Dört sembol dava, tek talep

90'larda yaşanan insan hakkı ihlallerinin gün yüzüne çıktığı sembol niteliğindeki dört davanın duruşma tarihleri yaklaşıyor. Musa Anter cinayeti, Altınova katliamı, Lice katliamı ve Dargeçit davalarında neler yaşandığına dair hafızaları tazeleme zamanı.

Gözaltında kaybedilme ve faili meçhul cinayet davalarından uzun süredir cezasızlık kıskacında. 2013 yılından itibaren bir bir açılmaya başlanan davalarda, başta umut yaratsa da son dönemde birbiri ardında çıkan beraat kararları, 90’larda Güneydoğu’da işlenen insanlık suçlarında adalet beklentisinin uzakta olduğu fikrini güçlendiriyor. Önümüzdeki günlerde ardı ardına dört sembol faili meçhul davasının duruşması görülecek. Hepsi ‘güvenlik’ gerekçesiyle suçun işlendiği yerden uzaklara taşınan davalarda neler yaşandığına dair hafızaları tazeleme zamanı. 

Musa Anter cinayeti: Tanık dinlenmedi, MİT’ten belge gelmiyor

Musa Anter.

Gazeteci ve yazar Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Dava, cinayetten 11 yıl sonra, zamanaşımına 84 gün kala açıldı. 5 Temmuz 2013’te görülen ilk duruşmada korucubaşı Hamit Yıldırım, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım,  Abdülkadir Aygan ve emekli albay Savaş Gevrekçi hakkında ‘Taammüden adam öldürmek, halkı isyana teşvik ve birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik etmek’ suçlarından yargılama başladı. Dava ‘güvenlik gerekçesiyle’ Diyarbakır’dan Ankara’ya taşındı, aynı gerekçeyle Diyarbakır’dan Ankara’ya nakledilen JİTEM Ana Davası’yla birleştirildi. JİTEM Ana Davası’nda, aralarından Musa Anter’ın katil zanlıları olan 16 sanık “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, birden fazla kişiyi öldürmek” ten yargılanıyor.

Dava dosyasıyla ilgili bugüne kadar herhangi bir tanık dinlenmedi. Mahkeme, sanık Abdülkadir Aygan’ın ifadesinin alınmasına karar verdi, ancak Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 9 Kasım 2015’te görülen beşinci duruşmada, Aygan’la SEGBİS üzerinden bağlantı kurulamadığı gerekçesiyle ilerleme sağlanamadı. Tutuklu tek sanığın Musa Anter’in cinayetinde tetiği çeken Hamit Yıldırım’ın olduğu dava, 21 Aralık’ta Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Davanın müdahil avukatlarından Oya Aydın, İsveç’te yaşayan sanık Aygan’ın üzerinde ifadesini değiştirmeye yönelik bir baskı olduğunu düşünüyor: “Yıllardır aynı şeyleri yazıp söyleyen Aygan’ın ifadesinin alınmaması, dosyanın uzatılması tanığa zorla ifade değiştirmeye yönelik kaygısı oluştu.”

Öte yandan, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Jandarma Genel Müdürlüğü’nden mahkemenin müzekkerelerine halen cevap gelmiş değil. Aydın, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın gözaltına alındığına dair Ankara Emniyeti ve MİT’ten istedikleri kayıtların da henüz mahkemeye ulaşmadığını belirtiyor: “Yeşil’in gözaltına alınmasına dair Ankara Emniyeti’nde ve MİT’te belgeler var. Yeşil alınmış sorgulanmış, sonra MİT gelip Emniyet’ten Yeşil’i alıp götürmüş. Bu bilgiler net fakat bu resmi kayıtları mahkemeye göndermiyorlar. Emniyet hiç cevap vermiyor, MİT’se ‘bizde belge yok’ diyor. Jandarma’dan da herhangi bir cevap gelmedi.”

Vartinis (Altınova) Katliamı: 230 yıl istenen sanıklar artık imza bile vermiyor

Muş’un Korkut ilçesine bağlı Vartinis (Altınova) beldesinde 2 Ekim 1993’te askeri birlikler M. Sıddık Öğüt’e ait olan evin önünde bir kişinin zafer işareti yaptığı iddiasıyla evi ateşe verdi, aynı aileden dokuz kişi yanan evde hayatını kaybetti. Katliamın önce üzeri kapatıldı. Evden sağ çıkan tek kişi olan Mehmet Nasır Öğüt’ün kızı Aysel Öğüt, 2003’te yeni bir suç duyurusunda bulundu. Savcılık sekiz yıl süren soruşturma sonunda dönemin Jandarma Yüzbaşı Bülent Karaoğlu, Hasköy İlçe Jandarma Komutanı Hanefi Akyıldız, Muş Emniyet Müdürlüğü Özel Harekât Şube Müdürü Şerafettin Uz ve Gökyazı Jandarma Karakol Komutanı Turhan Nurdoğan’a 9’ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı.

