Misak Manuşyan grubu, infazlarının 82. yılında Fransa’da anıldı
Fransa Montreuil Gençlik, Hafıza ve Eski Muhariplerden Sorumlu Belediye Meclis Üyesi Méline Le Gourriérec, Montreuil Ermeni Kültür Birliği Başkanı Edmond Yanekian, Montreuil Ermeni Kültür Birliği ve Muharip Dernekleri’nin katılımıyla düzenlenen tören, 2025’te ismi değiştirilen, Pépin ve Marguerite Yourcenar sokaklarının kesişiminde bulunan "Mélinée ve Missak Manouchian Meydanı"nda yapıldı.
21 Şubat Pazar günü yapılan törendeki konuşmalarda, geçmişin direniş mirasının yanı sıra güncel küresel krizler ve yükselen aşırı sağa dair dikkat çekici uyarılarda bulunuldu.
"Barışın tesisi, mücadelelerin en büyüğüdür"
Törende söz alan Montreuil Ermeni Kültür Birliği Başkanı Edmond Yanekian, konuşmasında hafızanın sadece geçmişi değil, bugünü de kapsaması gerektiğini vurguladı. Yanekian, Ukrayna ve Dağlık Karabağ gibi bölgelerdeki çatışmalara dikkat çekerek uluslararası diplomasiyi eleştirdi.
"Onlar Polonya, Macaristan, Romanya gibi çeşitli Doğu Avrupa ülkelerinden gelen Yahudi, İspanyol, İtalyan, Ermeni ve aralarından ikisi de Fransızdı. Çoğu, kendi ülkelerindeki zulümden kaçmıştı ancak özgürlük uğruna en büyük fedakarlığı yaparak verdikleri mücadele, isimlerini Fransa’nın Panteon’una sonsuza dek kazıdı.
20. yüzyılın ilk soykırımından sağ kurtulan Misak Manuşyan’ın durumu buydu. Holokost’u yaşamadan önce Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde zulüm gören Yahudi yoldaşları için de, diktatörlük ve faşizm mağduru İtalyanlar veya İspanyollar için de, Polonyalılar, Macarlar veya Romenler için de durum aynıydı. Hepsinin Alman işgaline boyun eğmemek için ortak nedenleri vardı. Hepsi daha iyi, daha adil, daha kardeşçe bir toplum vizyonunu paylaşıyordu.
Hiçbir şey Misak Manuşyan’ın tarihin bugün hatırladığı adam olacağını önceden belirlememişti. 1934’te Fransız Komünist Partisi’ne katıldı ve burada inançlarını özgürce ifade etme imkanı buldu.
Militanlık gururu ve bağlılığı, Manuşyan’da duygularını ve işçi sınıfıyla olan dayanışmasını "İşsizler", "Uyanık Kalmak" veya "Terziler" gibi başlıklarla şiirlere dökme ihtiyacı uyandırdı. Ancak o, sadece entelektüel bir yaklaşımla yetinecek bir adam değildi. Adaletsizliğe karşı tüm toplumsal mücadelelere yardım ediyordu.
Sekreterliğini yaptığı Ermenistan Yardım Komitesi (HOK) aracılığıyla genç Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti’ne destek verdi. Henri Barbusse ve Romain Rolland ile birlikte savaşa ve faşizme karşı Amsterdam-Pleyel hareketinde yer aldı. Halk Cephesi’ne (Front Populaire) katıldı. İspanyol Cumhuriyetçilerine Yardım Komitesi’nin üyesiydi. İki kez hapsedildikten sonra direnişe katılmak için FTP-MOI’ye katıldı. Çok kısa bir süre içinde Manuşyan grubunun bilançosu çarpıcıydı: 56 saldırı, 150 ölü, 600 yaralı.
