ve hak özgürlüklerim var diyerek, hakaret etme, aşağılama ve küçük görme hakkına asla sahip olamazsınız!”</p>
<p>Açıkça, ‘Ey Ermeniler ve Ermeni gazetesinde yazanlar, bir kere siz, ‘bu milletten değilsiniz. Bu millet sizi yaşatıyor ve besliyor, daha ne istiyorsunuz? Temel hak ve özgürlükler sizin neyinize?’ demeye getiriyordu.</p>
<p>Hrant Dink, Arat Dink, Serkis Seropyan ve Aydın Engin’le birlikte 2 Aralık 2005 günü gittik adliyeye.</p>
<p>Hrant ifadesinde şunları söyledi:</p>
<p>“Ben Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesinde bulunan bir davadan dolayı cezalandırıldım. Hakkımda açılan dava, ‘Türklüğü Aşağılama’ idi. Ceza aldıktan sonra ben bu cezanın haksız ve yersiz olduğunu baştan beri savundum ve düşündüm. Ancak cezalandırıldığım için ‘Bu ceza maddesiyle mi demokrasi sağlanacak’ başlıklı yazıda kullandığım sözleri sırf Agos gazetesine söylemedim. Tüm Türkiye ile Dünya medyası önünde söyledim ve hepsinde aynı cümlelerle yer aldı. Bu yüzden bu cümlenin Agos’ta yayınlanması sadece Agos’a verilmiş bir demeç değildir. Agos gazetesi bu demeci bir haber şeklinde kullanmıştır, eğer bu beyanat bir suç teşkil ediyorsa bu beyanatı kullanan bütün yazılı ve görsel basının savcılığınızca Agos gazetesi gibi suçlanması gerekir. Aksi takdirde bu beyanatım nedeniyle beni ve Agos’u yargılamak bir ayrımcılıktır ve negatif anlamda bir ayrımcılıktır. Kaldı ki benim beyanatım yargıyı etkilemekten tamamen uzakta, sadece insan ve yurttaş olarak böyle bir suçlama karşısında kendi ruh halimi bütün diğer Türkiye toplumu ile paylaşmaktan ibarettir ve bu beyanat onurlu bir beyanattır. Adaleti etkilemek ile kesinlikle ilgisi yoktur. Ayrıca adaleti etkilemek doğru bir davranış değildir.”</p>
<p>Ortada yine suç yoktu, TCK m. 288’de tanımlanan suça uygun eylem yoktu.  Bu nedenle, aynı içerikte ve aynı sözlerle yayın yapan diğer basın yayın organlarının sorumlularına, bu kararı eleştiren diğer yazarlara dava açılmamıştı.   </p>
<p>Bu işle ‘özel olarak görevlendirilmiş’ bazı kişilerin başvurusuyla harekete geçen Şişli Basın Savcısı da adeta suçtan, suçun unsurlarının olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinden bağımsız bir görevlendirme talimatını yerine getiriyor gibiydi.  Her ne olursa olsun, dava açılacak, Hrant Dink ve Agos aleyhine kampanya yürütülecekti.</p>
<p>Bu yazıyı, Hrant Dink’in sözleriyle bitireyim, zira bu davayı, ‘Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği’ başlıklı <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ruh-halimin-guvercin-tedirginligi-14061" target="_blank" rel="nofollow noopener">yazısında</a> en iyi o anlatıyor:</p>
<p>“Beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, mahkûmiyetim üzerine basına yaptığım açıklamaya da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de Agos’takiydi. Agos sorumluları ve ben, bu kez yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.</p>
<p>‘Kara mizah’ dedikleri bu olsa gerek.</p>
<p>Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki? Ama bakın şu komikliğe ki, sanık bu kez yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.”</p>
<p><strong> </strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İfade özgürlüğü nedir, ne değildir?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/ifade-ozgurlugu-nedir-ne-degildir-41099</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/07/08/ifade-ozgurlugu-nedir-ne-degildir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/ifade-ozgurlugu-nedir-ne-degildir-41099</guid><description><![CDATA[İfade özgürlüğü sadece hoşa giden, kimseyi incitmeyen, rahatsız etmeyen sözler için değildir. Öyle olsaydı ifade özgürlüğü bir mesele olmazdı, biz de bu kadar konuşuyor olmazdık. Asıl özgürlük rahatsız edici, incitici, hoşa gitmeyen sözler içindir. Örneğin, Deniz Göktaş’ın gösterisindeki kimi şakalara atfen “değerlerimizle dalga geçmek ifade özgürlüğü değildir”, diyorlar. Halbuki, bu söylediklerimiz temelinde ifade özgürlüğü tam da “değerlerle” dalga geçebilme özgürlüğüdür.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, ifade özgürlüğü meselesinin sık sık gündeme geldiği bir ülke ve bunun sebebi tam da ifade özgürlüğü kriterlerinin, anlayışının, refleksinin yalnız devlette değil toplum katında da yerleşmemiş, benimsenmemiş olması. Komedyen Deniz Göktaş’ın gösterisinde söylediği sözlerden dolayı tutuklanması da ister istemez bu tartışmayı bir kere daha yapmayı gerektiriyor. Bu kadar sık gündeme gelmesine rağmen ifade özgürlüğüne dair en basit ilkelerin hâlâ anlaşılamamış olması da başlı başına bir merak ve araştırma konusudur. Eğitimle mi ilgili, kültürle mi…insanlar gerçekten anlamıyor veya anlamak mı istemiyor…? Bu vesileyle ifade özgürlüğüne dair bazı temel ilkeleri tekrar etmekte fayda var sanırım.</p>
<p>İfade özgürlüğü sadece hoşa giden, kimseyi incitmeyen, rahatsız etmeyen sözler için değildir. Öyle olsaydı ifade özgürlüğü bir mesele olmazdı, biz de bu kadar konuşuyor olmazdık. Asıl özgürlük rahatsız edici, incitici, hoşa gitmeyen sözler içindir. Örneğin, Deniz Göktaş’ın gösterisindeki kimi şakalara atfen “değerlerimizle dalga geçmek ifade özgürlüğü değildir”, diyorlar. Halbuki, bu söylediklerimiz temelinde ifade özgürlüğü tam da “değerlerle” dalga geçebilme özgürlüğüdür. Herkes kendi dünya görüşüne, yaşayışına göre birtakım değerler ve kutsallar belirleyip bunların etrafına geçilmez sınırlar çizer ve bunun devletin sopasıyla korunmasını beklerse sonunda bir de bakarsınız ki kimseye söz ve hareket alanı kalmamış. Her ağzınızı açtığınızda devlet başınıza çökmüş. Kimisi dinine laf söyletmez, kimisi milletine, kimisi atasına…</p>
<p>Ayrıca bu mekanizma toplumun bütün kesimleri için eşit veya simetrik biçimde ilerlemez, güçlü olan daha fazla kayrılır. Nitekim, hatırlayanlarınız olacaktır, bundan bir müddet önce bir komedi programında Hristiyanlıkla ilgili bir skeç yayınladı. Her skeçte olduğu gibi orada da tiye alma, üzerine şaka yapma söz konusuydu. Deniz Göktaş’ın gösterisine karşı “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" gerekçesiyle harekete geçen savcı o gün ortalarda gözükmedi. Yanlış anlaşılmasın, savcılar o gün de harekete geçmeliydi demiyorum. O skeç de ifade özgürlüğü sınırları içindeydi. Bu örnekle göstermek istediğim ifade özgürlüğünün kısıtlamalarının herkes için aynı biçimde işlemeyeceği. O bahsettiğim skece bazı Hristiyan vatandaşlar tepki gösterince skeç yayından kaldırıldı. Türkiye’nin tarihinde ve bugününde açık bir Hristiyan ve Hristiyanlık fobisi olduğu bir gerçek ama o skece tepki gösterenler bence alınganlık ve tahammülsüzlük gösterdiler.</p>
<p>Gelgelelim, günün sonunda kimse skecin yazarları ve oyuncuları hakkında adli işlem başlatmadı, tutuklamadı ki olması gereken de buydu. İşte, en fazla olması gereken, toplumdan gelen tepkiler üzerinde sözü söyleyenin sözünden vazgeçmesi veya özür dilemesi olmalıdır. Tam burada ifade özgürlüğüyle ilgili başka bir ilkeye geçebiliriz.</p>
<p>Bir sözün ifade özgürlüğü sınırları içinde olması, kimsenin ona tepki göstermeyeceği veya göstermemesi gerektiği anlamına gelmez. Bir sözün hem ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu söylemek hem de ona karşı olup tepki göstermek çelişki değildir çünkü ifade özgürlüğü içinde olması, bir sözü otomatikman doğru, iyi veya güzel yapmaz. İfade özgürlüğü kapsamındaki sözler sadece doğru sözler veya fikirler değildir. Dolayısıyla, “bu söz ifade özgürlüğüdür”, demek, “ben o sözle hemfikirim” demek değildir. Bir söze diğer insanlar tepki gösterebilir ve ifadenin sahibini dışlayabilirler, izole edebilirler, imkanlarının kısıtlanması için çalışabilirler. Bir kimse karşı olduğu fikrin, ifadenin toplumun gözünden düşmesi, mecra veya zemin bulmaması için gayret gösterebilir. Bunlar ifade özgürlüğünün ihlali değildir, yatay düzlemde gerçekleşen vatandaş inisiyatifidir. (Bilmem söylemeye gerek var mı ama vatandaş inisiyatifi, konusu suç olan eylemleri kapsayamaz. Yani, misal, yazıp çizdiğini beğenmediniz diye vatandaş olarak gidip bir dergi veya gazeteyi basıp, yakıp yıkamazsınız.) İfade özgürlüğünün ihlali devletin, kolluk kuvveti ve yargı eliyle yukarıdan aşağı müdahalesiyle olur. Yani, bir söz için ifade özgürlüğüdür demek, o sözü söyleyen devlet eliyle cezalandırılmamalı demektir. Yoksa, kimse o sözü ve sahibini eleştirmesin, karşı çıkmasın demek değildir.         </p>
<p>İfade özgürlüğü meselesinin karmaşıklaştığı yer, nefret söylemiyle örtüştüğü zaman ortaya çıkıyor. Orada bence tartışmalı, ikircikli bir gri alan var. Prensip olarak ifade özgürlüğünün en geniş sınırlarında olması gerektiğini düşünüyorum. Belli bir gruba yönelik şiddet çağrısı yapan veya bunu ima eden, tehdit eden ifadeler bence çok net olarak ifade özgürlüğünün sınırlarını aşar. Öte yandan, biri de derse ki o anda şiddet çağrısı yapmasa bile belli bir grubu sistematik ve yapısal olarak aşağılayan söylemler de uzun vadede bu şiddetin yolunu yapıyor, orada da bir haklılık payı var. Ama yine de belli bir grup hakkında kategorik olarak aşağılayıcı, hakaretamiz ifadeler, “şakalar” toplumsal düzeyde tepki verilmesini gerektirir ama adli ve cezai kovuşturmanın konusu olması bence tartışmalıdır. Belki, yanlışlığı hukuken tespit edip kayıt altına almak için para cezası veya kamu hizmeti gibi bir uygulamayla yetinilebilir ama doğrusu bu konuda kafam net değil. Son kertede şunu unutmayalım: ifade özgürlüğünün daraltılması nihayetinde toplumsal ve siyasi manada zayıf(latılmış), dezavantajlı kesimleri daha fazla vurur, ağzını açsan güçlü grup “vay sen bize hakaret ettin”, diye tepene biner ki Deniz Göktaş vakası da bunun bir örneği oldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mehter Marşı eşliğinde F-35 ricası]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/mehter-marsi-esliginde-f-35-ricasi-41122</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/07/09/mehter-marsi-esliginde-f-35-ricasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/mehter-marsi-esliginde-f-35-ricasi-41122</guid><description><![CDATA[Türkiye’de sağ siyaset büyük oranda simgeler üzerinden yapılıyor, bilindiği gibi. Birkaç saat önce silah satışı için ABD’den ricacı olan Türkiye’nin, Yunanistan  Başbakanı dahil NATO Zirvesi’ne katılan konukları Mehter Marşı ile karşılaması açık ki iktidarın milliyetçi-muhafazakar seçmenlerine verdiği bir mesaj.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aylardır beklenen NATO zirvesi Ankara’da yapıldı. Zirve öncesinde Ankara tamamen ablukaya altındaydı, önceki şafak baskınlarına ek olarak son haftada aralarında gazetecilerin de olduğu 100’ü aşkın kişi gözaltına alındı. İktidar NATO Zirvesi sırasında muhalif ses çıkmaması için özetle tüm anti- demokratik yöntemleri kullandı, ancak yine de gösterilere engel olamadı.</p>
<p>Zirve pek çok açıdan önemli. Ancak hükümet ve hükümete yakın medya açısından en önemli mesele zirve sırasında gerçekleşecek Trump- Erdoğan görüşmesiydi. ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir kez daha övgüler düzerken Ankara da istediğini büyük oranda aldı denebilir.</p>
<p>Zira Erdoğan yönetimi ABD’den F-35 savaş uçaklarını uzun süredir talep ediyor ancak Washington’dan yeşil ışık bir türlü yanmıyordu. Öte yandan "Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası"nın İngilizce kısaltması olan CAATSA yaptırımları da resmen, Aralık 2020'den bu yana Türkiye'ye uygulanıyor ve Ankara bu yaptırımların da kalkmasını bekliyordu.</p>
<p>Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme sırasında basına yaptığı açıklamada Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını söyledi, ayrıca Türkiye'ye F-35 savaş uçakları satılmasının değerlendirileceğini vurguladı.</p>
<p>Özetle Erdoğan ve AKP mutlu. Geçtiğimiz aylarda Türkiye - Çin- Rusya ittifakı öneren iktidar ortağı MHP’nin lideri Bahçeli ise bugünlerde sessiz. Ancak Trump’ın Ankara’da büyük bir şatafatla karşılanmasına ve ABD’nin vaatlerine muhtemelen çok büyük bir itirazı olmayacaktır.</p>
<p>Trump- Erdoğan görüşmesinin akşamında NATO zirvesine katılan liderler ve eşleri için Beştepe’de resmi bir akşam yemeği ve resepsiyon vardı. Erdoğan ve eşi, konukları kapıda karşıladı. Konuklar ise Mehter Marşı eşliğinde merdivenleri çıktılar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan’ı selamladılar.</p>
<p>Simgesel bir seçim şüphesiz. Türkiye’de sağ siyaset büyük oranda simgeler üzerinden yapılıyor, bilindiği gibi. Birkaç saat önce silah satışı için ABD’den ricacı olan Türkiye’nin, Yunanistan  Başbakanı dahil NATO Zirvesi’ne katılan konukları Mehter Marşı ile karşılaması açık ki iktidarın milliyetçi-muhafazakar seçmenlerine verdiği bir mesaj.</p>
<p>Sonuçta ABD, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma en büyük desteği vermiş, İran’a savaş açmış, bütün bunlara imza atan Trump’ın Ankara’ya gelecek olması AKP, medyası ve kanaat önderleri tarafından neredeyse bayram havasıyla karşılanmış. Görüşmelerde belli ki Trump’a bilhassa Gazze ve İran konusunda canını sıkacak sözler de ya söylenmemiş ya da konu kısaca geçiştirilmiş.</p>
<p>Bu tablo içinde iktidarın vereceği tek yanıt belli ki Mehter Marşı oluyor.</p>
<p>Zirve öte yandan hükümet için başka fırsatlar da sundu. Erdoğan’ın Türkiye’ye mesafeyle bakan AB’ye verdiği mesaj da bu çerçevede not edilebilir. Zira Erdoğan zirvenin ikinci  gün açılışında yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği (AB) üyesi NATO ülkelerine seslendi ve şöyle dedi:</p>
<p>"Savunma sanayi başta olmak üzere müttefikler arasında kısıtlamalar kalkmalı. AB üyesi müttefiklere sesleniyorum, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması suni bir bölünmeye yol açacaktır."</p>
<p>Ankara belli ki “demokrasi” konusunda atacağı adımlardan çok “savunma ve silahlanma” alanında attığı ve atacağı adımlarla “Batı dünyası” içinde yer almak istiyor ve isteyecek. NATO’nun “demokrasi”yi pek de  öncelemediğini zaten biliyoruz. Avrupa’nın şu uluslararası denklemde “demokrasi” gibi bir önceliği olacak mı derseniz, pek de olumlu yanıt veremem.</p>
<p><strong><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br></strong><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 09:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Okullarda mezuniyet heyecanı devam etti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/okullarda-mezuniyet-heyecani-devam-etti-41110</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/okullarda-mezuniyet-heyecani-devam-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/okullarda-mezuniyet-heyecani-devam-etti-41110</guid><description><![CDATA[2025--2026 öğrenim döneminin sona ermesiyle okullar peşpeşe mezuniyet törenleri düzenliyor. Getronagan, Esayan, Tarkmanças, Levon Vartuhyan, Kalfayan, Sahakyan, Feriköy, Dadyan okullarındaki mezuniyet törenlerini geçen hafta paylaşmıştık. Bu hafta Pangaltı Mıhitaryan Okulu ile Karagözyan Okulu  mezuniyet törenlerinden notlar aktarıyoruz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Pangaltı Mıhitaryan </strong></h4>
