<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 17:14:38 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA[Hedef gösterilen komedyen Tuba Ulu gözaltına alındı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hedef-gosterilen-komedyen-tuba-ulu-gozaltina-alindi-40097</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/09/hedef-gosterilen-komedyen-tuba-ulu-gozaltina-alindi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hedef-gosterilen-komedyen-tuba-ulu-gozaltina-alindi-40097</guid><description><![CDATA[Komedyen Tuba Ulu, gösterisi sırasında söylediği “Kanuni Sultan Süleyman bile f.ck buddy’siyle evlendi” sözü  nedeniyle “tarihi milli manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alındı. gözaltına alındı. Ulu, iktidara yakın sosyal medya hesapları tarafından hedef gösterilmişti. Komedyen Kadınlar İnisiyatifi “Mizah suç değildir” başlıklı bildiri yayımladı ve Ulu’nun serbest bırakılmasını istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Komedyen Tuba Ulu, gösterisi sırasında söylediği sözler nedeniyle “tarihi milli manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alındı.</p>
<p>Ulu, gösterisinde “Tarih f.ck buddy’lerin zaferleriyle dolu arkadaşlar. Kanuni Sultan Süleyman bile f.ck buddy’siyle evlendi. Onlar da ilk başta Hürrem’le sadece sevişmek için bir araya geliyorlardı. Sonra kadın bastı nikahı, bütün dünyaya hükmetti. Geçmişini bilirsen geleceğini şekillendirirsin” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h4>İstanbul Başsavcılığı’ndan açıklama</h4>
<p>Ulu’nun iktidara yakın sosyal medya hesapları tarafından hedef gösterildikten sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklama şu şekilde:</p>
<p>“Sosyal medya platformlarında herkese açık şekilde dolaşımda bulunan bir videoda aleni olarak müstehcen sözleri yayınlayan ve bu sözler ile tarihi milli manevi değerlerimize hakaret ettiği tespit edilen T.U. İsimli kişi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde talimata istinaden İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”</p>
<h4>Komedyen Kadınlar İnisiyatifi: Mizah suç değildir</h4>
<p>Komedyen Kadınlar İnisiyatifi, Ulu’nun gözaltına alınmasına tepki gösterdi. “Mizah Susturulamaz!” başlıklı şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Komedyen Tuba Ulu’yu serbest bırakın! Komedyen Tuba Ulu’nun bir şakasıyla sosyal medyada belli hesapların hedef göstermesi üzerine ‘tarihi, milli ve manevi değerleri aşağılamak’ suçuyla gözaltına alındığını üzüntüyle öğrendik.</p>
<p>Son yıllarda komedyenlerin şakalarıyla hedef gösterilerek gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Mizah, doğası gereği eleştireldir, özgürdür ve toplumun aynasıdır. Bir komedyenin sahnedeki ifadeleri veya mizahi paylaşımları nedeniyle yargısal süreçlere konu edilmesi, sadece ifade özgürlüğüne değil, sanatın ve hayatın neşesine de vurulmuş bir darbedir.</p>
<p>Kadınların sesini her alanda yükseltmeye çalıştığı bu dönemde, sahnede var olma mücadelesi veren bir kadının mizahı yüzünden susturulmaya çalışılmasını kabul etmiyoruz. Tuba Ulu’nun yanındayız ve sürecin takipçisiyiz. Mizah suç değildir, Tuba Ulu yalnız değildir!”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 17:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili AKP'li Şahin Biba oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bursa-buyuksehir-belediyesi-baskanvekili-akp-li-sahin-biba-oldu-40095</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/09/bursa-buyuksehir-belediyesi-baskanvekili-akp-li-sahin-biba-oldu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bursa-buyuksehir-belediyesi-baskanvekili-akp-li-sahin-biba-oldu-40095</guid><description><![CDATA[Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından CHP'nin aday göstermediği başkanvekilliği seçimini AKP'nin adayı kazandı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili, Şahin Biba oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP'li Meclis üyeleri ve milletvekillerinin seçimden önce belediye binasına alınmamasıyla çıkan krizin ardından CHP'nin aday çıkarmadığı seçimde sonuç belli oldu.</p>
<p>Seçimi, AKP'nin adayı Şahin Biba kazandı. Biba, üçüncü turda 61 oy alarak seçildi.</p>
<h4>Şahin Biba kimdir?</h4>
<p>Şahin Biba, 1982 yılında Kosova’nın Prizren şehrinde doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını burada geçiren Biba, ilk ve ortaöğretimini de Prizren’de tamamladı. Şahin Biba, eğitim için geldiği Bursa’da hem mesleki hem de siyasi kariyerini inşa etti.</p>
<p>Mimarlık eğitimi alan Biba, şehircilik ve imar konularındaki uzmanlığıyla yerel yönetimlerde etkin rol oynadı.</p>
<p>AKP çatısı altında uzun süredir aktif olan Biba, Nilüfer Belediyesi Meclis üyeliğinin yanında Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grup Sözcülüğü gibi görevlerde bulunmuştu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şirinoğlu vakıfları şeffaf olmamakla eleştirdi, tansiyon yükseldi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sirinoglu-vakiflari-seffaf-olmamakla-elestirdi-tansiyon-yukseldi-40093</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/09/sirinoglu-vakiflari-seffaf-olmamakla-elestirdi-tansiyon-yukseldi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sirinoglu-vakiflari-seffaf-olmamakla-elestirdi-tansiyon-yukseldi-40093</guid><description><![CDATA[Surp Zadig/Paskalya  Yortusu, 5 Nisan Pazar günü kiliselerde düzenlenen ayinlerle kutlandı. Patrik Maşalyan, Kumkapı Meryem Ana Patriklik Kilisesi’ndeki ayini yönetti, Zadig mesajını okudu. Aynı gün Kumkapı’da Kazaz Amira Bezciyan Salonu’nda yapılan geleneksel kabul törenine Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı ve ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu’nun sözleri damga vurdu. Şirinoğlu, isim vermeden bazı vakıfların bilanço açısından, şeffaflıktan uzak hareket ettiklerini iddia etti. Törende, zaman zaman tansiyon yükseldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Saat 15.30’da Kazaz Artin Amira Bezciyan Salonu’nda Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan başkanlığında yapılan geleneksel kabul töreninde din adamları hazır bulundu. Törene, Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı ve ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu, AKP İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Sevan Sıvacıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurul Üyesi Aram Kuran, hayırseverler Hayk Arslanyan, Aret-Monik Ergan, vakıf başkan ve yöneticileri ile basın mensupları katıldı. </p>
<p>Patrik Maşalyan, törende katılımcıların Zadig Yortusu’nu kutladı. Ermenistan’da hükümet ve kilise arasındaki gerilimin devam ettiğini, İran’a saldırıların sürdüğünü ifade ederek dünyada barış olması için dua ettiklerini söyleyen Patrik Maşalyan, Agos gazetesinin 30. yaşını kutladı. Agos’un aynı zamanda bir atölye görevini gördüğünün altını çizen Patrik Maşalyan, gazetenin kurucusu Hrant Dink’in yanısıra ebediyete göçen yazarlardan Yervant Gobelyan, Sarkis Seropyan, Mıgırdiç Margosyan’ı da andı.</p>
<p>Patrik Maşalyan, Agos’un Ermeni tarihinin anlatılması bakımından zengin bir kaynak olduğunu ifade ederken Ermeni basınının vakıflardan yeterince ilan desteği alamadığını da vurguladı. Patrik Maşalyan, 29 Mart’ta Taksim Spor Kulübü başkanlığına seçilen Alen Bağ’ı da kutladı ve görevinde başarılar diledi. </p>
<p>Törende söz alan Hastane Vakfı ve ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu, hastanede yaptıkları yenilikler özellikle de Onkoloji Servisi hakkında bilgi verdi. AKP İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Sıvacıoğlu, Şirinoğlu’na gösterdiği özverili çalışmalarından ötürü teşekkür etti. </p>
<h4>Vakıfların gelir gider dengesi</h4>
<p>Buluşmada söz alan Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan, Patrik Maşalyan’a Agos’un 30. yılını kutlarken dile getirdiği güzel sözler  için teşekkür etti. Danzikyan ayrıca Patrik Maşalyan’a “Üç Horan Vakfı’nın Azınlık Vakıfları Konferansı’nda ‘Yaşar ne yaşar ne yaşamaz durumundayız’ ifadesini kullanmıştınız. ‘Vakıflarımızın kurumsal kimliği var ama Patrikhane ve ERVAB’ın bir tüzel yapısı yok’ demiştiniz.  Bu konuda bir gelişme oldu mu? Ayrıca her vaazınızda ve  sevgi sofalarında ‘Vakıflarımızın gelirleri, giderleri, mülkleri nedir tam olarak bilmiyoruz, bu konuda bilgi eksiğimiz var’ demiştiniz. Bu konularda bir gelişme yaşandı mı?” sorusunu yöneltti. Patrik Maşalyan, herkesin topu başkasına atması nedeniyle cemaatin birbirini suçlayan bir pozisyona büründüğünü ancak bunun doğru olmadığını ifade etti. Bu sorunun her zaman masaya yatırıldığını belirten Patrik Maşalyan, kurum ve kişilerin iyi niyetle çalıştığını söyledi. Patrik Maşalyan, Türkiye’de yaşayan azınlık toplumları içerisinde Ermenilerin her konuda ön sırada yer aldığını da vurguladı.</p>
<h4>Şirinoğlu’nun konuşması</h4>
<p>Patrik Maşalyan’dan sonra söz alan ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu, ERVAB bünyesinde oluşturulan Mali ve Emlak Komisyonları’nın işbirliği içerisinde olacağını belirtti. </p>
<p>Patrik Maşalyan ise, mali bilançoları komisyona vermeyen vakıfların ifşa edilebilmesi önerisini sundu. Tekrar söz alan Şirinoğlu, “Herkes şeffaf olmalı. Bu mallar cemaatimizin mallarıdır” ifadelerini kullanarak mali komisyonun etkili çalışacağını belirtti. Şirinoğlu, zor durumdaki bireylerin hastaneden ücretsiz bakım hizmeti alabilmesi için vakıflardan ihtiyaç sahiplerine dair bilgiler istediklerini ancak doyurucu yanıt alamadıklarını açıkladı. Şirinoğlu Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nin her zaman bilançosunu şeffaf biçimde açıkladığını ve kamuoyu ile paylaştığını ancak bazı vakıfların bu şeffaflıkta olmadığını öne sürdü. Şirinoğlu basının bu konunun üzerine gitmesi gerektiğini söyledi. </p>
<p>Patrik Maşalyan ise, ‘Burada herhangi bir vakıf var mı ERVAB’a yarım yamalak rapor veriyorum diyen. Zannetmiyorum. Hepsi de verebileceklerinin en iyisini veriyorlar. Eğer komisyon burada bir açık tespit ediyorsa, onu ister ve tamamlanır. Dolayısıyla komisyonlara büyük iş düşüyor. Cemaat olarak biz hesabımızı bilelim. Okulları açık tutmak ve birleştirmek gibi bir sorunumuz var. Bunun için cebimizdeki parayı bilmemiz lazım. Giderek azalıyoruz” dedi. </p>
<h4>Tansiyon yükseldi</h4>
<p>Toplantıda, Şirinoğlu’nun sözlerini sürdürerek her vakfın bilançolarını şeffaflıkla açıklamadığını öne sürmesiyle tansiyon arttı..Şirinoğlu, Kapalıçarşı’da, hastane emlaklarının 20 milyon lira civarında bedelle kiralandığını ancak başka vakıfların, aldıkları kira bedellerini 40-50 bin lira düzeyinde gösterdiğini, bazı vakıfların taşınmazlarını kiraya verirken, resmi kontratlarda aldıkları kira bedellerini eksik gösterdiklerini öne sürdü. Şirinoğlu ayrıca bazı vakıfların kıdem tazminatı olarak gösterdikleri rakamların gerçekçi görmediğini belirterek “Bizim hastanemizde kaç kişi çalışıyor neredeyse bizim tazminatlara yakın rakamlar gösteriliyor” dedi. </p>
<p>Toplum içerisinde suistimaller olduğunu söyleyen Şirinoğlu, ortaya attığı iddiaların ardından bazı vakıf yönetimlerinin ‘İsim verin’ sözleri üzerine ise “Ben isim vermem. Verirsem ortalık karışır’ ifadelerini kullandı. Şirinoğlu’nun sarf ettiği sözlerin ardından bazı vakıf yöneticilerinin toplantıyı terk etmek istediği görüldü. Yöneticiler ricalar üzerine geri döndü.  Karagözyan Yetimhanesi Vakfı Başkanı Artin Kileci, tüm vakıf yöneticilerinin egodan uzak durması gerektiğinin altını çizdi. Şirinoğlu’nun Surp Pırgiç Hastanesi’ne kattığı yenilikleri değerli bulduğunu söyleyen Kileci, “Ama halka göre hastane ne? Ermeni hastanesi nedir? Sokakta halkımız bunu sorguluyor. Kaliteli bir hastanemiz var ama halkımız yararlanamadığı sürece bu hastane ne ifade eder? Ben Bedros bey ile sürekli görüşüyorum ancak halka dokunma yok. Halka her konuda dokunmamız lazım.” dedi.  Kileci, vakıfların gelir ve mülklerine dair resmi kurumların bilgi sahibi olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Buluşma Patrik Maşalyan’ın önerisi ile sona erdi. Maşalyan “Bence ERVAB daha sık toplanmalı ayrıca vakıflar zaman zaman halkla buluşma toplantıları düzenlemeli” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trump’tan kurtulmak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/trumptan-kurtulmak-40089</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/trumptan-kurtulmak-40089</guid><description><![CDATA[ABD tarihte çok savaş suçu işledi ama bu, savaş suçunu sıradanlaştırmamızı, utanç olarak nitelemememizi ve buna karşı bir aksiyon alınmamasını gerektirmez. Kongre’nin eli kolu bu kadar bağlı değil aslında. Azil sürecini işletme iradesi gösterirlerse bunun için yeterli gerekçe var. Sadece üyelerin kendi şahsi siyasi bekalarına dair korkularını bir kenara bırakarak ilkeleri takip etmeleri gerekiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırılarıyla başlayan savaşta olaylar çok hızlı ve büyük açılarla yön değiştiriyor. Salı gecesine kadar her şey çok kötü gidiyor gibi görünür, Trump İran’da “medeniyeti sonlandırma” tehditleri savururken ve tarafların talepleri taban tabana zıt gibi dururken o gece, görünüşe göre Pakistan’ın arabuluculuğunda İran ve ABD iki haftalık bir ateşkeste anlaştı. Bu yazı yazılırken dolaşan haberlere göre bu iki hafta boyunca Hürmüz Boğazı’nın açılmasına karşılık Lübnan’ı kapsayacak şekilde bir ateşkes yürürlükte olacak (İsrail sabote etmezse). Bu süre boyunca da daha uzun süreli, hatta kalıcı bir anlaşmanın zemini aranacak. </p>
