19. yıl mektubu
Sevgili Hrant,
Her 19 Ocak haftasında yaptığım gibi sana mektup yazmak üzere yine klavyenin başındayım.
Önce tatsız haberler. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş hâlâ hapiste. Gezi tutuklularından Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Mine Özerden de öyle. Hepsi de sırf iktidar öyle istediği için hapiste tutuluyor. AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin lehlerinde karar vermesi bile zerre dikkate alınmıyor.
Bu yıl siyasi tutuklulara İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’li belediye başkanları ve belediye bürokratları da eklendi. İmamoğlu’na ayrıca değinmek gerekiyor çünkü 2024’teki belediye seçimlerini önemli bir farkla kazanmış ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı haline gelmişti. Önce üniversite diploması hukuki açıdan son derece tartışmalı bir yolla iptal edildi, ertesi gün 19 Mart’ta da gözaltına alındı. Sonra da tutuklandı. O zamandan beri hapiste. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da tutuklanan CHP’li belediye başkanları arasında… İmamoğlu için aylar sonra bir iddianame hazırlandı ve iktidar medyası tüm bu tutuklamaları ve hukuki süreci “İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü”ne yönelik operasyon olarak kamuoyuna servis etti.
CHP’li hukukçular ve tutuklular her gün iddianamedeki suçlamaları çürüten olgular ortaya koysa da iddia makamı bu olguları dikkate almıyor. CHP zaten bu operasyonu bir “darbe” olarak niteledi, ki bana kalırsa haksız değiller.
Sonuçta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 2 bin 352 yıl hapis cezası istenen 'İBB davası'nda ilk duruşma tarihi 9 Mart 2026 olarak belirlendi. Soruşturmada 122 tutuklu var. İddianamede 402 kişi de 'şüpheli' sıfatıyla yer alıyor. Yani yaklaşık iki ay sonra tüm dikkatler bu yargılamaya çevrilecek.
Öte yandan iktidar, Abdullah Öcalan ile bir temas trafiği başlattı. Öcalan örgüte kendini feshetme çağrısı yaptı, PKK çağrıya uydu ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç, soru işaretleriyle, tartışmalarla devam ediyor. Akan kanın duracak olması elbette hepimiz için bir umut, ancak “Kürt meselesi”nin nasıl çözüleceği konusunda bilhassa iktidar cephesinde bir netlik ya da fikir yok. Bu açıdan da bizi hem beklentilerle hem de soru işaretleriyle dolu bir süreç bekliyor.
İsrail, Gazze’de ‘Soykırım’ olarak nitelendirilebilecek bir saldırı dalgası başlatmıştı. Yıl boyunca sürdü. On binlerce Gazzeli hayatını kaybetti, hayatta kalabilenler ise su, gıda gibi en temel ihtiyaçlardan yoksunlar. Şimdi güya bir “ateşkes” var ama hâlâ İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki saldırıları devam ediyor.
Ermenistan-Türkiye arasında “normalleşme” sürecinde bazı önemli adımlar atıldı. İşte sana ‘iyi’ diyebileceğim bir haber. Ermenistan Başbakanı Paşinyan İstanbul’a geldi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. Öncesinde Türkiye Ermeni toplumundan temsilcilerle bir araya geldi. Önemli, tarihsel bir ziyaretti ama Patrikhane, Paşinyan ile Katolikos II. Karekin arasındaki sürtüşmeyi gerekçe göstererek o gün Patrikhane binasını kapattı. Patrik pek çok gerekçe sunsa da biz, en azından gazete olarak, bu tutumu şaşkınlıkla karşıladık.
Ermenistan ve Azerbaycan liderleri ise ABD Başkanı Trump liderliğinde Washington’da bir barış anlaşması parafladılar (anlaşma hâlâ imzalanmadı) ve Ermenistan’dan geçecek “Trump Yolu” üzerinde anlaşmaya vardılar. Bu konuda da pek çok soru işareti var ama Trump aracılığıyla varılan bir anlaşma olsa da Ermenistan’da umut hakim. Türkiye-Ermenistan kara sınırı, bakarsın bu yıl şu ya da bu şekilde açılır. Bekliyoruz.
Senin davanda ise önemli bir gelişme yok. “Vur” diyenler hâlâ ortaya çıkmadı, çıkarılmadı. Adalet mücadelemiz sürüyor.
Seneye umarım daha iyi haberler veririm sana.