<p>23 Haziran’da Pangaltı Mıhitaryan Okulu bahçesinde sekizinci ve 12’inci sınıflar için düzenlenen mezuniyet yemeğine Türkiye Katolik Ermenileri Ruhani Önderi Kerabaydzar Vartan Kazanciyan, Başrahip Hagopos Çopuryan, Başrahip Sarkis Ermen, Pangaltı Mıhitaryan Vakfı Başkanı Rafael Jozef Alik ve yönetim kurulu üyeleri, öğretmenler ve veliler katıldı. Hayasa Harzıvartyan ve Arda Arık’ın sunuculuk görevini üstlendiği yemeğin açılış konuşmasını Başrahip Çopuryan yaptı.Çopuryan, konuşmasında okullarına gönülden bağlı öğrencilere sahip olmaktan ötürü mutlu olduğunu belirtti. Okul Kurucu Temsilcisi Dr. Sarkis Sirop, Pangaltı Lisesi’nden Yetişenler Derneği Başkanı Janin Irmak, Lise Müdürü Eva Orakyan ve Ortaokul Müdürü Katya Vargı, konuşmalarında öğrencilere gelecek eğitim hayatlarında başarılar diledi ve tavsiyelerde bulundu. </p>
<p>2025-2026 Eğitim-Öğretim yılında lise birincisi Mira Barsamoğlu, lise ikincisi Arda Yurteri, lise üçüncüsü ise Lara Oktay oldu. Barsamoğlu ayrıca matematik ve fen derslerinde gösterdiği üstün başarı nedeniyle hayırsever Parseğ Saraylı adına tesis edilen ‘Saraylı Ödülü’nün de sahibi oldu. Ortaokul bölümünün birincisi Leda Sari, ortaokul ikincisi Keyla Kara, ortaokul üçüncüsü ise Arad Pakertik oldu. Saraylı Ödülü, fen ve matematik derslerinde yüksek not ortalaması elde eden ortaokul birincisi Sari’ye verildi. </p>
<p>Pangaltı Mıhitaryan Vakfı tarafından yıllardır verilen Mıhitaryan Başarı Madalyası ise Mira Barsamoğlu’na takdim edildi. Vakıf yönetimi tarafından Ermenice ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’nde yüksek not ortalaması elde eden öğrencilere de ödül verildi. 12. sınıftan Mira Barsamoğlu, Garen Bedikoğlu ve Vanessa Kuruçay; 8. sınıftan ise Liana Karacaoğlu, Leda Sari ve Keyla Kara ödüllendirildi. Öğrencilerin konuşmalar yaptığı yemeğin kapanış konuşmasını Kerabaydzar Kazanciyan yaptı. Mezun olan öğrencilere tebriklerini ileten Kerabaydzar Kazanciyan, “Geleceğinizde asıl fark yaratacak olan şey, insanlığınızdır. Asıl gücü temsil edecek olan; nezaketiniz, duyarlılığınız, karşınızdakini dinleme yetiniz, kendi vicdanınız ve aklınızla düşünme cesaretinizdir. Dünyaya nasıl bakacağınıza siz karar vereceksiniz” dedi. Öğrenciler, konuşmaların ardından müzik eşliğinde eğlendi. </p>
<h4><strong>Karagözyan</strong></h4>
<p>Karagözyan Okulu’nda 1 Temmuz Çarşamba günü mezuniyet sevinci yaşandı. Okul bahçesinde düzenlenen mezuniyet yemeğine Karagözyan Yetimhanesi Vakfı Başkanı Artin Kileci ve yönetim kurulu üyeleri, öğretmenler ve veliler katıldı. Okul Müdürü Narod Veronik Kuruğoğlu, konuşmasında mezunlara dilek ve temennilerini ileterek gelecek eğitim hayatlarında başarılar diledi. Karagözyan Vakfı Başkanı Artin Kileci, konuşmasında öğrencilerin okulları ile temaslarını koparmamalarını isteyerek, Karagözyanlı olmanın ayrıcalıklı olduğunu belirtti. Öğrencilerin</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/karagozyann-mezuniyet.jpg" alt="" width="445" height="250">
<figcaption>Karagözyan</figcaption>
</figure>
<p>Ermenice, Türkçe, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerinde veda konuşmaları yapmasının ardından Ari Hergel yönetimindeki koro, şarkılar seslendirdi. Sınıf öğretmeni Silvia Dağcı Duman’ın konuşmasının ardından öğrencilere diploma ve hediyeler takdim edildi. 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı okul birincisi Nora A., ikincisi Melik Y. ve üçüncüsü Saren D. K. oldu. Nora A., fen ve matematik derslerinde elde ettiği yüksek not ortalaması nedeniyle Saraylı Ödülü’nün de sahibi oldu. Melik Y., Ermenice derslerinde aldığı başarılı sonuçlar sonucu vakıf tarafından ödüllendirildi. Mezuniyet pastasının kesilmesinin ardından tören, mezunlar onuruna düzenlenen bir kokteyl ile devam etti. Öğrenciler, müzik eşliğinde eğlencenin tadını çıkardı.</p>
<p>(Not: Başarı kazanan öğrencilerin isimlerinde okul yönetimlerinin yaptıkları duyurular esas alınmıştır)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dernekler Masası’nda yeni başkan Şuşan Sivaslıoğlu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dernekler-masasinda-yeni-baskan-susan-sivaslioglu-41109</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/dernekler-masasinda-yeni-baskan-susan-sivaslioglu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dernekler-masasinda-yeni-baskan-susan-sivaslioglu-41109</guid><description><![CDATA[Ermeni okullarından yetişenler derneklerini ortak bir çatı altında buluşturan Dernekler Masası’nda başkan değişti. Uzun yıllar Kevork Simkeşyan’ın yürüttüğü Dernekler Masası başkanlığı görevine Şuşan Sivaslıoğlu seçildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kevork Simkeşyan uzun yıllar Getronagan Lisesi’nden Yetişenler Derneği başkanlığını da yürütüyordu. 22 Haziran’da yapılan toplantıda, katılımcı dernekler Bomonti Okulu’ndan Yetişenler</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/susan-sivaslioglu.jpeg" alt="" width="260" height="346">
<figcaption>Şuşan Sivaslıoğlu</figcaption>
</figure>
<p>Derneği Başkanı Şuşan Sivaslıoğlu’nun Dernekler Masası’nın yeni başkanı olarak seçilmesine</p>
<p>karar verdi. Yeni yönetim, eski başkan Simkeşyan’a katkılarından ötürü teşekkür etti.</p>
<p>Toplantı sonucu yeni görev dağılımı şu şekilde:</p>
<p>Başkan Yardımcıları: Aslin Ustaaramoğlu (Dadyan Derneği) ve Lerna Şuşan Papazyan (Maral Derneği)</p>
<p>Genel Sekreter: Melina Kırdemir  Kuyumciyan (Bezciyan Derneği)</p>
<p>Mali İşler Sorumlusu: Şuşan Sivaslıoğlu (Bomonti Derneği)</p>
<p>Organizasyon Komitesi Sorumlusu: Aslin Ustaaramoğlu (Dadyan Derneği)</p>
<p>Basın ve Medya Komitesi Sorumlusu: Aslin Ceheryan Altıkatoğlu (Semerciyan Derneği) ve Lerna Şuşan Papazyan (Maral Derneği)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kalfayan’dan 19’uncu atletizm şenliği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kalfayandan-19uncu-atletizm-senligi-41108</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/kalfayandan-19uncu-atletizm-senligi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kalfayandan-19uncu-atletizm-senligi-41108</guid><description><![CDATA[Kalfayan Okulu, son Arapgirli Varsen Oruncakcıel’e ithaf ettiği atletizm şenliğinin 19’uncusunu düzenledi. Şenliğe bu yıl 500’e yakın öğrenci katıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>17 Haziran’da Ataköy Atletizm Salonu’nda yapılan şenliğe Kalfayan Yetimhanesi Vakfı Başkanı Tamar Karasu Mayoğlu ve yönetim kurulu üyeleri, Oruncakcıel’in kızı Markrit Atmaca, öğretmenler katıldı. Kalfayan Okulu Beden Eğitimi Öğretmeni Hakan Günartan’ın koordinatörlüğündeki şenliğe her yıl Ermeni ilk ve ortaokulları katılıyordu. Kalfayan yönetimi, okulun kuruluşunun 160’ıncı yılı vesilesiyle bu yıl Ermeni liselerini de davet etti. Oruncakcıel’in kızı Markrit Atmaca’nın sponsorluğunu üstlendiği atletizm şenliğinde öğrenciler, madalya almak için ter döktü. Farklı yaş ve branşlarda dereceye giren öğrencilere madalya verilirken, tüm katılımcılara da  özel bir madalya takdim edildi. Şenliğin sonunda okul müdürü Tamar Nergis, öğrencileri spora teşvik etmek için şenliği düzenlediklerini ve geleneksel hale gelmesinden mutlu olduklarını söyledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Levon Şadyan onurlandırıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/levon-sadyan-onurlandirildi-41107</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/levon-sadyan-onurlandirildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/levon-sadyan-onurlandirildi-41107</guid><description><![CDATA[Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Vakfı Başkanı Levon Şadyan, vakıf yöneticiliği ve toplum hayatına bulunduğu katkılar nedeniyle Türkiye Ermeni Patrikliği tarafından onurlandırıldı. Şadyan, uzun yıllardır Kınalıada Kilisesi Vakfı başkanlığı görevini yürütüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>5 Temmuz Pazar günü kilisede yapılan ayini Üstrahip Harutyun Damadyan yönetti. Türkiye Ermeni Patriği Sahak Maşalyan’ın riyaset ettiği ayinde ilahiler Artun Tekiroğlu yönetimindeki Nersesyan Korosu tarafından seslendirildi. Halkın ilgi gösterdiği ayinde Patrik Maşalyan vaaz verdi. Patrik Maşalyan, Ermeni toplumundaki ihtiyaç sahiplerine herkesin elinden geleni yapmasını ve desteklerini esirgememesi gerektiğini vurguladı. Levon Şadyan’ın çalışmalarını yakından takip ettiğini söyleyen Patrik Maşalyan, Şadyan’ı ve yönetim kurulunu çalışmalarından ötürü tebrik etti. Ayinde Üstrahip Damadyan tarafından Patriklik makamının Şadyan için hazırlanan onur belgesi okundu ve takdim edildi. Ayin, hokehankisd dualarının ardından sona erdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Surp Garabet Kilisesi yeniden ibadete açıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/surp-garabet-kilisesi-yeniden-ibadete-acildi-41106</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/09/surp-garabet-kilisesi-yeniden-ibadete-acildi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/surp-garabet-kilisesi-yeniden-ibadete-acildi-41106</guid><description><![CDATA[Üsküdar Surp Garabet Kilisesi, uzun süren restorasyon sürecinin tamamlanmasının ardından yeniden ibadete açıldı. 7 Temmuz Salı günü yapılan Odzum (Kutsama) ayinine halk ve vakıflar yoğun ilgi gösterdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyasetinde yapılan Odzum ayinine Başepiskopos Aram Ateşyan, din adamları, Surp Garabet Kilisesi Vakfı Başkanı Rafi Kirkoryan ve<img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/odzum-uskudar-surp-garabet.jpeg" alt="" width="432" height="243"> yönetim kurulu hazır bulundu.  Ayinde konuşan Patrik Maşalyan, kilisenin din görevlisi Üstrahip Yeğişe Uçkunyan ve Rafi Kirkoryan başkanlığındaki vakıf yönetimini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi. Ayininin sona ermesinin ardından kilise bahçesinde yemek verildi. Vakıf yönetim kurulu tarafından restorasyona katkı sunan Saraylı Ailesi’ne, Mıgırdiç Sertşimşek’e, Varujan Bulgan’a, kilise kadınlar koluna, Garbis Seheryıldızı’na ve Zeynel Öngüllü’ye teşekkür plaketi sunuldu. Kilise’de Odzum sonrası ilk ayin 12 Temmuz Pazar günü yapılacak.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Geçen hafta başlayan ihaleler durdu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gecen-hafta-baslayan-ihaleler-durdu-41105</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/papaz%20evleri%20gorsell.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gecen-hafta-baslayan-ihaleler-durdu-41105</guid><description><![CDATA[Kumkapı Papazevleri Davası’nda  Kumkapı Vakfı’na ait, icra konusu dokuz mülkten üçü için ihale sürecinin geçtiğimiz hafta başladığını duyurmuştuk. 6 Temmuz Pazartesi günü sona ermesi beklenen ilk ihalenin bitimine kısa bir süre kala yeni bir gelişme yaşandı. Mülklerin ihale süreci durdu. Kalan altı mülkün ihalesinin Ağustos ayında yapılacağına ilişkin resmi ilan yayında. Ancak Kumkapı Vakfı Başkanı Hrant Moskofyan tüm ihalelerin durdurulduğunu açıkladı.  Öte yandan  Kumkapı Vakfı’nın talep ettiği ihtiyati tedbir kararı ise, ek teminatın yatırılmaması nedeniyle mahkeme tarafından tamamen kaldırıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kumkapı Meryem Ana Patriklik Kilisesi Vakfı ile Zela Kuyumculuk arasındaki Papazevleri davası vakıf açısından olumsuz sonuçlanmış, Yargıtay Zela Kuyumculuk’un zararının ödenmesine hükmetmişti. Kumkapı Vakfı ise bu gelişme üzerine yeniden yargılama ve ihtiyati tedbir talebinde bulunmuştu. Mahkeme ilk aşamada Kumkapı Vakfı’ın Yargıtay kararı sonrası icraya çıkan mülkleri için ihtiyati tedbir kararı vermiş, böylece ihaleler durmuştu. Mahkeme daha sonra ihtiyati tedbir kararını kısmen kaldırdı, vakıftan  ek teminat talep etti, ihale süreci de yeniden başladı. Yeniden yargılama talepli davada ise  30 Haziran’da ilk celse görüldü, mahkeme, duruşmayı 3 Aralık’a erteledi. </p>
<p>Kumkapı Meryem Ana Patriklik Kilisesi Vakfı’na ait üç mülkün icra yoluyla satışına ilişkin ilk ihale süreci de böylece  29 Haziran’da yeniden başladı. İhaleler için bir hafta boyunca teklif verilmişti. Üç mülk için belirlenen muhammen bedellerinin toplamı 84 milyon 375 bin TL olarak belirlenmişti. Elektronik ortamda yapılan ihalelerde üç mülk için de resmi teklifler verilmişti. </p>
<p>Ancak ilk ihalenin sona ereceği 6 Temmuz Pazartesi günü, ihale süreci durdu. İstanbul Gayrimenkul Satış İcra Dairesi tarafından geri kalan altı mülkün satışı için hazırlanan ihale ilanı ise yayında. İlana göre ihaleler 11-12-13 Ağustos tarihlerinde yapılacak. Buna karşılık  Kumkapı Vakfı Başkanı Hrant Moskofyan Agos'a yaptığı açıklamada kalan 6 ihale dahil tüm ihalelerin durdurulduğunu açıkladı.  Moskofyan ayrıca , “Yargılama sürüyor. Hukuki süreç devam ediyor” dedi.</p>
<h4>İhtiyati tedbir kalkmasına rağmen ihaleler nasıl durdu? </h4>
<p>Bu süreçte Kumkapı Vakfı’nın talep ettiği ihtiyati tedbir  kararının ise  Zela Kuyumculuk lehine tamamen kalktığı ortaya çıktı. Hatırlanacağı üzere 7 Mayıs’ta Kumkapı Vakfı, mülklerin satışına dair ihtiyati tedbir kararı aldırmıştı. Ancak 14 Mayıs’ta görülen duruşmada mahkeme, ihtiyati tedbir kararının kısmen kaldırılması kararını vermişti. Vakfın yatırması gereken 12 milyon TL’lik teminat bedeli, 46 milyon TL’ye yükselmişti. Kumkapı Vakfı’nın 12 milyon TL’lik teminatı yatırdığı, kalan 34 milyon TL’yi ise yatırmadığı öğrenildi. Bu gelişme üzerine 22 Mayıs’taki ara kararda mahkeme, “14.05.2026 tarihinde tefhim edilen ihtiyati tedbir ara kararına iliskin teminatın süresi içerisinde yatırılmadığı anlaşılmakla İHTİYATİ TEDBİRİN KENDİLİĞİNDEN KALKTIĞININ TESPİTİNE” kararını verdi. Karar, taraflara tebliğ edildi. </p>
<h4>“İhalelerin durması ana davayla ilgili değil” </h4>
<p>Zela Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Norayr İşler, Agos’a yaptığı açıklamada üç icralık mülk için ihale sürecinin durmasının Yargıtay’ın karar verdiği, vakfın ihtiyati tedbir talebine de konu olan  ana davayla ilgili olmadığını söyledi. </p>
<p>Bu dava açısından ihtiyati tedbir kararının ortadan kalktığını, icraların sürdüğünü belirten İşler Kumkapı Vakfı’nın ayrı bir dava açtığını, ihalelerin durma sürecinin bu davayla ilgili olduğunu belirtti. </p>
<p>İşler’in verdiği bilgiye göre vakıf, kendisine faiziyle birlikte ödemesi gereken meblağa ilişkin faiz oranının yeniden belirlenmesi gerekçesiyle başka bir dava açmış durumda. İstanbul 44. İcra Hukuk Mahkemesi’nde 5 Şubat’ta vakıf tarafından açılan takibin taliki veya iptali davasında mahkeme, 3 Temmuz’da kararını açıkladı. </p>
