Unutulmuş direniş: Yunanistan'da Nazilere direnen Ermeniler
Çoğunun doğum yerleri eski Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan topraklardı, buradan 20 yıldan uzun bir süre önce nihai olarak sürgüne gönderildiler.
Bazıları daha gençti, Atina, Kokkinia, Selanik gibi Yunan şehirlerinde sürgünde doğmuşlardı.
Çoğu berber, kunduracı, terzi, gibi sıradan zanaatkarlardı. Bunların büyük çoğunluğu Yunanistan topraklarında bulunan mülteci kamplarında yaşıyordu.
Ailelerinin birçok üyesi soykırım sırasında öldürülmüş, kendileri hayatta kalmıştı. Ermenilerin imha programının tüm vahşetini görmüşler ve dehşetini yaşamışlardı.
Daha sonra yeniden göç etmek zorunda kaldılar. Bazıları Kilikya'dan İzmir bölgesine ulaştılar. Burada da yaşam uzun sürmedi. Yunan orduları geri çekildi ve Türk ordusu İzmir’i istila etti. Yunan ve Ermeni nüfus panik koşulları altında Yunanistan'a göç etti.
Bir kabus yaşamdan sonra sonunda Yunanistan'da yeni ve daha umut verici bir başlangıç olabilir miydi? Öyle düşünülüyordu, her ne kadar yeni yaşam koşulları son derece zor olsa da. Çoğu yoksuldu. Mülteci kamplarının barakalarında yaşıyorlardı. Yunanistan insani nedenlerle onları sınırları içinde kabul etmişti, ancak Ermeni mültecilere Yunan vatandaşlığı vermeyi reddediyordu.
Yunanistan'ın siyasi yaşamı bu iki savaş arası yıllarda son derece hareketliydi. Sol ve sağ kanat Yunan partileri birbirlerine karşı şiddetli bir mücadele yürütüyorlardı. Ermeni mülteciler arasında da siyasi yaşam alevlenmişti. Bölünmenin ana hattı Sovyet Ermenistan'ına karşı alınan siyasi tutumdu. Taşnaklar Sovyet rejiminin devrilmesini ve bağımsız bir Ermeni devletin kurulmasını arzularken, Ramgavarlar ve Hınçaklar gibi diğer partiler, hakim rejimin eksikliklerine göz yumdular ve vatanın güçlendirilmesi adına onunla işbirliği yapmaya hazırdılar. Ermeni siyasi sahnesini karakterize eden bu mücadele sık sık kavgalarla ifade ediliyordu ve bunların sonucunda yaralananlar, ölenler oluyordu.
İkinci Dünya Savaşı
Yunanistan'da Ermeni komünistler de son derece aktifti. Tabii onlar Sovyet rejiminin destekçileriydi: Yunan İşçi Partisi ile yakın bağları vardı. Bu parti, Yunanistan'ın işçi çevrelerinde son derece etkiliydi. 1936'da İoannis Metaksas ülkede diktatör bir iktidar kurduğunda (1936-1941), Yunanistan Komünist Partisi'nin faaliyetlerini yasakladı ve çok sayıda parti üyesini tutukladı. Bunlar arasında birçok Ermeni komünist de bulunuyordu.
II. Dünya Savaşı patlak verdi ve Yunanistan Nazi Alman orduları tarafından işgal edildi (1941-1944). Savaş ve bunun sonucunda deniz ulaşımının ve ithalatın durması, zaten kötü olan Yunanistan ekonomisine felaket bir darbe vurmuştu. Dahası, Alman makamları fabrikalara, madenlere ve tarımsal üretime (zeytinyağı, un) el koymaya başladı. Bunların çoğu doğrudan Almanya'ya sevk ediliyordu.
1941'den itibaren Yunanistan'da yaygın bir kıtlık başladı. Kıtlığın sonuçları en çok Türkiye'den gelen mülteci nüfus arasında göze çarpıyordu. Bunların çoğu mülteci kamplarının sakinleri ve fabrika işçileriydi. İşgalin o yıllarında, hammadde ve yakıt eksikliği nedeniyle fabrikaların birçoğu kapılarını kapattı ve bir günden diğerine binlerce mülteci işsiz kaldı. İşte bu nedenle kıtlığın ölümcül darbesi mülteci kamplarında büyük ölçüde hissedildi. Bu da aslında, Nazi karşıtı direniş hareketinin mültecilerin saflarında neden bu kadar hızla geliştiğini ve çoğunun yeraltı silahlı grupların üyeleri haline geldiğini daha net anlatır.
