<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Thu, 05 Nov 2026 15:05:12 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA[Verşa ile yeni serginin ayak izlerinde]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/versa-ile-yeni-serginin-ayak-izlerinde-42412</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/05/versa-ile-yeni-serginin-ayak-izlerinde.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/versa-ile-yeni-serginin-ayak-izlerinde-42412</guid><description><![CDATA[7 Kasım Cumartesi günü ressam Verjin Şapçı için yeni bir dönüm noktası. Yine bir sergi, yine bir koşturma, yine güzel anılar biriktirme günü. Hızlı, atik, çevik bir kadın Verşa. Onun için güçlükler aşılmayı bekleyen birer bariyer gibi. Duygusal, kalbe dokunan, zarif bir İstanbul hanımefendisi.  Verjin Şapçı yani “Verşa” ile Galeri Ada Nişantaşı’nda açılacak kişisel resim sergisinden  hemen önce geçmişe de uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şöyle başlayalım isterseniz. Resme ilginiz nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Çocukluğumun ilk yılları Kumkapı’da geçti. Kumkapı İncirdibi Protestan İlkokulu’nda okudum. Yetenekli bir çocuktum. Resim konusunda ilk övgümü, daha dokuz yaşındayken yurt dışından okulumuzu ziyaret eden bir hanım ressamdan aldım. Bir kartpostal vardı, leylak ağacı. Onu çok beğenip, resim olarak büyütmüştüm. Öğretmenim Aznif Dişçeken çizimimi gelen ressam hanımefendiye gösterdi. Çok beğenmiş, ‘Çok yetenekli bir çocuk, ailesinin haberi var mı?’ diye sormuş. Resim defterimi gördükten sonra annemin ve babamın haberdar edilmesi gerektiğine karar vermişler. Okulumdan aileme çok yetenekli olduğumu söylediler ama biz orta halli bir aileydik, o zamanlar bu sözler ailem için pek de bir şey ifade etmemişti.</p>
<p>İlkokuldan sonra Sankt Georg Avusturya Lisesi’ne burslu devam ettim. Liseyi bitirdikten sonra, okuyup psikolog olmayı, insanların ruhunu bilmeyi çok istememe rağmen, üniversiteye gidemeyip, çalışmak zorunda kaldım. Avusturya Lisesi’nde sekreter olarak işe başladım ve uzun süre orada çalıştım.</p>
<p><strong>Çizmeye ne zaman başladınız?</strong></p>
<p>Çizimi hiç bırakamamıştım. Kendi kendime hep çizdim. 1974 yılında haftada bir Kristin Saleri’nin atölyesine gitmeye başladım. Daha sonra, yedi yıl boyunca, haftada iki kez Maçka’daki İstasyon Sanat Evi’ne, Sabri Berkel’in yanına gittim.</p>
<p>Çok şanslıyım ki onun öğrencisi oldum. Sabri Berkel çok iyi bir ressamdı. Ondan çok şey öğrendim. Bir gün bir şey çizdim. Çini mürekkebiyle çizip, kompozisyonunu da kendim yaptım. Baktı, baktı cevap vermedi, yorum yapmadı durdu. Ben de acaba ne söyleyecek diye endişeli bir halde bekledim. ‘Kızım, iyi ki siz kaknem bir şeye aşık olmamışsınız da, böyle bir şeye aşık olmuşsunuz. Bu bir aşktır’ dedi. Şaşırdım kaldım.</p>
<p><strong>Biraz Santorini’den bahsedelim mi? Özel bir yeri var çünkü sizde.</strong></p>
<p>Sabri Bey’le çalışırken Santorini’ye gittim.  O zaman Santorini bu kadar kalabalık bir yer değildi.  Herkes kendi evini, pansiyona veriyordu.</p>
<p>Muhteşem bir yer. Beş kişiydik ve ben hiç konuşmadan günlerimi geçiriyordum. Arkadaşlarım ‘Verjin niye konuşmuyorsun? Hastalandın mı?’  diye sormaya başladılar. ‘Yok, yok hasta değilim, bir şeyim yok, beni rahat bırakın’ diyordum.  Büyülenmiştim. Konuşamıyordum. Çok resim çektim. Kitap aldım. Dolaştım her tarafı.  Orada kalmak isterdim ama mecbur geri geldim.</p>
<p>Tabii o geziden neler çıktı, neler çıktı. Gidip onları Sabri Berkel'e gösterdim. </p>
<p>Santorini benim yolumu açtı. Beni ressam yapan Santorini oldu.</p>
<p><strong>Daha sonra başka ülkelere dolaşıp böyle hayran kaldığınız yer oldu mu?</strong></p>
<p>Tabii ki Paris. Hatta orada sergi de açtım. Meksika’ya da, Gürcistan’da Tiflis’e de bayıldım. Muhteşem şehirler.  Çok gezdim, geziyorum. Şimdi Allah kısmet ederse Fas’a gitmek istiyorum. Bana ‘Ressam olan birinin muhakkak Fas'ı görmesi lazım’ dediler. Sergimden sonra inşallah yola çıkacağım.</p>
<p><strong>Birçok ülke gezdiniz, Yerevan'ı ilk gördüğünüzde ne hissettiniz?</strong></p>
<p>Yerevan muhteşem, sanatla ilgili konularda en üst düzeyde kendini geliştirmiş bir şehir. Orada da sergi açmıştım. Bir yardım sergisiydi, hiçbir gelir talep etmedim. Sergi savaşta ampute olan çocuklar içindi ama sergi günü çok şansız bir güne denk geldi. O gün yollar kapandı, mitingler oldu kimse sergiye gelemedi sadece bir Santorini tablosu satabildik. Düşündüm onlar için ne yapabilirim, diye ve 4-5 tablomu onlara hibe ettim. ‘Bunları satın, kendinize gelir elde edin’ dedim. Satmadılar, ‘Hayır. Asacağız bunları’ dediler. Çok üzüldüm. Onlarla resim çektirdim ve geri döndüm. Beni ağlatmayın...</p>
<p>Balık burcuyum. Büyük bir ihtimal yükselenelim de balık. Yani çok hassasım.</p>
<p><strong>1988 yılı, Kulis Dergisi’nin 999-1000 sayılı nüshasının kapak fotoğrafı sizsiniz. Hagop Ayvaz'ı hatırlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Tabii ki hatırlıyorum. Ada’daki evime gelip, röportaj yapmıştı.</p>
<p>Kulis’te yayınlanan kapak fotoğrafımı sekiz ay akrabalarımda kaldığım Avustralya'da çektirmiştim. Ayvaz’a verdim o da kullandı. 38 sene sonra o günden sadece hoş sohbetimiz hatırımda kaldı.</p>
<p><strong>Hangi ülkelerde sergi açtınız? Sayısını hatırlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Sayısını hatırlamıyorum ama çok açtım. Paris'te, Atina’da, Viyana'da, Yerevan’da, Berlin’de.</p>
<p><strong>Gezip de resmettiğiniz ülke veya şehirleri da hatırlayalım mı?</strong></p>
<p>Santorini, Dubrovnik, Meksika, Paris, Atina, Viyana, Berlin, Venedik, Floransa, Tiflis, Saray Bosna hatırımda kalanlar. Belçika’dan özellikle  Brugge’ü çalıştım. Hollanda’dan Amsterdam’ı çalıştım hatta bu sergimde var.</p>
<p><strong>Cumartesi açılacak serginizden de bahsetsek?</strong></p>
<p>Ben portretist değilim. Mimari şeyler çiziyorum. Doğaya hayranım ve doğa resimleri çizerim.  Resimlerimde bir yeri, ya da bir çeşmeyi, bir heykeli beğenip etrafını ben kompoze ediyorum. Benim tarzım bu.</p>
<p>Bu sergimde 42 yağlıboya tablom var. Türkiye'nin farklı illerini resmettim. Giresun çok güzel bir şehir, kendi gözümden çizdim. Güzel Sanatlar Derneği üyesiyken Sinop’a gitmiştim oradan kartpostallar almıştım bu sergimde kendi yorumumla Sinop tablom bulunuyor. İki kere gittiğim Kapadokya’dan bir eserim var.  Hollanda Amsterdam çizimlerim var. Sergimde birkaç tane  Brugee eserim, Venedik yağlıboya tablom var.</p>
<p><em>Not: Galeri Ada, Nişantaşı Ada Suites içinde yer alıyor. Adres:  Teşvikiye Mahallesi Valikonağı Caddesi Fulya Sokak No:3 Nişantaşı, +90 533 935 69 37 www.adasuites.com</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 14:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Barışı bekleten tek cümle]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/barisi-bekleten-tek-cumle-42411</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/05/barisi-bekleten-tek-cumle.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/barisi-bekleten-tek-cumle-42411</guid><description><![CDATA[Aliyev’in dış politika danışmanı Hikmet Hacıyev daha önce barış için “yalnızca son bir adımı”, yani Ermenistan Anayasası’nın değişmesini beklediklerini söylemişti. Hacıyev’in sözünü ettiği son adımın konusu, anayasanın bir maddesi değil başlangıç bölümündeki tek bir cümle.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan’ın yeni anayasa taslağı henüz yayımlanmadı ama şimdiden ülkenin en sıcak siyasi tartışmasına dönüştü. Paşinyan ekim ayındaki açıklamalarında taslağın yakında kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.</p>
<p>Aliyev’in dış politika danışmanı Hikmet Hacıyev daha önce barış için “yalnızca son bir adımı”, yani Ermenistan Anayasası’nın değişmesini beklediklerini söylemişti. Hacıyev’in sözünü ettiği son adımın konusu, anayasanın bir maddesi değil başlangıç bölümündeki tek bir cümle. Bu cümle, Ermeni halkının anayasayı “Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan Ermeni devletinin temel ilkelerini ve ulusal hedeflerini esas alarak” kabul ettiğini söylüyor. 23 Ağustos 1990 tarihli Bildirge’nin girişinde “tüm Ermenilerin özlemlerini gerçekleştirme” ve “tarihî adaleti yeniden tesis etme” hedefleri anılıyor. En tartışmalı atıf ise şu:</p>
<p>“Ermenistan SSC Yüksek Sovyeti ile Dağlık Karabağ (Artsakh) Ulusal Konseyi’nin 1 Aralık 1989 tarihli ‘Ermenistan SSC ile Dağlık Karabağ’ın yeniden birleşmesi hakkında’ ortak kararına dayanarak...”</p>
<p>Ayrıca Bildirge’nin 11. maddesi, 1915’te Osmanlı Türkiyesi’nde ve Batı Ermenistan’da gerçekleşen Ermeni Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması çabalarını destekliyor.</p>
<p>Ancak Bakü’nün itirazının merkezinde Bildirge’nin dayandığı 1989 kararı duruyor. O karar yalnızca birleşmeyi istemiyor, gerçekleştiğini ilan ediyor; vatandaşlık haklarını ve kurumların bütünleşmesini öngörüyor. SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı ise 1990’da bu kararı Sovyet Anayasası’na aykırı ve uygulanamaz bulmuştu.</p>
<p>Kararın kökü ise Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (DKÖB) Halk Temsilcileri’nin, 20 Şubat 1988’de Azerbaycan SSC ve Ermenistan SSC Yüksek Sovyetlerinden bölgenin Azerbaycan’dan Ermenistan’a devrini, SSCB Yüksek Sovyeti’nden de bu yönde girişimde bulunmasını istemelerine dayanıyor.</p>
<p>1988 talebinden 1989 kararına, oradan Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ne ve anayasaya uzanan bu zincire Azerbaycan o günden beri itiraz ediyor. 1994’te BM’ye gönderdiği mektupta, Bildirge’nin 1989 kararına dayanmasını iki belge arasındaki “sürekliliğin doğrudan kanıtı” sayıyordu. 2020’deki 44 günlük savaş ve 2023’teki etnik temizliğin ardından Karabağ Ermenilerinin bölgeyi terk etmesiyle bu itiraz barışın ön şartına dönüştü.</p>
<h4>Anayasa değişmek zorunda mı?</h4>
<p>Yerevan ise anayasada böyle bir talep bulunmadığını Anayasa Mahkemesi’ne dayanarak savunuyor. Mahkeme 26 Eylül 2024’te iki ülkenin sınır belirleme komisyonlarının yönetmeliğini anayasaya uygun bulurken, önsözdeki atfın anayasada yer almayan hedeflere anayasal güç kazandırmadığını belirtti. 1989 kararının bugünkü bağımsız hukuki statüsünü ise karara bağlamadı. Anayasanın 203. maddesi önsözü açıkça saymasa da Mahkemenin yorumuna göre önsöz değiştirilemez hükümlerle aynı korumada. Aliyev, değişikliği gelecekteki Ermeni hükümetlerine karşı bir güvence olarak görüyor. Kısacası Bakü yoruma değil metne güvenmek istiyor.</p>
<p>Diğer taraftan Paşinyan da farklı gerekçelerle aynı noktaya varıyor. Paşinyan Mart’ta Bildirge’nin “çatışma mantığı üzerine kurulu” olduğunu söyledi, geçen hafta ise onu “devlet karşıtı bir metin” olarak niteledi. İktidar partisi de yeni anayasa taslağında Bildirge’ye atıf olmayacağını doğruladı. Hükümet bunun Bakü’nün talebi değil, 2020’den beri süren bir iç gündem olduğunu savunuyor.</p>
<h4>İmza teknik olarak mümkün mü?</h4>
<p>Ağustos 2025’te Vaşington’da parafe edilen 17 maddelik anlaşmanın ilk iki maddesinde taraflar birbirlerine toprak talepleri olmadığını ve gelecekte de olmayacağını teyit ediyor. 12. madde iç hukukun anlaşmayı uygulamamak için gerekçe gösterilemeyeceğini, 16. madde ise yürürlüğe girişin iç onay işlemlerine bağlı olduğunu düzenliyor. Ancak metin bir yılı aşkın süredir imza bekliyor.</p>
<p>Ermenistan hukukunda da imzalanan bir anlaşma, onaydan önce Anayasa Mahkemesi denetiminden geçiyor. Paşinyan, mahkeme anlaşmayı anayasaya aykırı bulursa değişikliği başlatacağını defalarca söyledi. Yani taraflar siyasi olarak uzlaşırsa imza bugün atılabilir, olası anayasa sorunu onay aşamasında çözülebilir. Bakü’nün bu yolu kabul etmemesi, engelin teknik değil siyasi olduğunu gösteriyor.</p>
<h4>Paşinyan muhalefetten sayısal destek bekliyor</h4>
<p>Bakü bu kapıyı açmadıkça Paşinyan’ın hesabı meclis aritmetiğine sıkışıyor. Referandum kararı için 105 sandalyeli mecliste 70 oy gerekiyor, Sivil Sözleşme’nin ise 64 sandalyesi var. Güçlü Ermenistan ve Ermenistan İttifakı ise değişikliği Bakü’nün dayatması sayıyor ve referanduma destek vermeyeceklerini söylüyor.</p>
<p>Hükümet şimdilik ikna yolunu deniyor. Muhalefet “Anayasa değişirse Bakü’nün yeni bir şart getirmeyeceğine garanti veriyor musunuz” sorusunu yöneltti. Dışişleri Bakanı Mirzoyan ise  muhalefete açıkça “Bunun barış anlaşmasından önceki son hamle olduğuna dair onay alırsak bizimle gelir misiniz?” sorusunu sordu. Sonuçta hükümet yeni anayasayı referanduma götürmek için muhalefeti parlamentoda sayısal destek vermeye zorluyor. </p>
<p>Bütün bu senaryoların ortak düğümü, Yerevan’ın tek başına veremeyeceği bir garanti. Paşinyan, anayasa değişikliğinin Bakü’nün son ön şartı olup olmadığının cevabının Ermenistan’da olmadığını kabul etti. Yeni anayasanın barış için imzayı ve onayı otomatik olarak getirmeyeceğini de söyledi. </p>
<h4>Kilidin anahtarı nerede?</h4>
<p>Böylece iki taraflı bir çelişki ortaya çıkıyor. Yerevan anayasayı iç mesele sayıyor ama referandum fiilen bir barış oylamasına dönüşecek. Bakü müdahale etmediğini söylüyor ama barış için nihai imzayı bu oylamaya bağlıyor. Paşinyan’a göre Azerbaycan tarafı da anayasayı Ermenistan’ın iç meselesi sayıyor ve yalnızca “bilgilendirdiğini” söylüyor. Ancak gelinen noktada Paşinyan anayasa değişikliğini bir egemenlik tercihi olarak sunarken, bunun hayata geçmesi için Bakü’den siyasi güvence arıyor.</p>
<p>Bu çıkmazdan çıkış için iki yol var: ABD’nin tanıklık ettiği Vaşington sürecini, anayasa değişikliğinin “son şart” olduğuna dair yazılı bir taahhütle tamamlamak veya anlaşmayı bugün imzalayıp onay sürecini anayasa tartışmasından sonra yürütmek. İkinci seçenek Aliyev’in talebinden vazgeçmesi anlamına gelmez. Yalnızca imza ile onayı birbirinden ayırır. Böylece Ermeni seçmen sandıkta bir dayatmayı değil, somut bir barışı oylayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak otuz yıllık bir cümleyi değiştirmek için önce otuz yıllık güvensizliği azaltmak gerekiyor. İronik bir şekilde barışın “geri dönüşsüz” olmasını sağlayacak daha güçlü güvenceler aranırken, bu güvencelerin bir parçası olabilecek anlaşmanın imzası erteleniyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 14:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bu kez edebiyatçılar seslendi: “Buradayız Ahparig!”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-kez-edebiyatcilar-seslendi-buradayiz-ahparig-42384</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/27/hrant-dinke-oykulerle-selam-ozgurlugu-kanadinda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-kez-edebiyatcilar-seslendi-buradayiz-ahparig-42384</guid><description><![CDATA[Hrant Dink’in hatırası, 20 yazarın kaleminde birbirinden farklı öykülere dönüşüyor. Gaye Boralıoğlu’nun hazırladığı “Özgürlüğü Kanadında: Hrant Dink İçin Öyküler”, edebiyatın geçmişle, ortak hafızayla ve anlatılmayı bekleyen hikâyelerle kurduğu ilişkiye odaklanıyor. Ve hatırlatıyor: Edebiyat, adaletin yerini tutamaz; geçmişte yaşanan bir cinayeti de geri alamaz. Ama biliyoruz ki unutmaya karşı direnebilir, tanıklıkları çoğaltabilir ve ortak hafızayı canlı tutabilir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Elimde bir kitap var. Birkaç gündür yolunu gözlediğim, kargosunu açmak için sabırsızlandığım bir kitap… Kitap paketlerini her zaman merakla açarım ama bu kez heyecanımın başka bir nedeni var. Edebiyat, geçmişte yaşananları geri alamaz; ancak sözcüklerle yeni bir hafıza kurabilir, unutulmaya karşı direnebilir, ortak acıları ve tanıklıkları gelecek kuşaklara taşıyabilir. Benim heyecanım da buradan geliyor. 20 yazar, gözbebeğimiz Agos’un kurucusu Hrant Dink’in hatırasından ve katledilişinin ardından hep birlikte tuttuğumuz yastan yola çıkarak yeni öyküler kaleme aldı.</p>
<p>Kitabı yayına hazırlayan, Hrant’ın arkadaşlarından, yazar Gaye Boralıoğlu.</p>
<h3>Hrant’ın sözünü edebiyatla çoğaltmak</h3>
<p>Kitabın ortaya çıkışında, Hrant Dink’in hayatının edebiyatçılar için taşıdığı ilham ve onun sözünü farklı anlatılarla çoğaltma arzusu var. Hrant’ın Arkadaşları, Dink’in katledilişinin 20. yılı yaklaşırken bu döneme özel neler yapılabileceğini düşünürken Boralıoğlu da edebiyat alanında bir çalışma yürütmeyi önerdi. Hrant Dink ve cinayeti hakkında yıllar içinde yüzlerce yazı ve kitap yayımlanmıştı. Boralıoğlu ise Hrant Dink’in hayatının başlı başına bir ilham kaynağı olduğunu düşünerek bir öykü seçkisi hazırlamayı önerdi. Hrant’ın Arkadaşları, Dink Ailesi, Hrant Dink Vakfı ve davet ettiği edebiyatçılar bu fikri heyecanla karşıladı. Böylece Hrant Dink’in sözünü edebiyat aracılığıyla genişletmek üzere ortak bir çalışma başladı.</p>
<h3>Bir vicdan atlası</h3>
<p>Boralıoğlu, bu yolculuğu bir “vicdan atlası” olarak tanımlıyor. Ona göre Hrant Dink cinayetini hatırlamak, yalnızca geçmişte yaşanan bir cinayeti anımsamak değil; yüzleşilmeyen hakikatlerin unutulmasına, aynı hataların ve cinayetlerin tekrarlanmasına karşı canlı bir hafızayı korumak anlamına geliyor. Hrant Dink’in fikirlerinin, yaşam biçiminin ve seçimlerinin bugün de bu memleketin insanına söyleyecek çok şeyi olduğunu vurgulayan Boralıoğlu, onu hatırlamanın birlikte yaşama imkânını çoğaltacağına inanıyor.</p>
<p>Bir okur olarak kitabın en heyecan verici yanlarından birinin, birbirinden farklı edebi dünyalara ve seslere sahip 20 yazarın bu kitap için yeni öyküler kaleme alması olduğunu söyleyebilirim. Karin Karakaşlı, Murathan Mungan, Rıdvan Hatun, Sema Kaygusuz, Sevim Çiçek, Ayfer Tunç, Irmak Zileli, Murat Gülsoy, Melisa Kesmez, Murat Uyurkulak, Selahattin Demirtaş, Behçet Çelik, Kerem Bakıcı, Polat Özlüoğlu, Kâmil Erdem, Fethiye Çetin, Şebnem İşigüzel, Figen Alkaç, Ayşegül Devecioğlu ve Eylem Ata’nın öyküleri, Hrant Dink’in hatırasını yaşatmanın ötesinde, onun sözünü, mücadelesini ve birlikte yaşama arzusunu yeni anlatılarla geleceğe taşıyor. </p>
<p><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/gaye-boralioglu-1228x1536.jpeg" alt="" width="389" height="487"></p>
<p>Öykülerde güvercinlerin sesi duyuluyor; Hrant’ın anması “Rantın Arması”na dönüşüyor, bir yazar Dersim’e giderek kökleriyle tanışıyor, duvarda asılı bir nalın geçmişine uzanılıyor… Kimi öyküde babanın İstanbul’u, kiminde yengenin geçmişi aranıyor. Bir başkasında ise “Hoşçakal diyecektim size” sözüyle yarım kalmış bir heves anlatılıyor. Her biri Hrant Dink’in hatırasından yola çıkan bu öyküler, farklı hayatlar ve hikâyeler üzerinden ortak bir hafızaya sesleniyor. Anmadan geçmeyeyim, Hrant’ın Arkadaşları’nın “Hrant’ın Hikâyesi” başlıklı yazısı da kitaba eşlik ediyor. Ayrıca İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın kapak illüstrasyonunu Kemal Gökhan Gürses hazırladı.</p>
<p><strong>Hrant Dink’in katledilişinin 20. yılına geliyoruz. Bu kitabın fikri nasıl ortaya çıktı, süreç nasıldı?</strong></p>
<p><strong> </strong>Geçen yıl 19 Ocak anmaları sırasında önümüzdeki yılın önemli bir dönüm noktası olacağını ve her zamankinden daha farklı işler yapmamız gerektiğini konuşmuştuk. Hrant’ın arkadaşları olarak hepimiz neler yapılabileceğine dair öneriler geliştirmeye başladık. Doğal olarak ben de edebiyat alanında ne yapılabilir diye düşündüm. Bu yirmi yıl içinde Hrant hakkında yüzlerce hatta belki binlerce yazı yazıldı, birçok kitap yapıldı. Ama hemen tümü daha çok kuramsal metinlerdi. Bu noktada benim aklıma bu öykü seçkisi fikri düştü. Hrant’ın o kadar ilham verici bir hayatı var ki. Yetimhane yılları, orada Rakel’le tanışması, birlikte bir mücadelenin içine düşmeleri, Ermeni meselesine dolayısıyla öteki olana diğerkâm bakışı, adalet arayışı, gazeteci kimliğiyle hakikatin peşine düşmesi, Agos’u çıkarması, kayıpların peşine düşmesi, derken suçlanması, bir takım güç odakları tarafından linç edilmesi, nihayetinde bu güç odaklarının ortak organizasyonuyla katledilmesi… Ve tabii sonraki mahkeme süreçleri, hiç eksilmeyen, yeni kuşaklarla büyüyen takipçileri… Bütün bunların edebiyatçılara ilham vereceğini düşündüm ve bu konuya yakın duran günümüz edebiyatçılarından Hrant’tan aldıkları ilhamla yazacakları öykülerden oluşan bir seçki yapabileceğimizi, bunu severek organize edebileceğimi söyledim. Herkes, Hrant’ın ailesi, Hrant Dink Vakfı’ndaki arkadaşlar sonra da aradığım edebiyatçıların hepsi büyük bir heyecanla, hevesle karşıladılar bu fikri. Böylece Hrant’ın sözünü genişletmenin edebi yoluna koyulduk hep birlikte. </p>
<p><strong>Hrant Dink’in öldürülmesi, tutulan yas bambaşka bir boyutta. Onu hiç tanımayanlar, zamanla tanımaya başladı, ortak bir hafıza oluştu ve günün sonunda bu yası hep beraber tutar oldu.  Sunuş yazınızda bu ortak hafızanın kişisel hikâyelere dönüştüğünü söylüyorsunuz.  Sizce Hrant Dink’in hikâyesinde insanları  buluşturan, bu kadar derinden etkileyen neydi?</strong></p>
<p>Tabii az önce bahsettiğim gibi Hrant’ın sıra dışı hayatının, kararlarının, siyasi görüşünün, ahlak anlayışının, vicdanının etkisi vardır. Öte yandan Türkiye tarihinde belki Hrant’tan daha ünlü ya da Hrant kadar mücadeleci, önemli işler yapmış pek çok aydın cinayeti var. Ne yazık ki çoğu acı bir şekilde zamanın aşındırıcı gücü karşısında küllendi, soldu. Hrant Dink’in, cinayetin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen gündemden düşmemesinde birkaç neden var bence. Birincisi ve en önemlisi onun çok içten, kendini olduğu gibi, sakınmadan dile getiren, samimi bir insan olması. Tanısa da tanımasa da varlığından haberdar olan herkes onun arkadaşı sayıveriyordu kendisini. Böyle bir tılsımı vardı. Öte yandan bizler de Hrant’ın arkadaşları olarak yirmi yıldır ısrarımızı, inadımızı sürdürüyoruz. Belirli bir grup değiliz, her zaman insanlar değişiyor, bazen azalıyor, bazen çoğalıyoruz ama eninde sonunda Hrant’ı bu memleketin hafızasında canlı tutmaya sağlayacak yeter sayıya ulaşıyoruz. Bu iradenin de önemli olduğunu düşünüyorum. </p>
<h4><strong> </strong>“Bir kıvılcım arayın”</h4>
<p><strong>Kitapta yirmi yazar, Hrant Dink’in anısına yeni öyküler kaleme aldı. Yazarlardan nasıl öyküler beklediniz? Tabii bir de aldığınız dönüşleri merak ediyorum.</strong></p>
<p><strong> </strong>Hrant Dink’i anlatmalarını istemedim. Bu zaten çok yapıldı. Ben şunu istedim: Sadece bir kıvılcım arayın, Hrant’ın hayatında kendi dünyanızı yeniden canlandıracak, hafızanızı yoklayacak, edebi kimliğinizi bir kez daha kurmanıza vesile olacak bir kıvılcım arayın. Konuştuğum edebiyatçıların hemen hemen tamamı büyük bir heyecan ve ilgiyle karşıladı bu fikri. Çeşitli teknik sebeplerle, zaman ya da sağlık sorunu olduğu için kabul edemeyen birkaç arkadaşımız oldu, ya da bazı arkadaşlarımız deneseler de kendilerini tam olarak tatmin edecek nihai sonuca ulaşamayıp üzülerek çekildiler ama büyük çoğunluk, hevesle ve aynı zamanda büyük bir tedirginlikle yazdılar. Hevesleri Hrant’a verdikleri kıymetten ileri geliyordu, tedirginlikleri ise böylesi önemli bir işin altından kalkıp kalkamayacakları konusundaki sorudan. Çok nitelikli, çok özel bir çalışma gerçekleştirdik. Herkes katılımcı bir ruhla ve işbirliği içinde çalıştı. Öykülerini yeniden yazan, o öyküyü bırakıp yepyeni bir öykü kaleme alan arkadaşlarım oldu. Pek çoğuyla yazma sürecinde fikir jimnastiği de yaptık, hemen herkes bu etkileşime açıktı ve içine sinen bir eser yaratmak istiyordu.  Dolayısıyla benim için de çok kıymetli, özel bir çalışma biçimi oldu. Katılan ya da katılamayan ama çaba gösteren tüm arkadaşlarıma minnettarım. </p>
<p><strong>Edebiyat, adaletin yerini tutamaz; geçmişte yaşanan bir cinayeti de geri alamaz. Ama biliyoruz ki unutmaya karşı direnebilir, tanıklıkları çoğaltabilir ve ortak hafızayı canlı tutabilir. Bu kitapla nasıl bir hafıza bırakmak istediniz?</strong></p>
<p>Evet, ben buna vicdan atlası diyorum. Edebiyatçılar, yazdıkları öykülerle bu büyük vicdan atlasının parçası oldular ve okurlarını da tam bu noktaya çağırdılar. Hrant Dink cinayeti herkesin gözünün önünde işlendi. Tıpkı Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanında olduğu gibi herkes tanık oldu bu cinayete. Yangına körükle giden gazetelerden, suç duyurularını hasır altı eden emniyet görevlilerine, bir çocuktan katil yaratan vahşi sisteme kadar bu cinayette görevi olan failleri herkes biliyordu aslında. Ne var ki, Hrant’ın kimliğini bu cinayetle sınırlamak da doğru değil, fikirleri, yaşam biçimi, seçimleri şimdi de bu memleketin insanına pek çok şey söylüyor. Hâlâ ondan öğreneceğimiz çok şey var. Öykülerde de bu izleri görüyoruz. Hafızaya yerleşmeyen her olay, yüzleşilmeyen her hakikat unutulmaya mahkumdur. O zaman bir döngü başlar, hatalar yinelenir, failler gizlenir, cinayetler tekrarlar. Ancak canlı bir hafıza ve gerçek bir yüzleşme bize temiz bir geleceğin imkanını sunar. Hrant Dink’i hatırlamak aynı zamanda bu memlekette birlikte yaşamanın imkanını çoğaltmak demektir. </p>
<p><strong>Siz de bir yazarsınız. Bir başkasının belirlediği tema üzerine yazmakla kendi içinizde doğan bir hikâyeyi yazmak arasında nasıl bir fark var?</strong></p>
<p>Tabii ki çok farklı. Düşünme biçimi, yaratım süreci farklı. Ama bazen kendi istediğimiz öyküleri yazarken de bir temaya öncelik verdiğimiz, yani kendi kendimizi görevlendirdiğimiz olur. Benin de daha önce “Bir Dersim Hikâyesi” gibi, ya da “Kadınlar Arasında” gibi temanın önceden belirlendiği seçkiler için öyküler yazdığım oldu. Buradaki mesele o konuyu içselleştirmek, kendi dil dünyanız ile tema arasındaki bağı su gibi bir geçişle sağlayabilmek. Davet ettiğim arkadaşlarımın hepsinin bunu yapabileceğini düşünüyordum. Elbette ki bunu yapabilecek edebiyatçıların sayısı bu seçkiye katılan arkadaşlarla sınırlı değil, imkân olsaydı çok daha fazla ismi katmak isterdim. Ama sonuçta her kitabın bir hacmi var ve bu konuda İletişim Yayınları, Hrant’ın Arkadaşları, Hrant Dink Vakfı hepimiz ortak kararlar vererek, anlaşarak hareket ettik. </p>
<h4>Yalnız olmadığını hissettiren öyküler </h4>
<p><strong>Bu kitabı eline alan genç bir okurun Hrant Dink’i hiç tanımadığını düşünelim. Kitabı bitirdiğinde onun hakkında ne hissetmesini, neyi merak etmesini ya da hangi soruyu sormasını isterdiniz?</strong></p>
<p>Bir yolculuğa çıkacaktır muhtemelen, okuduğu öykünün yazarıyla Hrant Dink’in dünyasının arasından geçerek kendi ruhsal evreninin patikalarına doğru uzanan bir yolculuk. Genişlediğini, açıldığını en önemlisi de yalnız olmadığını hissedecektir. Tabii sadece anlamdan ibaret bir deneyim değil bu, öykülerin her biri usta kalemlerin elinden çıktı, edebi niteliği de çok yüksek, dolayısıyla okur iyi bir edebiyat yapıtıyla hemhal olmanın hazzını da yaşayacaktır. Taze bir zihinde Hrant Dink ile ilgili, onun üzerinden temas edilebilecek, adalet, özgürlük, diğerkâmlık, bir aradalık gibi kavramlarla ilgili yankılar uyandırabilirsek yaptığımız işin kıymetine daha çok ikna olacağız. </p>
<p><strong>Kitabın hazırlık süreci tamamlandığında sizde nasıl bir duygu kaldı? Bir editör ve yazar olarak bu kitapla birlikte Hrant Dink’e söyleyebildiğinizi düşündüğünüz bir şey var mı?</strong></p>
<p>Kitap bittiğinde benim de içimde var olan tedirginlik dağılmış yerini tatlı bir yorgunluk ve insana pek nadir gelen bir iç huzuruna bırakmıştı. Bu kitabın gelip geçici bir edebi oyun değil, yıllara yayılacak belki de tarihe mal olacak uzun soluklu bir eser olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda kendi türünde benzeri olmadığını sanıyorum. Elbette ki belirli temalar etrafında birçok öykü seçkisi hazırlandı ama bir kişiyi odağına alan ve onun dünyasından hareket ederek yeni evrenlere açılan bir seçki bildiğim kadarıyla yok. </p>
<p>Kitabı hazırlarken hem öykülerin yazılış sürecinde hem sonraki edit aşamasında hatasız, sorunsuz bir iş yapmaya çalıştım. Öyküleri sıralarken de belli bir mantık göz ettim ve baştan sonra sıralı okuyacak okura bir akış zinciri kurmaya uğraştım. İletişim Yayınları’ndaki editör arkadaşlar da gayet özenli ve dikkatliydi. Kemal Gökhan Gürses de kapağa çizdiği illüstrasyonla işi taçlandırdı. Böylece hep birlikte Hrant’a bir kez daha şöyle seslenebildik: “Buradayız Ahparig!” </p>
<p><strong> </strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 11:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yerevan’ın silinen hafızası: Gençlik Sarayı «Կուկուրուզնիկ»]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yerevanin-silinen-hafizasi-genclik-sarayi-gvwgvwrvwznig-42388</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/yerevanin-silinen-hafizasi-genclik-sarayi-gvwgvwrvwznig.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yerevanin-silinen-hafizasi-genclik-sarayi-gvwgvwrvwznig-42388</guid><description><![CDATA[Yerevan’da 1979’da kapıları açılan Gençlik Sarayı ya da halkın adlandırmasıyla “Kukuriznik”, gençlerin buluşabileceği sempozyum ve festivaller düzenleyebileceği, spor yapıp bünyesindeki otelde konaklayabileceği çok işlevli bir merkezdi. İçindeki yaşam, dönemin katı Sovyet sınırlarının ötesinde, özgür bir vaha gibiydi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Her şey 1970'lerin ortalarında, Ermenistan Komünist Gençler Birliği ya da kısa adıyla Ermenistan Komsomol lideri Stepan Poğosyan’ın vizyoner fikriyle başladı. Sovyet cumhuriyetlerinde, gençlerin tanışıp fikir alışverişinde bulunması amacıyla birer "Gençlik Sarayı" yükseliyordu. Klişelere meydan okuma projesi Artur Tarhanyan, Spartak Haçikyan ve Hraç Poğosyan’a emanet edildi. Mimarlar, şehir plancısı Alexander Tamanyan'ın Yerevan ana imar planının kuzey sınırındaki Kanaker Tepesi'ni seçtiler. Şehre amfitiyatro açısıyla yukarıdan bakan bu dominant tepedeki inşa için gerekli fon doğrudan Moskova'dan tahsis edildi.</p>
<p>İnşaat parça parça ilerledi ve kapılarını açtığı 1979 yılında tüm SSCB’nin diline düştü. Halk, silindirik kulenin fütüristik hatlarına bakıp ona sevecenlikle "Kukuruznik/Mısır Koçanı” adını koydu. Sovyet modernizminin dünyadaki en özgün şaheserlerinden biri kabul edilen bu yapı, mimarlarına SSCB'nin en prestijli ödüllerinden Komsomol Lenin Birlik Ödülü'nü (Всесоюзная премия Ленинского комсомола) getirirken, New York’ta basılan seçkin mimarlık kitaplarında da yer buldu.</p>
<p>Saray, gençlerin buluşabileceği sempozyum ve festivaller düzenleyebileceği, spor yapıp bünyesindeki otelde konaklayabileceği çok işlevli bir merkezdi. İçindeki yaşam, dönemin katı Sovyet sınırlarının ötesinde, özgür bir vaha gibiydi. 18. kattaki kendi ekseni etrafında bir saatte tam tur dönen kafesi, şehri 360 derece izlemek isteyenlerin sıra beklediği bir cazibe merkeziydi. Olimpik yüzme havuzu ve 1980'lerde Ermeni rock hareketinin kalbinin attığı "Ayas" rock kulübüyle kompleks, gençliğin kahkahalarıyla çınlıyordu. Üstelik fütüristik dans alanı, tüm Sovyetler Birliği’nin resmi olarak tescillenen ilk yasal diskoteği ile yerli ve yabancı gençlere sabahlara kadar özgürce dans ettikleri bir mekandı.</p>
<p>Binanın içi ise bir anlamda canlı bir müzeydi. Bar kısmında heykeltıraş Mıgırdiç Mazmanyan'ın "Adem ve Havva" heykeli, bekleme salonunda Tom Gevorgyan'ın "Bahar" heykeli yer alıyordu. Kompleks, Armine Kalents'in Ermenistan ruhunu tuvale döken duvar resimleri, Neli Asatryan'ın ince işlenmiş duvar halıları, Martin Zakaryan'ın ışık oyunları saçan vitray pencereleri ve Zorik Stepanyan'ın oyduğu ahşap Ermenistan haritasıyla süslenmişti. Ne yazık ki binanın yıkımıyla birlikte bu paha biçilemez sanat eserlerinin akıbeti de karanlığa gömüldü.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/genclik-sarayi.jpg" alt="" width="421" height="615"></p>
<h4>Estetiğin zirvesinden felaketin karanlığına</h4>
<p>Gençlik Sarayı’nın içindeki yaşam tam bir zarafet senfonisiydi. Geniş fuayede gazete ve kitap okuyan, modern sanat sergileri seyreden, restoranlarda Yerevan’a kuş bakışı bakan gençlerin kendilerine ait eviydi Kukuruznik. Alt kattaki nikah salonunda ise genç çiftler, ulusal motifli kemerli tavanın ve devasa metal avizenin altında hayatlarını birleştirirdi. Her şey sade, ölçülü ve huzur içindeydi.</p>
<p>Ancak takvimler 7 Aralık 1988'i gösterdiğinde bu pürüzsüz huzur korkunç bir gürültüyle kesildi. Spitak Depremi, Ermenistan'ı saniyeler içinde yerle bir etti. On binlerce insan can verdi, yüz binlercesi kış soğuğunda evsiz kaldı. İşte o an Yerevan'ın bu en şatafatlı binası, kapılarını hayatta kalma mücadelesine açtı. Neşeli şarkılarla çınlayan koridorlar, bir anda evini kaybetmiş ailelerin feryatlarıyla yankılanan devasa bir insani yardım merkezine ve sığınağa dönüştü. Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla buraya sığınan depremzedeler için Kukuruznik artık bir lüks değil, donmaktan kurtuldukları son kaleydi. Saray, en karanlık günde halkının yaralarını saran dilsiz bir kahraman oldu.</p>
<h4>Vahşi sermaye, şaibeli raporlar</h4>
<p>Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından gelen zorlu ve kriz dolu yıllarda, Gençlik Sarayı payına düşen bakımsızlığı yaşayarak kendi kaderine terk edildi. Ancak asıl darbe yıpranmışlıktan değil, sermaye hırsından gelecekti. Takvimler 2004 yılını gösterdiğinde yapı, şaibeli bir özelleştirmeyle Avangard Motors şirketinin sahibi iş insanı Y. Avetisyan’a satıldı. Yeni malik ve Yerevan Belediyesi, "güvenli olmadığı ve modern lüks standartları karşılamadığı" iddiasıyla hızla bir yıkım süreci organize etti.</p>