<p>Vakıf, dava dilekçesinde faiz olarak belirlenen tutarın 6 milyon 809 bin TL fazla hesaplandığını ve icra dosyasına kaydedilen 22.01.2026 tarihli dosya hesabı raporu işleminin tamamının iptaline karar verilmesi gerektiğini talep etti. Zela Kuyumculuk ise mahkemede faiz oranlarının Merkez Bankası verilerine göre hesaplanması gerektiğini savundu. İşler’in yaptığı açıklamaya göre Mahkeme, vakfın faiz yönünden itirazlarının yerinde olmadığını kanaat getirerek davanın reddine karar verdi, ancak süreç, vakıf yönetimi tarafından İstinaf’a taşındı.İşler bu dava İstinaf’a taşındığı için icra müdürlüğünün satışı düşürdüğünü, söz konusu üç mülk için başka bir tarihte yeni bir muhammen bedelle ihalelerin yeniden başlayacağını söyledi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Jul 2026 03:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İnsan nereye döner?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/insan-nereye-doner-41100</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/insan-nereye-doner.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/insan-nereye-doner-41100</guid><description><![CDATA[Ermenistan, her Ermeni için aynı anlamı taşımaz. Kimi için çocukluğundan beri anlatılan hikâyelerin ete kemiğe bürünmüş hâlidir; kimi için güvenli bir liman. Bazıları için evdir, bazıları için özlem, bazıları içinse henüz cevabı bulunmamış bir soru. Belki de Ermenistan’ın en büyüleyici tarafı budur: Aynı anda farklı aidiyet hikâyelerine ev sahipliği yapabilmesi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Homeros’un Odysseus’u on yıl savaşır, on yıl da eve dönmeye çalışır. Batı edebiyatının en eski yolculuklarından biri aslında tek bir sorunun peşindedir: İnsan nereye döner? Döndüğü yer gerçekten ev midir? Odysseus’un hikâyesi bize dönüşün sandığımız kadar basit olmadığını anlatır. Çünkü onun asıl sorusu eve nasıl dönüleceği değil, evin aslında ne olduğudur. Uzun yolculuklar yalnızca insanı değiştirmez; ev de değişir.</p>
<p>Nitekim Odysseus 20 yılın ardından nihayet İthaka’ya, evine vardığında onu yaşlı köpeği Argos dışında kimse tanımaz. Kendi evinde bir yabancıdır artık. İnsan bazen yıllarca özlediği yere varır ve fark eder ki, oraya düşündüğü kadar ait değildir.</p>
<p>Birkaç gün önce İranlı bir arkadaşım, “Sen de diasporasın” dediğinde refleks olarak itiraz ettim. “Hayır,” dedim. “Ben diaspora değilim.” Neden diaspora olmadığımı anlatmaya çalıştım. Babam Malatyalı. Annem Sivaslı. Ben İstanbul’da doğdum. Ailem yüzyıllardır bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan topraklarda yaşadı. Biz başka bir yerden göç etmedik. Bu yüzden kendimi hiçbir zaman diaspora olarak tanımlamadım.</p>
<h4>Anavatana dönmek mi, yeni bir yolculuk mu?</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/md-yazi.jpg" alt="" width="449" height="634">
<figcaption>Çizim: Ender Özkahraman</figcaption>
</figure>
<p>Ermenistan’da sık kullanılan bir kelime vardır: <em>Hayrenatarts</em>. Ata toprağına geri dönen. Güzel, köklü bir kelimedir. Yerevan’da yaşamama rağmen kendimi bu kelimenin içinde bulamam. Çünkü bizim dilimizde <em>hayrenik</em> ata toprağıdır, anavatandır; yani köklerin, ataların ve hafızanın gömülü olduğu yerdir. Eğer atalarımın toprağı Malatya ve Sivas ise Yerevan’a gelmek benim için bir “dönüş” müdür, yoksa yepyeni bir yolculuk mu?</p>
<p>Ama ille de bir isim vermem gerekirse Ermenistan’a ikinci evim derim. Doğduğum değil, hayat kurduğum yer.</p>
<p>Ermenistan, her Ermeni için aynı anlamı taşımaz. Kimi için çocukluğundan beri anlatılan hikâyelerin ete kemiğe bürünmüş hâlidir; kimi için güvenli bir liman. Kimi burada doğmuş, büyümüş ve başka bir yeri hiç tanımamıştır; kimi ise hayatının büyük bölümünü başka ülkelerde geçirdikten sonra bu ülkeyle yeniden bağ kurmaya çalışıyordur. Bazıları için evdir, bazıları için özlem, bazıları içinse henüz cevabı bulunmamış bir soru. Belki de Ermenistan’ın en büyüleyici tarafı budur: Aynı anda farklı aidiyet hikâyelerine ev sahipliği yapabilmesi.</p>
<h4>İki şehir, iki dikiz aynası</h4>
<p>Bu aidiyet paradoksunu en iyi iki şehrin dikiz aynaları anlatır.</p>
<p>İstanbul’da bir taksiye bindiğimde, aksanım bazen kendisini ele verdiği için o tanıdık soru gelir: “Nerelisiniz?” Sorunun altındaki asıl merakı bildiğimden, dolandırmadan cevap veririm: “Babam Malatyalı, annem Sivaslı, Ermeniyim.” Taksici tatmin olmaz; köklerimi o topraklardan söküp başka bir coğrafyaya bağlamak ister gibi üsteler: “Peki atalarınız nereden gelmiş Malatya’ya? Ne zaman gelmişler?”</p>
<p>Gülümserim: “Üç bin yıl önce gelmişler, daha öncesini ben de bilmiyorum.”</p>
<p>Yaşadıkları tüm ötekileştirmeye, ikinci sınıf vatandaş muamelesine, hatta bazen nefretin öznesi olmalarına rağmen Türkiyeli Ermeniler için Anadolu vatanın ta kendisidir. İnsan kendi evinde yabancı hissettirilse bile, ev yine de evdir.</p>
<p>Sonra Yerevan’da bir taksiye binerim.</p>
<p>“Nerelisiniz?”</p>
<p>“İstanbullu Ermeni. Babam Malatya, annem Sivas.”</p>
<p>Şoför dikiz aynasından dönüp sorar: “İstanbul’da Ermeniler var mı ki hâlâ?”</p>
<p>Ve ben her seferinde kendimi, varlığımı ispatlamaya çalışırken bulurum. Başlarım anlatmaya; okullarımız var, kiliselerimiz var, gazetelerimiz var diye…</p>
<p>Biri beni binlerce yıllık yurdumda sonradan gelmiş sayıp yabancılaştırıyor; diğeri doğup büyüdüğüm şehirdeki varlığımı unutup beni çoktan yok olmuş bir tarihin parçası sanıyor.</p>
<p>Belki de beni diaspora kelimesine itiraz etmeye iten şey buydu. Çünkü o kelime bana hep bir yerden kopup başka bir yere savrulmuş olmayı çağrıştırıyordu. Oysa benim hikâyem bir kopuş hikâyesi değildi. İki farklı aidiyet arasında yaşamayı öğrenme hikâyesiydi.</p>
<h4>Yeni ev ve yeni komşular</h4>
<p>Yerevan’da yaşamanın bana öğrettiği şeylerden biri de şu oldu: Ermeni olmak bazen dünyanın dört bir yanına dağılmış hayatların kesiştiği bir yerde yaşamak demek.</p>
<p>Buraya ilk geldiğim yıl, benimle aynı adı taşıyan Beyrutlu genç bir kadın tanıdım. Sonra Lübnan’a döndü. Beyrut Limanı’ndaki büyük patlama olduğunda günlerce haberleri takip ettim. Ona ulaşmaya çalıştım. O gün fark ettim ki bazen bir şehirde yaşamak yalnızca o şehrin insanlarına değil, onların geride bıraktıkları dünyalara da bağlanmak demek.</p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda ise gece yarısı telefonuma bir mesaj düştü. Aynı sitede yaşadığım İranlı komşum yazıyordu. “Maral, aşağı iner misin? Kızımla biraz yürümek istiyorum. Eşim İran’da. Üç gündür haber alamıyorum.”</p>
<p>Aşağı indim. Apartmanın bahçesinde yan yana yürüdük. Çok konuşmadık.</p>
<p>Bazen dünya çok küçülüyor. Haritada yüzlerce kilometre ötede görünen bir savaş, gece yarısı apartman bahçenize kadar geliyor. Belki de bu yüzden Yerevan bana yalnızca bir şehir gibi gelmiyor. Burada dünyanın farklı köşelerinden gelmiş insanların hikâyeleri aynı sokaklarda yeniden karşılaşıyor. Bir süre sonra dünyanın herhangi bir yerindeki bir felaket uzak bir haber olmaktan çıkıyor.</p>
<h4>İnsan nereye döner?</h4>
<p>Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir.</p>
<p>Mitoloji bize Odysseus’un İthaka’ya varışını anlatır ama hikâye orada bitmez. Kehanete göre onun kaderi, bir gün küreğini omuzuna alıp denizin, tuzun ve gemilerin adını bile bilmeyen bir halkı bulana kadar yeniden yollara düşmektir. Çünkü bazı yolculuklar insanı öyle değiştirir ki, dönüş artık bir son değil, yeni bir başlangıç olur.</p>
<p>Belki de mesele hiçbir zaman yalnızca nereye döndüğümüz değildir. İnsan, gittiği yerleri, sevdiği insanları, kaybettiklerini ve yol boyunca öğrendiklerini yanında taşır. Belki dönüş dediğimiz şey budur: Yol boyunca çoğalan evlerinle yaşamayı öğrenmek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İmamoğlu salondan çıkarıldı, savunma yapmadı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglu-salondan-cikarildi-savunma-yapmadi-41097</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/imamoglu-salondan-cikarildi-savunma-yapmadi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglu-salondan-cikarildi-savunma-yapmadi-41097</guid><description><![CDATA[İBB davasının 64. duruşmasında Ekrem İmamoğlu ile mahkeme heyeti arasında savunma süresi ve duruşma takvimi nedeniyle yaşanan tartışma, salonun boşaltılmasına kadar vardı. İmamoğlu, savunma hakkının kısıtlandığını söylerken, mahkeme başkanı duruşmanın usule uygun yürütüldüğünü belirtti ve İmamoğlu'nun salondan çıkarılmasına karar verdi. Duruşmada savcı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile iki tutuklu sanık hakkında tahliye talebinde bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59’u tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın görülmesine, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam etti. Mahkeme başkanı ilk celsenin 9 Temmuz Perşembe günü tamamlanacağını açıkladı. Ancak İmamoğlu başta olmak üzere yargılanan diğer isimler ve avukatları bu karara, savunmanın kısıtlandığı gerekçesiyle itiraz etti. Başladığı ilk haftadan itibaren gerginlik ve tartışmalarla konuşulan İBB davasının son haftası da gerginlikle geçti.</p>
<p>9 Mart’ta başlayan ve aylardır süren İBB davasında beklenen gün geldi. Duruşmanın 64. gününde Ekrem İmamoğlu savunmasını yapmak için 8 Temmuz Çarşamba günü hakim karşısına çıktı.  Mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı bitirme kararına tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Bir dayatma süreci yaşıyoruz. Bu ağır bir ihlal. Bu izah edilemez bir şey. Benim ne konuşacağıma siz karar verecek değilsiniz” dedi. Mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun salondan çıkarılması talimatı verdi. Salon boşaltıldı. </p>
<p>Peki o aşamaya nasıl gelindi?</p>
<p>8 Temmuz günü, öğleden sonra İmamoğlu kürsüye geldi. İmamoğlu, duruşma takvimi nedeniyle savunma haklarının kısıtlandığını ve bir önceki celse mahkemeye getirilmemesinin "ağır bir hak ihlali" olduğunu söyledi. İmamoğlu, savunma sürecine ilişkin değerlendirmelerini paylaşmak istediğini belirterek, "Beni buraya çağırdınız. 9 Temmuz'da yargılamayı bitireceğinize dair açıklamalarınız var. Nasıl bir planlama yaptığınızı bilmiyorum. Benden önce sorgusu kısıtlanan iki arkadaşım var. Hem Murat Bey'in hem Fatih Bey'in avukatları da dinlenmedi. Bu planlamayla beni neden çağırdığınızı şu an bilmiyorum" dedi.</p>
<p>Mahkeme Başkanı ise yargılamanın yaklaşık dört aydır sürdüğünü belirterek, duruşma planlamasının baştan beri belli olduğunu söyledi. Başkan, "Yeni bir planlama yapmadık. Dinlenecek tanıkların sırasını da belirledik. En son sizi dinleyeceğimizi de önceden belirttik. Bu anlamda şu an savunma yapmamanızın nedeni nedir?" diye sordu.</p>
<p>İmamoğlu, mahkemenin 9 Temmuz'da yargılamayı tamamlama yönündeki tutumunu eleştirerek, bir önceki gün duruşmaya katılamadığını hatırlattı. Sanık arkadaşlarının sorgularını dinleyemediğini belirten İmamoğlu, "Bu da hukuken hakkımın ihlal edilmesi anlamına geliyor. Ağır bir hak ihlali yaşadım" ifadelerini kullandı.</p>
<h4>İmamoğlu: Bu ağır bir hak ihlali</h4>
<p>Geçen hafta verilen ara karara ilişkin taleplerini mahkemeye nezaket çerçevesinde ilettiğini söyleyen İmamoğlu, sorguların adil yürütülebilmesi için makul süre talep ettiğini ancak tüm taleplerinin reddedildiğini belirtti. Bunun üzerine yalnızca "O zaman sorguya çıkmam" dediğini ifade eden İmamoğlu, mahkemenin bunu salondan çıkarılmasına gerekçe yaptığını savundu. İmamoğlu, bu nedenle en çok suçlamaya maruz kalan sanıklardan Fatih Keleş'in sorgusunu takip edemediğini belirterek, "Ne sorgusunu dinleyebildim, ne sizin sorularınızı duyabildim ne de kendi sorularımı sorabildim. Bu benim açımdan çok ağır bir hak ihlalidir" dedi.</p>
<p>Medyascope muhabiri Furkan Karabay'ın aktardığına göre, Ekrem İmamoğlu, mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı bitirme konusunda kararlıysa itirazlarını belirtmek istediğini belirtti. Mahkeme başkanı, ilk duruşmanın dört ay sürmesinin sebebinin avukatlar ve Ekrem İmamoğlu olduğunu düşündüklerini söyledi. Mahkeme başkanı, “Savunma yapmak istemiyorsanız ‘susma hakkı kullanıyorum’ deyip zapta geçer, celseyi kapatırım” dedi. İmamoğlu, “Susma hakkı kullanmıyorum” dedi, avukatlar mahkeme başkanına itiraz etti.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu, davanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunarak yargılamanın temelinde cumhurbaşkanı adaylığının bulunduğunu öne sürdü. İddia makamının 63 duruşma boyunca dosyaya tek bir somut delil sunamadığını söyleyen İmamoğlu, mahkeme heyetine "Türk yargısının daha fazla yıpratılmasına izin vermeyin" çağrısında bulundu. </p>
<p>Mahkeme Başkanı ise yargılamanın usulüne uygun yürütüldüğünü, savunma hakkının kısıtlanmadığını ve duruşma takviminin baştan itibaren belli olduğunu belirtti. İmamoğlu'nun yargılamayı uzatmaya yönelik tutum sergilediğini söyleyen Mahkeme Başkanı, savunma yapmaması halinde bunun tutanağa geçirileceğini ifade etti.</p>
<p>Taraflar arasında yaşanan tartışmanın büyümesi üzerine Mahkeme Başkanı, İmamoğlu'na savunmasına başlaması yönünde uyarıda bulundu. İmamoğlu ise mahkemenin "ağır bir hak ihlali" yaptığını bir kez daha dile getirdi.</p>
<p>Mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu'nun salondan çıkarılması talimatı verdi. Mahkeme başkanı, "Jandarma arkadaşlar salonu komple boşaltın" talimatı verdi. İmamoğlu, "Yazık sana" diyerek tepki gösterdi. </p>
<h4>"Adalet Bakanlığı çöküş bakanlığıdır”</h4>
<p>Ekrem İmamoğlu, duruşma salonundan çıkarken, "Benim Ankara'da yargılayacaklarım burada yargılayanlara müdahale etmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı çöküş bakanlığıdır. Adalet millete aittir ben millete konuşuyorum" ifadelerini kullandı. </p>
<p>Ara sonrası salona gelen mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun susma hakkını kullanmayacağını söylemesine rağmen, “Sanığın susma hakkını kullandığı tespit edildi” ifadelerini duruşma zaptına geçirdi. </p>
<p>Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz aldı. Demir, yaklaşık 4000 sayfalık iddianamede ekleriyle birlikte 143 ayrı eylem bulunduğunu, bu eylemlerin tamamından Ekrem İmamoğlu’nun, diğer sanıkların savunmalarından da doğrudan etkilendiğini söyledi. Demir, Murat Ongun ve Fatih Keleş’in avukatlarının savunmalarının yarıda kesilmesinin, aynı zamanda İmamoğlu’nun savunma hakkının da sınırlandırılması anlamına geldiğini belirtti. Savunma süresine fiilen sınır getirildiğini ifade eden Demir, İmamoğlu’na yeterli söz hakkı verilmiş olsaydı savunmasının iki saati aşmayacağını, yaşanan tartışmaların da ortaya çıkmayacağını söyledi. </p>
<p>Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin, müvekkilinin savunma yapmaktan kaçınmadığını, aksine sorgusunun yapılmasını ve kendisini savunmayı istediğini belirtti. Pekin, “Müvekkilin savunma yapmayacağı yönünde bir beyanı olmadı. Savunmasını yapmak istiyor ancak bunun için birkaç günü aşmayacak makul bir süre talep ediyor. Buna rağmen susma hakkını kullandığına karar verilmesi hem gerçeğe hem de hukuka açıkça aykırıdır” dedi. Pekin, zabıtta yer alan “savunma yapmaktan kaçındığı” yönündeki ifadeye de itiraz etti. </p>
<h4>İnan Güney dahil 3 kişi hakkında tahliye talebi</h4>
<p>Mahkeme başkanı, İmamoğlu için “söz hakkı verdik savunmasını yapsaydı” dedi. Salonda bulunan TİP Milletvekili Sera Kadıgil, mahkeme başkanına tepki gösterdi. Mahkeme başkanı, “Salondan alın onu, kimliğini tespit edin” dedi. Mahkeme başkanı, avukatlara söz hakkı vermeyeceğini söyledi.</p>
<p>Duruşmada savcı tahliye taleplerini açıkladı. Tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Medya AŞ Etkinlik Koordinatörü Ceyda Kıryak ve İBB Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay hakkında tahliye kararı verilmesi talep edildi. </p>