Yunanistan Komünist Parti
Direnişin arkasındaki ana güç Yunanistan Komünist Partisi idi. Bu partinin girişimiyle Ulusal Kurtuluş Cephesi (EAM) kuruldu, kısa bir süre sonra da onun askeri kanadı olan Yunan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELAS). EAM ve ELAS'ın yürüttüğü Nazi karşıtı mücadeleye çok sayıda komünist olmayan da katıldı. Yenilmez kabul edilen Nazi işgal gücüne karşı gerilla niteliğinde eşitsiz görünen bir savaş başladı. Bu savaşı burada anlatmayacağız çünkü yazının amacı Yunanistan için kritik olan bu mücadeleye önemli katkı veren mülteci Ermeni topluluğunu hatırlamak ve vurgulamaktır.
Bu yazıda anılan 60'tan fazla isim, Nazi işgal güçlerine karşı verdikleri mücadele sırasında öldürüldü. İsimler ve her birinin kısa biyografisi, geçmişte Atina'da yayınlanan Nor Gyank (Yeni Yaşam) gazetesinin 28 Temmuz 1946 tarihli özel sayısından alındı. Bu gazete, 1947'ye kadar yayın yapmaya devam eden Ermeni komünistlerin gayri resmi organıydı. Burada belirtilen direnişçilerin çoğu Ermeni komünistler veya sempatizanlardı ve mücadelelerini esas olarak EAM ve ELAS aracılığıyla yürütmüşlerdi. Çoğu çarpışmalar sırasında öldürüldü, bir kısmı tutuklanıp kurşuna dizildi, diğerleri ise Almanya'ya sürüldü, toplama kamplarında hapsedildi ve bazıları da öldürüldü.
Nazi karşıtı direnişte öldürülen bu isimlerin yanı sıra Nor Gyank'ın özel sayısı Alman ordularının Yunanistan'dan nihai geri çekilmesinden sonra öldürülen diğer Ermenileri de anlattı. Gazete bu kişilerin öldürülme koşullarına çok dikkatli yaklaşsa da (muhtemelen devlet sansüründen kaçınmak için) şu açık olarak görülür: Bu kişiler komünistler olarak Nazilerin geri çekilmesinden sonra başlayan Yunanistan iç savaşı (Emfýlios) sırasında - sol ve sağ kanat güçleri arasında - öldürüldüler.
Ermenilerin yaşadığı yerler
Direnişin önemli odakları, Kokkinia, Atina'nın Dourgouti/Fiks mahallesi veya Kalamata gibi yoğun Ermeni mülteci nüfusuyla karakterize edilen yerlerdi. Bu üç yere karşı da Nazi orduları acımasız operasyonlar yaptı: Alman ordusu ve onunla işbirliği yapan Yunan silahlı kuvvetleri tüm mahalle, köy veya küçük şehri kuşattı, ardından evleri dolaşarak erkekleri ve bazen kadınları da tutukladı ve kurşuna dizdi. Diğerleri hapsedildi, her türlü işkenceye maruz kaldı, bazıları da Almanya'ya toplama kamplarına veya zorla çalıştırılmaya gönderildi. Bu korkunç operasyonlar Yunanca'da "bloko" adıyla bilinir. Son olarak, cezayı zirvesine çıkarmak için Nazi askerleri ve Yunan ajanlar şüphelilerin evlerini yaktı, bazen de tüm köyü veya tüm bölgeyi.
Bu tür "blokolar" Kokkinia'da iki kez, Dourgouti'de bir kez ve Kalamata'da bir kez gerçekleştirildi. Bunlar sırasında birçok Ermeni'nin evi yakıldı ve Kalamata'da tamamen Ermenilerin yaşadığı Baravighata adlı sahil mülteci kampı yakıldı ve yıkıldı. Atina'nın Dourgouti mahallesindeki blokoda yaklaşık üç bin kişi tutuklandı. Bunların çoğu Ermeni idi, özellikle o zamanlar Dourgouti mahallesinin 9 ila 12 bin nüfusunun çoğunluğunun Ermeni olduğu düşünülürse…
II. Dünya Savaşı yıllarında, işgal makamları tarafından Yunanistan'dan sürgün edilen Ermenilerin sayısı da dikkate değerdir. Bu anlamda en önemli kaynaklardan biri, Nazi rejiminin kurbanlarıyla ilgili milyonlarca belgenin yerleştirildiği Arolsen Archives merkezinin oluşturduğu web sitesidir. Burada siyasi nedenlerle veya sadece zorla işçi olarak Almanya'ya gönderilen çok sayıda Yunan-Ermeni ismi buluyoruz. Bazıları savaş yıllarında öldü, hayatta kalanların çoğu Yunanistan'a dönmeye çalıştı. Çoğu başardı, ancak bazıları aşılmaz engellerle karşılaştı.
