İran'da çöküş senaryosu: Demokrasi mi, kaos mu?
Tarihçi Ervand Abrahamian, İran İslam Cumhuriyeti'nin bir şekilde yıkılması durumunda, bu çöküşün demokrasiden ziyade anarşiye yol açma riski taşıdığını söyledi. Abrahamian, uluslararası baskıların ve iç huzursuzluğun ülkeyi yeni bir sisteme sorunsuz geçişe değil devletin parçalanmasına iteceğini savunuyor.
CivilNet’e konuşan Abrahamian, İran’daki teokrasinin yerini demokratik bir düzenin alacağı yönündeki varsayımın, hem İran tarihini hem de mevcut güç dengelerini yanlış anlamaktan kaynaklandığını belirtti: “Mesele demokrasinin bir şekilde teokrasinin yerini alması değil, mevcut cumhuriyetin yerini anarşinin almasıdır.”
New York City Üniversitesi’nin (CUNY) emeretus profesörü ve modern İran tarihi konusundaki en yetkin isimlerinden biri olan Abrahamian, mevcut protesto dalgasını İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana karşılaştığı en ciddi kriz olarak nitelendiriyor. Ancak 1979 Devrimiyle yapılan kıyaslamaları reddediyor ve Şah’ı deviren koşulların bugün olmadığını vurguluyor.
Esnaf ve güvenlik güçlerinin rolü
Abrahamian, karşılaştırılan iki döneme dair, İran’ın geleneksel esnaf sınıfına dikkat çekiyor: “1978’den bu yana ilk kez 'esnaf-çarşı', muhalefetin ön saflarında yer alıyor” diyen Abrahamian, bu gelişmenin tarihi önemde olduğunu vurguluyor. Ancak, 1970’lerin sonunda özellikle petrol işçilerinin kitlesel grevle devleti felç etmesinin aksine, bugünkü protestolar henüz ülke çapında bir iş bırakma eylemine dönüşmüş değil. Abrahamian, “Bu henüz gerçekleşmedi, bu yüzden devletin çökeceğini ve devrimin tekrar yaşanacağını öngörmüyorum” diyor.
Bir diğer önemli fark ise güvenlik güçlerinin sadakati. Abrahamian’a göre Şah döneminde ordu güvenilmezdi ve halka baskı uygulama konusunda isteksizdi. Bugün ise Devrim Muhafızları “birleşmiş halde, ideolojik olarak motive ve sayısına bakmadan insanları öldürmeye istekli.” Bu da halk tarafından istenmese de devleti 1979’dakinden çok daha dirençli kılıyor.
Ekonomik kriz ve ideolojik dönüşüm
Abrahamian, protestoların fitilini ateşleyen asıl nedenin yıllardır süren yaptırımların tetiklediği ekonomik çöküş olduğunu söylüyor. “Kıvılcım, temelde yaptırımlardan kaynaklanan ekonomik krizdir” diyen tarihçi, yolsuzluk ve kaynak yetersizliğinin halkın öfkesini daha da artırdığını ekliyor. Ancak ekonomik şikâyetlerin altında daha derin bir ideolojik değişim yatıyor.
“Tüm kamusal söylem değişti,” diyen Abrahamian, 1970’lerdeki ve devrim sonrası ilk yıllardaki muhalif hareketlerin İslami kavramlarla çerçevelendiğini, bugünkü protestoların ise bireysel haklar ve kişisel özgürlükler etrafında toplandığını belirtiyor. Giyim kuşam kuralları, yaşam tarzı seçimleri ve devlet müdahalesine yönelik talepler, Abrahamian’ın tabiriyle, 20. yüzyılın başlarında İran’ı etkileyen ancak devrimci İslamcılık tarafından bastırılan Aydınlanma kökenli seküler fikirlerin geri dönüşünü yansıtıyor: “İnsanlar artık din adamlarının onlara ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini söylemesinden bıktı.”