<div class="box-12">
<h4>Duruşma bitmeden yeni soruşturma</h4>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'na İBB davasındaki ifadeleriyle ilgili yeni bir soruşturma açıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı yeni soruşturmayı şu sözlerle duyurdu:</p>
<p>"İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2026/208 Esas sayılı dosyasında sanık Ekrem İmamoğlu hakkında, 08/07/2026 tarihli duruşmada, mahkeme heyeti önünde sarf ettiği 'Ben savunma yapmam, ben yargılayacağım, yargılayacağım merak etmeyin, ben iddianameyi yapanları yargılayacağım...' şeklindeki sözleri nedeniyle 'kamu görevlisini tehdit' suçundan, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca resen soruşturma başlatılmıştır."</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Sanıkların toplamda 20 suç kaydı var"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/saniklarin-toplamda-20-suc-kaydi-var-41096</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/saniklarin-toplamda-20-suc-kaydi-var.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/saniklarin-toplamda-20-suc-kaydi-var-41096</guid><description><![CDATA[Gazeteci, belgeselci ve ekoloji aktivisti Hakan Tosun’un ölümüne neden olan Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin'in "kasten öldürme" suçundan müebbet hapis istemiyle yargılandığı davanın ikinci duruşması Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gazeteciler mahkeme heyeti kararı ile salona alınmadı. Bir sonraki duruşma tarihi ise 22 Eylül olarak belirlendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>10 Ekim 2025’te Esenyurt’ta ailesinin evine gittiği sırada sokak ortasında darp edilerek öldürülen gazeteci ve ekoloji aktivisti Hakan Tosun'un davası, sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin'in "kasten öldürme" suçundan müebbet hapis istemiyle yargılandığı davanın ikinci duruşması, 8 Temmuz Çarşamba (bugün) Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/saniklar-hakkinda-tutukluluga-devam-karari-verildi-40393" target="_blank" rel="nofollow noopener">TIKLAYIN: Hakan Tosun cinayetinin ilk duruşması: Sanıklar hakkında ‘tutukluluğa devam kararı’ </a></p>
<h4>Hakan’ın dostları adliye önünde</h4>
<p>Duruşma başlamadan bir saat önce Hakan Tosun’un ailesi, dostları, meslektaşları ve birçok kurum temsilcisi Bakırköy Adliyesi önünde basın açıklamasında bir araya geldi. Basın açıklamasını tiyatrocu Damla Özen okudu:</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/1000070179.jpg" alt="" width="547" height="385">“İlk duruşmada Hakan Tosun’un ailesi, dostları, meslektaşları, yaşam savunucuları ve basın emekçileri adliyedeydi. Kamuoyunun yoğun ilgi gösterdiği bu davada, büyük salon tahsis edilmesi yönündeki tüm taleplere rağmen duruşma ısrarla küçük bir salonda görüldü. Bunun sonucunda çok sayıda kişi duruşma salonuna alınmadı; kamuoyunun yargılamayı izleme hakkı fiilen engellendi. Oysa yargılamanın aleniyeti, adil yargılanma hakkının vazgeçilmez ilkelerinden biridir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren davalarda mahkemelerin görevi, kapıları kapatmak değil, adaletin herkes tarafından görülebilmesini sağlamaktır. Büyük salon talebinin karşılanmaması, yalnızca bizlerin değil, toplumun adalet duygusunu da derinden yaralamıştır.”</p>
<p>Basın açıklamasından sonra bir konuşma yapan abla Özlem Tosun, "On aydır adalet mücadelesi veriyoruz, yasımızı tutamadık" dedi.</p>
<h4>Gazetecilere polis barikatı</h4>
<p>Basın açıklamasından sonra Tosun ailesi ve avukatlar Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkeme salonuna girerken gazetecilerin önüne mahkeme salonunun önünde kalkanlarla polis barikatı oluşturuldu. Duruma itiraz eden gazeteciler, polis müdahalesiyle karşılaştı. Görüşmelerden sonra gazeteci ve gözlemciler ikinci bir salona alındı.</p>
<p>Tutuklu yargılanan sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin, duruşmaya Ses ve Bilgi Erişim Sistemleri (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.</p>
<h4>Sanıkların toplamda 20 suç kaydı var</h4>
<p>Kimlik tespiti sonrası Tosun ailesinin avukatı Cemal Yücel, Tosun'un öldürüldüğü alana ait güvenlik kamerası kayıtlarını değerlendirerek görüntülerin yeni bir bilirkişi tarafından incelenmesini talep etti. Ayrıca avukat Yücel, tutuklu sanıklardan Abdurrahman Murat hakkında altı farklı suçtan kayıt bulunduğunu, bir diğer sanık olan Adnan Şahin hakkında ise başta "kasten yaralama" (TCK 86), "tehdit" (TCK 106), "görevi yaptırmamak için direnme" (TCK 265) ve "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" (TCK 109) olmak üzere 12 ayrı suç kaydı bulunduğunu ifade etti. Önceki duruşmada Tosun’a ait adli tıp raporunun sanık avukatları tarafından manipüle edilerek “kanında uyuşturucu madde bulunduğu” iddiası ortaya atıldığını söyleyerek söz konusu maddenin hastanede Tosun’a uygulanan ilaç tedavisi sebebiyle raporda yer aldığını belirtti.</p>
<p>Tosun ailesinin avukatı Hakan Bozyurt, cinayet anına ait görüntüleri duruşma salonunda izlettirdi. Görüntüler izlenirken Hakan Tosun'un annesi Fatma Tosun fenalaştığı için salondan çıkarıldı. Hakan Tosun'un ablası Özlem Tosun ise "Cehennemde bile yer bulamayacaksınız" diye bağırdı.</p>
<h4>Yusuf Özakdağ’ın dosyaya eklenmesi talebi</h4>
<p>Tosun ailesinin avukatı Hakan Bozyurt, olay anına ait görüntülerde Yusuf Özakdağ’ın da olay yerinde bulunduğu belirterek, Özakdağ’ın davaya şüpheli olarak dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Avukat Bozyurt, Özakdağ aleyhine çok sayıda suç duyurusunda bulunulmasına rağmen, Özakdağ’ın dava dosyasında hala tanık olarak yer almadığını kaydetti. Bozyurt ayrıca Özakdağ’ın HTS kayıtlarının dava dosyasına eklenmesi yönünde talepte bulundu.</p>
<p>Ardından söz alan Hakan Tosun’un ablası Özlem Tosun, “Biz onurlu bir şekilde yaşıyoruz. Abdurrahman Murat’ın babası, Hakan Tosun’u sosyal medyada karalıyor ve Hakan’ın çocuk istismarı suçunu işlediğini iddia ediyor. Bu paylaşımların mahkemeye sunulmasını ve kayıtlara geçirilmesini talep ediyoruz” dedi.</p>
<h4>Sanık Murat: Namaz kılıyorum</h4>
<p>Söz alan sanık Abdurrahman Murat, “Dışarıda da namaz kılıyorum, burada da namaz kılıyorum. Amacım öldürmek, yaralamak değil, uzaklaştırmaktı. Ailesine başsağlığı diliyorum” dedi.</p>
<p>Sanık Abdurrahman Murat’ın avukatı müvekkilinin öldürme kastı bulunmadığını, olayda iştirak olmadığını ve HTS kayıtlarının bunu desteklediğini savunarak tahliye talep etti. Ayrıca Hakan Tosun'un küfürlerinin ağır tahrik oluşturduğunu ve metrobüs görüntülerinin yeniden incelenmesini istedi.</p>
<p>Diğer Sanık Adnan Şahin ilk duruşmadaki ifadelerini yineledi.</p>
<p>Sanık Adnan Şahin’in avukatı, müvekkilinin Hakan Tosun’u sadece dürttüğünü söyledi. Hakan Tosun’un ailesinin gerçekleri çarpıttığını, suç ve cezanın şahsiliği ilkesi ile adil yargılanma hakkı gözetilerek müvekkilinin tahliyesini talep etti.</p>
<h4>Üçüncü duruşma 22 Eylül’de</h4>
<p>Beyan ve taleplerin ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti güvenlik kamerası görüntülerinin yeniden bilirkişiye gönderilmesine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Dosya, bilirkişi raporunun ardından mütalaa için savcılığa gönderilecek. Bir sonraki duruşma 22 Eylül 2026 tarihinde saat 14.00’da görülecek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“İran'la ateşkes bitti, müzakere vakit kaybı”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iran-la-ateskes-bitti-muzakere-vakit-kaybi-41095</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/iran-la-ateskes-bitti-muzakere-vakit-kaybi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iran-la-ateskes-bitti-muzakere-vakit-kaybi-41095</guid><description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi öncesinde Ankara'da yaptığı açıklamada İran'a bir gece önce “güçlü bir saldırı” düzenlediklerini belirterek ateşkesin sona erdiğini ve Tahran'la müzakerelerin artık “vakit kaybı” olduğunu söyledi. Erdoğan, Netanyahu, F-35, Grönland ve İspanya hakkında da dikkat çeken değerlendirmelerde bulunan Trump, “İran nükleer silaha sahip olamayacak” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump, Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen 36.⁠ NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi kapsamında Beştepe'de düzenlediği basın toplantısında İran ile ateşkesin bittiğini bildirdi. Dün gece İran'a “güçlü bir saldırı” yaptıklarını söyleyen Trump, nükleer silaha erişmelerine izin vermeyeceklerinin altını çizdi.</p>
<p>“İran’a dün gece güçlü şekilde saldırdık. Nükleer silaha sahip olamayacaklar. Dün Suudi Arabistan, Kuveyt ve başka ülkelerle görüştük. İran'la anlaşmaya çalışmak vakit kaybı. Benim için bitmiştir. Müzakere yapabilirler ama vakitlerini boşa harcıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyorum. Biliyorsunuz Bibi’yi (Binyamin Netanyahu) de severim. Tam bir savaş başbakanı. Dün Türkiye’yle ilgili kötü şeyler söyledi ama Erdoğan’la konuştum. İsrail’i sevmiyor savaşa girebilirdi biliyorsunuz ama benim için savaşa girmedi. Milyonlarca askere sahip güçlü bir ordudan bahsediyoruz. F35 almak istiyordu. Ben olmasam karşı tarafta olurdu."</p>
<h4>“Memnun değilim”</h4>
<p>Grönland ve İran konusunda NATO’dan memnun olmadığını söyleyen Trump, “Grönland Danimarka’ya değil, bize lazım. Danimarka Nazi ordularına bir günde teslim oldu. Biz orayı aldık, sonra Danimarka’ya geri verdik. Ben olsaydım bu olmazdı” dedi.</p>
<p>Trump ayrıca İspanya’nın da “vakit kaybı” ve “berbat bir müttefik” olduğunu söyledi.</p>
<p>“İspanya ile ticaret bile yapmak istemiyorum. Onlarla iletişimi keseceğim. İspanya çok kötü bir ortak. Onlarla ilişkileri sürdürmek istemiyoruz. Biz her şeyimizi veriyoruz ama diğer ülkeler hiçbir şeyini vermiyor. Orantısız bir yük üstleniyoruz. Herkes elini taşın altına koyuyor ama İspanya koymuyor. Burada olduğumuz için mutluyuz. Büyük bir toplantı yapacağız, sorunları dile getireceğiz.”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen üç gemiye saldırmasının üzerine ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün gece, İran’ın “ticari gemileri hedef aldığı” gerekçesiyle “İran'a ağır bedeller ödetmek amacıyla bir dizi güçlü hava saldırısı” başlattığını duyurdu.</p>
<p>Bir ABD yetkilisinin aktardığına göre, Başkan Trump İran’a yönelik saldırı planını NATO Zirvesi için bulunduğu Türkiye’de onayladı ve operasyon emrini Ankara’dan verdi.</p>
<p>Katar ve Suudi Arabistan boğazdan geçerken saldırıya uğrayan gemilerin kendilerine ait olduğunu ve tüm sorumluluğun İran’da olduğunu öne sürdü. İran ise suçlamaları reddetti.</p>
<p>CENTCOM’UN açıklamasının ardından İran basını, ülkenin güney kıyısındaki Sirik kentinde ve Keşm Adası'nda patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.</p>
<p>Bu saldırının üzerine İran Devrim Muhafızları, Bahreyn ve Kuveyt’te bulunan 85 adet ABD askerî tesisine füze ve insansız hava araçlarıyla karşılık verildiğini duyurdu. Operasyona müdahale etmeye çalıştığı belirtilen ABD’ye ait bir İHA’nın da düşürüldüğü iddia edildi. ABD bu konu hakkında henüz açıklama yapmadı. </p>
<p>İran yönetimi, ABD’nin Hürmüzgan ve Mahşehr kıyılarındaki askerî noktalar ile bazı sivil alanlara saldırarak daha önce varılan ateşkesi ihlal ettiğini savunurken Washington da İran’ın ticari gemilere yönelik saldırılarının ateşkesi bozduğunu ve askerî operasyonun bu saldırılara karşılık düzenlendiğini öne sürdü.</p>
<p>Kaynak: T24, Evrensel, bianet, Anadolu Ajansı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Müreffeh Ermenistan lideri Tsarukyan, cezaevine konuldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mureffeh-ermenistan-lideri-tsarukyan-cezaevine-konuldu-41094</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/08/mureffeh-ermenistan-lideri-tsarukyan-cezaevine-konuldu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mureffeh-ermenistan-lideri-tsarukyan-cezaevine-konuldu-41094</guid><description><![CDATA[İş insanı ve Müreffeh Ermenistan Partisi lideri Gagik Tsarukyan, nitelikli dolandırıcılık ve kara para aklama suçlamalarıyla yürütülen soruşturma kapsamında iki ay süreyle tutuklandı. Tsarukyan, iki ay içinde yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Pazartesi günü kara para aklama ve nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla gözaltına alınan Ermenistan'ın muhalif partisi Müreffeh Ermenistan'ın lideri Gagik Tsarukyan, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tsarukyan, tutuklu yargılanacağı ve iki ay hapiste kalacağı bildirildi. Ermenistan Soruşturma Komitesi, Tsarukyan'ı nitelikli dolandırıcılık ve kara para aklama ile suçlamıştı.</p>
<p>Tsarukyan, 6 Temmuz günü gözaltına alınarak Soruşturma Komitesi'ne götürüldü. Daha sonra komiteden mahkemeye sevk edildi. Soruşturma Komitesi daha önce yaptığı açıklamada; cezai işlemler kapsamında Ulusal Güvenlik Servisi, Devlet Gelirleri Komitesi ve İçişleri Bakanlığı Emniyet Teşkilatı ile iş birliği içinde 70'ten fazla noktada eş zamanlı aramalar gerçekleştirildiğini belirtmişti.</p>
<p>Müreffeh Ermenistan Partisi lideri Salı günü kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek, davanın "uydurma" olduğunu söyledi.</p>
<p>Soruşturma Komitesi'ne göre, 2022 ile 2024 yılları arasında Tsarukyan ve birlikte çalıştığı kişiler, iki ülke arasında ticaret ve lojistik bağlantıları geliştirmek amacıyla Ermenistan-İran ortak işletmeleri kurdu.</p>
<p>Yetkililer, grubun üyelerinin bu kılıfı kullanarak İranlı şirketlerden hileli yollarla araç, makine, yakıt ve diğer mallar temin ettiğini iddia ediyor. Soruşturma Komitesi, iddia edilen zararın yaklaşık 21 milyon dolar olduğunu belirtti. </p>
<h4>Dava siyasi</h4>
<p>Tsarukyan'ın avukatı Yerem Sargsyan, suçlamaları reddederek davanın siyasi olduğunu savundu. </p>
<p>Müreffeh Ermenistan'ın sözcüsü Iveta Tonoyan'a göre, soruşturma Pazartesi sabahı kolluk kuvvetlerinin Tsarukyan'ın konutunda ve en az on şirketinde arama yapmasıyla daha da derinleşti. </p>
<p>Bunlar arasında Ararat Çimento Fabrikası, Yerevan Brendi Şirketi ve Yerevan'daki Multi Wellness Spor Kompleksi yer alıyor. </p>
<p>Yetkililer ayrıca Tsarukyan'ın konutunda bulunan aslan, kaplan gibi canı hayvanların ve tahnitlenmiş birçok hayvanın bulunduğunu açıkladı. Canlı hayvanlar Yerevan Hayvanat Bahçesi'ne nakledildi. Tsarukyan'ın avukatı ve Müreffeh Ermenistan temsilcileri, hayvanların iyi koşullarda tutulduğunu belirterek kararın zamanlamasının manidar olduğunu belirttiler. </p>
<h4>Seçimler sonrası dava</h4>
<p>Soruşturma, Tsarukyan'ın 2003'ten 2021'e kadar görev yaptığı parlamentoya geri dönme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra geldi. Tsarukyan'ın kurduğu Müreffeh Ermenistan Partisi yüzde 4 olan seçim barajını, yüzde 3,99 oy olarak geçemedi, parlamento dışı kaldı. </p>
<p>Seçim öncesi Başbakan Paşinyan, Tsarukyan ve diğer muhalif figürler milyarder Samvel Karapetyan ve eski cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ı defalarca eleştirdi, oligarşik çıkarları temsil etmekle suçladı ve "üç başlı savaş partisi"nin parçası olarak nitelendirdi. Hükümetinin kendilerine hesap soracağını söyledi. </p>