<p>Sonunda bir ateşkese varıldı ama bu ateşkes Trump’ın Beyaz Saray’da adeta ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi oturduğu gerçeğini değiştirmiyor. Trump, dengesiz, tam manasıyla zıvanadan çıkmış, şirazeyi tümüyle kaybetmiş gibi duruyor. Söylediklerinin doğruluğu-yanlışlığı bir yana üslubu, bırakın bir devlet başkanına asgari adabımuaşeret kurallarına riayet eden herhangi birine yakışmayacak bir üslup. Son iki haftadır bu konuda sayısız örnek verdi. En önemlisi değil ama bence herkesin içinde yüzyüzeyken söylemesi açısından Suudi Prensi’ni kastederek benim burada tekrar edemeyeceğim sözler söylemesi dengesini kaybettiğine dair iyi bir gösterge. İran’ı tehdit ederken, üstelik de Trump’ın inançlı bir Hristiyan olduğuna dair kendi hakkındaki iddiasıyla çelişir biçimde Paskalya gününde kullandığı dil, ancak yüzü yırtılmış bitirimlerin kullanacağı bir dildi. O kadar ki, kimileri bunun bir “taktik”, “deli numarası” olduğunu söylese de Amerika’da 25. anayasa değişikliğinin (amendment) işletilmesi yönünde sesler duyulmaya başlandı.</p>
<p>Tarihte daha evvel hiç işletilmemiş olan bu madde, başkanın görev başında ölümü, istifası veya akli melekelerinin başkanlık görevini yerine getirecek yeterlilikte olmaması durumunda neler yapılacağını düzenliyor. Böyle bir duruma gelmiş bir başkan görevi kendi bırakmazsa başkan yardımcısı ve kabinenin çoğunluk üyesi Kongre’ye başkanın akli melekelerinin görevlerini yerine getiremeyecek durumda olduğunu yazılı olarak bildirmesiyle süreç başlatılabiliyor. Bu durumda başkan yardımcısı fiilen başkan oluyor ama hakkında iddiada bulunulan başkan, aynı şekilde iddiaların doğru olmadığına dair karşı beyanda bulunursa makama tekrar geçiyor. Başkan yardımcısı ve kabine çoğunluğu iddialarında ısrar ederse karar Kongre’ye (Temsilciler Meclisi+Senato) kalıyor. Eğer üyelerin üçte ikisi, başkanın görevini ifa edecek akıl ve ruh durumunda olmadığı yönünde oy kullanırsa başkan yardımcısı başkan oluyor ve devam ediliyor. Bu süreci ayrıntılı anlatmamın sebebi, bunun mevcut şartlar altında gerçekçi bir beklenti olmadığını göstermek. Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve kabinenin çoğunluğunun böyle bir niyeti olsa bile -ki bu onlar için siyaseten çok riskli olduğu için muhtemelen böyle bir niyetleri olmaz- bu süreci Trump’tan habersiz yürütmek neredeyse imkânsız olduğundan o onlardan evvel davranıp böyle bir şeye yeltenen kabine üyelerini görevden alacaktır. Dolayısıyla, böyle bir girişimin ilk aşamayı dahi geçmesi zor.</p>
<p>Geriye başkanın azledilme (impeachment) ihtimali kalıyor. ABD anayasasına göre başkan, ihanet, rüşvet ve sair “yüksek” suçlardan dolayı görevinden azledilebiliyor. İhanet ve rüşvet kategorilerinin tanımı ve teşhisi görece kolay ama “sair yüksek suçlar” biraz daha muğlak ve geniş bir kategori. Örneğin, görevin kötüye kullanımı da bu kategoriye sokulabilir. Zaten, bu azil süreci yargısal olmaktan ziyade siyasi bir süreç. Siyaseten uygun koşullar oluşursa bir başkan azledilebilir. Sürece daha yakından bakarsak bu dediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p>Burada süreci başlatan Kongre’nin Temsilciler Meclisi (TM) kanadı. Bir araştırma komisyonu kurup azil için yeterli sebep ve kanıt olup olmadığına bakıyorlar. Bu komisyon yeterli kanıt olduğuna kanaat getirirse bunu detaylı ve madde madde biçimde bir nevi iddianame haline getiriyor. Bu belge TM’de tartışılıp üyelerin en az yüzde 51’i tarafından onaylanırsa konu Senato’ya gidiyor ve burada senatörlerin jüri işlevi gördüğü bir nevi mahkeme kuruluyor. Sonunda 100 senatörden en az 67’si onaylarsa başkan azlediliyor. Kongre’nin mevcut yapısı içinde ilk aşamanın TM’de geçilebilmesi için Cumhuriyetçi temsilcilerden en az beşinin desteği gerekiyor. Senato’da ise iş daha zor. Gerekli 67 “evet” oyunun yakalanabilmesi için Demokratların fire vermediğini ve 2 bağımsız senatörün de “evet” oyu verdiğini kabul etsek bile hala en az 20 Cumhuriyetçi senatörün Trump’ın azli yönünde oy kullanması gerekiyor. Pratik olarak zor ama teorik olarak mümkün.  </p>
<p>Bütün bunlar bir yana, başta Kongre olmak üzere Amerikan devlet mekanizmasının Trump’ın bütün ölçüleri kaçırmasını, bunu en bayağı biçimde yapmasını öylece izlemesi onlar adına büyük utanç. Trump savaş suçu işleyeceğini dünya aleme açıkça duyuruyor ve konumu itibariyle bunu Amerikan devleti adına yapmış oluyor. ABD tarihte çok savaş suçu işledi ama bu, savaş suçunu sıradanlaştırmamızı, utanç olarak nitelemememizi ve buna karşı bir aksiyon alınmamasını gerektirmez. Kongre’nin eli kolu bu kadar bağlı değil aslında. Azil sürecini işletme iradesi gösterirlerse bunun için yeterli gerekçe var. Sadece üyelerin kendi şahsi siyasi bekalarına dair korkularını bir kenara bırakarak ilkeleri takip etmeleri gerekiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Avrupa’nın siyonizmi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/avrupanin-siyonizmi-40088</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/avrupanin-siyonizmi-40088</guid><description><![CDATA[Siyonizm Avrupa’nın antisemit milliyetçiliğine tepki olarak ortaya çıkan, antiarap ve antihıristiyan milliyetçi bir iddiaydı. Pappe “siyonizm 19.yüzyıl Avrupa milliyetçilikleri arasında özellikle pangermanizm ile panislavizmin karbon kopyasıdır” derken temeldeki türdeş, tekçi ve ırkçı ideolojiyi işaret eder. Ne hazindir ki Herzl’in Avrupa’da asimilasyonun reddiyesi İsrail’de asimilasyona ve soykırıma dönüştü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hamas’ın 7 Ekim 2023 katliamının tetiklediği Yahudi Devletinin soykırım maksatlı toplu cezalandırma harekâtı, küresel kamuoyunda siyonizmin, hatta Yahudiliğin, Yahudi Soykırımı sonrası elde ettiği dokunulmazlığının geri dönüşsüz şekilde sorgulanmasına yol açtı. Mahalledeki askerî yangın ne yöne giderse gitsin bu sorgulama kamuoyunda tıpkı “antisemitizmle mücadele” habitusu gibi bir ahlâk ölçütü konumuna geldi.</p>
<p>Siyonizmi yeren herkesi “antisemit” olarak yaftalayarak her insanlık suçunu örtbas etme yordamı artık işlemiyor. Musevî ve İsevî Batılı siyonist cephenin bu gidişattan gayet rahatsız olması, sorgulamanın derinliğini gösteriyor. O denli farkındalar ki siyonizmi ve İsrail’i eleştirmeyi kanunen yasaklamak için uğraşıyorlar.  </p>
<p>Sorgulamanın kaynağında Gazze Soykırımının küresel kamuoyunda yarattığı derin utanç ve tepki kadar siyonizmin ideolojik, tarihî ve coğrafî temellerini didik didik eden, çoğu da Yahudi olan tarihçi ve siyaset bilimcinin payı var.</p>
<p>Baskın siyonist anlatıya muhalif bu bilim insanları 1980’lerde İsrail’in kuruluş dönemi arşivlerinin açılmasıyla duyulmaya başlandılar. Resmî kayıtlara dayanan çalışmaları, 1948’den beri, “hasbara” denen İsrail’in tartışmasız haklılığı üzerine bina edilmiş, kâinata propaganda yapan devasa beyin yıkama sisteminin dayattığı “gerçeklerin” tam aksi yönde sonuçlara vardı. Onlar için Filistinlilerin yaşadığı topraklar tıpkı kuzey Amerika’da olduğu gibi yerleşimci kolonyalizme tabi tutuldu, etnik temizlik programlıydı.</p>
<p>                                                                             ***</p>
<p>Siyonizm Avrupalı icadı. Yahudilerin kıtadaki konumlarıyla birebir alâkalı. Asırlarca dinlerinden ötürü dışlandılar, kötü muamele gördüler, Hristiyanlığa geçmeye zorlandılar, ölüm korkusuyla yaşadılar. Bizim mahallenin Osmanlı tebaası Musevîleri ise Mağripten Maşrıka inanç ve farklılıklarını umumiyetle sorunsuz yaşadılar. Avrupa 20. yüzyıl başında Filistin’de İsrail Devleti kurmaya karar verene kadar…</p>
<p>Siyonizmin mucidi Macaristanlı Yahudi gazeteci Theodor Herzl’in “Yahudi Yurdu, Yahudi sorununa modern bir çözüm arayışı” kitabının 1896’da Viyana’da çıkması tesadüf değildi. Bir yıl önce Paris’te Fransalı Yahudi subay Dreyfus’ün casusluk suçlamasıyla ve dini nedeniyle rütbelerinin sökülmesi kıta çapında infiale yol açmıştı. Gazeteci de bu antisemitizm dalgasına büyük öfke duymuş ve Yahudilerin, kurtuluşu asimilasyonda aramalarının hata olduğu sonucuna varmıştı. Yurt Filistin’de kurulacak, zulüm gören tüm Yahudilere sığınak sağlayacak ve Osmanlı’nın koruması altında olacaktı. Hazretin hatıra defterinde Filistinliler hakkında<a href="https://hrnews1.substack.com/p/how-the-founder-of-zionism-theodor?utm_source=substack&amp;utm_campaign=post_embed&amp;utm_medium=web" target="_blank" rel="noopener"> yazdıkları</a> bugünkü faşist İsrail hükümetini aratır.  </p>
<p>Filistin’in Osmanlıdan sonra Yahudileştirilmesi özellikle Britanya kolonyal idaresi ile Fransa tarafından teşvik edildi. Avrupa müzmin antisemit olduğu kadar Filistin’de bir Yahudi Devletinin yoktan var edilmesi için ısrarcıydı. Belki bu bir çelişki de değildi.  </p>
<p>Tarihçi İlan Pappe, Batı Avrupalılar 1945’ten sonra, soykırımdan kurtulan Yahudi vatandaşlarını kalmaya ikna etmek ve böylece ırkçılıktan arınmış bir yeni Avrupa inşa etmek yerine onları Filistin’de tamamen yapay bir Yahudi Devleti kurmaya teşvik ederek, âlemin gözü önünde icra ettikleri soykırımdan akılları sıra aklanma yolunu benimsediler, der.</p>
<p>Yetmedi, bu inşaatın amelesi oldular. Batı Şeria ve Kudüs’te Avrupa ve Amerikalı azgın Yahudi kolonların ölümcül şiddeti ile Avrupa’nın kalıtsal antisemit aşırı sağının dahî artık siyonizm ve icraatını savunmasını izlemek kâfi.</p>
<p>İcat edilen İsrail ulusu siyonizm temelinde Avrupalı Yahudi elitler tarafından biçimlendi. (Başbakanların hepsinin Avrupa kökenli olması tesadüf değil) Bunlar acılı tarihlerini merkeze alan çileci ve güvenlikçi anlatıyı yarattılar. Arap Yahudileri ise tarihleriyle birlikte Avrupa merkezli anlatıya uyacak şekilde asimile edildiler. İsrail’e göç eden ve ettirilen farklı geleneklerden Yahudiler topyekûn “<a href="https://www.agos.com.tr/tr/yazi/siyonizmin-ruhu-uzerine-39171" target="_blank" rel="noopener">Yeni Yahudi</a>” inşaatı içinde karıldılar. Kozmopolitliklerinden eser kalmaması için büyük çaba sarfedildi. </p>
<p>Siyonizm Avrupa’nın antisemit milliyetçiliğine tepki olarak ortaya çıkan, antiarap ve antihıristiyan milliyetçi bir iddiaydı. Pappe “siyonizm 19.yüzyıl Avrupa milliyetçilikleri arasında özellikle pangermanizm ile panislavizmin karbon kopyasıdır” derken temeldeki türdeş, tekçi ve ırkçı ideolojiyi işaret eder.  </p>
<p>Ne hazindir ki Herzl’in Avrupa’da asimilasyonun reddiyesi İsrail’de asimilasyona ve soykırıma dönüştü.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazze ve Lübnan’da üç gazeteci öldürüldü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazze-ve-lubnanda-uc-gazeteci-olduruldu-40086</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/09/gazze-ve-lubnanda-uc-gazeteci-olduruldu.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazze-ve-lubnanda-uc-gazeteci-olduruldu-40086</guid><description><![CDATA[Gazze’de Al Jazeera muhabiri Muhammed Vişah, Lübnan’da da iki yerel gazeteci İsrail saldırılarında öldürüldü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Associated Press'in Al Jazeera'ye dayandırdığı habere göre, muhabir Muhammed Vişah, 8 Nisan’da Gazze şehrinin batısında düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında hayatını kaybetti.</p>
<p>Öte yandan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de, İsrail'in Lübnan'a yönelik bombardımanlarında iki Lübnanlı gazetecinin daha hayatını kaybettiğini duyurdu.</p>
<p>İsrail, Lübnan’ın başkenti Beyrut ve ülkenin doğuyla güney kesimlerini ön uyarı yapmadan vurmuştu.</p>
<p>ABD-İran arasında yapılan ateşkes sonrası İsrail, Lübnan’a saldırılarını sürdürdü.</p>
<p>28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran savaşı sürerken, İsrail Lübnan’a da 2 Mart’tan beridir saldırılar düzenliyor.</p>
<p>Gazetecilerin de öldürüldüğü 8 Nisan’daki İsrail saldırısı, savaşın başlamasından bu yana İsrail’in plânladığı en şiddetli saldırılar olarak kayda geçti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Lübnan'ı bombaladı, çok sayıda insan hayatını kaybetti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/lubnan-i-bombaladi-cok-sayida-insan-hayatini-kaybetti-40085</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/09/lubnan-i-bombaladi-cok-sayida-insan-hayatini-kaybetti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/lubnan-i-bombaladi-cok-sayida-insan-hayatini-kaybetti-40085</guid><description><![CDATA[ABD ve İran arasında 2 haftalık ateşkes ilan edilmesinin üzerinden saatler geçmişken, İsrail çarşamba günü Lübnan'ın başkenti Beyrut'u vurmaya başladı. İsrail ve Trump, İran ateşkesinin Lübnan'daki Hizbullah ile olan savaşı kapsamadığını savunsa da arabulucu Pakistan kapsadığını belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD ile İran arasında ilan edilen ve “Lübnan ile diğer bölgeleri” de kapsadığı belirtilen iki haftalık ateşkese rağmen, İsrail ordusu, Lübnan’a saldırıyor.</p>
<p>Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Lübnan resmi ajansı NNA, İsrail uçaklarının gece saatlerinden bu yana güneydeki Zerariye, Abbasiye, Habbuş, Cebşit, Deyr Zehrani, Düveyr, Kefra, Cumeycime, Safad Battih, Mecdel Silm ve Deyr Antar beldelerini hedef aldığını duyurdu.</p>
<p>Abbasiye'deki saldırıda ilk belirlemelere göre 7 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı kaydedildi. Zerariye'de bir binanın hava saldırısıyla hedef alınması sonucu aralarında kadın ve çocukların da olduğu 10 kişinin yaşamanı yitirdiği belirtildi.​​​​​​​</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/lubnan.jpg" alt="" width="469" height="264">
<figcaption>Fotoğraf: Anadolu Ajansı</figcaption>
</figure>

