Öz vatanında kayıt dışı olmak
|
Bugünkü Ermenistan nüfusunun büyük çoğunluğu Anadolu kökenlidir. 100 yıl önce yaşanan ölümlerin, sürgünlerin sonucunda yetim kalan bir neslin kurduğu küçük ülke, geçen sürede bin bir badire atlattı. Zaten zayıf, güçsüz doğmuştu: Bolşevikleştirilmek, Ermenistan için bir yandan bağımsızlığın ve özgürlüğün sonu, ama bir yandan da, kültürün korunup gelişmesi için uygun ortam oldu. 20.yüzyılın son çeyreğinde gelen yenilik rüzgârları ve 2. bağımsız cumhuriyet ise, önce depremin yıkıcı etkileriyle, sonra da savaşla boğuşmak zorunda kaldı. Türkiye’nin ekonomik ambargosu ise, ekonomik darboğazı derinleştirdi. Bu gelgitlerin sonucu, Ermenistan’ın yurtdışına ağır bir göç vermesi oldu. Rusya’ya, Avrupa’ya, Amerika’ya binlerce insan göç etti. Bu arada, yolu Türkiye’ye düşenler de oldu. Yüz yıl önce atalarının yok edildiği, sürüldüğü topraklara, kayıt dışı göçmen işçiler olarak döndüler. Ailelerine birkaç kuruş gönderebilmek için, ezilmeyi, horlanmayı göze aldılar ama gurur ve vakarla çalışarak kendilerine yeni bir hayat kurmayı başardılar. Ancak her şeye rağmen, üzerlerindeki ‘yasadışı’ yaftasından kurtulamadılar. Atalarının yurduna, bir aylık vizeyle girmek zorunda kaldılar. Süreyi aştıklarında, kanunsuz sayıldılar. Türkiye’yi yönetenler, yıllardır onları bir uluslararası ilişkiler kozu olarak kullandı; gerektiğinde kapı önüne konulacakları hatırlatıldı onlara sürekli. Geçtiğimiz yıl, bir lütuf gibi, çocuklarına Ermeni okullarında misafir öğrenci olarak okuma izni verildi. Derslere girebileceklerdi ama okula kayıt olmadan. Sınavlara girebileceklerdi ama karne almadan. Vardılar, ama görünmezdiler; küçük hayaletler gibiydiler. Bugünlerde, aslında karne olmayan ilk karnelerini aldılar. Ama okulda varla yok arasında geçirdikleri bu bir yıl, çocuk ruhlarında kim bilir ne arızalar bıraktı. Onlar bu toprakların evladı; bu memleketin acılarla yüklü tarihinin birer ürünü. Onlara bunu yaşatmaya kimin, ne hakkı var? AGOS |