<p>Koçaryan liderliğindeki muhalefetteki Ermenistan İttifakı, Tsarukyan'ın gözaltına alınmasını "açık siyasi misilleme" olarak niteledi ve yetkilileri kolluk kuvvetlerini siyasi rakiplerine baskı yapmak için siyasi bir araç olarak kullanmakla suçladı. İttifak ayrıca, mülkiyet haklarının ihlali ve "ekonomik terör" olarak adlandırdığı durumun Ermenistan'ın yatırım ortamına ve ekonomik güvenliğine zarar verebileceği konusunda uyardı. </p>
<p>Hükümet, davanın siyasi amaçlı olduğu iddialarını reddederek, soruşturmanın mali suçlarla ilgili olduğunu ve kolluk kuvvetleri tarafından toplanan kanıtlara dayandığını belirtti. </p>
<h4>Kimdir?</h4>
<p>Tsarukyan, Ermeni siyasetinin en zengin isimlerinden biri olarak öne çıkıyor. 1990'larda gıda işleme sektöründe iş hayatına başlayan Tsarukyan, 30 yılı aşkın bir sürede Ermenistan genelinde alkol ve gıda üretimi, kumarhaneler, oteller, maden çıkarma, ilaç ve son olarak da bitcoin madenciliği de dahil olmak üzere çok çeşitli sektörlerde hisse sahibi <a href="https://hetq.am/hy/article/107428?ref=oc-media.org" target="_blank" rel="noopener">oldu.</a></p>
<p>Tsarukyan, daha önce de çeşitli suçlardan yargılanmıştı. 2020'de 2017 seçimlerinde rüşvet vermekle <a href="https://evnreport.com/politics/gagik-tsarukyan-to-face-criminal-charges/?ref=oc-media.org" target="_blank" rel="noopener">suçlanmıştı</a> . Ayrıca Shangri La kumarhanesini lisanssız işletmekle ilgili de soruşturma altındaydı. Ermenistan , Haziran ayı sonlarında Shangri La'nın lisansını <a href="https://oc-media.org/armenia-revokes-license-of-tycoon-and-opposition-figure-tsarukyans-casino/" target="_blank" rel="noopener">iptal etti.</a></p>
<p>Ayrıca Tsarukyan, 1979'da iki kadına tecavüz etmekten de <a href="https://www.azatutyun.am/a/30667783.html?ref=oc-media.org" target="_blank" rel="noopener">suçlu</a> bulunmuş ve yedi yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. <em>RFE/RL'ye</em> göre, Tsarukyan'ın Sovyet dönemi mahkemesi tarafından verilen cezayı çekip çekmediği belli değil.</p>
<p>2001 yılında, Robert Koçaryan'ın cumhurbaşkanlığı döneminde, Ermenistan Yüksek Mahkemesi kararı bozarak Tsarukyan'ı akladı.</p>
<p>(Kaynak: OC-Media, CivilNet, ArmenPress)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Zeytinyağlı biber dolması]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/zeytinyagli-biber-dolmasi-41093</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/07/08/zeytinyagli-biber-dolmasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/zeytinyagli-biber-dolmasi-41093</guid><description><![CDATA[Ermeni usulü dolma yapmak için özellikle soğan-pirinç oranı ile oynanmamalı. Şekeri esirgenmemeli. Eskiler soğanı uzun uzun pişirip karamelize ederlerdi, dolayısıyla şeker kullanmazlardı ama şimdinin soğanı, ocağı, tenceresi, hiçbiri buna müsaade etmiyor, bu yüzden şekerini bol tutuyoruz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, dönem dönem sıfat, lakap ya da bir tanım sahibi olur. Çocuklukta minnoş sıfatlar, ergenlikte nick name’ler, büyüdükçe de muhtemelen kalıcı önadları artık lakaba dönüşür. Biz, Arap/Buzdolapçı Sarkis, Tsi Mihran, Toptancı Zaven, Kör Murat, Titernig Klodin, Berbat Süleyman, Erkek Fatma gibileri ile büyümüşüz. Ama bir süre sonra tüm sıfatlar bir yana, “anasının kızı”, “babasının oğlu”lar başlar. Hele ki ana baba gidince en çok. Bazen çok koyar bu sıfatlar insana. Gurur duyarken, öte tarafı da kırar korkusu var bir de.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/manisagcocuk.jpeg" alt="" width="363" height="560">
<figcaption>Çocuk Manişag</figcaption>
</figure>
<p>Eskiden girilen ortama göre aile fertlerimizin tanıştırılma şekilleri değişirdi. Mesela cemaat içinde en çok “Sarkis/Manişag’ın kızı” olurdum. Kilise ortamlarında ise “Vağarşag’ın kardeşi” idim. Benim hakimiyetimi sürdürdüğüm ortam ve mekanlarda da (dar alanlar, kısa paslaşmalar) “Garine’nin maması” olurdu Manişag bazen, ama çok ender. Hatta kimi insan, Sarkis ile Manişag’ın sadece bir oğlu olduğunu sanırmış, ben sonradan olma ve hatta babamla benzerliğim olmasa muhtemelen evlatlık muamelesi bile görebilirdim o dönem.</p>
<p>Hani derler ya “gittikçe anana benziyorsun”, hep inkar ederim. Zaten burnumla dudaklarımı görenler “bu Sarkis’in kızı” der otomatiğe bağlamışçasına. Ama 45’ten sonra, hele ki babam gittikten sonra, çok net fark ettim ki, gittikçe anama benziyorum. Hele ki o çok dalga geçtiğim “geçen sene bugün....” ile başlayan cümleleri kurdukça kendimi çimdikliyorum “naapıyon sen, manyak!” diye.</p>
<p>Siz bakmayın babamın kızı diye gerim gerim gerindiğime, aslında tam da yumurta sahibinin dibine düşmüş bir armudum ben. Kendi bile bilmez ya da bilir de yüzüme vurmaz ya, mesela çocukken hep öğretmen olmak isterdim. Sınıf listeleri yapar, dersten arda kalan zamanlarda (okul çok ağır ilerler idi, ben tez canlı idim, matematik derslerinde çok yavaş gidiyordu öğretmenler, çok sıkılıyordum) öğretmen olur öğrencilere not verirdim kendi kendime. Sonra pedagojik formasyon aldım, staj bile yaptım. Hatta çalıştığım okulda, IT'den kalan vakitlerde öğretmenlik yapabileceğime inanan bir müdür ile tanıştım, inanılmaz.</p>
<p>Büyüdükçe, “asla öyle yapmayacağım” veya “anam gibi olmayacağım” dediğim tüm özellikleri barındırdığımı fark ettim. Bazen üzücü, bazen gurur sebebi idi bu fark ediş. Ama İclal Aydın’ın da dediği gibi “Gittikçe sana mı benziyorum? Ya da annenin kaderi kıza dedikleri bu mu?” gerçekleşiyordu. Sanırım yaşlanıyordum. Tabii ben yaşımı aldıkça, mamamın da yaşını alacağı gerçeğini siz bir kenara koyun.</p>
<p>Çünkü o yaş alamaz bir kere, doğanın kanunlarına ters. Çünkü o, elektrik sayacı fazla yazmasın diye, sayacı geriye çalıştıran mıknatıs, babasından gizli arakladığı arabayı geri viteste süren Tarık Akan, yaş aldıkça gençleşen Benjamin Button gibidir. Ve hatta herkesin anlayacağı şekilde, o aslında şarap misali, yaşlanmaz, yaş almaz, yıllanır, yıllandıkça da güzelleşir. Bu konuda ona çekmemişim işte, bildiğiniz paçozum ben.</p>
<p>Efendim geçtiğimiz günlerde Vasdagavor Usutçuhi Digin Manişag’ın, Barones Seropyan’ın, Oryort Manişag’ın, adı ve muhtelif sıfatlar her ne iseler işte, o kadının doğum günü idi. Hafta öncesinden kutlamalara başlamışlar tee mavi yolculuklarda. Hani kırk gün kırk gece derler ya, işte tam da bu cins bir doğum günü kısmet oldu kadına kırkından sonra. Ne sandınız ya, yaşını mı yazayım? Kendime saklanacak bir delik bulamam sonra koca dünyada, çünkü bir Manişag, gayet de çanıma ot tıkayabilecek kudrettedir.</p>
<p>Eğer zat-ı şahaneleri görüntülü aranacaksa mutlaka façayı düzeltip aramak lazım. Buna rağmen benim duyacaklarım belli "İnsan saçını başını düzeltir, makyaj yapar, böyle mi öğrettim ben sana?" mı dersiniz, "Bak, Katya, Santa, Arus aradı gece 12'de! Sen daha uyu!" mu dersiniz; "Küfür yazma öğretmenlerin okuyor!" mu dersiniz, göndersin gelsin, hazırım.</p>
<p>Ben küçükken nasıl bir çocuk olduğumu anlatmak için "hiç düşünme, kızına bak görürsün" diyerek anlatmıştı bana, hiç aklımdan çıkmıyor. Şimdi de ben diyorum ki, yaşlılığımı hiç merak etmiyorum, aynı mamam gibi olacağım sanırsam, galiba, zannımca.</p>
<p>Tam da şairin de dediği gibi,</p>
<p><em>"Şarkılar seni söyler</em></p>
<p><em>Dillerde nâme adın</em></p>
<p><em>Aşk gibi, sevda gibi..."</em></p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/manisagseropyan.jpeg" alt="" width="314" height="558">
<figcaption>Digin Manişag, Barones Seropyan, Oryort Manişag</figcaption>
</figure>
<p>Peki niçin bunları yazdım? Çünkü dükkan benim bu bir (ay şaka, keyfimle kahyasının canı dolma çekmiş). İkincisi ise aslında arşivleri kurcalarken (eyvah yine Manişag oldum) eski gazetelere bakarken elime bir kupür geçti. Zamanında babam da anlatmıştı. Kimdi hatırlayamıyorum, bir gün biri zeytinyağlı dolma getirmiş. Babam tadınca “aynı Manişagınki gibi olmuş, şekeri, tadı, tuzu her şeyi tam” diye övünce “E baron, Digin Manişag’ın tarifi zaten” demiş. Meğer adam zamanında karısının dolma tarifini gazeteye yazmış, gören de kullanmış tarifi. İşte fi tarihinin Agos’unda o tarifi bulunca, tesaadüf o da doğum gününe denk gelince konuyu ezeyim, üzerine de dolma tarifini yapıştırayım dedim. Tarif, AGOS gazetesinin 25 Temmuz 1997 tarihli 69. sayısının 8. sayfasında yer almış.</p>
<p>Bu arada Kınalıada Salı Pazarı’nda kendini adanın AliExpress’i diye tanıtan, çarşıdan pazara girince topsahasının karşısında, denize giden sokağın başında tezgah kuran adamdan üç kuruşa aldığım “biber kafası ayıklayıcısı” (ben vaftiz ettim, isimlendirdim!) dolmalarımın fiziğine ayrı bir güzellik kattı, ısrarlı tavsiye ederim.</p>
<p>* * *</p>
<p>Benim çocukluğumda, bizim ailenin misafir masalarının kaçınılmaz üçlüsü, zeytinyağlı dolma (ekseri biberle olanı), Rus salatası ve muska börekti. Şimdinin ara sıcağı muska böreğini Roza yayam yapardı özenle ve bizde başlangıç olarak konardı misafir tabaklarına. Rus salatası bir Sarkis Seropyan klasiğiydi. Mayonezi elde çatalla çırpılarak özenle yapılırdı, kı bu başlı başına ayrı bir yazı konusu. Dolma ise rahmetli Roza yayamdan da el alan Manişag ürünü olurdu. Mutfağa girmeyi bu kadar sevmeyip aynı zamanda eli bu kadar lezzetli, kusursuz yemek yapabilen biri daha var mıdır şu alemde bilmiyorum ama Manişag tam da anlattığım gibi. Bir dolma yapar, parmaklarınızı yersiniz.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/dolmaagostarif.jpg" alt="">
<figcaption>AGOS gazetesinin 25 Temmuz 1997 tarihli 69. sayısının 8. sayfasındaki tarif</figcaption>
</figure>
<p>Bizim usülde, klasiklerde kolaya kaçılmaz. Mesela dolmanın içi iyice pişirilip, pirinci haşlanıp da yapılmaz, ayıptır, günahtır! Öncelikle, her dolma, topik vs bol soğanlı tarifte üşenmeden tekrarlayacağım, mümkünse yemeklik olarak da adlandırılan Karacabey soğanı kullanılmalı. Sonra, fotograftaik tarifte de açıklandığı gibi Ermeni usulü dolma yapmak için özellikle soğan-pirinç oranı ile oynanmamalı. Şekeri esirgenmemeli. Yine tekrara girecek ama daha önce okumayanlar için yineliyorum, eskiler soğanı uzun uzun pişirip karamelize ederlerdi, dolayısıyla şeker kullanmazlardı ama şimdinin soğanı, ocağı, tenceresi, hiçbiri buna müsaade etmiyor, bu yüzden şekerini bol tutuyoruz.</p>
<p>Yazıdaki detaylar yeterince aşikar, fazla söze ne hacet? Ama buyrun size yazıdan şahane bir püf notkası, biber dolmasında yemek piştikten sonra tencerede kalan su kaşıkla dolmalara pay edilir ki içi kuru kalmasın. Bir detay da benden: Bizim evde zeytinyağlı biber dolmasına muhakkak domatesle kapak yapılırdı, hala da öyle yaparım, asla biberle kapatmam, açık da bırakmam. Son güzellik: Ben pişirirken de biraz zeytinyağı ekliyorum tencereye, biberler pırıl pırıl pırıldasınlar diye.</p>
<p>Bu sefer tarif, ölçü neyin yok, tarif fotoğrafta. Afiyet olsun.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Jul 2026 09:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan bir güç oluşturacak"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ermenistan-ve-azerbaycan-bir-guc-olusturacak-41090</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/turkiye-ermenistan-ve-azerbaycan-bir-guc-olusturacak.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-ermenistan-ve-azerbaycan-bir-guc-olusturacak-41090</guid><description><![CDATA[TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin uluslararası diplomasideki artan rolüne dikkat çekerek Kafkasya’da yeni bir dönemin kapıda olduğunu belirtti. Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki barış arayışlarına değinen Kurtulmuş, Türkiye'nin de katılımıyla birlikte Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan'ın bölgede ortak bir merkez ve güç oluşturacağını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Şırnak’ta TRT Haber canlı yayınında dış politika gündemine ve Türkiye'nin arabuluculuk vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin küresel diplomasinin en önemli merkezlerinden biri haline geldiğini vurgulayan Kurtulmuş, Güney Kafkasya'da kalıcı barışın tesisi için yürütülen süreçte gelinen noktayı işaret etti.</p>
<p>Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sınır belirleme çalışmaları ve barış görüşmelerinin olumlu bir seyir izlediğini söyleyen Kurtulmuş, Türkiye’nin sürece yapıcı bir vizyonla destek verdiğini belirtti. Bölgesel refahın anahtarının üçlü bir mekanizmadan geçtiğini belirten TBMM Başkanı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Kafkaslar'daki bu anlaşma zemini artık belli bir noktaya kadar geldi. İnşallah buraya Türkiye'nin de katılımıyla birlikte Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan burada bir merkez oluşturacak, bir güç oluşturacak. Bütün bunlarda Türkiye'nin yapıcı vizyonu büyük katkılar sağlıyor."</p>
<h4>Normalleşmede Ankara-Yerevan hattı</h4>
<p>Kurtulmuş’un işaret ettiği "üçlü vizyon", aslında Türkiye ile Ermenistan arasında son dönemde yürütülen normalleşme sürecinin yansımalarını belirtiyor.</p>
<p>Türkiye -Ermenistan Normalleşme Süreci'nde son dönemde, THY'nin Yerevan'a doğrudan uçuşları, ithalat ve ihracatta varış ülkesi olarak Ermenistan'ın yazılması, iki ülkeden iş insanlarının karşılıklı ziyaretleri gibi adımlar atıldı. </p>
<p>Öte yandan 30 yıldır kapalı olan Alican-Margara sınır kapısının açılması defalarca gündeme gelse de, henüz bu yönde somut bir adım atılmadı. Özellikle Ermenistan'da 7 Haziran'da yapılan seçimde Paşinyan'ın tekrar kazanması, sınır kapısının açılmasına dair umutları artırdı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[NATO logolu polis, milletvekilini bile gözaltına almaya çalıştı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/nato-logolu-polis-milletvekilini-bile-gozaltina-almaya-calisti-41089</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/nato-logolu-polis-milletvekilini-bile-gozaltina-almaya-calisti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/nato-logolu-polis-milletvekilini-bile-gozaltina-almaya-calisti-41089</guid><description><![CDATA[Çağdaş Hukukçular Derneği'nin X hesabından yaptığı en son açıklamaya göre aralarında Halkevleri Genel Başkanı Sevinç Hocaoğulları, Halkevleri MYK Üyesi Nebiye Merttürk ve Türkiye İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Fırat Çoban'ın da aralarında olduğu yaklaşık 75 kişi gözaltına alındı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Günlerdir çeşitli yasaklar ve gözaltılarla Ankara'da hayatı olumsuz etkileyen NATO Zirvesi'nin birinci gününde, NATO'ya Hayır Koordinasyonu ile ortak eylem çağrısı için Kurtuluş Parkı'na doğru yürümek isteyen grup, polisin ağır müdahalesine maruz kaldı. Polisin eylemcilere uyguladığı işkence ve kötü muamele medyaya yansıdı.</p>
<p>Aralarında TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, DEM Parti Milletvekili Keziban Konukçu, EMEP Milletvekilleri İskender Bayhan ile Sevda Karaca'nın da bulunduğu birçok kişi polis tarafınndan ablukaya alındı.</p>
