Amerika (dünyaya) çöküyor mu?
Küresel olarak çalkantılı bir dönemden geçtiğimiz bir sır değil. Her tarafta bir çatışma, kan, ölüm, karışıklık, gerginlik. Geçen hafta da değindiğimiz üzere en muktedir devlet olması hasebiyle ABD’nin hem kendi içindeki hem kendi dışındaki gerginliklerde hep bir rolü var. Bu hafta biraz Amerika’nın içinden bahsedelim.
ABD, şu anda iç çatışmanın hayli yüksek olduğu bir ülke görünümünde. Trump figürü bu çatışmanın önemli bir ateşleyeni, peki ama nasıl yapıyor bunu? Aslında Amerika, tarihinin hiçbir döneminde bir ve bütün, yekpare, homojen olmadı. Gerçi bu bütün ülkeler için söylenebilir. Birlik-bütünlük, teklik, “kaynaşmış kitle” olma ulus-devlet ideolojisinin yarattığı ve sattığı bir illüzyondur. Gelgelelim, ABD gibi kelimenin düz manasıyla, yani yüzölçümü, nüfus olarak bu kadar büyük bir ülke için bu farklılık, heterojenite, dağılmışlık hali daha net ortaya çıkar. Madem ABD bu kadar büyük ve dağınık bir ülke onu 250 senedir bir arada tutan nedir? Bu sorunun cevabı daha karmaşık bir açıklamayı hak etse de bence birbiriyle bağlantılı üç hatta dört başlıktan bahsedebiliriz: kurumlar, prosedürler, değerler ve özerklik… Ve tabii bunlara olan inanç ve güven Amerikan devletini ve toplumunu bir arada tutagelmiştir. Trump ve yönetimi, işte bunları aşındırıyor, dolayısıyla da Amerika’yı bir arada tutan bağları zayıflatıyor. Hızlıca birkaç örnek vermek gerekirse, işte son Venezuela müdahalesinde olduğu gibi Kongre’den onay almayı bırak, bilgilendirmiyor bile; ülkemizden aşina olduğumuz üzere Merkez Bankası onun faiz indirme talebini yerine getirmedi diye başkanı üzerinde yargı yoluyla baskı kuruyor; mahkeme kararlarına uymuyor, onun emri altındaki federal bir kurum olan ICE (Immigration and Custom Enforcement-Göç ve Gümrük İnfaz Kurumu) yasadışı tabir ettikleri göçmenlere kelimenin tam manasıyla bir sürek avı yürütürken yalnız onlara karşı değil ABD vatandaşlarına karşı da yasal prosedürleri ve yetkilerini çiğniyor.
Değerler başlığına da bir örnek verecek olursak, Amerika’yı bir arada tutan değerlerin başında herhalde Amerikan Devrimi’nden bu yana özgürlük, onun içinde de özellikle ifade ve kişinin mutluluğunu arama hürriyeti gelir. Amerika’yı Amerika yapan, göçmenlerin eski hayatlarını bırakıp geldikleri; özgür, mutlu, müreffeh yeni bir hayat kuracakları yeni bir dünya olmasıdır. Başka bir deyişle Amerika’nın hikâyesi budur. Bu ne ölçüde böyle oldu tarihte, yani gelen göçmenler ne kadar özgür, ne kadar mutlu olabildiler, o ayrı bir tartışma konusu ama doğru da olsa yalan da olsa bu hikâyeye bir inanç vardı. Trump ve onun zihniyetindekiler, değerleri aşındırarak bu hikâyeye olan inancı da ortadan kaldırıyorlar.
Zaten, “undocumented” diye tanımlanan, birebir Türkçe’ye çevirirsek, “belgesiz” diyebileceğimiz ama daha amiyane tabirle kaçak olarak nitelenen göçmenler mevzusu, Amerika’da kabaca muhafazakarlar ve özgürlükçüler arasındaki siyasi bilek güreşinin birincil alanı haline geldi ve bence burada kimlik ve kültür önemli bir rol oynuyor. Çünkü, her ne kadar Trump yönetimi güvenlik, ekonomi gibi gerekçeler ileri sürse de bu göçmenlere karşı yürütülen sürek avının böyle rasyonel bir temeli olduğuna dair somut rakamlar ortada yok, hatta tersi rakamlar var. Rakamlara atıfta bulunmadan önce kimlik ve kültürden ne kastettiğimi kısaca açayım.
Ülke ve zaman fark etmeksizin sağ ideolojinin ve siyasetin öne çıkan özelliklerinden biri, nostaljik, romantik, idealize edilmiş bir tarih tahayyülüne sahip olmasıdır. O geçmiş hayalinde herkes mutlu, herkes huzurludur. Siyasi hedeflerinden biri de dolayısıyla o hayali geçmişi tekrar canlandırmaktır. Amerika’daki sağ siyaset de bunun bir istisnası değildir. Bu siyasetin son yıllarda Amerika’da aldığı ismin MAGA-Make America Great Again yani Amerika’yı Tekrar Büyük Yap olması da bir tesadüf değil dolayısıyla. Onlar da geçmişte var olduğunu düşündükleri beyaz, Hristiyan (Evangelist) Amerika’nın özlemi içindeler. Bunun tekrar canlandırmanın şartlarından biri de o resme ait olmayanları temizlemek. Göçmenleri ülkeden atarak bunu yaptıklarını düşünüyorlar. Yoksa, işin rakamlar tarafında baktığımızda illegal denen göçmenlerin ekonomiye yük oluşturduğuna veya daha fazla suç işleyerek toplum güvenliğini tehlikeye attıklarına dair bir veri olmadığı gibi tersi veriler söz konusu.
Hızlıca birkaç örnek vermek gerekirse, ülkedeki varlıkları illegal kabul edilen bu kişilerin birçoğunun, bize ilk anda anlaşılmaz gelecek olsa da, sosyal sigorta numaraları var ve hem yaşadıkları eyalete hem federal hükümete vergi öderler. Nitekim, bulabildiğim en yakın verilere göre 2022 ve 2023 yıllarında bu kesimin ödediği sadece federal gelir vergisi iki sene üst üste 60 milyar dolara dayanmış, eyaletlere ödedikleri vergileri ve dolaylı vergileri hiç söylemiyorum bile. Suç meselesine gelince, eldeki verilere göre bu kesimin suça bulaşma oranı vatandaşların neredeyse yarısı kadar. Ayrıca, ICE’nin gözaltına aldığı kişilerin %10’undan azı cinayet, gasp, tecavüz, hırsızlık gibi ciddi bir suça bulaşmış.
Ama işte birçok yerde olduğu gibi iş, ülkenin sahipliği ve üstünlük kurma üzerinden bir çekişmeye dönüşünce kimse rakamları duymak, duysa da inanmak istemiyor.