Abrahamian’a göre bu öfke, İslam Cumhuriyeti’nin doğuşundaki temel bir “yalan”dan kaynaklanıyor. Devrim sırasında İranlılara din adamlarının yönetimi değil, ucu açık bir “İslam Cumhuriyeti” sözü verilmişti. Devrim sonrası anayasanın ilk taslağının büyük ölçüde Fransız sistemine dayandığını hatırlatan Abrahamian, din adamlarının ancak daha sonra Velayet-i Fakih (fakihin otoritesi) doktrinini dayatarak devleti bir teokrasiye dönüştürdüğünü belirtiyor. Bu durumu rejim için kalıcı bir "Aşil tendonu" olarak nitelendirerek, “Halka oyun oynadılar” diyor.
Dış güçler ve parçalanma riski
Abrahamian, İran’ın geleceğini sadece iç baskıların belirleyeceği konusunda şüpheci. Karar verici aktörlerin dışarıda —özellikle de İran politikasını İsrail’e ihale ettiğini savunduğu Washington’da— olduğunu öne sürüyor. 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) bozulmasının açıklamasını merkezine koyan tarihçi, “Bu mükemmel bir anlaşmaydı. O anlaşma yürürlükteyken İran’ın nükleer silah gücü haline gelmesinin hiçbir yolu yoktu,” diyor.
İsrail ve ABD’nin şu an İran’dan ne istediğini sorgulayan Abrahamian, rejim değişikliğinin ters tepebileceğini savunuyor. Din adamları ya da ruhban sınıfının çöküşünün, Devrim Muhafızları’nın baskın olduğu bir askeri diktatörlüğe —ki bu İsrail için daha büyük bir kabus olabilir— veya daha tehlikelisi, İran devletinin tamamen dağılmasına neden olabileceğini söylüyor.
Irak, Libya ve Suriye ile paralellikler kuran Abrahamian, sürdürülebilir dış baskının İran’a etnik parçalama riski getirebileceğini belirtiyor. Kürtler, Beluçlar ve Azeriler arasındaki özerklik veya bağımsızlık tartışmalarına işaret ederek, “Sonuç sadece başarısız bir devlet değil, devletin parçalanması olur” diyor. Böyle bir senaryonun bölgesel "Pandora’nın Kutusu"nu açacağını, komşuları istikrarsızlaştıracağını ve Avrupa’ya yönelik kitlesel bir göçü tetikleyeceğini de sözlerine ekliyor.
Ermenistan için riskler
İran’ın güney komşusu Ermenistan için de riskler doğal olarak yüksek. Abrahamian, Yerevan’ın İran’ı uzun süredir önemli bir stratejik çıkış kapısı olarak gördüğünü ve mevcut rejimin öngörülebilirliğini, bilinmez bir yeni yönetimin yaratacağı kaosa tercih edeceğini belirtiyor. “Komşudaki kaosun kötü etkileri olacaktır” diyerek İran’daki bir parçalanmanın Ermenistan’ın güvenlik ortamını doğrudan etkileyebileceği konusunda uyarıyor.
Abrahamian, İran diasporasının veya yabancı askeri tehditlerin "sağlıklı bir geçiş" sağlayabileceği yönündeki umutlara da mesafeli yaklaşıyor. Sürgündeki pek çok ismin haklı şikâyetlerini kabul etmekle birlikte, öyle bir durumda çöküşün maliyetleriyle yüzleşmeleri gerekeceğini söylüyor: “Kendilerine alternatifin ne olduğunu sormalılar,” diyerek Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından ödenen ağır insani bedeli hatırlatıyor.
Abrahamian, İran tarihinden çıkarılacak derslerin önemli sonuçları olacağını düşünüyor. Sokak protestoları ülkenin siyasi kültüründe önemli bir gelenek ve daha önce devrim de doğurdu. Ancak tarih her zaman tekerrür etmiyor: “Bu, devletin parçalanmasına yol açabilir. Eğer dış güçlerin politikası buysa, gelecek çok karanlık.”
Bilinmezlik
İran’da 2025 Aralık sonlarında patlak veren protestolar, başlangıçta riyalin çöküşü ve hızla artan enflasyonun damga vurduğu ağır bir ekonomik krizle tetiklendi, ancak kısa sürede molla yönetimine karşı gösterilere dönüştü. 20 gündür süren ve giderek azalan gösterilerde uluslararası insan hakları grupları ve bağımsız medya, 20.000 kadar insanın öldürülmüş olabileceğini ve on binlerce kişinin tutuklandığını bildiriyor.
Civilnet'te Lia Avagyan imzasıyla çıkan röportajı Türkçeleştirdik.

