Britanya’nın sömürgeci geçmişine kraliyet bahçesinden bakmak
“Geçmişi anlatmamak kumda yürüyüp ayak izi bırakmamaya benzer. Nereden geldiğinizi ya da bugüne nasıl ulaştığınızı bilemezsiniz. Oysa başkaları yolunuza kendi ayak izlerini bırakabilirler.”(The Singh Twins, 2023)
Dünyaca ünlü “KEW Kraliyet Botanik Bahçesi”ndeki Shirley Sherwood Galerisi’nde açılan bir sergi, bugüne kadar Birleşik Krallık’ta hiçbir sanatçının cesaret edemediği bir konuyu, 19 ve 20. yüzyıl Britanya sömürgeciliğini, köle pazarlarını, çay ve afyon ticareti uğruna İngiliz toprak ağalarının Hintlilere uyguladıkları akıl almaz işkenceleri ve toplu cinayetleri gözler önüne seriyor. Sergi salonunun bir köşesinde rostrum kamera ve dijital projeksiyon tekniği ile çekilen tarihi belgesel, Britanya ordularının Amritsar’daki kanlı uygulamalarına ışık tutuyor. Barbarlığın, toplu cinayetlerin, soykırımların ve faşizmin 21. yüzyıla kadar uzandığını dile getiriyor.
Sergi “The Singh Twins” sanat grubunun minyatür tekniği ile tekstil panolar üzerine çizdikleri vitray tarzı arkadan ışıklandırılmış 7-8 metrelik dev enstalasyonlardan oluşuyor.
Amritsar Katliamı ve Britanya sömürgeciliği
Osmanlı topraklarında meydana gelen 1915 olaylarından 4 yıl sonra, 1919 yılında Hindistan’ın Amritsar şehrinde meydana gelen ve tüm ülkede on yıllarca yer yer tekrarlanan sömürgeci katliamlarda on binlerce Hintli hayatını kaybetti. Ülke ekonomisinin ve üretiminin yağmalanması, ticaretin 19 ve 20. yüzyıllarda Britanyalı aristokratlarının eline geçmesine, milyonlarca Hintlinin kıtlık nedeniyle ölümüne yol açtı.
Britanya ordusunun yarattığı vahşet ve İngiliz aristokrasisinin bir başka ülkeyi sömürüsü, sergi salonunun bir köşesinde çok çarpıcı bir belgeselde gözler önüne seriliyor.
Kumaş üzerine projeksiyon tekniği ile yansıtıldıktan sonra bitkisel boya ve ince fırça tekniği ile canlandırılan görüntüler, vitrayı andıran dev panolarda çarpıcı renklerle karşınıza çıkıyor.
Portekiz, İspanya, Britanya, Fransa, Hollanda, İtalya, Almanya, Rusya, Japonya, Çin ve Amerika'nın kendi ülkeleri dışında gerçekleştirdikleri vahşi sömürgeci pratiklerden bugüne kadar hiçbir sergide bu denli açık ve çarpıcı bir tarzda söz edilmedi. Köle pazarları ve sömürge ülkelerinin halklarına yapılan zulüm, ABD ve İngiliz yapımı uzun metrajlı filmlerin ve tarih kitaplarının dışına çıkmadı.
Tarihte güçlü ülkelerin başka ülke halklarına uyguladıkları vahşet, soykırım, oluşturulan insan pazarları, neden oldukları salgın hastalıklar, kıtlık, toplama kampları 500 yılı aşkın bir süre devam etti ve aslında hâlâ devam etmekte.
Bu süreçte yaklaşık 20 milyon insan ülkeler arası köle ticaretinde hayatını kaybetti. 17, 18 ve 19. yüzyıllarda köle ticaretine maruz kalan insanların emeğinden ve onların ürettiği malların satışından Britanya başta olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri ve ABD’de beyaz, zengin aristokrat sınıflar doğdu. Köleler vahşi cinayetlere kurban gitti. Köle yasaları sadece köle sahiplerinin haklarını korudu.