<h4>İsrail ordusu eş zamanlı yaklaşık 100 hava saldırısı düzenledi</h4>
<p>Bölgedeki AA muhabirinin aktardığına göre, İran ile yapılan ateşkese rağmen İsrail uçakları Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesine hava saldırısı düzenledi.</p>
<p>Saldırı sonrası şiddetli patlama sesi duyulurken, hedef alınan bölgeden dumanlar yükseldi.</p>
<p>İsrail ordusu, dün öğle saatlerinde Beyrut ile Lübnan'ın doğu ve güney kesimlerine ön uyarı yapmadan eş zamanlı yaklaşık 100 hava saldırısı düzenlemişti. Akşam saatlerinde ise İsrail uçakları Beyrut'un "Tel Hayyat" bölgesini hava saldırılarıyla hedef almıştı.</p>
<p>Dünkü saldırılar, İsrail'in 2 Mart'tan bu yana Lübnan'a düzenlediği en şiddetli saldırılar olarak kayda geçti. İsrail'in dün Lübnan'a düzenlediği eş zamanlı saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 92'si başkent Beyrut'tan olmak üzere 254'e yükseldiği bildirilmişti.</p>
<h4>Hizbullah: İsrail'in ateşkes ihlallerine karşı Manara yerleşimine roket saldırısı düzenlendi</h4>
<p>Hizbullah'tan yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in ateşkes ihlallerini sürdürdüğüne dikkat çekilerek, Hizbullah'ın Lübnan'ı ve halkını savunmak amacıyla Manara yerleşimine saldırı gerçekleştirdiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, Hizbullah'ın ateşkese uyduğu, İsrail'in ise ihlal etmeye devam ettiğine işaret edilerek, "Lübnan'ı ve halkını savunmak ve düşmanın (İsrail) ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık olarak, İslami Direniş Mücahitleri (Hizbullah), 9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 02.30'da Manara yerleşimine roket saldırısı düzenledi." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Açıklamada ayrıca, "Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığı ülkemize ve halkımıza karşı sona erene kadar devam edecektir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Kaynak: Anadolu Ajansı</p>
<h4>“Hizbullah’a sürekli saldırmaya devam edeceğiz”</h4>
<p>İsrail ordusu, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in kurmay kadrosuyla saldırıları takip ettiğine ilişkin fotoğrafları da yayımladı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Zamir burada yaptığı konuşmada, “her türlü fırsatı değerlendirerek Hizbullah’a sürekli saldırmaya devam edeceklerini” ifade etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:03:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hürmüz’de ateşkes sonrası ilk gemi geçişleri başladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hurmuzde-ateskes-sonrasi-ilk-gemi-gecisleri-basladi-40079</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/08/hurmuzde-ateskes-sonrasi-ilk-gemi-gecisleri-basladi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hurmuzde-ateskes-sonrasi-ilk-gemi-gecisleri-basladi-40079</guid><description><![CDATA[ABD-İran ateşkesinin ardından Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği yeniden hareketlendi, ilk yük gemileri boğazdan geçiş yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD-İran ateşkesinin ardından anlık gemi takip şirketi MarineTraffic verilerine göre ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’nda ilk gemi hareketliliği kaydedildi.</p>
<p>Liberya bayraklı “Daytona Beach” adlı yük gemisi, Türkiye saatiyle 08.28’de İran’daki Bender Abbas Limanı’ndan ayrıldıktan sonra, 09.59’da Hürmüz Boğazı’nı geçti. Geminin hâlihazırda Umman Körfezi’nde ilerlediği ve varış noktasının Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Füceyre Limanı olduğu belirtildi.</p>
<p>Öte yandan Yunan sahipli “NJ Earth” isimli yük gemisinin de saat 11.44 itibarıyla boğazdan geçiş yaptığı bildirildi.</p>
<h4>Ne oldu?</h4>
<p>ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırılar ve İran’ın misillemeleriyle tırmanan gerilim, bölgesel bir savaşa dönüşmüştü.</p>
<p>Süreçte ABD Başkanı Donald Trump, 8 Nisan’da yaptığı açıklamayla, Hürmüz Boğazı’nın açılması şartıyla iki haftalık ateşkesi kabul ettiklerini duyurdu.</p>
<p>İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ise “savaştaki hedeflerine ulaşıldığını” belirterek, nihai müzakerelerin Pakistan’ın başkenti İslamabad’da en fazla 15 gün içinde tamamlanmasının hedeflendiğini açıkladı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Diyarbekirli Mıgırdiç Margosyan]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/diyarbekirli-migirdic-margosyan-40071</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/Margosyan_murat kartal 2.JPG'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/diyarbekirli-migirdic-margosyan-40071</guid><description><![CDATA[19 Nisan'da Diyarbekir'de yapılacak Paskalya kutlamasında dört yıl önce 4 Nisan'da kaybettiğimiz Mıgırdiç Margosyan'ın anısına Surp Giragos Kilisesi avlusunun bir bölümünde açılışı yapılacak “Mıgırdiç Margosyan Hatıra Mekânı” açılıyor. Şehrin bir bölümü taammüden felakete kurban edilmeden evvel üstadın adıyla anılan ve artık yerinde ucube mekânlar yapılmış olan “Mıgırdiç Margosyan Sokağı”na karşı “Ben, buradayım” işte diyecek…]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kimi şahsiyetler vardır ki yaptıkları ve yazdıklarının yanında, adları telafuz edildiğinde illaki önüne mutlaka aidiyeti pekişsin diye şehrinin adı da eklenir. E, yaşarken sanki kendileri de bu aidiyetten ziyadesiyle mutlu olurlar.</p>
<p>Mesela Ahmed Arif, Celal Güzelses, Cahit Sıtkı, Ali Emiri gibi…Sayarsak liste hayli uzar gider. Şevket Beysanoğlu’nun dört ciltten oluşan “Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları” kitabını şöyle bir taradığınızda o kadar çok Amidli, Amidalı, Amîdî, Diyarbekirli ön veya son ekli / adlı şahsiyetle karşılaşır ve şaşarsınız da! </p>
<p>Şehirli olanlar bunu elbette bilir de! Olmayanlar ise olanca şaşkınlıkları ile “Bu da Diyarbakırlı mıymış?” diye sanki inanmazcasına sormadan edemezler.</p>
<h4>Dikranagerdli</h4>
<p>İşte, bunlardan biridir Diyarbekirli Mıgırdiç Margosyan. Soru sormanın somut hâli olarak onun bir kitabının adıdır “Söyle Margos Nerelisen?”. Babası “kılıç artığı” Sarkis, namı diğer Dişçi Alo’nun sorusunun cevabı; şehrin Dicle (Pîran) ilçesine bağlı Herêdan köyüdür. Ama, o köy qefle zamanı sürgün yılları sonrası bir daha gidilmesi, hatta oraya dönülmesi aile büyüklerince yasaklanan köydür. O sebeple aslolan o köyün hatta ilçenin bağlı olduğu sığınılan ve varlığıyla gurur duyulan şehirdir elbette, yani Diyarbekir. Ya da Ermeni dünyasının abide yaşam alanlarından biri olarak kabul edilen Dikranagerd’dir…</p>
<p>İşte belki de bu ve daha bir çok açıdan Mıgırdiç Margosyan adı telaffuz edildiğinde önüne en çok yakışan “Diyarbekirli” ön ekini mutlaka telafuz etmeli. </p>
<p>Herêdan ne kadar gidilmemesi gereken uzak ve ücra bir köy ise Diyarbekir vatandır, yurttur ve bütün hikâyenin asli yeri ve sanki ana rahmidir… İşte, bu sebeple ortaokullu yıllarından sonra (1950’li Surp Haç Tıbrevanklı yıllarından, 1990’lı yazar kimlikli yıllarına kadar) yazar kimliğine kavuştuktan sonrasına kadar şehrinden uzakta olsa da kalbinin şehridir Mıgırdiç Margosyan’ın. </p>
<p>Öyle ki, ömrünün son 30 yılı diyebileceğimiz ilk kitabı “Gavur Mahallesi”nin yayınından 2022’de vefatına kadar sayısız defa şehre bile-isteye “konuk” olmuştur.</p>
<h4>Konuk değil, sahip</h4>
<p>Bu satırların aziz okuru dikkat ederse, konuk kelimesini önceki paragrafın sonunda tırnak içine aldım. Çünkü üstat, şehrinde konuk olarak anılmayı en onursal payede bile olsa kabul etmeyendir. Kabul etmemek ne kelime! Yazan ve yüksek sesle de telafuz edendir.</p>
<p>Vefatından dört yıl önce 80. yaşında adeta bir 80 yaş armağanı misali 2018’de Tüyap Diyarbakır Kitap Fuarı'nın “Onur konuğu” ilan edilmişti TÜYAP tarafından. </p>
<p>Bu elbette çok kıymetliydi. Şehrin entelektüel camiası bu payeden adeta gurur duymuş ve “yakıştı” demişlerdi. Dokuz günlük fuar süresince en az yedi söyleşi ve panel düzenlendi kendisiyle ilgili. Karşılaştırmalı edebiyat günleri kapsamında ona dair bir program yapıldı. Ve suriçinin kadim bir taş evinde müzikli-konuşmalı-katılımlı çok özel bir yaş günü de düzenlendi.</p>
<p>Hem o gecede hem de kitap fuarının onur konuğu konuşmasında “Ben bu onur konukluğunu pek sevmedim galiba! Mutlu olmadım. Ben burada konuk değil, buranın sahibi buranın hemşerisiyim…” deyince herkes bir kez daha düşünmek durumunda kalmış oldu. </p>
<p>Aslında bu tavır, konukluk payesine bu ironik karşı duruş bir anlamıyla derinlerde kalmış bir hesaplaşmanın da zarif bir dokunuşuydu.</p>
<p>Çünkü bilirdi ki şehirli, şehir sana gelmez, sen şehre gidersin. Şehir her zaman senin kalbinin üzerindedir. Kavafis’in dizeleri misali. O şehirdir gidip gideceğin yer. Ve o şehir seni söyletir, konuşturur, yazdırır ve seni senden / senle menkul kılar…</p>
<p>“Gavur Mahallesi” belki bir kitap adıdır. Ama aslında kitap adı olmaktan öte şehrin sicilinden bir anda adeta “buharlaşarak” uçup gidenlerin artlarında bıraktıkları ve sanki geride kalan muktedir kültürün de hafızadan silmeye gayret ettiği ama bir türlü silemediği resmi ideolojik altyapıya bir koca reflekstir.</p>
<h4>Anısına </h4>
<p>Toplumun yeniden geçmişiyle yüzleşmesinin edebi metinleridir de elbette gavur mahallesi, tespih taneleri ve diğerleri. “Gittiler” ama aslında gitmediler! Çünkü hep bir şeyleri ile vardılar da siz farkında değildiniz der gibiydi gavur mahallesinin şehri!</p>
<p>Hançepek ile, Çırık çeşmesi ile, Surp Giragos ile, gavur meydanı ile, ez cümle bilumum Gavur Mahallesi ile…</p>
<p>İşte Mıgırdiç Margosyan üstadın “Tanrının Seyir Defteri” son kitabının son sayfalarındaki öyküyü yeniden okuduğumda onun onur konuğu yazarlığı için fuar özel kitabına ad olarak seçtiğim “Gittin ki tez gelesen” ismi sanki şimdi daha “yerli” ve yerine oturmuş oluyor…</p>
<p>Doğrusu hemşehri dost ustanın sade 4 Nisan'da onu seven dostlarla birlikte dördüncü ölüm yıldönümünde dile getirmekten öte haberini bu yazıyla birlikte veriyor olacağım bir müjde var. 19 Nisan Diyarbekir Paskalyası gününde Surp Giragos avlusunun bir bölümünde açılışı yapılacak “Mıgırdiç Margosyan Hatıra Mekânı” şehrin bir bölümü taammüden felakete kurban edilmeden evvel üstadın adıyla anılan ve artık yerinde ucube mekânlar yapılmış olan “Mıgırdiç Margosyan Sokağı”na karşı “Ben, buradayım” işte diyecek sanki…</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Arat Dink: Agos hiçbir zaman yalnızca bir gazete olmadı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/arat-dink-agos-hicbir-zaman-yalnizca-bir-gazete-olmadi-40078</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/08/arat-dink-agos-hicbir-zaman-yalnizca-bir-gazete-olmadi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/arat-dink-agos-hicbir-zaman-yalnizca-bir-gazete-olmadi-40078</guid><description><![CDATA[Agos'un Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve köşe yazarı Arat Dink gazetedeki yenilikleri ve babası Hrant Dink'i anlattı: "Kurulduğu dönemin şartları düşünüldüğünde, Türkiyeli Ermenilerin ve bir avuç Türkiyeli demokratın beklenmedik ölçüde güçlü bir katkısıdır Agos. Elbette bunda Hrant Dink’in rolü tartışılamaz."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gazetemiz Agos, 4 Nisan Cumartesi günü, Anarad Hığutyun binasında 30. yaşını kutladı. Etkinliğe katılan gazeteci Murat Sabuncu, 19 Ocak 2007'de katledilen Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in oğlu, aynı zamanda Agos'un Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve köşe yazarı Arat Dink ile konuştu.</p>
<p>Dink, gazetedeki yenilikleri ve babası Hrant Dink'i anlattı. T24 yazarı Murat Sabuncu'nun sorularını yanıtlayan Arat Dink, "Gitmek mi? Kalmak mı? O kalmaya karar verdi. Belki biz “arkandayız, seninle her yere geliriz, kalmak istersen de kalırız” demek yerine “hadi gidiyoruz” demeliydik, belki artık burada yaşayamayacağımızı söylemeliydik. Varlığımızı haykırdığımız her an ihanetle suçlanırken, bize asıl gitmek ihanet gibi geliyordu. Bunları konuşmak için artık çok geç" dedi. </p>
<p>Agos’un bir gazeteden öte bir yapı olduğunu belirten Arat Dink, kurumu “müşterek emeğin cisimleşmiş hali” olarak tanımladı. Agos’un yalnızca haber üreten bir mecra değil, aynı zamanda farklı coğrafyalar ve topluluklar arasında köprü kuran bir alan olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Dink, Agos’un kuruluşundan itibaren öngörülmesi zor sorumluluklar üstlendiğini ifade ederek, gazetenin Ermeni toplumunun sivil temsili, Türkiye ile diaspora arasındaki ilişkiler ve farklı seslerin birbirine ulaşabilmesi açısından önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Agos’un bu süreçte demokratik bir perspektifle hareket ettiğini ve güçlüye karşı güçsüzün gündemine odaklandığını vurguladı.</p>
<p>Arat Dink'in yanıtlarından bazıları şu şekilde:</p>
<p><strong>Agos 30 yaşında. Siz bugün Agos’a baktığınızda bir gazeteden daha fazlasını görüyorsunuz eminim. Sizin için Agos tam olarak nedir?</strong></p>
<p>Agos benim için müşterek emeğin cisimleşmiş halidir. Elbette manevi yükü bizim için çok fazla ama bu duygumuz yalnızca babamın emeği için değil, Agos için dökülen, Agos’un başka bir Türkiye ve başka bir Dünya için döktüğü her damla emek için de aynı. Agos hiçbir zaman yalnızca bir gazete olmadı. Yalnızca bir gazete olmak kötü bir şey olduğundan söylemiyorum, hatta tersi çoğunlukla kötüdür ama Agos’un sesi öyle bir birikmiş sessizliğin sonunda yükseldi ki kuruluşundan itibaren bir gazete için ön görülemeyecek görevleri giyinmek zorunda kaldı. Köprülerin yakıldığı adaların, yankı odalarının birbiri ile mecburi iletişim aracına dönüştü. Ermenistan’ın fahri konsolosluğundan tutun, Türkiye Ermeni toplumunun sivil temsiline, ‘Diaspora’nın çok sesli yapısının Türkiye’deki temsiline, Türkiye’nin farklı seslerinin ‘Diaspora’daki ve Ermenistan’daki temsiline birçok alanda rol almak durumunda kaldı. Ve bu ağır yükün altından kalkarken her zaman demokrat bir mercek kullanmaya özen gösterdi, güçlüye karşı güçsüzün gündemine odaklandı. Hrant Dink ve Agos’un deneyiminden, kurduğu dilden ve neredeyse icat edilmiş diyebileceğimiz yönteminden bugün hâlâ çıkarmamız gereken çok ders var.</p>
