FOTOĞRAFLARLA KURULAN BİR HAYAT
Manuel Çıtak’ın duygulu ve anlamlı kareleri
Klasik belgesel fotoğrafçılığının yakın tarihteki en önemli temsilcilerinden Manuel Çıtak, aramızdan ayrıldığında takvimler 9 Ekim 2023’ü gösteriyordu. 61 yaşında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Çıtak’tan geriye, Türkiye’nin hafızası niteliğindeki fotoğraflar ve hislerini hiçbir zaman unutmadığı portreler kaldı.
Bu görsel miras, bugün bir kitapta bir araya gelerek Çıtak’ın fotoğrafla kurduğu ilişkiye bütünlüklü bir bakış sunuyor. Eczacıbaşı Fotoğrafçılar Dizisi’nin 16. kitabı, Manuel Çıtak’ın kent yaşamı ve portre odaklı üretimini merkezine alan retrospektif bir seçkiyi bir araya getiriyor.
Fotoğrafçının anısına saygı duruşu niteliğindeki bu kitap, aynı zamanda sanatçının bu hacimdeki ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Çıtak’ın ilk ve tek kişisel sergisi İslomaniadan ve ünlü Kilyos karelerinden örneklerin yer aldığı geniş seçki, onu ilham verici kişiliğiyle geleceğe taşıyor. Konsept ve tasarımı Bülent Erkmen’e, editörlüğü Orhan Cem Çetin’e ait kitap, Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde sunuldu.
Fotoğraf sanatçısı Orhan Cem Çetin, sunuş yazısında Çıtak’ın fotoğraflarını iyilik, neşe, huzur, kıyı, ada ve portreler başlıkları altında ele alıyor; binlerce fotoğraftan oluşan arşivin nasıl tarandığını ve kitabın hazırlanma sürecini aktarıyor. Fotoğrafçının kendisini hiçbir zaman işlerinin önüne koymadığını ise “şöhreti ile fotoğraflarını rekabete sokmadı” sözleriyle ifade eden Çetin, Çıtak’ın yalnızca çok iyi bir fotoğrafçı değil, her şeyden önce çok iyi bir insan olduğunun ve hayatını fotoğrafçılığa adamaya karar verdiği ilk yıllardan başlayarak iyilikten yana olmayı seçtiğini vurguluyor.
“İnsandan ve hayattan yana”
Onunla yakın çalışma fırsatı bulan meslektaşları da benzer yorumlar yapıyorlar: “Çıtak'ın fotoğrafları, kendisine benzer. İlk bakışta naif ve yalın ama derin, katmanlı. Dingin ve dürüst. Titizlikle emek verilmiş. Cömert, mütevazı ve anlamın peşinde. Sevecen, insandan ve hayattan yana. Ayrım yapmadan saygılı.”
Arka kapak yazısı da aslında Manuel Çıtak’ın fotoğraflarına da yansıyan “insan” halini gözler önüne seriyor: Çalışırken insanlarla kolaylıkla bağ kurar, sahiciliklerini kaybetmelerine izin vermezdi. Tutarlıydı, iyi ve samimiydi. Yenilikçi olma iddiası yoktu. Sezgileriyle hareket ediyordu ve deney yapmıyordu.
Manuel Çıtak’ın eşi, yazar Şebnem İşigüzel ise Çıtak’ı anlatırken söze onun fotoğrafla kurduğu derin bağdan başlıyor: “Manuel büyük bir sanatçıydı. Büyük bir adanmışlıkla tutkuyla ömrü boyunca fotoğraf çekti. Gerçek bir sanatçıydı çünkü öncelikle yaptığı işe değer veriyordu. İşlerinin görünmesi, takdir görmesi arzusunda olmadı. Buna rağmen yaptıklarıyla kendi kuşağına ilham verdi. Hatırlanan ve unutulmayan büyük fotoğraflara imza attı.”