Böylece, o yıllarda Yunan-Ermenilerin çoğunluğu Yunan vatandaşlığından yoksundu: 1960'ların sonuna kadar sürecek bir durum bu. Eski Osmanlı vatandaşlarının resmi belgeleri geçersiz hale gelmişti. Bu koşullarda, binlerce Yunan-Ermeni basitçe vatansız (Staatenlos/Stateless) olarak nitelendirildi ve Nansen pasaportu denilen resmi belgeyi taşıdılar. Bu belge o dönemlerde Ermeniler, Ruslar (Bolşevik devriminden kaçanlar) gibi bazı mülteci halklara veriliyordu. Almanya'ya sürgün edilen ve sonra dönmek isteyen bu Yunan-Ermeniler savaştan hemen sonra serbestçe Yunanistan'a ulaşabildiler. Ancak çeşitli nedenlerle hemen dönememiş, bir veya iki yıl seyahatlerini ertelemek zorunda kalmış ve dönme zamanının geldiğini düşündüklerinde Yunan devletinin reddiyle karşılaşmış kişiler oldu.
Yervant ve Şnorhig'in hikayesi
Bu açıdan karakteristik bir örneği yine Arolsen Archives'de buluyoruz. Burada Yervant Apostolyan (1910 doğumlu) ve eşi Şnorhig'in (doğum adı Azadyan, 1920 doğumlu) belgeleri var. İkisi de Atina'nın Dourgouti mahallesindendir. 1941'de Atina'da evlendiler. Yervant Bursa'da, Şnorhig ise İzmit/Nicomedia'da doğdu. İkisi de aileleriyle 1922'de Yunanistan'a yerleştiler. Şnorhig ailesiyle birlikte birkaç yıl Yunanistan'dan Marsilya'ya gitti, ancak daha sonra tekrar Yunanistan'a döndüler. Ağustos 1942'de Yervant ve Şnorhig'i Avusturya'da buluyoruz. Resmi belgelerde Yunanistan'ı terk etme nedeni olarak Almanlar tarafından görevlendirme gösteriyorlar: bu daha çok zorla çalıştırılmanın hafifletilmiş bir ifadesidir. Yervant Yunanistan'da berber ve fotoğrafçıyken, Avusturya'da Mödling'deki Viktorin-Werk fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladı. Şnorhig de aynı fabrikada çalıştı, ikisi de 1942'den 1945'e kadar, yani savaşın sonuna kadar. Daha sonra Viyana'da yaşadılar, burada iki kızları doğdu (1945 ve 1948'de).
Savaştan sonra her zaman Yunanistan'a dönmeye çalıştılar, ancak Viyana'daki Yunan konsolosluğu onların transferine engel oldu. 5 Ağustos 1948 tarihli ve konsolosluk tarafından yazılmış bir mektupta bu engeli açıkça okuyoruz: (...) köken olarak Ermeni olsalar da, bu Yunan vatandaşlığına sahip oldukları anlamına gelmez. Bu nedenle Yunanistan'a yerleşemezler.
Apostolyan ailesinin bu olayının nasıl sonuçlandığını bilmiyoruz, ancak belgelerden 1950 yılına kadar Yunanistan'a dönme çabalarının boşa gittiği, bunun yerine Amerika Birleşik Devletleri, Latin Amerika veya Avustralya'ya göç etmeyi planlamaya başladıkları açıkça görülüyor.
Daha çok araştırılmalı
Bu kısa makale, Nazi karşıtı mücadelede Yunan-Ermenilerin aktif katılımının hafızasını yeniden inşa etme girişimidir. Konu genel olarak ciddi bir araştırmaya ihtiyaç duyuyor: ancak bu şekilde bu savaşlarda Yunan-Ermenilerin sayısının ne olduğu, direnişteki pozisyonları, bu kitlesel katılımın motivasyonları daha net bilinebilir.
Açık olan şu ki, uzun yıllar bu genel konu göz ardı edilmişti. Son yıllarda ona karşı yeni ilgiler oluşuyor, ancak hala ciddi çalışmalar eksik. Unutulmanın ana nedenlerinden biri muhtemelen şudur ki, Ermenilerin mutlak çoğunluğu 1946-1947'de Sovyet Ermenistan'ına göç etti. Çoğu Stalinist baskıların kurbanı oldu, Sibirya veya Orta Asya'ya sürgüne gönderildiler. Kısacası anılarını yazacak ve özellikle yayınlayacak özgür bir ortam olmadı. Yunanistan'a veya genel olarak Nazi zulümlerine ilişkin uluslararası tarih yazımı da Nazi karşıtı direnişte Ermenilerin katılımını ışığa çıkarmak için özel bir çaba harcamadı.
Sonraki on yıllarda tüm bu kişilerin anısı layık olduğu şekilde anılmadı, koşullar öyle gerektirdi ki kolektif hafızalarda yer almadılar, uzun süre hatırlanmadan ve sessiz kaldılar.
İşte onlara layık olanı verme zamanı geldi.
Bu yazı, Atina Armenika dergisinden çevrilmiştir.