<p>Mimarlar, uzmanlar ve halk bu karara karşı infial yarattı. Mimar Artur Tarhanyan'ın kızı Anahit Tarhanyan, şirketin taahhüt ettiği yatırımları yapmadığını, binanın sahte ve mühendislik standartlarına uymayan raporlarla tamamen yasa dışı şekilde yıkılmak istendiğini haykırdı. Ancak gözünü rant bürüyen zihniyet kulaklarını tıkadı. Hatta iş insanı Avetisyan, mirası küçümseyerek, "Eğer 600 yıl önce yapılmış tarihi bir bina olsaydı korurdum ama burada sadece 70'lerde yapılmış bir binadan bahsediyoruz" savunmasını yaptı. Bu sığ bakış açısı galip geldi ve 2006 yılında kepçeler o tepeye çıktı. Gençlik Sarayı’nı acımasızca yıktılar. "Yerine dünya çapında bir Japon mimarın projesi yapılacak" vaatleri ise fiyaskoyla sonuçlandı. Kanaker Tepesi, 20 yıldır şehrin göbeğinde rant hırsının açık bir yarası gibi boş ve çorak bir arazi olarak kaldı.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/1980.jpg" alt="" width="541" height="366"></p>
<h4>Atıl bırakma politikası</h4>
<p>Kukuruznik’in hoyratça yıkılması yerel bir ihanet değildi, bağımsızlık sonrası Ermenistan’ın kendi devasa potansiyeline, mimari ve bilimsel mirasına karşı giriştiği o büyük "atıl bırakma ve yok etme" politikasının sembolüydü. Bugün taşraya bakıldığında, bir dönem binlerce insana ekmek kapısı olmuş onlarca eski Sovyet fabrikasının nasıl paslanmaya terk edildiği görülür.</p>
<p>Sadece sanayi de değil, Aragats Dağı eteklerinde 1986'da açılan ve 70 mikron hassasiyetli 3600 paneli elle parlatılan dünyaca ünlü Orgov Radyo-Optik Teleskobu (ROT-54) bile bütçesizliğe kurban edildi. 2012'de durdurulan ve bugün atıl bir klip mekânına dönüşen bu uzay devini çürüten zihniyetle, Kukuruznik’i yıkan zihniyet aynıydı.</p>
<p>Bu öngörüsüzlüğün bedelini yine en savunmasız insanlar ödedi. 2020 yılındaki 44 Günlük Savaş’ta Karabağ’dan Yerevan’a akın eden on binlerce mülteci, dondurucu soğukta büyük bir barınma kriziyle karşılaştı. İşte o an gözler, şehrin göbeğindeki o boş, çorak tepeye çevrildi. Eğer Gençlik Sarayı 2006'da hoyratça yıktırılmasaydı, yüzlerce odası ve sıcak salonlarıyla, tıpkı 1988'deki depremzede kardeşlerine yaptığı gibi binlerce çaresiz mülteciye kucak açacak, bu büyük koordinasyon krizini tek merkezden göğüsleyecekti. Fabrikaları işlevsizleştiren, bilim merkezlerini atıl bırakan ve bu sarayı yıkan zihniyet, aslında sadece betonu değil Ermenistan’ın en büyük dayanışma kalelerini yok etmişti. Bugün o boş tepeye bakan her yurttaş, sadece feda edilen ikonik bir binanın değil, kriz anlarında binlerce insanı tek bir çatı altında kenetleyebilecek muazzam bir kurumsal sığınağın ve kolektif dayanışma merkezinin yokluğunu görüyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 11:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Hukuki haklarımızı korurken uzlaşma imkânını da açık tutuyoruz”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hukuki-haklarimizi-korurken-uzlasma-imkanini-da-acik-tutuyoruz-42398</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/hukuki-haklarimizi-korurken-uzlasma-imkanini-da-acik-tutuyoruz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hukuki-haklarimizi-korurken-uzlasma-imkanini-da-acik-tutuyoruz-42398</guid><description><![CDATA[Kumkapı Meryem Ana Patriklik Kilisesi Vakfı ile Zela Kuyumculuk arasında süren Papazevleri Davası’ndaki son gelişme vakfa yönelik haciz işlemi oldu. Ermeni toplumunda yankı yaratan bu gelişmenin ardından Kumkapı Vakfı, tahliye ve dava sürecine dair ilk defa Agos’a kapsamlı bir açıklama yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Zela Kuyumculuk Limited Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Norayr İşler, Kumkapı’da “Papaz Evleri” olarak bilinen Kumkapı Meryem Ana Kilisesi Vakfı’na ait binanın restorasyonunu yapmak ve işletmek üzere 2013 yılında sözleşme imzaladı. Sözleşme kapsamında İşler, binayı restore ederek otel haline getirdi. Ancak Kumkapı Meryem Ana Kilisesi Vakfı, sonraki süreçte kiranın ödenmesinin sık sık ihlal edildiği gerekçesiyle ihtarnameler gönderdi, son ihtarnameden sonra da oteli mahkeme kararıyla tahliye ettirdi. İşler de yaptığı masrafları gerekçe göstererek vakfı dava etti. <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-mahkeme-kararini-onadi-39300" target="_blank" rel="nofollow noopener">Yargıtay</a>, İşler’i haklı buldu ancak bir yandan hukuki süreç devam ediyor. 26 Ekim’de Kumkapı Meryem Ana Patriklik  Kilisesi’ne gelen icra memurları, vakıf sekreteryasında bulunan bazı malları <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kumkapi-vakfina-ait-bazi-mallar-icin-haciz-islemi-42316" target="_blank" rel="nofollow noopener">haczetti</a>.  Ermeni toplumunda yankı yaratan bu gelişmenin ardından Kumkapı Vakfı, tahliye ve dava sürecine dair ilk defa Agos’a kapsamlı bir açıklama yaptı. Sorularımıza yazılı olarak yanıt veren vakıf yöneticileri, uzlaşmaya kapalı olmadıklarını, talep edilen bedelin hesaplanma biçimine itiraz ettiklerini belirttiler.</p>
<p><strong>Zela Kuyumculuk ile dava süreciniz 2021’de başladı. Mahkeme, 2024’te İşler’in lehine kararını açıkladı. Sonraki İstinaf ve Yargıtay süreçleri de İşler’in lehine kararlarla devam etti. Temyiz süreçleriniz aleyhinizde sonuçlandı. Yargılamada gerekçe olarak imzaladığınız sözleşmenin 3’üncü maddesine vurgu yapılıyor. Sonuca göre vakıf olarak İşler’e faizle birlikte 155 milyon TL ödeme yapmanız gerekiyor. Ödeme yapmadığınız süre boyunca faiz işlemeye devam ediyor. Yargı süreci böyleyken neden bu ödemeyi yapmamayı tercih ettiniz?</strong></p>
<p>Ödemenin yapılmaması, davacı tarafı mağdur etmek amacı taşıyan bir tercih değildir. Vakfımız, hükme esas alınan taleplerin ve değerlendirmelerin hukuki ve maddi açıdan yeniden incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesi uyarınca Şubat 2026’da yargılamanın iadesi başvurusunda bulunduk. Başvurumuz henüz karara bağlanmamış, inceleme aşamasındadır.</p>
<p>Uyuşmazlığın önemli bir bölümü, kamuoyunda Papaz Evleri olarak bilinen taşınmazlardaki inşaat çalışmaları ve davacının talep ettiği masraflarla ilgilidir. Taşınmazlar 1996’daki yangında kullanılamaz hâle gelmiş ve vakfımızın girişimleriyle tek tapu altında toplanmıştır. 2006’da hak kaybını önlemek amacıyla kaba inşaatın tamamlanmasına karar verilmiş; çalışmalar 2007’de çatının kapatılmasıyla bitirilmiştir. Binanın betonarme karkası ve çatısı, kira sözleşmesinden yıllar önce vakfımız tarafından yaptırılmıştır. Buna rağmen bu imalatların maliyeti de davacının talepleri arasındadır.</p>
<p>Bir diğer uyuşmazlık, otelin restoranı olarak bilinen yapıyla ilgilidir. İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı doğrultusunda 2024’te yıkılan bu yapının inşaat bedeli ve değer artışı da talep edilmektedir. Yapının yıkıldığı mahkemeye bildirilmediğinden bilirkişi hesaplamalarının yapı hâlen mevcutmuş gibi yapıldığı kanaatindeyiz. Davacıya ait eşya ve donanımlar da kira borcu nedeniyle icra dairesince satılmış, bedeli borcundan düşülmüştür. Buna rağmen aynı eşyalar, hükme esas hesaplamalarda vakfımızda bulunuyormuş gibi değerlendirilmiş ve icra dairesinin kesinleşmiş kıymet takdirinin on katı üzerinden bedellendirilmiştir. Dava konusu taşınmazların kira gelirleri hâlen davacı tarafından tahsil edilmektedir. Bu husus ayrıca ele alınmalıdır.</p>
<p><strong>2024 yılı Ekim ayında vakfınızın avukatı Ömer Kantik, Bezciyan madağında açıklama yapmış ve Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğü’nün İşler’in kirasını ödemediği için tahliye edilmesi gerektiğine ilişkin bir yazısını okumuştu. Ancak VBM’nin İşler’in zorunlu olarak tahliye edilmesini şart koşmadığı bilgisi var. Sözleşmenin üçüncü maddesinde yer alan ’30 yıldan önce tahliye edilmesi halinde yapılan harcamalar vakıf tarafından ödenir’ şartını imzalamanıza rağmen bu tahliye gerçekleştirildi. Müdürlük tarafından gelen yazıda zorunlu tahliye ibaresi var mıydı? Tahliye işlemi yapılmadan farklı bir anlaşma yapmak düşünülmedi mi?</strong></p>
<p>Tahliye kararı ani veya keyfî bir yönetim tercihi değildi. Süreç, davacının kira yükümlülüklerini uzun süre yerine getirmemesi, sözleşmeye aykırılıklar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar birlikte değerlendirilerek gelişti.</p>
<p>Davacı 2016’da ödeme güçlüğü nedeniyle kira indirimi istedi. Vakfımızın başvurusu üzerine alınan görüş doğrultusunda Ocak 2017’den itibaren kira bedelinde yüzde 25 indirim uygulandı. Buna rağmen ödemeler düzenli yapılmadı. Kira alacakları için noter aracılığıyla altı ihtarname gönderildi; hiçbirinde tahliye uyarısı bulunmuyordu. 20 Mart 2018’de icra takibi başlatıldı. 13 Nisan 2018’de ödeme protokolü yapılınca takip durduruldu. Borçların yeniden ödenmemesi üzerine 14 Kasım 2019’da yaklaşık 13 aylık, 311 bin 400 TL tutarındaki alacak için yeni takip başlatıldı. Buna rağmen tahliye davası açmadık; çözüm yollarını denedik.</p>
<blockquote>
<p><strong>Sözleşmenin 3. maddesi, 30 yıldan önce tahliye hâlinde yapılan masrafların vakıfça karşılanmasını öngörüyor. Vakfımız sözleşmeden doğabilecek yükümlülüklerini ilke olarak reddetmiyor. Kira borçlarını ödemeyerek tahliye sürecine yol açan kiracının bu hükme dayanarak masraf istemesinin dürüstlük kuralı bakımından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Talep edilen bedelin kapsamına ve hesaplanma biçimine de ciddi itirazlarımız var.</strong></p>
</blockquote>
<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, 20 Kasım 2020 tarihli yazısında kira borçlarına rağmen tahliye ve icra işlemlerinin neden zamanında başlatılmadığını sordu ve belgelerin sunulmasını istedi. Yazıda zorunlu tahliye emri yoktu; ancak vakfın alacaklarını koruması ve gerekli hukuki işlemleri yürütmesi yönünde idari beklenti vardı. Vakfımızın icra takibinde ilk kez tahliye talep etmesi bu yazışmanın ardından gerçekleşti.</p>
<p>Davacı, sözleşmenin 6. maddesinde öngörülen bir yıllık kira bedeli tutarındaki banka teminat mektubunu da ilk yıldan sonra sunmadı. Yönetim kurulumuz tahliyeyi son çare olarak gündeme aldı. Davacı, tahliye talepli takibe itiraz etmedi, 30 gün içinde ödeme yapmadı ve tahliye kararına karşı istinafa başvurmadı. Karar kesinleşti.</p>
<p>Sözleşmenin 3. maddesi, 30 yıldan önce tahliye hâlinde yapılan masrafların vakıfça karşılanmasını öngörüyor. Vakfımız sözleşmeden doğabilecek yükümlülüklerini ilke olarak reddetmiyor. Kira borçlarını ödemeyerek tahliye sürecine yol açan kiracının bu hükme dayanarak masraf istemesinin dürüstlük kuralı bakımından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Talep edilen bedelin kapsamına ve hesaplanma biçimine de ciddi itirazlarımız var.</p>
<p><strong>Norayr İşler, dava süresince Agos’a verdiği beyanatlarda vakfa elden para verdiğini öne sürmüştü. Ancak vakıf olarak bunu reddettiniz ve konuya ilişkin açılan davanın lehinize sonuçlandığını beyan etmiştiniz. İşler ise iddiasını sürdürüyor. Bu iddialara  ilişkin bir rapor bulunuyor mu?</strong></p>
<p>Norayr İşler’in vakfa elden para verdiği ve bu paranın kendisinden önceki kiracının borcuna usulsüz biçimde mahsup edildiği iddiaları, 2021’de açılan davada incelendi. Mahkeme vakfın muhasebe kayıtlarını ve davacının dayandığı Vakıflar Bölge Müdürlüğü müfettiş raporunu değerlendirdi.</p>
<p>Kararda, davacının ileri sürdüğü ödemelere ilişkin makbuz veya dekont sunamadığı, ticari defterlerini de mahkemeye ibraz etmediği belirtildi. Mahkeme, ödemelerin yazılı delille kanıtlanması gerektiğini vurgulayarak iddianın ispatlanamadığı sonucuna vardı ve davayı reddetti.</p>
<p>Dolayısıyla elden ödeme yapıldığı veya paranın önceki kiracının borcuna usulsüz aktarıldığı iddiaları yargı kararıyla doğrulanmış değildir; ispatlanamamıştır. Vakfın muhasebe kayıtlarını sunmadığı ya da iddiaların incelenmediği yönündeki açıklamalar da kararın içeriğiyle örtüşmemektedir. Söz konusu belge genel bir denetim raporu değil, davacının dayandığı Vakıflar Bölge Müdürlüğü müfettiş raporudur.</p>
<p><strong>Tahliye işlemi gerçekleştikten sonra otelin restoranı kaçak olduğu gerekçesiyle yıkıldı. Ancak İşler, restoranın kaçak olmadığını, sözleşmede restorana dair kroki ve planların olduğunu ve izinlerin vakıf tarafından alınacağını belirtiyor. Otelin açılışında vakıf yönetim kurulu olarak yer aldınız. Plan ve krokisi belirtilen restoran nasıl kaçak yapı oluyor? Burayı açar mısınız?</strong></p>
<p>Restoran yapısının izinsiz olduğuna ilişkin tespit ve kaldırma kararı vakfımızın yönetim kurulu tarafından verilmedi. Tahliye sonrasında Fatih Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü, kilisenin</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/papazevleri-kaba-insaat-15-mart-2007.jpg" alt="" width="396" height="278">
<figcaption>Papazevleri kaba inşaat, 15 Mart 2007</figcaption>
</figure>
<p>arka bahçesindeki izinsiz uygulamaları tespit ederek koruma kuruluna bildirdi. İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 5 Temmuz 2022 tarihli kararıyla uygulamaları gerçekleştirenler hakkında 2863 sayılı Kanun kapsamında suç duyurusunda bulunulmasına ve yapının KUDEB (Koruma Uygulama ve Denetim Büroları) denetiminde kaldırılmasına karar verdi. Yapı 2024’te yıkıldı.</p>
<p>İlk kira sözleşmesine konu otel taşınmazı yaklaşık 400 metrekareydi. Restoranın inşa edildiği kiliseye ait parseldeki alan ise ek protokolle, bedelsiz olarak bahçe kullanımı amacıyla kiracıya tahsis edildi. Bu alanda yapılacak yapıların yasal gerekliliklerini yerine getirme ve izinleri takip etme sorumluluğu kiracıya aitti. Sözleşmede plan veya kroki bulunması, gerekli resmî izinlerin alındığını tek başına göstermez; izinlerin vakıfça alınacağının ileri sürülmesi de yapının ruhsatlı olduğunu kanıtlamaz.</p>
<p>Yönetim kurulu üyelerimizin açılışa katılması veya restoranda fotoğraflarının bulunması, yapının hukuki statüsünün bilindiği ya da onaylandığı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz hafta icra memurları Kilise’ye hacze geldi. Hatta kilise içerisindeki tablolar haczedilmek istendi. Vakıf sekreterliğindeki bazı eşyalar yediemine bırakıldı. Haciz tutanağında alacaklı taraf bir sonraki haciz işlemini saklı tuttuğunu ifade etti. Bezciyan Okulu’nun ve Türkiye Ermeni Patrikliği de vakfa ait ve bu yapılara da  haciz işlemi yürütülmesi riski var. Toplumda ciddi bir rahatsızlık var ve vakfa yönelik sert eleştiriler de mevcut. Tüm bunlara baktığımızda vakıf olarak bir uzlaşma zemini yaratmayı düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız sebebi nedir?</strong></p>
<p>Haciz işlemi sırasında görev yapan memurların, özellikle ibadethane bölümüne hassasiyetle yaklaştıklarını belirtmek isteriz. Kiliseye yönelik saygısızlık veya olumsuz bir tutum sergilenmedi. Tabloların haczi konusu, davacı taraf avukatlarının kilisede çok değerli tablolar bulunduğu yönündeki beyanları üzerine gündeme geldi. Yüksek maddi değere sahip tablolar bulunmadığı bildirildi; resmî envanterimiz de bunu gösteriyor.</p>
<p>Bezciyan Okulu ve kilisenin bulunduğu taşınmazlar hakkında davacı tarafın talebiyle verilmiş ihtiyati tedbir kararları bulunmaktadır. Patrikhane binası bakımından da benzer bir hukuki durum söz konusudur. Tedbir kararları fiilî haciz işlemiyle karıştırılmamalı; taşınmazların durumu devam eden süreçte değerlendirilmelidir.</p>
<p>Toplumumuzun endişesini anlıyor ve paylaşıyoruz. Bu yapılar ortak hafızamızın tarihî, kültürel ve manevi parçalarıdır; onları hukuk çerçevesinde korumakta kararlıyız.</p>
<p>Uzlaşmaya kapalı değiliz. Vakfımız sözleşmeden doğabilecek yükümlülüklerini ilke olarak reddetmiyor; ancak talep edilen bedelin kapsamına, masraf kalemlerine ve hesaplanma biçimine itiraz ediyor. Yargılamanın iadesi başvurumuzda ortaya koyduğumuz hususların değerlendirilmesini istiyoruz. Bu itirazlar ele alınmadan, kabul edilemeyecek bir tutar üzerinden uzlaşma sağlanması mümkün değildir. Amacımız, hukuki hakların ve toplumumuzun hassasiyetlerinin gözetildiği adil ve makul bir çözüme ulaşmaktır.</p>
<p><strong>Dava sürecindeki masraflar nasıl karşılandı ve süreç nasıl işledi?</strong></p>
<p>Vakfımızın bu süreçteki yaklaşımı, iyi niyet, karşılıklı anlayış ve hukuka saygı çerçevesinde hareket etmek oldu. Amacımız haklarımızı ve toplumumuzun ortak değerlerini gözeterek kalıcı çözüm bulmaktır. Pandemi dönemindeki birkaç aylık gecikmenin tahliyeye yol açtığı yönündeki açıklamalar, sürecin bütününü yansıtmıyor. Kira borçları, indirim, ödeme protokolü, ihtarnameler ve resmî yazışmalar birlikte ele alınmalıdır.</p>
<p>İyi niyetli çözüm arayışımızın somut örnekleri vardır: Davacının talebi üzerine kira bedelinde yüzde 25 indirim yaptık; 12-13 aya varan gecikmelerde gönderdiğimiz ihtarnamelerde tahliye talep etmedik. Sözleşmenin 6. maddesindeki teminat mektubu yükümlülüğü yerine getirilmediği hâlde sözleşmenin feshini istemedik. Patrik Hazretleri’nin huzurunda işletmenin devri konusunda anlaşma önerdik. Patrik Hazretleri ve toplumumuzda saygın kişilerin uzlaşma girişimlerine de açık olduk.</p>
<p>Yönetim kurulu üyelerimiz, süreç boyunca ortaya çıkan dava harçlarını, avukatlık ücretlerini, diğer harç ve teminat bedellerini, icra müdürlüklerine yapılan ödemeleri ve sair masrafları şahsen karşıladı. Bu giderlerin hiçbiri vakfımızın 2026 yılı madağında açıklanan bütçe açığına yansıtılmadı.</p>
<p>Hukuki haklarımızı korurken uzlaşma imkânını da açık tutuyoruz. Taleplerin somut belgelere ve hakkaniyetli hesaplamaya dayanması gerektiğine inanıyoruz. Vakfımız adil çözüm için sorumluluğunu yerine getirmeye hazırdır. Söyleşide dile getirdiğimiz tüm hususlara ilişkin resmî evrak ve belgeler yönetim kurulumuzda mevcuttur. Şeffaflık ilkesi doğrultusunda, bilgi almak isteyen tüm cemaat üyelerimizi her salı günü Vakıf Merkezimizde gerçekleştirdiğimiz toplantılara davet ediyoruz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Madağ sırası Dadyan’da]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/madag-sirasi-dadyanda-42396</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/madag-sirasi-dadyanda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/madag-sirasi-dadyanda-42396</guid><description><![CDATA[Okulların bütçe açıklarının kapatılması için kurulan sevgi sofralarında Feriköy Merametçiyan’dan sonra sıra Bakırköy Dadyan Okulu’na geldi. Dadyan’ın bu yılki bütçe açığı 23 milyon TL. Bakırköy Vakfı, toplumdan destek bekliyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>2026-2027 madağ sezonunda şu ana kadar üç okul için sevgi sofrası kuruldu. Sahakyan, Bezciyan ve Feriköy Merametçiyan için kurulan sofralarda açıklanan bütçe açıkları toplam 141 milyon 100 bin TL’yi buldu. Sevgi sofralarında toplam 92 milyon TL bağış toplandı ve hiçbir okulun açığı kapanmadı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>8 Kasım Pazar günü Bakırköy Dzınunt Surp Asdvadzazni Kilisesi’nde düzenlenecek Badarak ayinine Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyaset edecek. Peder Teotik Çetinkaya’nın yöneteceği ayinde Üstrahip Harutyun Damadyan ve Peder Şahen Ohanyan hazır bulunacak. Ayinde ilahiler Şef Sercan Gazeroğlu yönetimindeki Karasun Mangants Korosu tarafından seslendirilecek. Dadyan Okulu’nun bu yılki bütçe açığı 23 milyon TL. Geçtiğimiz yıl 17 milyon 500 bin TL bütçe açığı bulunan Dadyan Okulu için 14 milyon 500 bin TL bağış toplanmıştı.</p>
<p>Bakırköy Dzınunt Surp Asdvadzazni Kilisesi Vakfı Başkanı Mari Yancı ve yönetim kurulu üyesi Dr. Yeliz Öğret, gazetemizi ziyaret ederek okulun mali durumu ve eğitim kalitesi hakkında bilgi verdiler. </p>
<p>Vakıf bünyesinde 70 personelin olduğunu söyleyen yöneticiler, enflasyonist ortamın yanı sıra emekliliğe ayrılan öğretmenlerin tazminat bedellerinin bütçe açığının artmasında etkili olduğunu ifade etti. Vakıf Başkanı Mari Yancı, vakfa ait mülklerden elde edilen kira gelirlerinin giderleri karşılamadığını belirtti. Dadyan Okulu’nda geçtiğimiz yıl 367 öğrenci eğitim görüyordu. Bu yıl 345 öğrencinin eğitim aldığını söyleyen Yancı, Liseye Geçiş Sınavı (LGS) sonuçlarının kendilerini mutlu ettiğini belirtti. Vakıf yönetimi, öğrencilerin ağırlıklı olarak Bakırköy semtinden geldiğini belirterek, Ermeni okulları içerisinde en fazla öğrenciye sahip olduklarını hatırlattı. Vakıf yönetimi, velilerin bağışta bulunduğunu ancak bazı velilerin bağış yapmakta zorlandığını, sayılar da az da olsa kimi velilerin ise okul yönetimiyle iletişim içinde olmadıklarını belirtti. </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sahakyan’daki turnuvada şampiyon Bigbang]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sahakyandaki-turnuvada-sampiyon-bigbang-42394</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/sahakyandaki-turnuvada-sampiyon-bigbang.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sahakyandaki-turnuvada-sampiyon-bigbang-42394</guid><description><![CDATA[Sahakyan Okulu’ndan Yetişenler Derneği’nin eski futbolcu Garbis Bozoğlanoğlu anısına düzenlediği minyatür kale turnuvası sona erdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1 Eylül’de başlayan ve 24 takımın katıldığı turnuvanın final karşılaşmaları 1 Kasım Pazar günü yapıldı. Sahakyan Okulu bahçesinde yapılan karşılaşmaların ilki üçüncülük maçıydı. Warriors FC ile Mojne arasında oynanan karşılaşmayı Mojne kazandı ve turnuvanın üçüncüsü oldu. Turnuvada dostluk karşılaşması ile penaltı  yarışması da yapıldı. Sahakyan ile Taksim arasında oynanan veteran karşılaşmasının ardından düzenlenen penaltı yarışmasını erkeklerde Adem Kurtoğlu, kadınlarda Daniela Kaplan ve çocuklarda Arven Vural kazandı. Bigbang ile Hy-per takımları arasında oynanan şampiyonluk karşılaşması çekişmeli anlara sahne oldu. Futbolseverlerin ilgiyle takip ettiği karşılaşmadan Bigbang zaferle ayrıldı ve turnuvayı şampiyon olarak tamamladı. Turnuva tertip heyeti tarafından Bozoğlanoğlu ailesine ve Taksimspor’a katkıları için teşekkür plaketi verilirken, Aras Köseoğlu’na ‘En Genç Yetenek’, Hayki Uluk’a ‘En Değerli Oyuncu’, Sarven Mığdıs’a ‘Gol Kralı’ ve FC Pesa takımına ‘En Centilmen Takım’ ödülleri verildi. </p>
<p>Eş zamanlı yapılan junior turnuvasında ise Gentlemans takımı birinci, Red Devils takımı ikinci, Hayaks Jr takımı üçüncü ve Yerevan takımı dördüncü oldu. Turnuva, toplu hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından sona erdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Güçlü Ermenistan” lideri Samvel Karapetyan tutuklandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/guclu-ermenistan-lideri-samvel-karapetyan-tutuklandi-42410</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/05/guclu-ermenistan-lideri-samvel-karapetyan-tutuklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/guclu-ermenistan-lideri-samvel-karapetyan-tutuklandi-42410</guid><description><![CDATA[Ermeni-Rus iş insanı ve Ermenistan muhalefet partisi Güçlü Ermenistan'ın lideri Samvel Karapetyan, zimmetine para geçirme, kara para aklama ve yetkiyi kötüye kullanma suçlamalarıyla bir ay süreyle tutuklandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan'da muhalefetteki Güçlü Ermenistan Partisi lideri Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan, zimmetine para geçirme, kara para aklama ve yetkiyi kötüye kullanma suçlamalarıyla dün çıkarıldığı mahkemede 1 ay süreyle tutuklandı. </p>
<p>Karapetyan ve 35 kişi hakkında, “Ermenistan Elektrik Şebekeleri” şirketine büyük miktarda maddi zarar verilmesi, malvarlığının zimmete geçirilmesi ve kara para aklama suçlamalarıyla kamu davası açılmıştı.</p>
<p>Soruşturma Komitesi’ne göre, şirkete verilen toplam zarar 64 milyar 585 milyon dramı aşıyor.</p>
<p>Dün sabah saatlerinde Samvel Karapetyan ve aralarında Güçlü Ermenistan milletvekili yeğeni Narek Karapetyan'ın evinin de bulunduğu birçok yerde yapılan aramaların ardından gözaltına alınmıştı. </p>
<p>Karapetyan'ı yapılan suçlamaların, Ermenistan devletiyle ihtilaflı olduğu Ermenistan Elektrik Şebekeleri'nin (ENA) mülkiyetine dayalı yetki suistimali ile ilgili olduğu açıklandı.</p>
<p>Tutuklamanın ardından yapılan açıklamada, Ermenistan Soruşturma Komitesi, aynı soruşturma kapsamında Çarşamba günü 35 kişinin daha gözaltına alındığını bildirdi. Komite, Karapetyan'ı, aralarında ENA'nın üst düzey yöneticilerinin de bulunduğu ve görevlerini kötüye kullanarak 180 milyon dolardan fazla parayı zimmete geçirip çeşitli paravan şirketler aracılığıyla aklayan bir suç örgütüne liderlik etmekle suçladı.</p>
<p>Karapetyan, Haziran 2025'te, Başbakan Nikol Paşinyan ile yaşadığı çatışma sırasında Ermeni Apostolik Kilisesi'ne destek vermesinin ardından, şiddet içeren hükümet değişikliği çağrısında bulunmak ve kara para aklamak suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmıştı. Daha sonra ev hapsine alınarak serbest bırakıldı.</p>
<h4>Elektrik şirketi sahibi </h4>
<p>2025 yılında kurduğu Güçlü Ermenistan Partisi, Haziran ayındaki Ermenistan parlamento seçimlerinde oyların yüzde 23,3'ünü alarak ikinci sırada yer aldı ve parlamentoda 29 sandalye kazandı. Ancak Karapetyan, Ermenistan vatandaşlığının yanı sıra Rus ve Kıbrıs vatandaşlığına da sahip olduğu için milletvekilliği veya başbakanlık için aday olmaya uygun değil. Partisinin liderliğini de yeğeni Narek Karapetyan yapıyor. </p>
<p>Karapetyan, Ermenistan genelindeki elektrik dağıtım şirketi ENA'yı, önceki hükümet döneminde 2015'te satın almıştı. 2025'teki tutuklanmasının ardından hükümet, şirketin ulusal güvenlik ve Ermenistan vatandaşlarının günlük yaşamı için önemini gerekçe göstererek şirketi kamulaştırma yoluna gitti. Yetkililer, Karapetyan'a devralma karşılığında tazminat ödeme sözü vermişti, ancak süreç henüz tamamlanmadı .</p>
<p>ENA, Yerevan ve ülkenin diğer bölgelerindeki kötü yönetim ve sık sık yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle yaygın eleştirilerle karşı karşıya kaldı.</p>
<p>(Kaynak: ArmenPress, CivilNet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Nov 2026 10:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Önemli olan kimin güvenliği?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/onemli-olan-kimin-guvenligi-42393</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/gosteri-hakki-esit-yurttaslik-ve-yabanci-dusmanligi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/onemli-olan-kimin-guvenligi-42393</guid><description><![CDATA[Devletin şiddete karışan kişilere müdahale etme yetkisi, barışçıl katılımcıların tamamının potansiyel suçlu gibi değerlendirilmesini gerektirmez. Bir gösterinin son saatlerinde yaşanan çatışmalar, gün boyunca dile getirilen eğitim, ücret ve kamu hizmeti taleplerini ortadan kaldırmıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Fransa'da 17 Ekim'den beri süren toplumsal hareket, 31 Ekim Cumartesi günü yüz binlerce kişinin katıldığı gösterilerle devam etti. İçişleri Bakanlığı ülke genelinde 320 bin, öğrenci ve sendika örgütleri yaklaşık 560 bin katılımcı açıkladı. Paris'te göstericiler, kent merkezinden uzak bir güzergâha yönlendirildi. 565 kişinin gösteri sırasında ve 214 kişinin de gece kontrolleri esnasında polis tarafından göz altına alındığı bildirildi. Adalet Bakanı Gérald Darmanin’in açıklamasına göre, toplumsal hareketin başlamasından bu yana uygulanan adli işlemlerin yeni bilançosu şu şekilde: 4,914 adli gözaltı işlemi, 2,290 kovuşturma, 1,820 adli makamlara sevk ve 329 tutuklama, ayrıca 404 hapis kararı.</p>
<p>Aynı gün, aşırı sağcı çevrelerin göçmenlerin kitlesel sınır dışı edilmesini savunan konferansı, fiziksel toplantı yasağına rağmen çevrimiçi düzenlendi. Bütün bunlar Fransa'da gösteri özgürlüğü, güvenlik politikaları ve eşit yurttaşlık tartışmalarını alevlendirdi.</p>
<h4>Üçüncü büyük gösteride yüz binler sokakta</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/thumbs-b2-566b5c09f0f086bf009a5a5e041caef6.webp" alt="Fransa Paris öğrenci protesto" width="512" height="341">
<figcaption>Paris'te öğrenci protestoları. Fotoğraf Anadolu Ajansı-Luc Auffret</figcaption>
</figure>
<p>Gençlerin, üniversite öğrencilerinin ve sendikaların öncülüğündeki hareketin talepleri arasında hayat pahalılığı, alım gücünün düşmesi, eğitim kurumlarının yetersiz kaynakları ve kamu hizmetlerindeki sorunlar var. Son haftalarda bunlara gösteri hakkının güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılması da eklendi.</p>
<p>Resmî makamlar katılımın, 24 Ekim'deki yürüyüşe göre daha az olduğunu söyledi. Sanki katılım gerçekten azalmış olsa, hükümetin henüz karşılamadığı talepler de önemini yitirecekmiş gibi.</p>
<p>Gösterilerin büyük bölümü sakin geçti. Ancak günün sonunda Paris, Marsilya ve Grenoble'da bazı gruplarla polis arasında çatışmalar yaşandı. </p>
<h4>Marsilya: Yasaklanan yürüyüşe 10 bin kişi katıldı</h4>
<p>Bouches-du-Rhône Valiliği'nin belirli bölgelerde gösterileri yasaklamasına rağmen yaklaşık 10 bin kişi Place des Réformés'de toplandı. Liseliler, üniversiteliler, sendika üyeleri, emekliler ve çalışanlar, resmen bildirilmiş bir güzergâhı izlemeyen yürüyüşe katıldı.</p>
<p>Le Monde muhabirinin aktardığına göre yürüyüş başlangıçta sakindi. Polis ve jandarma, zırhlı araçlar ve tazyikli su araçlarıyla kalabalığın Vieux-Port ve ticaret bölgelerine ilerlemesini engelledi. Saat 16.30 dolaylarında bazı göstericilerin taş atması üzerine polis göz yaşartıcı gaz ve diğer müdahale araçlarını kullandı. Akşam La Plaine çevresinde barikatlar kuruldu, polis kalabalığı dağıtmak için gaz ve ses bombalarına başvurdu. Belediye Başkanı Benoît Payan, kent sakinlerinden güvenliklerini gözetmelerini ve acil ekiplerin çalışmalarını kolaylaştırmalarını istedi.</p>
<p>Marsilya'da aynı anda iki gerçek vardı: Yasak kararına rağmen taleplerini duyurmak isteyen binlerce insan ve günün bitiminde şiddet eylemlerine karışan ufak gruplar. Bunları birbirine karıştırmak, barışçıl göstericilerin siyasi taleplerini görünmez kılma riski taşıyor.</p>
<h4>Paris: Göstericiler neden merkezden uzaklaştırıldı?</h4>
<p>Sendikalar ve öğrenci örgütleri, Bastille'den Nation'a uzanan geleneksel güzergâhta yürümek istedi. Paris Valiliği, önceki olayları ve kamu düzeni riskini gerekçe göstererek talebi reddetti. Porte de Bagnolet ile Porte de Charenton arasında, Boulevards des Maréchaux üzerinden geçen alternatif bir güzergâh önerdi.</p>
<p>Karar yargıya taşındı. Paris İdare Mahkemesindeki başvurunun ardından Danıştay, 31 Ekim sabahı valiliğin belirlediği güzergâhı hukuka uygun buldu. Yetkililere göre amaç, gösteri hakkını kaldırmadan kamu düzenini korumaktı. Sendikalar ise yürüyüşün kent merkezinden uzaklaştırılmasının görünürlüğünü azalttığını savundu.</p>
<p>Bu itiraz yalnızca hangi caddede yürüneceğiyle ilgili değil. Gösteri özgürlüğünün işlevlerinden biri, yurttaşların taleplerini kamusal alanda görünür kılabilmesidir. Bir güzergâh sınırlaması hukuken mümkün olsa bile, tedbirin gerekli ve orantılı olup olmadığı ayrıca tartışılabilir.</p>
<h4>70 bin güvenlik görevlisi</h4>
<p>31 Ekim için ülke genelinde 70 bin polis ve jandarma görevlendirildi. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, sosyal medyadaki şiddet ve yağma çağrılarını gerekçe gösterdi; 40 bin güvenlik kontrolü yapıldığını açıkladı.</p>
<p>Paris'te Porte de Charenton yakınlarında yürüyüşten sonra çatışmalar çıktı. Valiliğe göre dört polis ve bir jandarma yaralandı. Nuñez, bir jandarmaya molotof kokteyli atılmasını cinayete teşebbüs olarak nitelendirdi. Ancak bu, ceza sorumluluğunun mahkemece kesinleştirildiği anlamına gelmiyor. Göstericilerin yaralanmalarına ilişkinse ülke çapında kapsamlı, bağımsız bir bilanço bulunmuyor.</p>
<p>Marsilya ve Grenoble'daki müdahaleler de kullanılan gücün ölçülülüğü sorusunu gündeme getiriyor. </p>
<p>Devletin şiddete karışan kişilere müdahale etme yetkisi, barışçıl katılımcıların tamamının potansiyel suçlu gibi değerlendirilmesini gerektirmez. Bir gösterinin son saatlerinde yaşanan çatışmalar, gün boyunca dile getirilen eğitim, ücret ve kamu hizmeti taleplerini ortadan kaldırmıyor. Titiz ve tarafsız birer hukuki değerlendirme hem göstericilerin hem güvenlik görevlilerinin eylemlerini ayrı ayrı ele almalı; şiddeti kimin uyguladığını, müdahalenin hangi koşullarda gerçekleştiğini ve kullanılan gücün orantılı olup olmadığını ortaya koymalıdır.</p>
<h4>Aynı gün aşırı sağın göçmen karşıtı konferansı</h4>
<p>Sokaklarda gösteri özgürlüğü tartışılırken Paris yakınlarındaki Le Plessis-Robinson'da aşırı sağcı Polémia kuruluşunun "Remigration – Ouvrons le débat/Geriye göç – Tartışmayı başlatalım" konferansı gündemdeydi. Hauts-de-Seine Valiliği fiziksel toplantıyı kamu düzeni riski gerekçesiyle yasakladı. Organizatörlerin acil yargı başvurusu 30 Ekim'de reddedildi.</p>
<p>“Remigration”, Avrupa aşırı sağında göçmenlerin kitlesel biçimde ülkeden çıkarılmasını savunan çevrelerin kullandığı bir kavram. Savunucuları bunu göç politikası olarak sunuyor; eleştirmenler ise etnik ve kültürel kökene dayalı dışlamayı meşrulaştırdığını belirtiyor. Konferansın arkasındaki Polémia, aşırı sağcı Jean-Yves Le Gallou'nun yönettiği kimlikçi bir kuruluş. Sosyalist Parti, La France Insoumise ve Fransız Komünist Partisi temsilcileri, konferansın yasaklanmasını talep etmişti.</p>
<p>Konferans 31 Ekim'de internet üzerinden yapıldı. Böylece fiziksel toplantı engellense de göçmen karşıtı görüşler dijital ortamda yayıldı. Yabancı düşmanlığı artık yalnızca sokakta değil, dijital yayınlarda ve siyasi ağlarda da dolaşıma sokuluyor.</p>
<p>Le Monde'un araştırması ise, Ulusal Birlik (RN) Partisi içinde, potansiyel karşı protestocuları tespit edip uzaklaştırmakla görevli "Mobil Eylem Grubu 75" olarak adlandırılan bir iç şok birliğinin faaliyet gösterdiğini ortaya koydu. Bu iç şok biriminin, Marine Le Pen'in Orléans'taki kampanya açılışı sırasında karşı protestocuları tespit edip uzaklaştırma amacıyla sahada yer aldığı belirtildi.</p>
<h4>Trappes saldırısı: Yabancı düşmanlığı yalnızca söylem mi?</h4>
<p>Bu tartışmalar, 23 Ekim'de Yvelines bölgesindeki Trappes ve La Verrière'de gerçekleşen ırkçı ve Müslüman düşmanı silahlı saldırının hemen ardından yaşandı. Saldırıda 26 yaşındaki Pengo Bossio Wangi öldü, yedi kişi yaralandı.</p>