Manuel Çıtak’ın fotoğraflarındaki teknik ustalık, duygusal derinlikle birlikte düşünülmeli. İşigüzel, bu dengeyi şöyle anlatıyor: “Işığı iyi kullanan, teknik olarak zor fotoğrafları çekebilen bir sanatçı olmasının yanı sıra her fotoğrafı görenlere bir his verir. Manuel’in fotoğraflarında duygu ve anlam vardır. Kadrajlarıyla sadece fotoğrafa değil sinemaya da yeni bir bakış açısı kazandırdı.”
Kitap bir başlangıç sırada sergi var
Şebnem İşigüzel ayrıca “Manuel’in büyük ve kıymetli bir arşivi var” diyerek bu birikimin sorumluluğuna işaret ediyor ardından ekliyor: “Onun sanatçı kimliğini ve adını yaşatmak için ben ve çocuklarım gayretle çalışacağız. Bu sürecin ilk adımı da kitap oldu, sırada büyük bir sergi ve devamı var.”
Kitabın hazırlık süreci, titiz ve uzun bir çalışmayı gerektirmiş. İşigüzel, “Kitap için editörü Orhan Cem Çetin ile bütün arşivi taradık” diyor. Tasarımın ise Manuel Çıtak’ın hocası Bülent Erkmen’e emanet edildiğini hatırlatıyor: “Uzun süren, yorucu bir süreçti. Kızım Tamar Çıtak, oğlum Ararat Çıtak ve Manuel’in yakın dostlarından İbrahim Özdemir bu süreçte bize çok yardımcı oldular.”
Tüm yorgunluğa rağmen arşivle baş başa kalmak İşigüzel için de özel bir anlam taşıyor. Şebnem İşigüzel, “Bu yorucu çalışmaya rağmen Manuel’in çok iyi bildiğim arşivinde dolaşmak mutluluk vericiydi. Çoğu fotoğrafı çekildiği andan itibaren hatırlıyorum. Bu da ayrı duygusal bir süreç oldu” diyor.
Manuel Çıtak’ın kareleri
Türkiye’de yaşamış ve kültür dünyasına büyük katkılar sunmuş Ermeni fotoğrafçıların en önemli temsilcilerinden Çıtak, 1962’de Malatya’da doğmuş, eğitimini İstanbul Saint Michel Lisesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümü’nde tamamlamıştı. Üniversite yıllarında Türkiye’yi gezerek portre fotoğrafları çekmeye başlayan Çıtak’ın çalışmalarında kent hayatı, çevre ve portreler üzerinde yoğunlaştı. Siyah beyaz fotoğrafları ise alametifarikası haline geldi.
Çıtak, Türkiye’de birçok basın kuruluşu için bağımsız foto-röportajlar yaptı; fotoğrafları yurt içinde ve yurtdışında çeşitli dergi, gazete ve kitap projelerinde yayımlandı, pek çok sergide yer aldı. Objektifinden Türkiye’nin önemli kültürel figürleri geçti: Çiçek Pasajı’nın simgesi Madam Anahit, yazar Adalet Ağaoğlu, sinema ve tiyatro sanatçısı Nubar Terziyan, Nobel Edebiyat Ödüllü Orhan Pamuk ve seramik sanatçısı Füreya Koral bunlardan yalnızca birkaçı.
Bu kadar önemli değeri fotoğraflayan Çıtak, kadrajın arkasındayken neler hissettiğini ve fotoğrafla kurduğu bağı, verdiği bir söyleşide “Normalde çok unutkan bir insanımdır ancak fotoğrafını çektiğim insanların bende bıraktığı hisleri asla unutmam” diyerek anlatmıştı.
1994’te “Madenciler”, 1996’da “Kilyos Panoramaları” gibi belgesel fotoğraf çalışmalarına imza atan Çıtak’ın üretimi, edebiyata da ilham verdi. 2004’te yazar Gaye Boralıoğlu, onun fotoğraflarından yola çıkarak “Meçhul” adlı romanı kaleme aldı. Bir gazetecinin kaybolan bir adamın izini sürmesini konu alan roman, aynı zamanda bir sergiye dönüştü; fotoğraflar ve metinler görsel-işitsel bir performans olarak buluştu. 1985’ten bu yana fotoğrafın farklı alanlarında çalışan Çıtak’ın ilk kişisel sergisi “Islomania” ise 2022’de açıldı.