Kölelerin ürettiği afyonun Çin’e “satılması”
Sergideki vitrayların içindeki küçük detaylar çay ticaretinin şeker ve afyon ticaretiyle nasıl bağlantılı olduğunu gösteriyor. Hintli kölelerin afyon ekimine zorlanması, afyonun Çin’e satılıp, para el değiştirmeden karşılığında çay alınması çok canlı bir şekilde işlenmiş. Hindistan’da kölelerce üretilen ve işlenen ucuz afyonun Çin halkı üzerindeki yıkıcı etkisi dramatik illüstrasyonlarda anlatılmış.
İllüstrasyonlarda şeker plantasyonlarında çalışan köleler kamçılanırken Kraliçe Viktoria döneminin aristokrat aileleri ve onların şımarık çocuklarının panayırlarda şeker kamışından üretilen şekerlemelerin tadını çıkardığı görülüyor. Diğer bir panoda ise çalışmak istemeyen kölelerin kaynayan şeker kazanında çığlıklar atarak nasıl öldürüldükleri canlandırılmış.
Kırbaçlanarak çay toplayan köle görüntüsü üzerinde yer alan bir yazı son derece çarpıcı:
“İçtiğiniz çay yalnız çay değildir. Aynı zamanda yaşamın tadını çıkartamadan öldürülen kölelerin kanıdır.”
Amritsar’da ne oldu?
13 Nisan 1919’da Hindistan’ın Amritsar kentinde başlayan Britanya karşıtı gösteriler, Britanya ordusu tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Askerler mermileri tükeninceye kadar ateş etti. İngiliz uçakları silahsız halkı makineli tüfeklerle taradı. Özellikle kadın ve çocukların üzerine ateş edildi. Sokağa çıkma yasağı konduğu için binlerce ağır yaralı hastanelere gidemedi ve acılar içinde öldü. Ateş emrini veren ve sokağa çıkma yasağı uygulayan Tuğgeneral Dyer İngiliz halkının bir teşekkürü olarak parayla ödüllendirildi. Olaydan sonra Hindistan’da üretilen milyonlarca ton buğday gemilerle İngiltere’ye getirildi. On milyon Hintli açlıktan öldü.
Dönemin “büyük” lideri Churchill, Hintliler için şöyle dedi: “Onlardan nefret ediyorum. Hayvan gibi insanlar. Hayvana taparlar ve tavşanlar gibi ürerler.” Albert Einstein ise Britanya’ya karşı direnişleri başlatan Gandhi için “Göründüğünden çok daha basit bir insan dünyanın en büyük imparatorluğunu devirdi.” demişti.
Sergi nasıl karşılandı?
Hafta sonları rehberlik yaptığım Londra’daki KEW Kraliyet Botanik Bahçesi, Shirley Sherwood Galerisi’nde ziyaretçilerin değişik tepkileriyle karşılaştım.
“Size mi kaldı tarihi sorgulamak?”, “Panama’da Venezuela’da neler oluyor ona bakın”, “Zamanı mıydı böyle konuları eşelemenin?” gibi sözlere şahit oldum.
Birleşik Krallık hükümetleri sömürgecilik dönemindeki barbarlıkları ve insan hakları ihlalleri nedeniyle özür dilemek yerine, “Tarih yeniden yazılamaz” şeklinde bir yanıt veregeldi. Ancak konu ne zaman gündeme gelse dönemin başbakanları “Olaylar tarihimizde utanç verici bir yara olarak kalacaktır” açıklamasını yaptılar.
Avustralya’ya kadar uzanan uluslararası sergilerde sayısız ödül alan The Singh Twins’in sergisi konusunda iyi ve kötü çok şey söylendi. Bence böyle bir sergi ancak Magna Carta yani “Büyük Ferman’ı 1215 tarihinde yazarak, kralların bile hukukun üstünde değil hukuka tâbi olduğunu ilan eden, adalete erişimin açık ve keyfi tutuklamalara karşıt bir anayasayı tüm dünyaya tanıtan bir ülkede, dünyanın en büyük Kraliyet Botanik Bahçesinin (KEW) Shirley Sherwood Galerisi’nde açılabilirdi.
(Bu yazıyı Hrant Dink’in anısına ithaf ediyorum. J.D)