<p>Şüpheli Kévin T. tutuklandı. Savcılığın açıklamalarına göre şüpheli, Müslüman, Afrikalı ve Kuzey Afrikalı olarak algıladığı kişileri hedef aldığını sorgusunda kabul etti. Trappes'deki anma toplantılarında siyasi ve medya söylemlerinin yabancı düşmanlığını besleyip beslemediği tartışıldı.</p>
<p>Belediye Başkanı Ali Rabeh, göçmenleri ve banliyö sakinlerini ülkenin sorunlarının kaynağı gibi gösteren açıklamaları eleştirdi. </p>
<p>Göçmenlerin, Müslümanların, siyahların ve banliyö gençlerinin sürekli güvenlik sorunu olarak temsil edilmesi, yalnızca dil meselesi değil elbette, eşit yurttaşlığın gündelik hayatta ne anlama geldiğiyle de ilgili. Bir insanın kendi ülkesinde kökeni nedeniyle sürekli kendini açıklamak zorunda kalması, hangi eşitlik anlayışıyla bağdaşır, sorusu henüz hükûmet tarafından yanıtlanmadı.</p>
<h4>Öğrenciler 3 ve 5 Kasım'da yeniden harekete geçiyor</h4>
<p>31 Ekim gösterilerinin hemen öncesinde, 30 Ekim gecesi Eğitim Bakanı Édouard Geffray liselilere iki sayfalık açık mektup yayımladı. Gençlerin gelişimini destekleme sorumluluğundan söz eden mektup, yeni bir bütçe kararı veya yasalaşmış eğitim reformu içermiyordu.</p>
<p>Union syndicale lycéenne (USL) ve Union étudiante, açıklanan eğitim paketini yetersiz bularak 3 ve 5 Kasım'da lise ve üniversitelerde boykot çağrısı yaptı. </p>
<p> USL’in 2 Kasım saat 09.30 verilerine göre kısmi boykotlar da dahil, 150'den fazla okulda boykot olduğunu açıklandı. </p>
<p>3 Kasım saat 14.00 de ise, valiliğin izin vermemesine rağmen 184 okul boykotu sürdürüp Paris sokaklarına indi. Katılımın 30 bin kişiyi bulması bekleniyor.</p>
<p>5 Kasım'da büyük sendikaların çağrısıyla ülke çapında genel grev ve gösteriler planlanıyor.</p>
<h4>Kimin sesi duyuluyor?</h4>
<p>Yürüyüşü düzenleyenlerin hepsi, Fransa'da kimin sesinin kamusal alanda duyulduğu ve kimin güvenliğinin öncelikli sayıldığı sorusunu gündeme getiriyor. Bir yanda haklarını talep etmek için sokağa çıkan yüz binler, diğer yanda kamu düzeni adına getirilen sınırlamalar var. </p>
<p>Buna, kökeni nedeniyle şüpheyle karşılandığını hisseden yurttaşların eşitlik talebi de eklendi: Eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama, etkin önlemler alınmadan, güvenlik politikalarının gölgesinde nasıl korunacak?</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 15:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir ardıç ağacının gölgesinde beş ülkelik yolculuk]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-ardic-agacinin-golgesinde-bes-ulkelik-yolculuk-42392</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/bir-ardic-agacinin-golgesinde-bes-ulkelik-yolculuk.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-ardic-agacinin-golgesinde-bes-ulkelik-yolculuk-42392</guid><description><![CDATA[Yolcu Tiyatro’nun yeni oyunu “Ardıç Ağacı”, kasım ayında Hollanda, Almanya, İsviçre, Fransa ve Türkiye’de seyirciyle buluşacak. Ersin Umut Güler’in yönettiği ve oynadığı oyun, Avrupa turnesinin ardından Türkiye’nin farklı şehirlerinde sahnelenecek. Ahmet Sami Özbudak’ın “Zâkir” adlı metninden uyarlanan “Ardıç Ağacı”, kendisine “rüya koruyucusu” diyen Ali karakterinin hikayesini merkeze alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yolcu Tiyatro’nun yeni oyunu “Ardıç Ağacı”, kasım ayında beş ülkede sahneye çıkmaya hazırlanıyor. Oyunun turnesi, 14 Kasım’da Hollanda’nın Amsterdam kentinde başlayacak. Amsterdam ve Arnhem gösterimlerinin ardından Almanya’nın Siegen, İsviçre’nin Winterthur ve Fransa’nın Paris kentinde sahnelenecek oyun, 27 Kasım’da Ankara Kült Sahne’de seyirciyle buluşacak.</p>
<h4>Bir “rüya koruyucusu”nun hikâyesi</h4>
<p>Oyunun merkezinde kendisine “rüya koruyucusu” diyen Ali yer alıyor. Ali, hayalî kahramanı Turna’yla sohbetleri, eski dostları, tanıdık ezgiler ve sihirli anlar eşliğinde geçmiş ile bugün arasında dolaşıyor. Tahta kılıçlarla oynadığı sokaklardan kalabalık meydanlara uzanan hikâyesini, hayalle gerçeğin iç içe geçtiği anlarla anlatıyor.</p>
<p>Âşık olduğunda başkaları için kurduğu cümlelerin kendisine yetmediğini fark eden Ali’nin yolculuğuna bir umut eşlik ediyor: Bir ardıç ağacının altında sevdikleriyle aynı hayata sığabilmek.</p>
<p>Ahmet Sami Özbudak’ın “Zâkir” adlı oyunundan uyarlanan “Ardıç Ağacı”nı Ersin Umut Güler yönetiyor ve oynuyor. Tek perde ve 55 dakika süren oyun, 12 yaş ve üzeri seyircilere yönelik.</p>
<h4>Turne aralık ayında da sürecek</h4>
<p>Kasım ayındaki gösterimlerin ardından “Ardıç Ağacı”, aralık ayında Diyarbakır, Mardin, Batman, Gaziantep, Antakya, Adana ve Mersin’de sahnelenecek. Turnelerin ardından oyun, İstanbul’da henüz açıklanmayan tarihi bir mekânda seyirciyle buluşacak.</p>
<h4>Yolcu Tiyatro’nun üretim yolculuğu</h4>
<p>2012’de İstanbul’da kurulan Yolcu, tiyatro merkezli üretimlerini farklı sanat disiplinleriyle buluşturan bağımsız bir sanat yapısı olarak çalışmalarını sürdürüyor. Oyunculuk, hareket, dijital görüntü, müzik ve mekânı üretimin temel bileşenleri arasında gören topluluk, çağdaş metinler ve yeni sahneleme biçimleri üzerine çalışıyor.</p>
<p>“Kapıların Dışında” ile başlayan üretim yolculuğunda “Karanlığın Ötesinden Gelen Sesler”, “Joko’nun Doğum Günü”, “Kürklü Venüs”, “Gomidas”, “Muhammed Ali” ve “Zâkir” gibi yapımları seyirciyle buluşturan Yolcu’nun işleri, bugüne kadar farklı tiyatro ödül jürilerinden 25’in üzerinde ödül aldı. Topluluğun yapımları, Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra Avignon Tiyatro Festivali gibi uluslararası festivallerde de sahnelendi.</p>
<h4>Kasım turnesi takvimi</h4>
<p>“Ardıç Ağacı”nın kasım turnesi 14 Kasım’da Amsterdam’daki Ru Paré Theaterzaal’da başlayacak. Oyun, 15 Kasım’da Arnhem’deki Buurthuis De Overkant’ta, 20 Kasım’da Almanya’nın Siegen kentindeki Alevitische Gemeinde und Kulturzentrum e.V.’de, 22 Kasım’da İsviçre’nin Winterthur kentindeki WAKM’de ve 23 Kasım’da Paris’teki Théâtre du Gymnase Marie Bell’de sahnelenecek. Turnenin kasım ayındaki son durağı ise 27 Kasım’da Ankara Kült Sahne olacak.</p>
<p>“Ardıç Ağacı”nın bilet bilgilerine Yolcu Tiyatro’nun sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["DEM Partili yol arkadaşlarımın onurlu duruşunu yürekten selamlıyorum"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dem-partili-yol-arkadaslarimin-onurlu-durusunu-yurekten-selamliyorum-42391</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/dem-partili-yol-arkadaslarimin-onurlu-durusunu-yurekten-selamliyorum.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dem-partili-yol-arkadaslarimin-onurlu-durusunu-yurekten-selamliyorum-42391</guid><description><![CDATA[DEM Parti’nin “Kent Uzlaşısı” kapsamında seçilen belediye meclis üyelerinin partiye katılma kararını değerlendiren tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, DEM Partili meclis üyelerinin baskılara rağmen sergilediği “onurlu duruşu” selamladı. Şahan, “Farklılıklarımızla ortak bir geleceğe sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti, 2 Kasım’da yaptığı açıklama ile 31 Mart seçimlerinde “Kent Uzlaşısı” stratejisiyle seçilen belediye meclis üyelerinin parti çatısı altına katılacağını duyurmuştu. </p>
<p>Yapılan açıklamada geçen iki buçuk yıllık süreçte yerel yönetimlere yönelik operasyonlar gerçekleştirildiği, çok sayıda belediyeye kayyım atandığı, belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklandığı ve belediyelerin bu müdahaleler sonucunda el değiştirdiği belirtilmiş,  ayrıca partiler arası geçişler ve istifaların yaşandığına dikkat <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kent-uzlasisi-meclis-uyelerinden-dem-partiye-katilma-karari-42358" target="_blank" rel="nofollow noopener">çekilmişti.</a></p>
<p>Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, DEM Parti'nin 'Kent Uzlaşısı' kapsamında seçilen belediye meclis üyelerinin partilerine katılması kararı üzerine avukatları aracılığıyla bir açıklama paylaştı.</p>
<p>Şahan, DEM Partililerin artık uzlaşının ruhunu kendi gruplarının çatısı altında yaşatacağını belirtirken "Bazıları bunu bir ayrılık diye okuyacak. Oysa Kent Uzlaşısı’nın, Türkiye İttifakı’nın derdi hiçbir zaman herkesin aynılaşması olmadı" dedi. </p>
<p>Şahan, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: </p>
<p>"31 Mart seçimlerinde biz herkesin kendi sözüyle, kendi kimliğiyle bu kentin yönetiminde eşit yer bulabileceği bir meclis hayaliyle yola çıktık. Bu hayalin bedelini de hep birlikte ödedik. Seçilmişlerin yerine kayyumlar atandı,  tutuklandık. Tüm baskılara rağmen birbirimize verdiğimiz söze, İstanbul halkının iradesine ve birlikte yönetme sorumluluğuna vazgeçmeden sahip çıkan DEM Partili yol arkadaşlarımın onurlu duruşunu yürekten selamlıyorum. Aynı sıralarda da otursak ayrı sıralarda da, farklılıklarımızla ortak bir geleceğe sahip çıkmaya devam edeceğiz. Türkiye İttifakı ile İstanbul’da açtığımız yolun, bu ülkenin barışına da böyle böyle uzanacağına inanıyorum. Meclislerden mahallelere, mahallelerden bütün Türkiye’ye..."</p>
<p>Şahan sözlerini "Bu ülke hepimizin. Geleceği de birlikte kuracağız" diyerek tamamladı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sütliman Gürültü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sutliman-gurultu-42389</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/05/sutliman-gurultu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sutliman-gurultu-42389</guid><description><![CDATA[İstanbullu Ermeni genç bir ressamın hayatı, tanıklıkları duvarlara yansımış: Ada, doğa, aile, kilise, konser ve edebiyat bir arada. Bazen kâğıt, bazen tuval, bazen de bakır plakalar üzerinde hayat bulan renkler ve desenler, zihne olduğu kadar göze de sesleniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Her gün, geleceğin biraz daha iyi olacağına dair küçük umutlarla yaşıyoruz. Farkında olarak ya da olmayarak; içinde doğruyu, güzeli ve iyiyi barındıran bir şarkının, bir tarifin, bir görüntünün ya da bir sözün peşine düşüyoruz. Ben de tam bu arayışın izinde, eserlerinde gelecekte yapacaklarının vaadini taşıyan; rengi taşan, titreşimi yayılan, hareketi sükûnetle buluşturan bir ressamla tanıştım.</p>
<p>30 Ekim Cumartesi günü, arkadaşımla Harbiye’den yürüyerek vardığımız İMÇ binası, bizi sütliman açık hava koridorlarından alıp Kirkor Dabanyan’ın sergisinin tatlı gürültüsüne taşıdı.</p>
<h4>İlk kişisel sergi</h4>
<p>Resim yapmaya duyduğu isteği, kararlılığı ve bu uğraşın içten gelen otantik ihtiyacını fark etmemek mümkün değil. Kirkor’un ilk kişisel sergisi, yalnızca eserlerin kendisine ait olmasıyla değil, bütün tasarımı ve yerleşimiyle de kişisel bir alan açıyor. Süreci sonuca dahil eden sergileme düzeni; dipnotları, bağlantıları, kitap alıntıları, zihnindeki sorular, Zaven Biberyan, boya ve bakırla birlikte bir düşünce dünyasını da sergi alanına taşıyor.</p>
<p>Kirkor sorular soruyor. Kendine, bize, hepimize… Kalabalıklarla, yetişmeler ve yetişememelerle ilgili… Aktarmak ve biriktirmekle, kalmak ve terk etmekle ilgili sorular bunlar. Serginin başlığı da olan ‘Sütliman Gürültü’, tekinsiz ve tehlikeli olduğu kadar huzurlu ve ahenkli bir dünya sunuyor. Kendi içinde bir ritmi var. O ritmi keşfetmek ise sergi gezgininin en büyük keyfi.</p>
<p>Birbirinden güzel renkler ve etkileyici kompozisyonlar arasında dolaşırken izleyici de bir resimden diğerine sıçrıyor. Birinin içine yakın plan girip detayını büyütürken, bir başkasında merceği uzaklaştırıyor, bütün resmi görüyor. Eserler arasındaki bu hareket, Kirkor’un resim değil, titreşim olarak tanımladığı hızlı hareketleri ve kalabalıkları birbirinden güzel tablolara dönüştürüyor.</p>
<p>Bir yıl önceki atölye ziyaretimde, bugün sergide gördüğüm tabloların bir kısmıyla karşılaşma fırsatım olmuştu. Özellikle Zıvartnots Korosu konserini konu alan tablo aklımda kalmıştı. Kumkapı’da gerçekleşen o konserin izleyicileri arasında ben de vardım. O unutulmaz gecenin bir tabloya dönüşmesi, bana Sureniants’ın tarihe not düşen tablolarını hatırlattı. Sergide, bu eserin yanı sıra, yakın plana alınmış detayların ayrı tablolarda yeniden ele alınarak daha da zenginleştiğini görmek ayrıca güzeldi.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/kirkor-dabanyan-sarem-kulegec-sesetyan.jpg" alt="" width="443" height="591">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Kirkor Dabanyan, Sarem Külegeç Şeşetyan.</span></figcaption>
</figure>
<h4>Maviye dair bir pasaj</h4>
<p>Sergide dikkatimi çeken kitap alıntılarından biri de maviye dair bir pasajdı. Uzaktan yoğun görünen bir rengin ya da duygunun, yaklaştıkça yok oluşuna; denizin mavisine, gökyüzünün mavisine, bulutun beyazına ve arzunun seyrelmesine dair... Mesafeden bakıldığında yoğunlaşan, güçlenen bir renk ya da duygu, içine girdikçe görünmez olabilir mi? Belki de serginin kendi içindeki çelişkilerinden, güzelliklerinden biri tam da burada saklı.</p>
<p>Kirkor’la ilk kez Larissa Araz’ın ‘In Hoc Signo Vinces’ sergisinin duvarlarında karşılaştım. Kömürle çizdiği doğa, manzara, tepeler ve kiliseler hemen dikkatimi çekmişti. O günden beri Tokatlıyan Han ve Tütün Deposu gibi mekânlarda katıldığı karma sergileri ve küratörlük deneyimlerini takip etmeye çalışıyorum.</p>
<p>Atölye ziyaretimde Kirkor’un çalışma pratiğini, dönemdaşlarıyla etkileşimini, en önemlisi de arayışını ve sorgulayışını yakından görmüştüm. Giderek dijitalleşen, yerleştirme ve kavramsal sanata evrilen güncel sanat ortamında; konvansiyonel tekniği, boyayı, boyamayı, çizimi ve kalemi seven genç bir sanatçıyla karşılaşmak ayrıca mutluluk verici.</p>
<h4>Duvarlara yansıyan tanıklıklar</h4>
<p>İnsan sergi alanına girdiği ilk andan çok kişisel bir alana girdiğini hissediyor. İstanbullu Ermeni genç bir ressamın hayatı, tanıklıkları duvarlara yansımış: Ada, doğa, aile, kilise, konser ve edebiyat bir arada. Bazen kâğıt, bazen tuval, bazen de bakır plakalar üzerinde hayat bulan renkler ve desenler, zihne olduğu kadar göze de sesleniyor. Estetik, sanki kendiliğinden ortaya çıkmış gibi; oysa önümüzde duran, çok çalışmanın ve arayışın doğal bir sonucu.</p>
<p>İstanbul’daki Hay hamaynk (Ermeni toplumu)  sanat ortamının ressam ve sanatçılara daha fazla destekle, daha çok merak ve istekle yaklaşması dileğiyle… Kirkor’a bu güzel ilk kişisel sergi için içten tebrikler.</p>
<p><em>Not: Sütliman Gürültü başlıklı sergi 5 Aralık 2026’ya kadar ziyaret edilebilir.</em></p>
<p>(Adres: İMÇ 5. Blok no:5556 / Fatih)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Göç ve ev arayışı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/goc-ve-ev-arayisi-42387</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/11/04/goc-ve-ev-arayisi-1.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/goc-ve-ev-arayisi-42387</guid><description><![CDATA[]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Parrhesia Kolektif üyeleri olarak göç deneyimlerimiz üzerine düşünmeye ve yazmaya başladığımızda, kendi deneyimimi bu anlatılar içinde nereye yerleştireceğimi tam bilemedim. Talin Suciyan’ın bir önceki yazısında hatırlattığı, Ermenilerin kuşaklar boyunca hayatına eşlik eden göç etme, edememe ve başka bir yerde hayat kurma ihtimali, beni de kendi göç deneyimime yeniden bakmaya çağırdı. Benim hikâyemde öğrencilik, evlilik ve göç iç içe geçiyordu.</p>
<p>Yirmi bir yaşında, İstanbul’dan New York’a yerleşmek üzere ayrılmıştım. Erken bir evlilikle birlikte üniversite eğitimimi feminist geleneğiyle tanınan Barnard College’da sürdürmeyi planlıyordum. Kendi seçimimle gidiyordum; fakat bu seçimin gündelik hayatta nasıl bir karşılığı olacağını henüz bilmiyordum. İstanbul’dan gelen genç bir Ermeni kadın olarak, yanımda taşıdığım dillerin ve aidiyetlerin yeni hayatımda nasıl karşılanacağını da orada öğrenecektim. Şehrin ritmini, ilişkilerini ve mesafelerini öğrenmeye çalışırken, geride bıraktığım hayatla bağımı mektuplarla sürdürüyordum. İnternetin ve e-postanın gündelik hayatımıza henüz girmediği yıllardı. Aileme ve arkadaşlarıma yazmak üzere masaya oturduğumda, ne anlatacağımı bilemediğim olurdu. Yalnızlığımı ve kaybolmuşluğumu hangi kelimelerle aktarabilirdim? Gündelik hayatımdan neler seçebilirdim? Bunlar cevabını bilmediğim sorular olarak kalıyordu bende.</p>
<p>Gitmeden İngilizcemin iyi olduğunu düşünürdüm. Yine de dersleri takip etmek, konuşulanları anlamak ve sınıf içinde söz almak beklediğimden zordu. Bir dili bilmekle o dilin içinde rahatça hareket edebilmek arasındaki mesafeyi orada hissettim. İstanbul’daki kısa üniversite deneyimimde alıştığım öğrenciler arası dayanışmayı da arıyordum. Bir derste hocamızın aksanı nedeniyle anlayamadığım bir terimi yanımdaki öğrenciye sormuştum. Sırtını dönmüş ve aceleyle defterinin üzerini kapatıvermişti. Çok basit bir hareket olarak görünse de bu anın ağırlığını hala hatırlarım. Sözcüğü anlayamamış olmanın güçlüğüne, yardım istemenin karşılıksız kalması eklenmişti. </p>
<p>Türkiye’den geldiğimi söylediğimde karşılaştığım sorular da bu yabancılık hissine ekleniyordu: “Okula deveyle mi gidiyorsunuz?”, “Pantolon giyebiliyor musunuz?” Bir de tekrar tekrar duyduğum şu söz vardı: “Ne kadar tatlı bir aksanınız var, nerelisiniz?”. Zamanla beni öfkelendiren bu ifadede bir mesafe hissediyordum. Söylediklerimin önüne, sesimin nereden geldiği geçiyordu. İçinden geldiğim coğrafyayı egzotikleştiren bu oryantalist bakışın hazır imgeleri arasında kendi hikâyeme nasıl yer açabileceğimi bilemiyordum.</p>
<p>Biraz olsun evde hissedebilmek umuduyla üniversitedeki Ermeni Öğrenci Kulübünün toplantısına gitmeye karar verdim. Ermenice konuşabileceğim, New York’taki Ermenilerle bağ kurabileceğim bir ortam hayal etmiştim. İngilizce anlamaya ve kendimi anlatmaya çalışarak geçen günlerin ardından, tanıdık bir dilin içinde güvende hissedebileceğimi düşünüyordum. Ancak toplantı mekânının kapısında kendimi, Ermenice bilmeyen bir kulüp üyesi tarafından İstanbul’dan gelen bir Ermeni olarak sorgulanırken buldum. Nereden geldiğim ve varlığım hoş karşılanmamıştı. O karşılaşmayı dışlanma olarak yaşadım. Bir daha geri dönmek istemedim. Bu karşılaşma, bugün göç deneyimimi düşünürken üzerinde en çok durduğum, biraz da canımı acıtan anılardan biri. Kendimi anlatabileceğim bir ilişki henüz kurulmadan, dışarıda kalmış hissediyordum. Bugün o ortamların nasıl olduğunu bilmiyorum. Belleğimde kalan, yakınlık umuduyla yaklaştığım bir kapıdan geri dönüşüm. O kapıda yaşadıklarım, Ermeniliğin farklı coğrafyalarda aldığı biçimleri ve birbirimizin deneyimine ne kadar yer açabildiğimizi hâlâ düşündürüyor. </p>
<p>Lisansın ardından Columbia Üniversitesi’nde yüksek lisans için Alman Dili ve Edebiyatına yönelmemin anlamını da bugün yeniden düşünüyorum. Almanca ilk öğrendiğim yabancı dildi. New York’ta bu dile yönelmek, tanıdık bir sesin izini sürmek miydi? Bu tercihin içinde bir ev arayışı bulunmuş olabilir. O yıllarda Georg Lukács’ın Roman Kuramı’nda karşılaştığım “transandantal evsizlik” (transcendental homelessness) kavramının bende uyandırdığı yakınlığı hatırlıyorum. Lukács, modern insanın kendisiyle dünya arasında hazır bir anlam bütünlüğü bulamayışını düşünüyordu. Romanın biçiminde, anlamın aranması gereken bir dünyada yaşayan insanın durumunu görüyordu.</p>
<p>Ben bu kavramı okurken kendi hayatıma dönüyordum. İçinde bulunduğum dünyayla aramda, nasıl aşacağımı bilemediğim bir açıklık vardı. Dili öğrenmeye, dersleri anlamaya, ilişkiler kurmaya çalışıyordum. Yine de bütün bunların içinde kendimi nereye yerleştireceğimi kestiremiyordum. Lukács’ın kavramı, yaşadığım ve henüz adlandıramadığım bir duyguya yaklaşmamı sağlıyordu. Bu kavramla kurduğum bağ, kendi deneyimimden doğan bir okumaydı. Ermenilerin tarihinde göçün ve yerinden edilmenin somut koşulları, kendilerine özgü tarihsel ve siyasal ağırlıklarını taşıyor. Ben Lukács’ın satırlarında, kendi hayatımda hissettiğim yabancılığın bir yankısını bulmuştum. Okuduklarım, gündelik karşılaşmalar içinde duyduğum fakat anlatmakta zorlandığım bir hâle söz veriyordu.</p>
<p>Lukács’ın da başvurduğu Novalis’in, felsefeyi ev özlemiyle, insanın her yerde evinde olma arzusuyla ilişkilendiren sözü bu arayışa eşlik ediyordu. Benim için o yıllarda bu arzunun oldukça gündelik karşılıkları vardı: Bir derste çekinmeden soru sorabilmek, aksanımın ötesinde duyulabilmek, Ermenice konuşmak istediğim bir ortamda kendime yer bulabilmek. Ve en önemlisi de İstanbul’dan taşıdığım hayatın, yeni karşılaştığım insanlar tarafından merakla dinlenebilmesini istiyordum.</p>
<p>İlk evliliğim yürümeyince eğitimimi yarım bırakarak İstanbul’a döndüm. Yıllar sonra yeniden gidip yüksek lisansımı tamamlayabildim. Geçen zamanı ve yarım kalmışlığın bilgisini de taşıyordum. O ilk yıllarda yaşadığım yabancılık ise belleğimde kaldı.Şimdi o genç kadına baktığımda, kendi seçimiyle çıktığı yolda ne kadar yalnız kalabildiğini daha iyi anlıyorum. İstanbul’dan getirdiği Ermeniliğiyle, dilleriyle, yakınlık kurma isteğiyle kendine bir hayat açmaya çalışıyordu. O gün yazamadığı mektupların başında biraz daha durmak istiyorum. Bu yazı da belki, o zaman anlatmakta zorlandıklarına yıllar sonra açılan bir yer.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gerçeği anlatmanın onarıcı gücü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/gercegi-anlatmanin-onarici-gucu-42386</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/gercegi-anlatmanin-onarici-gucu-42386</guid><description><![CDATA[Çiğdem içeride de dışarıda olduğu gibi… Neşesi, keskin ama mizahi dili, etrafına eleştirel bakışı, dikkati ve bunları inanılmaz canlı bir biçimde ifade edişi ile hep aynı, hep bildiğimiz gibi… Ama bence kitap, yalnızca içeriden içeriye, diğer yandan içeriden dışarıya, içimize bakmakla kalmıyor, okuyanı da kendi içine bakmaya davet ediyor, sorgulamaya, kendiyle yüzleşmeye, düşünmeye…]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çiğdem’in kitabı, okuyup bitirdiğim günden bu yana okuyup bitirdiğim diğer kitaplardan farklı bir yerde, tam yanı başımda duruyor. Hani öyle kitaplar vardır ki okursunuz ama uzun süre ayrılamazsınız, okunmuş kitap muamelesi yapamazsınız, elinizin altındadır, zaman zaman onu okşarsınız. Tam da öyle işte.</p>
<p>Çiğdem bunu nasıl başarıyor bilemiyorum, kitaptaki yazıları daha önce okumuş olsanız dahi ilk defa okuyormuş hissi veriyor, elinizden bırakamıyor, soluk soluğa okuyorsunuz. Kitapta anlatılanlar zihninizden uçup gitmiyor, uzun süre üzerinde düşündürmeye devam ediyor.</p>
<p>Çiğdem Mater’in “Tuhaf, Saçma, Neyse… İçeriden dışarıya bakmak” isimli kitabıdır sözünü ettiğim.</p>
<p>Kitabını, “Hayatın verebileceği en iyi arkadaşa, annem Nadire’ye…” sözleriyle annesine ithaf etmiş Çiğdem. Sevgili Nadire Mater, benim kadim dostum, arkadaşımdır. Sonra yıllar içinde Nadire’nin biricik kızı Çiğdem de benim arkadaşım oldu, ışıltılı kişiliğiyle, zekasıyla, neşesiyle hayatımın önemli bir parçası…</p>
<p>Kitabın adını şöyle açıklıyor:</p>
<p>“Tutuklandığımız günden beri, 500 gündür gündelik hayatta en çok kullandığım üç kelime: Tuhaf, saçma, neyse. Kabul edin duruma uygun… Benim güzel, beş harfli sözcüklerim, zihnimdeki kompartımanları ayıran işaretlere dönüştü. Mahkeme, yargılama, adalet, hapishane gibi ‘şeylerin’ olduğu kompartıman ‘tuhaf’ ve ‘saçma’ydı, kalan her şey ise bu tuhaflık ve saçmalıklara ‘neyse’ dediğim, nefes aldığım, ruhumu ve zihnimi şartlar elverdiğince berrak ve zinde tuttuğum kendi özgürlük alanım.”</p>
<p>Ahmet İnsel “Sunuş” yazısında, “Duruşma salonundan doğrudan hapishaneye yollandığı günden beri neşesini, keskin dilini, çarpıcı tespitlerini hiç kaybetmeden bir yandan içeriden içeriye, hapishane yaşamına, mahpuslara, diğer yandan içeriden dışarıya, dışarıda olanlara bakarken, insanın, insanların içine, içimize bakıyor.” diye yazmış, katılmamak mümkün mü?</p>
<p>Çiğdem içeride de dışarıda olduğu gibi… Neşesi, keskin ama mizahi dili, etrafına eleştirel bakışı, dikkati ve bunları inanılmaz canlı bir biçimde ifade edişi ile hep aynı, hep bildiğimiz gibi…</p>
<p>Ama bence kitap, yalnızca içeriden içeriye, diğer yandan içeriden dışarıya, içimize bakmakla kalmıyor, okuyanı da kendi içine bakmaya davet ediyor, sorgulamaya, kendiyle yüzleşmeye, düşünmeye…</p>
<p>Giriş yazısında, “Memleket, tarihi boyunca bir hukuksuzluk cenneti malum. Yani bize olan bize özgü değil. Herkesin başına geldi, gelecek. Ben ilk andan itibaren suçsuzluğun verdiği huzurla ve kapatılmayla epey dalga geçerek iyi idare ettim. Hala da ediyorum” diyor, yaşadığı haksızlığı sadece kendi başına gelmiş gibi, bakın ben neler yaşıyorum gibi değil, içeride, dışarıda yaşananların gerçeğini, eğmeden, bükmeden dosdoğru ama umutla, başka bir geleceğin mümkün olduğu inancıyla yazıyor.</p>
<p>Bir arayışla, göçmen ailesinin tarihini keşif yolculuğuyla başlıyor kitap. Kısıtlı olanaklarına rağmen çıktığı bu yolculukta onunla birlikte ögreniyor, irdeliyor, düşünüyoruz. Mübadeleyi araştırmış, okumuş, okuduklarını bizimle paylaşıyor, beynimizin kıvrımlarına sirayet ediyor, konu hakkında kaynak kitaplar, okuma listeleri sunuyor. Tıpkı Salvador ve Struma faciaları, 6-7 Eylül saldırıları, İstiklal Mahkemeleri gibi… Kitap bu yanıyla bir başvuru kitabı olma niteliğini sonuna kadar hak ediyor.</p>
<p>Gerçeği anlatmanın bin bir yolu var kuşkusuz. Çiğdem, cezaevindeki sorunları, ayrımcı uygulamaları, infaz koruma memurlarına uygulanan haksızlıkları, memleketin gündelik ve tarihi sorunlarını cesaretle, çoğu kez neşeli, işlek, akıcı, lezzetli bir dille anlatıyor. Gerçeği anlatmanın onarıcı gücünden besleniyor, okuru da besliyor.</p>
<p>Kitaptaki yazıların her biri hakkında yazılacak çok şey var ama ben şimdilik şu “kitap defterleri” meselesine değineyim, diğerlerini sonraya bırakayım.</p>
<p>“Cezaevlerindeki sorun, kitapların ‘koğuşa gelmesi’ ve gitmesi. Fiziksel olarak elinin altında değiller. O yüzden tam da ‘kitabı anımsamak’ için kitap defterlerim var, kurmaca ve kurmaca dışı için ayrı ayrı harita-metod defterleri. Tarih, siyaset, sosyoloji gibi alanlardan okuduğum kitaplardan tuttuğum notlarda 17. Defterimdeyim.</p>
<p>Edebiyat defterlerim henüz dört tane.”</p>
<p>Çünkü hapishanelerde kitap limiti var. Bu nedenle koğuşta sınırlı sayıda kitap tutulabiliyor. Kitap limiti sınırlaması da kitap defterleri adını verdiği zengin bir arşivin oluşmasına yol açıyor.</p>
<p>Çiğdem’in bu konuda anlattıkları bana yıllardır tutsak meslektaşım Selçuk Kozağaçlı’nın kitap defterlerini hatırlattı. Selçuk, görüşme odasına son okuduğu kitaplardan cümleleri ve pasajları not ettiği kitap defterleri ile gelir, o da Çiğdem gibi sıkı okuyucu. Sormadım ama kim bilir kaçıncı defterindedir. Görüş odasında büyük bir iştahla ve neşeyle okuduğu son kitapları, aldığı notları paylaşır.</p>
<p>Öyle görünüyor ki hapishanelerde son derece zengin “kitap defterleri külliyatı” oluşmuş durumda ve gidişata bakılacak olursa bu külliyat giderek zenginleşecek gibi duruyor. Bu dönemi atlattığımız bir zaman bu döneme ait kitap defterleri külliyatının sergilenebileceğini hayal etmekten kendimi alamıyorum.  </p>
<p>Ahmet İnsel’in kitapta Çiğdem Mater ile bir söyleşisi de yer alıyor.  “Bu kitap yayınlanmadan önce tahliye olmanı bekliyorum elbette ama tersi olursa, kitabın okuyucularına söyleyecek bir çift sözün var mı?” sorusuna şöyle yanıt veriyor ve kitap bu cümle ile bitiyor.</p>
<p>Ben de yazımı, memleketin ahvaline, gidişata dair çok şey anlatan bu sözlerle bitireyim:</p>
<p>“İmtiyazlarınızın elinizden alınmasını beklemeden, onlardan kendi kendinize vazgeçmenizi hararetle öneririm, bir de eşitlik fobisinden mustaripseniz, ondan da kurtulun. Zira olur da kendinizi hapiste bulursanız, o imtiyazlar ve eşitlik fobisi ‘içeride’ ağırlık yapar, örneklerini görüyoruz. Kendiniz kurtulursanız, içeride rahat edersiniz.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hukukun ayaklar altına alındığı dünyadan iki iyi haber]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/hukukun-ayaklar-altina-alindigi-dunyadan-iki-iyi-haber-42385</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/11/05/hukukun-ayaklar-altina-alindigi-dunyadan-iki-iyi-haber.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/hukukun-ayaklar-altina-alindigi-dunyadan-iki-iyi-haber-42385</guid><description><![CDATA[Nobel Barış Ödülü’nün Güney Afrikalı hukukçu Navanethem “Navi” Pillay’a verildiği açıklandı, Filistin Soykırımı konusunda başından beri son derece ilkeli ve kayda değer çıkışlarıyla tanınan bir kadın hukukçunun Nobel Komitesi tarafından onurlandırılması gayet anlamlı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>9 Ekim’de bu yılki Nobel Barış Ödülü’nün Güney Afrikalı hukukçu Navanethem “Navi” Pillay’a verildiği açıklandı. Diğer iyi haber de Avrupa Parlamentosunun “Düşünce Özgürlüğü için Saharov Ödülü”nün bu yıl Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) ve kurumun tüm yetkililerine ortaklaşa verilmesi.  </p>
<p>Filistin Soykırımı konusunda başından beri son derece ilkeli ve kayda değer çıkışlarıyla tanınan bir kadın hukukçunun Nobel Komitesi tarafından onurlandırılması gayet anlamlı. Batı’nın yüz kızartıcı inkârcılığını da hesaba katınca ödülün değeri katlanıyor. Üç yıldır süren Soykırım esnasında Komite bu faciaya uzaktan yakından değen bir seçim yapamamıştı. Geç olsun da güç olmasın diyelim.  </p>
<p>Pillay’a ödül, barışın ve devletlerarası hukukun geliştirilmesine yönelik çalışmaları, Güney Afrika’daki sabık Apartheid Rejimine karşı mücadele eden aktivistleri savunması, 2008–2014 yıllarındaki BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri görevi esnasındaki çabaları ve savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ile soykırım faillerinin hesap vermesi için sürdürdüğü faaliyetlere binaen verildi.   </p>
<p>Ve elbette ödülün açıklanmasının ardından bekleneceği üzere bir dolu tartışma yaşandı. Bu, 10 Aralık’ta ödülü kabul konuşmasından sonra da büyük olasılıkla sürecektir. </p>
<p>Evvelen Pillay ödülü adalet mağdurlarına adadı ve uluslararası suçlardan sağ kurtulanlar ile uluslararası adaletin savunucularını andı.</p>
<p>Barış Ödülünü saplantı hâline getirmiş olan dünyanın en başbelâsı Trump, ödülü ve sahibini yok saydı ve bir kez daha “dünyanın her yerinde savaş bitirme kralı” olmasından ötürü esas kendisine verilmesi gerektiğini iddia etti. Pillay ise ödülün açıklanması sonrasında durmayan alkışlar dinmezse ödülü Trump’la paylaşabileceği şakasını yapmak durumunda kaldı!</p>
<p>Trump yönetimi Pillay’ın açıklandığı gün UCM’ye yönelik yeni yaptırımlar açıkladı ve bu defa ilk kez yalnız mahkeme görevlilerini değil, kurumu topyekûn yaptırım kapsamına aldı. ABD’de dört insan hakları kuruluşu da UCM’ye yönelik bu ağır yaptırımlar nedeniyle Trump yönetimine dava açtı.</p>
<p>UCM’nin ortadan kalkması için elinden gelen her şeyi yapan azılı düşman İsrail ise Pillay’in Gazze hakkındaki BM soruşturmasına liderlik etmiş olması nedeniyle ödülünü eleştirildi. İsrail soruşturmanın bulgularını reddediyor, Nobel Komitesi ise ödülü Pillay’in tüm kariyerini ve uluslararası hukuka yaptığı tüm katkıları dikkate alarak verdiğini belirtiyor.</p>
<p>                                                                          ***</p>
<p>Düşünce Özgürlüğü için 2026 Saharov Ödülü dolayısıyla Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola 15 Ekim’de genel kurulda ödül sahibini açıklarken şunları söyledi: “Avrupa Birliği, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı ilkesi üzerine kuruldu. Avrupa Parlamentosu, Saharov Ödülü’nü Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne ve yetkililerine vererek Mahkemenin uluslararası hukuku ve adaleti koruma konusundaki önemli çalışmalarını takdir etmektedir.”</p>
<p>Mâlum, UCM küresel vicdanı yaralayan ve cezasız kalmış suçlarla itham edilen kişileri soruşturur ve gerekli görüldüğünde yargılar. Bu suçlar, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardır.</p>
<p>Mahkeme, cezasızlıkla mücadelede küresel ölçekte önemli bir aktör. Uluslararası ceza adaleti yoluyla, suçlardan sorumlu kişilerin hesap vermesini sağlamayı ve bu suçların yeniden işlenmesini önlemeye yardımcı olmayı amaçlar. Son çare olarak başvurulan bir mahkeme niteliğindeki UCM, ulusal mahkemeleri tamamlayıcı görev üstlenir.</p>
<p>Roma Statüsü adı verilen devletlerarası antlaşmayla yönetilen UCM, dünyanın ilk daimî devletlerarası ceza mahkemesidir. Ödül UCM’nin soruşturmalar, kovuşturmalar, yargılamalar ve tutuklama emirlerinin çıkarılması veya onaylanması başta olmak üzere yürüttüğü çalışmaları öne çıkarıyor.</p>
<p>Avrupa Parlamenterleri UCM’de görev yapan yetkilileri küresel yaptırımlara ve müdahalelere karşı korumak ve mahkemenin faaliyetlerini tam bağımsızlık içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla Avrupa Komisyonu’na, AB’nin “engelleme düzenlemesi” (Blocking Statute), olarak bilinen tüzüğü devreye sokması için defalarca çağrıda bulundu. Nitekim 18 Ağustos itibariyle ABD yaptırımları 18 yargıçtan 9’unu kapsıyor. Sözkonusu yaptırımlar ABD’ye seyahat yasağı ve yargıçların günlük hayatlarını dar etme üzerine kurulu. Avrupa Parlamentosunun Araştırma Servisi, 19 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesinde, tüzüğün ekinin ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırımlarını kapsayacak şekilde değiştirilmesinin gündemde olduğunu belirtiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 14:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD’de Demokratlardan Trump’a karşı tarihi zafer: İlkler ve yeni dengeler]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abdde-demokratlardan-trumpa-karsi-tarihi-zafer-ilkler-ve-yeni-dengeler-42383</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/04/abdde-demokratlardan-trumpa-karsi-tarihi-zafer-ilkler-ve-yeni-dengeler.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abdde-demokratlardan-trumpa-karsi-tarihi-zafer-ilkler-ve-yeni-dengeler-42383</guid><description><![CDATA[ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen ara seçimlerde Demokratlar, Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi karşısında tarihi bir başarı elde etti. Senato’da çoğunluğa ulaşan Demokratlar, Teksas’ta 36 yıl sonra valiliği kazanırken ABD'nin ilk siyah kadın valisi, Senato'ya seçilen ilk açık eşcinsel erkek ve ilk Amerikan yerlisi kadın vali bu seçimlerde belirlendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de 3 Kasım Salı günü düzenlenen ara seçimlerde Demokratlar, Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi karşısında tarihi bir başarı elde etti.</p>
