Sevgi Soysal’ın kabul günü

Sevgi Soysal’ın yazarlığına ve hayatına dair birçok ayrıntıyı gözlemlemek için de çok uygun bir kitap ‘Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri’.

ONUR KOÇYİĞİT

12 Mart 1970 askeri darbesi, beklendiği üzere toplumun bütününü etkiledi. Gazeteciler, yazarlar ve aydınlar da her zamanki gibi paylarına düşen ‘etkiyi’ yaşadılar. Gazetelerin kapatılması, kitapların toplatılması ve dolayısıyla bu insanların hapsedilmesi en ‘olağan’ şekliyle gerçekleşti. Sevgi Soysal, bu karanlık günlerin etkisini en derinden hisseden ve yaşayan yazarlarımızdan yalnızca biriydi. Sıkıyönetim ve elbette toplumsal kapatılma altında ezilen, devletin araçları tarafından kamusal hayattan tasfiye edilen yüzlerce insan içinden yalnızca biri.

‘Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri’, İpek Şahbenderoğlu’nun Sevgi Soysal’ın gazete yazılarından derlediği, girişte anlattığım günleri anlamak ve yorumlamak açısından yol gösterici bir kitap niteliğinde olmuş. Elbette burada yalnızca darbeler ve sonrasından bahsetmek mümkün, ancak Soysal’ın yazarlığına ve hayatına dair birçok ayrıntıyı gözlemlemek için de çok uygun bir kitap ‘Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri’.

Tante Rosa sonrası

Dönemin popüler yayınları, Yeni Ortam, Yenigün, Politika’da yayınlanmış bu yazılara kendi içinde bir bütünlük atfetmek zor. Soysal’ın her şeyden önce kadın kimliği var ortada. Sonra, 12 Mart ile başlayan, Mümtaz Soysal’la evlenmesiyle süren ve Mamak Cezaevi-Adana sürgünüyle devam eden ve Orhan Kemal Edebiyat Armağanı’na uzanan bir yol. Bu yazı eğer Soysal’ın yazarlığı üzerine olsaydı, Soysal’dan önce ‘Sabuncu’ dönemi ve elbette Tante Rosa kitabı sonrası yaşadığı çalkantılı edebiyat dünyası süreci de göz önünde bulundurulabilirdi.

Kitaba dönersek, Soysal’ın Yeni Ortam’da yazdığı yazılar ‘Güney’den Mektuplar’ başlığıyla yayınlanmış. Bu yazılar çoğunlukla Adana sürgünü sırasında yazılmış ve oradaki durumuna, kadınlığına, kadınlara ve memleket ahvaline dair notlar olarak değerlendirilebilir. Adana’yı keşfe çıkan Soysal’ın sokaklarda tanık oldukları üzerinden yaptığı ‘memleket tahlilleri’ yazarın kitaplarıyla haşır neşir olmuş olan herkeste “Adana sıcağında Fruko içmiş olmanın serinliği” hissi yaratacaktır, eminim. Tabii bu serinlik o kadar da rahatlatıcı sayılmaz, daha çok iç burkan bir his. Hapishaneden çıkmış olsa da sürgünde yaşamak, Soysal’a her daim, oradaki insanları hatırlatıyor.

“Aklıma, parasını yediği halde kendisini aldatan polis dostunu vuran genelev kadını Güllü geliyor. Gün boyu avluya çıkmaz, karanlık koğuşta, ranzası üstünde bağdaş kurar, öne arkaya sallanarak ağıt düzerdi. Bir gün demişti bana, çok iş yapıp çok para kazandığım bir gün, Ulus’ta istidacılar var ya, oraya gideceğim. Önce kışkışlayıp kuyruğu dağıtacağım. Sonra istidacının yanına bir iskemle çekip, ‘Nah paran şurda, hadi yaz bakalım ağam şu benim destanı,’ diyeceğim. Destanında, kocası Avusturya’ya işçi gittikten sonra, kendisine zulmeden kaynı yüzünden köyünü terk edişini anlatıyordu Güllü.”

‘Hatice Hanım’ köşesi

Kitabın bir başka bölümü ise Yenigün’de yazdığı ‘Hatice Hanım’ köşesinde basılan yazılardan oluşuyor. Hatice Hanım hayali karakteri ve anlatıcımız gazeteci kişi arasında yaşanan diyaloglar, Yeni Ortam yazılarının toplumsallığını daha da derinleştiren, eleştiren ve bir bağlam yaratmaya çalışan metinler olarak görülebilir. Yer yer Hatice Hanım’ın geri plana itilip anlatıcımızın konuştuğuna şahit olsak da Soysal’ın ender görülen bir biçimle yazdığı bu yazılar, ilginç ve taktire şayan görünüyor.

Politika dergisinde yazdığı ‘Bakmak Dışında Kalan Yazılar’ ise yine Yeni Ortam’daki yazılar gibi hayata dair görüşlerinin olduğunu söyleyebilir; tabii edebiyatın, sinemanın, kısacası entelektüel birikimin hayatı algılamasında ve yorumlamasında daha derin etkilere sahip olduğunu da eklemek gerekiyor. Örneğin –bir itiraf olarak dursun bu burada–, ben Soysal’ın Yakup Kadri’yi ‘üstat’ olarak gördüğünü henüz öğrendim. ‘Yakub’a da Maaşallah, Ooooo!’ başlıklı yazısında, daha çok Ankara’yı ve Yakup Kadri’nin ‘Ankara’sıyla ilgili kıyaslamalarını okusak da yine Soysal’ın derin ve incelikli gözlemleri o tanıdık bildik yazar havasını koruyor. Kitaba adını veren ‘Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri’ yazısı da bu bölümde bulunuyor.

Bitirirken, eklemem gereken bir husus daha var. İpek Şahbenderoğlu’nu özellikle tebrik etmek ve hakkını vermek gerekiyor. Sevgi Soysal gibi önemli bir yazarımızın ürettiği her metne ulaşabilmemiz adına bu denli zorlu bir çalışmayı yürütmek kolay değil. Daha çok Soysal okumak için bu tür çalışmalara gereken önemi vermek ve üzerinde kafa yormak önemli.

Kategoriler

Kitap ԳԻՐՔ