İlk duruşma 5 Aralık 2013’te Muş’ta görüldü, ardından dava ‘güvenlik gerekçesiyle’ Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. Davanın 2 Kasım tarihli son duruşmasında, önceki duruşmalarda 230 yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar hakkındaki adli kontrol kapsamındaki imza uygulamasını kaldırdı, sadece ‘davaları takip etme’ yükümlülüğü getirildi.

21 Aralık’ta görülecek duruşmadan, dosyadaki eksiklikler nedeniyle karar çıkması beklenmiyor. Davanın müdahil avukatlarından Kadir Karaçelik, Vartinis Katliamı dosyasının delil bakımından en güçlü davalardan biri olduğunu söylese de gidişat pek parlak değil: “Cemal Temizöz,  Görümlü, Musa Çitil davaları gidişatı haber veriyor. Bugüne kadar hiçbir dosyada karar çıkmadı. 90’lı yılların karanlık yüzünü ortaya çıkaracak bir yüzleşme umudu görüyorduk; bunun biçimsel bir yüzleşme olduğu ortaya çıktı. Yine de umudumuzu korumak istiyoruz. Bu davanın bir duruşmasına rahmetli Tahir Elçi de katılmıştı; ‘iyi bir iş çıkarmışsınız, delil anlamında en güçlü dosya sizinki gibi görünüyor’ demişti. Ceza için yeterli delil var diye düşünüyoruz ama korkuyoruz.”

Dava süresince, avukatların çabasıyla yaklaşık 30 tanık Muş’ta mahkemeye getirilerek tanık olarak dinlendi. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, evi ateşe veren jandarma, belediye binası önünde topladığı köylülerin Öğüt ailesini kurtarmasına izin vermedi, evin içindeki küçük çocuklar pencere korkuluklarına tırmanmalarına rağmen evden dışarı çıkmaları engellendi. Katliam tanıklarından Halil Sayılgan, 2 Ekim 1993 gecesi yaşananları şöyle anlatmıştı: “Gece yarısı silah sesleri ile uyandık. Tutuşulan her yer ateşe verildi. Traktörler, ot yığınları, tezek yığınları, evler, ahırlar ve hayvanlar cayır cayır yanıyordu. Bütün hayvanları tarıyorlardı. Hiç kimse korkudan yanma pahasına bile olsa evinden çıkamıyordu. Nasır’ın evi ateşe verildi. Korkudan kimse yardıma gidemedi. Çıkanı vuruyorlardı.”

O tarihten bu yana dokunulmayan evin enkazı, 2013’te Nusaybin Belediyesi’nin katkılarıyla müze oldu. 

Lice katliamı: Reddi hakim talebi kabul edildi

22 Ekim 1993’te Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Eşref Hatipoğlu’nun yönettiği operasyonda, 15 sivil ve Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın yaşamını yitirdi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, operasyona ilişkin soruşturmayı 20 yılda tamamladı, davanın ilk duruşması 16 Ocak 2014’te görüldü.

İki sanıklı davada Eşref Hatipoğlu ve Tünay Yanardağ hakkında, 'taammüden öldürme', 'halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik', 'cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma' suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 24 yıla kadar hapis cezası isteniyordu. Sanık avukatların talebi sonucu dava ‘güvenlik gerekçesiyle’ İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların yargılanmasının izne bağlı olduğu gerekçesiyle yargılamayı durdurdu. Müdahil avukatların girişimleri sonucu HSYK'nın soruşturma izni verdiği öğrenildi. Davayla ilgili son duruşmada sanık Eşref Hatipoğlu'nun duruşmadan önce ifadesinin alındığı ortaya çıkmış ve sanık duruşmaya katılmamıştı. Davanın diğer sanığı Tünay Yanardağ’ın ise Singapur’da öldüğüne dair mahkemeye ölüm belgesi sunuldu.