<p><strong>Agos kurulduğunda Türkiye’de azınlık hakları, yüzleşme ve hafıza alanı çok daha kapalıydı. 30 yıl sonra sizce Agos’un Türkiye’nin bu konulardaki değişimine katkı sağladığını düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Katkı sağladığı tartışmasızdır. Ne kadar sağladığı tabii ki tartışılır. Türkiye’de 80 darbesi sonrası ve dünyada da soğuk savaş sonrası yükselen demokratikleşme, insan hakları değerleri ve sivil toplumun güçlenmesi bağlamında Agos’u değerlendirmek daha sağlıklı olur elbette. Ama hangi bağlamda okursak okuyalım, kurulduğu dönemin şartları düşünüldüğünde, Türkiyeli Ermenilerin ve bir avuç Türkiyeli demokratın beklenmedik ölçüde güçlü bir katkısıdır Agos. Elbette bunda Hrant Dink’in rolü tartışılamaz.</p>
<p><strong>Agos’un kuruluş fikrinde yalnızca bir yayıncılık iddiası değil, aynı zamanda bir var olma ve görünür olma mücadelesi vardı. Sizce o mücadele bugün ne durumda?</strong></p>
<p>Mücadele değişerek dönüşerek devam ediyor. Babamın öldürülmesi ile Agos çok büyük bir kayıp yaşadı, çok güçlü bir darbe aldı, mücadele edilmesi gereken zorlu bir süreç daha başladı. Hrant Dink Vakfı’nı kurarak, cenaze sonrası biriken dayanışma duygularının bir kısmını o sayede kurumsallaştırmaya gayret ettik. Böylece hem mücadele alanını büyüttük hem de bir gazete için kaldırılamaz olan yüklerin bir kısmını aktarabildik. Mücadeleden hiç vazgeçmeyen Hrant’ın Arkadaşları mahkeme önlerinde, meydanlarda adalet talebini yükseltmeye devam ediyorlar. Avukat arkadaşlarımız da kasten dağınık tutulmaya çalışılmış hem Türkiye’nin çeşitli illerine yayılmış hem de zamana yayılmak istenmiş bir davayı yılmadan usanmadan takip etmeye devam ettiler. Bu mücadele devam ederken başka darbeler de aldık. Dostlarımızı kaybettik. Avukat Hakan Bakırcıoğlu’nu tekrar anmak isterim. Daha öncesinde Hakan Karadağ’ı, Yücel Sayman’ı anmak isterim. Aydın Abi’yi, Aydın Engin’i anmak isterim. Diğer taraftan Baronumuzu kaybettik, Sarkis Seropyan’ı… Her biri ortak bir mücadelenin başka alanlardaki hafızalarıydı aynı zamanda. Sayamayacağım daha birçok kaybımıza rağmen mücadeleye devam ediyoruz.</p>
<p>Agos’a dönecek olursak, yeni çağı anlamaya, yeni dijital mecraları öğrenmeye ve kaynaklarımız ölçüsünde kullanmaya gayret ediyoruz. Kâh kendiliğinden, kâh davetimiz üzerine koşup gelen gazeteci dostlarımızla Agos’u büyütüyoruz. Önce internet sitemizi yeniledik, insan kaynağımız elverdiği ölçüde yeni içerikler, yeni köşeler ve haberlerle zenginleştirmeyi planladık. 30 yıllık gazete arşivimizi erişilebilir hale getirdik. Yeni WhatsApp kanalını faaliyete geçirdik. E-bülten altyapımızı kurduk, çok yakında haftalık bültenlerimizle de okura erişimimizi arttıracağız. Sonrasında diğer sosyal medya mecralarında Agos’un varlığını güçlendireceğiz. Aktif bir YouTube kanalı için de hazırlıklarımıza başladık. Tüm bunlar kuruluşundaki heyecanından ve niyetinden taviz vermeden gönüllü bir emekle örgütleniyor. Bugüne kadar emek dökmüş ve emek dökmeye devam eden herkese de teşekkür etmek isterim. Bütün bu emeğin tek beklentisi daha çok okunmak ve paylaşılmak.</p>
<p><strong>Agos, yalnızca Ermeni toplumuna değil, Türkiye toplumuna da hitap eden bir mecra oldu. Türkiye, Agos’un anlattıklarını gerçekten duydu mu? Yoksa sadece belli dönemlerde mi kulak verdi?</strong></p>
<p>Evet, genelde belli gündemlerde Agos’a daha çok kulak kabartıldığı doğru. Genelde çuvaldızı da iğneyi de kendimize batırmak daha faydalı olur. Yeterince duyulmuyorsak eksiklik bizdedir.</p>
<p><strong>Agos’un bugün genç kuşaklar için anlamı sizce ne?</strong></p>
<p>Genç kuşaklar da yekpare değiller. Bugün örgütlü veya örgütsüz politik diyebileceğim genç okur, zaten Agos’u tanıyor, biliyor ve gerekli gördüğünde de takip ediyor. Agos çoğu için dünya ölçeğinde saygınlığı ve güvenilirliği olan bir mecra. Bazısı zaman zaman gelip üretime katılıyor, haber veya izlenim yazıyor, röportaj yapıyor. Takip ediyor, paylaşıyor. Kimisi ödevi konusunda tezi konusunda yardım alıyor. Kimisi bitirdiği tezinden ilgili gördüğü parçaları uyarlayıp yayınlama fırsatı buluyor.</p>
<p>Onlar Agos’un kapısının da penceresinin de taze havaya her zaman açık olduğunu ve bunu talep ettiğini biliyorlar. Agos gençler için hata yapmaya açık, herkesin birlikte öğrendiği amatör ruhunu hiç kaybetmemiş, ama işini ciddiye alan, tüm dünyada ilginç bir okur çeşitliliğine sahip, habercisinden, muhabirine, fotoğrafçısından, çizerine alanında usta kişilerle temas kurabilecekleri, mesleğin gerektirdiği usta-çırak ilişkisi dışında hiyerarşi tanımayan, patronsuz, birlikte öğrenip üretebilecekleri nadir alanlardan biri.</p>
<p>İlginç bulmayanlar için de daha ilginç kılmak, duymayanlara duyurmak bizim görevimiz tabi ki. Gençlerin fırsat buldukça kendi başlarına kendileri için üretebilecekleri özel bölümler oluşturmak da hedeflerimiz arasında.</p>
<p>Murat Sabuncuoğlu imzalı <a href="https://t24.com.tr/yazarlar/murat-sabuncu/arat-dink-babam-bir-programa-ciktiginda-her-zaman-kaygiyla-televizyonun-etrafinda-deli-dana-gibi-dolasirdim-belki-kaliriz-yerine-hadi-gidiyoruz-buradan-demeliydik,54631#goog_rewarded" target="_blank" rel="nofollow noopener">röportajın</a> tamamına buradan ulaşabilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Uçurumun eşiğinden dönüldü”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ucurumun-esiginden-donuldu-40076</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/08/ucurumun-esiginden-donuldu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ucurumun-esiginden-donuldu-40076</guid><description><![CDATA[Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, ABD-İran ateşkesinin “uçurumdan dönüş” olduğunu söylerken, Birleşmiş Milletler, Avrupa liderleri ve Azerbaycan, anlaşmanın kalıcı barış için fırsat sunduğunu vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD ile İran arasında ilân edilen 15 günlük ateşkese, uluslararası toplumdan destek mesajları geldi. Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve çeşitli ülke liderleri, anlaşmanın gerilimi düşürmek ve kalıcı çözüm için fırsat sunduğunu belirtti.</p>
<p>Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, dijital medya hesabından yaptığı açıklamada, ateşkesin haftalar süren gerilimin ardından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.</p>
<h4>“Uçurumun eşiğinden geri dönüldü”</h4>
<p>Kallas, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"ABD ile İran arasında varılan ateşkes anlaşması, haftalar boyunca devam eden gerginliğin ardından uçurumun eşiğinden geri dönülmesi anlamına geliyor. Bu anlaşma tehditlerin hafifletilmesi, füze saldırılarının durdurulması, deniz taşımacılığının yeniden başlatılması ve kalıcı bir anlaşmaya yönelik diplomasi için zemin hazırlanması açısından çok ihtiyaç duyulan bir fırsat sunuyor. Hürmüz Boğazı yeniden geçişe açılmalıdır. Pakistan Dışişleri Bakanı Ishaq Dar ile görüştüm ve bu anlaşmayı sağladığı için kendisine teşekkür ettim. Savaşın temel nedenleri hâlâ çözüme kavuşturulmadığı için arabuluculuk kapısı açık kalmalıdır. AB bu çabaları desteklemeye hazırdır ve bölgedeki ortaklarıyla temas halindedir. Bugün Suudi Arabistan'da bu konuyu görüşeceğim."</p>
<h4>Ukrayna’dan destek mesajı</h4>
<p>Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha da, ateşkes anlaşmasını ve Pakistan’ın arabuluculuğunu memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Sibiha, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: "Başkan Trump ile İran rejimi arasında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve ateşkes ilan edilmesi konusundaki anlaşmayı ve Pakistan'ın arabuluculuğunu memnuniyetle karşılıyoruz. Amerika'nın kararlılığı sonuç veriyor. Moskova'yı ateşkes ilan etmeye ve Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmeye zorlayacak kararlı adımların atılmasının zamanının geldiğine inanıyoruz."</p>
<h4>“Bu adımın bölgede kalıcı bir barışın önünü açması gerek”</h4>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ise iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladığını açıkladı. BM Sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada, Guterres’in Ortadoğu’daki tüm taraflara uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uyma ve ateşkes şartlarına riayet etme çağrısında bulunduğu aktarıldı. Açıklamada, bu adımın bölgede kalıcı ve kapsamlı bir barışın önünü açması gerektiği vurgulandı. Guterres ayrıca, ateşkesin sağlanmasında arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan başta olmak üzere katkı sunan ülkelere “içten takdirlerini” iletti.</p>
<h4>Almanya: Memnuniyetle karşıladık</h4>
<p>Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD ile İran arasındaki 15 günlük ateşkese ilişkin açıklama yaptı. Merz, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları paylaştı: "Dün gece ABD ile İran arasında mutabık kalınan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşılıyorum. Arabuluculuğundan dolayı Pakistan'a teşekkür ederiz. Şu andaki hedef, savaşın kalıcı bir şekilde sona ermesi için müzakere etmektir. Bu konuda ortaklarımızla yakın iş birliği içindeyiz."</p>
<p>Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, ABD ile İran arasındaki 15 günlük ateşkese ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bakanlık açıklamasında, "ABD ile İran arasında ilan edilen ateşkesi memnuniyetle karşılıyoruz. Bu ateşkesin sağlanmasında arabuluculuk yapan tarafların çabalarını büyük takdirle karşılıyoruz. Ateşkesin, bölgedeki gerginliğin azaltılmasına ve kalıcı barış ile istikrarın tesis edilmesine katkıda bulunmasını ümit ediyoruz. Tarafları mevcut sorunları çözmeyi ve karşılıklı güveni inşa etmeyi amaçlayan yapıcı bir diyaloga girmeye davet ediyoruz. Azerbaycan, bölgede kalıcı barış, güvenlik ve iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan girişimleri desteklemeye hazırdır" ifadelerine yer verildi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İran 10 maddelik şartını açıkladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iran-10-maddelik-sartini-acikladi-40075</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/08/iran-10-maddelik-sartini-acikladi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iran-10-maddelik-sartini-acikladi-40075</guid><description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, 8 Nisan gecesi İran’a, Pakistan’ın iki haftalık ateşkes önerisini kabul ettiğini açıkladı. İran yönetimi ise 10 maddelik şartını açıkladı, Pakistan’da ABD ile yapılacak müzakerelerde, “sahadaki zaferi siyasi alanda da tescil etmeyi” hedeflediğini duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump, 8 Nisan gecesi İran’a Türkiye saatiyle 03.00’e kadar verdiği mühlete bir buçuk saat kala, Pakistan’ın iki haftalık ateşkes önerisini kabul ettiğini açıkladı.</p>
<p>Trump, Truth Social’daki açıklamasında da İran’daki askeri hedeflerine zaten ulaştıklarını savunup, ‘uzun vadeli bir barış’a yakın olduklarını belirtti. ABD Başkanı, “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz” dedi.</p>
<p>İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği, hem Trump’ın da bahsettiği bu 10 maddeyi açıkladı hem de hedefini:</p>
<p>“İran savaştaki hedeflerine ulaştı. Lider Mücteba Hamaney ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onayıyla nihai hale getirilmesi için müzakerelerin İslamabad’da yapılmasına karar verilmiştir. Bu müzakerelerin en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılması ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescil edilmesi hedeflenmektedir.”</p>
<p>ABD tarafından sunulan tüm planlar reddedildi. Tahran yönetiminin sunduğu 10 madde şunların onaylanmasını kapsıyor:</p>
<p>Hürmüz Boğazı’ndan geçişin, İran Silahlı Kuvvetleri’yle koordinasyon içinde kontrollü şekilde yapılması,</p>
<p>Direniş ekseninin tüm unsurlarına karşı yürütülen savaşın sona erdirilmesi,</p>
<p>ABD savaş güçlerinin bölgedeki tüm üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi,<br><br>Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi garantiye alacak ve mutabakata varılan protokolle İran’ın hakimiyetini sağlayacak bir geçiş düzenlemesinin oluşturulması,<br><br>İran’a verilen zararların hesaplamalara göre tamamen tazmin edilmesi,<br><br>Tüm birincil ve ikincil yaptırımlarla, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının kaldırılması,<br><br>İran’ın yurt dışındaki bloke edilmiş tüm varlık ve mali kaynaklarının serbest bırakılması,<br><br>Tüm maddelerin bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla onaylanması.</p>
<h4>‘Parmağımız tetikte’</h4>
<p>Müzakereler ABD tarafına “tam bir güvensizlik” içinde, 10 Nisan’da İslamabad’da başlayacak. Görüşmelerin 15 gün içerisinde tamamlanması hedefleniyor.</p>
<p>Tarafların mutabakatıyla bu süre uzatılabilir. Parmağımız tetikte. Düşmandan gelebilecek en küçük bir hataya dahi güçlü şekilde karşılık verilecektir.”</p>
<h4>Ne oldu?<strong> </strong></h4>
