2026 Super Bowl
Kapitalizmin kalbinde sosyalist mesajlar
Geçen hafta sonu ABD’de Super Bowl, yani Amerikan futbol liginin finali oynandı. Bu, Amerika’da yılın en önemli sosyal faaliyetlerinden, popüler kültürün en önemli olaylarından biridir. Evlerde Super Bowl partileri düzenlenir, restoranlar o güne özel menüler ve aktiviteler hazırlarlar vs… Ve iş öyle bir hale gelmiş ki devre arası şovu -ve devre arasında gösterilecek reklam- “acaba nasıl bir şey olacak, iyi mi olacak kötü mü olacak?”, diye belki maçın kendisinden daha fazla beklenir ve kimi zaman maçtan daha fazla konuşulur. Bu haftasonu da böyle oldu ve hâlâ konuşulmaya devam ediyor. Bunda, oynanan maçın Super Bowl tarihinin en kötü performanslarından biri olmasından ziyade -ki gerçekten çok kötü bir maçtı- yapılan şovun Amerika’da süregiden kültür ve kimlik çekişmesinin tam ortasında ve onun bir parçası olarak ortaya konmasıydı. Yani, sizin anlayacağınız mesele dibine kadar siyasi ki siyasetin insan topluluğunun nasıl yaşayacağının düzenlenmesi olduğunu düşünecek olursanız bu da gayet normal.
Peki, nasıl bir şovdan bahsediyoruz? Porto Rikolu (Puerto Rico) şarkıcı Bad Bunny’nin başı çektiği şarkı ve dans gösterisi desem yapılanı tam karşılamaz çünkü şovun güçlü bir teatral veçhesi ve dolayısıyla hikaye anlatıcılığı vardı. (Bu arada şovu YouTube’da seyredebilirsiniz. Bu yazı yazılırken izlenme sayısı 63 milyonun, yorum sayısı 163 binin üzerindeydi desem şovun ABD’de ve bir ölçüde dünyada nasıl bir olay haline geldiğine dair sanırım bir fikir verebilir.) Şovun içeriğinden bahsetmeden önce Bad Bunny’nin Porto Rikolu olmasının ne önemi var onu kısaca belirtelim. Aranızda mutlaka bilenler vardır, Karayipler’de, ABD anakarasına yaklaşık 1.600 km uzaklıkta bulunan Porto Riko resmen ABD toprağı, 1898’de İspanya’yla yapılan savaşta elde edilmiş. Orada doğanlar da resmen ABD vatandaşı, ülkeye serbestçe giriş-çıkış yapabiliyorlar. Fakat Porto Riko, eyaletlerden biri olarak kabul edilmiyor. Kendi hükümetleri ve anayasaları var ama Amerikan başkanlık seçimlerinde oy hakları yok. Kongre’de temsilcileri var, söz alıp konuşabiliyor ama oy hakkı yok. Porto Riko’da elde ettikleri gelir üzerinden ABD’ye federal gelir vergisi ödemiyorlar ama sosyal güvenlik ve sağlıkla ilgili vergileri ödüyorlar. Sizin anlayacağınız, arada derede bir durumu var ama kimilerine göre de düpedüz Amerikan sömürgesi. Ya bağımsız bir ülke ya da 51. eyalet olsun diyenler de var. Velhasıl, en hafif tabirle itilip kakılmış bir bölge. Sözünü ettiğimiz gösteride Porto Riko’ya yapılan bu haksızlıklar ana temalardan biriydi, yani bir nevi yüzleşme çağrısı.
Şov, açıkça Latin Amerika ve Karayipler teması üzerine şekillendirilmişti. Hem o bölgelerden hem de bu toplulukların ABD’deki hayatından kesitler canlandırılmıştı ve tamamı İspanyolcaydı. Başta söylediğim, “kültür ve kimlik çekişmesinin bir parçasıydı” sözünü burada biraz daha açabilirim: ortaya konan görüntüler ve kullanılan dil, Trump ve kitlesinin kafasındaki beyaz tenli, dili İngilizce, dini Protestan/Evangelist, sözüm ona püriten Amerika imajıyla taban tabana zıttı. Onların gözünde hiç de “Amerikan” olmayan farklı bir yaşam tarzı, farklı bir kültür, farklı bir Amerika hikayesi öne çıkarıldı. Mesela, şovun bütününün İspanyolca olması onları tam manasıyla çileden çıkarttı. (Türkiye’de buna benzer bir olayın tamamen Kürtçe olduğunu düşünün ve bizim “tek tekçiler” nasıl kırmızı görmüş boğaya dönerdi, onu hayal etmeye çalışın. İşte onlar da öyle hissetti.) Trump, “Şovdan kimse bir şey anlamadı”, dedi ama diğerleri bir yana ABD’de yaklaşık 68 milyon Latin kökenli vatandaş var. Yani, milyonlarca insan söylenenleri anladı ama Trump’ın kafasındaki Amerikalı prototipine uymayanlar “kimse” olamıyorlar.
Koreografi şeker kamışı tarlalarında çalışan insanlar enstantanesiyle açılıyor. Şeker kamışı tarlaları pamuk tarlalarıyla birlikte köleliğin ve sömürgeciliğin Amerikalardaki tarihsel olarak sembol mekanlarından biri. Trump ve kitlesinin köleliği Amerikan tarihinde utanılacak bir şey olarak görmeyen, küçümseyip sıradanlaştıran zihniyeti düşünüldüğünde gösteriye bu şekilde başlamak açık bir karşı mesajdı. Daha sonraki dakikalarda daha şehirli mekanlarda Latin Amerika komünite veya mahalle hayatı diyebileceğimiz kesitler canlandırıldı, burada her şeyiyle bir günlük hayat gördük aslında. Amerikan sınır polisinin (ICE) aylardır bu gibi komüniteleri, aileleri, günlük hayatın düzen ve insicamını hedef alarak bozduğu göz önüne alınacak olursa bu tercih de bir tesadüf olmasa gerek.
Bad Bunny, gösterinin bir yerinde bir kadından içki alıyor. Sosyal medyadan (@missangelina.com isimli hesaptan) öğreniyoruz ki o kadın, New York Brooklyn’de bir Porto Riko mahallesi olan Williasmburg’ta mutenalaştırmadan sonra kalan son Porto Riko kurumu olan Karayipler Sosyal Kulübü’nde mutenalaştırmaya karşı sembol isim haline gelmiş Tonita isimli Porto Rikolu bir kadınmış. Mutenalaştırmanın, etnik azınlıkları, alt sınıfları yaşadıkları yerlerden edip, daha varlıklı kesimleri onların mahallelerine yerleştirmek demek olduğuna göre buradaki siyasi mesaj da açık.
Gösteriyle ilgili altı çizilecek birkaç husus daha var ama bu yazıya sığmayacak. Fakat şunu söylemeden yazıyı bitirmek olmaz. Bütün bu mesajlar nerede veriliyor? En ucuz biletin 3.200 dolarlardan başlayıp 20.000 dolara kadar çıktığı (Porto Riko’da asgari ücretle çalışan bir işçi ayda yaklaşık 1680 dolar kazanıyormuş); aralarda gösterilen 30 saniyelik reklam kuşaklarının her birinin 8 milyon dolara satıldığı; maçın oynandığı stadın sponsorunun Asya ve Afrika’daki fabrikalarında ucuz işgücünün avantajlarını kullanan uluslararası bir giyim markasının olduğu; kapitalizmin, tüketim kültürünün en büyük küresel ayinlerden birinde. Bu temel ironiyi de alın bir kenara koyun.