<p>Associated Press’in (AP) açıkladığı sonuçlara göre Demokratlar, Senato’da çoğunluk için gereken 52 sandalyeye ulaştı. Böylece Trump’ın ikinci başkanlık döneminin kalan iki yılında Kongre’deki siyasi dengeleri değiştirecek önemli bir sonuç ortaya çıktı.</p>
<p>Ara seçimlerde temsilciler meclisindeki 435 sandalyenin tamamı, senatodaki 100 sandalyenin 35’i yenilendi. Seçim öncesinde Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçilerin 218, Demokratların 214 sandalyesi vardı. Demokratların çoğunluk için 218 sandalyeye ulaşması gerekiyordu.</p>
<p>Seçimlerde henüz kesin olmayan sonuçlara göre Demokratların zaferinde özellikle Cumhuriyetçilerin uzun yıllardır kontrol ettiği eyaletlerde elde edilen sonuçlar belirleyici oldu. Teksas, Iowa, Kansas, Güney Carolina, Kuzey Carolina ve Ohio’da Demokrat adaylar Senato yarışlarını kazanırken partinin Temsilciler Meclisi’ndeki sandalye sayısı da arttı. </p>
<p>ABD siyaseti uzmanlarına göre, bu sonuçlarla Demokratlar, Trump'ın politikalarını sekteye uğratabilecek ve yönetimine karşı soruşturmalar başlatabilecekler. Hatta tarihe geçecek üçüncü bir azil süreci girişimi bile gündeme gelebilir.</p>
<p>BBC Kuzey Amerika muhabiri, Anthony Zurhcher şu yorumu yaptı: "Trump'ın, Kongre'de Cumhuriyetçilerin tam kontrolüyle Ocak 2025'te Beyaz Saray'a dönmesinin ardından, böyle bir sonucun mümkün olabileceğini düşünen kişi sayısı çok azdı. Kamuoyunun başkan ve partisine karşı tavır almasıyla birlikte Demokratlar, Temsilciler Meclisi'ni geri kazanma umudu taşıyorlardı. Fakat Senato cephesinde, sadece iki yıl önce Trump'ın rahatlıkla kazandığı eyaletlerin ağırlıkta olduğu, Demokratlar için pek de elverişli görünmeyen bir tabloyla karşı karşıyaydılar."</p>
<h4>Trump: Aday olsaydım ezici farkla kazanırdık</h4>
<p>Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde kazandığı eyaletlerde Demokrat adayların başarılı olması, seçim gecesinin en dikkat çekici gelişmelerinden biri oldu.</p>
<p>New York Times gazetesine konuşan ABD Başkanı Donald Trump partisinin yaşadığı kayıpları işaret ederek, "Sonuçları kabul etmeye hazırım" diyerek Demokratlarla çalışmaya hazır olduğunu belirtti.</p>
<p>"Onlarla birlikte çalışmayı bekliyoruz" diyen Trump, "Muhtemelen bir uzlaşma yolu buluruz" ifadelerini kullandı. Trump, seçim sonuçlarının belli olmaya başlamasının ardından ilk açıklamasını ise Truth Social hesabından yaptı ve "Bu seçimde ben aday değildim. Olsaydım EZİCİ FARKLA kazanırdık!" dedi.</p>
<h4>Teksas’ta 36 yıl sonra bir ilk: Valilik de Demokratlara geçti</h4>
<p>Demokratların seçim gecesindeki başarısı Kongre yarışlarıyla sınırlı kalmadı. Teksas’ta 36 yıl sonra valiliği kazanan Demokrat Gina Hinojosa, eyaletin ilk Latin kökenli kadın valisi oldu. New Mexico’da ise Deb Haaland, bir eyaletin valiliğine seçilen ilk Amerikan yerlisi kadın olarak tarihe geçti.</p>
<p>Eyalet valiliği seçimlerinde de Cumhuriyetçilerin uzun süredir kontrol ettiği bölgelerde önemli değişiklikler yaşandı.</p>
<p>Teksas’ta Demokrat Gina Hinojosa, üçüncü dönemi için yarışan Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott’ı yenerek eyaletin yeni valisi seçildi. Hinojosa, 1990’dan bu yana Teksas Valiliği’ni kazanan ilk Demokrat olurken eyaletin ilk Latin kökenli kadın valisi olarak da tarihe geçti.</p>
<p>Teksas'ta Senato yarışını da 38 yıl sonra ilk kez bir Demokrat aday, James Talarico, kazandı. Valilik yarışında ise Teksas'ta en son 1991 yılında Ann Richards Demokrat vali olarak seçilmişti. Böylece Demokratlar, Teksas’ta hem Senato hem de valilik seçimlerini kazanarak gecenin en dikkat çekici iki sonucuna imza attı.</p>
<p>Iowa’da Demokrat Amy Acton, Trump’ın desteklediği Cumhuriyetçi Vivek Ramaswamy’yi yenerek valilik yarışını kazandı. </p>
<h4>Başka ilkler de var</h4>
<p>Demokratlar ayrıca Kansas, Iowa, Delaware, Illinois, Massachusetts, Rhode Island ve New Jersey gibi eyaletlerde de Senato yarışlarını kazanıyor.</p>
<p>Öte yandan Demokratlar, Pensilvanya’da Cumhuriyetçilerden iki Temsilciler Meclisi sandalyesi elde etti. Cumhuriyetçiler ise Batı Virginia ve Florida’daki Senato sandalyelerini koruyor.</p>
<p>New Hampshire’da Demokrat aday Chris Pappas’ın kazandığı ve sandalyenin Demokratlarda kaldığı görülüyor. Pappas, zaferini kutladığı konuşmasında, “Bu geceki sonuçlar bir uyarı niteliğinde” dedi.</p>
<p>Pappas, Ocak ayında yemin ederek göreve başladığında, ABD Senatosu’na seçilen ve eşcinsel kimliğini açıkça ifade eden ilk erkek olarak tarihe geçecek.</p>
<p>Wisconsin Senatörü Tammy Baldwin, 2013’te Senato’ya seçilen ilk açık eşcinsel kişi olarak tarihe geçmişti.</p>
<h4>ABD Senatosu’na ilk Müslüman senatör</h4>
<p>Michigan’da ise Demokrat Senato adayı Abdul El-Sayed, ABD’nin ilk Müslüman senatörü oldu. El-Sayed, henüz başa baş giden yarışta zafer kazandığını öne sürerek destekçilerine seslendi. Ancak seçimin kazananı henüz ilan edilmiş değil.</p>
<p>El-Sayed, “Michigan, başardık. Benim adım Abdurrahman Muhammed El-Sayed” diyerek başladığı konuşmasında, “Michigan'ın seçilmiş senatörünüz olarak burada durmaktan inanılmaz derecede gurur ve onur duyuyorum. Her zaman 'İnşallah' dediğimi fark etmişsinizdir. Bu gece, o 'İnşallah'ı 'Elhamdülillah'a dönüştürebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Gazze’de gönüllü doktorluk yapan Hamawy, Kongre’de</h4>
<p>ABD Kongre ara seçimlerinde Gazze'ye gönüllü giden plastik cerrah Demokrat Adam Hamawy, New Jersey eyaletinde Temsilciler Meclisi üyesi olarak seçilen ilk Müslüman oldu.</p>
<p>Cumhuriyetçi rakibi Gregg Mele'yi geçen Hamawy, eyaletin 12. bölgesinde koltuğu kazandı. Filistinlilere desteğini açıkça ifade eden Hamawy, Filistin Amerikan Tabipler Birliği (PAMA) üyesi olarak Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) organizasyonunda Nisan 2024'te Gazze'ye gönüllü doktor olarak gitmişti.</p>
<h4>Temsilciler Meclisi'ne ilk siyah başkan</h4>
<p>Temsilciler Meclisi'nde Demokratlar'ın çoğunluğu sağlamasıyla, Meclis'teki Demokratlar'ın lideri Hakeem Jeffries de ülkenin yeni Temsilciler Meclisi başkanı olarak görev yapacak.</p>
<p>Jeffries, ülke tarihinde Temsilciler Meclisi başkanı olarak görev alan ilk siyahi olacak.</p>
<h4>Güney Carolina'dan 28 yıl sonra ilk Demokrat Senatör</h4>
<p>Yine resmi olmayan sonuçlara göre, ABD'de Cumhuriyetçiler'in güçlü olduğu Güney Carolina eyaletinde Demokrat aday Annie Andrews, eyalette 28 yıl sonra seçilen ilk Demokrat senatör oldu.</p>
<h4>Florida'ya ilk siyah vali</h4>
<p>ABD'de "çekişmeli eyaletler" arasında bulanan Florida'da valilik seçimlerinde bir ilk yaşandı.</p>
<p>Resmi olmayan sonuçlara göre, Cumhuriyetçi Byron Donalds, Demokrat rakibi David Jolly'i geride bırakarak, eyaletin ilk siyah valisi olarak seçildi.</p>
<h4>Eski İçişleri Bakanı, ülkenin ilk yerli kadın valisi oldu</h4>
<p>Eski Başkan Joe Biden döneminde İçişleri Bakanı olarak görev yapan Deb Haaland, New Mexico eyaletindeki valilik yarışını önde tamamladı.</p>
<p>Haaland, böylece ülke tarihinde eyalet valiliği görevine seçilen ilk yerli kadın oldu.</p>
<p>(Kaynaklar: BBC Türkçe, Diken, Medyascope, Anadolu Ajansı)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 10:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Zamansızlığa emanet bir ses: Alis Manukyan]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/zamansizliga-emanet-bir-ses-alis-manukyan-42382</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/11/04/zamansizliga-emanet-bir-ses-alis-manukyan.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/zamansizliga-emanet-bir-ses-alis-manukyan-42382</guid><description><![CDATA[Surp Haç Lisesi’nde öğrenciyken Alis Manukyan’ı ilk kez dinleme fırsatı bulmuştum. Alis Manukyan, bütün zarafeti ve güzelliğiyle; kostümünün ve mücevherlerinin ışıltısıyla yalnızca sahneyi değil, bütün salonu aydınlattı. Meğer hep böyle bir duruşu ve zarafeti varmış.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Alis Manukyan, benim için öyleydi. Eminim, pek çok genç sanatçı adayına da ilham veren, onları kendi yaptığını yapmaya teşvik eden bir sanatçıydı. Son yıllarında artık pek görünmüyor, ne yazık ki sağlık sorunlarıyla uğraşıyordu. Gözden ırak olan sanatçılarımızın gönlümüzden, kulağımızdan ve duygularımızdan da ırak olmamasını diliyorum. </p>
<p>Yaklaşık 30 yıldır İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin solist sanatçılarından biriyim. Aynı kurumda pek çok farklı görev de üstlendim. Kısacası, bir opera sanatçısıyım. Üstelik Alis Manukyan’ın da harika bir kariyer inşa ettiği aynı kurumda.</p>
<p>Henüz çok gençken, Surp Haç Lisesi’nde öğrenciyken Alis Manukyan’ı ilk kez dinleme fırsatı bulmuştum. Okulumuza bilet gönderilmiş, piyangodan bana da bir bilet çıkmıştı. Seçilmiş on arkadaş, eski AKM’nin küçük salonuna girmiş ve koltuklarımıza oturmuştuk. Işıklar söndü, sahne aydınlandı. Piyanist Seher Tanrıyar ve soprano Alis Manukyan sahneye çıktı. Benim için, “Böyle şeyler sadece filmlerde olmuyormuş, gerçek hayatta da olabiliyormuş” dedirten bir tecrübeydi.</p>
<p>Alis Manukyan, bütün zarafeti ve güzelliğiyle; kostümünün ve mücevherlerinin ışıltısıyla yalnızca sahneyi değil, bütün salonu aydınlattı. Meğer hep böyle bir duruşu ve zarafeti varmış. Sonraki yıllarda izlediğim konserlerinde de buna tanık oldum. Büyük bir şans ve mesleki gurur olarak, birlikte aynı sahneyi paylaşma mutluluğuna eriştiğimde de… O konserin hayatımın akışına başka bir yön verdiğini söyleyebilirim.</p>
<p>Kırk yılı aşan kariyeri boyunca pek çok başrolde sahne almış, yurt içinde ve yurt dışında sayısız konser vermiş, ödüller kazanmış, Türkiye’nin ve İstanbul Ermeni cemaatinin sanat hayatına önemli katkılarda bulunmuş bir sanatçıydı.</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/alis-manukyan-i-kaybettik-40375" target="_blank" rel="nofollow noopener">Mayıs'ın başında vefat haberini</a> aldığımda içimde gerçekten bir şey koptu. Neyse ki birkaç ay önce, kendisi için düzenlenen <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/alis-manukyan-nota-emek-disiplin-tutku-ve-opera-39553" target="_blank" rel="nofollow noopener">bir onur gecesinde </a>karşısında şarkı söyleme mutluluğuna erişmiştim. İçimde kopan şey; gitgide uzaklaştığım gençliğim, kaybettiğim ustalarım, kilise korolarında geçirdiğim günler, eski İstanbul Ermeni cemaatine dair hatıralar, İstanbul’un eski zarafeti ve güzelliğiydi… Hepsi, acıtan bir hız ve güçle üzerime çarptı. Kendimi biraz daha eksik, yalnız ve “hiç” hissettim. Alis Manukyan bile artık yoktu.</p>
<p>Bazı insanlar için böyle bir his oluşuyor sanırım. Sanki hiç ölmeyeceklermiş, hep orada, bir yerlerde duracaklarmış gibi… Tuhaf.</p>
<p>İstanbul Ermeni cemaatinin yetiştirdiği, benim gözümde son büyük opera yıldızı artık aramızda değildi. Alis Manukyan, cemaatin gururuydu, konserleri başlı başına önemli bir olaydı.</p>
<p>Dinlediğim ilk resital onun sesindendi. Canlı izlediğim ilk opera olan Rigoletto’da da onun sesini dinlemiştim: Gilda rolünde… O Rigoletto temsilinin üzerinden 16 yıl geçtikten sonra ben de aynı sahnede Rigoletto’yu canlandırmıştım. Keşke birlikte Gilda-Rigoletto düeti yapabileceğimiz bir zamanımız olsaydı diye düşünmeden edemiyorum.</p>
<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/3zD-rSh6BGA?si=cghlSUGvpwFR7xFb" width="560" height="315" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<p>Onunla ilgili yazabileceğim daha pek çok hatıra ve paylaşabileceğim daha pek çok duygu var. Konserlerde sahne arkasında, hatta sahnede kulağıma eğilip yaptığı hınzır ve komik şakalar; beni dünkü çocuk gibi değil, bir meslektaşı olarak kucaklaması ve bana zarafetle yaklaşması… Bunlar hâlâ içimi ısıtıyor.</p>
<p>Biliyorum, yazı biraz hatıra defterini andırdı. Ama bizi belki bir, belki iki nesil daha hatırlatacak, yaşatacak olan da bu hatıralar değil mi?</p>
<p>Fakat ne gam… Bahsettiğimiz isim Alis Manukyan ise, o hatıralar zaten zamansızlığın ta kendisine emanettir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 10:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Digin Aznif, bir sagar* ve bezelyenin hatırlattıkları]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/digin-aznif-bir-sagar-ve-bezelyenin-hatirlattiklari-42381</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/11/04/digin-aznif-bir-sagar-ve-bezelyenin-hatirlattiklari.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/digin-aznif-bir-sagar-ve-bezelyenin-hatirlattiklari-42381</guid><description><![CDATA[Benim nenelerim, Eğin’de bir yıl boyunca ağaçların altında, mağaralarda yaşamış, terk edilmiş Ermeni evlerinde bulabildikleri erzakla karınlarını doyurmaya çalışmışlardı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sene 1977, 1978 ya da 1979. Mekân Bakırköy, Dadyan Varjaran.</p>
<p>Eski binanın arka demir kapısından girip sağa kıvrılınca kalorifer dairesine inilirdi. Bir zamanlar yemekhanemiz oradaydı. Ben, aşırı yaramaz bir çocuktum ve anacığım da öğretmen olmanın avantajlarından faydalanarak normal şartlar altında maksimum iki sene sürecek anaokulu hayatımı “evde yayasını yoracağına, mangabardezde genç meslektaşlarımı yorsun biraz” diyerek üç seneye çıkartmış.  </p>
<p>Bizim “sagar”larımız vardı. Bildiğiniz sefertasları işte. Çelik, ekseri yuvarlak, bazen oval, üzerine kırmızı oje ile isimlerimizin ekseri Ermenice olarak başharflerinin yazıldığı. Aynısından oryortlarımızda (öğretmenlerimizde) de vardı. Sabah, daha sınıfa gitmeden yemekhaneye uğrar, akşamdan hazırlanmış nevalelerimizi birlikte dındes mayriglerimize (kaba tabirle hademe analarımıza) emanet ederdik. Öğlen yaklaşınca o kaplar, kocaman kapılı fırınlara girerdi. </p>
<p>Sonra yemeklerimiz sıcak sıcak önümüze gelirdi. Biz oynar, öğrenir, didişirken birileri kaplarımızı teslim almış, yemeklerimizi ısıtmış, soframızı hazırlamış olurdu. O sofrayı kuranların birinin adı Digin Aznif’ti. Gelelim o şahane güne.</p>
<p>Sagarımı açtım. İçinden volorn çıktı. Meali: Bezelye.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/whatsapp-image-2026-11-04-at-04-05-01-2.jpeg" alt="" width="452" height="301">Canım ebeveynim, beslenme çantama bezelye yemeği koymuş. Benim sebzeler âlemindeki dost çevrem o yıllarda çalı fasulyesiyle sınırlı. Geri kalanlarla ilişkilerimiz henüz başlamamış. Hele ki bezelyeyle…</p>
<p>Kabın kapağını kaldırmamla burnumu geri çekmem bir oldu. Isınmış, kapalı kalmış yemeğin kokusu bana ağır geldi. Ben de kararımı verdim: Bu yenmeyecek. Aldım kabı, gittim tuvalete, yemeği döküverdim.</p>
<p>Dört-beş yaşındaki aklımla meseleyi çözdüğümü sanıyordum. Tam o sırada arkamda bir ses çınladı. Yazarken bile o ses hala kulağımda inanın:</p>
<p>“Ne yapıyorsun sen?”</p>
<p>Digin Aznif.</p>
<p>Devamını uzun uzun anlatmayacağım. Yaramaz bir çocuktum; azar da işitirdim, o yılların çocuklarına pek kolay reva görülen cezalarla da tanışıktım. Çoğunu unuttum. Ama Digin Aznif’ten yediğim dayağı asla unutmadım.</p>
<p>Bezelyenin kokusu geçti. O günün incinmesi kaldı.</p>
<p>Digin Aznif’in kendi hayatında neler yaşadığını bilmiyorum. Onun o anki kızgınlığının bütün sebeplerini de bilemem. Yani o yaşta bilemezdim, anlayamazdım, çocuktum. Fakat büyüdükçe, büyüklerimin o kara günlerdeki yaşanmışlıklarını duydukça, kanım çok dondup yüreğim burkulunca, o kuşağın yemekle kurduğu ilişkiyi başka türlü algılamayı başardım.</p>
<p>Bizim çocukluğumuzun yaşlıları arasında, çocukluğunu yaşamaya fırsat bulamamış insanlar vardı. Özellikle 1915 Soykırımı’ndan sağ çıkmış kuşak için açlık, sofrada sözü edilen eski bir hikâyeden ibaret değildi. Çoğu konu gibi bu konu da bir tabu misali susarak anlatılırdı.</p>
<p>Benim nenelerim, Eğin’de bir yıl boyunca ağaçların altında, mağaralarda yaşamış, terk edilmiş Ermeni evlerinde bulabildikleri erzakla karınlarını doyurmaya çalışmışlardı.</p>
<p>Bugün “bir şeyler atıştırayım” diye açtığımız dolabın bulunmadığı bir dünya düşünün. Yarın ne yiyeceğinizin, ne içeceğinizin yarının kendisi kadar belirsiz olduğu bir dünya.</p>
<p>Öyle bir yerden gelen, yokluğu iliklerine kadar tatmış insanları tasavvur edin. Ölümler ve ölüler arasında çocuğunu doyurmak için günlerce aç kalabilen anneler düşünün. Bu insanlar için tencerede kalan iki kaşık yemek, yalnızca iki kaşık yemek değildir. Bulunmuş, yoklukta emekle elde edilmiş, taşınmış, saklanmış, pişirilmiş; birilerinin karnını doyuracak hale getirilmiş hayattır. Nenelerinin yiyemeden, içemeden; aç, susuz ölmek zorunda kaldıkları o sonsuzluğa uzanan yürüyüşlerdir...</p>
<p>O yüzden ekmek kırıntısını toplarlardı. Kalan yemeğe yeni bir öğün bulurlardı. Bize pek küçük görünen şeyleri atmaya elleri varmazdı. Biz tabağın dibini görürdük, onlar o tabağın boş kaldığı günleri de.</p>
<p>Tuvalete dökülen bir kap yemek, o hafızaya nasıl görünürdü, şimdi biraz olsun anlayabiliyorum.</p>
<p>Bir de hayatın şu tuhaflığına bakın: Yıllar sonra Digin Aznif’in torununun kuzeniyle evlendim.</p>
<p>Kendisiyle yeniden görüşmek kısmet olmadı. Ama torunlarıyla görüşüyoruz. Bir zamanlar yemek kabımı emanet ettiğim insanın adı, şimdi aile sohbetlerimizin bir yerinde yaşamaya devam ediyor. Hem de çok sık...</p>
<p>Bezelye zatı muhteremleri ise hâlâ burada. Üstelik kendisinin saray görmüşlüğü de varmış. XIV. Louis taze bezelyeye pek düşkünmüş; Versay’ın yayınları, saray çevresindeki bezelye merakını ayrıca anlatıyor. </p>
<p>Fakat bugün, nenelerimin sofrasını düşündüğümde bezelyenin itibarıyla pek ilgilenmiyorum. Asıl mesele, önümüze gelenin kıymetini öğrenmek, çocuklara, etrafımıza, tüketim toplumuna dönüşmüş “kadir kıymet bilmez” kuşağa öğretebilmek. Böylece ben de o döktüğüm bezelyenin özrünü Digin Aznif’e dilemiş olurum belki de...</p>
<div class="box-21">
<p><strong>Zeytinyağlı bezelye</strong></p>
<p><strong>(Dört kişilik)</strong></p>
<p>Bu, çocukluğumdaki sagardan çıkan yemeğin birebir tarifi değil elbette. Bugün o hatıranın yanına koyduğum sade bir tencere.</p>
<p><strong><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/whatsapp-image-2026-11-04-at-04-05-01-1.jpeg" alt="bezelye yemeği" width="443" height="485">Malzemeler:</strong></p>
<p>500 gram ayıklanmış bezelye</p>
<p>1 büyük kuru soğan</p>
<p>2 diş sarımsak (isteğe bağlı)</p>
<p>1 orta boy havuç</p>
<p>1 orta boy patates</p>
<p>1 olgun domates</p>
<p>1 kepçe zeytinyağı</p>
<p>1 su bardağı sıcak su</p>
<p>Tuz, karabiber</p>
<p>Bol limon suyu (ekşili sevenler için alternatif, koruk suyu da mük oluyor)</p>
<p><strong>Yapılışı:</strong></p>
<p>Soğanı yemeklik doğrayın. Havucu ve patatesi küçük küpler halinde kesin. Domatesleri rendeleyin veya ince doğrayın.</p>
<p>Zeytinyağını tencerede ısıtıp soğanı hafifçe yumuşatın. Önce sarımsağı, sonra da havucu ekleyerek birkaç dakika çevirin. Domatesi katın; kokusu güzelleşip biraz koyulaşana kadar pişirin.</p>
<p>Bezelyeyi, patatesi, tuzu ve sıcak suyu ekleyin. Kapağını kapatıp kısık ateşte, sebzeler yumuşayana kadar yaklaşık 20–30 dakika pişirin. Bezelyenin tazeliğine göre süre değişebilir; dondurulmuş kullanıyorsanız çözündürmeden ekleyin ve daha erken kontrol edin. Gerekirse azar azar sıcak su ilave edin.</p>
<p>Ocaktan alınca biraz dinlendirin. Zeytinyağlı yenecekse ben soğuk seviyorum. Pilavın yanında garnitür olarak servis edilecekse de ılık tercihimdir. Gerisi size kalmış...</p>
<p>Yemekle de oynamayın, nimettir, ayıptır...</p>
</div>
<p>(*) sagar: Ermenice sefertası</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Nov 2026 09:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ürdün’deki saldırıda hayatını kaybedenler Yeniköy’de anıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/urdundeki-saldirida-hayatini-kaybedenler-yenikoyde-anildi-42376</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/urdundeki-saldirida-hayatini-kaybedenler-yenikoyde-anildi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/urdundeki-saldirida-hayatini-kaybedenler-yenikoyde-anildi-42376</guid><description><![CDATA[Ürdün’ün Karak bölgesine bağlı Hmunt köyündeki Aziz Georgios Kilisesi’ne düzenlenen terör saldırısında hayatını kaybeden dokuz kişi için Yeniköy’de ayin düzenlendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>23 Ekim'de Ürdün'de bir kiliseye yapılan<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/urdun-de-kiliseye-saldiri-7-olu-42277" target="_blank" rel="nofollow noopener"> saldırıda öldürülen dokuz kişi</a>, 31 Ekim Cumartesi günü Yeniköy Aya Yorgi Rum Kilisesi’nde düzenlenen ayinle anıldı, ayini Kudüs Patrikhanesi'nin İstanbul'daki Kutsal Kabir Eksarhı (Temsilcisi), Anthedon (Gazze’de bir liman kenti) Başepiskoposu Nektarios yönetti. Ayinde, Aziz Georgios Kilisesi’ne düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden dokuz kişi anıldı, yaralananların sağlıklarına kavuşması için dua edildi.</p>
<p>Ayinde Başepiskopos Nektarios’un konuşma yaptı. Başepiskopos, gerçek bir adaletin olmaması halinde barışa ulaşılamayacağını söyledi.</p>
<p>“Bugün bu Kutsal Tapınağın çatısı altında, Kudüs Patriği Kutsal Patrik III. Theofilos'un ve tüm Siyon Kilisesi'nin dualarını, derin acısını ve sarsılmaz manevi desteğini ulaştırmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. İstanbul'un bu tarihi makamından, Ürdün'ün Karak kentinde menfur ve kör bir aşırıcılığın kurbanı olan kardeşlerimizin anısını onurlandırmak için sesimizi Ürdün'deki inananlarla birleştiriyoruz.</p>
<p>Aziz Georgios Kutsal Kilisesi'ne yapılan saldını, yalnızca Ürdün'deki bir inanç topluluğuna yönelik bir darbe değildir. Kudüs Patrikhanesi’nin yüzyıllardır kültürlerin ve barışın kavşağı olarak hizmet ettiği ve koruduğu Orta Doğu'da; insan onuruna, inanç özgürlüğüne ve halkların barış içinde bir arada yaşamasına yapılmış haince bir saldırıdır. Meryem Ana Kiliselerinin (Kudüs Patrikhanesi) bir temsilcisi olarak, buradan uluslararası topluma açık bir çağrıda bulunuyoruz:</p>
<p>Barış, korku üzerine inşa edilemez; gerçek bir adalet olmadan barışa ulaşılamaz. Uluslararası kurumlardan ve dünya liderlerinden, dini azınlıkların korunması ve inancı ölüm saçmak için alet eden her türlü bağnazlığın ortadan kaldırılması için kararlılıkla çalışmalarını talep ediyoruz. Adalet, bir intikam eylemi olarak değil; bu tür vahşetlerin bir daha hiçbir yerde tekrarlanmamasını sağlayacak bir güvence olarak tecelli etmelidir.</p>
<p>Nefretin karanlığına karşı, Kudüs Kilisesi Diriliş'in sönmeyen ışığını sunmaktadır. Eğilmiyoruz, yılmıyoruz. Uzlaşı ve barışın feneri olmaya devam ediyoruz. Hayatını kaybeden dokuz kardeşimiz, artık Tanrı’nın huzurunda barışın şehitleridir.</p>
<p>Ruhlarının şad olması, ailelerinin teselli bulması ve yaralıların acilen şifa bulması için dua ediyoruz. Barışın Efendisi, insanlığın adımlarına adalet ve karşılıklı anlayış yolunda rehberlik etsin. Anıları sonsuza dek yaşasın.”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>23 Ekim'de Ürdün'ün Karak kentindeki Aya Yorgi Rum Kilisesi'ndeki cenaze törenine düzenlenen saldırıda<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/urdun-de-kiliseye-saldiri-7-olu-42277" target="_blank" rel="nofollow noopener"> dokuz kişi öldürüldü, 34 kişi yaralandı.</a> Devlet televizyonu El-Memleke'nin yayımladığı görüntülerde, günlük kıyafetler içindeki iki kişinin tabanca, üçüncü bir kişinin ise uzun namlulu silah taşıdığı, kilisenin sokağa açılan girişinden ateş ederek içeri doğru ilerlediği kaydedildi. Bir görgü tanığı, saldırganların şarjör değiştirerek beş dakika boyunca ateş ettiğini, ardından kaçtığını anlattı. </p>
<p>Tanığa göre saldırı sırasında kilisenin içinde ve çevresinde 150 ile 200 kişi bulunuyordu. Ölen ve yaralananların çoğu 50 ila 70 yaşlarındaydı. 26 Ekim'de Ürdün Hava Kuvvetleri, Suriye'nin güneyindeki birçok noktayı bombaladı. Suriye makamları, devlet medyasına açıklama yaptı ve "saldırının tüm koşullarını aydınlatmak üzere kapsamlı soruşturmaların başlatıldığı" ifade edildi.</p>
<p>Ürdün güvenlik güçleri 26 Ekim’de Hazza Zeydan Muhammed, kardeşi Mişal Zeydan Muhammed ve akrabaları Ahmed Sami Hüseyin’i saldırının şüphelileri olarak yakaladıklarını açıkladı.</p>
<p>Nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman olan Ürdün'de Hıristiyanların oranı yaklaşık yüzde 2-3 arasında. Ülkenin güneyinde yer alan Karak, büyük bir Hıristiyan topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Ülke, İsa Peygamber'in Ürdün Nehri'nde vaftiz edilmesinin iki bininci yıl dönümü kutlamalarına hazırlanıyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 16:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[John Berger’ın 100. yaşı, çocuklarının katılımıyla Pera'da kutlanacak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/john-bergerin-100-yasi-cocuklarinin-katilimiyla-pera-da-kutlanacak-42375</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/john-bergerin-100-yasi-cocuklarinin-katilimiyla-pera-da-kutlanacak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/john-bergerin-100-yasi-cocuklarinin-katilimiyla-pera-da-kutlanacak-42375</guid><description><![CDATA[5 Kasım 1926’da doğan yazar, sanat eleştirmeni ve ressam John Berger, doğumunun 100. yılında Pera Müzesi’nde düzenlenecek etkinlikle anılacak. Berger’ın çocukları Katya, Jacob ve Yves Berger’in de katılacağı programda okumalar ve söyleşiler yer alacak. Yazarın kitaplarını yayımlayan Metis Yayınları, Berger’ın tüm kitaplarını 5 Kasım’dan itibaren yüzde 40 indirimle okurlara sunacağını duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yazar, sanat eleştirmeni, romancı, senaryo yazarı ve ressam John Berger, doğumunun 100. yılında İstanbul’da düzenlenecek bir etkinlikle anılacak. 28 Kasım Cumartesi günü Pera Müzesi Oditoryumu’nda saat 11.00-18.00 arasında gerçekleştirilecek etkinliğe Berger’ın çocukları Katya, Jacob ve Yves Berger de katılacak. Üç kardeş, program kapsamında okuma yapacak.</p>
<p>Gün boyunca yazarların ve editörlerin katılımıyla söyleşiler de düzenlenecek. Etkinliğin konuşma takviminin önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.</p>
<h4>İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri</h4>
<p>1926’da Londra’da doğan John Berger, İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olarak tanınıyor. Sanat eleştirmenliğinin yanı sıra senaryo yazarlığı, romancılık, belgesel yazarlığı ve ressamlık da yapan Berger, 1940’ların sonunda Londra’daki çeşitli galerilerde eserlerini sergiledi. Bu dönemde Komünist Parti’yle yakın ilişki kurdu ve sol görüşlü haftalık Tribune dergisi için yazılar kaleme aldı.</p>
<p>1948-1955 yılları arasında resim öğretmenliği yapan Berger, 1951’den itibaren on yıl boyunca New Statesman dergisinde sanat eleştirileri yazdı. İlk romanı Zamanımızın Bir Ressamı 1958’de yayımlandı. 1972’de yayımlanan G. adlı romanıyla Booker Ödülü’nü kazandı.</p>
<p>Berger’ın sanat, edebiyat ve görme biçimleri üzerine çalışmaları arasında Görme Biçimleri, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, Bento’nun Eskiz Defteri, Bir Fotoğrafı Anlamak ve Sanatla Direniş de bulunuyor. Metis Yayınları tarafından çok sayıda kitabı Türkçede yayımlanan Berger, 2 Ocak 2017’de hayatını kaybetti.</p>
<h4>Kitapları yüzde 40 indirimle</h4>
<p>Metis Yayınları, Berger’ın doğum günü olan 5 Kasım’dan itibaren, yüzüncü yılı dolayısıyla yazarın tüm kitaplarını internet sitesinde yüzde 40 indirimle satışa sunacak.</p>
<p>28 Kasım’daki anma etkinliği, Pera Müzesi Oditoryumu’nda saat 11.00-18.00 arasında gerçekleştirilecek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 13:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özgür Özel’den Erdoğan’a fon soruşturması çağrısı, Demirtaş hatırlatması]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgur-ozelden-erdogana-fon-sorusturmasi-cagrisi-demirtas-hatirlatmasi-42374</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/30/ozgur-ozel-asrin-soygununun-maliyeti-90-milyar-dolar.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgur-ozelden-erdogana-fon-sorusturmasi-cagrisi-demirtas-hatirlatmasi-42374</guid><description><![CDATA[Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu. CHP’deki butlan tartışmasına değinen Özel, Selahattin Demirtaş’ın tutuklanma sürecini hatırlatarak, “Nasıl Selahattin Demirtaş’ın içeri girmesini kolaylaştırdıysa şimdi Yeni Partili kadrolar için de yaparım diyor” ifadelerini kullandı. Erdoğan’a da seslenen Özel, fon soruşturmasını “Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu” olarak nitelendirdi ve “Biliyordum, derhal istifa et; bilmiyordum, derhal seçime götür” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlediği haftalık grup toplantısında konuştu. Bugün saat 11.30'da başlayan toplantıda Özel, güncel siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Konuşmasında fon soruşturması, emekli aylıkları, dış politika ve CHP'deki butlan tartışmasına değinen Özel, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı fon soruşturmasındaki sorumluluğa ilişkin açıklama yapmaya çağırdı.</p>
<p>Özel, fon soruşturmasıyla ilgili olarak Erdoğan'a, “Bu yaşananları biliyor muydun, bilmiyor muydun?” diye seslendi. Özel, “Biliyordum, derhal istifa et, milleti nasıl soyarsın? Bilmiyordum, derhal seçime götür. Ülkeyi yöneteceklere emanet et. Burnunun dibindeki bu soygunu nasıl görmüyorsun?” dedi. CHP genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'na da tepki gösteren Özel, "Dokunulmazlıkları kaldırırım, bunun için Anayasa'yı değiştiririm diyor" ifadelerini kullandı. </p>
<h4>"Esas kararı üyeler verecek"</h4>
<p>Yeni Parti'nin 1. Olağan Kurultayına sayılı günler kala, genel başkanlık önseçimi hazırlıklarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşen toplantıda konuşan Özel, "Kararı üyeler verecek" dedi.</p>
<p>Özel, "AK Parti faizcilerin vurguncuların partisi olmuşken, Yeni Parti emeklilerin, çiftçinin partisidir. Zeytine, yaşanan sıkıntılara bolca değindik. Yeni Parti keyiften değil zaruretten kuruldu. Dertler bitsin diye kurduk. Yeni Parti kurulduğunda, 'Neyi yeni' dediler. Adını millet koydu, millet istedi, kurduk. İsmimize saldırdılar, kaybettiler. Para yoktu, bütçemizi milletimiz oluşturdu. Yeni Parti'de esas kararı üyeler verecek. Üyeler geldi ilçe başkanlarını, il başkanlarını seçtiler. Sıra geldi genel başkan seçimine" dedi.</p>
<h4>Demirtaş hatırlatması</h4>
<p>Özel, geçmişte Selahattin Demirtaş'ın tutuklanma sürecine ilişkin Anayasa değişikliğine de atıfta bulunarak, benzer bir yaklaşımın Yeni Partili kadrolar için de sergilenebileceğini ileri sürdü. Özel'in ifadeleri özetle şöyle:</p>
<p>"Ve buradan bir hatırlatma: Öyle polemik olsun, nispet olsun diye değil. Hani bazısı diyor ya, 'Ya Yeni Parti'yi kurmayaydınız, önceki partide duraydınız, bekleyeydiniz.' Gelin gidelim oralara, ta Haziran'ın sonuna. Mücadele ediyoruz. Millet diyor ki 'Bir yol bulun, partiyi geri alın. 47 yıl sonra kazanmış, AK Parti'yi ilk kez yenmiş kadrolar partideki görevinde olsun' diyor. O zaman söylüyoruz: 'Gelin kurultay yapın.' 'Yapmayız. 9 Eylül'de başlayacağız, takvim ilan edeceğiz, Kasım olmadan bitireceğiz.' Ama orada gördük ki ne böyle bir niyet var, aksine öyle bir kötü niyet var ki verilmiş sözler şimdi çıkıyor teker teker. Ne diyor? 'Anayasayı değiştirmeye varım' diyor. Ne diyor? 'Bütün muhalefetin karşı çıktığı anlaşmayı imzalarım, Mehmetçik'i çöllere yollarım, Suudi Arabistan'ı korumak için savaşta Suudi Arabistan'ın yanına Mekke Anlaşması'yla Erdoğan'ın Trump'tan talimatla yaptığı anlaşmada ben de varım' diyor.'</p>
<p>Dokunulmazlıkları kaldırırım. Bunun için anayasa bile değiştiririm.' Nasıl Selahattin Başkan'ın anayasa değişikliğiyle kolaylaştırarak, hızlandırarak içeriye gitmesine sebep olduysa gerekirse YENİ Partili kadrolar için de yaparım diyor. Ne diyor?</p>
<p> 'Cumhurbaşkanlığı seçimi 1 hafta erken de olsa ben oy veririm, Erdoğan'ı yine aday ederim.' Yeter ki beni yerimden etmeyin. Ben burada oturayım diyor. O günlerde söylemiştim. Demiştim ki, niyet kurultay olsa biz buradayız. Ama yapmayacaklar. Ne 9 Eylül'de yapacaklar, ne Ekim'de yapacaklar; uzattıkça uzattılar.</p>
<p>Mahkeme yolunu kapatacaklar. Bizim kararı götürmediler, Yargıtay'a ta adli tatile kadar tuttular. O günden bugüne de o partideki yöneticileri tek tek partiden atıyorlar. Yargıtay bizi haklı görse de o partide kalınmasın, o parti geri alınmasın, falandır filandır. Şimdi bunların hepsi yaşanırken bir yanda da delegelerin iradesi; ya delegenin iradesi mahallede delege, ilçede delege, ilde delege. Bunlar kimin yerine delege? Üyenin yerine delege. Sizin yerinize delege. O zaman haziran sonunda burada dedim ki, 'Hiçbir yere gitmem. Gel, bütün üyeyle seçime girelim. Bütün üyeyle gel yarışalım. Eğer kaybeden partiyi bize bıraksın.' Hatta dedim ki; 'Özgür Özel yüzde 90'ın altında oy alıyorsa aday olmayacak, siyaseti bırakacak' dedim. Önceki partinin 2 milyon üye vardı. Gel üyeye soralım dedim. Dedi ki, 'Kanuna aykırı, tüm üyelerle seçim yapılamaz. Delegeyle yapılır. Önce delegeyi yenileceğiz.' Tüm üyeyle olsa ama yapılamaz dedi.</p>
