Paris’te Hrant Dink anması
Türkiye’de dünün ve bugünün adil insanları
Fransa’nın başkenti Paris’te 4 Şubat Çarşamba akşamı, Hrant Dink anısına, “Türkiye’de dünün ve bugünün adil insanları” başlıklı bir etkinlik düzenlendi. Paris 10. Bölge Belediyesi'nin nikâh salonundaki etkinlik, farklı sivil toplum kuruluşlarının ortak organizasyonuyla yapıldı.
19 Ocak 2007'de Agos gazetesinin önünde uğradığı bir suikast sonucu öldürülen Hrant Dink’in kişiliği ve mücadelesi, konuşmaların eksenini oluşturdu. Konuşmalarda, Dink’in Anadolu’dan Kafkasya’ya uzanan bölgede barışın inşasına dair bıraktığı mirasın hâlâ ilham kaynağı olmaya devam ettiği vurgulandı.
10 yılı aşkın süredir gelenekselleşen anma etkinliği bu yıl barış umudu ve toplumsal vicdan temalarını odağına aldı. Etkinlikte "Akıntıya Karşı: Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler" kitabının yazarı, gazeteci ve tarihçi Burçin Gerçek, yazar ve yayıncı Ara Krikorian, "Adil Türkler: Çok Uzun Bir Sessizlik" belgeselinin yönetmeni Romain Fleury, "Yüz Yıllık İnkâr" kitabının yazarı siyaset tarihçisi Duygu Taşalp konuşmacı olarak söz aldı.
Etkinliğin açılışında Agos'un yayın yönetmen yardımcısı ve Hrant Dink'in çalışma arkadaşı Leda Mermer’in bu yılki anmada yaptığı balkon konuşması dinlendi.
L'ACORT’un ev sahipliğinde düzenlenen panelde Duygu Taşalp, Ara Krikorian, Burçin Gerçek ve Romain Fleury, Hrant Dink’in mirası üzerinden “Adillik” kavramını ve Ermeni Soykırımı’nın bugüne gelen gölgelerini tartıştı.
Taşalp: Kötü biri sanmıştım
Panelin en çarpıcı anlarından biri Duygu Taşalp’ten geldi. Taşalp, bir kuşak için Hrant Dink’in nasıl "ötekileştirildiğini" kendi kişisel tarihi üzerinden özetledi: “Küçükken soykırım hakkında bir şey bilmezsiniz ve konuşmazsınız. Hrant Dink öldürüldüğünde, bize öğretilenlerle onu ‘kötü biri’ sanmıştım.”
Taşalp, günümüzde soykırımın faillerinin dahi kendilerini “adillerin” yerine koyma çabasına dikkat çekti. Kağıt üstünde yardım etmiş gibi görünenlerin aslında gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Eğer adil olmak iyi bir şeyse, herkes bunu sahiplenmek ister; sorsanız her ailede en az bir ‘adil’ vardır" diyerek tarihin manipüle edildiğini vurguladı. Taşalp’e göre direnmek, sadece hayatta kalmak değil, gerçeği savunmaktı.
Krikorian: Ailemle konuşamadığım konu
Yazar Ara Krikorian, neden bu konuya eğildiğini anlatırken ailesinin derin sessizliğini paylaştı. Annesi ve teyzesi bir Türk aile tarafından evlat edinilen, iki dayısının da din değiştirmek zorunda kaldığı Krikorian, hâlâ görüştüğü akrabalarıyla konuşamadıkları tek bir konuya değinerek “Onlarla hâlâ görüşüyorum ama hiçbir zaman konuşamadığımız bir konu vardı: Soykırım. Fransa’da bile bu konu hakkında sessizlik hâkimdi” dedi.
Sanat alanında tanıştığı, bu konuda özür dilemeye ve kabullenmeye hazır Türklerin varlığının umut verici olduğunu söyleyen Krikorian, bir gün çoğunluk olmalarını diledi. Ermenistan’ın geleceğine dair de önemli bir soru sordu: “Ermenistan düşmanlar arasında mı kalacak, yoksa komşularıyla –Türkiye ve Azerbaycan– bir barış yolu mu bulacak?”
Fleury: Ne kadar zorsa o kadar iyi
Büyükannesinin soykırım tanıklığını beyazperdeye aktaran “Adil Türkler: Çok Uzun Bir Sessizlik” belgeselinin yönetmeni Romain Fleury, bu sancılı süreci şu sözlerle ifade etti: “Bu filmi yaparken ne kadar zorlandıysam, sonuç o kadar gerçek ve iyi oldu.” Fleury’nin çalışması, sanatın unutmaya karşı nasıl bir direnç alanı oluşturduğunu tüm dünyaya gösterdi.
"Adiller" kavramı tartışmaya açılmalı
Etkinliğin soru-cevap bölümünde ise halkların birlikteliğinin sadece devletlerin değil, halkların çabasıyla mümkün olacağı vurgulandı. Tarihçi Burçin Gerçek, izleyicilerden gelen “Adiller kavramı soykırımdan bu yana nasıl değişti?” sorusuna, kavramsal bir eleştiriyle yanıt verdi:
“Öncelikle ‘Adiller’ kelimesinin (kullanım biçiminin) değiştirilmesi ve yeniden tanımlanması gerekiyor.”
Gerçek, bu kavramın bir aklama aracına dönüşmemesi, aksine gerçek bir yüzleşmenin parçası olması gerektiğinin altını çizdi.

