İçler acısından devam
Geçen hafta, Türkiye Ermeni toplumu açısından şu anda önemli bir gündem maddesi olan ve Papazevleri davası olarak bilinen davadan bahsetmiştim ama önemli bir hususu eksik bıraktım. O da, “geldiğimiz noktada ne yapılabilir?” sorusu. Amaç belli: toplumumuz açısından en az kayıpla bu süreci sonlandırmak. Başka bir deyişle, Türkiye Ermeni toplumu mülk kaybı yaşamadan buradan çıkabilmeli. Ayrıca, şüphesiz mağduriyetler giderilmeli, tamir edilmeli ama ne bir vakfımız hacze maruz kalmanın ne de Ermeni toplumunun bir üyesi bir vakfımıza haciz getirmenin duygusunu yaşamamalı bana göre. Haklı-haksız kim olursa olsun hoş bir durum değil bu, bu toplum da bunu yaşamamalı.
Peki, toplumumuzun mülk kaybı yaşamadan bu süreçten çıkma ihtimali var mı? Taraflar, geldiğimiz noktada işe haklılık üzerinden bir ego çatışması gibi yaklaşmazlarsa eminim bir uzlaşma noktası bulunabilir. Buna, kim haklı kim haksızdan öte toplum yararına bir mesele olarak bakmaları beklenir. Fakat, bunu söylerken zarara uğrayan tarafın zararı görmezden gelinsin demiyorum elbette. Bu zararı telafi etmenin ama toplumumuzu da yıkıcı bir zarara uğratmamanın bir yolunu bulmaktan bahsediyorum. Mesela, söz konusu mülk üzerinden yeni bir düzenlemeye, anlaşmaya gidilemez mi? Bunun şekli, ayrıntıları oturulur konuşulur, yeter ki niyet ve irade olsun. Burada, tarafları bir araya getirip bir nevi kolaylaştırıcı rolü üstlenecek, belki öneriler yapabilecek bir kurum, makam veya figürün ihtiyacı hissediliyor.
Böyle söyleyince birçok kimsenin aklına patrikhane geliyordur ama patrikhanenin bir dini kurum olarak böyle akçeli aldı-verdi işlerine dahil olması çok doğru değil. Öte yandan, patrikhane, tarafların böyle bir yola girmesi için önayak olabilir, teşvik edebilir, kendisi o işi yapamaz ama bir kolaylaştırıcı heyet üzerinde anlaşılmasına yardımcı olabilir. Aslında bu konu da bizi her zaman söylediğimiz başka bir noktaya getiriyor, yani toplumumuzda eşgüdümü, dayanışmayı, anlaşmazlık çözümünü sağlayacak ortak bir yapının veya mekanizmanın olmamasına. Vakıf yönetimlerimiz inatla, “her koyun kendi bacağından asılır” zihniyetini sürdürüyorlar ama ne var ki sonunda olan koyuna değil hepimize oluyor.
Ayrıca, geçen hafta bu konudan bahsederken vakıf yöneticilerinin sorumluluğu hususunu dile getirmiş, yasal mevzuatın bu konuda ne dediğini bilmemekle birlikte vakıf yöneticilerinin hiçbir sorumluluğu olmamasını tuhaf bulduğumu söylemiştim. Yazıyı okuyan toplumumuzun hukukçularından biri, bana bu konuda bir mesaj gönderdi ve vakıf yönetiminin attığı hukuki adımlardan ötürü prensip olarak yönetsel açıdan sorumlu olduğunu; kendilerinin veya avukatlarının eylemiyle böyle bir kayıp yaşandıysa rutin bir teftişte yöneticilerin sorumluluğunun gündeme gelebileceğini ve hatta şahsi mal varlıklarıyla sorumlu olabileceklerini söyledi. VGM’nin bütün bu tartışmaları ihbar kabul edip resen de harekete geçebileceğini ekledi. Benim bunları doğrulayacak veya yanlışlayacak yasa bilgim yok ama size aktarmış olayım.
Aynı hukukçu, geçen hafta değindiğim bir başka tartışmalı konu olan Surp Pırgiç Hastanesi’nin ihtiyacı olan toplum üyelerine meccanen sağlık hizmeti sağlamak için talep edilen gerekli bilgi ve belgeler meselesi üzerine de yazdı ve böyle bir yardım için adli sicil kaydı istenmesinin hiçbir yasal dayanağı olmadığı gibi Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na aykırı olduğunu söyledi. O tür kayıtların hastane tarafından sonra nasıl muhafaza edileceğinin de bir soru işareti olduğunu, velhasıl böyle bir bilgi ve belge talep etmenin yönetim hakkının kötüye kullanılmasına örnek teşkil ettiğini belirtti.
Geçen hafta sosyal yardım için böyle bir belge talep etmenin nereden baksan tuhaf olduğunu söylemiştim, hukukçu gözünden yapılan bu yorumlar da benim yorumumla örtüşüyor, hatta ötesine geçiyor. Sosyal yardım almanın şartları arasında iyi bir insan olmak, hayatı boyunca güzel ve doğru işler yapmış olmak gibi bir kriter yoktur. Bunun böyle olmasının birden fazla sebebi sayılabilir ama en önemlilerinden biri bir kere böyle bir değerlendirmeye giriştiğinizde iyinin, doğrunun, güzelin sınırlarını nereden çizeceğinizi belirlemek kolay değildir. Belli ki kurumsal sosyal yardımdan ne anladığımızı da gözden geçirmemiz gerekiyor.