<p>Çağdaş Hukukçular Derneği'nin X hesabı üzerinden yaptığı en son açıklamaya göre, bugün Dikmen'de Kurtuluş Parkı civarında yaklaşık 75 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Gözaltına alınanlar arasında Halkevleri Genel Başkanı Sevinç Hocaoğulları, Halkevleri MYK Üyesi Nebiye Merttürk ve Türkiye İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, ÇHD üyesi avukatlar Döndü Kurşunoğlu, Ece Ünsal, Şevval Sarı ve 22 TİP üyesi öğrenci var.</p>
<p>Polis müdahale sırasında EMEP Milletvekili Sevda Karaca'yı da gözaltına almaya çalıştı fakat olay esnasında canlı yayın yapan Sera Kadıgil duruma müdahale etti.</p>
<p>Kadıgil, yaptığı canlı yayında “Sadece milletvekilleri kaldı ablukanın içinde. Milletvekili olmayan bütün yurttaşları aldılar” dedi.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">NATO'ya Hayır Koordinasyonu'nun, Ankara'da başlayan NATO Zirvesi'ne karşı düzenlemek istediği protesto eylemine polis sert müdahalede bulundu<br><br>Milletvekillerini ablukaya alan polis, Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca'yı da gözaltına almaya çalıştı <a href="https://t.co/4c0YesJTGH">pic.twitter.com/4c0YesJTGH</a></p>
— Evrensel Gazetesi (@evrenselgzt) <a href="https://x.com/evrenselgzt/status/2074431594442469724?ref_src=twsrc%5Etfw">July 7, 2026</a></blockquote>
<p>Gözaltıların ardından TİP ve EMEP milletvekilleri basın açıklamasını okudu.</p>
<p>“Tüm NATO üsleri kapatılmalıdır. NATO'dan derhal çıkılmalıdır. NATO dağıtılmalıdır. Silahlanma yarışı durdurulmalıdır. Emekçilerin haklarından kesilerek silahlanmaya aktarılan devasa bütçelere son verilmelidir. NATO'ya ve emperyalizme karşı çıkmak suç değildir. Tüm Türkiye'de gözaltına alınan devrimci, ilerici ve demokratlar derhal serbest bırakılmalıdır. Bu talepler doğrultusunda, bütün emekçi halkımızı NATO Zirvesi'ne karşı mücadele etmeye, ses çıkarmaya çağırıyoruz!”</p>
<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/UZDGOtRtPc0?si=vFAxtjbiafk4MLoC" width="560" height="315" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<p>Ankara'da NATO Zirvesi'ni protesto amaçlı yürümek isteyen gruplara polis müdahalesi sürüyor. </p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Doğayı ve demokrasiyi birlikte savunacağız"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dogayi-ve-demokrasiyi-birlikte-savunacagiz-41088</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/dogayi-ve-demokrasiyi-birlikte-savunacagiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dogayi-ve-demokrasiyi-birlikte-savunacagiz-41088</guid><description><![CDATA[İstanbul Barosu ve Antalya Barosu, iklim krizine karşı ortak mücadele zeminini güçlendirmek amacıyla Taksim’de geniş katılımlı bir "İklim Adalet Forumu" düzenlendi. Forumda ekolojik yıkıma karşı ortak mücadele çağrısı yapılırken, doğa haklarının anayasal güvence altına alınması, eko-kırımın uluslararası suç sayılması talep edildi; öldürülen gazeteci Hakan Tosun için de adalet çağrısı yinelendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Barosu ve Antalya Barosu, iklim krizine karşı ortak mücadele zeminini güçlendirmek amacıyla Taksim’de geniş katılımlı bir "İklim Adalet Forumu" gerçekleştirdi. İklim krizinin toplumsal, hukuki ve ekolojik etkilerinin ele alındığı serbest kürsü etkinliğine kadınlar, gençler, işçiler, sendikalar ve çevre aktivistleri katıldı.</p>
<p>İstanbul’un ormanlarını, kıyılarını, mahallelerini ve halkın emeğini ranta karşı korumak, tüm türlerle barış içinde bir arada yaşamayı savunmak amacıyla düzenlenen forum, Taksim’deki İstanbul Barosu Av. Orhan Adli Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı.</p>
<p>Etkinlik, geçmişten günümüze Türkiye'nin dört bir yanındaki ekoloji direnişlerinden görüntülerin derlendiği bir sinevizyon gösterimiyle başladı. Görüntülerde Gezi Parkı Davası kapsamında 18 yıl hapis cezası verilen ve 25 Nisan 2022’de tutuklanan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay ve çevre aktivisti Esra Işık’ın yanı sıra yaşam alanlarını savunurken hayatını kaybeden Kazım Koyuncu, Metin Lokumcu, Reşit Kibar ve gazeteci Hakan Tosun da yer aldı.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/1000069998.jpg" alt="" width="492" height="328">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">TİP Hatay Milletvekili Can Atalay. Fotoğraf: Nazlıcan Karakoç.</span></figcaption>
</figure>
<h4>"Demokrasi ancak çevresel demokrasiyle inşa edilebilir"</h4>
<p>Toplantının açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Türkiye'nin farklı kentlerinden Zonguldak, Samsun, Bursa gelen katılımcıları selamlayarak organizasyonda emeği geçen komisyonlara teşekkür etti. Türkiye'deki çevre direnişlerinin sadece biyolojik çeşitliliği değil, aynı zamanda demokratik çeşitliliği de koruduğunu vurgulayan Kaboğlu, şunları söyledi:</p>
<p>"Bir meslektaşımın şu sözünü paylaşmak isterim: 'Demokrasi, demokrasiyi korumak için hiç bu kadar gerekli olmadı.' Eğer bu topraklarda demokrasiyi yeniden inşa edeceksek, bunu ancak çevresel demokrasiyle inşa edebiliriz. Kadınların, çocukların, yaşlıların ve köylülerin yaşam mekanlarını flora ve faunasıyla bir bütün olarak koruma mücadeleleri bizzat bir demokrasi mücadelesidir. Anadolu'yu, bu doğa ve insan zenginliğini yerli ve yabancı işbirlikçilere kesinlikle sattırmayacağız, meydanı boş bırakmayacağız."</p>
<p>Kaboğlu ayrıca iklim adaleti mücadelesinin 11 Temmuz’da Van, 25 Eylül’de Hatay ve 2 Ekim’de Artvin’de sürdürüleceğini belirterek, 21. yüzyılda çevre ve doğal afetler konusunun Hatay'daki deprem örneğinde olduğu gibi birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.</p>
<h4>Anayasal güvence ve İstanbul Bildirgesi</h4>
<p>Forumda, Antalya Barosu’ndan Avukat Aylin Çiller, İstanbul Barosu ev sahipliğinde geçen ay düzenlenen "Ekolojik Zorluklar Çağında Anayasacılık" uluslararası sempozyumu sonunda ilan edilen ve uluslararası alanlarda tartışılmaya başlanan İstanbul Bildirgesi’ni okudu. İstanbul Barosu’ndan Avukat Damla Atalay ise bildirgenin içeriğini özetledi. Bildirgede, mevcut anayasaların yalnızca demokratik değil aynı zamanda ekolojik anayasalara evrilmesi talep edilirken, doğa haklarının anayasal güvenceye alınması ve eko-kırımın uluslararası bir suç olarak kabul edilmesi gerektiği yer alıyor.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/07/1000069997.jpg" alt="" width="491" height="327">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu. Fotoğraf: Nazlıcan Karakoç.</span></figcaption>
</figure>
<h4>Resmi ikiyüzlülüğe karşı yol haritası</h4>
<p>İklim krizinin sıcak hava dalgalarından hastalıklara, artan faturalardan gıda pahalılığına, susuzluktan sel baskınlarına ve zorunlu göçlere kadar yaşamı zorlaştıran somut bir adalet krizi olduğu forumun temel çıktılarından biri oldu.</p>
<p>Şirketlerin “yeşil dönüşüm” reklamlarının ve devletlerin kapalı kapılar ardındaki zirvelerinin eleştirildiği forumda, bu yıl Antalya’da gerçekleştirilecek COP-31 İklim Zirvesi'ne de değinildi. İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu, iyi hazırlanılmadığı takdirde bu zirvenin "resmi bir ikiyüzlülükle" gölgelenebileceği uyarısında bulunarak, "Buradan çıkacak sonuçlar, önümüzdeki dört ay boyunca Antalya zirvesine giden süreçte fikri, eylemsel ve dayanışma halindeki yol haritamıza ışık tutacaktır" diyerek forumdan çıkacak ortak sesin önemine dikkat çekti.</p>
<h4>Gazeteci Hakan Tosun unutulmadı</h4>
<p>Geçen yıl sokak ortasında öldürülen gazeteci ve ekoloji aktivisti Hakan Tosun da unutulmadı. Forum sona ererken avukatlar ve çevre aktivistleri, Hakan Tosun cinayetine ilişkin davanın ikinci duruşması için çağrıda <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/saniklar-hakkinda-tutukluluga-devam-karari-verildi-40393" target="_blank" rel="nofollow noopener">bulundu.</a></p>
<p>Duruşma 8 Temmuz Çarşamba günü saat 13.00’da Bakırköy Adliyesi 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İmamoğlu duruşma salonuna getirilmedi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglu-durusma-salonuna-getirilmedi-41087</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/imamoglu-durusma-salonuna-getirilmedi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/imamoglu-durusma-salonuna-getirilmedi-41087</guid><description><![CDATA[23 Mart 2025'ten bu yana tutuklu bulunan, İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu, 414 sanıklı İBB davasının 63. gününde duruşma salonuna getirilmedi. Mahkemenin, İmamoğlu'nun savunmasının alınacağı güne kadar duruşmalara katılmaması yönünde karar aldığı belirtilirken, avukatı Tora Pekin kararın hukuka aykırı olduğunu savunarak müvekkilinin duruşmayı izleme ve yargılamaya katılma hakkının engellendiğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>23 Mart 2025'te tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilen ve İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun daarasında olduğu 414 sanıklı İBB davası bugün 63. gününde görülmeye devam ediyor.</p>
<p>Dün üç ayrı davada hakim karşısına çıkan İmamoğlu, bugün İBB davasında duruşma salonuna getirilmedi. Gazeteci Furkan Karabay'ın aktardıklarına göre mahkemenin, Ekrem İmamoğlu'nu duruşma salonuna getirmeme kararı üzerine Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, <a href="https://medyascope.tv/2026/07/07/ibb-davasinda-fatih-keles-savunma-yapiyor/" target="_blank" rel="nofollow noopener">söz aldı.</a></p>
<p>Avukat Pekin, mahkeme tarafından İmamoğlu hakkında savunmasının alınacağı güne kadar duruşmalara getirilmeme kararı alındığını söyledi. Pekin, “Bir açıklama yapmak ister misiniz? Müvekkilimi duruşmaya getirmeme şeklinde karar almışsınız” dedi. Mahkeme başkanı, “Yarın savunmasını almak için getireceğiz” dedi. Pekin, kararın hukuka aykırı olduğunu belirtti.</p>
<h4>İmamoğlu'nun duruşmaya getirilmemesine itiraz</h4>
<p>Duruşmanın başında söz alan avukat Tora Pekin, müvekkilinin herhangi bir karar olmaksızın duruşma salonuna getirilmemesine yönelik bir irade bulunduğunu belirterek buna itiraz edeceklerini söyledi. Mahkeme Başkanı ise bu hususun tutanağa geçirildiğini ifade etti. Pekin, tebligatı da göremediklerini belirterek durumun yeniden tutanağa geçirilmesini ve itirazlarını dile getirmek istediğini söyledi. Başkan da bunun yazılacağını belirtti.</p>
<p>Pekin, müvekkilinin o anda duruşma salonunda bulunması gerektiğinin apaçık olduğunu ifade ederek, geçen duruşmada verilen kararın “bundan sonra hiçbir zaman duruşmaya getirilmeyecek” şeklinde yorumlanmasının mümkün olmadığını söyledi. Ayrıca yasanın açık olduğunu, 204. madde uyarınca yalnızca oturum sonuna kadar uygulanabilecek bir tedbir bulunduğunu, sonsuza kadar duruşmaya getirmeme yönünde bir düzenleme olmadığını vurguladı.</p>
<p>Mahkeme Başkanı ise müvekkilin savunmasını almak için duruşmaya getirileceğini, savunmasının ardından da yargılamaya katılmasının sağlanacağını söyledi.</p>
<p>Bunun üzerine Pekin, müvekkilinin şu anda da salonda bulunması gerektiğini belirterek, duruşma düzenini bozması halinde bunun 203. madde kapsamında değerlendirilebileceğini ve bunun mahkemenin yetkisinde olduğunu ifade etti. Fatih Bey'in salonda bulunduğunu, onun insicamını bozmak istemediğini, yalnızca hukuki tartışmayı yapmak istediğini söyleyen Pekin, müvekkilinin duruşmayı dinleme, diğer sanıkları dinleme ve mahkeme aracılığıyla soru yöneltme hakkı bulunduğunu dile getirdi. Geçen haftaki olayın bugünle hiçbir ilgisi olmadığını belirten Pekin, verilen kararın hukuken değerlendirilemeyeceğini, bunun keyfi bir karar olduğunu savunarak müvekkilinin salona getirilmesi ve duruşmayı izlemesinin sağlanmasını talep etti.</p>
<p>Mahkeme Başkanı ise sanığın bulunduğu salona kadar getirilmeyeceğinin belirtildiğini, yokluğunda yapılan işlemlerin kendisine bildirileceğini söyledi.</p>
<p>Pekin, itirazlarının yalnızca mahkeme başkanına değil heyete yönelik olduğunu ifade etti. Mahkeme Başkanı da kararın heyet tarafından alındığını belirtti.</p>
<p>Bunun üzerine Pekin, kararın heyet tarafından alındığının da tutanağa geçirilmesini istediğini belirterek, adil yargılanma hakkı açısından bu kadar yanlış uygulamalarla davanın nasıl sonuçlandırılacağını merak ettiğini söyledi. 203. maddeyi tartışmadığını, o konudaki itirazlarının saklı olduğunu ifade eden Pekin, bugün müvekkilinin duruşmada bulunmamasını tartıştıklarını, buna hiçbir cevap verilmediğini ve 204. maddenin yalnızca o oturumla ilgili olduğunu vurguladı.</p>
<p>Mahkeme Başkanı ise, "Yarın kendisini getiririz. Yazarız" dedi.</p>
<p>Duruşma, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in dün başlayan savunmasıyla devam ediyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteciler Ayhan ve Dost, serbest bırakıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteciler-ayhan-ve-dost-serbest-birakildi-41086</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/gazeteciler-ayhan-ve-dost-serbest-birakildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteciler-ayhan-ve-dost-serbest-birakildi-41086</guid><description><![CDATA[İBB davasını ilk duruşmadan bu yana takip eden BirGün muhabiri Kayhan Ayhan, dava haberleri ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "halkı yanıltıcı bilgiyi yayma" suçlamasıyla gözaltına alındı. Aynı gün gazeteci Hazar Dost da 2018'de katıldığı bir eylem gerekçe gösterilerek gözaltına alınırken, iki gazeteci de akşam saatlerinde serbest bırakıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>BirGün gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan gece saatlerinde evine gelen polisler tarafından gözaltına alınarak Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette ifadesi alınan Ayhan’ın bugün saat 12.00 sıralarında Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi’nde ifadesi alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Sabah saatlerinde Ayhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada evine gelen polisler tarafından gözaltına alındığını duyurdu.</p>
<p>Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde görülen İBB davasını ilk celseden beri takip eden Ayhan, “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı. BirGün Gazetesi’nin aktardığına göre Ayhan’ın İBB davasına dair yaptığı haberler ve paylaşımlar suçlama konusu yapıldı.</p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından açılan soruşturma kapsamında Kayhan’a emniyetteki ifadesinde İBB davasındaki tartışmalar soruldu. BirGün’ün aktardığına göre duruşmada savcı ile İmamoğlu arasında yaşanan “Haddinizi bildiririz” diyaloğu, 2 Temmuz’daki mahkeme başkanı ile izleyiciler arasında çıkan tartışma ve CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’a yönelik mahkeme başkanının sarf ettiği, “Milletvekili diye soytarılık yapamaz burada, alın dışarıya onu” ifadelerinin aktarılması ve BirGün Gazetesi’ne destek paylaşımı da soruldu.</p>
<h4>“Yaptığım tek iş gazetecilik”</h4>