Bu eylemler Nazi birliklerinin moralini sarstı. Nazi rejiminin, Fransa’daki zorunlu çalışma kampı (STO) sorumlusu Julius von Ritter gibi yüksek düzey yetkilileri cezalandırıldı. Bu eylem, Paris'te Trocadéro'da Marcel Rayman'ın sorumluluğunda gerçekleştirildi.
Bu anma töreni sadece geçmiş bir döneme ait değildir. Maalesef günümüzde de aynı belalar toplumlarımızı kemirmeye devam ediyor. Irkçı, yabancı düşmanı, milliyetçi ve aşırılıkçı ideolojilerin yükselişine karşı uyanıklığımız ve eylem kararlılığımız; kökeni, deri rengi veya dini ne olursa olsun, bir insanın en temel haklarına duyulan saygının gerektirdiği kararlılıkla sürdürülmelidir.
Tarih asla birebir aynı yazılmasa da, savaşların sonuçları her zaman trajiktir. Ukrayna’daki savaş, tüm Avrupa’ya ve hatta daha ötesine yayılma riskiyle maalesef bunun en kötü örneğidir. Bugün, Rusya’nın uluslararası toplum tarafından tanınan sınırları içindeki bir devlete yönelik saldırısını şiddetle kınıyoruz. Yine de, SSCB’nin dağılmasından bu yana, bugün dünyayı ve özellikle Ukrayna’yı etkileyen, çatışmanın sertleştiği ve çıkmaza girdiği bu gerilimleri uzun vadede önlemek için her şeyin yapılmadığını düşünüyoruz. Jean Jaurès’in hatırlattığı gibi, ortak pusulamız barışın savunulması olmalıdır.
Onun sözünü alıntılıyorum: "Barışın tesisi, mücadelelerin en büyüğüdür." Her ne kadar bağlamın karmaşıklığının ve bugünkü görevin büyüklüğünün farkında olsak da... Dünyadaki gerilimlerin ve çatışmaların çözümü maalesef çok sık, İsrail-Filistin çatışmasında olduğu gibi, kalıcı bir çözüm perspektifi olmayan, bitmemiş bir diplomasinin jeopolitik labirentlerinde kayboluyor.
Bizi yakından ilgilendiren bir başka çatışma daha var: Dağlık Karabağ. Doğrusunu söylemek gerekirse bu konu pek kimsenin ilgisini çekmiyor. Azerbaycan tarafından binlerce yıldır atalarının topraklarında yaşayan Karabağ Ermenilerine uygulanan etnik temizlik, beraberinde getirdiği ağır insani kriz ve antik bir medeniyetin tanığı olan anıtların ve ibadethanelerin yok edilmesi, bugün Ermenistan’ın varlığını bile tehlikeye atabilecek çatışmalı bir ortam yaratmaktadır.
Bugün Ermenistan ve halkı, Aralık 1991’de Almatı Anlaşmaları ile tescillenen kendi topraklarında yeniden yok olma tehdidi altındadır. Bu tehdit karşısında, Ocak 2023’te Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsü, Azerbaycan’ın eylemleri konusunda uyarıda bulunmuştu.
Misak Manuşyan ve yoldaşları. Fransa tarihine aittir. Kızıl Afiş ile kurşuna dizilenlerin fedakarlığını hatırlatmak, mevcut ve gelecek nesiller için bir görevdir. Manuşyan grubu ve daha geniş anlamda tüm çeşitliliğiyle direniş tarafından somutlaştırılan değerlere sadakatimiz asla zayıflamamalıdır.”
İsimleri zor telaffuz edilen kahramanlar
Montreuil Gençlik ve Hafıza Birimi’nden Sorumlu Belediye Meclis Üyesi Méline Le Gourriérec ise konuşmasında, Manuşyan grubunun temsil ettiği "göçmen direnişçi" kimliğinin günümüz siyasi atmosferindeki önemine değindi. Aşırı sağ ideolojilerin dünya genelindeki yükselişine karşı bir rapor niteliğinde uyarılarda bulunan Le Gourriérec, tarihin tekerrür etme riskine işaret etti.