<p>Trump, Hürmüz Boğazı’nı 48 saatte açmaması durumunda, “İran’a cehennemi yaşatmakla” tehdit etmiş, 5 Nisan’daki açıklamasında sürenin bugün ABD Doğu Yakası saatiyle 20:00’de (Türkiye saatiyle 8 Nisan Çarşamba, 03:00) biteceğini yazmıştı.</p>
<p>ABD Başkanı, sürenin bitmesine saatler kala Truth Social paylaşımında tehdit dozunu artırarak, “Bu gece koca bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum ama muhtemelen olacak” demişti.</p>
<p>Son olarak Fox News’e konuşan Trump, söz konusu açıklamasıyla ilgili, “Saat 20.00’de o iş olacak” diye konuşmuştu.</p>
<p>Saat yaklaşırken ABD ile İran arasındaki iletişimi sağlayan aracı ülke konumundaki Pakistan’ın başbakanı Şerif, Trump’ı İran’a verdiği mühleti iki hafta uzatmaya, İran yönetimineyse Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açmaya çağırdı.</p>
<p>ABD merkezli CNN’in bölgeden bir kaynağın ifadesine dayandırdığı haberde, ‘yakında her iki taraftan da iyi haberler gelmesinin beklendiği’ ve görüşmeleri Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in bizzat yönetildiği belirtildi.</p>
<p>Trump, gece (8 Nisan) İran’a Türkiye saatiyle 03:00’e kadar verdiği mühlete bir buçuk saat kala Pakistan’ın iki haftalık ateşkes önerisini kabul ettiğini duyurdu.</p>
<p>ABD başkanı, “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı derhal açmayı kabul etmesi şartıyla, İran’a saldırıyı iki hafta için askıya almayı kabul ediyorum” yazdı.</p>
<p>Trump’tan kısa süre sonra İran da ‘saldırıların durması şartıyla’ iki haftalık ateşkesi kabul ettiğini duyurdu. İran Dışişleri Abbas Erakçi, ‘Hürmüz Boğazı’ndan İran ordusuyla koordinasyon halinde geçilebileceğini’ söyledi.</p>
<p>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’la iki haftalık ateşkesi desteklediklerini fakat anlaşmanın Lübnan’ı kapsamadığını söyledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ferman Toroslar’ın eşi Baydzar Toroslar hayatını kaybetti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ferman-toroslarin-esi-baydzar-toroslar-hayatini-kaybetti-40073</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/ferman-toroslarin-esi-baydzar-toroslar-hayatini-kaybetti.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ferman-toroslarin-esi-baydzar-toroslar-hayatini-kaybetti-40073</guid><description><![CDATA[Türkiye’de Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan “Sürgün” kitabıyla bilinen, Hrant Dink’in yakın dostlarından Ferman Toroslar’ın eşi Baydzar Toroslar, New Jersey’de 84 yaşında hayatını kaybetti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ferman Toroslar eşi ile 1956 yılında Diyarbakır’da evlenmişti. Çiftin Gülbenk, Manuk ve Zümrüt adında üç evlatları, üç de torunları bulunuyor.</p>
<p>Yaklaşık üç yıldır sağlık sorunları yaşayan Baydzar Toroslar için 9 Nisan Perşembe  günü New Jersey Surp Vartanants Kilisesi'nde cenaze töreni düzenlenecek. Tören yerel saatle 11.00'de başlayacak. Taziyeler ise  8 Nisan Çarşamba günü yerel saatle 16.00 ile 20.00 arasında Joseph Z Konopka Funeral Home’da (LLC 9046 PalisadePI, North Bergen, NJ, 07047) kabul edilecek.</p>
<p>Ferman  Toroslar 1936'da Bitlis'in Mutki ilçesine bağlı Kerho köyünde doğdu. 1938'de, İskân Kanunu kapsamında ailesiyle birlikte Çorum'un Osmancık kazası, Kızıltepe köyüne sürgün edildi. Aile bu zorunlu yer değiştirmeyle birlikte uzun yıllar çetin şartlar altında sürgün hayatı yaşadı ve sonunda Siirt Kurtalan'a yerleştirildi. 1954 yılında çalışmak üzere İstanbul'a yollanan Ferman Toroslar  daha sonra evlenerek Diyarbakır'a yerleşti. Bütün aile İstanbul'a göç ettiklerinde yıl 1959'du. Ferman Toroslar, çobanlık, işportacılık, esnaflık gibi farklı işlerle hayata tutunmaya çalıştı. Aile 14 yıl önce temelli olarak ABD’ye yerleşti.</p>
<p>Agos olarak Toroslar ailesine başsağlığı ve sabır dileriz. </p>
<p>(<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ferman-toroslarin-surgunu-butun-dislananlarin-oykusu-5027" target="_blank" rel="nofollow noopener">Ayrıca bkz: Ferman Toroslar’ın ‘Sürgün’ü, bütün dışlananların öyküsü- Karin Karakaşlı</a>)<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ferman-toroslarin-surgunu-butun-dislananlarin-oykusu-5027" target="_blank" rel="nofollow noopener"> </a></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trump: Bu gece bir medeniyet yok olacak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-bu-gece-bir-medeniyet-yok-olacak-40072</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/trump-abd-ordusu-henuz-iran-dan-geriye-kalanlari-yok-etmeye-baslamadi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-bu-gece-bir-medeniyet-yok-olacak-40072</guid><description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı bir kez daha tehdit etti. Trump sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum ama muhtemelen olacak" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump bir kere daha sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımla İran'a saldırı tehditinde bulundu.</p>
<p>Trump, Truth Social paylaşım sitesindeki hesanından yaptığı açıklamada "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek" dedi.</p>
<p>Trump paylaşımının tamamında "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum, ama muhtemelen olacak. Ancak, artık farklı, daha akıllı ve daha az radikalleşmiş zihinlerin hakim olduğu tam ve kapsamlı rejim değişimi yaşandığına göre, belki de devrim niteliğinde harika bir şey olabilir, Kim bilir? Bu gece, dünyanın uzun ve karmaşık tarihindeki en önemli anlardan birini yaşayacağız. 47 yıllık gasp, yolsuzluk ve ölüm nihayet sona erecek. Tanrı İran'ın muhteşem halkını korusun!" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Daha önce Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içinde açmaması durumunda İran’ı tehdit eden ABD Başkanı Trump, 5 Nisan'daki sosyal medya paylaşımında "Salı günü ABD Doğu Yakası saatiyle 20.00’de (Türkiye saatiyle 8 Nisan Çarşamba 03.00)" ifadesine yer vermişti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir şüpheli öldürüldü, iki saldırgan yaralı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-supheli-olduruldu-iki-saldirgan-yarali-40070</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/iki-polis-yaralandi-uc-supheli-etkisiz-hale-getirildi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-supheli-olduruldu-iki-saldirgan-yarali-40070</guid><description><![CDATA[Beşiktaş'ta İsrail Konsolosluğu'nun da bulunduğu binanın önünde silahlı çatışma yaşandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır” dedi. İstanbul Valisi Davut Gül de, “Teröristlerden biri öldürüldü. İki terörist de yaralı olarak etkisiz hâle getirildi” açıklamasını yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Beşiktaş'taki İsrail Başkonsolosluğu'da öğle saatlerinde üç kişinin düzenlediği saldırıda, bir saldırgan öldürüldü, iki saldırgan ise yaralı olarak yakalandı. Uzun süre devam eden çatışmada iki polis de hafif yaralandı. </p>
<p>İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada çatışmada polislerden birinin ayağından ve birinin kulağından olmak üzere hafif şekilde yaralandığını bildirdi. Ayrıca bakanlık, saldırganların İzmit’ten araç kiralayarak İstanbul’a geldiklerinin belirlendiği, saldırıda ölen Yunus E. S.’nin terör örgütüyle irtibatı olduğu, yaralı olarak yakalanan Onur Ç. ve Enes Ç.'nin kardeş olduğu ve Onur Ç.’nin uyuşturucu kaydı bulunduğu bilgisine ulaşıldığını belirtti. Açıklamada saldırganların sorgularına devam edildiği kaydedildi.</p>
<h4>Konsoloslukta personel yok</h4>
<p>2023'te İsrail'in Filistin saldırısının başlamasından bu yana yaklaşık 2,5 yıldır konsoloslukta İsrail diplomatik personelinin bulunmadığını açıklandı. İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını eleştiren Türkiye, Kasım 2023'te İsrail'deki büyükelçisini geri çağırmış ve o zamandan beri diplomatik ilişkiler fiilen dondurulmuş durumda. Aynı yılın aynı döneminde, ülke genelinde ve konsolosluk önünde Filistin yanlısı protestoların patlak vermesinin ardından güvenlik endişeleri nedeniyle İsrail diplomatları Türkiye'den ayrıldı. O zamandan beri, konsolosluğun yakınındaki ağır silahlı polis bekliyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı, silahlı saldırılar sırasında konsoloslukta hiçbir personelin bulunmadığını doğruladı.</p>
<h4>Açıklamalar</h4>
<p>Olaya ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, şunları paylaştı:</p>
<p>"İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde bulunan İsrail Konsolosluğu çevresinde meydana gelen silah sesi ihbarlarına ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında bir başsavcı vekili ile iki cumhuriyet savcısı görevlendirilmiş; cumhuriyet savcılarımız ivedilikle olay yerine intikal ederek incelemelere başlamıştır. Olayın tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığımızın koordinesinde, ilgili kolluk birimleriyle birlikte çalışmalar sürdürülmekte olup, soruşturma titizlikle ve çok yönlü olarak yürütülmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."</p>
<p>İstanbul Valisi Davut Gül de, “Saldırı neticesinde iki polisimiz hafif şekilde yaralandı. Teröristlerden biri öldürüldü. İki terörist de yaralı olarak etkisiz hâle getirildi. Ölenlerin kimlik tespiti çalışmaları devam ediyor. Bağlantı ve diğer konuları hakkında emniyetimiz çalışıyor” açıklamasını yaptı.</p>
<p>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin açıklaması ise şöyle: "İstanbul’da Yapı Kredi Plaza Blokları önünde görev yapan polislerimizle silahlı çatışmaya giren 3 kişi etkisiz hale getirilmiştir. Çatışmada iki kahraman polisimiz hafif yaralanmıştır Teröristlerin, kimlikleri tespit edilmiştir. İzmit’ten kiralık araçla İstanbul’a geldikleri tespit edilen şahıslardan birinin dini istismar eden örgüt irtibatı olduğu; 2’si kardeş olan 2 teröristten birinin de uyuşturucu kaydı olduğu belirlenmiştir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İranlı sanatçıdan santral önünde müzikli eylem]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iranli-sanatcidan-santral-onunde-muzikli-eylem-40069</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/iranli-sanatcidan-santral-onunde-muzikli-eylem.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iranli-sanatcidan-santral-onunde-muzikli-eylem-40069</guid><description><![CDATA[İran'ın ünlü müzisyenlerinden tar sanatçısı Ali Ghamsari,  ABD ve İsrail’in altyapı tehditlerine karşı Damavand Enerji Santrali önünde müzikle direniş başlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İranlı sanatçı Ali Ghamsari, İsrail’in İran’ın altyapısını hedef alan saldırılarına ve ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerine tepki göstermek için Demavend Elektrik Santrali önünde oturma eylemi başlatarak tar çaldı.</p>
<p>Performans, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik sert açıklamalarının ardından geldi. Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaması halinde ülkenin elektrik santralleri ve köprülerini hedef alacak geniş çaplı saldırılar düzenleyebileceklerini söylemişti.</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="en">Renowned Iranian composer, Ali Ghamsari and tar virtuoso, announced he will stay at the Damavand Combined Cycle Power Plant. <br><br>His plan: Create music there as a symbolic effort to shield Iran's infrastructure from attack. <a href="https://t.co/rSHRK6Us4Y">pic.twitter.com/rSHRK6Us4Y</a></p>
— Iran Screenshot (@iranscreenshot) <a href="https://twitter.com/iranscreenshot/status/2041135323246133427?ref_src=twsrc%5Etfw">April 6, 2026</a></blockquote>
<p>Sanatçı Ghamsari, "Bu santral saldırı tehdidi altında. Umarım müziğimin sesi barışa katkı sağlar ve insanların evlerindeki ışıklar sönmez" sözleriyle eylemini anlattı. İranlı yetkililer de sivil altyapının korunması için çağrıda bulunarak, yurttaşları enerji tesisleri etrafında “insan zinciri” oluşturmaya davet etti.</p>
<p>Öte yandan İranlı yetkililer de sivil altyapının korunması için çağrıda bulundu. İran Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Alireza Rahimi, vatandaşları enerji tesisleri etrafında “insan zinciri” oluşturmaya davet ederek “Sivil hedeflere saldırı savaş suçudur” dedi.</p>
<p>Kaynak: İlke TV</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bahçeli: Yasal düzenlemelerin Meclis’e taşınması memnuniyet verici]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bahceli-yasal-duzenlemelerin-meclise-tasinmasi-memnuniyet-verici-40067</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/bahceli-yasal-duzenlemelerin-meclise-tasinmasi-memnuniyet-verici.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bahceli-yasal-duzenlemelerin-meclise-tasinmasi-memnuniyet-verici-40067</guid><description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Bugün gelinen noktada, yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa çalışması olarak taşınacak olgunluğa erişmesi memnuniyet vericidir. Biz diyoruz ki barış teslimiyet değildir. Barış, taviz değildir. Barış, milletin onurunu koruyarak, devletin gücünü muhafaza ederek sağlanan bir dengedir. Bu ruh yaşadıkça ne fitne kazanacak, ne ihanet galip gelecektir” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grup Toplantısında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Bahçeli, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>"Dünyada değerler sisteminin çöktüğü, büyük anlatıların iflas ettiği tarihi dönemeçteyiz. Küresel düzenin derin şekilde sarsıldığı bu dönemde kararlarımızı bu gerçekle, ortak sorumlulukla almalıyız. Tarihin kopuş anlarında en etkili güvenlik, milli birlik içinde ortak iradeye dayanan güvenliktir. Bu hepimizin ahlaki ve vicdani sorumluluğu. Yaşanılan çatışmalar eskinin tam olarak öldüğünü, yeninin ise henüz doğmadığını gösteriyor. Bu da tam olarak kriz durumudur. Her kriz dönemi bir eşiktir.</p>
