Yerevan: Sanatın nefes aldığı şehir
Yazı: Rıza Oylum
2023’ün Haziran başında, Yervant Demirci’nin yaşamına odaklandığım belgeselim “Yerli Yurtsuz”un çekimleri için Yerevan’a gitmiştim. Hrant Dink Vakfı Seyahat Fonu kapsamında aldığımız biletlerle çıktığımız bu yolculukta, haftada bir kalkan ve sabaha karşı inen bir uçakla Yerevan yoluna düşmüştük. Daha önce Gürcistan, Azerbaycan, Irak, Suriye ve İran’a birden çok seyahatim olmuştu. Karadeniz’den Akdeniz’e kadar sınır komşularımız arasında gitmediğim tek ülkeydi Ermenistan. Gittiğimde Azerbaycan’la savaş hali yeni sonlanmıştı.
Başbakan Paşinyan da Türkiye Cumhurbaşkanı’nın göreve başlama törenine katılmak için Ankara’ya gelmişti.
Ülkeye giriş: “Why Azerbaycan?”
Belgesel çekimi için bavula doldurduğum tripodlar, ışıklar, ışık ayakları… Kısacası bol malzemeli, kocaman bir bavulla uçaktan inmiştim. Zvartnots Uluslararası Havalimanı’na iki kişi olarak gelmiştik ve Türkiye’den gelen tek Türk pasaportlu bizdik. Uçağın tamamı Ermenistan vatandaşlarından oluşuyordu.
Sabaha karşı, uykulu gözlerle doldurduğum vize evraklarından sonra polis kontrol noktasına geldim. Polisin cama dayadığı Azerbaycan mühürlü pasaport sayfasını görmemle uykumdan eser kalmadı. Pasaport polisinin sorusu çok netti: “Why Azerbaycan?” Gazeteci olarak beş yıl önce bir film festivalini takip etmek için gittiğimi söyledim ama pasaport polisi bu açıklamayla tatmin olmadı. Savaştan yeni çıkmış ülkede, tepkiler Kafkas agresifliğini sonuna kadar hissettiriyordu. Herkes geçmişti; sadece ben ve yan bankoda pasaportunda sadece İran mühürü olan Türkiye pasaportlu arkadaşım kalmıştı. Ona da yol verdiler. Ama benim geçişim kolay olmayacak gibiydi. Polis bütün sayfaları yavaş yavaş çeviriyor, vizeleri kontrol ediyordu. İngiltere vizesi, Schengen vizeleri, İran’dan Sırbistan’a 10 yıllık pasaportumun son yılında defterin sayfalarında 20 ye yakın farklı ülkelerin giriş-çıkış mühürleri vardı. Sonra eline bir büyüteç aldı; daha ayrıntılı bakmaya başladı. İşin rengi değişiyordu.
Başka bir polisi çağırdı. Azerbaycan’a girdiğimi gösteren sayfayı işaret etti. Ülkeye almaya niyeti yok gibiydi. Daha yaşlı olan polis devreye girdi; sanırım daha itidalli bir şeyler söyledi. Sonra kalacağım yere ait evraklara baktılar ve sonunda mührü bastılar.
O an devasa valizimi açıp kontrol etselerdi işim zordu. Kamera, ışık, tripod… Türkiye’den gelen, çekim izni olmayan ve Azerbaycan’a giriş-çıkış yapmış bir Türkiye pasaportlunun derdini anlatması kolay olmayacaktı.
1 yıl sonra 2024’te ek çekimler için tekrar Yerevan’a gitmem gerekiyordu. Aynı muameleyi aynı yerde tekrar yaşamak zorunda kaldım. Yanımda Türkiye pasaportlu bir arkadaşım vardı. O da bu durumdan nasibini aldı. 10-15 dakika cevabıyla ilgilenmedikleri sorular sorup sonunda mührü vurmuşlardı. Bu kez kameramanım İranlıydı. O kolayca geçmişti. İlk defa İran pasaportunun itibarını görünce keyfi yerindeydi.
Sınır polislerinin ve taksicilerin bütün milletlerden bağımsız olarak ortak bir “millet” olduğunu düşünürüm hep. Her yerde benzer uygulamalar gördüm: kime, ne zaman, nerede yapılacağı da hiç belli olmuyor.
İlk çekim: Güneşin doğuşunu pozlamak
Tekrar dönelim 2023’e. Yervant ve onun Ermenistan’daki yakın dostu Gago ahparig meraklı bakışlarla bizi bekliyordu. Ben ise onlara çaktırmamaya çalıştığım stresle arabaya bindim. Sabaha karşı Nor Kharberd’e (Harpert/Harput) doğru yola çıktık. Artık sabah oluyordu.
Vardığımızda, bütün yorgunluğumuza rağmen uyumadan önce güneşin yeşillikler arasından doğuşunu kaydetmeye çalıştık. Belgeselde kullandığımız bu görüntü; umudu, yeni dönemi, yeşeren ihtimalleri simgeleyecekti.