Silahlı saldırıda hayatını kaybeden Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin müdahil avukatlardan olduğu davanın son duruşmasında Elçi, mahkeme öncesi sanığın ifadesinin alınmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle mahkeme heyetinin reddini talep etti, Yanardağ’ın ölümüyle ilgili DNA testi istedi. Tahir Elçi, son duruşma sonrası yaptığı açıklamada “Ben bu davadan hiçbir sonuç beklemiyorum, bana göre bu dava artık bitmiştir. Mahkemenin her üyesini reddediyoruz. Sizinle bu yargılamayı kabul etmiyoruz. Siz bu davada taraf tuttunuz. Tünay Yanardağ'ın olduğu ileri sürülen cesede DNA testi yapılmasını istiyorum. Ben Tünay Yanardağ'ın kim olduğunu biliyorum. Bizzat bana işkence yapan kişidir. Mahkeme suç işlemiştir” demişti.

Lice katliamında kardeşlerini kaybeden tanık Mizgin Cantürk ifadesinde şunları söylemişti: “Lice'de 3 kardeşimi kaybettim. Sonuna kadar şikayetçiyim. Olayın görgü tanığım o dönemde ilkokul 3. sınıftaydım. Olaydan en çok zarar gören mahallede oturuyordum. Hem askerin açtığı ateş hem de yukarıdan açılan helikopter ateşi sonucu eve yarım saatte gidebildim. Eve gittiğimde kardeşlerimin öldüğünü gördüm. Havuzun içine sığındım. Ertesi gün asker geldi yaralı halde babama işkence ederek gözaltına aldılar.”

​Lice davasındaki reddi hakim talebi kabul edildi, bir sonraki duruşma 24 Aralık’ta İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek.

Dargeçit davası: 19 yıl geçti, tutuklu yok

Mardin’in Dargeçit ilçesinde 29 Kasım 1995 ve 8 Mart 1996 tarihleri arasında askerlerin düzenlediği ev baskınlarında gözaltına alınan üçü çocuk, ikisi lise öğrencisi sekiz kişiden bir daha haber alınamadı. Ailelerin yaptığı suç duyuruları sonuçsuz kalsa da 1996’da kaybedilenlerden Süleyman Seyhan’ın başı olmayan yanmış bedeni bir kuyuda bulundu; 2012-2013’te yapılan kazılarda Mehmet Emin Aslan, Seyhan Doğan, Abdurrahman Olcay ve Abdurrahman Coşkun’un  kemiklerine ulaşıldı. 2015’te de Davut Altunkaynak ve Nedim Akyön’e olduğu iddia edilen kemikler bulundu.

19 yıl sonra hazırlanan iddianamede, Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz ve yardımcısı Haydar Topçam ile Uzman Çavuş Kerim Şahin’in ‘taammüden öldürme’ suçundan yargılanmaları istendi. Soruşturma dosyasında yer alan ve dava dosyasına eklenmeyen 16 kişi hakkında İHD Mardin Şubesi’nin itirazı nedeniyle ek iddianame hazırlandı. Davaya köy korucuları ve ilçe belediye başkanının özel korumaları da sanık olarak eklendi. Bu dava da, henüz başlamadan ‘güvenlik gerekçesiyle’ Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 20 sanıklı davanın ikinci duruşması 29 Aralık 2015 tarihinde görülecek.

İlk duruşmada sanıkların tutuklanması talebinin reddedildiği davanın sanıklarından Hurşit İmren, CHP’den Sivas Çepni Belediye Başkanı oldu. İmren, 2014’de de aday adayı oldu ancak Cumartesi Anneleri’nin itirazları sonucunda CHP adaylığını düşürdü. Diğer sanık Mehmet Tire ise 2009-2014 arasında DP’den Bodrum Gümüşlük Belediye Başkanlığı yaptı, 2013’te AKP’ye katıldı.

Dava dosyasında yer alan ve öğretmen olan gizli bir tanık yaşananları şöyle anlatıyordu: “Bir gece yarısı seslerden uyuyamadım. Zemin kata inip taburda dolaşırken, Süleyman Seyhan’a işkence yapıldığını gördüm. İşkence yapanlardan biri, Tire’nin korumasıydı. Abdurrahman Olcay ve Abdurrahman Coşkun’u da elleri askıda ve çıplak olarak gördüm. Birinin gözleri bağlıydı. İçeride başkaları da askıda asılıydı. Lojmanın önünde nöbet tutan askerlere gözaltındaki öğrencileri sorduğumda askerlerden biri, “Onların icabına baktılar” dedi”



Yazar Hakkında

1987 İstanbul doğumlu. Agos web sitesinin editörü; insan hakları, ifade özgürlüğü, çevre hareketleri, güncel politika ve yaşam haberleri yapıyor.