lensler konuşabilseydi
Bagaran-Halıkışlak sınırı
“Abi yabancı mı?” Soru benimle ilgili. 2015 yılının Nisan ayı. Cumhuriyet gazetesinden Pınar Öğünç’le birlikte Kars’ta, Türkiye-Ermenistan sınırında yer alan Azeri köyü Halıkışlak’tayız. Dört gündür yollardayız. Önce Ermenistan’a gidip Bagaran köyünün sakinleriyle söyleşiler yaptık, şimdi sıra Halıkışlak’ta. Pınar, gazetenin 24 Nisan sayısı için, Türkler ile Ermeniler arasında 1915 konusunda süregiden anlaşmazlığa dair bir yazı hazırlıyor. Çalıştığı gazetenin isteği üzerine, ona fotoğrafçı olarak eşlik ediyorum.
Türkçem zayıf olsa da, sorunun benimle ilgili olduğunu anlıyorum. Pınar bizi misafir eden aileye benim kim olduğumu anlatmaya çalışırken, ben hiç düşünmeden araya girip, Diyarbakır kökenli Suriyeli bir Ermeni olduğumu, Kanada’dan İstanbul’a taşındığımı söylüyorum. Ağzımdan ‘Ermeni’ kelimesi çıktığı anda, iki saniye süren ama bana sonsuza kadar sürmüş gibi gelen bir sessizlik oluyor. Mihmandarlarımızın yüzleri birdenbire düşüyor sanki. Nefret ya da nezaketsizlik yok tavırlarında. Sadece, ikiye bölünmüş, sınırın diğer tarafında kalan kısmına artık ‘Bagaran’ denen bir Azeri köyüne Ermeni bir fotoğrafçının gelmesi, hiç beklemedikleri bir şey. O upuzun iki saniye nihayet sona erince, ev sahiplerimiz 1915’te yaşananlara ve tarih konusundaki anlaşmazlığa dair yorumlarda bulunuyor, hatta birkaç fotoğraf çekmeme de izin veriyor. İşin ilginç yanı, Bagaran’da, ev sahibinin bir arkadaşı Pınar’ın Türk bir gazeteci olduğunu anladığında da aynı durum yaşanmıştı. O Ermeni köylünün yüz ifadesi de, aynı Halıkışlak’taki Azeri köylülerinki gibi değişmişti. Yine benzer şekilde, adam kısa bir süre sonra rahatlayıp dostça davranmaya başlamıştı.
O seyahatte öğrendiğim bir şeyi burada anlatmak isterim. Günümüzün Bagaran’ı, 100 yılı aşkın bir süre önce, Hacı Bayram adlı bir Azeri köyüymüş. Asıl Bagaran ise, Halıkışlak’ın biraz kuzeyinde bulunan Kilittaş’taymış. Anlaşılan o ki, Stalin dönemi politikalarının bir sonucu olarak, Hacı Bayram’ın Azeri sakinlerinin çoğu köyden ayrılmak zorunda kalmış. Öte yandan, 1920’lerde, eski Bagaran’ın birçok Ermeni sakini sınırı geçip Ermenistan’a gitmiş ve Arpaçay’ın (Ahuryan Nehri) diğer tarafında, Halıkışlak’ın karşısında bulunan yeni Bagaran’a yerleşmiş. Evet, biraz karışık bir hikâye. Büyük bir köy, birbirinden Arpaçay’la ayrılan iki ülke arasında iki parçaya bölünmüş gibi...
Bu bilgi ışığında, Pınar’ın yazısı için yaptığımız saha çalışmasında nasıl bir sıkıntı yaşadığımızı tahmin edebilirsiniz. Türkiye’den Bagaran’a gidip, ardından Halıkışlak’ı ziyaret etmek için aynı yolu tekrar kat etmek zorunda kalmaktan söz ediyorum. “Irmaktan karşıya geçilir hemen” diye düşünüyor insan, değil mi? Öyle olmuyor işte. Türkiye, Azerbaycan’ın müttefiki olarak, 1993 yılından beri, Karabağ anlaşmazlığı nedeniyle sınırı kapalı tutuyor. İstanbul’dan Yerevan’a direkt uçuşlar var ama eğer tercih ediyorsanız, Ermenistan’a ancak Gürcistan üzerinden ulaşabiliyorsunuz. Abes bir durum. Bagaran ile Halıkışlak arasında, ırmaktan geçilse, 500 metre bile yokken, bu iki köyü ziyaret edebilmek için 1200 kilometre yol yapmamız, üç farklı ülkeden geçmemiz, her birinde bizi bir aktarma noktasından bir başka aktarma noktasına götürecek taksi şoförleriyle zorlu pazarlıklara girişmemiz gerekti.
İstanbul’dan sabah erkenden yola çıkmıştık; Gümrü’den geçip Bagaran’a varışımız geceyarısını bulmuştu. Yani 18-20 saat sürmüştü yolculuğumuz. Yorgunluktan ölüyorduk. 2008 yılından beri sınır bölgesinde dolaşıp iki köyün fotoğraflarını çeken –ve ‘Nehrin Öteki Yakası’ başlıklı muhteşem bir kitap hazırlayan– arkadaşımız Ali Saltan’ın yardımıyla barınma meselesini hâlletmiş, yerel mihmandarlar da bulmuştuk. Yani iki tarafta da bizi karşılayıp misafir etmek üzere bekleyen insanlar vardı. Onlar bizi evlerinde ağırladılar, yedirip içirdiler, köylerinde gezdirip diğer köylülerle buluşturdular. Hem Ali’ye, hem de kimilerinin ‘düşman’ olarak yaftaladığı biz iki yabancıyla ekmeklerini paylaşan, Bagaran’dan Zohrab Ğazaryan ve eşi Kohar Hanım’a, Halıkışlak’tan Cemal Sarıdağ ve eşi Saime Hanım’a ömür boyu şükran duyacağım.
İngilizceden çeviren: Altuğ Yılmaz

