Tarla : Öğrenmenin Dansla Canlanan Ekolojisi
Mikrobiyolog ve toprak biyolojisti Dr. Elaine Ingham, kitaplarında bir tarla oluştururken toprağın içindeki yaşamı serbest bırakmak gerektiğinden bahsetmiş, bitkiyi besleyen şeyin sentetik gübreler yerine, toprağın içindeki bakteriler, mantarlar ve protozoalar arasındaki o devasa ağ olduğunu kanıtlamıştır. Bu ağda bahsi geçen beslenme sürekli bir akış ve sirkülasyon ile yani hareket ile sağlanır. Toprağın iç yapısındaki bu doğal hareketlilik ağlar arası güçlenme ve büyüme sağlar, toprak insan müdahalesi ile sürüldüğünde ise bu ağlar bozulur, Ingham’ın deyişi ile bu mikro-canlıların şehirleri yerle bir olur. Bir anlamda toprağın hafızası ve iletişim kanalları zarar görür. Hareket durduğunda ise toprak oksijensiz hale gelir, bu da çürümeyi ve hastalığı getirir.
Pek çoğumuz okula başladığımız ilk günden itibaren hareket etmenin yanlış, yasak ve ayıp olduğu sanısı ile yetiştirildik. Oturmak en ideal öğrenme biçimiydi o günlerde. Hareketsizliğe dayalı, fiziksel olduğu kadar, ruhsal ihtiyaçlarımızı, ifademizi kısıtlayan, çok katmanlı gelişimimize ket vuran bu kontrolcü ve kimi zaman cezalandırıcı yaklaşım, bizim iç tarlalarımızda bilişimiz, duygularımız ve bedenimiz arasındaki canlı ilişki ağlarının zayıflamasına sebep oldu.
Bizleri başarılı olmaya hazırlayan eğitim sistemleri, bedeninden kopuk nesiller yetiştirdi, ayrıca mutlu bireyler olma yolunda bizi desteklemedi. Çünkü kendimizi tanımamıza fırsat verilmedi. Biz küçük yaştan itibaren iç tarlalarımızı gözlemlemeye, kendi ritmimizi, ihtiyaçlarımızı duymaya uzak, tek tip bilgiyi dikte eden, yaratıcılık ve eleştirel düşünceden uzak eğitimlerden geçtik. Permakültürde tarlayı ekimden de önce gerçekleşen araziyi, toprağı gözlem adımı, bizim adımıza karar veren kurumlarca en baştan yok sayıldı, kimi yerlerde hâlâ aynı düzen devam ediyor. Belki bu yüzden bazılarımız kayıp ya da henüz keşfetmediği parçalarını çeşitli danışmanlık seanslarında, iyi hissetme odaklı kurs ve atölyelerde arıyor.
Bizden sonraki nesiller için eğitim tablosu biraz daha olumlu; bugün geldiğimiz noktada eğitim değişip dönüşmekte; doğa temelli yaklaşımlar, çeşitli sanat dalları, alternatif pedagojiler, teknoloji kendini geliştiren öğretmenlerin dikkatini çekmekte, bir kısmı klasik eğitim sistemlerinin içinde bu yaklaşımlara özveri ile yer açmaya çalışıyor. Biyolojik çeşitlilik toprak yapısının direncini arttırdığı gibi, eğitim süreçlerinde de eğitim araçlarının çeşitlenmesi farklı öğrenen çocuklar açısında bir fırsat eşitliğine dönüşüyor, bu da toplumun geleceğini güçlendiriyor.
Bu noktada bir eğitimci ve uzun süredir sosyal pedagojik perspektiften farklı yaş ve meslek grupları ile çalışan, öğretmen eğitimleri veren bir dans sanatçısı ve eğitmen olarak dansı eğitim süreçlerinde kullanmanın faydalarından bahsetmek istiyorum. Belirtmek isterim ki bu yazı içinde geçen “dans” belli adımları, kalıpları olan dans stillerinden daha ziyade çocukların duygu ifadelerini ve motor gelişimlerini geliştirdiği yapılan bilimsel araştırmalar ile de ispatlanan yaratıcı dans, içten gelen doğal hareket. Ayrıca eğitimde dansın kullanımından da kast ettiğim okullardaki sene sonu gösterileri değil, dersi işlerken o günkü kavramlarla dans etmeye, onları bedenle hissetmeye ve duyumsamaya karşılık geliyor.
Öğrenme süreçlerine, işlenen konu ile ilişkide çocuğun içinden gelen dansına alan açarak üç boyutluluk getirebilmek, sadece dinlemek yerine, deneyimleyen olmasını sağlamak, dansın açtığı sözsüz, bedensel iletişim alanında çocukların derse olan aktif bedensel katılımını arttırır ve onların öğrenme deneyimlerini somutlaştırmalarına yardımcı olur. Yapılan ritmik, akışkan ve onlar için bir anlamı olan yaratıcı hareketler, fizyolojik olarak da çocukların kalp ritmini düzenler, parasempatik sinir sistemini destekler, sınıf ortamı sakinleşirken aynı zamanda kinestetik hafızanın da aktive olması ile odaklanma artar. Dans çocukların kelimelerin ötesinde bilgiyi bedenleyerek kendilerine özgü bir şekilde anlamalarını sağlar, bu da onları özgün bireyler olma yolunda destekler. Çocuğun bu deneyimine dair duygu, düşünce, duyumsama ve farkındalıklarını dinlemek başlanan sürecin döngüsünü tamamlamaya yardımcı olurken, onun kendisi ve çevresi ile kurduğu bağı, kalıpların dışına taşıyarak canlı, organik, hissedebilen, otantik, fark edebilen, ifade edebilen bir birey olmasını destekler. Dans çocukların eşsiz öğrenme, büyüme ve olgunlaşma yolculuklarına katkıda bulunur; iç tarlaları, hareketle beslenir, ilişki ağları güçlenir ve zenginleşir.
Bir kuş, bir sincap, bir kardelen, bir vadi, bir deniz… Bugün yeniden öğrenci olsaydınız; bu konuları coğrafya ve biyoloji kitaplarından okumanın yanında onları bedeninizle de hissetmek, onlarmış gibi dans etmek nasıl olurdu? Bunu yapan siz, bugünkü sizden nasıl farklı olurdu? Dilerseniz şimdi gözlerinizi kapatın ve denemeye başlayın!