<p>Küresel örgütler işlevselliğini yitirmiş ve çözüm üretme kabiliyetini kaybetti. Trump ve Netanyahu, zora dayanan hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve hata etmişlerdir. Bu hatalarına devam etmekteler. Söz varlığı tükenmiş ve batılı akıl için yolun sonu görünmüştür. Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı tartışmalar karşısında, Trump yönetimi gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır.</p>
<p>Geçen 20 yıl içinde ayak seslerini duyduğumuz yeni dünya düzeni, bugün bir kaos olarak karşımıza çıkmakta. Bu kaos, insanlığı etkilemekte, istikrarsızlık dünyayı derinden sarsmakta. Bugünkü dünya durumu, fetret dönemini andırmakta. Geçmişin çatışmacı günlerine götürmektedir. Sıcak çatışmalar her geçen gün daha da derinleşmekte. Savaş 39’uncu gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte. İran'a karşı yapılan saldırılar her geçen gün can kaybını arıtmakta ve altyapı tahribatını giderek büyütmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen İran halkının dayanıklılığı dünyanın dikkatini üzerine çekmiştir.</p>
<p>Bu direniş iradesi, uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı odaklı çatışma, dünyada da bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir. Hürmüz Boğazı’nda son haftalarda yaşanan gelişmeler, dar bir geçiş hattına özgü sorundan ziyade, küresel enerji düzeninin ne denli hassas hale geldiğini ortaya koymuştur.</p>
<h4>Komisyon çalışması devlet ciddiyeti içerisinde sonuçlandı</h4>
<p>17 Mayıs 2025 tarihinde, ‘Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Bir kanat Öcalan’ın yaptığı çağrı ve gelinen fesih kararıyla kendisini gösterdi. İki, kanadı millet olarak hep birlikte gövdeye getirmeliyiz’ demiştim. Barış, ancak iki kanadın ahenkle çırpılmasıyla, milletin tamamının aynı istikamete yönelmesiyle yükselebilir. O gün ifade ettiğimiz gibi, bu kanatlardan biri; terörün gölgesinde şekillenmiş yapıların fesih kararı ve yapılan çağrılarla kendisini göstermişti. Asıl olan ikinci kanat ise aziz Türk milletinin bizatihi kendisidir gerçeğinden hareketle, milli iradenin merkezi olan TBMM’de yapılan komisyon çalışması büyük bir olgunluk, yüksek bir sorumluluk bilinci ve devlet ciddiyeti içerisinde sonuçlanmıştır.</p>
<p>Bu tablo, milli iradenin tecelligâhı olan gazi Meclis’imizin tarihi sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdiğinin de açık bir göstergesidir. Terörsüz Türkiye sürecinde ortaya konan bu güçlü siyasi irade, milletimizi çok yoran bu sorundan kurtulacağımızın da net göstergesi olmaktadır. Zira bu konu günübirlik tartışmaların ötesinde, milletin bekasına, devletin istikbaline ve toplumsal huzurun teminine dair stratejik bir meseledir. Terörsüz Türkiye, doğru zamanda atılan doğru bir adımdır. Tarihi önemde bir dönüm noktasıdır. Akıl, vizyon, emek, sabır ve itinayla, vatan ve millet aşkıyla, devlet – millet dayanışması ile yürütülen hayırlı bir sürecin de ürünü olacaktır.</p>
<p>Terörsüz Türkiye, milletimizin özlemle beklediği bir gelişme, daha müreffeh ve huzurlu bir geleceğin müjdesi, kalıcı barışın, umudun, lider ülke Türkiye’nin habercisidir. Bugün gelinen noktada, yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa çalışması olarak taşınacak olgunluğa erişmesi memnuniyet vericidir. Dünyanın ve bölgemizin ciddi kırılmalarla, risklerle ve jeopolitik sarsıntılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde, kendi iç bünyemizin tahkimi, milli birliğimizin güçlendirilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlamlaştırılması, ertelenemez bir zaruret hâlini almıştır.</p>
<h4>Barış, taviz değildir</h4>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu süreçte aldığı inisiyatif, millet adına son derece dikkatli, son derece titiz ve sorumluluk bilinci yüksek bir şekilde yürütülmektedir. Bu tabloyu yakından takip ediyor, yapılan çalışmaları yakından izliyor ve gereken her hassasiyetin gösterilmesini elzem görüyoruz. Bu meselede hiçbir boşluk, hiçbir ihmal ve hiçbir zafiyetin kabulü mümkün değildir. Biz diyoruz ki barış teslimiyet değildir. Barış, taviz değildir. Barış, milletin onurunu koruyarak, devletin gücünü muhafaza ederek sağlanan bir dengedir.</p>
<p>Barış, adaletin, kardeşliğin ve milli varlığın birlikte yükseldiği bir ülküdür. Türkiye Cumhuriyeti, köklü kardeşliğin, güçlü geleceğin, ortak kaderin ve sarsılmaz birlik ruhunun en sağlam teminatıdır. Bu teminat, dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır; yarın da ilelebet payidar kalacaktır. Ve ben bir kez daha söylüyorum: Bu aziz milletin birliğini bozmaya, kardeşliğimizi zedelemeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu ruh yaşadıkça ne fitne kazanacak, ne ihanet galip gelecektir.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[COP31’e doğru: Çevre kirliliği, gıda güvencesizliği, eğitim adaleti ve çocuklar]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cop31e-dogru-cevre-kirliligi-gida-guvencesizligi-egitim-adaleti-ve-cocuklar-40068</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/04/07/cop31e-dogru-cevre-kirliligi-gida-guvencesizligi-egitim-adaleti-ve-cocuklar.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cop31e-dogru-cevre-kirliligi-gida-guvencesizligi-egitim-adaleti-ve-cocuklar-40068</guid><description><![CDATA[Eğitimde eşitlik, her çocuğa aynı kaynağı (örneğin aynı kitabı veya aynı sürede dersi) sunmakken; eğitimde adalet, her çocuğun potansiyelini gerçekleştirebilmesi için ihtiyaç duyduğu desteği ona sunmaktır. Örneğin, yoksul mahallelerdeki okullara daha fazla bütçe ayrılması veya ücretsiz okul yemeği sağlanması, eğitimde adaleti gözeten bir müdahaledir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>9-20 Kasım 2026 arasında Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31) ana gündem maddeleri arasında, hayatı derinden etkileyen sorunların ne ölçüde yer alacağı ve bunların bir değişime yol açacak şekilde tartışılıp tartışılmayacağı sorusuna olumlu bir yanıt vermek çok zor.</p>
<p>COP31 toplantısı öncesinde, pek çok kentte toplantıya hazırlık kapsamında çevre kirliliği, mülksüzleştirme, yoksulluk ve sağlık gibi halkın gündeminde yer alan meseleleri tartışmak ve bu alanlarda politikalar belirlemek amacıyla inisiyatifler oluşturuldu.</p>
<p>Geçmişte yapılan COP toplantılarında alınan kararların genellikle "yasal olarak bağlayıcılığı olmayan" temenniler düzeyinde kaldığı aşikâr. Bu tür zirvelerin yerel halkların ve kırılgan grupların ihtiyaçlarından ziyade, küresel sermaye odaklı "yeşil ekonomi" politikalarına öncelik verdiği yönünde güçlü eleştiriler de hepimizin malumu. Antalya COP31 sürecinde de benzer bir risk bulunuyor. Bu nedenle sivil inisiyatiflerin akademik verilerle desteklenen gündem oluşturma çabaları, hangi meselelerin daha hayati olduğunu tartışmak ve kamusal bir gündem oluşturabilmek için kritik önem taşıyor.</p>
<p>Son yıllarda çeşitli akademik disiplinlerde ciddi bir tartışma konusu olarak öne çıkan, çocukların gelişim bozucu toksik kimyasal maddelere maruz kalması sorununa dikkat çekerek COP31 toplantısı için yapılan hazırlıklara katkı sunmak istiyorum.</p>
<p>İklim krizinin yıkıcı etkilerini tartışırken; sessiz, derinden ilerleyen ve gelecek nesillerin yaşamını karartan bir başka krizle, yani 'toksik kimyasal kuşatması' ile karşı karşıyayız.</p>
<p>COP31 süreci yaklaşırken çocukların bu kimyasallar karşısındaki biyolojik kırılganlığını, sağlıklı bir yaşam sürme potansiyellerinin aşındırılmasını ve özellikle de bilişsel becerilerindeki gerilemeyi tartışmalarımızın odağına taşımalıyız.</p>
<p>Bu hayati gereklilikten yola çıkarak, çocukların maruz kaldığı sessiz tehdidi somut verilerle ortaya koyan ve çözüm yollarını tartışmaya açan kapsamlı bir çalışma kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p>Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV) bünyesinde hazırlanan “Kurşuna Karşı Bir Öğün: Çocukları Gelişim Bozucu Toksik Maddelerden Korumak ve Eğitim Adaletini Güçlendirmek” başlıklı rapor, 13 Nisan Pazartesi saat 13.00’te bianet İstanbul ofisinde kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p>BAYETAV tarafından hazırlanan rapor, kurşun maruziyeti odağında, gelişim bozucu toksik kimyasal maddelerin sadece teknik bir çevre sorunu değil yoksulluk, gıda güvencesizliği ve yapısal adaletsizliklerin bir yansıması olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyuyor.</p>
<p>Rapor, çeşitli çözüm önerilerinin yanı sıra yoksulluk ve gıda güvencesizliği kıskacındaki çocuklarda toksik kimyasal maruziyetini azaltıcı bir kamusal önlem olarak ücretsiz okul yemeği programlarını da ele alıyor.</p>
<p>Çevre kirliliği ve gıda güvencesizliği, çocukların yalnızca fiziksel sağlığını etkilemekle kalmıyor; bilişsel gelişimlerini ve akademik başarılarını da doğrudan baltalayarak eğitim haklarını, eğitimde eşitliği ve adaleti sistematik biçimde aşındırıyor.</p>
<p>Eğitimde eşitlik, her çocuğa aynı kaynağı (örneğin aynı kitabı veya aynı sürede dersi) sunmakken; eğitimde adalet, her çocuğun potansiyelini gerçekleştirebilmesi için ihtiyaç duyduğu desteği ona sunmaktır. Örneğin, yoksul mahallelerdeki okullara daha fazla bütçe ayrılması veya ücretsiz okul yemeği sağlanması, eğitimde adaleti gözeten bir müdahaledir.</p>
<p>Sistemin bu 'ihtiyaç' farklarını görmezden gelerek herkese aynı kalıbı dayatması, sosyolojik düzlemde eşitsizliğin yeniden üretilmesine hizmet eder.</p>
<p>Pierre Bourdieu, eğitim sistemini tarafsız değil, üst sınıfların "kültürel sermayesini" (dil kullanımı, genel kültür, alışkanlıklar) ödüllendiren bir yapı olarak niteler. Ailesinden akademik başarıya elverişli maddi, dilsel ve kültürel birikimi alarak gelen bir çocuğun, bu birikime sahip olmayan bir çocuk karşısında okulun ilk gününden itibaren avantajlı olduğunu; eğitim sisteminin de bu farkı kapatmak yerine, bunu "doğuştan gelen yetenek" olarak kodlayarak eşitsizliği meşrulaştırdığını dile getirir.</p>
<p>Yıllar önce yapılmış bu önemli tespite, günümüz koşullarını dikkate alarak, çocukların yaşadığı toksik çevrenin eğitim adaletsizliğinde oynadığı önemli rolü de eklemek gerekir.</p>
<p>Halk sağlığı bakış açısından çevre, bedenimiz dışında kalan her şeydir.</p>
<p>Yediğimiz gıdalar, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, temas ettiğimiz ortam, ev ve iş koşulları, yaşadığımız mahalle, kent… Bunların tümü bedenimizi saran çevreyi oluşturur.</p>
<p>Yaşadığımız çevrenin ne ölçüde kirletildiği, aşındırıldığı ya da tahrip edildiği ile eğitim adaleti arasında sıkı bağlantılar vardır.</p>
<p>Çevre kirliliği, aynı zamanda bir eğitim adaletsizliği sorunudur.</p>
<p>Kirli bir çevre, insan sağlığı için tehdit oluşturan çeşitli toksik kimyasal maddeler içerir.</p>
<p>Bu kimyasal maddelerden en büyük zararı çocuklar görür.</p>
<p>Çocuklar, anne karnında başlayıp ergenlik çağının sonlarına kadar uzanan, yani büyüme ve gelişmenin, özellikle de nörolojik gelişimin en dinamik olduğu zaman diliminde, çevresel toksik kimyasallara karşı son derece hassastır.</p>
<p>Çocukların metabolizmaları toksik kimyasal maddeleri zararsız hale getirme açısından yetişkinlerden farklı çalışır; örneğin, bünyelerine giren toksik kimyasal maddeleri vücutlarından daha uzun sürede atabilirler.</p>
<p>Toksik kimyasallar, çocukların sindirim sisteminden yetişkinlere kıyasla daha fazla emilir.</p>
<p>Birim zamanda daha fazla soluk alıp verdikleri için havadaki kirleticilere yetişkinlerden daha fazla maruz kalırlar.</p>
<p>Küçük çocukların ellerine geçen nesneleri doğal bir davranış kalıbı olarak ağızlarına götürmesi, o nesnelerde bulunabilecek toksik kimyasallara daha fazla maruz kalmalarına yol açar.</p>
<p>Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama basitçe şu söylenebilir: Çocuklar küçük yetişkinler değildir; toksik kimyasal maddeler fiziksel ve zihinsel gelişimlerine yetişkinlere kıyasla çok daha fazla ve kalıcı olabilen zararlar verir. Özellikle nörolojik gelişime zarar veren toksik kimyasal maddeler, yol açtığı sorunlarla çocukların eğitim başarısı ciddi şekilde geriletebilir.</p>
<p>Örneğin, kurşun gibi ağır metallere maruz kalmak çocuklarda nöronal bağlantıların sağlıklı biçimde kurulmasını engeller.</p>
<p>Düşük dozlarda kurşun maruziyeti bile; dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu, hiperaktivite, dürtüsellik ve IQ puanlarında düşüşle sıkı bir şekilde ilişkilendirilmiştir.</p>
<p>Toksik kimyasal maruziyetinin yol açtığı ya da şiddetlendirdiği bu bilişsel gerileme, çocuğu okul ortamında akranlarına göre dezavantajlı bir konuma iter.</p>
<p>Çevre kirliliği ve gıda güvencesizliği bir toplumda rastgele dağılmaz; çocukların gelişim bozucu toksik kimyasal maddelere maruz kalması da tesadüf değildir. Bu sorunlar genellikle yoksul mahallelerde ve sanayi bölgelerine yakın yerleşimlerde yoğunlaşır.</p>
<p>Bu bağlamda, çocukların gelişimini tehdit eden bu toksik maruziyeti sonlandırmak sadece bir halk sağlığı meselesi değil; her çocuğun zihinsel potansiyelini korumayı hedefleyen, sınıfsal uçurumları reddeden ve en temelinde 'bilişsel adaleti' tesis etmeyi amaçlayan bir hak mücadelesidir. Bu mücadelenin çerçevesi ya da bileşenleri de epeyce geniştir, bir toplumda hak mücadelesi veren her yurttaşı ve örgütü yakından ilgilendirir.</p>