“Bu 23 kişinin çoğu, kendileri veya aileleri ülkelerindeki faşizm veya sefalet nedeniyle sürülmüş göçmenlerdi. Fransa’nın bazen kötü karşıladığı ama her şeye rağmen onu savunmayı seçen, başka yerlerden gelmiş kadınlar ve erkeklerdi. Özgürlüğün ve insan haklarının ülkesi olduğuna inandıkları, yeni vatanları olarak gördükleri bu ülkenin kurtuluşu için ölene kadar savaştılar.
Onlar komünistti ve kardeşlik idealleriyle yanıp tutuşuyorlardı. İsimlerini telaffuz etmenin bile bu kadar zor olduğu bu kadın ve erkeklerin, ülkemizde ve çok daha ötesinde Fransız direnişinin sembolleri haline gelmiş olması ne büyük bir derstir. Sığındıkları bu ülke, nihayet 2024’te Méliné ve Misak Manuşyan’ı Panteon’a kabul ederek ve yoldaşlarını onurlandırmak için bir plaket yerleştirerek onlara hak ettikleri saygıyı sundu.
"Şiddet tüfeklerle değil, kelimelerle başlar"
Bugün, Manuşyan grubunun infazından tam 82 yıl sonra, Lyon’da Fransa’nın dört bir yanından ve komşu ülkelerden gelen binlerce aşırı sağcı militan, neo-Nazi, İçişleri Bakanı’nın onayı ve kolluk kuvvetlerinin koruması altında özgürce gösteri yapıyor.
1930’lu yıllarda da aşırı sağcı gruplar Fransa’da yürüyorlardı. Cumhuriyet’e, yabancılara, Yahudilere, sendikacılara, komünistlere olan nefretlerini haykırıyorlardı. Birçoğu onların temsil ettiği tehlikeyi hafife aldı. Bunun bedelinin ne olduğunu biliyoruz.
Son yıllarda birçok kişi aşırı sağcı fikirlerin sıradanlaşması, medyadaki hakimiyeti ve Fransa’daki seçim başarısı konusunda uyarılarda bulundu. Dünyada ‘Kahverengi Veba’ (faşizm) şimdiden birçok ülkeye bulaştı: Orban ile Macaristan, Meloni ile İtalya, Fico ile Slovakya, Babiš ile Çek Cumhuriyeti, Kast ile Şili, Milei ile Arjantin, Bukele ile El Salvador, Trump ile ABD, Netanyahu ile İsrail... Liste uzun.
Oysa tarih bize hatırlatıyor ki; siyasi şiddet tüfeklerle başlamaz; kelimelerle, kabul edilemez olanın sıradanlaşmasıyla başlar.
Irkçılığa, antisemitizme ve İslamofobiye karşı mücadele
Bugün Manuşyan grubu üyelerini onurlandırmak sadece bir çelenk bırakmak değildir; ırkçılığın, antisemitizmin, İslamofobinin, yabancı düşmanlığının ve dışlanmanın her türlüsüne karşı mücadeleye birlikte katılmaya karar vermektir. Ötekine saygı, adalet, kadın-erkek eşitliği, herkesin hakları, halkların kendi geleceklerini tayin etme hakkı, demokrasi ve barış için savaşmaya birlikte karar vermektir. Faşizmi adıyla çağırmak bizim sorumluluğumuzdur. Irkçılığı adıyla çağırmak bizim sorumluluğumuzdur.
80 yılı aşkın bir süre önce, Manuşyan grubunun 23 üyesi bir seçim yaptı. Bugün seçim yapma sırası bizde.
2024 yılında Misak ve Méliné Manuşyan’ın naaşlarının Panteon’a nakledilmesinin ardından düzenlenen ikinci büyük yıldönümü töreni, anıta çiçek bırakılmasıyla sona erdi. Törene belediye yetkililerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve yerel halk katıldı.