<h4>"Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu"</h4>
<p>Fon vurgununa değinen ve borsanın tarihin en büyük çöküşlerinden birini yaşadığını belirten Özel, Erdoğan'a seslenerek şunları dile getirdi:</p>
<p>"Milletin devlete emanet ettiği paralara Tayyip Bey'in atadığı kadrolar çöktü. Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu. Bütünüyle AKP kadrolarının büyük bir operasyonu. 'Türkiye Yüzyılı' dediler ya, bu Türkiye Yüzyılı'nda yüzyılın vurgunudur. Ve bunun başındaki isim, hiç kimse kıvırmasın oradan buradan, Recep Tayyip Erdoğan'dır. Çünkü Tayyip Bey'in bu soruya iki cevabı var. Bu yaşananları biliyor muydun, bilmiyor muydun? 'Biliyordum', derhal istifa et, milleti nasıl soyarsın? 'Bilmiyordum', derhal seçime götür. Ülkeyi yöneteceklere emanet et. Burnunun dibindeki bu soygunu nasıl görmüyorsun?"</p>
<h4>"En yakındakilere gel görelim"</h4>
<p>Fon Koordinasyon Kuruluna dair konuşan Özel, masadakilere tek tek 'veda edildiğini' belirtti ve Adalet Bakanı Akın Gürlek'in sorumluluğuna işaret ederek çağrıda bulundu:</p>
<p>"Servetine servet katanların tamamı neredeyse AKP'li. Atadıklarını koruyan kollayan da Erdoğan. Masada liste var, listenin içinde bakanlar var milletvekilleri var parti yöneticiler var ama Erdoğan'da çıt yok. 245 kişilik ana listeyi yayınlamıyor. 80 kişilik o listeyi ne yalanlıyor ne doğruluyor ama bir yandan 'Merak etmeyin, çözeceğim masa kurdum' diyor. Masanın burasındaki Yunus Arıcı, Takasbank Genel Müdürü gözaltına alındı, adli kontrolle evde duruyor. Kuzuyu kurda emanet etmişler. Burada SPK Başkanı Mahmut Sütçü, masada oturuyor. Gözaltında, hapiste, görevden almalar… Borsa İstanbul Genel Müdürü tutuklu, burada oturuyor. Erdoğan'ın fon krizini çözecek masası, masada oturanlar adaya tek tek veda ediyor. Bir şey dikkatimi çekti, bakın uzakta oturanlar gidiyor. Bir de yakında oturanlar var. Erdoğan'a kim en yakın? Galiba Adalet Bakanı Akın (Gürlek). Sayın Erdoğan, sakın ha uzaktakileri adadan yollayarak bu işten çıkamazsın, biraz yaklaş bakalım yakın yakın... En yakındakilere gel görelim. O en yakındakilere koruyarak bu milletin gönlünde asla affedilmezsin. Bu işin kurgucuları en yakında otururken uzaktan üç beş bürokratla bu işten kurtulamazsın. Millet her şeyin farkındadır. Borsadaki çöküşle birlikte Merkez Bankası'nın rezerv kaybının da eklenmesiyle toplam ekonomideki kaybın 195 milyar dolara ulaştığı ortaya çıktı. 50 gün oldu, bir kısım mağdura 250'şer bin lira yatırdılar, para bitti. O tamahkarların, günahkarların tövbe hesabına para koyacağını bekliyorlar."</p>
<h4>"Millete hikaye anlatma dönemi bitti"</h4>
<p>Erdoğan'ın 14 gündür fon vurgununa dair konuşmadığını söyleyen Özel, "Bu krizi konuşmuyor, unutturmaya çalışıyor. Bir gün KAAN motifli kravat takıyor, herkes kravat konuşuyor. Dün Sayın Feridun Sinirlioğlu'nu aradım, BM Genel Sekreterliği adaylığını desteklediğimi söyledim. Dünyadaki bütün kardeş partilerimizin genel başkanlarına bir mektup kaleme aldık. Dış politikada millete hikaye anlatma dönemi bitti. Erdoğan esas Trump'ı ikna edip KAAN'ın motorlarını alması gerekiyordu. Müjde olarak verildi, motoru gelmedi. F-35'ten attılar S-400'ler yüzünden" dedi.</p>
<h4>"Bu itibar suikastini yapanlar utansın"</h4>
<p>Mustafa Sarıgül'ün oğlu Emir Sarıgül'ün kendisini hedef alan ve belgelerle yalanlanan iddialarına değinen Özgür Özel, şunları dile getirdi:</p>
<p>"Fon meselesinde gizlilik kararı var. Bir ifadenin bir virgülü bile sızmıyor. Neden? AK Parti'ye dokunuyor. Ya bu yargı bağımsızsa, bu yargı eşitse, ya her yere yasak, ya hiçbir yere değil. Ya fon soruşturmasının ifadeleri de salın dolaşsın, ya bu itibar suikastini yapanlar artık biraz utansın. Muhittin Böcek'i hapiste tuttular. İlla de ki 'Özgür Özel'e para verdim' diye. Günlerce bununla uğraştılar. Avukatım 'Tapuları istensin' diyor, mahkeme tapuları istemeden karar veriyor. Tir tir titriyor hakime hanım. Akın Gürlek'in tarih verdiği gün, Muhittin Böcek o benzinlikte tek başınaydı, ben de Ankara'da İçişleri Bakanlığı kayıtlarıyla sabit. Utanmadılar, sıkılmadılar. Emir Sarıgül ifade veriyor, konu Almanya'da birisi ifade vermiş, neyse neymiş. İlk gün olayla ilişkisini kesmişiz partimizin. Adam ifade veriyor, ilk ifadede 'Babam Özgür Özel'e para verdi.' Ağustos ayında Vakko'da atkı satılıyor mu sorsunlar! Bu ifadeyi alıyorlar, fon konuşulmasın, Sarıgül odur budur."</p>
<p>(Kaynak: Evrensel, Cumhuriyet, ANKA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 13:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dumanlı hikayeler]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dumanli-hikayeler-42373</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/11/03/dumanli-hikayeler.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dumanli-hikayeler-42373</guid><description><![CDATA[Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos'un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı 'lensler konuşabilseydi' başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor. Bu haftaki hikaye, keşke hiç başlamasaydım dediği sigara.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>“Dzo babat egav!” (Lan baban geldi), diye bağırdı öğrencilerden biri. O panikle, bi refleks yeni yaktığım sigarayı fırlatıp kaçacak delik aramaya başladım. Boşa çırpındığımı anlamam çok sürmedi. Ve perde... Sahnede, tüm okulun gözleri önündeydim. Panik halimle gülünç duruma düşmüştüm. Öğretmenler dahil herkes gülmekten kırılıyordu. Arkamı döndüm. Kim bu eşek şakasını yapan diye aranırken gözlerim Dikran'ı seçti. Okulda olur olmaz haylazlıklarıyla nam salmış biriydi. Serseri Diko'ydu lakabı. Yaptığıyla gurur duyar bir halde gözlerime bakarak sırıtıyordu. Sanki madalya takılacak!</p>
<p>Yepremian Okulu'nda ikinci yılımdı, üçüncü sınıftaydım. Baronyan'dan bir eser sahneleyecektik. Ben ana karakterdim, eve sarhoş gelen, aynanın önünde dikilip yaşlılığıyla yüzleşen, sonra bir sigara yakan ve durduğu yerde monologlar eşliğinde kendi haline acıyan bir Ermeni beyefendi. Çok çalışmıştık. Vakti geldiğine, okulun “sanat ve kültür” saatinde (her cumartesi, eve gitmeden önceki öğle arası) oyunu sergileyecektik.</p>
<p>Sigarayı yakmamla uyarı almam bir oldu. Babamın beni o halde yakaladığını düşünün, sesini hayal edin. İşin komik yanı, babam o sırada Kamışlı'daydı. Sık sık giderdi zaten. Ama gençtim daha ve mantıklı düşünmek, panik yönetimi gibi karamlara yabancıydı beynim. O panikle sigarayı sahne arkasına attım işte ben de. Hemen sonra bunun bir şaka olduğunu anlayınca, utana sıkıla gülenlere katıldım. “Şimdi elime düştün Diko ağa” diye geçirdim içimden. İntikam alacaktım. Tabii önce, gösteri devam etmeliydi! Oyundan yana içim rahattı. Çok emek dökmüştük. Hakkını verdik doğrusu. </p>
<p>Sigara ile ilgili çok anım var böyle. İlk sigaramı beş yaşında içtim. Asi kuzenim Dzovig, annemin çantasından sigara çalalım dedi bir gün. Sigarayı aldığımız gibi kimseler görmeden tuvalete girdik. Yasak bir oyundu bizim için. Gergin gergin sigaradan hızlı nefesler çekiyorduk. Sigarayı paylaştık ama o kadar hızlı içtik ki midem altüst oldu. Kusacak gibiydim, başıma ağrılar girmişti. Vücut ısımın yükseldiğini hissediyordum. Dzovig de benden halliceydi. Berbat gelmişti o zaman. Sigaranın tadından nefret etmiştim. O gün yakalanmadık ama bir daha asla sigara içmemeye karar vermiştim.</p>
<p>Gelin görün ki kırk yılı aşkın süredir sigara içiyorum! Doğrusu hala da zevkle içiyorum ama keşke hiç başlamasaydım dediğim oluyor tabii. Ya da keşke uzun zaman önce bırakacak kadar güçlü olsaydım diyorum. Çok kez denedim ama o istikrarı gösteremedim. İlk kez sigara içmekten zevk aldığımda ise 14 yaşındaydım. Bir çatıdaydık. Orada olanlardan sorumlu tutulacak biri varsa, o da arkadaşlarım Vicken, Vahe, Şahe ve Onnig olmalıdır. Akran baskısından bahsedelim! İyi arkadaştık ve aynı topluluk kulübünün üyeleri olarak, o gece mahallemizde Ermeni adayların seçim afişlerini asıyorduk. Birkaç saat sonra, arkadaşlarım sigara molası vermek için çatıya çıkmaya karar verdiler. Ben sigara içmiyordum henüz. Aralarındaki tek sigara içmeyen olarak dalga geçilmesine alışmıştım. Ama gel gelelim o gece, özellikle yüklendiler bana. Sigara içtiklerinde hep ayrı oturduğum için oyun bozan ilan edildim. Grubu bozuyormuşum, iyi bir arkdaş değilmişim...</p>
<p>Konuştukça konuştular ama direnmeyi bırakmadım. En son içlerinden biri bana korkak deyip damarıma basana kadar istikrarım bozmadım.O lafla pes ettim. Vicken'den bir dal istedim. Tezahüratlar eşliğinde sigarayı yaktı, bana uzattı. İlk nefesi çektim. Unutulmaz bir andı! “Kent”ti markası. Tadı çok hoşuma gitmişti.</p>
<p>Çevremde sigara içenleri aklıma getirdim. Film sahneleri, babam... Onları taklit etmeye çalıştım. Dumanı ciğerlerime, sonra bulun deliklerimden dışarı yol aldı. Zordu. Ama kesik kesik öksürük krizlerinin dışında her şey iyi gidiyordu, tadını sevmiştim. Bir süre sonra toy ciğerlerime dolan duman başımı döndürmeye başladı. Sarhoş etmişti. Yine de Dzovig'leyken olduğu gibi midem bulanmamıştı. İşte o kadar! O geceden sonra aylarca, içtiğim her sigara bende sarhoşluk hissi yarattı. Başımı döndürdü. Ve yavaş avaş bağımlı hale geldim. Her ne olursa olsun, keşke o gece kararlı duruşumu sürdürseymişim diyorum!</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Toplatılmaya değil, yaşatılmaya çağrı: 1 milyonu aşkın imza]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/toplatilmaya-degil-yasatilmaya-cagri-1-milyonu-askin-imza-42372</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/toplatilmaya-degil-yasatilmaya-cagri-1-milyonu-askin-imza.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/toplatilmaya-degil-yasatilmaya-cagri-1-milyonu-askin-imza-42372</guid><description><![CDATA[Sokakta yaşayan hayvanlara yönelik düzenlemeler içeren Hayvanları Koruma Kanunu’nun iptal edilmesi talebiyle başlatılan “Yaşatan Yasa İstiyoruz” kampanyası 1 milyon 108 bin imzaya ulaştı. Kampanya, Change.org Türkiye tarihinde 1 milyon imza barajını aşan dördüncü kampanya oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yaşatacağız Platformu’nun Change.org üzerinden başlattığı “Yaşatan Yasa İstiyoruz” kampanyası 1 milyon 108 bin imzaya ulaştı. Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve kamuoyunda tepkilere neden olan Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik öngören düzenlemenin iptal edilmesi talebiyle başlatılan kampanya, üç ayda 1 milyonu aşkın kişinin desteğini aldı.</p>
<p>Kampanyada, yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana sokakta yaşayan hayvanlara yönelik uygulamalara dikkat çekilirken çözüm önerisi olarak “kısırlaştır-aşılat-yerinde yaşat” yaklaşımını benimseyen “Yaşatan Yasa” talebi dile getiriliyor. Kampanya, karar vericilere mevcut düzenlemenin iptal edilmesi çağrısında bulunuyor.</p>
<h4>Kampanyanın talebi sokakta da yankılandı</h4>
<p>Yaşatacağız Platformu’nun çağrısıyla 1 Kasım Pazar günü Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya gelen hayvan hakları savunucuları, kampanya için imza topladı. Ardından düzenlenen basın açıklamasında, 1 milyon imza barajını aşmak üzere olan kampanyanın yeni yasa talebi dile getirildi.</p>
<p>Açıklamada, sokakta yaşayan hayvanların hedef alındığı ve yaşam haklarının gasp edildiği belirtilirken hayvanların toplatılmasının sokakları güvenli hale getirmenin yolu olmadığı vurgulandı. Toplumda hayvan hakları savunucularının ve hayvanseverlerin çoğunlukta olduğu ifade edilen açıklama, tüm hayvanlar için eşit yaşam hakkı talebiyle sona erdi.</p>
<p>Change.org Türkiye tarihinde 1 milyon imza barajını aşan dördüncü kampanya olan “Yaşatan Yasa İstiyoruz”un ardından platformun yeni hedefi, kampanyaya verilen desteğin karar vericilere ulaşmasını sağlamak. Toplanan 1 milyonu aşkın imzanın kasım ayı içinde TBMM’ye teslim edilmesi planlanıyor.</p>
<h4>Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik</h4>
<p>7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2 Ağustos 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 17 maddeden oluşan düzenleme, belediyelerin yükümlülüklerinden cezalara kadar çeşitli alanlarda değişiklikler içeriyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Milliyet’te Civaoğlu’nun yazısı, Sevgi Erenerol’dan subaylara “misyonerlik” konferansı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/milliyette-civaoglunun-yazisi-sevgi-ereneroldan-subaylara-misyonerlik-konferansi-42370</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/milliyette-civaoglunun-yazisi-sevgi-ereneroldan-subaylara-misyonerlik-konferansi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/milliyette-civaoglunun-yazisi-sevgi-ereneroldan-subaylara-misyonerlik-konferansi-42370</guid><description><![CDATA[Hrant'ın Arkadaşları'nın Dink suikastinin 20. yılı için başlattığı dijital hafıza çalışması Neden Hedef Seçildim'de bu hafta Milliyet'teki Hrant Dink söyleşinin hem Milliyet'te hem de diğer medya organlarında yarattığı tartışma ve tüm bunlar olurken Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol'un Genelkurmay'da subaylara "Misyonerlik Faaliyetleri" başlıklı konferansının detayları ele alınıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: rgb(0, 0, 0); background-color: rgb(255, 255, 255);">Hrant Dink'in suikastinin 20. yılı yaklaşırken Hrant Dink'in arkadaşlarının suikaste giden yolun adım adım nasıl döşendiğini belgeleriyle ortaya koyduğu dijital hafıza çalışması "Neden Hedef Seçildim" bu hafta Hrant Dink'in Milliyet'e verdiği söyleşi sonrasına odaklanıyor. Milliyet yazarı Civaoğlu'nun uyarı niteliğindeki yazısı ve medyadaki yansımalarının yanı sıra tam da aynı zamanlarda Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol'un Genelkurmay karargahında subaylara "Misyonerlik Faaliyetleri" başlıklı konferansının detayları yer alıyor. </span><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Neden Hedef Seçildim dijital hafıza çalışmasını </a><a href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="noopener">X</a><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">,</a><a href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim?igsh=MTZjdDM2MjA3ZXAzbA%3D%3D" target="_blank" rel="noopener"> Instagram</a><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener"> ve</a><a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423" target="_blank" rel="noopener"> Facebook</a> hesaplarından takip edebilirsiniz. </p>
<p><strong>24 Ekim 2026 Cumartesi</strong></p>
<p><span style="color: rgb(186, 55, 42);"><strong>31 Ekim 2026</strong></span></p>
<p><strong>Tarih: 29 Eylül 2006</strong></p>
<p><strong>Milliyet’te Civaoğlu’nun yazısı</strong></p>
<p>Milliyet, Güneri Civaoğlu: "Uğur Mumcu örneğini bugünlere taşımamın nedeni var. 301. madde eksenli yayınların en tehlikelisi, oluşturulan 'linç' psikolojisidir… Elif Şafak, Orhan Pamuk, Hrant Dink, birer "hedef" haline geliyor. Türkiye'de 'ruhsal arızalı' ve 'saplantılı' psikopatlara, bu isimler 'istemeyerek' de olsa hedef gösteriliyor. Onlar, Türklük kavramına ve ulusal değerlere birer 'tahkir mayını' gibi nefret vitrinlerinde kullanılıyor. Yarınlarda -ağzımdan yel alsın- onlara bir saldırının olasılığı göz ardı edilerek siyasal söylemlerle, yayınlarla, internet siteleriyle yapılan 'yargısız infazlar', vicdan suçuna dönüşebilir…</p>
<p><strong>29 Eylül</strong></p>
<p>“Çığ”, Türker Alkan, Radikal</p>
<p><strong>30 Eylül</strong></p>
<p>“İnsan Haklarında Mütekabiliyet Olmaz”, Ali Sirmen, Cumhuriyet </p>
<p>“Bedel Ödemek”, Hasan Cemal, Milliyet</p>
<p><strong>1 Ekim</strong></p>
<p>“Mutsuzum, Adalet Aygıtı İşlemiyor”, Aydın Engin, Agos</p>
<p>“Annecim İstanbul’a gidebileceğiz miyiz?”, Rita Ender, Radikal</p>
<p><strong>2 Ekim</strong></p>
<p>“Soykırım siyaseti”, Tarhan Erdem, Radikal</p>
<p><strong>3 Ekim</strong></p>
<p>“'Gerçek'” çizmesini giyene kadar”, Ruhat Mengi, Vatan Gazetesi</p>
<p><strong><span style="color: rgb(186, 55, 42);">1 Kasım 2026</span></strong></p>
<p><strong>Tarih: 4 Ekim 2006 Çarşamba</strong></p>
<p><strong>Sevgi Erenerol’dan subaylara “misyonerlik” konferansı</strong></p>
<p>Genelkurmay karargahında Subaylara "Misyonerlik Faaliyetleri" başlıklı konferans verilir. Tek konuşmacı, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’dur.</p>
<p><strong>O esnada Malatya’da</strong></p>
<p>6 ay sonra Zirve Yayınevi’nde Hıristiyanları katledecek olan Emre Günaydın Ekim 2006’da bir “cemaat evi”ne gitmeye başlar.</p>
<p>İlker Çınar, Ekim 2006’dan itibaren Mersin Jandarması ile bağını koparır ve itibaren yalnızca Malatya Jandarmasına bilgi vermeye başlar.</p>
<p><strong>O esnada İtalya’da</strong></p>
<p>Hıristiyanlığı benimsediğini, bu nedenle Türkiye’de askere gitmek istemediğini ve can güvenliği konusunda endişelerini öne süren Türkiye vatandaşı H. E., Tiran (Arnavutluk) - İstanbul seferini yapan THY’nin 1476 sefer sayılı uçağını kaçırır ve İtalya’ya iniş yapmaya zorlar. (İtayla’da 3 yıl hapis cezasına çarptırılan H. E., 2009 yılında tekrar İslam dinini benimsediğini söyleyerek Türkiye’ye dönecektir.)</p>
<p><strong>O esnada medyada</strong></p>
<p><strong>7 Ekim </strong></p>
<p>“Aydınların 301 ile savaşı”, Özlem Galip, Gündem</p>
<p>“Citizen Dink”, Serhan Ada, Radikal</p>
<p>“Aydın gerçeklerden utanmaz”, Ruhat Mengi, Vatan Gazetesi</p>
<p><strong>8 Ekim </strong></p>
<p>“60 yazar ve yayıncıya 301’den dava açılıyor”</p>
<p>“Herkes utanabilir ben de utanıyorum”, Ruhat Mengi, Vatan Gazetesi</p>
<p><strong>9 Ekim </strong></p>
<p>“Ermeni gücü, Avrupa oyunları, Aydın Hokkabazlığı”, Altemur Kılıç, Yeniçağ</p>
<p>“Tepki sorunu çözmüyor”, Okay Gönensin, Vatan Gazetesi</p>
<p><strong>10 Ekim </strong></p>
<p>“İçimizdeki Fransız”, Yıldıray Çiçek, Ortadoğu</p>
<p>“Yasayı deleceğim - Hrant Dink Fransız Ulusal Meclisi’ndeki inkar yasasını ‘akıl dışı’ diye niteledi: ‘Gerekirse Paris’e gidip bu deliliği protesto edip, yasayı ihlal edeceğim’”, Hürriyet </p>
<p>“Bir eksikleri kaldı”, Taha Kıvanç, Yeni Şafak</p>
<p><strong>11 Ekim</strong></p>
<p>“Dışişlerinin acil görevi”, Ruhat Mengi, Vatan Gazetesi</p>
<p>“Biz Fransız değiliz”, Resul Tosun, Yeni Şafak</p>
<div class="box-12">
<h4><strong>Cinayete giden yol</strong></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-de-ilk-durusma-trabzon-da-bomba-40117" target="_blank" rel="noopener">Şişli'de ilk duruşma, Trabzon'da bomba</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kaboglu-na-saldiri-erhan-tuncel-resmen-muhbir-40191" target="_blank" rel="noopener">Kaboğlu'na saldırı, Erhan Tuncel resmen muhbir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/fethiye-cetin-e-saldiri-yasin-hayal-in-babasindan-cagri-oglumu-disari-birakmayin-40265" target="_blank" rel="noopener">Fethiye Çetin'e saldırı, Yasin Hayal'in babasından çağrı: "Oğlumu dışarı bırakmayın"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/malatya-daki-hiristiyanlar-hedefte-icisleri-bakani-takipte-40343" target="_blank" rel="noopener">Malatya'daki Hıristiyanlar hedefte, İçişleri Bakanı 'takipte'</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/tayad-lilara-linc-adalet-bakani-ndan-hancerleme-cikisi-40420" target="_blank" rel="noopener">TAYAD'lılara linç, Adalet Bakanı'ndan "hançerleme" çıkışı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilirkisi-raporu-hrant-dink-hakaret-etmedi-orhan-pamuk-a-301-den-dava-40494" target="_blank" rel="noopener">Bilirkişi raporu “Hrant Dink hakaret etmedi”, Orhan Pamuk'a 301'den dava</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596" target="_blank" rel="noopener">“Türklüğe Hakaret” davasında Kerinçsizler ve diğerleri sahnede</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/6-7-eylul-sergisine-saldiri-duzenlenir-yasin-hayal-serbest-birakilir-40678" target="_blank" rel="noopener">6-7 Eylül sergisine saldırı düzenlenir, Yasin Hayal serbest bırakılır</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/konferans-bilgi-universitesi-nde-hrant-dink-e-bir-sorusturma-daha-40759" target="_blank" rel="noopener">Konferans Bilgi Üniversitesi'nde, Hrant Dink'e bir soruşturma daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dinke-mahkumiyet-yasin-hayal-ermenilere-karsi-buyuk-kin-besliyor-40834" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink’e mahkumiyet, "Yasin Hayal Ermenilere karşı büyük kin besliyor”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-bu-suc-benim-algilamamla-irkciliktir-ve-ben-boyle-bir-suc-islemedim-40920" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink: “Bu suç, benim algılamamla ırkçılıktır ve ben böyle bir suç işlemedim”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/umut-kitabevi-bombalanir-dink-ve-agos-yetkilileri-savciliga-ifade-verir-40998" target="_blank" rel="noopener">Umut Kitabevi bombalanır, Dink ve Agos yetkilileri savcılığa ifade verir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077" target="_blank" rel="noopener">Orhan Pamuk duruşmasında saldırı, Dink hakkında bir dava daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/basbakanlikta-milli-guvenlik-zirvesi-ve-mehmet-ali-agca-nin-tahliyesi-41158" target="_blank" rel="noopener">Başbakanlık’ta Milli Güvenlik Zirvesi ve Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/Dink%20ve%20Pamuk%E2%80%99a%20kar%C5%9F%C4%B1%20y%C3%BCkselen%20kampanyalar,%20Trabzon'da%20tehdit" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Pamuk’a karşı yükselen kampanyalar, Trabzon'da tehdit</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-da-bir-cinayet-dink-e-tehdit-mektubu-41300" target="_blank" rel="noopener">Trabzon'da bir cinayet, Dink'e tehdit mektubu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi-41371" target="_blank" rel="noopener">Rahip Santoro suikasti ve Orhan Pamuk'un düşen 301 davası</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-hrant-dinki-ne-pahasina-olursa-olsun-oldurecek-41479" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal, Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldürecek</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-savcisi-nin-karari-hrant-dink-sucsuz-41542" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Savcısı'nın kararı: Hrant Dink suçsuz!</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-alperen-ocaklari-nda-dink-cinayeti-planlari-beyazitta-bogazliyan-kaymakami-kemal-bey-bulusmasi-41617" target="_blank" rel="noopener">Trabzon Alperen Ocakları'nda Dink cinayeti planları, Beyazıt’ta Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey buluşması</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-ceza-dairesinden-hrant-dinke-mahkumiyet-cumhuriyet-e-saldiri-41709" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Ceza Dairesi’nden Hrant Dink’e mahkumiyet, Cumhuriyet'e saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/veli-kucuk-silahli-adamlariyla-adliyede-danistaya-silahli-saldiri-41775" target="_blank" rel="noopener">Veli Küçük silahlı adamlarıyla adliyede, Danıştay’a silahlı saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yakalanmasaydik-istanbul-da-ermenileri-oldurecektik-41863" target="_blank" rel="noopener">"Yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bassavci-eminagaoglundan-yargitay-daire-kararina-itiraz-sisli-adliyesinde-yumruklu-saldiri-41907" target="_blank" rel="noopener">Başsavcı Eminağaoğlu’ndan Yargıtay Daire kararına itiraz, Şişli adliyesinde yumruklu saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-dink-in-mahkumiyetini-onaylar-hrant-dink-reuters-a-konusur-42004" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Dink'in mahkumiyetini onaylar, Hrant Dink Reuters'a konuşur</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-jandarma-da-dink-suikastini-biliyor-dink-e-bir-turkluge-hakaret-davasi-daha-aciliyor-42065" target="_blank" rel="noopener">Trabzon Jandarma da Dink suikastini biliyor, Dink'e bir "Türklüğe hakaret" davası daha açılıyor</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-istanbul-da-muhsin-yazicioglu-trabzon-da-42134" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal İstanbul'da, Muhsin Yazıcıoğlu Trabzon'da</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/jandarma-gozetiminde-para-alisverisi-medyada-nefret-soylemi-42235" target="_blank" rel="noopener">Jandarma gözetiminde para alışverişi, medyada nefret söylemi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/osman-hayal-istanbul-da-hrant-dink-roportaji-milliyette-42293" target="_blank" rel="nofollow noopener">Osman Hayal İstanbul'da, Hrant Dink röportajı Milliyet’te</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Cuma Cumartesi Pazar” sergisi Kuzguncuk’ta açıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cuma-cumartesi-pazar-sergisi-kuzguncukta-acildi-42371</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/cuma-cumartesi-pazar-sergisi-kuzguncukta-acildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cuma-cumartesi-pazar-sergisi-kuzguncukta-acildi-42371</guid><description><![CDATA[Farklı inanç ve kültürlerden fotoğrafçıları bir araya getiren “Cuma Cumartesi Pazar” sergisi, 20. buluşmasını Kuzguncuk İSKİ Kültür Evi’nde gerçekleştirdi. Sergi, 7 Kasım Cumartesi günü saat 17.00’ye kadar ziyaret edilebilecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kuzguncuk İSKİ Kültür Evi’nde açılan “Cuma Cumartesi Pazar” sergisi, sanatseverlerin katılımıyla kapılarını açtı. Farklı inançlardan yedi fotoğrafçıyı bir araya getiren sergide Alberto Modiano, Berge Arabian, Emine Ülkerim, Mıgırdiç Arzivyan, Marta Sömek, Nathalie Ritzmann ve Nikolaos Manginas’ın fotoğrafları yer alıyor.</p>
<p>İSKİ Kurumsal Gelişim Müdürü Ayten Bostancı ve ekibinin de katıldığı açılışta, serginin fikir sahibi Laki Vingas, Mıgırdiç Arzivyan ve Emine Ülkerim birer konuşma yaptı.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/11/whatsapp-image-2026-11-02-at-18-04-35.jpeg" alt="" width="450" height="300"></p>
<p>Sanat ve fotoğraf aracılığıyla farklı inanç ve kültürler arasında ortak bir anlatı kurmayı amaçlayan serginin 20. buluşması, farklı dinlere ait ibadethaneleri bir arada barındıran ve kültürel çeşitliliğiyle öne çıkan Kuzguncuk’ta gerçekleşiyor. Sergi aynı zamanda Kuzguncuk Kültür Evi’nin 105. sergisi olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>Açılış konuşmasında Ayten Bostancı, serginin hem Kuzguncuk’a hem de kültür merkezine çok yakıştığını ifade etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 12:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kadınların hikâyeleri ve adalet mücadelesi beyazperdede]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kadinlarin-hikayeleri-ve-adalet-mucadelesi-beyazperdede-42368</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/kadinlarin-hikayeleri-ve-adalet-mucadelesi-beyazperdede.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kadinlarin-hikayeleri-ve-adalet-mucadelesi-beyazperdede-42368</guid><description><![CDATA[16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 26 Kasım’da başlayacak. 36 ülkeden 35 uzun ve kısa metrajlı filmin gösterileceği festivalde kadın yönetmenlerin yapıtları, kadın hakları mücadelesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin geleceği öne çıkacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Adalet ve Sinema Derneği tarafından “Herkes İçin Adalet” ilkesiyle düzenlenen 16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 26 Kasım’da İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek açılış töreninin ardından 27 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.</p>
<p>Prof. Dr. Adem Sözüer’in başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci’nin festival direktörlüğünde ve Alin Taşçıyan’ın program direktörlüğünde düzenlenecek festival, filmleri İBB Beyoğlu Sineması ve Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nde izleyiciyle buluşturacak. Festival biletleri 6 Kasım’da Passo üzerinden satışa çıkacak. Gündüz seansları 100 TL, 21.30 seansları 150 TL, öğrenciler için tüm seanslar ise 50 TL olacak.</p>
<h4>Kadın yönetmenlerin filmleri yarışmada</h4>
<p>Festivalin Altın Terazi Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, dünyanın farklı coğrafyalarından adalet, özgürlük ve insan hakları mücadelesini odağına alan 13 filmi bir araya getiriyor. Kadın haklarından göçmenliğe, ayrımcılıktan siyasi baskılara uzanan seçkide kadın yönetmenlerin ödüllü yapıtları da yer alıyor.</p>
<p>Ghasideh Golmakani’nin "Başa Baş" filmi, İran’da yasaklara rağmen film çekmeye çalışan bir kadın yönetmenin mücadelesini anlatıyor. Alina Şerban’ın "Ben Önemliyim" adlı otobiyografik nitelikli ilk uzun metrajı, yetiştirme yurdunda büyüyen Roma kökenli genç bir kadının oyuncu olma mücadelesine odaklanıyor. Laila Marrakchi’nin "Çilekler" filmi İspanya’da çalışan Faslı mevsimlik kadın işçilerin sömürüsünü ve dayanışma arayışını, Hanaël El Yousfi’nin "İbrahim’in Kızları" ise iki genç kadının dostluğu üzerinden ataerkil baskıyı ve özgürleşme mücadelesini ele alıyor.</p>
<p>Dina Duma’nın "Kızlar Kaykay Yapmaz" filmi, kaykay yarışmasını kazanmayı hayal eden 11 yaşındaki bir kızın hikâyesi üzerinden erken yaşta evlilik, yoksulluk ve ataerkil geleneklere karşı mücadeleyi anlatıyor. Milena Aboyan’ın "Üç Yakın Arkadaş" filmi ise Almanya’da göçmen kökenli üç kadının dostluğu üzerinden ırkçılığı ve ötekileştirmeyi sorguluyor.</p>
<p>Kadın yönetmenlerin filmleri kısa metraj yarışmasında da öne çıkıyor. Ece Begüm Bayrak’ın "İstiğfar ya da Kar" filmi, cemaatinin işlediği cinayete tanık olan genç bir kadının vicdanıyla bağlılığı arasındaki çatışmayı ele alırken, Maryna Er Gorbach’ın "Rotasyon" filmi savaş nedeniyle orduya katılan Ukraynalı genç bir kadının değişen hayatına odaklanıyor.</p>
<h4>Kadın yönetmenlere 30 bin Euro destek</h4>
<p>Festivalde bu yıl kadın yönetmenlerin yeni projelerini desteklemeyi amaçlayan Eurimages Audentia Ödülü verilecek. Eurimages tarafından bir kadın yönetmene yeni filminde kullanılmak üzere 30 bin Euro destek sağlayan ödül, kadınların sinema alanındaki başarılarını görünür kılmayı hedefliyor.</p>
<p>Uzun metraj yarışmasındaki filmler ayrıca 450 bin TL değerindeki Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması Ödülü için yarışacak. Kısa metraj yarışmasında ise 60 bin TL değerindeki Altın Terazi Kısa Film Ödülü verilecek.</p>
<h4>İstanbul Sözleşmesi’nin geleceği masada</h4>
<p>Festivalin Akademik Programı’nda kadına yönelik şiddet suçları, yargılama süreçleri ve İstanbul Sözleşmesi’nin geleceği ele alınacak. “Quo Vadis İstanbul Sözleşmesi?” sorusundan hareketle sözleşmeye taraf ülkelerden uzmanların ülke raporlarını sunacağı programda Türkiye raporu akademisyenler ve öğrenciler tarafından hazırlanacak.</p>
<p>Festivalin sinema, akademi ve farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiren VisionIST platformunda da insan hakları, vicdan ve adalet kavramları tartışılacak. 27 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında İBB Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda ücretsiz düzenlenecek etkinlikler kapsamında üç panel, bir ustalık sınıfı ve film gösterimi sonrası söyleşi gerçekleştirilecek.</p>
<h4>Açılış filmi "Kreşendo"</h4>
<p>Festival, 26 Kasım akşamı Agnès Jaoui’nin "Kreşendo" filmiyle açılacak. Figaro’nun Düğünü operasının sahnelenmesi sırasında geçen film, İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki açılış gecesinde izleyiciyle buluşacak.</p>
<p>Açılış töreninde Mahamat-Saleh Haroun ve Handan İpekçi’ye Sinema Onur Ödülleri, Prof. Dr. Liane Wörner’e Akademik Onur Ödülü, Azize Tan’a ise Sinemaya Katkı Ödülü takdim edilecek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 10:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İnternette satılan çocuk ürünleri güvenli mi?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/internette-satilan-cocuk-urunleri-guvenli-mi-42367</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/11/03/internetten-satilan-cocuk-urunleri-guvenli-mi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/internette-satilan-cocuk-urunleri-guvenli-mi-42367</guid><description><![CDATA[2024'te Türkiye'de yapılan bir araştırmada İstanbul’daki oyuncak mağazalarından satın alınan 10 farklı markaya ait 63 makyaj ürünü incelenmiş. Ürünlerin 51’i Türkiye menşeli, 12’si ise Çin’den ithal edilmiş. İncelenen 63 ürünün 57’sinde (yüzde 90,5), en az bir toksik elementin miktarı araştırmacıların esas aldığı karşılaştırma sınırlarını aşıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gıdalarda, sularda ya da çeşitli çevresel ortamlarda bulunan toksik kimyasal madde kirliliğini izlemek, kontrol etmek ve olası sağlık zararlarının önüne geçmek için kamusal çalışmalar yürütmek önemli. Bu amaçla kamu kurumlarının yürüttüğü çeşitli kontrol ve izleme çalışmaları var. Bu çalışmaların ne ölçüde etkin olduğu da yıllardır süregelen başlı başına bir tartışma konusu. Ancak günümüzün internet tabanlı satış-pazarlama sitelerinde bu çalışmaların önemi hiç olmadığı kadar artmış durumda.</p>
<p>İnternet satış siteleri çeşitli ürünleri temin etmenin ana yollarından biri artık.</p>
<p>Amazon, Trendyol, Hepsiburada, N11, Pazarama, AliExpress ve Temu gibi birçok satıcının ürün sunduğu <strong>çevrimiçi pazaryerleri</strong> ile markaların veya mağazaların kendi e-ticaret sitelerinden neredeyse her şeyi temin etmek mümkün. Alınan ürünlerin güvenilirliği ise başlı başına bir büyük sorun. Özellikle de ürünlerin içeriğinde bulunabilecek toksik kimyasallar açısından.</p>