<p>Dile getirdiğim bu sorun yumağını çözebilecek, hayata geçirilmesi mümkün pek çok kamusal çözüm mevcuttur. Örneğin, okullarda sunulan ücretsiz ve nitelikli bir öğün yemek sadece açlığı gidermekle kalmaz; aynı zamanda kurşun gibi çevresel toksik maddelerin vücut tarafından emilimini zorlaştıran biyolojik bir kalkan işlevi görür.</p>
<p>Ülkemizde, gelişimin en dinamik olduğu 0-14 yaş aralığında en az 18 milyon çocuk yaşıyor.</p>
<p>Onların yaşamları için kritik önem taşıyan, geleceklerini riske sokan gelişim bozucu toksik kimyasal madde maruziyeti sorununu kamusal tartışmaya açmak; bu konudaki sessizliği, görmezden gelme ya da görememe halini kırmak, meseleye kapsamlı çözüm getirecek kamusal bir politika oluşturmak gerekiyor.</p>
<p>Ama önce bir tartışma başlatmalıyız…</p>
<div class="box-15">
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong><span style="color: rgb(22, 145, 121);">DUYURU</span></strong></span></p>
<p>BAYETAV’ın <strong>“</strong>Kurşuna Karşı Bir Öğün: Çocukları Gelişim Bozucu Toksik Maddelerden Korumak ve Eğitim Adaletini Güçlendirmek” raporu, 13 Nisan’da bianet İstanbul ofisinde Atölye Bia’da, saat 13.00’te Bülent Şık tarafından yapılacak bir <a href="https://bianet.org/haber/bayetav-kursuna-karsi-bir-ogun-raporunu-tanitacak-318401" target="_blank" rel="noopener">basın açıklaması</a> ve bilgilendirme sunumuyla kamuoyuna sunulacak.  </p>
<p>15 Nisan’da İstanbul Postane’de, Adil Gıda Topluluğu ile birlikte, raporun içeriğinin ve COP31 süreciyle ilişkilerinin ele alınacağı yüz yüze bir eğitim/söyleşi çalışması yapılacak.</p>
<p>16 ve 18 Nisan tarihlerinde ise, biri hafta içi diğeri hafta sonu olmak üzere, bianet’te yüz yüze ve daha kapsamlı iki eğitim/söyleşi <a href="https://bianet.org/haber/cop31e-dogru-cocuk-haklari-toksik-maruziyet-sifir-kursun-ve-egitim-adaleti-atolyesi-318310" target="_blank" rel="noopener">çalışması</a> daha gerçekleştirilecek.</p>
<p>Çalışmalar, Bülent Şık, Bircan Yalçın ve Sevgi Artuç tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>Her üç etkinliğin temel çerçevesini; COP31 süreci, gelişim bozucu toksik kimyasal maddeler, gıda güvencesizliği, yoksulluk, bakım emeği, çocuk sağlığı ve eğitim adaleti oluşturacak. Elbette çözümleri de konuşacağız.</p>
<p>Bu eğitim çalışmaları, sivil toplumun COP31 sürecinde yürüteceği savunuculuk faaliyetlerine çocuk hakları odaklı bilimsel bir argüman sağlamak ve medyanın bu “sessiz şiddeti” görünür kılmasına destek olmak amacıyla düzenleniyor.</p>
<p>İlgilileri basın açıklamasına ve düzenlenen çalışmalara bekliyoruz.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Üsküdar Belediyesi'ne operasyon: 20 kişi gözaltına alındı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/uskudar-belediyesi-ne-operasyon-20-kisi-gozaltina-alindi-40066</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/uskudar-belediyesi-ne-operasyon-20-kisi-gozaltina-alindi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/uskudar-belediyesi-ne-operasyon-20-kisi-gozaltina-alindi-40066</guid><description><![CDATA[İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı operasyon kapsamında Üsküdar Belediyesi’ne yönelik “yapı ruhsatı ve iskan süreçlerinde rüşvet ve usulsüzlük” iddialarıyla operasyon düzenlendi, 20 kişi gözaltına alındı. Belediye Başkanı Sinem Dedetaş yaptığı ilk açıklamada "Hiçbir hizmet cezasız kalmıyor" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar sürüyor.</p>
<p>Bu sabah,  İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Üsküdar Belediyesi’ne yönelik “yapı ruhsatı ve iskan süreçlerinde rüşvet ve usulsüzlük” iddialarıyla operasyon düzenlendi. Operasyonda belediye yöneticileri ve müteahhitlerin de aralarında olduğu 20 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce yapılan çalışmalar neticesinde, Üsküdar Belediyesi'nde yapı ruhsatı ve iskan ruhsatı sürecindeki usulsüzlük ve rüşvet iddialarına ilişkin İstanbul ve Yalova'da toplam 30 adrese operasyon düzenlendi. Operasyonda İstanbul'da 19 şüpheli ve Yalova'da 1 şüpheli olmak üzere 20 kişi gözaltına alındı.</p>
<h3>Başsavcılıktan açıklama</h3>
<p>Soruşturmaya ilişkin İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı da bir açıklama yaptı. Soruşturmanın Özel Soruşturma Bürosu koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce yapılan çalışmalar neticesinde yürütüldüğü belirtildi. Açıklamada, gözaltına alınan isimlerle ilgili bir dizi yapı ve iskan ruhsatı konusunda suçlamalara yer verildi. "Kent A.Ş. ve Üsküdar Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü arasında kripto ve kapalı devre iletişim ağı olan mail içeriğindeki excel listesinde ada parsellerin bulunduğu her bir satırın karşısına mavi, kırmızı, yeşil ve turuncu olacak şekilde renklendirme yapıldığı..." ibarelerinın de bulunduğu açıklamada, gözaltı ve arama işlemine ilişkin ise şu bölüm yer aldı:</p>
<p>"Üsküdar Belediyesi'nde yapı ruhsatı ve iskan ruhsatı verilmesindeki belirtilen usulsüzlüklere ilişkin rüşvet suçu teşkil edecek eylemlere istinaden İstanbul (19) ve Yalova (1) olmak üzere 2 ilde toplamda 30 adreste 07 Nisan 2026 tarihinde eş zamanlı arama, elkoyma ve gözaltı işlemi gerçekleştirilmiş olup, bu kapsamda toplamda 20 şüpheli şahıs yakalanarak gözaltına alınmış ve çok sayıda dijital materyale el konulmuştur. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığımızca tüm suç türlerinde olduğu gibi Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ile mücadele amacıyla yürütülen soruşturmalar titizlikle ve kararlılıkla devam edecektir."</p>
<h4>Sinem Dedetaş: Hiçbir hizmet cezasız kalmıyor</h4>
<p>Öte yandan gazeteci İsmail Saymaz, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ile sabah saatlerinde görüştüğünü belirterek, belediye başkanının soruşturmadan saat 07.30 sıralarında haberdar olduğunu aktardı. Görüşme sırasında Dedetaş’ın belediyeye gitmekte olduğu ifade edildi. </p>
<p>Saymaz'a konuşan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş yaptığı ilk açıklamada "Hiçbir hizmet cezasız kalmıyor" ifadelerini kullandı. Dedetaş, “Biz göreve geldiğimizde imar ve ruhsat işleri belediyenin tepe kadrosu tarafından idare ediliyordu. Biz bunu yeniden düzenledik ve kesin bir kural olarak herhangi bir imar ya da yapı ruhsatı işlemine ilişkin bağış ya da katkı alınması gibi bir talebi bütünüyle yasakladık. Dolayısıyla bu yönde ne bir talep söz konusu, ne bir bağış alımı söz konusu, ne de herhangi bir katkı talebi söz konusu. Bunların hepsi belediyemizde yasaklanmıştı” dedi.</p>
<div class="box-12">CHP’nin 31 Mart 2024’te kazandığı 32 il belediyesinden altısına operasyon düzenlendi, belediye başkanları gözaltına alındı veya tutuklandı. İstanbul’da CHP’nin kazandığı 26 ilçe belediyesinin 11’inde belediye başkanı tutuklandı, ikisine kayyum atandı, üç belediye ise AKP’ye geçti.</div>
<p>Kaynaklar: Ajanslar</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İnan Güney’in dosyası İBB davasıyla birleştirildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/inan-guneyin-dosyasi-ibb-davasiyla-birlestirildi-40065</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/inan guney.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/inan-guneyin-dosyasi-ibb-davasiyla-birlestirildi-40065</guid><description><![CDATA[İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında hazırlanan iddianamenin, İBB davasıyla birleştirilmesine karar verdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında hazırlanan iddianame, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik açılan dava dosyasıyla birleştirildi.</p>
<p>Yaklaşık yedi aydır tutuklu bulunan Güney’e ilişkin iddianamede, dosyanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” davasıyla birleştirilmesi talep edilmişti.</p>
<p>İddianamede, Ekrem İmamoğlu’nun “örgüt yöneticisi” olmakla suçlandığı İBB davasına atıfta bulunulurken, İBB soruşturmasındaki bazı eylemler de dosyaya dayanak gösterilmişti.</p>
<p>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’e ilişkin dosyanın İBB dosyasıyla birleştirilmesine karar verdi. Bu kararla birlikte, Güney de Silivri’de görülen İBB davasının duruşmalarında, tutuklu sanıklar arasında yer alacak.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ödülü Agos’a 30 yıldır emek veren herkes adına alıyorum"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/odulu-agosa-30-yildir-emek-veren-herkes-adina-aliyorum-40064</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/odulu-agosa-30-yildir-emek-veren-herkes-adina-aliyorum.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/odulu-agosa-30-yildir-emek-veren-herkes-adina-aliyorum-40064</guid><description><![CDATA[Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından ÇGD Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü'ne layık görülen Agos'tan Burcu Karakaş, ödül konuşmasında "Bu sene Uğur Mumcu adına verilen bu ödül, Hrant Dink ve arkadaşlarının kurduğu Agos'a geldi. Yalnızca bu cümle bile bugün tek başına çok şey söylüyor" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş Gazeteciler Derneği'inin (ÇGD), daha önce açıkladığı 2025 Yılı Başarılı Gazeteciler Ödülleri, bu gece Ankara'da Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde yapılan bir törenle sahiplerini buldu. </p>
<p>Agos'ta yayınlanan "<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiyeye-getirilen-ukraynali-yetimlere-yonelik-ihmal-ve-istismar-zinciri-36475" target="_blank" rel="noopener">Türkiye’ye getirilen Ukraynalı yetimlere yönelik ihmal ve istismar zinciri</a>" başlıklı araştırma haberi nedeniyle ÇGD Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü'ne layık görülen Agos gazetesinden Burcu Karakaş, Anna Babinets ve Yanina Korniienko'nu ödülü gazeteci Burcu Karakaş aldı. </p>
<h4>Mumcu'nun ödülü, Dink'in kurduğu Agos'a</h4>
<p>Ödül töreninde konuşan Karakaş, ödülünü 5 Nisan'da 30. yaşını kutlayan Agos'a emek verenler adına aldı. Karakaş, konuşmasında şunları söyledi: </p>
<p>"Bu sene Uğur Mumcu adına verilen bu ödül, Hrant Dink ve arkadaşlarının kurduğu Agos'a geldi. Yalnızca bu cümle bile bugün tek başına çok şey söylüyor. Ben ikisini de sevgi ve hasretle anıyorum. Geçen sene Uğur Mumcu ödülünü alanlardan biri İsmail Arı’ydı. İsmail Arı şu anda içeride. En yakın zamanda, İsmail Arı’nın, Alican Uludağ’ın, Pınar Gayıb’ın, Merdan Yanardağ’ın ve diğer tüm gazeteci arkadaşlarımızın aramıza geri dönmesini bekliyoruz. Gelecek seni Hrant Dink öldürüleli, 20 sene olacak. İki gün önce de biz Agos’un 30. yaşını kutladık. Birçok kişinin aslında altı ay ömür biçtiği Agos, 30. yılına girdi ve Agos'a daha nice yıllara diyorum. Ben bu ödülü Agos’a 30 yıldır emek veren herkes adına alıyorum."</p>
<p>Burcu Karakaş, Anna Babinets ve Yanina Korniienko'nun "<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiyeye-getirilen-ukraynali-yetimlere-yonelik-ihmal-ve-istismar-zinciri-36475" target="_blank" rel="noopener">Türkiye’ye getirilen Ukraynalı yetimlere yönelik ihmal ve istismar zinciri</a>" başlıklı araştırma haberi hem Türkiye'de hem de uluslararası alanda ses getirmişti. Söz konusu haberde, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde "Savaşsız Çocukluk Projesi" kapsamında Antalya’ya getirilen 510 yetim çocuğun durumuna odaklanıldı ve resmi raporlara yansıyan psikolojik ve cinsel istismar vakaları kayıt altına alınarak kamuoyuna aktarıldı.</p>
<h4>2025 Yılı Başarılı Gazeteciler Ödülleri</h4>
<p>ÇGD'nin 2025 Yılı Başarılı Gazeteciler Ödülleri bu yıl şöyle sıralandı:</p>
<p><strong>Haber Ödülü</strong>'nü "Emeklilerin evi artık ucuz otel odaları!" haberiyle Mine Şenocaklı ve Efekan Akyüz</p>
<p><strong>Mustafa Ekmekçi Haber Ödülü</strong>'nü istismar iddialarını konu alan haberleriyle Can Öztürk ve Fundanur Öztürk</p>
<p><strong>Rafet Genç Haber Ödülü'</strong>nü ayrımcı resmi talimatları ortaya çıkaran haberiyle Oğulcan Özgenç</p>
<p><strong>Behzat Miser Haber Ödülü'</strong>nü Anıtkabir'deki arama anlarını belgeleyen haberleriyle Melis Yıldırım, Batuhan Dükel, Eylem Ladin Değer ve Cemal Berk Aytekin</p>
<p><strong>TV Haber Ödülü</strong>'nü karakolda darp iddialarını işleyen haberleriyle Cengiz Karagöz</p>
<p><strong>Röportaj Ödülü</strong>'nü "Vicdan da askıya alındı" başlıklı çalışmasıyla Furkan Karabay</p>
<p><strong>Yerel Haber Ödülü'</strong>nü Fethiye'deki imar planı ihlallerini konu alan haberiyle Burak Necip Başar</p>
<p><strong>İnceleme Araştırma Ödülü</strong>'nü "Yeni Nesil Çeteler" kitabıyla Sadık Güleç ve Osman Çaklı</p>
<p><strong>Mahmut Tali Öngören Belgesel Ödülü</strong>'nü "Vatanda İşkence" belgeseliyle Tunca Öğreten ve Murat Baykara</p>
<p><strong>İzzet Kezer Haber Fotoğraf Ödülü</strong>'nü 19 Mart protestolarındaki karesiyle Ümit Bektaş</p>
<p><strong>Sayfa Tasarımı Ödülü</strong>'nü "Bugün sayfa hazırlamaya vakit yok" tasarımıyla Kardelen Tatar Sinecan</p>
<p><strong>Karikatür Ödülü</strong>'nü muzir.org'daki çalışmalarıyla Muzır Neşriyat ve Dayanışma Ödülü'nü ise Tele1 aldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İki yılda kaç CHP'li belediye başkanı tutuklandı, kaçı görevden alındı?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iki-yilda-kac-chp-li-belediye-baskani-tutuklandi-kaci-gorevden-alindi-40063</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/iki-yilda-kac-chp-li-belediye-baskani-tutuklandi-kaci-gorevden-alindi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iki-yilda-kac-chp-li-belediye-baskani-tutuklandi-kaci-gorevden-alindi-40063</guid><description><![CDATA[31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana, il ve ilçe düzeyinde toplam 22 CHP’li belediye başkanı hakkında tutuklama kararı verildi, çoğu tutuklanıp görevden uzaklaştırıldı. Üçünün yerine kayyım atandı, kiminin yerine ise belediye meclisince vekil seçildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından geçen iki yıllık süreçte (Mart 2024 – Mart 2026), CHP’li belediyelere yönelik adli ve idari kararlar Türkiye siyasetinin en yoğun gündem başlıklarından biri oldu.</p>