<p>Emniyetteki ifadesinde gazeteci olarak amacının kamuoyunu aydınlatmak ve halkın hakkını savunmak olduğunu belirten Ayhan, “Söz konusu haberler, paylaşımlar ve BirGün Tv YouTube kanalı üzerindeki yayınlar, görevlendirildiğim ve kamuoyunda ‘İBB Davası’ olarak bilinen davada yaşanan somut gerçekler ve ifadelerdir. Ben de gazetecilik mesleği kapsamında yaşananları kamuoyuna yorum katmadan aktardım. Burada yazılan ifadeler tamamen davada yargılanan sanıkların savunmalarında yer alan ifadelerdir. Sayın savcılık isterse mahkeme kayıtlarından görüntülere ve ifadelere ulaşabilir. Tek amacım davada yaşananları gazetecilik faaliyetim kapsamında halkın bilmesidir. Bunun dışında şahsım tarafından herhangi bir yorum, ifade barındırmamaktadır. Yaptığım tek iş gazeteciliktir. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.</p>
<h4>Avukat Ermaner: Terör Bürosu'nun yürütmesi yetki gaspıdır</h4>
<p>Ayhan’ın avukatları, gözaltı sürecindeki usulsüzlükleri ve hukuki zıtlıkları da ifade tutanağına geçirdi.</p>
<p>BirGün'ün haberine göre dosyadaki suçlamaların hukuki bir temelden yoksun olduğunu belirten Avukat Sema Özdemir, TCK 217/A (halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma) suçunun oluşabilmesi için beş unsurun birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, ancak Ayhan’ın ilettiği tüm haberlerin görünürdeki gerçekliği bire bir yansıttığını belirtti. Özdemir, uygulanan gözaltı tedbirinin orantısız ve hukuka aykırı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Avukat Enes Hikmet Ermaner ise Ayhan’ın gece saat 24.00’te kanser hastası annesinin yanından, evinden gözaltına alınmasının CMK’deki çağrı ve ifade alma usullerine açıkça aykırı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Soruşturmanın Terör Bürosu tarafından yürütülmesini "yetki gaspı" olarak nitelendiren Ermaner, "Dosya kapsamında ne müvekkilimin üzerine atılı terörle ilgili bir suçlama bulunmakta, ne de bu yönde herhangi bir ibare bulunmaktadır. Gazetecilik mesleği gereği Basın Bürosu bakması gerekirken Terör Bürosunca başlatılması açıkça yetki gaspıdır. Gazetecilik suç değildir" dedi.</p>
<p>Ayhan’ın çalışanı olduğu BirGün Gazetesi’ne destek amaçlı paylaştığı "Kaç kişi gazete alıp destek oldu acaba? İşte böyle böyle özgür basın da yok olup gidiyor. Destek şart<em>"</em> gönderisinin bile suç isnadı olarak yöneltilmesine tepki gösteren Ermaner, "Yalnızca bu durum bile iş bu soruşturma ve gözaltının ne kadar sorumsuzca yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bilginin olmadığı bir yerde bunun yanıltıcı olarak adlandırılması hukuki bir komediden ibarettir" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ayrıca İBB davasının görüldüğü mahkeme kayıtlarının periyodik olarak sesli ve görüntülü kayda alındığını hatırlatan Ermaner, savcılığın bu kayıtları incelemeden "yanıltıcı bilgi" iddiasında bulunmasının bir varsayımdan ibaret olduğunu ve amacın gazetecilik faaliyetini engellemek olduğunu belirtti.</p>
<p>Her iki avukat da Ayhan’ın derhal serbest bırakılmasını talep etti.</p>
<div class="box-12">
<h4>Bir gazeteci daha gözaltında</h4>
<p>Gazeteci Hazar Dost, 2018’de katıldığı bir eylem gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Dost'un alışveriş yaptığı manavdan gözaltına alındığı kaydedildi. Dost ifadesi alındıktan sonra akşam saatlerinde serbest bırakıldı.  </p>
<p>Gazeteci Doğu Eroğlu, Hazar Dost'un gözaltına alındığını sosyal medya hesabından duyurdu. Eroğlu, "Daha önce hakkında karar verilmiş ancak istinaftan dönmüş bir dosyada ifadesi eksikmiş. Ne zaman istenirse ifade vermeye gideceği nöbetçi savcıya izah edildi ama riskli bulunmuş. Velhasıl bu geceyi karakolda gözaltında geçirecek, yarın Küçükçekmece Adliyesinde ifadesini verecek. Sağlığı iyi, morali yerinde. Mahallede alışveriş yaptığı manava bir anda dört polisin girip kendisini karakola götürdüğünü anlatıyor. Yani GBT’de falan işlem yapılmış değil, muhtemelen yüz tanıma sistemine takılıp gözaltına alındı. NATO Zirvesi öncesi gözaltı furyasına bir ek daha yani." ifadelerini kullandı.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Müreffeh Ermenistan lideri ve iş insanı Tsarukyan, gözaltında]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mureffeh-ermenistan-lideri-ve-is-insani-tsarukyan-gozaltinda-41082</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/06/mureffeh-ermenistan-lideri-ve-is-insani-tsarukyan-gozaltinda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mureffeh-ermenistan-lideri-ve-is-insani-tsarukyan-gozaltinda-41082</guid><description><![CDATA[7 Haziran seçimlerinde 3,9 oy oranıyla parlamento dışı kalan Müreffeh Ermenistan Partisi'nin lideri, iş insanı Gagik Tsarukyan, nitelikli dolandırıcılık ve kara para aklama iddiasıyla gözaltına alındı. Ermenistan kolluk kuvvetleri 70'ten fazla adrese eş zamanlı baskınlar düzenledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>7 Haziran seçimlerine Müreffeh Ermenistan Partisi lideri olarak katılan iş insanı Gagik Tsarukyan, geniş çaplı dolandırıcılık ve organize kara para aklama suçlamalarıyla gözaltına alındı. Tsarukyan'ın partisi, 3,99  oy oranıyla 4 olan barajı geçememiş ve parlamento dışı kalmıştı. Yüksek mahkemeye yaptıkları başvuru da kabul edilmedi. </p>
<p>Ermenistan Soruşturma Komitesi'nin yaptığı açıklamaya göre Ekonomik Suçlar ve Kaçakçılık Soruşturma Ana Masası tarafından yürütülen davaların birinde elde edilen deliller; 2022 ile 2024 yılları arasında birkaç kişinin, Gagik Tsarukyan’ın organizatörlüğünde dolandırıcılık ve kara para aklama suçlarının işlediğine işaret etti.</p>
<h4>Zimmete geçirmek</h4>
<p>Soruşturmaya göre, Tsarukyan tarafından organize edildiği ve yönetildiği iddia edilen suç örgütünün üyeleri, İran-Ermenistan ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla İran vatandaşlarıyla anlaşmalar yaptı ve bu amaçla ortak tüzel kişilikler kurdu. Açıklamada grubun, İran ile Ermenistan arasında lojistik ve yük taşımacılığı bağlantısı kurma iddiasıyla, İranlı girişimcilere ait şirketlerden 52 araç, makine, yakıt ve çeşitli mallar ithal ettiği ileri sürülüyor. Şüphelilerin, ithalatı gizlemek amacıyla gümrük ithalat beyannamelerini ve diğer resmi belgeleri tahrif ettiği ve yaklaşık 8,127 milyar dram (yaklaşık 21,073 milyon dolar) değerindeki mal varlığını zimmetine geçirdiği de iddialar arasında yer alıyor. </p>
<p>Müfettişler ayrıca grubun, malların ve paraların menşeini gizlemek amacıyla ithalat belgelerinde sahtecilik yaptığını, malların bir kısmını sahte belgeler kullanarak transfer ettiğini, varlıkları sattığını ve elde edilen gelirleri yasal ticari kazançlarla karıştırdığını ileri sürüyor.</p>
<p>Soruşturma Komitesi ayrıca, Ermenistan'da kayıtlı bir şirketin gerçek hak sahibi olan Tsarukyan'ın, yakıt ithalatı ve satışı ile uğraşan R.K. ile iş birliği yaparak, bir yakıt ithalatı işlemiyle bağlantılı olarak Y.I. isimli bir İran vatandaşından hileli yollarla 934.465 dolar elde ettiğini iddia ediyor. Müfettişlere göre bu paralar daha sonra suçu gizlemek için şirketin yasal cirosuna dahil edildi.</p>
<h4>İki ayrı suç</h4>
<p>Elde edilen delillere dayanarak Tsarukyan hakkında, iki ayrı nitelikli dolandırıcılık ve iki ayrı büyük meblağlı kara para aklama organize etme suçlamasıyla kamu davası açıldı. Grubun diğer iki şüpheli üyesine karşı da suçlamada bulunuldu. Nitelikli dolandırıcılık, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı iddialarını içeren 10'dan fazla davaya yönelik soruşturma kapsamında; Ulusal Güvenlik Servisi, Devlet Gelirleri Komitesi ve İçişleri Bakanlığı'ndan kolluk kuvvetleri 70'ten fazla adrese eş zamanlı baskınlar düzenledi. </p>
<p>Soruşturma Komitesi'ne göre müfettişler; belgelere, delillere ve zimmete geçirildiği iddia edilen araçların bazılarına el koydu. Tsarukyan ve bir diğer şüpheli, mahkemeye çıkarılana kadar gözaltında tutulurken, bir diğer şüpheli hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.</p>
<p>(Kaynak: ArmenPress)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Jul 2026 20:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD’nin adı ‘Azize Hripsime’ olan ilk Ermeni Kilisesi açıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abdnin-adi-azize-hripsime-olan-ilk-ermeni-kilisesi-acildi-41080</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/06/abdnin-adi-azize-hripsime-olan-ilk-ermeni-kilisesi-acildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abdnin-adi-azize-hripsime-olan-ilk-ermeni-kilisesi-acildi-41080</guid><description><![CDATA[ABD Kolorado'da Ermeni cemaati dayanışma ile Azize Hripsime’nin adını taşıyan ilk Ermeni kilisesini açtı. Cumartesi günü yapılan kutsama töreninden sonra Pazar günü yüzlerce insanın katıldığı ilk ayin yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde Azize Hripsime’nin adını taşıyan ilk Ermeni kilisesi, yüzlerce kişinin yanı sıra cemaat liderleri ve siyasi temsilcilerin katıldığı bir törenle pazar günü yapılan bir ayinle ibadete açıldı.</p>
<p>Kolorado’daki Ermeni Apostolik cemaati, onlarca yıllık hayallini gerçeğe dönüştürdü. Denver’da inşa edilen Azize Hripsime ve Tüm Azizler Ermeni Kilisesi, Cumartesi günü önce kalabalık bir törenle kutsandı. Bu kilise, ABD’de Azize Hripsime’nin adını taşıyan ilk Ermeni kilisesi olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>Kuzey Amerika Ermeni Kilisesi Batı Piskoposluğu Başpiskoposu Hovnan Derderian tarafından yönetilen kutsama töreni, bölgedeki Ermeniler için yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden çalışmayı simgeliyor.</p>
<h4>20 yıllık dayanışmanın hikâyesi</h4>
<p>Denver Ermeni Apostolik cemaati, eyalet genelindeki Ermenilere hizmet etmek amacıyla  2003 yılında kurulmuştu. Cemaatin ilk kutsal ayini, o dönemin şartlarında bir Yunan Ortodoks kilisesinde yapılabilmişti. Ancak üyelerin tek bir hedefi vardı: Kolorado’daki tüm Ermeniler için manevi ve kültürel bir yuva olacak kalıcı bir kilise kurmak.</p>
<p>Bu kilisenin en etkileyici yanı ise iki yüzden fazla Ermeni ailenin kendi imkanlarını, zamanlarını ve emeklerini bir araya getirmesiyle, tamamen imece usulüyle inşa edilmesi.</p>
<h4>Geleneksel ayinler ve yoğun katılım</h4>
<p>Kutsama etkinlikleri Cumartesi akşamı geleneksel "Navagadik" ayini ve sembolik kapı açma töreniyle başladı. Ermeni Kilisesi geleneğinde bu ayin, bir binayı dünyevi amaçlardan ayırarak ilahi ibadete adamayı simgeliyor.</p>
<p>Pazar günü ise yüzlerce kişi kilisenin resmi açılışı ve İlahi Ayin için bir araya geldi. Törene cemaat liderlerinin yanı sıra Ermenistan  Los Angeles Başkonsolosu Anna Avetisyan, Fresno Fahri Konsolosu Berj Apkarian ve Denver Fahri Konsolosu Tigran Muradyan gibi isimler de katıldı.</p>
<p>Başpiskopos Hovnan Derderian, tören sırasında resmi olarak kilisenin adını açıklarken salonda büyük bir coşku yaşandı.</p>
<h4>Azize Hripsime</h4>
<p>Ermeni Kilisesi geleneğinde Azize Hripsime, Ermenistan’ın en eski Hıristiyan şehitlerinden biri olarak kabul edilir. Onun hikâyesi, Ermeni toplumunun Hıristiyanlığı benimsemesiyle doğrudan bağlantılı. Denver'daki bu yeni kilise, bu köklü maneviyatı artık ABD topraklarında yaşatacak.</p>
<h4>‘Bu bina taş yığınından ibaret değil’</h4>
<p>Başpiskopos Derderian yaptığı konuşmada, yeni kilisenin sadece bir binadan ibaret olmadığını; inancın, birliğin ve Ermeni kültürünün sürekliliğinin canlı bir kanıtı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Azize Hripsime Kilisesi, aynı zamanda Batı Piskoposluğu’nun genel büyümesinin de önemli bir parçası; Başpiskopos Derderian'ın 2003 yılında göreve gelmesinden bu yana piskoposluk bünyesindeki kilise sayısı 14'ten 27'ye yükseldi.</p>

<p>(Kaynak: Ermenistan Kamu Radyosu)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan'da yaşamayan seçmenlerin oy kullanması yasaklandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-yasamayan-secmenlerin-oy-kullanmasi-yasaklandi-41079</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/06/ermenistan-yasamayan-secmenlerin-oy-kullanmasi-yasaklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-yasamayan-secmenlerin-oy-kullanmasi-yasaklandi-41079</guid><description><![CDATA[Ermenistan'daki seçimler öncesi, Rusya'nın Rusya'da yaşayan Ermenileri seferber ederek seçimleri maniple edeceği iddiası üzerine, Ermenistan Meclis'inde kabul edilen bir yasayla sürekli yurtdışında ikamet eden Ermenilere oy kullanma kısıtlaması getirildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Parlamentosu Cuma günü, diaspora seçmenlerinin oy kullanma şartlarını kısıtlayan ve seçimlere katılabilmeleri için iki yıllık seçim öncesi dönemde en az bir yıl Ermenistan'da bulunmalarını şart koşan bir yasa tasarısını kabul etti. </p>
<p>Seçim öncesinde Rusya’nın, Ermenistan dışında yaşayan Ermenileri harekete geçirerek Paşinyan’ı iktidardan uzaklaştırmaya çalışabileceği ihtimali yoğun biçimde tartışılmıştı. Hatta Rusya'nın finansmanında Rusya'da yaşayan Ermenilerin uçaklarla Ermenistan'a getirilip oy kullanacağı iddia edilmişti. Gelen bazı uçaklarda olan askerlik çağında olan Ermeniler de askere alınmaya başlamıştı.  </p>
<p>Tasarının kabul edilmesi, Paşinyan ve Sivil Sözleşme Partisi'nin 7 Haziran'daki seçimleri kazındıktan sonraki ilk adımlarından biri oldu.  </p>
<p>Ermenistan, daha önce de yurt dışında yaşayan gurbetçi seçmenlerin oy kullanmasını yasaklamış ve seçimlere katılabilmeleri için Ermenistan'a dönmelerini şart koşmuştu. Ayrıca büyükelçiliklerde vs. ya da online oy kullanmak da mümkün değildi.</p>
<p>Seçim öncesinde Rusya’nın, Ermenistan dışındaki Ermeni nüfusu kullanarak Paşinyan’ı iktidardan düşürmeye çalışabileceği ihtimali yoğun biçimde tartışılmıştı. Seçimler öncesi Rusya’dan beklenen büyük seçmen akını olmadı ve gelenlerin sayısı Paşinyan’ın kazanmasını engelleyecek düzeye ulaşmadı. Buna karşın cuma günü kabul edilen yeni yasanın, söz konusu kaygılara karşı alınmış bir önlem olduğu değerlendiriliyor.</p>
<p>Yeni yasa, yurtdışında bulunan bazı Ermenistan vatandaşları için istisnalar da öngörüyor. Resmî görevle yurtdışında bulunan kamu görevlileri, bu kişilerin aile üyeleri ve yurtdışındaki üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler düzenlemeden muaf tutulacak.</p>
<p>Yasa, iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi’nin milletvekilleri tarafından hazırlandı. Bu vekiller, düzenlemenin hükümetin tavsiyeleri doğrultusunda oluşturulduğunu söyledi.</p>
<p>Paşinyan ve partisini eleştirenler ise tasarıyı kınayarak düzenlemenin seçmenleri anayasaya aykırı biçimde oy kullanma hakkından mahrum bıraktığını ve özellikle muhalefeti hedef aldığını savundu.</p>
<p>(Kaynak: OC-Media)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Paşinyan Rusya'da, adı konuşmacı listesinden çıkarıldı mı?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-rusya-da-adi-konusmaci-listesinden-cikarildi-mi-41078</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/06/pasinyan-rusya-da-konusmaci-listesinden-cikarildi-mi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-rusya-da-adi-konusmaci-listesinden-cikarildi-mi-41078</guid><description><![CDATA[Rusya ile gerilimli ilişkiler devam ederken yapılan seçimlerden sonra ilk defa Rusya'yı ziyaret eden Paşinyan, Yekaterinburg'ta Innoprom Uluslararası Sanayi Fuarı’na katılacak. Ancak fuarda bir konuşma yapması beklenen Paşinyan'ın adının konuşmacı listesinden çıkarıldığı iddiaları var.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, resmi ziyaret kapsamında Rusya’ya gitti. Başbakanlık ofisinin açıklamasına göre, Paşinyan’ın Rusya Başbakanı Mikhail Mişustin ile görüşmesi planlanıyor. Paşinyan'ın bu ziyareti, Moskova’nın henüz kendisini ve Sivil Sözleşme Partisi'nin seçim zaferini tebrik etmeden yapılan ilk ziyaret oluyor. </p>