Ararat manzarasında çekimler
Sabah Yervant’ın Ayntap bölgesindeki Ararat manzaralı arazisine doğru yola çıktık. On dönümlük, yeşilliği bol arazi; sınır gerginliğini unutturacak kadar eşsiz bir huzur yayıyordu. Bir hafta süren çekimlerde tarla ekimi, günlük rutinler, Yervant’ın Ermenistan’a uyum sağlama çabaları, Ermenice öğrenme deneyimleri, komşularıyla Ermenice iletişim kurma girişimleri ve her pazar aksatmadan gittiği kilisede inancını yaşamasının verdiği huzura odaklandık.
Yerevan şehir turu
Çekimleri bitirdikten sonra Yervant ahparigi adeta sürükleyerek Yerevan merkeze doğru da yolculuk yaptık. Doğanın huzuruna ermek için buralara gelen ahparig, Yerevan’ın kalabalığına girmeye yanaşmıyordu. Aracı şehre sokmayıp metroyla merkeze geçtik.
Yerevan; Ortadoğu ve Kafkasya’da gördüğüm en güzel şehir merkezlerinden birine sahip. Eşsiz taş yapılar, Sovyetik geniş meydanlar, bulvarlar, sokak isimlerinin ve tabelaların estetiği, parklar ve heykeller… Sanatın nefes aldığı bir şehir görünümü veriyordu.
Geniş caddelerinde yürümek, Türkiye’yle sınır komşusu bir ülkenin merkezinde değil de, bir Avrupa şehrinin sokaklarında dolaşıyormuş hissi yaratıyordu. Parklarda karşınıza çıkan ressamların üretimleri, meydanlara serilmiş eski kitaplar, köşe başlarında mis gibi akan otantik çeşmeler… Şehrin mimari yaklaşımı, insana “böyle bir şehir mümkün” dedirtiyordu.
Yerevan’da avlu kültürü
Sovyet şehirlerinin hemen hepsinde gördüğüm caddeye açılan avlu kültürü Yerevan’da da yaygındı. Bu mimari özellikte, şehrin ana caddesinden bir binanın içine giriyormuş hissi veren kemerli bir holden geçiyor, birden çok binanın ortak yaşam alanına ulaşıyorsunuz.
Trafik derdinden uzak, izole ve kontrollü bir dünya. Kenarda köşede bakkalın, manavın sizi beklediği; çocukların özgürce oyun oynadığı ortak bir alan… Dört-beş büyük apartmanın bir arada olduğu bu avluda, şehir kalabalığıyla aranıza sadece birkaç adım giriyor.
Unutulmaz bir deneyim: Parajanov Müzesi
Yerevan’da en sevdiğim yönetmenin müzesini gezmemek olmazdı. Sergey Parajanov Müzesi Yerevan’ı özel kılan en önemli detaylardan biri benim için. Sinemada; edebiyatın katmanlı dünyasını yeniden yaratan, şiirin hazzını görsel dünyaya taşıyan Parajanov, 1968’de Sayat Nova’da (Narın Rengi) 18. yüzyılda yaşamış Kafkas diyarının büyük Ermeni ozanın hayatını, 1985’te Gürcü hikâyesi Ambavi Suramis Tsikhitsa’yı (Suram Kalesi Destanı), 1988’de bir Türk masalı olan Âşık Garip’i şiirsel üslubuyla sinemaya taşımıştı. Parajanov, Kafkas coğrafyasından bütün Ortadoğu’ya kadar komşu ülkelerin kültürlerini filmlerinde eritmesini bilerek ardından benzersiz görsel bir hazine bıraktı. Onun eşyalarıyla dolu evi gezmek unutulmaz bir deneyimdi.
Mavi Cami
Yerevan’ın merkezinde İran devletinin himayesinde bir cami de mevcut. 1700’lerden kalan Mavi Cami (diğer adıyla Gök Cami), kubbeli büyük bir kompleks yapı. Camiyle birlikte derslikler, el yapımı ürünlerin satıldığı küçük butikler ve geniş, huzurlu bir bahçe sunuyor. Yerevan’ın genel taş mimarisinden ayrışan İslami mimarisiyle, şehrin içinde sessiz bir ada gibi duruyor.
Vize kolaylıklarının da devreye girmeye başladığı bu zaman aralığında, havalar biraz da bahara çaldığı vakitte yeniden Yerevan’ı keşfetmek istiyorum. Umarım bu kez karayoluyla 30 yıldan fazladır kapalı olan sınırın açılmasının vesilesiyle gidebilirim. Bu vesileyle isterim ki benim gibi daha fazla insan turistik destinasyonlarına Yerevan’ı da eklesin. Zira pasaport polislerinin zaman zaman ince eleyip sık dokumasına rağmen Türkiye ve Ermenistan’ın ortaklıları ihtilaflarından çoktur.