<p>Toksik kimyasal maddelere maruziyet çeşitli sağlık zararlarına yol açar. Çocuklar, büyüme ve gelişme döneminde oldukları için bu maddelerin birçoğundan yetişkinlere kıyasla daha fazla zarar görebilir.</p>
<p>Mesele elbette yalnızca internet üzerinden yapılan satışlarla sınırlı değil. Satışa sunulan ürünlerin güvenliğine ilişkin çeşitli yasal düzenlemeler var ve bu düzenlemeler internet ortamındaki satışları da kapsıyor. Ancak mevzuatın gerektirdiği kontrol ve izleme çalışmalarının ne ölçüde etkili bir şekilde yürütüldüğü belirsiz.</p>
<p>Uygulamadaki temel sorun, piyasanın ve özellikle çok sayıda satıcının yer aldığı çevrimiçi pazaryerlerinde satışa sunulan ürünlerin etkin biçimde kontrolü, izlenmesi ve güvensiz ürünlerin hızla tespit edilip kaldırılması noktasında düğümleniyor.</p>
<p>Türkiye dışında çeşitli ülkelerde de bu mesele gündemde ve çocuk ürünlerinin güvenliği önemli bir tartışma konusu. Özellikle çok sayıda satıcının yer aldığı çevrimiçi pazaryerlerinde güvensiz ürünlerin nasıl tespit edileceği, satışlarının nasıl önleneceği ve bu platformların denetim sorumluluğunun nasıl düzenleneceği üzerinde giderek daha fazla duruluyor.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından Ekim 2021’de, 21 ülkeni katılımıyla yürütülen bir araştırmada, internet üzerinden satışa sunulan ürünlerin güvenliği incelendi. <strong>(1)</strong> Araştırmada yasaklanmış veya geri çağrılmış ürünler ile etiketleme ve ürün güvenliği standartlarına uygun olmayan ürünler değerlendirildi. İncelenen ürünlerde ortalama yüzde 79 oranında uygunsuzluk veya olası uygunsuzluk tespit edildi. Bu yüksek oran, çevrimiçi pazaryerlerinde ürün güvenliği denetimlerinin güçlendirilmesi ve güvensiz ürünlerin satıştan kaldırılması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Dünya genelinde yapılan çeşitli araştırmalar, oyuncaklar, çocuk takıları, parmak boyaları ve çocuklara yönelik makyaj malzemeleri gibi ürünlerin kurşun ve kadmiyum gibi toksik metaller ile plastiklere katılan bazı fitalat bileşikleri açısından risk oluşturabildiğini gösteriyor.</p>
<h4>AB Safety Gate 2025 raporu</h4>
<p>Avrupa Komisyonu’nun Safety Gate sistemi, AB üyesi ülkelerinde gıda dışında yer alan çeşitli tüketici ürünleriyle ilgili kontrol ve denetim çalışmalarından elde edilen bilgileri topluyor.</p>
<p>2025 Safety Gate raporuna göre, <strong>kozmetik ürünler (yüzde 36) ve</strong> <strong>oyuncaklar (yüzde 16)</strong> en sık sorun tespit edilen ürün gruplarında başı çekiyor.  Bu ürünlerin <strong>yüzde 53’ünde </strong>tehlikeli kimyasallardan kaynaklanan sağlık riskleri olduğu tespit edilmiş. Raporda plastik oyuncaklar ve çocuk ürünlerinde fitalatların hâlâ sık tespit edildiği, ayrıca bazı ürünlerde kurşun ve kısa zincirli klorlu parafinler gibi maddelerin sorun oluşturduğu belirtiliyor. Fitalatlar özellikle üreme sistemi üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle çocuk ürünlerinde kaygı verici kabul ediliyor.</p>
<p>AB ülkelerindeki ilgili kamu kurumları sorun tespit edilen ya da tehlikeli olarak nitelenen ürünlerin piyasalardan kaldırılmasını sağlamak için çeşitli önlemler alıyor. Bu önlemler arasında ürünlerin piyasadan çekilmesi, sınırda durdurulması, çevrimiçi pazaryerlerine ürün ilanlarını kaldırma talimatı verilmesi ve ürünlerin geri çağrılması yer alıyor. Bu veriler, özellikle çevrimiçi platformlarda satılan çocuk ürünleri ve çocukların temas edebileceği diğer tüketici ürünleri açısından kontrol ve denetim çalışmalarının artan önemini gösteriyor.</p>
<h4>Türkiye’deki durum ne ve ne yapmalı?</h4>
<p>Bu konuda Türkiye’deki çalışmalar sınırlı. Ancak UNICEF ve Pure Earth tarafından 2024 yılında yayımlanan bir çalışma somut bir bulgu sunuyor.</p>
<p>Çalışmada Ankara, Bursa ve Eskişehir’deki pazar ve perakende noktalarından toplanan oyuncaklar kurşun içeriği açısından test edilmiş. Araştırmada incelenen oyuncakların yüzde <strong>29’unda</strong> referans düzeyin üzerinde <strong>kurşun</strong> tespit edilmiş. Bu oran, oyuncakların çocuklar için potansiyel bir kurşun maruziyeti kaynağı olabileceğini gösteriyor. Referans düzeyin altında kalan ürünler de “güvenli” kabul edilmemeli. Çünkü kurşun için güvenli bir maruziyet seviyesi yok.</p>
<p>2024 yılında ülkemizde satılan çocuk makyaj oyuncaklarının toksik kimyasal madde içeriğini belirlemeye yönelik bir başka çalışmanın sonuçları daha endişe verici. <strong>(2)</strong></p>
<p>Araştırmada İstanbul’daki oyuncak mağazalarından satın alınan 10 farklı markaya ait 63 makyaj ürünü incelenmiş. Ürünlerin 51’i Türkiye menşeli, 12’si ise Çin’den ithal edilmiş. Araştırmada bu ürünlerde kurşun, arsenik, kadmiyum, cıva, nikel ve krom gibi toksik elementlerin de aralarında bulunduğu 14 elementin miktarı ölçülmüş.</p>
<p><strong>İncelenen 63 ürünün 57’sinde (yüzde 90,5), en az bir toksik elementin miktarı araştırmacıların esas aldığı karşılaştırma sınırlarını aşıyor.  </strong>En sık sınır aşımının nikel, krom ve kobaltta olduğu belirlenmiş. Nikel için 49, krom için 46, kobalt için 35 üründe sınır aşımı belirlenmiş. Bir üründe ölçülen kurşun miktarının ise araştırmacıların kullandığı sınırın yaklaşık 85 katı olduğu tespit edilmiş. Ayrıca dokuz üründe arsenik, iki üründe cıva ve iki üründe de kadmiyum miktarı belirlenen sınırların üzerinde çıkmış. Araştırmacıların yaptığı sağlık riski hesaplamaları da bazı ürünlerde kaygı verici sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu ürünlerdeki toksik maddelere uzun süreli maruz kalmanın çocuklarda kanser gibi zararlı etkilere yol açabileceğini belirtiyor.  </p>
<p>Kurşun başta olmak üzere toksik kimyasalların önemli bir kısmı çocukların beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkilerle ilişkilidir. Düşük düzeylerdeki maruziyet bile öğrenme, dikkat ve davranış sorunlarına yol açabilir. Makyaj oyuncakları özellikle önemli. Çünkü bu ürünler doğrudan yüze, dudaklara ve göz çevresine uygulanır. Çocukların ellerini ağızlarına götürmeleri veya dudaklarına sürdükleri ürünlerin bir bölümünü istemeden yutmaları da toksik maddelere maruz kalma olasılığını artırır.</p>
<p>Bu araştırmalar çocukların gündelik yaşamda kullandıkları ürünlerin toksik kimyasal maruziyeti açısından risk oluşturabileceğini gösteriyor. Üstelik internet üzerinden satışların yaygınlaşması ürün güvenliğinin denetlenmesini de çok güçleştiriyor.</p>
<p>Ailelerin satın aldıkları çocuk ürünlerinde hangi toksik kimyasalların bulunduğunu anlamaları da mümkün değil. Çocukların sağlığını korumak için ürünlerin üretim, ithalat ve satış aşamalarında çok sıkı bir şekilde ve düzenli olarak denetlenmesi ve riskli olduğu belirlenen ürünlerin marka ve parti bilgileriyle birlikte kamuoyuna açıklanması gerekiyor.</p>
<p>Çok sayıda satıcının yer aldığı çevrimiçi pazaryerlerinde güvensiz ürünlerin tespit edilmesi, satıştan kaldırılması ve yeniden satışa sunulmasının önlenmesi, etkili bir denetim ve izleme sistemi gerektiriyor. İnternet satış platformlarının ürün güvenliğine ilişkin sorumluluklarının açıkça belirlenmesi ve bu sorumlulukların yerine getirilip getirilmediğinin denetlenmesi de büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>NOTLAR</strong></p>
<p><em>(1) OECD, 2023, Online product safety sweep report, <a href="https://www.oecd.org/en/publications/online-product-safety-sweep-report_c1faa51e-en.html" target="_blank" rel="noopener">https://www.oecd.org/en/publications/online-product-safety-sweep-report_c1faa51e-en.html</a>? </em></p>
<p><em>(2) Mercan, S., Kilic, M.D., Zengin, S. et al. Experimental study for inorganic and organic profiling of toy makeup products: Estimating the potential threat to child health. Environ Sci Pollut Res 31, 33975–33992 (2024). https://doi.org/10.1007/s11356-024-33362-2</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ahmet Şık, Akın Gürlek'e TFF üyesi avukatını sordu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ahmet-sik-akin-gurlek-e-tff-uyesi-avukatini-sordu-42366</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/ahmet-sik-akin-gurlek-e-tff-uyesi-avukatini-sordu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ahmet-sik-akin-gurlek-e-tff-uyesi-avukatini-sordu-42366</guid><description><![CDATA[TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, gazeteci Fatih Altaylı’nın gündeme getirdiği, TFF Yönetim Kurulu’nda yer alan bir hukukçunun borsada 300 milyon lira toplama teklifine ilişkin iddiaları Adalet Bakanı Akın Gürlek’e taşıdı. Şık’ın, Gürlek’in avukatı Abdullah Adır’ı işaret etmesi üzerine açıklama yapan Altaylı, Adır’ın iddiada adı geçen kişi olmadığını iddia etti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Fatih Altaylı, tanıdığı bir iş insanına Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) üyesi bir hukukçu tarafından, halka açık bir şirketle birleşerek Tera Yatırım üzerinden borsada 300 milyon lira toplama teklifi yapıldığını öne sürdü. Altaylı, iş insanının istenen 3 milyon liralık rapor ücretini ödememesi üzerine sürecin ilerlemediğini yazdı.</p>
<p>Altaylı, yazısını sosyal medya hesabından paylaştı. İddianın yer aldığı yazıyı sosyal medya hesabından paylaşan TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Adalet Bakanı Akın Gürlek’i etiketleyerek bakanın avukatı ve TFF Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu üyesi Abdullah Adır’a konunun sorulabileceğini söyledi: "Kimdir bu 'hukukçu' TFF üyesi diye merak ediyor musunuz acaba? TFF Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu üyesi olan avukatınız Abdullah Adır’a da sorabilirsiniz, belki bir şeyler duymuştur."</p>
<h4>Altaylı’dan Şık’a: Keşke beni arasaydı</h4>
<p>Altaylı, bunun üzerine sosyal medya hesabından Şık'a şu sözlerle yanıt verdi: "Ahmet Şık’ın bugünkü yazımdan yola çıkarak verdiği ismin konu ile alakası bile yok. Kendisini tanımıyorum ve adını da ilk defa duyuyorum. Konunun adı geçen Abdullah Adır ile ilgisi yok. Şık keşke kafasından isim uydurmadan önce beni arasaydı. Yazımda geçen kişi TFF Yönetim Kurulu’nda yer alıyordu."</p>
<p>(Kaynak: Evrensel)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Eski Borsa İstanbul A.Ş. Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun tutuklandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/eski-borsa-istanbul-a-s-genel-muduru-korkmaz-enes-ergun-tutuklandi-42365</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/03/eski-borsa-istanbul-a-s-genel-muduru-korkmaz-enes-ergun-tutuklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/eski-borsa-istanbul-a-s-genel-muduru-korkmaz-enes-ergun-tutuklandi-42365</guid><description><![CDATA[İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Borsa İstanbul A.Ş. eski Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun'un, "rüşvet almak" suçundan tutuklandığı bildirildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Borsa İstanbul A.Ş. Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun, "rüşvet almak" suçlamasıyla tutuklandı.</p>
<p>Korkmaz Enes Ergun, 31 Ekim'de "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" suçlamalarıyla gözaltına alınmıştı. Dün "rüşvet almak" suçlamasıyla tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilen Ergun, bu sabah tutuklandı. Ergun, 26 Mart 2021'den itibaren Borsa İstanbul'da genel müdürlük görevini yürütüyordu.</p>
<h4>Yerine Atila Türeli görevlendirildi</h4>
<p>Borsa İstanbul A.Ş. Yönetim Kurulunun 1 Kasım 2026'da gerçekleştirdiği toplantıda alınan kararla, Genel Müdür Yardımcısı Atila Türeli, genel müdürlük görevine vekaleten getirildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Nov 2026 09:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Öcalan İmralı'da kendisi için hazırlanan yeni yapıya geçti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-imrali-da-kendisi-icin-hazirlanan-yeni-yapiya-gecti-42361</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/imral%C4%B1%20heyetle%20toplu%20foto.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-imrali-da-kendisi-icin-hazirlanan-yeni-yapiya-gecti-42361</guid><description><![CDATA[DEM Parti eski Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Abdullah Öcalan'ın İmralı Cezaevi yerleşkesinde kendisi için hazırlanan yeni konuta taşındığını açıkladı. DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ise yeni yapının statü değişikliği anlamına gelmediğini belirterek süreçte tıkanıklık yaşandığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Medya Haber Tv'ye konuşan Sancar, iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde gelinen aşamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar ayrıca Abdullah Öcalan’ın yeni çözüm süreci kapsamında kendisi için hazırlanan yeni konuta taşındığını duyurdu.</p>
<p>“Öcalan İmralı’da yapılan yeni yere geçti” diyen Sancar, bu adımın süreci hızlandırması gerektiğini söyledi. Sancar, taşınma tarihi ve yeni binanın fiziki özelliklerine dair ayrıntı paylaşmadı.</p>
<h4>Buldan: Bir tıkanıklık var</h4>
<p>DEM Parti Van Milletvekili ve İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan da Sancar'ın açıklamalarının ardından, Öcalan'ın bulunduğu bölümün değişmesinin tek başına bir statü değişikliği anlamına gelmediğini ifade etti. Buldan, Ankara'da düzenlenen "Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor" konferansının 1 Kasım oturumunda soruları yanıtladı.</p>
<p>"Sayın Öcalan'la en son görüşmemiz ardından bir görüşme olmadı. Bir tıkanıklık var... Bizim kalıcı barışa ihtiyacımız var ve kadınlar olarak iktidara basınç yapabiliriz" dedi. Yeni yerin İmralı Cezaevi'nin içinde olduğunu belirten Buldan, "Sadece çalışma koşullarını düzenleyen bir mekân olarak tarif etmek daha mantıklı" diye ekledi.</p>
<p>Buldan, Öcalan'ın toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelme talebinin de henüz karşılanmadığını ifade etti: "Sayın Öcalan başından beri toplumun farklı kesimleri ile görüşmek istediğini söyledi. Kadın kurumları, gazeteciler, akademisyenlerle görüşmek istediğini söyledi. "Ama bunlar iki yıldır gerçekleşmiyor. Sadece siyasi bir heyet gidiyor, biz gidiyoruz. Bu da sürecin ilerleyebilmesi için yeterli değil. Bunun için de hızlı bir şekilde adım atılması gerekiyor."</p>
<h2>Ne olmuştu?</h2>
<p>DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, 12 Mart’ta İmralı Adası’nda konut yapılıp yapılmadığı tartışmalarıyla ilgili, “‘Orada bir konut yapıldı mı, yapılmadı mı?’ diye bize böyle sorular geliyor. Buna ilişkin partimize ulaşmış herhangi bir bilgi yok. DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaptığı görüşmelerden de bize ulaşmış herhangi bir bilgi yok” dedi.</p>
<p>Gazeteci Nagehan Alçı da 11 Eylül’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle MHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Alçı, bu görüşmenin ayrıntılarını YouTube kanalından paylaştığı videoda aktardı ve Bahçeli’nin çözüm süreciyle ilgili açıklamalarına yer verdi.</p>
<p>Alçı’nın iddiasına göre Bahçeli, Abdullah Öcalan için İmralı Adası’nda bir ev inşa edildiğini söyledi. Bahçeli’nin aktardığına göre evin bahçesi bulunuyor ve ev, insani yaşam koşulları ile normal bir konfor sunuyor. Öcalan’ın bu evin içinde sıradan hayatın akışına uygun şekilde yaşayabileceği belirtildi.</p>
<p>MHP lideri Bahçeli’nin açıklamalarından sonra tartışma konusu olan, “Öcalan’a villa” tartışmalarına DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan’dan açıklama geldi.</p>
<p>DEM Parti’nin İmralı heyeti olarak İmralı’ya giderek Öcalan ile görüşen Buldan, yapılan yapının cezaevi yerleşkesi içerisinde uygun çalışma koşulları olan bir konut olduğunu söyledi. Bunun temel amacının Öcalan’ın hem süreci rahatlıkla yürütebilmesi, hem çatışmasızlık sürecini sağlayabilecek görüşmeleri uygun koşullarda yapabilmesi olduğunu söyleyen Buldan şöyle konuştu:</p>
<p>“Villa benzetmesinin gerçekle alakası yoktur. Hatta denilebilir ki cezaevinin adeta bir parçasıdır yeni yapı. Silahsızlanma ve siyasallaşma bir süreç işidir. Bunun için Öcalan devrede olması gerekir. Art niyetli bir biçimde orayı villa ve konforlu bir alan gibi tanımlamak hem gerçekle alakası yok hem de art niyetli bir değerlendirmedir. Ve Sayın Öcalan hâlâ orayı taşınmış değil çünkü bir çalışma ekibine ihtiyaç duyuyor o mekanda.”</p>
<p>(Kaynak: BBC Türkçe, Medyascope)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tarkan’dan COP31 için iklim çağrısı: “Wake Up”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/tarkandan-cop31-icin-iklim-cagrisi-wake-up-42360</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/02/tarkandan-cop31-icin-iklim-cagrisi-wake-up.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/tarkandan-cop31-icin-iklim-cagrisi-wake-up-42360</guid><description><![CDATA[Tarkan, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) için “Uyan” şarkısını İngilizceye uyarlayarak yeniden seslendirdi. “Wake Up” adıyla yayımlanan şarkının klibinde iklim değişikliğinin etkilerine dikkat çekilerek dünyaya harekete geçme çağrısı yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) için hazırlıklar sürüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yürüttüğü hazırlıklar kapsamında sanatçılar ve gönüllüler de iklim değişikliğine yönelik farkındalık çalışmalarına katılıyor.</p>
<p>Sanatçı Tarkan, söz ve müziği kendisine ait olan “Uyan” şarkısını COP31 için İngilizceye uyarladı. “Wake Up” adıyla yeniden seslendirdiği şarkının klibinde iklim değişikliğinin etkileri işlenirken, dünyaya harekete geçme çağrısı yapılıyor.</p>
<h4>Harekete geçme çağrısı</h4>
<p>İklim değişikliği ve çevre sorunlarına ilişkin görüntülerin yer aldığı klipte, bireysel ve toplumsal sorumluluğun önemine dikkat çekiliyor. Şarkının Türkçe versiyonundaki “Uyan, uyan, dostum, uyan. Koy elini kalbine vaktimiz dolmadan” sözleriyle zaman kaybetmeden harekete geçilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Dayanışma ve ortak mücadele mesajlarının da yer aldığı şarkıda, iklim değişikliği karşısında umutsuzluğa kapılmadan birlikte hareket edilmesi çağrısı yapılıyor.</p>
<p>Türkiye, COP31'e yönelik farkındalık çalışmaları kapsamında daha önce de “Let's COP” isimli İngilizce bir şarkı hazırlamıştı. Tarkan'ın “Wake Up” çalışması da konferans için gerçekleştirilen müzik projeleri arasında yer aldı.</p>
<p>Tarkan, şarkıyı sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklamayla da paylaştı. Doğanın ekolojik düzenine ve canlılar arasındaki uyuma duyduğu hayranlığı dile getiren sanatçı, insan faaliyetleri nedeniyle doğanın hızla yok edilmesinin ve bu gidişatı değiştirmek için yeterince harekete geçilmemesinin kendisini üzdüğünü belirtti. “Uyan” şarkısını yıllar önce bu duygu ve niyetle yazdığını ifade eden Tarkan, COP31 için şarkıyı İngilizce sözlerle ve yeni bir müzikal uyarlamayla yeniden hazırladığını söyledi. Tarkan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Dünyanın iklim krizine birlikte çözüm aramak için bir araya geleceği bu önemli buluşmada en büyük dileğim, WAKE UP çağrımın daha fazla insana ulaşması ve hepimizi harekete geçirmesi. Ben hâlâ inanıyorum, inanırsak ve el ele verirsek her şey mümkün.”</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Doğanın kendi içindeki eşsiz ekolojik düzenine, her şeyin birbiriyle kurduğu muazzam uyuma ve ahenge hep hayranlık duydum. Bugün doğanın insan eliyle hızla yok ediliyor olması ve bu gidişatı değiştirmek için yeterince harekete geçilmemesi beni derinden üzüyor. Hep birlikte bu olumsuz gidişatı değiştirebileceğimize olan inancımla, yıllar önce Uyan şarkımı bu duygu ve niyetle yazdım. Bugün, aynı inanç ve umutla, Kasım ayında ülkemizde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31Türkiye için Uyan’ı İngilizce sözlerle ve yeni bir müzikal uyarlamayla yeniden hazırladım. Dünyanın iklim krizine birlikte çözüm aramak için bir araya geleceği bu önemli buluşmada en büyük dileğim, WAKE UP çağrımın daha fazla insana ulaşması ve hepimizi harekete geçirmesi. Ben hala inanıyorum, inanırsak ve el ele verirsek her şey mümkün.💚 #WakeUp Written and composed by Tarkan Production &amp; Mix: Pete “Boxsta” Martin &amp; Tarkan Directed by Jessy Terrero @turkiyecop31 #COP31Türkiye</p>
— Tarkan (@tarkan) <a href="https://x.com/tarkan/status/2116975133831180686?ref_src=twsrc%5Etfw">November 1, 2026</a></blockquote>
<h4>Tarkan'dan mesaj</h4>
<p>Tarkan, şarkıyı sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklamayla da paylaştı. Doğanın ekolojik düzenine ve canlılar arasındaki uyuma duyduğu hayranlığı dile getiren sanatçı, insan faaliyetleri nedeniyle doğanın hızla yok edilmesinin ve bu gidişatı değiştirmek için yeterince harekete geçilmemesinin kendisini üzdüğünü belirtti.</p>
<p>“Uyan” şarkısını yıllar önce bu duygu ve niyetle yazdığını ifade eden Tarkan, COP31 için şarkıyı İngilizce sözlerle ve yeni bir müzikal uyarlamayla yeniden hazırladığını söyledi.</p>
<p>Tarkan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Dünyanın iklim krizine birlikte çözüm aramak için bir araya geleceği bu önemli buluşmada en büyük dileğim, WAKE UP çağrımın daha fazla insana ulaşması ve hepimizi harekete geçirmesi. Ben hâlâ inanıyorum, inanırsak ve el ele verirsek her şey mümkün.”</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tanıklar ve gizli tanıklar dinlenecek]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/taniklar-ve-gizli-taniklar-dinlenecek-42359</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/07/imamoglu-durusma-salonuna-getirilmedi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/taniklar-ve-gizli-taniklar-dinlenecek-42359</guid><description><![CDATA[Aralarında İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 436 sanıklı İBB Davası'nda üçüncü celse başlıyor. Bu celsede müştekilerin, tanıkların ve gizli tanıkların beyanları alınacak. İlk iki celse toplam 101 gün sürerken davada 47 kişi tutuklu bulunuyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aralarında İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun da yer aldığı, 46'sı tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında 3'üncü celse başlıyor. Bu celsede müştekiler, tanıklar ve gizli tanıkların beyanları alınacak ve sorguları yapılacak. Tutuklu sanıkların beyanlarının alındığı ilk celse 64 gün, tutuksuz sanıkların beyanlarının alındığı ikinci celse ise 37 gün sürdü.</p>
<p>Dava, 110 kişinin tutuklu, 304 kişinin tutuksuz yargılanmasıyla başlamıştı. Ek iddianamenin dosyaya eklenmesiyle sanık sayısı 436'ya yükseldi. Son verilere göre davada toplam 47 kişi tutuklu bulunuyor.</p>
<h4>45 kişi yaklaşık 19 aydır tutuklu</h4>
<p>Davada 45 kişi yaklaşık 19 aydır tutuklu. Ek iddianameyle dosyaya eklenen altı tutuklu sanıktan dördü tahliye edilirken iki kişi yaklaşık altı aydır tutuklu bulunuyor.</p>
<p>İlk celsenin yaklaşık dört ay süren yargılama sürecinin sonunda 57 kişi tahliye edildi. İkinci celsede ise 13 kişi hakkında tahliye kararı verildi. İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek ise tahliye edilmesinden bir gün önce yeniden tutuklandığı için tahliye edilenler arasında yer almadı. Geçek, dosyada hem tutuksuz hem de tutuklu yargılanan sanık olarak kayda geçti.</p>
<h4>Yaklaşık 19 aydır tutuklu olanlar</h4>
<p>İBB Davası'nda yaklaşık 19 aydır tutuklu bulunan 45 kişi arasında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve avukatı Mehmet Pehlivan da bulunuyor.</p>
<h4>Kimler konuşacak?</h4>
<p>İBB Davası'nda üçüncü celsede tanıkların, gizli tanıkların ve müştekilerin dinlenmesi bekleniyor. Duruşma salonuna girişler başladı. Basın mensupları da salondaki yerini aldı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan gizli tanıklardan İlke, Zeytin, Martı ve Gürgen'in de duruşmada hazır edilmesini istedi.</p>
<p>Tutuklu sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı, İBB Davası'nın 3. celsesi başladı. İzleyiciler, "Foncular içeri başkanlar dışarı" sloganlarıyla sanıklara destek verdi. Duruşmada beyanı alınan ilk müşteki, Bahattin Uçar olacak.</p>
<h4>İki hafta sürmesi öngörülüyor</h4>
<p>Uçar söze başlamadan önce Ekrem İmamoğlu'nun siyasi kampanyalarını yürüten tutuklu sanık Necati Özkan'ın avukatı Kazım Yiğit Akalın, "Duruşma takvimini açıklar mısınız?" diyerek mahkeme heyetine seslendi. Mahkeme başkanı, "Duruşmayı 2 hafta yapmayı düşünüyoruz. Tanık ve müştekileri bu hafta, sanık ve sanık müdafiilerinin taleplerini haftaya alacağız. Haftaya perşembe günü tutukluluk incelemesi olacak" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kent Uzlaşısı meclis üyelerinden DEM Parti’ye katılma kararı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kent-uzlasisi-meclis-uyelerinden-dem-partiye-katilma-karari-42358</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/dem%20parti%20meclis%20komisyon.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kent-uzlasisi-meclis-uyelerinden-dem-partiye-katilma-karari-42358</guid><description><![CDATA[DEM Parti, Kent Uzlaşısı kapsamında seçilen belediye meclis üyelerinin partiye katılma taleplerinin Merkez Yürütme Kurulu tarafından uygun görüldüğünü açıkladı. Açıklamada, son iki buçuk yılda yerel yönetimlere yönelik operasyonlara, belediyelere kayyım atanmasına ve belediye başkanlarının tutuklanmasına dikkat çekildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ‘Kent Uzlaşısı’ kapsamında belediye meclislerine giren üyelerin artık parti çatısı altında görev yapacağını açıkladı.</p>
<p>Kurul, 2 Kasım tarihli açıklamasında belediye meclis üyeleriyle bir toplantı yaptığını ve üyelerin DEM Parti’ye katılmak istediklerini bildirdiğini aktardı. DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu da üyelerin bu talebini uygun buldu.</p>
<p>Aradan geçen iki buçuk yıllık süreçte yerel yönetimlere yönelik operasyonlar gerçekleştirildiği, çok sayıda belediyeye kayyım atandığı, belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklandığı ve belediyelerin bu müdahaleler sonucunda el değiştirdiği belirtildi. Açıklamada ayrıca partiler arası geçişler ve istifaların yaşandığı ifade edildi.</p>
<p>Bu gelişmelerin Kent Uzlaşısı kapsamında seçilen belediye meclis üyeleriyle birlikte değerlendirildiği belirtilen açıklamada, toplantıda meclis üyelerinin DEM Parti’ye katılma yönündeki iradelerini ortaya koyduğu, bu talebin Merkez Yürütme Kurulu tarafından değerlendirilerek uygun görüldüğü açıklandı. </p>
<p>Yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:</p>
<p>Açıklamanın tamamı şu şekilde:</p>
<p>"31 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilen ve muhalefet partilerinin tarihi bir başarı elde ettiği yerel seçimlere, metropollerde yaşayan halklarımızın, kent bileşenlerinin ve demokrasi güçlerinin ortak iradesi doğrultusunda Kent Uzlaşısı stratejisiyle katılmıştık.</p>
<p>Aradan geçen iki buçuk yıllık süreçte yerel yönetimlere yönelik kapsamlı operasyonlar gerçekleştirildi. Çok sayıda belediyeye kayyım atandı, belediye başkanları gözaltına alındı, tutuklandı ve belediyeler bu müdahaleler sonucunda el değiştirdi. Bunun yanı sıra partiler arası geçişler ve istifalar yaşandı.</p>
<p>Yaşanan tüm bu gelişmeleri, Kent Uzlaşısı kapsamında seçilen belediye meclis üyelerimizle birlikte değerlendirdik. Gerçekleştirdiğimiz toplantıda; meclis üyelerimiz, partimize katılma yönündeki iradelerini ortaya koymuştur. Bu talep, Merkez Yürütme Kurulumuz tarafından değerlendirilmiş ve uygun görülmüştür.</p>
<h4>“Kent Uzlaşısı ortak hukukumuz olmaya devam edecek”</h4>
<p>Kent Uzlaşısı, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin yerel demokrasi, katılımcılık ve ortak kent yönetimi hedefleri etrafında buluştuğu değerli bir deneyimdir. Halkımız, sandıkta kentlerin birlikte, demokratik ve katılımcı bir anlayışla yönetilmesinden yana açık bir irade ortaya koymuştur. Bu iradeye duyduğumuz saygı, bugün attığımız adımda da korunacaktır. Kent Uzlaşısı çerçevesinde oluşturduğumuz ortak hukuk ve halkımızın sandıkta somutlaşan iradesi bizim için bağlayıcı olmaya devam edecektir.</p>
<p>Belediye meclislerindeki çalışmalarımızı, kentlerin ihtiyaçlarını, yerel demokrasiyi ve şeffaf yönetim anlayışını esas alarak sürdüreceğiz. Meclis üyelerimiz, seçildikleri günden bu yana olduğu gibi bundan sonra da kentlerin ortak sorunlarına çözüm üreten bir anlayışla görevlerini partimizin çatısı altında yerine getirecektir.</p>
<p>Kent Uzlaşısı temelinde kurulan ilişkileri ve karşılıklı sorumlulukları gözeterek, İstanbul ve Mersin halklarına karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz."</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Londra'da Filistin'e destek protestosu: 325 kişi gözaltına alındı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/londra-da-filistin-e-destek-protestosu-325-kisi-gozaltina-alindi-42357</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/11/02/londra-da-filistin-e-destek-protestosu-325-kisi-gozaltina-alindi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/londra-da-filistin-e-destek-protestosu-325-kisi-gozaltina-alindi-42357</guid><description><![CDATA[İngiltere’nin başkenti Londra’da, Palestine Action’a destek amacıyla ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestoda 325 kişi gözaltına alındı. Haziran 2025’te Brize Norton Hava Üssü’ndeki askeri uçaklara boya püskürten Palestine Action, eylemin ardından İngiltere İçişleri Bakanlığı tarafından “terör örgütü” ilan edilmişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere'nin başkenti Londra'da, ülkede İsrail ile iş yapan şirketlere yönelik eylemleri nedeniyle yasaklı örgüt ilan edilen Palestine Action'a destek için dün bir eylem düzenlendi. ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestoda 325 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Londra Metropolitan Polisi, dün (1 Kasım) yaptığı açıklamada, gözaltına alınan 325 kişiden 320'sinin Terörizm Yasası kapsamında “yasaklı bir örgüte destek ifade etmek” suçlamasıyla gözaltına alındığını bildirdi. Eylemciler, Filistin'de yaşananlara dikkat çeken ve Palestine Action'a desteklerini ifade eden pankartlar taşıdı. Polis, eylem sırasında çok sayıda göstericiyi gözaltına alarak araçlarla emniyet merkezlerine götürdü. Bazı göstericiler yürümeyi reddettiği için polisler tarafından taşındı.</p>
<h4>"Terör örgütü" ilan edilmişti</h4>
<p>İngiltere'de İsrail ile iş yapan şirketlerin üretim veya faaliyetlerini durdurmayı hedefleyen eylemler düzenleyen Palestine Action, son olarak Haziran 2025'te Brize Norton Hava Üssü'nde yaptığı eylemle gündeme gelmişti.  Brize Norton Hava Üssü'ndeki askeri uçaklara boya püskürtmesinin ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla 'terör örgütü' ilan edilmişti. İngiliz yasalarında 'terör örgütüne' destek vermenin 14 yıla kadar hapis cezası bulunmasına rağmen, kararın ifade özgürlüğünün gaspı olduğunu belirten binlerce kişi sokaklara çıkarak kendilerini kasten gözaltına aldırmıştı.</p>
<p>İngiltere Yüksek Mahkemesi, 13 Şubat'ta grubun 'terör örgütü' ilan edilmesini kanuna aykırı bularak yasağın kaldırılmasına karar vermişti. Ancak hükümetin kararı temyize taşıması nedeniyle yasaklama yürürlükte kalmaya; polis, gruba destek veren eylemcileri gözaltına almaya devam ediyor.</p>
<p>(Kaynak: Anadolu Ajansı)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“İfade tutanağını değiştirip ‘arz ederim’ yazmışlar”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ifade-tutanagini-degistirip-arz-ederim-yazmislar-42353</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/21/gazeteci-ismail-ari-bir-kere-daha-tutuklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ifade-tutanagini-degistirip-arz-ederim-yazmislar-42353</guid><description><![CDATA[RTÜK eski Başkanı Ebubekir Şahin’in şikâyeti üzerine tutuklanan gazeteci İsmail Arı, BirGün’de yayımlanan mektubunda gözaltı ve tutuklama sürecini anlattı. Kendi isteğiyle emniyete gitmesine rağmen kaçma ve delil karartma şüphesiyle tutuklandığını belirten Arı, hâkimlik sorgusunda söylediği sözlerin tutanağa farklı geçirildiğini açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>RTÜK eski başkanı Ebubekir Şahin’in şikâyetiyle tutuklanan gazeteci İsmail Arı, <a href="https://www.birgun.net/haber/arz-etmisim-ama-haberim-yok-743760" target="_blank" rel="nofollow noopener">BirGün gazetesine yazdığı mektupta </a>yaşadığı süreci anlattı. Gözaltı ve tutuklama sürecine dair bilgi veren Arı, sorgu sırasındaki ifadelerinin değiştirildiğini açıkladı.</p>
<p>"Arz etmişim’ ama benim haberim yok! Böyle iş olur mu?" ifadelerini kullanan Arı'nın mektubunun tamamı şu şekilde:</p>
<p>“Önceki tutukluluğumda savcı yüzü görmemiştim, bu sefer görebildim. Savcı da ifademi aldı. Adını her andığımda bana yeni bir dava açtıran malum şahıs benden şikâyetçiymiş yine! ‘Kuvvetli suç şüphesi var’ denilerek yine yatarı olmayan bir suç iddiası ile sulh ceza hâkimliğine sevk edildim. Sulh ceza hâkimliği sorgusu oldukça kısa sürdü. Hem hâkim bizi doğru düzgün dinlemedi hem de 40 yıllık hukukçu olan avukatımı tersledi ve kısa sürede ‘Seni tutukladım’ dedi.</p>
<h4>"Paranız yoksa soğukta kaldınız"</h4>
<p>Polislerle cezaevinin yolunu tuttuk; akşam üzeri cezaevine getirildim, yine tecrit koğuşu denilen geçici koğuşa götürüldüm. Bu arada öncekinden farklı olarak yastık ve battaniye verilmedi kimseye. Sabah işlemlerin ardından kalacağım koğuşa gönderildim ve burada da battaniye, yastık verilmedi. Meğer battaniye ve yastık kalmamış. Bin TL’ye kantinden battaniye satın aldım. Bin TL’niz yoksa ve Sincan’daysanız soğukta kaldınız yani!”</p>
<h4>28 kişilik koğuşta 62 kişi</h4>
