BERCUHİ BERBERYAN

Bercuhi Berberyan

KAPLUMBAĞA

Sayılar meselesi

Sayılar meselesi daima önemli olmuştur ülkemizde. Ne olaylar olur, insanlar zarar görür, ölür, kaybolur, sonra bir bakarsınız, olayın kendisinden çok sayılara takılmışız. “Şu kadar kişi değil, bu kadar kişi” tartışması yapıyoruz. Üstelik, çözülemez de... Bir süre her kafadan bir ses çıkarak tartışılır, istatistikler falan yapılır, ama nafiledir. İçinden çıkılamayınca da üzeri örtülür. Biz Ermeniler bu sayı tartışmalarını da iyi biliriz, üzerini örtmeleri de. Tarih boyunca böyle olmuştur. Soma faciasında da durum farklı değil. Olayın nedenleri, suçluları, alınmamış önlemleri konuşulacağına, sayılar konuşuluyor. Kaç kişi kurtulmuş, kaç kişi ölmüş, yok, o kadar değilmiş, bu kadarmış, filan, falan.

Bazı tartışma programlarında, insanlar içtenlikle endişelerini dile getiriyor ve adeta yüreğimizden konuşuyorlar ama neye yarar? Nasılsa, fazla ileri gideni sustururlar. Baksanıza, kayıp bir 122 kişi meselesi var mesela, onlar kimdi, ne oldular, neden ortada yoklar, belli değil. Bir konuşmacı dedi ki, “Eğer istatistiki bir yalan varsa, hükümet topluca istifa etmeli.” Güldüm kendi kendime. Nitekim, sonra, konuşma “Siyasetçiler yalan söylerler, istifa falan da etmezler”e bağlandı.

Ayrıca zaten, ne yapar eder, kendilerini her türlü belalı durumdan sıyırıverirler. Değil mi ki bir ‘aç-kapa’, bir örtbas edip gizleme rahatlığı var, düğmeye basarlar, hesap sorulacak her şeyi kapatıverirler. Buyurun, hem madene, hem Soma’ya girişleri kapattılar bile. Ya polisin işgüzarlığına ne demeli? Protestocuları koruyacağına, onca acılı insana yine malum silahlarıyla, acımasızca ‘müdahale’ etti. Demokrasi nerdeee, biz nerde... Hiçbir şeye itiraz etmeyeceksin, protesto etmeyeceksin, hesap sormayacaksın. Senin paranla o mevkilere gelen, senin seçtiğin insanları suçlamayacaksın. Sustururlar. Baksanıza, Başbakan’ın yumruk attığı adam sustu bile. Anında kaydedilen malum olayı tüm paylaşım sitelerinde gözümüzle gördüğümüz halde, adam inkâr etti. Bi de, “Aslında beni dövmüyor, koruyordu” dedi. Nasıl dedirttiler acaba? Parayla mı, tehditle mi? Sözde “İsrail dölü” lafı da yanlış anlaşılmışmış. Kulağımla duyduğuma mı inanayım, bu ‘çevir kazı yanmasın’ tavırlarına mı? “Yuh çekersen tokadı yersin” de demedi herhalde. O kadar kafayı yedik ki, artık topluca gözümüze, kulağımıza gaipten sesler, görüntüler gelmeye başladı zahir.

İstanbul Müftüsü de “Ölenlerin aileleri bağırmasın, cennete girme şansları olmaz” demiş, duydunuz mu? Bağırmasınlar, susup otursunlar. Sevdiklerinin kömürleşmiş bedenlerini sessizce gömüp, “Allah’tan gelene isyan edilmez” diyerek hallerine şükretsinler. “İş kazası değil, iş cinayetidir bu” demesinler. “Allah’tan mı geldi bu acı, yoksa sizin açgözlülüğünüzden mi?” demesinler.

Önceki yazılarımda, muhtelif vesilelerle, birkaç kez “Dibe vurdu bu ülke” demişim ben; düşünememişim ki, o en dibi sandığım noktanın da dibi var ve her noktanın daha da dibi... Ne tuhaf, bir ülke bundan daha kötü duruma düşemez sanıyorsun, sonra öyle beter bir şey oluyor ki, inanamıyorsun. Öyle bir kördüğüm olmuş ki bu kokuşmuş sistem, çözülemeyecek galiba. Ne kadar zor değil mi, göz göre göre bunca haksızlığa katlanmak? Böyle durumlarda hep gelir aklıma; iyi ki çocuğum yok ve iyi ki genç değilim. Çocuğum olsaydı, ne yapar eder, onu gerçek anlamda özgür olabileceği bir ülkeye gönderirdim. Genç olsaydım bu kafayla kesin kendimi hapiste bulurdum. Bazen iyi oluyor “Bizden geçmiş artık” diye düşünebilmek. Alt tarafı kaç yıl daha tahammül edeceksin? Çekersin elini ayağını dünya işlerinden, olur biter. Dedim ama rahatlamadım. Var mı şimdiden sonra huzurlu bir yaşlılık umudu? Eh, ancak akıl baştan giderse mutlu olur belki insan, ki onu da nasıl dilersin?

Neyse, günün konusuna döneyim, konunun sayısal gerçeklerine. Bu infilak eden madeni işleten şirket, gaz sızıntısını fark edip otomatik olarak sistemi kapatan sensörleri iptal ederek, üretimi yüzde kırk civarında artırmışmış meğer. Ya, gördünüz mü? Ölenlerin sayısına bakacağınıza bu sayılara bakın siz. Onlar nasılsa kölelik mantığıyla çalışmaya alışmışlardı.

Sağ kalanlara ve ailelere maddi destek falan sağlanır mı bilmem ama psikologlara göre, kayıplar yaşayan insanlara psikolojik yardım şartmış. Şöyle bir hesaplayın bakalım –sayıları severiz ya–, çıldırma raddesine gelmiş olması çok mümkün sağ kalanları saymazsak, ölen insanın anası, babası, teyzesi, halası, amcası, dayısı, kardeşleri, varsa büyükannesi, büyükbabası, varsa eşi, çocukları, arkadaşları... Kaç kişi eder? Ne kadar psikolojik yardım yapılmalı? Yapılır mı dersiniz? Gülmeyin öyle acı acı...