<p>Yekaterinburg'da düzenlenen Innoprom Uluslararası Sanayi Fuarı’na katılmak üzere Rusya'ya giden Paşinyan'ı, Yekaterinburg’daki Koltsovo Havalimanı’nda Yekaterinburg Belediye Başkanı Aleksey Orlov karşıladı. Öte yandan bağımsız haber kuruluşu Civilnet’in iddiasına göre fuarda bir forumda konuşma yapması planlanan Paşinyan’ın adı konuşmacılar listesinden çıkarıldı.</p>
<p>Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, foruma katılmayacak. Paşinyan, haziran ayı sonlarında Rusya'nın Ermeni mallarına ambargo koymasıyla başlayan gerilim sırasında yaptığı açıklamada Putin ile planlanmış bir görüşmesinin bulunmadığını ancak “yakın gelecekte mutlaka bir görüşme yapılacağından emin olduğunu” söylemişti.</p>
<p>Paşinyan’ın Mişustin ile yapacağı görüşmeye ilişkin ayrıntılar henüz açıklanmadı. İkilinin Temmuz başında yaptıkları telefon görüşmesi, seçimlerden bu yana Paşinyan’ın bir Rus yetkiliyle kurduğu ilk temas olarak değerlendiriliyor.</p>
<h4>Rusya ve Ermenistan ilişkileri</h4>
<p>Uzun yıllardır Ermenistan’ın müttefiki olan Rusya, süregelen geleneği bozarak seçim sonuçlarını henüz resmi olarak tanımadı ve Paşinyan’ı seçim zaferinden dolayı birçok dünya liderinin aksine tebrik mesajı göndermedi. Aksine bazı Rus yetkililer seçimleri “tartışmalı” olarak nitelendirdi, oylama sürecine daha önce görülmemiş ölçüde Batı müdahalesinde bulunulduğunu öne sürdü ve devlet medyasına seçimleri Paşinyan açısından bir “yenilgi” olarak yansıtması ve Paşinyan’ın meşruiyetini sorgulaması yönünde talimat verildiği bildirildi.</p>
<p>Yerevan ve Moskova arasındaki artan gerilim, seçime giden sürece damgasını vururken Rusya, Ermenistan menşeli ürünlere yönelik çeşitli ekonomik kısıtlamalar uyguladı, Rusya'ya giden Ermeni ürünlerini geri gönderdi.  </p>
<p>Rusya öncülüğündeki Avrasya Ekonomik Birliği de Ermenistan’a, Avrasya Birliği'nde kalmak ile Avrupa Birliği’ne katılmak arasında bir tercih yapması konusunda düzenli olarak çağrıda bulundu.</p>
<p>Ermenistan Maliye Bakanı Vahe Hovhannisyan, Civilnet’e verdiği röportajda Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılacağı bir senaryoyu öngörmediğini söyledi. Rusya’nın Ermenistan ürünlerine uyguladığı kısıtlamalara değinen Hovhannisyan, Ermenistan’ın Rusya’ya yaptığı ihracatın ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 3’üne karşılık geldiğini belirtti. Devletin kısa vadede yaşanacak kayıpları azaltmak için çalışacağını ifade eden Hovhannisyan, uzun vadede ise işletmelerin “başka pazarlara” açılmasına yardımcı olunacağını söyledi.</p>
<p>(Kaynak: OC-Media, Ermenistan Kamu Radyosu) </p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Orhan Pamuk duruşmasında saldırı, Dink hakkında bir dava daha]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/06/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077</guid><description><![CDATA[Hrant'ın Arkadaşları'nın 20. yılına girmek üzere olan Hrant Dink cinayetine giden yolu adım adım döşeyenler ve olayları detaylıca anlattığı "Neden Hedef Seçildim" dijital hafıza çalışmasında Orhan Pamuk'a açılan 301 davasında Dink'e yapılan saldırılar ve bir hafta sonra Dink'e açılan yeni bir “yargıyı etkilemeye teşebbüs” davası yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>19 Ocak 2007'deki Hrant Dink cinayetine giden yoldaki siyasi atmosferi ve gelişmeleri 40 haftadır, Neden Hedef Seçildim isimli <a href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="nofollow noopener">X</a>,<a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423"> Facebook </a>ve <a href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim/">Instagram</a> hasaplarından gün gün anlatan Hrant'ın Arkadaşları, dijital hafıza çalışmasına devam ediyor. Bu hafta Odhan Pamukt'un duruşmasında Hrant Dink'e yapılan sözlü saldıralar ve Dink'e "yargıyı etkilemeye teşebbüs”ten açılan yeni bir davanın ayrıntıları yer alıyor. </p>
<p><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(186, 55, 42);"><strong>Tarih: 16 Aralık 2005 Cuma</strong></span></p>
<p><strong>Orhan Pamuk duruşmasında saldırı</strong></p>
<p>Orhan Pamuk aleyhine açılan 301 davasının ilk duruşması Şişli’de yoğun güvenlik önlemleri altında görülür. Duruşma giriş ve çıkışında hem fiziksel hem sözlü saldırılar olur. Hrant Dink de nefretin hedefindedir.</p>
<p>Hrant Dink mahkeme koridorunda “Sen de ataların gibi kahpesin, tüm hainlerden hesap sorulacak” diye bağıran bir grup tarafından saldırıya uğrar.</p>
<p>Dışarıda bir pankart dikkat çeker: “Misyoner Çocukları O. Pamuk, H. Dink, H. Cemal, M. Belge, H. Şahin, E. Katırcıoğlu, İ. Berkan”.</p>
<p><strong>13 Aralık 2005</strong></p>
<p>Hrant Dink ve Agos sorumluları aleyhine “Yargıyı etkilemeye teşebbüs” suçundan iddianame düzenlenmiştir.</p>
<p><strong>17 Aralık 2005 Malatya</strong></p>
<p>Malatya, Hıristiyanların 10 bin İncil dağıttıkları söylentileriyle çalkalanmaktadır. Bir grup ülkücü Kayra Yayınevi önünde (daha sonra Zirve Yayınevi olacak) toplanarak eylem yapar.</p>
<p><strong>21 Aralık 2005</strong></p>
<p>Yoğun hedef gösterme kampanyası sonrası Orhan Pamuk hakkında İstanbul Emniyeti ve Valilik girişimiyle, Pamuk’un talebi olmaksızın, koruma kararı verilir.</p>
<p><strong><span style="color: rgb(186, 55, 42);">Tarih: 23 Aralık 2005 Cuma</span></strong></p>
<p><strong>Hrant Dink hakkında bir dava daha</strong></p>
<p>Hrant Dink ve Agos sorumluları hakkında TCK 288. madde kapsamında yer alan “yargıyı etkilemeye teşebbüs” suçundan yürütülen soruşturma sonucu hazırlanan iddianame Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilir.</p>
<p>O esnada Trabzon’da</p>
<p><strong>25 Aralık 2005</strong></p>
<p>O. A. isimli 16 yaşındaki tetikçi çocuk Noel’de ilk kez Santa Maria Katolik Kilisesi’ne gider.</p>
<p><strong>26 Aralık 2005</strong></p>
<p>Trabzon Emniyeti’nin Yardımcı İstihbarat Elemanı Erhan Tuncel ile yaptığı görüşmeler sonucu oluşturulan 8. haber bilgi raporunda, “Yasin Hayal’in “Başkanlar” diye bilinen bir çete ile ilişkili olarak tahsilat işlerinde çalıştığı, bu amaçla Giresun, Rize ve Bursa’ya gittiği kayıt altına alınır.</p>
<p>Raporun değerlendirme kısmında “ilimizdeki organize suç örgütü içerisinde yer alan şahısların Yasin HAYAL ile irtibat kurarak kendi işlerinde kullanmaya başladıkları gözlenmekte ise de şahsın radikal dini duygularının ve başkaları tarafından kullanılabilecek yönünün ağır bastığı” ifadesi yer alır.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Diploma davasında konuşan İmamoğlu: Erdoğan NATO Zirvesi'nde ne anlatacak?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/diploma-davasinda-konusan-imamoglu-erdogan-nato-zirvesi-nde-ne-anlatacak-41076</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/06/11/imamoglu-ndan-kilicdaroglu-na-tepki.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/diploma-davasinda-konusan-imamoglu-erdogan-nato-zirvesi-nde-ne-anlatacak-41076</guid><description><![CDATA[Aynı gün "diploma", "İBB" ve "casusluk" davaları kapsamında Silivri'de hakim karşısına çıkan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı  Ekrem İmamoğlu, yargı süreçlerinin siyasi saiklerle yürütüldüğünü söyledi. "Bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlamanın hukukla ilgisi yok" diyen İmamoğlu, Erdoğan'a, NATO Zirvesi'ne ve Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına ilişkin açıklamalar yaptı. Mahkeme, diploma davasını Danıştay sürecini bekleyerek 25 Aralık'a erteledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>23 Mart 2025'te tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilen ve İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu bugün yargılandığı üç ayrı davada hakim karşısında: “Casusluk” “İBB davası” ve “diploma” davası.</p>
<p>İmamoğlu ilk olarak "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" suçlamasıyla 8 yıl 9 aya kadar hapis cezasıyla yargılandığı diploma davasının beşinci duruşmasına katıldı.  Mahkeme heyeti Danıştay'a yapılan başvurunun sonucunu beklenmesine karar vererek duruşmayı 25 Aralık'a erteledi.</p>
<p>Duruşmada, CHP Grup Başkanı Özgür Özel, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, bazı milletvekilleri, CHP'nin bazı yöneticileri, yabancı ülkelerden temsilciler ve çok sayıda izleyici yer aldı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor da İmamoğlu’nun bugün hakim karşısına çıkacağı  “casusluk” “İBB davası” ve “diploma” davasını takip etmek üzere Silivri’ye geldi.</p>
<p>İmamoğlu, “Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin, adalet ve cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek başlamak istiyorum. Bu ortamda bu binada ilginç bir gün yaşıyoruz. Bir başka duruşma salonundan buraya geldim çünkü aynı binada 3 duruşmayla karşı karşıyayım” dedi.</p>
<p>Gazeteci Furkan Karabay'ın aktardıklarına göre İmamoğlu, "Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi. Hepsi, tamamı. Benim davalarıma bakan 18 hakim değişti. Bu yer değiştirme, sürgün cezaevlerine kolluk güçlerine yansıyor. Bunlar da beni motive ediyor” dedi. </p>
<p>İmamoğlu, devamında şunları söyledi: “Bir insanı 3 ayrı mahkemede savunma yapmaya başlamanın hukukla, vicdanla alakası yok. İBB davasını 9 Temmuz'da bitireceğim ısrarının da anlamı yok. Bu mahkeme Türkiye'yi, dünyayı, demokrasiyi ilgilendiriyor. 'Ya bize ne bizim için bir kişiyi ilgilendiriyor' diyebilirsiniz ama öyle değil. Bu ülkenin insanı bile yurtdışına kaçıyor. 60 milyar doları geçti yurtdışında yatırım yapan Türk şirketleri. Sanmayın sadece bu iş tek bir kişiyi ilgilendiriyor. Bu demokrasi meselesi. Bu aceleyi kabul etmem mümkün değil.”</p>
<h4>Erdoğan NATO Zirvesi'nde ne anlatacak?</h4>
<p>T24'ün haberine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için "Kendini aldatan bir garip" ifadelerini kullanan İmamoğlu, şöyle devam etti: </p>
<p>"NATO toplanıyor yarın itibarıyla Ankara'da. Devlet ve hükümet başkanları Avrupa'nın güvenliğini, Ukrayna'daki savaşı, yeni güvenlik mimarisini konuşacaklar. Ben, bu ülkenin 15,5 milyon insanının ön seçimde oy verdiği, -bunu zihinlerinize kazıyacaklar-, 15,5 milyon! Rüyasında göremez o 1150 odalı saraydaki insan, rüyasında! Koşarak, 15,5 milyon insanın oy verdiği cumhurbaşkanı adayıyım ben. O insanların adayıyım. 25.1 milyon insanın imza vererek destek olduğu cumhurbaşkanı adayıyım. Dünyanın en güzel ve en büyük kentlerinden biri İstanbul'un rekor oyla, tarihin en yüksek oyuyla seçtiği Belediye Başkanı olarak burada, NATO ülkeleri Ankara'ya geldiği gün yargılanıyorum. Ne anlatacak bu ülkenin başındaki? "Çok güçlüyüm" mü diyecek? "Bak, rakibimi hapse attım. Bak, rakibime 20 tane de dava açtım." Onlar da "Yaşasın, ne büyük lider, dünya lideri!" mi diyecek? Kendini aldatan bir garip."</p>
<h4>İmamoğlu'ndan Deniz Göktaş tepkisi: "Neşemizi çalamayacaklar"</h4>
<p>Medyascope muhabiri Fırat Fıstık'ın aktardığına göre İmamoğlu, Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına da tepki gösterdi.  Göktaş'ın kendisi hakkında da hicivler yaptığını ve bu esprilere güldüğünü ifade eden İmamoğlu, Göktaş'ın ters kelepçe ile Vatan Emniyet'e götürülmesine de tepki gösterdi:</p>
<p>"Deniz Göktaş adında genç kardeşimiz. Bana da hicivler yapmış güldüm. Adamı tutukladılar, ters kelepçe yapıp 4-5 kere gezdirdiler delikanlıyı. Bu ülkenin kolluk gücü, yargısı bunu ne zaman yaptı ya? Tutukladılar ya attılar kuyu tipi hücreye. Şimdi de kahkahadan korkup milletin neşesini çalmaya çalışıyorlar ama neşemizi çalamayacaklar."</p>
<p>Medyascope muhabiri Furkan Karabay'ın aktardığına göre diploma davasında savunma yapan İmamoğlu, Adalet Bakanlığı Genel Müdürü olarak atanan Cahit Cihat Sarı’nın, savcılıktaki ifade işlemleri sırasında kendisine, “Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, bizi siz yargılarsınız” dediğini anlattı.</p>
<p>BirGün'den Kayhan Ayhan'ın haberine göre  kendisiyle birlikte 28 kişinin daha diplomasının iptal edildiğini anımsatan İmamoğlu, ceza davasının ise sadece kendisine açıldığına dikkati çekti. İmamoğlu, "Bu arada söyleyeyim; benim gibi 28 arkadaşımın diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Bunların hiçbirine açılmadı. Niye? Ekrem ile ilgili aceleleri var. Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diploması iptal edildi ama bu dava sadece Ekrem'e açıldı. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem'e yapıldı. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar, utanç verici! Ve işte bir insan boyundan büyük işlere girince böyle oluyor, altından çıkamaz hale geliyor. Bu ülkenin insanları yıllar sonra geriye dönüp baktığında ne diyecekler, hiç düşündünüz mü?" şeklinde konuştu. </p>
<h4>Rektörle konuşmasını anlattı</h4>
<p>İmamoğlu devamla İstanbul Üniversitesi rektörüyle yaptığı telefon görüşmesini anlattı:<br><br>"Telefon açtım, dedim ki: 'Bu bir namus, namus' dedim. 'Bu devletin namusu. Gördüm' dedim, 'Savcı ivedi iptal et diye sana talimat yazmış.' Telefon açtı, telefonum yoktu, cevap verdi bana. 'Çok zor durumdayım, bakıyorum başkanım.' Ses tonunun aynen böyle, tarif ediyorum size. Yazıklar olsun İstanbul Üniversitesi Rektörü! Bir de kalkmış, tıpta okumuş, Türk gençlere diyor ki, okulu da yeni bitirmiş 22-23 yaşında genç kızlarımız, oğullarımız: 'Bebekleri, işte yürüyerek ellerinde buraya gelmesini...' Kafayı mı yemiş bunlar, ben anlamadım ya. Sabah bir gazeteci söylüyor: "17 yaşında okula başladı, bunun 18 yaşında evlenmesi lazım. 2 yaşında ancak yürür" dedi bebek. Demek ki 20 yaşında doğsa, 22, şimdi de onu elinden alır getirir. Ha bunu mu demek istedi? Kafayı yemiş ya! Koca İstanbul Üniversitesi'nin Rektörü, 550 yaşında üniversitenin rektörü!</p>
<p>Onun iptal ettiği diplomamın, daha önce de yalan konuşarak iptal ettiği, daha önce de "Hayır, hiçbir şey yoktur" diye rapor verdiği diplomamın iptal edildiği, diplomamın ceza davasını görüyoruz. Ben buradaki yargı mensuplarının, Sayın Hakimin yerinde olmak istemem."</p>
<h4>Diploma davası 25 Aralık'a ertelendi</h4>
<p>BirGün'den Kayhan Ayhan'ın haberine göre  İmamoğlu savunmasını "Tarihe not düşen bir liderlikle adım adım milletin yanında onlarla yürüyen bir lider varsa ya bir yol yapılır ya da bir yol bulunur. 'Bu büyük demokrasi, adalet ve cumhuriyet için yürüyelim arkadaşlar' çağrısının lideri Özgür Özel'le yürümek zamanıdır şimdi" sözleriyle bitirdi. </p>
<p>İmamoğlu savunmasını tamamladı ve diploma davası 25 Aralık'a ertelendi.</p>
<p>Duruşma biterken İmamoğlu, "Ben Özgür Özel başkanımın yolunda yürümekten gurur duyuyorum" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:14:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>