<p>“28 kişi kapasiteli koğuşta 62 kişiyiz, yine makus talihimden olacak ki yerde yatıyorum. Bu yaz cezaevi, koğuşlar tıka basa dolmuş; cezaevi önceki tutukluluğuma göre çok daha kalabalık. Beni gören tutuklu ve personel epey şaşırıyor ‘sen nasıl geri geldin? ne oldu?’ diyorlar.”</p>
<h4>"Bunu görünce yok artık dedim"</h4>
<p>“Avukatlarımın ilk ziyaretiyle ifade, sorgu tutanaklarıma da ulaştım. Bir de ne göreyim, kendi ayağımla emniyete gitmeme rağmen ‘kaçma ve delil karartma’ şüphesinden tutuklanmışım! Hayretle sulh ceza hâkimliğinin tutanağını okurken ikinci şoku yaşadım. Güya ben ‘Bugün Dünya Gazeteciler Günü, bugün beni tutuklamamanızı arz ederim’ demişim! Bu ifadeyi okuyunca yok artık dedim. Avukatlarım Hayati Küçük, Taylan Arı ve Ezgi Ergen Sürer’in de tanık olduğu üzere ‘Gazeteciler Günü’nde gazeteci tutuklayan hâkim olarak tarihe geçmeyin’ dedim. Ancak cümlemi değiştirip tutanağa geçirmişler. Yani ‘arz etmişim’ ama benim haberim yok! Böyle iş olur mu? Bu sefer de malum şahsın tuhaf suç duyurusu ile aynı yıl aynı adliyede ikinci kez tutuklandım da halkımızın yüzü mü güldü? Gazetecileri peş peşe cezaevine atıyorsunuz da refah düzeyi mi yükseliyor? Ekonomi mi düzeliyor? Anayasa’da ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ denmesine rağmen bizi cezaevine atıyorlar. Tüm tutuklu meslektaşlarım adına da bu kalın duvarların ardından sesleniyorum; Anayasa’yı daha fazla çiğnemeyin. Bizi bırakın, işimizi yapalım.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 01 Nov 2026 14:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Adaletsizlikten ders çıkarılabilirse, bu benim için teselli kaynağı olacak”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/adaletsizlikten-ders-cikarilabilirse-bu-benim-icin-teselli-kaynagi-olacak-42352</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/osmankavaladogumgunu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/adaletsizlikten-ders-cikarilabilirse-bu-benim-icin-teselli-kaynagi-olacak-42352</guid><description><![CDATA[Dokuz yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Osman Kavala, “Sağlıklı yaşayabileceğim yılların önemli bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldum” dedi. Kavala, Gezi davasından ve maruz kaldığı adaletsizlikten ders çıkarılmasını umduğunu belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Osman Kavala, Silivri Cezaevi’nde dokuzuncu yılını tamamladı İş insanı Kavala, Gezi eylemleri kapsamında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve 15 Temmuz darbe girişimi kapsamında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamalarıyla 1 Kasım 2017 tutuklanmıştı.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 25 Ağustos’ta Kavala’nın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmederek serbest bırakılması yönünde karar vermişti. Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ekim’de AİHM kararını uygulamadı ve Kavala’nın yeniden yargılanma talebini reddetti.</p>
<h4>"Yanılmışım"</h4>
<p>Osman Kavala, tutukluluğunun dokuzuncu yılına ilişkin açıklama yayımladı. İlk tutuklandığında bunun bir hata olduğunu ve kısa sürede düzeltileceğini düşündüğünü belirten Kavala, “Yanılmışım” dedi.</p>
<p>Gezi eylemleri kapsamında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamalarıyla tutuklu bulunan Kavala, açıklamasında Gezi davasındaki beraat kararlarının bozulmasına ve hakkında verilen ağır cezalara dikkat çekti.</p>
<p>Kavala, “Suç işlediğime dair herhangi bir delil bulunmamasından dolayı beraatle sonuçlanan Gezi davasından sonra, AİHM kararına rağmen, kurgulanan casusluk suçlamasıyla tutukluluğum sürdürüldü, beraat kararları bozuldu, bana ve diğer suçlananlara ağır cezalar verildi” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Osman Kavala’nın açıklamasının tamamı şöyle:</p>
<p>“Silivri’de ikametimin dokuzuncu yılı tamamlandı. İlk tutuklandığımda bunun bir hata olduğunu, kısa zaman içinde düzeltileceğini düşünüyordum. Yanılmışım. Suç işlediğime dair herhangi bir delil bulunmamasından dolayı beraatle sonuçlanan Gezi davasından sonra, AİHM kararına rağmen, kurgulanan casusluk suçlamasıyla tutukluluğum sürdürüldü, beraat kararları bozuldu, bana ve diğer suçlananlara ağır cezalar verildi. Bana yöneltilmiş olan suçlamada delil bulunmayışını telafi etmek için akıl almaz iddialar öne sürülmüştü. Yirmi küsur siyasi parti ve siyasi örgütün, yüze yakın sendika, meslek odası ve derneğin oluşturduğu Taksim Dayanışma Platformu’nu kalkışmaya yönlendirdiğim, hükümeti devirmeye teşebbüs eden göstericilerin her türlü ihtiyacını karşılamış olduğum iddia edildi.</p>
<p>Bütün bunlar görülebildiği için, AİHM son kararında özgürlüğümün kısıtlanmasına yol açan işlemleri adaletin açık biçimde inkâr edilmesi olarak değerlendirdi. Bu tespit sadece hukuk kurallarına değil, etik ilkelere de riayet edilmediği anlamına geliyor. Bunun bir sonucu da insan hayatının değersiz görülmesi.</p>
<p>Cezaevine girdiğimde 60 yaşındaydım. Bu yaştan sonra sivil toplum alanında aktif olarak çalışabileceğim sürenin neredeyse tamamını ve sağlıklı yaşayabileceğim yılların önemli bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldum. Ancak, yaşamakta olduğumuz bütün sıkıntılara rağmen, ülkemde hukuk devletinin tesisine yönelik gelişmeleri görebileceğime inanıyorum. Ümit ettiğim gibi, Gezi davasından ve maruz kaldığım adaletsizlikten ders çıkarılabilirse, bu benim için teselli kaynağı olacak.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 01 Nov 2026 12:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Oktay Saral: Özür dilenecek bir durum yok]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/oktay-saral-ozur-dilenecek-bir-durum-yok-42351</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/26/cumhurbaskani-basdanismani-saral-istifa-etti.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/oktay-saral-ozur-dilenecek-bir-durum-yok-42351</guid><description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevinden istifasını açıklayan Oktay Saral, "Azerbaycan Devleti’ni üzecek bir şey yaptığıma inanmıyorum. Sadece bir insan olarak görüşümü söyledim. Benim yazdığımda özür dileyecek bir durum zaten yok" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevinden istifasını açıklayan Oktay Saral, yeni açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk'e konşan Saral, "Azerbaycan benim öz vatanımdır. Azerbaycanlılar benim gardaşımdır. Ben bundan asla zerre kadar imtina etmem. Ben bunu her yerde de söylerim. Söylemeye devam ederim. Ama benim sözlerimde Azerbaycanlıları, Azerbaycan Devleti’ni üzecek bir şey yaptığıma inanmıyorum. Sadece bir insan olarak görüşümü söyledim" dedi.</p>
<h4>"Özür dilenecek bir durum yok"</h4>
<p>Saral, "Benim duygularım beni yaşatıyor. Dolayısıyla benim o duygularımdan ödün vermem. Yoksa ben ne Aliyev’e, ne Azerbaycan’a, ne Azerbaycanlılara karşı zerre kadar hiçbir sorunum yok. Dediğim gibi onlar bizim kardeşlerimiz. Ama benim yazdığımda özür dileyecek bir durum zaten yok" ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Oktay Saral, sosyal medyada yaptığı açıklamada, Azerbaycan’daki başörtüsü yasağını eleştirmişti. Saral, paylaşımında, "Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez. Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir" ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Middle East Eye'ın haberine göre; üç yetkili ve konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak, Bakü'nün buna karşılık Ankara'dan Saral'ı görevinden almasını istediğini iddia etmişti. Saral, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevinden istifasını sunduğunu açıklamıştı.</p>
<p>Azerbaycan basını da Saral'ın istifasını geniş yer ayırdı. Hükümet yanlısı APA haber ajansı, 25 Ekim’de yayımladığı İngilizce haberinde Saral’ın görevden ayrılmasını iki ülke arasındaki anlaşmazlık üzerinden değerlendirdi. “Türkiye Cumhurbaşkanı başdanışmanını görevden aldı” başlıklı haberde, Erdoğan’ın Saral’ı Azerbaycan’daki okullarda başörtüsü yasağı nedeniyle ortaya çıkan anlaşmazlığı sona erdirmek amacıyla görevden aldığı belirtildi.</p>
<p>Azerbaycan merkezli Globalinfo da 25 Ekim’de Saral’ın ayrılığını “Azerbaycan’ı tehdit eden Oktay Saral istifa etti” başlığıyla duyurdu. Haberde Saral’ın açıklamaları “tehditkâr” olarak nitelendirildi ve Azerbaycan kamuoyunda tepkiye yol açtığı öne sürüldü.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 01 Nov 2026 11:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Patrik Maşalyan ve azınlık toplumları dini temsilcileri 29 Ekim resepsiyonuna katıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/patrik-masalyan-ve-azinlik-toplumlari-dini-temsilcileri-29-ekim-resepsiyonuna-katildi-42350</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/31/ankara-da-cumhuriyet-bayrami-resepsiyonu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/patrik-masalyan-ve-azinlik-toplumlari-dini-temsilcileri-29-ekim-resepsiyonuna-katildi-42350</guid><description><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle İstanbul Valiliği'nde ve Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resepsiyon düzenlendi. Külliyede düzenlenen resepsiyona azınlık toplumları dini liderleri de katıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>29 Ekim Perşembe günü saat 09.30’da İstanbul Valiliği’nde düzenlenen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, Peder Teotik Çetinkaya ile birlikte katıldı.</p>
<p>Patrik Maşalyan, aynı günü Peder Çetinkaya ile birlikte uçakla Ankara'ya hareket ederek Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen resepsiyona da katıldı.</p>
<p>Patrik Maşalyan'ın yanı sıra resepsiyona Ekümenik Patrik Bartholomeos, Türkiye Hahambaşısı Rav David Sivi, Ankara, İstanbul ve İzmir Süryani Metropoliti Filüksinos Yusuf Çetin, Latin Katolik Kilisesi’nin İstanbul, İzmir ve Hatay metropolit ve piskoposları Massimiliano Palinuro, Martin Kmetec ve Antoine Ilgıt, Türkiye Ermeni Katolik Cemaati Ruhani Lideri Kerabaydzar Vartan Kazancıyan ile Süryani Katolik Patrik Vekili Korpiskopos Orhan Çanlı; Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı ve Ermeni Vakıflar Birliği (ERVAB) Başkanı Bedros Şirinoğlu, AKP İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Sevan Sıvacıoğlu da katıldı. </p>
<p>Resepsiyonda katılımcılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Cumhuriyet bayramı vesilesiyle tebriklerini iletti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 31 Oct 2026 17:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Sinem Başkan’ı evin içinde tutmak Üsküdar’a kafa tutmaktır"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinem-baskani-evin-icinde-tutmak-uskudara-kafa-tutmaktir-42349</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/31/sinem-baskani-evin-icinde-tutmak-uskudara-kafa-tutmaktir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinem-baskani-evin-icinde-tutmak-uskudara-kafa-tutmaktir-42349</guid><description><![CDATA[YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ı ziyaret etti. Özel, Dedetaş'ı görmenin iyi olduğunu dile getirdi "Ancak Sinem Başkan’ı Üsküdar sokaklarında görmemiz lazım. Üsküdar Belediyesi’nde görmemiz lazım" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, 90 günlük tutukluluğunun ardından ev hapsi tedbiriyle tahliye edilen Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ı evinde ziyaret etti. Özel, “Sinem Başkan’ı Üsküdar sokaklarında görmemiz lazım” dedi.</p>
<p>Sinem Dedetaş’ın evine dönmesinden memnuniyet duyduklarını belirten Özel, “Tabii Sinem Hanım’ı burada, evinde görmek iyi bir şey. İlk önce tutukluluk halinin ev hapsine dönüşmüş olmasından memnuniyet duyuyoruz. Ama kendisinin de sıkça ifade ettiği gibi kalbinin bir kısmı içeride kalan arkadaşlarda. Çünkü Üsküdar Belediyesi’nde suçsuz, günahsız birçok çalışma arkadaşımız boşu boşuna tutuklu” diye konuştu.</p>
<h4>‘Üsküdar’da artık bir eşik aşıldı’</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/hv5ow5rwwaetsnx.jpg" alt="sinem dedetaş özgür özel" width="488" height="325">
<figcaption>Özgür Özel'in, ev hapsindeki Üsküdar Belediye Başkanı Dedetaş'ı ziyareti</figcaption>
</figure>
<p>Belediyelere yönelik operasyonların siyasi amaçlarla yapıldığını ifade eden Özel, şunları söyledi: “Benzer pek çok operasyonda kanıt olmadan, siyasi amaçlarla belediyeye çökmek için yapılan işler var. Ama tamamında artık her geçen gün biraz daha hukuksuzluk, biraz daha hukuksuzluk, biraz daha hukuksuzluk derken Üsküdar’da artık bir eşik aşıldı resmen. Üsküdar’da öyle bir noktadayız ki şimdi Sinem Başkan gibi hem bir ilçenin sevgilisi olmuş hem de bütün Türkiye’de çok takdir toplayan bir belediye başkanını hırsızlıkla, yolsuzlukla, ağzınıza gelen her şeyi söyleyerek suçlayacaksınız ki öncesinde dört dalga operasyon var, başkanla ilgili hiçbir şey yok.”</p>
<h4>‘Sinem Başkan’ı Üsküdar Belediyesi'nde görmeliyiz’</h4>
<p>Sinem Dedetaş’ın evine dönmekten buruk bir mutluluk duyduğunu belirten Özel, farklı siyasi partilere oy veren Üsküdarlıların da kendisiyle dayanışma gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Özel, tahliye kararının adalete uygun kararların başlangıcı olmasını ümit etmek istediklerini dile getirerek, şöyle konuştu:</p>
<p>“İçerideki bütün arkadaşlarımıza, bütün siyasi tutuklulara, yani birtakım siyasi hesaplarla özgürlüğünden edilmiş, eşinden, dostundan, annesinden, evladından ayrı düşmüş olan bütün arkadaşlarımıza selam yolluyoruz. Dayanışmalarımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Bütün ailelere sabır diliyoruz. Bu kötülüğün sonu gelsin diye bir kez daha ümit ediyoruz.</p>
<p>Evine kavuştuğu için, hiç değilse ev hapsi de olsa, ben çok iyi gördüm kendisini o anlamda. Yani cezaevinde görmekten daha iyi ama Sinem Başkan’ı Üsküdar sokaklarında görmemiz lazım. Üsküdar Belediyesi’nde görmemiz lazım. Bunu ben istemiyorum, bunu Üsküdarlılar istiyor. Önlerine sandık koyduk. Büyük bir farkla iki Üsküdarlıdan birinin kararıyla Üsküdar böyle istiyor. Eğer burası ‘Cumhuriyet’se ve rejimin adı demokrasi ise milletin dediği olur. Millete kafa tutulmaz. Sinem Başkan’ı bu evin içinde tutmak Üsküdar’a kafa tutmaktır.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 31 Oct 2026 10:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Buncağız da attı işte]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/buncagiz-da-atti-iste-42347</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/10/31/buncagiz-da-atti-iste.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/buncagiz-da-atti-iste-42347</guid><description><![CDATA[Tolstoy'un Holstomer'i bir atın hikâyesidir. 1863'te başlayıp 1886'da bitirdiği bu hikâyeyi Türkçe’ye Günay Çetao Kızılırmak kazandırdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><br>Holstomer’de hikayeyi, ona adını veren alacalı at anlatır. Beş gece boyunca, onu gündüz ısırıp çifteleyen yılkıya hayatını anlatır, ağzından alınan adını, iğdiş edildiği günün ertesinde sonsuza dek bıraktığı kişnemeyi, kendisine atım diyen ama onu hiç tanımayan insanları. Bir atın insan dilinde konuşması elbette bir yazar hilesidir ve bu hile ilk sayfalarda uzun uzun tartışılabilir. Ama son on sayfada tartışacak bir şey kalmaz, çünkü Tolstoy orada sesi atın elinden alır. Holstomer artık konuşmaz, yalnızca ölür. Hikâyenin asıl tanıklığı bu susuşta başlar. Ses, sessizlik, tanıklık ve ölüm, Tolstoy’un atı için 150 yıl önce tuttuğu bu tutanakta yan yana durur ve bu köşenin sorusu da tam burada açılır. Bir hayvanın ölümü nasıl kayda geçer, kim geçirir, geçmezse ne kaybolur?</p>
<h4><br>“Bugün burada kalmasın”</h4>
<p>Yaşlı alacalı iğdiş bir gece meyhane önünde bir köylü atıyla yan yana bekletilir, iki at birbirini yalar, sabah kaşınmaya başlar. Beş gün sonra çiftlik sahibi baytarı çağırır. Baytar uyuz der ve sevinerek çingenelere satmayı önerir. Çiftlik sahibinin cevabı iki cümledir. Derhal kesin gitsin, bugün burada kalmasın. Karar oracıkta verilir. Baytarın tanısı, sahibin sabırsızlığıyşa buluşur.<br>Ertesi sabah yılkı otlağa gider, Holstomer kalır. Kasap gelir, ona hiç bakmadan yularından tutar. At kapıdan çıkarken kuyuya yönelir, kasap çeker, lüzumu yok, der. Kerpiç ahırın ardındaki küçük çukurluğa varırlar, kasap kaftanını çıkarır, çizmesinin koncundan bıçağı ve bileği alır. Bıçak bilenirken at uyuklar. Gözlerini açtığında karşısında iki köpek vardır, biri kasabın yerini koklamakta, diğeri oturmuş ondan bir şey bekler gibi bakmaktadır. Çenesini tutan kola yüzünü sürter. İyileştirmek istiyorlar herhalde, diye düşünür. Boğazına bir şey yapıldığını hisseder, canı yanar, dayanır. Sonra sıvı bir şeyin boynundan göğsüne oluk oluk aktığını duyar ve rahatlar. Tüm yaşamının yükü üzerinden kalkar. Korkmaz, şaşırır. Bacakları birbirine dolanır ve sol yanına yıkılır.<br>Tolstoy bu sahnede tek bir sıfat israf etmez. Kim karar verdi, kim yuları tuttu, bıçak nerede bilendi, at ne düşündü, hangi yanına düştü. Türkiye'de her gün barınaklarda ölen hayvanların hiçbiri için böyle bir kayıt tutulmuyor. Baytar raporu yok, karar veren kişinin adı yok, bıçağın bilendiği yer yok. Bir hayvanın ölümü an be an kaydedilince ortaya böyle bir sayfa çıkıyor.</p>
<h4>Geçmiş zamanda bir cümle</h4>
<p><br>Kasap titremelerin kesilmesini bekler, köpekleri kovalar, atı sırtüstü çevirir ve bağrını deşmeye başlar. O sırada yuları tutan seyis Vaska tek bir cümle söyler. Buncağız da attı işte. Kasap da cevap verir. Biraz daha besili olsaymış derisi güzel olurmuş.<br>Hikâyede bir insanın Holstomer için söylediği en adil cümle Vaska'nınkidir ve geçmiş zamandadır. Bir ata hayattayken at olduğunu söyleyen çıkmamıştır. Onu kimse yaşarken tanımamış, boğazı kesildikten sonra bir kelimelik bir yas tutulmuştur. <br>Sonrasını Tolstoy yine eksiksiz yazar. Akşam yılkı dönerken atlar aşağıda köpeklerin ve kargaların üşüştüğü kırmızı bir şey görür, boz kısrak durup havayı uzun uzun içine çeker, onu oradan güçlükle uzaklaştırırlar. Ormanda bir dişi kurt beş yavrusuna at eti çıkarır. Bir hafta sonra kerpiç ahırın önünde bir kafatası ve iki sağrı kemiği kalır, yaz gelince bir köylü onları da toplayıp bir iş için kullanır.<br>Aynı sayfada bir ölüm daha vardır. Atın eski sahibi Serpuhovskoy çok sonra ölür. Yirmi yıldır herkese yük olan bu bedene iyi bir üniforma bulunur, sağlam çizmeler giydirilir, dört köşesinden püsküller sarkan bir tabuta konur, o tabut kurşun bir tabuta, hepsi Moskova'ya götürülür. Derisi, eti ve kemikleri hiçbir işe yaramaz. Tolstoy ikisini yan yana koyar ve yorum yapmaz. Yorum yapmasına gerek yoktur, çünkü tutanak kendi kendine konuşur. Birinin kemikleri bir köylünün işine yaramıştır, diğerinin bedeni kimsenin. Yine de tören birincisine değil, ikincisine düzenlenir.<br>Faytona koşulan, ölümüne çalıştırılan, faytondan kurtulup rahat bir nefes alacakken bilinmeze gönderilen atların kemiklerini kim topluyor, bilmiyoruz. Yaşamlarını ve ölümlerini bilmiyoruz. Tolstoy'un Holstomer için150  yıl önce tutanak tuttu. Ölen her hayvanın adını, tarihini, kararı verenin adını yazmak, Vaska'nın bir kelimelik yasını kayda dönüştürmek, hâlâ yapılmayı bekleyen ve bu köşenin yapmaya çalıştığı bir iş.</p>
<p>Lev Nikolayeviç Tolstoy, <em>Üç Ölüm</em>, çev. Günay Çetao Kızılırmak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, İstanbul, 2013.</p>
<p><em><strong>*Hayvan Günlükleri,</strong> resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ve ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet ve sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına ve onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar'da yaşıyor.</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 31 Oct 2026 07:58:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hebron’da İsrail operasyonu: Binlerce Filistinli evlerinden edildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hebronda-israil-operasyonu-binlerce-filistinli-evlerinden-edildi-42345</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/30/hebronda-israil-operasyonu-binlerce-filistinli-evlerinden-edildi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hebronda-israil-operasyonu-binlerce-filistinli-evlerinden-edildi-42345</guid><description><![CDATA[İsrail’de seçim süreci devam ederken işgal altındaki Batı Şeria’nın Hebron kentinde Filistinlilere yönelik operasyonlar sürüyor. Uluslararası Af Örgütü’nün açıklamasına göre birkaç gün içinde yaklaşık 3 bin Filistinli zorla yerinden edildi, evler ve özel mülkler yıkıldı. Örgüt, uygulamaların toplu cezalandırma politikasının parçası olduğu uyarısında bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İsrail yetkilileri, ülkedeki seçim süreci devam ederken işgal altındaki Batı Şeria’nın Hebron (El Halil) şehrinde Filistinlilere yönelik baskıyı sürdürüyor. Birkaç gün içinde yaklaşık 3 bin Filistinli yerinden edildi, evler ve özel mülkler yıkıldı, şehir tam abluka altında tutulmaya devam ediyor.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine göre 23 Ekim'de bir kontrol noktasında iki İsrail askerinin öldürülmesinin ardından başlayan operasyon kapsamında İsrail güçleri, Ayn Der Baha ve Celde mahalleleri ile çevre bölgelerde "silah arama" bahanesiyle yüzlerce aileye birkaç saat içinde evlerini terk etme emri vererek, aralarında yaşlıların, gebe kadınların ve engellilerin de bulunduğu aileleri yerinden etti.</p>
<h4>Sistematikleşen toplu cezalandırmalar</h4>
<p>Üst düzey İsrail yetkilileri, 2025 yılında Batı Şeria'nın kuzeyindeki Cenin, Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarında kullandıkları aynı askeri taktikleri uygulayarak Filistinlileri toplu halde zorla yerinden eden askeri operasyonlar başlattı. Operasyonlarda, İsrail güçleri evden eve baskınlar gerçekleştirdi, uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek evleri ve diğer sivil altyapıyı yıktı, mahalleler tamamen boşaltıldı. Bu uygulamalar, İsrail'in acımasız apartheid sistemi ve hukuksuz işgali kapsamında, İsrail güçlerinin on yıllardır Filistinlilere karşı sistematik olarak kullandığı toplu cezalandırma uygulamalarına ilişkin ciddi endişelere yol açıyor.</p>
<p>Hebron'da evlerinden zorla çıkarılan Filistinli ailelerin derhal evlerine dönmelerine izin verilmeli. Uluslararası toplum daha fazla kişinin yerinden edilmesini ve mülklerin yıkılmasını engellemek için harekete geçmeli, İsrail'in İşgal Altındaki Filistin Toprağı'ndaki ihlallerine ilişkin cezasızlığa son vermeli. İsrail'in, Batı Şeria'da Filistinlilere karşı yürüttüğü etnik temizlik durdurulmalı. Uluslararası Af Örgütü, tüm bu taleplerini dile getirdiği ve dünya çapında yürüttüğü  <a href="https://www.amnesty.org.tr/icerik/israilin-bati-seriada-uyguladigi-etnik-temizligi-durdurun" target="_blank" rel="noopener">“İsrail’in Batı Şeria’da Uyguladığı Etnik Temizliği Durdurun”</a> kampanyasını da sürüyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Erdoğan: Azerbaycanlı kardeşlerimizin Ermenistan’la temaslarını destekliyoruz]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/erdogan-azerbaycanli-kardeslerimizin-ermenistanla-temaslarini-destekliyoruz-42343</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/30/erdogandan-birlik-mesaji-turk-dunyasinin-aile-fotografinda-ayriliga-yer-yoktur.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/erdogan-azerbaycanli-kardeslerimizin-ermenistanla-temaslarini-destekliyoruz-42343</guid><description><![CDATA[Türkiye ile Azerbaycan arasında karşılıklı açıklamalar ve görevden almalarla süren gerilim, Türk Devletleri Teşkilatı’nın Ankara’daki 13. Zirvesi’ne de yansıdı. Zirveye katılmayan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i Dışişleri Bakanı temsil etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise konuşmasında isim vermeden, “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ve Azerbaycan arasında bir süredir devam eden diplomatik gerilim, Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) Ankara’da düzenlenen 13. Zirvesi’nde de gündeme geldi.</p>
<p>Başörtüsü yasağına itiraz eden Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın istifa ettirilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/erdogan-ve-aliyev-telefonda-gorustu-42244" target="_blank" rel="nofollow noopener">gerçekleştirmiş </a>ve Aliyev’i zirveye davet etmişti. Görüşmenin diplomatik tansiyonu düşürmesi beklenirken Aliyev Ankara’daki zirveye katılmadı. Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre Aliyev, önceden planlanmış etkinlikleri ve yoğun çalışma programı nedeniyle zirvede yer almadı. Azerbaycan’ı toplantıda Dışişleri Bakanı temsil <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/azerbaycan-dan-turkiye-ve-sinirlioglu-elestirisi-42341" target="_blank" rel="nofollow noopener">etti.</a></p>
<h4>Erdoğan’dan isim vermeden birlik mesajı</h4>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Sergi Salonu’nda “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla düzenlenen TDT Devlet Başkanları Konseyi 13. Zirvesi’nde konuştu.</p>
<p>Aile ve Kadın Konseyi Yüksek Onur Kurulu'nun ilk toplantısının eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde yapılmasından büyük memnuniyet duyduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu, burada altını çizerek vurgulamak isterim: Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar inşallah kardeşiz. Bu noktada aile meclisimizin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile temaslarını artıracağına inanıyorum. Bu vesileyle Türkmenistan'ın çalışmalarımıza sunduğu katkıları da takdirle karşıladığımızı vurgulamak istiyorum. Serdar kardeşimin dinamik liderliğinde Türkmenistan'ı en kısa zamanda tam üye olarak aile meclisimizde görmeyi temenni ediyoruz" şeklinde konuştu.</p>
<h4>Ermenistan ile temaslara destek mesajı</h4>
<p>Konuşmasında Güney Kafkasya’daki gelişmelere de değinen Erdoğan, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki temasları desteklediğini belirtti.</p>
<p>“Barış ve istikrarın hâkim olduğu bir Güney Kafkasya, bölge ülkeleriyle birlikte bütün Türk dünyasına önemli fırsatlar sunacaktır” diyen Erdoğan, “Azerbaycanlı kardeşlerimizin Ermenistan ile yürüttüğü temasları destekliyor, kalıcı barış için elimizden gelen katkıyı sunmaya devam edeceğimizi ifade ediyorum” ifadelerini kullandı. Konuşmasının öne çıkan başlıkları şu şekilde:</p>
<p>"Azerbaycanlı kardeşlerimizin Ermenistan ile yürüttüğü temasları destekliyor, kalıcı barış için elimizden gelen katkıyı sunmaya devam edeceğimizi ifade ediyorum. Bölgemizde yaşanan ihtilafların hiçbir tarafa kazanç getirmediği gibi küresel ekonomi, ticaret ve enerji piyasaları üzerinde ağır sonuçları olmaktadır. İran ile son dönemde tekrar artan tansiyonun silahlar yerine diplomasiye tahvil edilmesi temennimizdir. Kanayan yaramız olan Filistin meselesinin adil çözümü için Türk devletleri olarak daha fazla çaba göstermemiz gerektiği kanaatindeyim.</p>
<p>Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması ve yeniden imar çalışmalarının bir an evvel başlatılması için gerekli katkıyı sağlamalıyız. 1967 sınırları temelinde ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin Devleti'nin hayata geçirilmesine destek vermeyi sürdürmeliyiz. Mazimiz gibi istikbalimiz, sıkıntılarımız gibi başarılarımızla ortaktır. Her bir üyemizin milli hassasiyetlerini gözeterek kazan kazan anlayışıyla ortak çıkarlarımızı büyütmeye gayret etmeliyiz. Ben inanıyorum ki Türk dünyasını doğudan batıya uzanan güçlü bir ticaret, ulaştırma ve enerji merkezine dönüştürmek bizlerin elindedir. Trans-Hazar-Doğu-Batı Orta Koridoru, yarının ticaretine yön verecek stratejik bir hattır."</p>
<p>(Kaynak: Anadolu Ajansı)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Oct 2026 14:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan Meclisi'nde kavga]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-meclisi-nde-kavga-42344</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/30/ermenistan-meclisi-nde-kavga.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-meclisi-nde-kavga-42344</guid><description><![CDATA[Perşembe günü Ermenistan parlamentosunda iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi ile muhalefetteki Güçlü Ermenistan İttifakı arasında kavga çıktı ve iktidar partisi milletvekillerinden biri muhalefete doğru bir sandalye fırlattı. Başbakan Nikol Paşinyan daha sonra partisinin eylemlerini savunarak, sandalye fırlatmanın "orantılı ve doğru" olduğunu söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Haziran'da yapılan seçimlerle yeniden şekillenen Ermenistan Meclisi'nde oturumlar sırasında ciddi tartışmalar ve gerginlikler oluşsa da dün ilk defa şiddetli bir kayga yaşandı. </p>
<p>Kavga, Sivil Sözleşme milletvekili Daron Çakhoyan'ın muhalefeti, özellikle de Güçlü Ermenistan partisini "yolsuzluğa batmış" olmakla suçladığı konuşma sırasında yaşandı.</p>
<p>Çakhonyan, Güçlü Ermenistan lideri Narek Karapetyan'a yönelik olarak şu sözleri söyledi: "Yolsuzluğa bulaşmış insanlar yolsuzluktan, sahte hesaplardan ve aile üyelerini hedef almaktan bahsediyor. Sayın Karapetyan, amcanız, babanız ve hatta ülkemizde bakanlık kurmaya çalışan kuzeniniz de dahil olmak üzere tüm geniş ailenizin siyasette olması benim suçum değil. Kuzeninizin 'tüm kadınları memnun edecek bir bakanlık kurmak istemesi' de benim suçum değil. Bunun için kadınlardan hâlâ özür dilemediniz." </p>
<p>Çakhoyan'ın eleştirisi, Ocak ayında Güçlü Ermenistan lideri Narek Karapetyan'ın kuzeni ve Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan'ın oğlu Sargis Karapetyan'ın yaptığı açıklamaya yönelikti. Sargis Karapetyan, partisinin iktidara gelmesi halinde Ermenistan'da "tatmin olmamış kadın kalmayacağını" söylemiş ve Ermenistan'da özellikler kadınların büyük tepkisine yol açmıştı.</p>
<p>Çakhoyan'ın sözleri üzerine Narek Karapetyan bağırmaya başladı ve partisinin vekilleri kürsünün etrafında toplandı. Gerilim trmanırken oturumu bitirmesi istenen Meclis Başkanı Ruben Rubinyan, "Herkesin bunları görebilmesi için oturuma bilerek ara vermeyeceğim. Kavga çıkıp çıkmayacağına siz karar verin" dedi.</p>
<h4>Geç gelen ara</h4>
<p>Sözlü sataşmalar ardından tartışma fiziksel kavgaya dönüştü. Çakhoyan'ın muhalefet vekillerinden birinin üzerine bir bardak su döktü, Meclis Başkan Yardımcısı ve Sivil Sözleşme Partisi üyesi Vahagn Aleksanyan da muhalefet milletvekillerine doğru sandalye fırlattı. Milletvekillerinin bazıları yaralandı, yumruklu kavgada kıyafetler yırtıldı, milletvekilleri su şişellerini fırlattı ve masaları ve sandalyeleri devirdi. Rubinyan kavganın iyice şiddetlenmesi sonrası ara verdiğini duyurdu. </p>
<p><em>RFE/RL'ye</em> göre, kavga meclis koridorlarında devam etti ve güvenlik görevlileri taraflar arasında bariyer oluşturdu. Oturum tekrar başladığında, Rubinyan kavgayı başlatanın Narek Karapetyan olduğunu belirterek, olayın görüntülerini incelediğini ve Çakhoyan'ın konuşmasında "tek bir hakaret sözcüğü bile kullanmadığını" söyledi.</p>
<p>Rubinyan, "Sayın Karapetyan, kendinizi ve duygularınızı kontrol edemediniz. Oturduğunuz yerden hakaret dolu sözler söylediniz ve sonra ayağa kalkıp Daron Çakhoyan'a vurmaya çalıştınız. Sonrasında olanlar oldu" dedi.</p>
<p>Ayrıca, Güçlü Ermenistan vekil yardımcılarının koridorlarda Sivil Sözleşmelilere saldırdığı yönündeki bilgilere de değinen Rubinyan, bu bilginin doğrulanması gerektiğini belirtti. Doğrulanması halinde sorumluların meclisten ihraç edileceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>Öte yandan muhalefet Rubinyan'ı geç müdahale etmek ve tartışmayı tırmandırmakla suçladı. Rubinyan bu suçlamaları reddederken, Sivil Sözleşme'den Aleksanyan'ın muhalefete doğru sandalye fırlatması da dahil olmak üzere kendi partisinden olanların davranışları hakkında yorum yapmadı.</p>
<h4>Paşinyan'ın Facebook paylaşımı</h4>
<p>Paşinyan da Facebook üzerinden Güçlü Ermenistan partisinin adına gönderme yapan bir yorumda bulundu: "En azından fiziksel olarak güçlü olduklarını sanıyordum. Görünüşe göre o da değil." </p>
<p>Yorumlar bölümünde Rubinyan, "Ben de çok hayal kırıklığına uğradım" diye yanıt verdi. Buna karşılık Çakhoyan, "Biraz üzüldüm. Kavga çıkarıp sonra kaçıyorlar" yorumu yaptı.</p>
<p>Paşinyan, haftalık basın toplantısında şiddeti kınadı ancak Sivil Sözleşme milletvekillerinin eylemlerini savundu. "Şiddeti kınıyorum, ancak muhalefette olmak küstahlaşmak anlamına gelmediği için, Sivil Sözleşme partisinin eylemlerini destekliyorum" dedi. Paşinyan, "İster sandalye olsun ister başka bir şey, orantılı ve doğru olan budur" diye ekledi.</p>
<p>Muhalefet lideri Narek Karapetyan ise olayı "Sıradan, Ermeni stili birebir kavga" olarak nitelendirdi.</p>
<p>Karapetyan, "Aylardır sinirlerimizi bozan insanlar hak ettikleri cezayı aldılar, hem de çok iyi bir ceza" dedi.</p>
<p>Ermeni insan hakları savunucusu Anahit Manasyan, olayı şiddetle kınayarak , parlamentonun bir 'savaş alanı' değil, demokratik tartışma platformu olması gerektiğini söyledi. Manasyan, "Olay, prosedüre uygun olarak gerektiği gibi soruşturulmalıdır" diye ekledi.</p>
<p>(Kaynak: OC-Media)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Oct 2026 14:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tutuklu gazeteci İsmail Arı, 19 Kasım’da hakim karşısına çıkacak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/tutuklu-gazeteci-ismail-ari-19-kasimda-hakim-karsisina-cikacak-42342</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/ismailari.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/tutuklu-gazeteci-ismail-ari-19-kasimda-hakim-karsisina-cikacak-42342</guid><description><![CDATA[BirGün muhabiri, tutuklu gazeteci İsmail Arı’nın, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in şikâyeti üzerine açılan davada ilk duruşması 19 Kasım’da Ankara 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Arı hakkında beş yıla kadar hapis cezası isteniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) eski başkanı Ebubekir Şahin’in şikâyetiyle, 21 Ekim'de tutuklanan BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı'nın hakim karşısına çıkacağı tarih belli oldu. Sincan Cezaevi'nde tutulan Arı, 19 Kasım’da hakim karşısına çıkacak.</p>
<p>BirGün'ün haberine göre duruşma Ankara 32’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 11.45’de görülecek. Arı hakkında, “Hakaret ve Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” ve “Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret” suçlamasıyla ceza talep ediliyor. İddianameye göre Arı hakkında beş yıla kadar hapis cezası isteniyor.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Gazeteci İsmail Arı, 20 Ekim akşam saatlerinde, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in şikayeti üzerine “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı. İsmail Arı Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne ifade için saat 15:30’a davet edildi. Kendisine belirtilen saatte ifade vermek üzere Emniyet’e giden İsmail Arı’ya burada gözaltı kararı tebliğ edildi. Arı, geceyi nezarette geçirdi.</p>
<p>Arı ertesi gün adliyeye sevk edildi. Gazeteci Arı çıkarıldığı hakimlik tarafından tutuklandı.</p>
<h4>75 gün cezaevinde kalmıştı</h4>
<p>İsmail Arı, eşinin ailesini ziyaret ettiği Tokat’ta 21 Mart 2026 Cumartesi gecesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı. Kamu kurumlarındaki yolsuzluklar ve usulsüzlükler başta olmak üzere ülkedeki çarpıklıklara ilişkin haberleriyle tanınan muhabirimiz, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla 75 gün Sincan Cezaevi’nde kalmıştı. Arı, 5 Haziran 2026 Cuma günü hakim karşısına çıkmıştı.</p>
<p>Ankara 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi'nce görülen ilk duruşmada, savcının "tutukluluğa devam" talebine rağmen, herhangi bir adli kontrol şartı uygulanmaksızın Arı'nın tahliyesine karar verilmişti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Azerbaycan'dan Türkiye ve Sinirlioğlu eleştirisi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/azerbaycan-dan-turkiye-ve-sinirlioglu-elestirisi-42341</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/30/azerbaycan-dan-turkiye-ve-sinirlioglu-elestirisi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/azerbaycan-dan-turkiye-ve-sinirlioglu-elestirisi-42341</guid><description><![CDATA[Azerbaycan-Türkiye gerilimi iki ülkenin başkanlarının telefon görüşmesine rağmen düşmedi. Görüşmede Erdoğan'ın Aliyev'i zirveye davet ettiği söylense de Aliyev zirveye katılmadı. Aynı gün Aliyev'e yakın APA ajansında Türkiye'de Azerbaycan'ın BM Genel Sekreterliği için Feridun Sinirlioğlu yerine BAE'li  Lana Zaki Nusseibeh'i önermesine dair eleştirilere sert tepki geldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ve Azerbaycan arasında bir süredir karşılıklı açıklamalar ve görevden almalarla devam eden gerilim farklı boyutlarda artmaya devam ediyor. Azerbaycan-İsrail yakın ilişkileri nedeniyle başlayan, Azerbaycan'ın okullarda başörtüsünü yasaklamasına Türkiye'den yükselen itirazlar sonrası Azerbaycan'ın 31 Türkiye vatandaşını istenmeyen kişi ilan etmesi ve akabinde başörtüsü yasağına tepki veren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın istifa ettirilmesi sonrası, Erdoğan ve Aliyev telefonda görüşmüş, Aliyev'i bugün Ankara'da yapılacak Türk Devletleri Zirvesine davet etmişti. Telefon görüşmesiyle düşeceği umulan diplomatik tansiyonda beklenen olmadı. </p>
<p>Azerbaycan siteleri Aliyev'in, Ankara'da başlayan Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi'ne önceden planlanmış etkinliklere katılımı ve yoğun iş programı nedeniyle gelmeyeceğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Aliyev'in, 30 Ekim’de Bakü’de düzenlenen ilk FIFA U-15 Dünya Şampiyonası finalistlerine ödüllerini vermesi bekleniyor. Zirvede Azerbaycan'ı Azerbaycan’ı dışişleri bakanı temsil ediyor.</p>
<h4> APA'da analiz</h4>
<p>Öte yandan Aliyev'in gelmeyeceğinin açıklanmasıyla aynı zamanda devlet ajansı APA'da "<a href="https://apa.az/siyasi/turkiyede-azerbaycan-eleyhine-novbeti-dalga-bmt-bas-katibi-postu-ugrunda-mubarizede-bakiya-absurd-ittihamlar-tehlil-1009729" target="_blank" rel="nofollow noopener">Türkiye'de Azerbaycan'a karşı yeni bir dalga: BM Genel Sekreterliği görevi için yapılan mücadelede Bakü'ye yönelik absürt suçlamalar' </a>başlıklı imzasız bir analiz yayınlandı. Analiz, "Türk medyasında ve sosyal ağlarda Azerbaycan'a karşı yürütülen kampanya hız kesmeden devam ediyor" diye başlıyor. Analizde Türkiye'de birkaç gün önce BM Genel Sekreterliğine aday gösterilen Sinirlioğlu yerine Azerbaycan'ın Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Bakanı Lana Zaki Nusseibeh'i aday göstermesinin yankıları eleştiriliyor. Analizde özetle şunlar söyleniyor:    </p>
<p>"Dün, Azerbaycan karşıtı bir başka dalga başladı. Önceki saldırı dalgaları Azerbaycan-İsrail ilişkileri ve 'tesettür' konuları üzerinden gerçekleştirilmişti. Her iki saldırı dalgası gibi, dün başlayan üçüncü saldırı dalgası da manipülasyona dayanıyor.</p>
<p>Ülkemize karşı başlatılan yeni kampanyanın nedeni, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'nın, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Bakanı Lana Zaki Nusseibeh'in Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği görevine aday gösterme girişimine yönelik tutumuyla ilgilidir.</p>
<p>Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aykhan Hajizadeh, basının sorusuna yanıt olarak, Bakü'nün bir sonraki Genel Sekreter seçim sürecinin BM Şartı'na uygun olarak yürütülmesine özel önem verdiğini belirtti. Bunun üzerine, Türk sosyal medyasında Azerbaycan'ın, BM Genel Sekreterliği görevi için Türkiye'nin adayı ve mevcut AGİT Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu yerine BAE adayını desteklediği yönünde suçlamalar ortaya çıkmaya başladı.</p>
<p>Önceki dalgalarda olduğu gibi, Türk medyasında ve sosyal medyada Azerbaycan'a karşı asılsız iddialar, iftiralar ve hakaretler hâlâ devam ediyor.</p>
<p>Türkiye henüz Feridun Sinirlioğlu'nu BM Genel Sekreterliği görevine resmen aday göstermemiştir ve Azerbaycan'a yönelik uluslararası bir kayıt veya resmi destek çağrısı da bulunmamaktadır. Var olmayan bir adaylığı desteklememe suçlaması, hukuki ve mantıksal açıdan tamamen asılsızdır.</p>
<p>Türkiye'nin aksine, BAE adayını resmen kaydettirdi ve Azerbaycan'a diplomatik kanallar aracılığıyla başvurdu. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'nın yanıtı, uluslararası diplomatik nezakete tamamen uygundur; resmen başvuran tarafa diplomatik bir yanıt verildi. Türkiye gelecekte resmi bir aday gösterirse, Azerbaycan elbette diplomatik tutumunu ifade edecektir.</p>
<h4>Sinirlioğlu ve Ermenistan </h4>
<p>Ancak burada başka ilginç konular da ortaya çıkıyor ve bu konu özellikle Feridun Sinirlioğlu ile ilgili. Feridun Sinirlioğlu, uzun yıllardır Türk Dışişleri Bakanlığı'nda yerleşik olan, kendilerini toplumdan üstün ve halkın değerlerinden uzak gören "monşerler" grubuna mensup. Bu sınıf, tarihsel olarak Azerbaycan'a ve Türk dünyasına karşı her zaman küçümseyici ve kibirli tavırlarıyla öne çıktı.</p>
<p>Burada dikkat çeken en önemli nokta, Feridun Sinirlioğlu'nun Ermenistan ile tek taraflı yakınlaşma için yaptığı lobi faaliyetleriyle tanınmasıdır. Azerbaycan topraklarının işgal altında olduğu 2018 yılında, Ermenistan ile sınırların tek taraflı olarak açılması fikrinin başlıca lobicilerinden biriydi.</p>
<p>İkinci Karabağ Savaşı'ndan sonra, Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapan eşiyle birlikte "Azerbaycan için Ermenistan sınırları neden kapalı kalmalı?" çizgisini savundu ve resmi Bakü'nün çıkarlarını gözardı etmeye çalıştı. Bu bağlamda, Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi müzakereleri özel temsilcisi Serdar Kılıç ile aynı görüşü savunmaktadır.</p>
<p>Feridun Sinirlioğlu'nun siyasi geçmişinde, AGİT Genel Sekreterliği veya diğer uluslararası görevlere talip olurken sadece Azerbaycan'ın değil, Türkiye'nin de ulusal ve stratejik çıkarlarını feda etmeye hazır olduğu görülmektedir.</p>
<p>Her halükarda, hangi göreve kimin aday gösterileceği Türkiye'nin kendi işidir. Resmi olarak hiçbir aday gösterilmemişken bu konuyu manipüle etmek, Azerbaycan'ı yapay olarak hedef alma politikasının devamıdır."</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Melkonyanlılar buluşuyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/melkonyanlilar-bulusuyor-42339</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/2016/07/melkonyanokul.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/melkonyanlilar-bulusuyor-42339</guid><description><![CDATA[1926 yılında Kıbrıs’ta kurulan ve 2005 yılında kapanan Melkonyan Okulu, kuruluşunun 100. yılını kutluyor. Lusavoriç Korosu, Melkonyan’ın yıldönümü için konser verecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>30 Ekim Cuma akşamı saat 21:00’de Beyoğlu Üç Horan Kilisesi’nde düzenlenecek konserde, Melkonyan Okulu mezunu olan Hagop Mamigonyan yönetimindeki Lusavoriç Korosu, Ermenice şarkılar seslendirecek. Konserde koroya Rober Doğanay piyano ile eşlik edecek.</p>
<p>1 Kasım Pazar günü Üç Horan Kilisesi’nde saat 10:00’da yapılacak ayine Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyaset edecek. Üstrahip Harutyun Damadyan’ın sunacağı ayinde Kıdemli Peder Kevork Çınaryan hazır bulunacak. Ayinde Marten Çulhacı ve Tatyos Şant Karapekmez’e astdiyakos (gisasargavak); Sercan Gazeroğlu’na ise kıdemli okuyucu (uraragir tbir) rütbesi takdis edilecek. Ayinde, Melkonyan Okulu kurucuları Krikor ve Garabed Melkonyan kardeşler, hokehankist dualarıyla anılacak.</p>
<p>Konser ve ayin vesilesiyle Türkiye ve farklı ülkelerde yaşayan Melkonyan Okulu mezunlarının bir araya gelmesi bekleniyor.</p>
<h4>Melkonyan Okulu hakkında</h4>
<p>Melkonyan Kardeşler tarafından Kıbrıs Lefkoşa’da 1926 yılında kuruldu. Okul yaklaşık 40 ülkeden gelen Ermeni öğrencilerine hizmet verdi. Okulun ilk müdürü İstanbul Ermeni Patriği Bağdatlı I. Zaven Der Yeğyayan’dı. Okul, Ermeni Soykırımı sonucu Doğu Anadolu ovalarında ve komşu ülkelerde kimsesiz kalan binlerce çocuk arasından 300'den fazla yetim, kız ve erkek çocuğu toplama gibi zorlu bir görevi üstlendi. Okul, 1974’teki Kıbrıs Harekatı’nda büyük hasar aldı. Okul, 2005 yılında kapandı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Oct 2026 16:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sinem Dedetaş hakkında ev hapsiyle tahliye kararı verildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinem-dedetas-hakkinda-ev-hapsiyle-tahliye-karari-verildi-42338</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/29/belediye-baskani-sinem-dedetas-dahil-6-kisi-gozaltinda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinem-dedetas-hakkinda-ev-hapsiyle-tahliye-karari-verildi-42338</guid><description><![CDATA[Görevden uzaklaştırılan ve 31 Temmuz’dan bu yana tutuklu bulunan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verildi. 'Rüşvet', 'irtikap" ve 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçlamalarıyla tutuklanan Dedetaş'ın görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye yönetimi AKP'ye geçmişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Görevden uzaklaştırılan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş hakkında ev hapsi kararı verildi. Kararı Dedetaş’ın avukatı Akın Atalay duyurdu.</p>
<p>Sinem Dedetaş’ın avukatı Akın Atalay, X hesabından şu mesajı paylaştı: “Müvekkilim Sinem Dedetaş için yaptığımız tahliye başvurusu üzerine kendisinin ev hapsi şeklindeki adli kontrol tedbiriyle cezaevinden tahliyesine karar verilmiştir.”</p>
<p>31 Temmuz'dan bu yana tutuklu olan Dedetaş'ın, tahliye işlemlerinin ardından Tekirdağ'daki Karatepe Kadın Kapalı Cezaevi'nden çıkması bekleniyor.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>İstanbul'da 11 farklı adrese yönelik 29 Temmuz'da düzenlenen operasyonda Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü, Özel Kalem Müdürü Alihan Koçoğlu, mimar Burçin Çevik, iş takipçisi Adem Altıntaş ile müteahhit Bülent Orhan Tozkoparan gözaltına alınmıştı.</p>
<p>Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş,  31 Temmuz’da tutuklandı ve İçişleri Bakanlığı, Dedetaş’ı 1 Ağustos’ta görevden uzaklaştırdı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Oct 2026 14:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan Meclisi, TRIPP anlaşmasını onayladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-meclisi-tripp-anlasmasini-onayladi-42337</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/29/ermenistan-meclisi-trump-yolu-anlasmasini-onayladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-meclisi-tripp-anlasmasini-onayladi-42337</guid><description><![CDATA[Ermenistan Meclisi, Azerbaycan anakarasını Nahcivan özerk bölgesiyle birleştirecek Trump Yolu (TRIPP) ile ilgili stratejik işbirliğine dair ABD ile yapılan çerçeve anlaşmasını onayladı. Anlaşma, iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi'nin oylarıyla kabul edilirken, muhalefet aleyhte oy kullandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Meclisi, dün muhalefetin büyük çoğunluğunun aleyhte oy kullanmasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri ile Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu (TRIPP) anlaşmasını onayladı.</p>
<p>Toplam 63 milletvekili kabul, 32 milletvekili red oyu kullandı. Çekimser oy kullanan hiçbir milletvekili olmazken, 10 milletvekili oturuma katılmadı.</p>
<p>Muhalefetteki Ermenistan İttifakı anlaşmanın onaylanmasına karşı çıkarken, Güçlü Ermenistan Partisi prensipte TRIPP'e itiraz etmediğini, ancak uygulanmasının Ermenistan ve Azerbaycan arasında kapsamlı bir barış anlaşmasının imzalanmasıyla eş zamanlı olarak başlaması şartıyla destekleyeceğini belirtti.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Salı günü parlamentoda yapılan görüşmede anlaşmayı sunarken, Trump Yolu'nun ekonomik potansiyelinin yanı sıra siyasi ve güvenlik faydalarını da vurguladı.</p>
<p>Mirzoyan, "Bu proje, Ermenistan ve Azerbaycan'ı ve üçüncü ülkeleri birbirine bağlayarak, Ermenistan Cumhuriyeti'ni çevreleyen ve Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış, istikrar ve güvenliği önemli ölçüde güçlendirecektir. Bu, projenin müzakere aşamasından beri  belirlenen hedefti" diye konuştu.</p>
<p>Bu anlaşmaya göre, ABD TRIPP Geliştirme Şirketi'nde yüzde 74 hisseye sahip olacak, Ermenistan ise kalan yüzde 26'lık hisseyi elinde bulunduracak. Şirket, güzergahın yönetimini ve denetimini üstlenecek.</p>
<p>Belgede, Ermenistan'ın Trump Yolu'nun kapsadığı tüm alanlarda 'yasama, düzenleme ve yargı yetkisini' ve 'ulusal güvenlik ve kolluk kuvvetleri üzerindeki kontrolü' elinde tutacağı defalarca vurgulandı. Ermeni yetkililer ayrıca sınır kontrolü, vergiler, gümrük vergileri ve diğer konularda da yetkilerini koruyacak.</p>
<p>Bu çerçeve, güzergahı yönetmek için 'ön büro - arka büro' işletim modelini öneriyor. TRIPP Geliştirme Şirketi tarafından sözleşme imzalanan özel yükleniciler, Azerbaycan'dan Ermenistan'a giriş yapan kişilerin belgelerini ve ücretlerini toplamak ve ödemelerini işlemek gibi görevleri üstlenerek ön büroda çalışacak. Kararlar ise Ermeni makamlarının sorumluluğunda olacak.</p>
<p>Bu düzenleme, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Azerbaycan vatandaşlarının Ermeni sınır muhafızlarıyla yüzyüze gelmemesi yönündeki talebini karşılamak amacıyla tasarlanmış gibi görünüyor.</p>
<h4>Muhalefetin uyarıları</h4>
<p>Salı günü, muhalefetteki Ermenistan İttifakı, "Belgede Azerbaycan'ın çıkarlarının Ermenistan'ın çıkarlarından daha doğrudan yansıtıldığını" savunarak anlaşmaya karşı oy kullanacağını açıkladı.</p>
<p>Muhalefetteki Güçlü Ermenistan İttifakı lideri Narek Karapetyan'ın bir sorusuna yanıt olarak Mirzoyan, Trump Rotası'nın barış antlaşması imzalanmadan önce faaliyete geçebileceğini ve işbirliğinin geliştirilmesinin, antlaşmanın imzalanmasını hızlandırmaya yardımcı olabileceğini belirtti.</p>
<p>Ancak Karapetyan, Trump Rotası'nın faaliyete geçmesi ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir barış anlaşmasının imzalanmasının birbirine bağlı olması gerektiğini savundu. Güzergah faaliyete geçtikten sonra Azerbaycan'ın anlaşmayı imzalama isteğinin kaybolacağı ve ek koşullar getirebileceği konusunda uyardı.</p>
<p>Karapetyan, "Eğer bunu erken onaylarsak ve Azerbaycan TRIPP'i alırsa, daha sonra anayasa değişiklikleri gibi uygulanması imkansız şartlar öne sürerse ülkemiz mahvolacak. Çünkü Azerbaycan yine Nahcivan'a giden yolu almış olacak, ancak biz bölgesel ulaşım yollarının açılmasından payımızı alamayacağız" dedi.</p>
<div class="box-10">Geçtiğimiz yıl Ermenistan ve ABD arasında anlaşmaya varılan TRIPP anlaşması, Azerbaycan anakarasını Ermenistan'ın güneyindeki Syunik eyaleti üzerinden Nahcivan özerk bölgesiyle bağlayacak bir ulaşım güzergahı oluşturmayı amaçlıyor.</div>
<p>(Kaynak: OC-Media, CivilNet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Oct 2026 14:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şair Misak Medzarents’in kısa süren hayatı bize ne anlatıyor?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sair-misak-medzarentsin-kisa-suren-hayati-bize-ne-anlatiyor-42336</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/29/sair-misak-medzarentsin-kisa-suren-hayati-bize-ne-anlatiyor.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sair-misak-medzarentsin-kisa-suren-hayati-bize-ne-anlatiyor-42336</guid><description><![CDATA[Medzarents’in hayatına baktığımda önce derin bir hayıflanma hissediyorum. Bu kadar genç yaşta yaşamdan kesilmiş, içinde henüz dile gelmemiş pek çok imkân taşıyan bir hayat. Şunu düşünüyorsunuz; zaman ona biraz daha cömert davransaydı, edebiyatımıza daha neler verebilirdi! Ancak bıraktığı eseri okudukça bu hayıflanmaya hayranlık eşlik ediyor. O kadar kısa bir sürede, diliyle, müziğiyle ve hayata bakışının kendine has biçimiyle bütünlüklü bir şiir dünyası yaratabilmiş.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dört İncil Yazarı Yortusu vesilesiyle, 17 Ekim Cumartesi günü, Büyükdere Surp Hripsimyants Kilisesi’nde dinî törenler yapıldı ve Hagop Cololyan-Siruni’nin “Bu Hasta, Dahi Delikanlı” adlı Ermenice kitabının tanıtım töreni düzenlendi. Tören, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’ın himayelerinde gerçekleşti. Şair Misak Medzarents’in hayatına ve eserine adanmış olan bu çalışma, uzun yıllar önce Beyrut’ta bir dergide tefrika edilmişti. Kitap olarak Yerevan’da Antares Yayınevi tarafından yayımlanan çalışmayı, Amerika’da yaşayan filolog ve tarihçi Dr. Vartan Matteosyan ile İstanbul Patrikhanesi ruhanilerinden filolog Dr. Der Narek Değirmenciyan yayına hazırladı. Peder Dr. Der Narek Değirmenciyan ile "Bu Hasta, Dahi Delikanlı" kitabı  üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Siz de Getronagan Lisesinin öğrencilerindensiniz. Okul döneminizden Misak Medzarents hakkında neler duymuştunuz? Hayatından hiç etkilendiniz mi?</strong></p>
<p>Getronagan’daki okul yıllarımda, edebiyat ders kitabımız ‘Nor Tankaran’da Medzarents’ten ‘Kulübe’ şiiri vardı; onu okur, ezberlerdik. Elbette herkesçe bilinen ‘Sirerk’ini (Aşk Şarkısı) de tanırdık ve onu söylerdik de. Böylece Medzarents gençliğimizde hem okumayla hem şarkıyla hep yanımızdaydı. Ancak edebiyatıyla asıl derin tanışıklığım üniversite yıllarında oldu. O dönemde sonelerine dair bir çalışma da yaptım. Medzarents, söylemek gerekir ki, en iyi sone şairlerimizden biridir. Şiirlerindeki duygusal zenginliğin yanı sıra, bu çalışma bana sanatının titizliğini de gösterdi: sözcük seçiminde, imge kurmada ve şiirsel biçimi işlemede büyük bir ustaydı.</p>
<p>Peki hayatından etkilendim mi? Genç olduğunuzda, bu kadar kısa bir hayatla ve bu kadar unutulmaz bir mirasla karşılaşıp etkilenmemek neredeyse imkânsızdır. Hastalığın ve erken ölümün gölgesinde böyle bir güzelliği yaratabilmiş, neredeyse yaşıtınız bir genç, kaçınılmaz olarak sizi duygulandırır. Yıllar geçtikçe ise bu duygu derinleşir; şiirlerinde ne kadar çok hayat, ışık ve insanlara duyulan şefkat bulunduğunu daha iyi hissetmeye başlarsınız.</p>
<p>Bugün ise bir din adamı olarak, bu kısa hayatta bize verilen zamanın ve lütufların değerini hissetmeye çağıran bir davet de görüyorum. Medzarents’i okumak, aldığımızı nasıl işlediğimizi ve başkalarına ne aktardığımızı düşünmeye yöneltiyor beni. Onun durumunda bu aktarım hâlâ sürüyor.</p>
<p><strong>Hagop Cololyan-Siruni hakkında ilk kez bir şey okuduğunuzda, okuduğunuz neydi?</strong></p>
<p>Siruni’nin adını elbette dört ciltlik ‘Bolis ve Rolü’ (İstanbul ve Rolü) çalışmasından biliyorduk. Ancak bugün ondan okuduğum ilk yazının hangisi olduğunu belirlemek zor. Şahsı ve eseriyle daha derin tanışıklığım yine üniversite yıllarında oldu. O dönemde onu Azadamard’ın yazarlarından biri, özellikle edebî sohbetleriyle tanınan Esayan Mezunlar Birliği’nin kurucularından biri ve genel olarak dönemin edebî hayatının önemli simalarından biri olarak tanıdım.</p>
<p>Bu tanışıklık, ‘Navasard’ dergisine adadığım bitirme tezi sayesinde özel bir seyir kazandı; derginin iki editöründen biri oydu, diğeri ise Taniel Varujan’dı. Dolayısıyla Siruni’yle karşılaşmam da bir araştırma çalışmasına bağlandı: Derginin doğmasını sağlayan ortamı, edebî ve sanatsal arayışları, editörlerin hedeflerini anlamak gerekiyordu.</p>
<p>Bu çalışma sırasında Siruni’nin portresi edebî hayatın içinde etkin olan, inisiyatif alan ve örgütleyen bir aydın olarak önümde yavaş yavaş belirdi: ‘Bolis ve Rolü’nün yazarında tarihçinin yanı sıra, çağdaşlarıyla birlikte kültürümüzün geleceğini düşünen ve bu geleceğe hizmet eden bir işe girişen genç yazarı da görüyordum.</p>
<p>Bu durum, Siruni’nin sonraki yazılarını değerlendirmek için de önemli oldu. Varujan’dan, Medzarents’ten ya da dönemin edebî hayatından söz ederken, o dünyayı içeriden tanıyan biri olarak da konuşuyor. Sayfalarında araştırmacının bilgisi, katılımcının ve görgü tanığının belleğiyle birleşiyor. Tanıklıklarını benim için özellikle değerli kılan şey, bu ikisinin buluşmasıdır.</p>
<p>Benim için belleği korumaya yönelik bu çalışma aynı zamanda bir minnettarlık ifadesidir. Bizden önce yaşamış ve yaratmış insanlara karşı bir borcumuz var; adlarını anmanın yanı sıra bıraktıklarını tanımalı ve yaşatmalıyız. Siruni’nin bu kitabını yayına hazırlarken bu borç duygusunun da elbette payı oldu.</p>
<p><strong>"Bu Hasta, Dahi delikanlı"ya, yani Misak Medzarents’in yaşam öyküsüne baktığınızda ne hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Medzarents’in hayatına baktığımda önce derin bir hayıflanma hissediyorum. Bu kadar genç yaşta yaşamdan kesilmiş, içinde henüz dile gelmemiş pek çok imkân taşıyan bir hayat. Şunu düşünüyorsunuz; zaman ona biraz daha cömert davransaydı, edebiyatımıza daha neler verebilirdi! Ancak bıraktığı eseri okudukça bu hayıflanmaya hayranlık eşlik ediyor. O kadar kısa bir sürede, diliyle, müziğiyle ve hayata bakışının kendine has biçimiyle bütünlüklü bir şiir dünyası yaratabilmiş.</p>
<p>Beni en çok etkileyen, ruhunun açık kalmasıdır. Hastalık, hasret ve ona yöneltilen eleştiriler onu bütünüyle kendi acısına kapatabilirdi. Ama şiirlerinde öyle bir aydınlık tutkusu, insanlara duyulan şefkat ve başkasına yararlı olma özlemi var ki! ‘Kulübe’ olma arzusu ya da ‘Ver bana, Rab, bencil olmayan sevinci!’ yakarışı bu bakımdan beni derinden etkiler. Kendisi bakıma ve teselliye muhtaçken, başkası için sığınak ve sevinç olmak istiyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/10/bu-hasta-dahi-delikanli-kitabinin-kapagi.jpg" alt="" width="501" height="753"></p>
<p>Bir rahip olarak bu duruşta, yakınımıza duyulan Hıristiyan sevgisiyle derin bir akrabalık hissediyorum. Kendi acısında bile başkasının acısını görmek, onun sevincini dilemek büyük bir ruhsal olgunluk ister. Medzarents’in dizelerini okurken kendime, başkası için teselli edici bir varlık olmayı ne ölçüde başarabildiğimi soruyorum. Böylece şiiri bana kişisel bir sorgulama vesilesi de veriyor.</p>
<p>Bu nedenle Medzarents’in hayatı benim için aynı zamanda bir içsel büyüklüğün tanıklığıdır. Acısı gerçektir, ama bu acının içinde sevme yeteneği yaşamaya devam eder. Onu düşündüğümde hayranlığıma minnet de karışıyor. Kısa ömründen bize ulaşan ve hâlâ içimizde bir şeyleri değiştirebilecek olan o güzellik ve şefkat için.</p>
<p><strong>Kitapta, 1900’lerin başında Abdülhamid’in baskı rejimi altında faaliyet gösteren Ermeni eğitim ocakları anlatılıyor. Bu konuya biraz değinebilir miyiz?</strong></p>
<p>Siruni bu eğitim ocaklarını onları içeriden tanıyan biri olarak anlatır. Abdülhamid istibdadı koşullarında, korkunun, sansürün ve jurnalcilik havasının Ermeni hayatı üzerine çöktüğü bir dönemde okullar, zihinsel ve ruhsal soluk alınan hayati yerlerdi. Orada dil ve edebiyat öğrenmenin yanı sıra gençler halklarının geçmişini tanıyor, kültürüne bağlanıyor ve ne yapmaları gerektiğini düşünmeye başlıyorlardı.</p>
<p>Siruni, Berberyan’ı, Mıkhitaryan okullarını ve özellikle Getronagan’ı anar. Getronagan hakkında anlattıklarında çok dikkat çekici bir ayrıntı vardır. Resmî müfredat kitaplarının yanında, öğrencilerin ceplerinde dolaşan bir tür gizli kütüphane. Yurt dışından gelen kitaplar ve gazeteler elden ele geçiyordu. Bu görüntü, bir neslin zihinsel susuzluğu hakkında çok şey söyler. Dış baskı, okuma, öğrenme ve daha geniş bir dünyayla iletişim kurma arzusunu söndürememişti.</p>
<p>Medzarents bu ortamda yetişti. Siruni, Getronagan’ı onun ‘ruhsal beşiği’ olarak adlandırır. Okul ona eğitim, bir arkadaş çevresi ve ilk edebî denemelerini geliştirebileceği bir ortam verdi. Hastalık nedeniyle eğitimine ara verdikten sonra da okulla ve arkadaşlarıyla bağını sürdürdü. Bu durum, bir eğitim kurumunun bir gencin iç dünyasında ne kadar derin bir yer tutabileceğini gösterir.</p>
<p>Getronagan’ın eski öğrencisi, Ermenice öğretmeni ve din adamı olarak benim için bu sayfalar, bugüne yöneltilmiş bir soru da içeriyor. Okullarımız bu tür bir zihinsel merak ve yaratma arzusunu uyandırmada ne ölçüde başarılı oluyor? Siruni’nin anlattığı koşullar ağırdı, ama o koşullarda bile Ermenice kitaba, eğitime ve kültürün gücüne inanmış öğretmenler ve öğrenciler vardı. Onların emeğinin meyvelerinden biri kuşkusuz Medzarents’ti. Bu miras bizim için gurur olduğu kadar sorumluluktur da.</p>
<p>Eğitimin bu sorumluluğunun ruhsal bir yüzü de vardır. Gence bilgi aktarmanın yanında, vicdanını geliştirmesine, başkasının onuruna saygı duymasına ve yeteneklerini hizmete dönüştürmesine yardımcı olmalıyız. Bu bakımdan okul ile kilise arasındaki canlı iş birliğini çok önemli görüyorum. Çocuklarımızın, aynı anda sorular sorabilecekleri, köklerini tanıyabilecekleri, iman deneyimi yaşayabilecekleri ve cemaatin sevilen ve sorumlu üyeleri olduklarını hissedebilecekleri ortamlara ihtiyacı var.</p>
<p><strong>Biraz da ‘Masis’ten söz edelim. ‘Masis’ neydi? Süreli yayın mı, dergi mi, günlük gazete mi? Kimler yazdı?</strong></p>
<p>‘Masis’, İstanbul Ermeni basınının en önemli ve uzun ömürlü süreli yayınlarından biriydi. 1852’de Garabet Ütücyan tarafından kuruldu ve 1908’e kadar yayımlandı. Uzun yayın hayatı boyunca haftalık, günlük ve aylık olmak üzere farklı periyotlarda çıktı. Dolayısıyla sorunun cevabı, hangi dönemden söz ettiğimize bağlıdır. Medzarents’in edebî faaliyet yıllarında ‘Masis’ edebî bir haftalık gazeteydi.</p>
<p>Sayfalarında farklı yıllarda edebiyatımızın önemli isimleri yazılarıyla yer aldı: Baronyan, Zohrab, Odyan, Sibil, Demirciyan, Haruthunyan ve daha niceleri. Bunlardan bazıları editör olarak yayın sorumluluğunu da üstlendi.</p>
<p>Medzarents açısından ‘Masis’in ayrı bir önemi var. Şiirleri orada yayımlandı ve genç yazar, okuruyla orada buluşma fırsatı buldu. Siruni de bu süreli yayına katkıda bulundu. Ancak sonraları aynı ‘Masis’, Yenovk Armen ve Paylak’ın rolüyle Medzarents’e yöneltilen saldırıların başlıca sahnelerinden biri olacaktı.</p>
<p>İşte Siruni bu karmaşık tarihi de anlatıyor. Büyük edebî mirası olan bir süreli yayın, tarihinin belirli bir evresinde yeni bir yeteneği anlamayabilir, hatta ona karşı haksız davranabilir. Ama bu evre ‘Masis’in bütün emeğini gölgelememeli. Sayfalarını bugün karıştırdığımızda edebiyatımızın oluşumunu, keşifleri, arayışları ve çelişkileriyle görüyoruz.</p>
<p><strong>Önceki  hafta sonu Büyükdere’de Surp Badarak Ayini'ni icra ettiniz ve Misak Medzarents ile Hagop Cololyan-Siruni için ayin- i ruhani duaları gerçekleştirdiniz. Siruni’nin ‘Bu Hasta, Dahi Delikanlı’ kitabının tanıtımı da gerçekleşti. Nasıl geçti?</strong></p>
<p>Büyükdere’de çok sıcak ve başarılı bir gün geçirdik. Dört İncil Yazarı Yortusu vesilesiyle Surp Badarak ayini düzenledik, ardından Medzarents ve Siruni’nin ruhları için dua ettik. Sonrasında, Ermeni Kültür Haftası vesilesiyle, Büyükdere Kilisesi Yönetim Kurulunun girişimiyle, Patrik Hazretleri’nin yüksek himayesindeki yeni kitabın tanıtım etkinliği gerçekleşti.</p>
<p>Dualar sırasında yazarlarımızı, dirilişin umuduyla Tanrı’nın merhametine emanet ettik. Ardından onların sözünü dinledik ve emekleri için şükranımızı ifade ettik. Bu buluşma, aldığımız mirası yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak yönündeki sorumluluğumuzu düşünmek için de bir vesile oldu.</p>
<p>Benim için özellikle sevindirici olan, katılanların ilgisi ve Boğaz’ın bu uzak mahallesindeki kilise salonunda oluşan samimi, sıcak atmosferdi. Şair Zareh Khırakhuni’nin 100. yıl dönümü vesilesiyle Ermenistan’dan gelen edebiyatçı akademisyen konuklar da bizimleydi ve varlıkları bir araya gelişimize ek bir sıcaklık kattı.</p>
<p>Tanıtım sırasında Siruni’nin tanıklığının değerini ve anılarında ortaya çıkan canlı Medzarents’i sunmaya çalıştım. Edebî söze şiir okuma, solo şarkı ve ayrıca katılanların içten konuşmaları eşlik etti.</p>
<p>Benim için günün en güzel yanı, o birliktelik ve samimi katılımdı. Gönüllü mugannilerden, şiir okuyanlara ve dinleyicilere kadar herkes payına düşeni getirdi. Sanırım bu tür buluşmaların asıl değeri de burada. Kitap, insanların bir araya gelmesine, yazarlarımızın sözünü dinlemesine ve onlarla bağlarını yenilemesine vesile oluyor.</p>
<p>Bu tür etkinliklerin kiliselerimizin çevresinde gerçekleşmesini çok önemli buluyorum. Kilise her şeyden önce Tanrı’yla buluşmanın, duanın ve kutsal sırların mekânıdır. Bu ruhsal yaşam, birbirimizle ilişkilerimizde de sürmelidir: birbirimizi dinleyerek, gözeterek, birbirimizden öğrenerek ve birlikte yaratarak.</p>
<p>İşte kiliselerimiz bu yüzden vazgeçilmezdir. Orada insan acısını ve sevincini Tanrı’nın huzuruna getirebilir ve yanında dua eden, şefkatle ilgilenen insanlar bulabilir. Özellikle küçülen mahalle cemaatlerimiz için bu varlık hayatidir. Kilisenin kapısını açık tutmak, aynı zamanda böyle bir hayatı sürdürme taahhüdüdür: Bu sorumluluğu hepimiz paylaşıyoruz. Din adamı, mahalle sorumlusu, muganni, ebeveyn ve genç. Büyükdere’deki o gün bize, herkes katkısını getirdiğinde nasıl bir sıcaklık oluşabileceğini gösterdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Paşinyan, yeni anayasa metninin yakında yayınlanacağını açıkladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-yeni-anayasa-metninin-yakinda-yayinlanacagini-acikladi-42335</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/10/29/pasinyan-yeni-anayasa-metninin-yakinda-yayinlanacagini-acikladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-yeni-anayasa-metninin-yakinda-yayinlanacagini-acikladi-42335</guid><description><![CDATA[Ermenistan Başbakanı Paşinyan, meclisteki konuşmasında Ermenistan'ın yeni anayasa metninin yakın zamanda kamuoyuna sunulacağını ve yeni anayasa üzerinde tartışmaların başlayacağını duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, yeni Anayasa metninin yakında yayınlanacağını ve ardından vatandaşlar ve parlamentonun katılımıyla kamuoyu tartışmalarının yapılacağını açıkladı.</p>
<p>Paşinyan, Ermenistan Meclisi'ndeki soru-cevap oturumunda milletvekili Garnik Davtyan'ın sorusuna yanıt olarak yeni bir Anayasa'nın yapılmasının partisinin seçim beyannamesinde yer aldığını ve şimdi de hükümet programının bir parçası olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Paşinyan, “Yeni Anayasa metni yakında yayınlanacak ve Ermenistan Cumhuriyeti halkıyla, parlamento da dahil olmak üzere, görüşmelere başlayacağız. Elbette, önümüzdeki aylarda öncelikle kamuoyu tartışmaları yapılacak, ardından da yasal işleyişe uygun olarak ilerleyecektir” dedi.</p>
<p>Ayrıca Ermenistan'ın dış aktörlerle anayasal konuları görüşme niyetinde olmadığını da yineledi. Başbakan, "Bizim bir stratejimiz var ve buna uygun olarak ilerliyoruz. Ve evet, Azerbaycan'a da Anayasa'nın bizim iç meselemiz olduğunu söylüyoruz" dedi.</p>
<p>Paşinyan, "Azerbaycan'a açıkça şunu söylüyoruz, onlarla Anayasa konusunda görüşme niyetimiz yok ve bazı konuların istismar edilmesi, özellikle de muhalefete malzeme verilmesi bizim için kabul edilemez" dedi.</p>
<p>Azerbaycan, Ermenistan'ın mevcut Anayasası'nda Azerbaycan'a yönelik toprak talebi olduğunu iddia ederek, Ermenistan ile devam eden barış görüşmelerinin imzalanması için Ermenistan'ın Anayasası'nınn değişmesini istiyor. </p>
<p>(Kaynak: ArmenPress)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:58:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>