<p>Son olarak Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım ve Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklanıp görevden uzaklaştırıldı.</p>
<p>Süreçte il ve ilçe düzeyinde toplam 22 CHP’li belediye başkanı hakkında tutuklama kararı verildi, çoğu tutuklanıp görevden uzaklaştırıldı. Üçünün yerine kayyım atandı, kiminin yerine ise belediye meclisince vekil seçildi.</p>
<h4>Büyükşehir ve il belediye başkanları</h4>
<p> <img src="https://static.agos.com.tr/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-06-172327.jpg" alt=""></p>
<h4>İstanbul ilçe belediye başkanları</h4>
<p>İstanbul’da özellikle<strong> </strong>‘eş zamanlı operasyonlar’ olarak tanımlanan süreçte, çok sayıda ilçe başkanı görevden uzaklaştırıldı.</p>
<ul>
<li><strong>Ahmet Özer (Esenyurt):</strong> 30 Ekim 2024’te <strong>‘PKK/KCK terör örgütü üyeliği’ </strong>suçlamasıyla tutuklandı. Görevden uzaklaştırıldı. Kayyım atandı. 8,5 aylık tutukluğun ardından 14 Temmuz 2025’te tahliye edildi. Ocak 2026’da altı yıl üç ay hapis cezası aldı.</li>
<li><strong>Resul Emrah Şahan (Şişli):</strong> 23 Mart 2025’te <strong>‘terör örgütüne yardım’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Görevden uzaklaştırıldı. Kayyım atandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Rıza Akpolat (Beşiktaş):</strong> Ocak 2025’te <strong>‘rüşvet’ </strong>ve <strong>‘suç örgütü üyeliği’</strong> suçlamasıyla tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Alaattin Köseler (Beykoz):</strong> 4 Mart 2025’te <strong>‘ihaleye fesat’</strong> ve <strong>‘suç örgütü üyeliği’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. 5 Eylül 2025’te tahliye edildi, itiraz üzerine bir gün sonra yeniden tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>M. Murat Çalık (Beylikdüzü):</strong> 23 Mart 2025’te <strong>‘ihaleye fesat’ </strong>ve <strong>‘rüşvet’ </strong>suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Hasan Akgün (Büyükçekmece):</strong> Haziran 2025’te <strong>‘rüşvet’ </strong>ve <strong>‘irtikap’</strong> (görevi kötüye kullanarak para toplama) suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Utku Caner Çaykara (Avcılar):</strong> Haziran 2025’te <strong>‘irtikap’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Hakan Bahçetepe (Gaziosmanpaşa):</strong> Haziran 2025’te <strong>‘rüşvet’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Hasan Mutlu (Bayrampaşa):</strong> 16 Eylül 2025’te <strong>‘mali usulsüzlük’ </strong>suçlamasıyla 25 belediye çalışanıyla birlikte tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>İnan Güney (Beyoğlu):</strong> Ağustos 2025’te <strong>‘mali yolsuzluk’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Özgür Kabadayı (Şile):</strong> Temmuz 2025’te <strong>‘imar yolsuzluğu’ </strong>suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
</ul>
<h4>Diğer ilçe belediye başkanları</h4>
<ul>
<li><strong>Kadir Aydar (Ceyhan – Adana):</strong> Haziran 2025’te <strong>‘rüşvet’ </strong>ve <strong>‘irtikap’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Oya Tekin (Seyhan – Adana):</strong> Haziran 2025’te<strong>‘görevi kötüye kullanma’</strong> ve <strong>‘irtikap’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Niyazi Nefi Kara (Manavgat – Antalya):</strong> Temmuz 2025’te <strong>‘mali usulsüzlük’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Ömer Günel (Kuşadası – Aydın):</strong> 16 Mart 2026’da <strong>‘rüşvet’ </strong>ve <strong>‘irtikap’</strong> suçlamasıyla tutuklandı. Halâ tutuklu.</li>
<li><strong>Mustafa Sarıgül (Ovacık – Tunceli):</strong> 22 Kasım 2024’te <strong>‘PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma’</strong> suçlamasıyla tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. Yerine kayyım atandı. Halâ tutuklu.</li>
</ul>
<p><em>Kaynak: <a href="https://www.diken.com.tr/son-iki-yilda-kac-chpli-belediye-baskani-tutuklandi-kaci-gorevden-alindi/" target="_blank" rel="nofollow noopener">Diken</a></em></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İki öğretmene methiye]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iki-ogretmene-methiye-40062</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/iki-ogretmene-methiye.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iki-ogretmene-methiye-40062</guid><description><![CDATA[Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos'un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı 'lensler konuşabilseydi' başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor. Bu hafta Lübnan'da öğrenciyken tanıştığı öğretmenleri Baron Harut ve Baron Garo'yu yazıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>“‘Satır aralarını okumak’ ne demektir, biliyor musunuz?” Cebir öğretmenimiz Baron Harut, bir sabah derse bu soruyla başladı. Kimya, fizik ve weometri derslerimize de o girerdi; onun bu tür ısınma sorularına alışkındık. Bir soruyla yola çıkıp, oradan sonuçlara vararak öğretme yöntemi hoşuma giderdi. ‘Satır araları’ sorusuna kimseden cevap gelmeyince, “Her zaman satır aralarını okumanız gerekir, yoksa hakikati asla bulamazsınız; olgusal gerçekler faydasız kalır” dedi. Ardından, yeni okuduğu bir gazete haberinden söz etti. Haberde, ABD’deki işsizlik oranının yüzde 6 civarında olduğu belirtiliyor, oranın sanayileşmiş birçok diğer ülkeye kıyasla düşük olmasından övünçle söz ediliyormuş. Baron Harut, ABD nüfusunun 200 milyon olduğunu, bu verinin ülkede 12 milyon kişinin işsiz olduğu anlamına geldiğini söyledikten sonra şöyle dedi: “Düşünün, Lübnan nüfusunun dört katı kadar insan işsiz. Ne büyük bir trajedi... İşte, ‘satır aralarını okumak’ derken kastettiğim bu. Okumakla yetinmeyin, analiz etmeyi öğrenin.”</p>
<p>Sene 1971 ya da 1972 olmalı. 1966’da, orta ikinci sınıfta Beyrut Yepremyan Okulu’na başlamıştım. Ben beşinci ya da altıncı sınıftayken okula yeni bir öğretmen ekibi geldi. Hepsi genç üniversite öğrencileriydi. Ders işleme yöntemleri o zaman dek gördüklerimizden farklıydı ve çok daha ilginçti. Eski kuşak öğretmenler kadar sert davranmıyorlardı; sabırlılardı ve her şeyden önemlisi, hiç ukala değillerdi. Dersleri çok zevkli geçerdi. Hatta, okul dışında da arkadaşlık ediyorduk. O dönem için pek alışıldık bir durum değildi bu ama bir yandan da, bizden sadece birkaç yaş büyüklerdi. Birbirlerini tanıyorlardı; bazen içlerinden biriyle bir kültürel etkinliğe gittiğimizde diğerleriyle de karşılaşıyorduk. Anlatayım...</p>
<p>70’li yılların başlarında, ben 14-15 yaşlarındayken Beyrut’ta hayat değişiyor gibiydi. Bunca yıl sonra dönüp o döneme baktığımda, yeni bir kültürel ve siyasi hareketin işaretlerini görüyorum. Belki de değişim çok daha önceleri başlamıştı da, ben ancak ilk gençlik yıllarımı geride bırakırken fark edebilmiştim olan biteni. Her alanda yeni bir soluk hissediliyor, her şey farklı bir ümitle yapılıyordu. Genç öğretmenlerimizin yenilikçi pedagojik yaklaşımları bir yana, tiyatroda, müzikte ve süreli yayınlarda da yeni bir hareket vardı, özellikle de şehrin Ermeni toplumu içinde. ‘Kilise - okul - Taşnak kulübü’ üçlüsü güç kaybediyordu. Benim gibi, izcilik yapan, ayinlerde görev alan, gençlik kulübüne üye olan çocuklar, artık sözünü ettiğim öğretmenlerin etkisi altındaydı. Yepyeni, avangart bir solcu gençlik yetişiyordu. Örneğin, o zamana dek Hamazkayin Derneği’nin ve okulların tiyatro oyunlarını izliyor, beğeniyorduk ama artık, Ermeni tiyatrosunu modernleştiren Berc Fazlıyan ve arkadaşları vardı. ‘Sacco ve Vanzetti’, ‘Joe Hill’ gibi filmler, bize James Bond ve Django filmlerinden daha anlamlı geliyordu artık.</p>
<p>Yeni öğretmenlerin bazıları, eskilere kıyasla çok daha yaratıcıydı. Bunlardan biri de Baron Garo’ydu. O zamanlar bir Ermeni okulunda bütün bir eğitim yılı boyunca tek bir ders kitabı kullanmadan ders anlatmayı kimse hayal bile edemeyecekken, o bunu yapmıştı. Ermeni Edebiyatı hocamızdı. Her defasında, bize dağıtmak için getirdiği tomar tomar ders notlarını taşımaktan, belki hazırladığı ‘sürpriz’i sunacak olmanın da heyecanıyla, nefes nefese kalmış hâlde girerdi sınıfa. Gerçekten de sürprizlerle dolu olurdu o kâğıtlar – pek aşina olmadığımız edebiyatçılar, sadece tanınmış eserlerini bildiğimiz ünlü yazarların hiç okumadığımız öyküleri, edebiyatımızın gizli cevherleri... Baron Garo o öyküleri ve ders notlarını teksir makinesinde çoğaltırdı, bu yüzden ellerinde hep mavi lekeler olurdu. Tüm bunların kaynağı, özellikle de haklarında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz Sovyet Ermenistanı’ndaki yazarlara dair bilgiler, büyük ölçüde kendi kütüphanesiydi sanırım. Okul yönetimine, ders kitabı kullanmadan yürütülecek bir müfredat programını nasıl kabul ettirebilmişti acaba? Derslerini çok sever, iple çekerdim. Ermenice edebiyata âşık etmişti beni.</p>
<p>Lübnan’dan Kanada’ya taşınmamızdan hemen önce, böyle heyecan dolu bir döneme adım atmış, çok erken bir yaşta yetişkin birine dönüşmeye başlamıştım. Üstelik, kimse masumiyetimi elimden almaya çalışmıyordu; tam tersine, tanıştığım insanlar, yeni öğretmenlerim ve onların arkadaş çevreleri, karanlık bir tünelin ucundaki ışığa doğru ilerleyebilmem için bana rehberlik ediyorlardı. Onun hikâyesini de bir dahaki sefere anlatayım.</p>
<p style="text-align: right;"><em>İngilizceden çeviren: Altuğ Yılmaz</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Elinde silah olanlar bıraksın, barış için dua edelim”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/elinde-silah-olanlar-biraksin-baris-icin-dua-edelim-40061</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/elinde-silah-olanlar-biraksin-baris-icin-dua-edelim.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/elinde-silah-olanlar-biraksin-baris-icin-dua-edelim-40061</guid><description><![CDATA[Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, Aziz Petrus Meydanı'nda ilk Paskalya yortusu ayinini düzenledi. Papa, “Bu bayram gününde çekişme, egemenlik ve güç arzusunu bir kenara bırakalım ve savaşlarla sarsılan, nefret ve kayıtsızlıkla yaralanan dünyaya, Tanrı'nın barış vermesi için dua edelim” mesajını verdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hıristiyan dünyasının, İsa Mesih’in dirilişinin kutlandığı Paskalya Yortusu dolayısıyla Vatikan'ın Aziz Petrus Meydanı'nda ayin düzenlendi.</p>
<p>Katolik Kilisesi’nin başına, geçen yıl Papa Franciscus'un ölümünün ardından 8 Mayıs 2025'teki papalık seçiminde (Konklav) getirilerek, "Papa 14. Leo" adını alan Papa Prevost, ilk kez Paskalya Yortusu Ayini yönetti. Papa, ayindeki konuşmasında tüm dünyaya barış diledi.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/thumbs-b-c-28252db7f964d56a336c5638c2542409.jpg" alt="" width="520" height="293">Ayinin ertesinde dünya meselelerine dair mesaj verdiği geleneksel "Urbi et Orbi" (Roma ve dünyaya) konuşmasını, bazilikanın locasından yapan Papa 14. Leo, ABD-İsrail-İran savaşına değindi.</p>
<p>Papa 14. Leo, "Elinde silah olanlar onları bıraksın. Savaş çıkarma gücüne sahip olanlar barışı seçsin. Zorla dayatılan bir barış değil, diyalogla kurulan bir barış. Başkalarına hükmetme arzusuyla değil, onlarla karşılaşma arzusuyla elde edilen bir barış" mesajını verdi.</p>
<p>"Şiddete alışıyoruz, ona teslim oluyoruz ve kayıtsızlaşıyoruz” diyen Papa, “Binlerce insanın ölümüne kayıtsız kalıyoruz. Çatışmaların ektiği nefret ve bölünmenin sonuçlarına kayıtsız kalıyoruz. Hepimizin hissettiği ekonomik ve sosyal sonuçlara kayıtsız kalıyoruz" şeklinde konuştu.</p>
<p>Papa 14. Leo, selefi Papa Franciscus'un "kayıtsızlığın küreselleşmesi"nin giderek daha belirgin hâle geldiğini ifade ettiğini ve dünyanın birçok yerinde süren çatışmalarda her gün çok sayıda ölüm gördüklerini dile getirdi.</p>
<p>Barış çağrısını yineleyen Papa ayrıca 11 Nisan Cumartesi günü Aziz Petrus Meydanı'nda barış için dua edecekleri bir etkinlik düzenleyeceklerini söyledi.</p>
<p>Papa 14. Leo, "Bu bayram gününde çekişme, egemenlik ve güç arzusunu bir kenara bırakalım ve savaşlarla sarsılan, nefret ve kayıtsızlıkla yaralanan dünyaya, Tanrı'nın barış vermesi için dua edelim” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Konuşmasının sonunda, İtalyancanın yanı sıra Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca, Portekizce, Lehçe, Arapça, Çince ve Latince olarak inananların bayramını kutlayan Papa, daha sonra "Papamobil" olarak anılan aracıyla Aziz Petrus Meydanı'nda ayini takip eden insanları selamladı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bombalar altında Paskalya kutlaması]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bombalar-altinda-paskalya-kutlamasi-40059</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/bombalara-ragmen-paskalya-kutladilar.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bombalar-altinda-paskalya-kutlamasi-40059</guid><description><![CDATA[28 Şubat'tan beri İsrail ve ABD'nin saldırısına uğrayan İran'da hayat tüm zorluklara rağmen devam ediyor. İran'da yaşayan İranlı Ermeniler, savaş şartlarına rağmen dün Tahran'da Aziz Sarkis Katedrali'nde bir araya gelerek Paskalya'yı birlikte kutladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Associated Press'in haberine göre, İran'daki Ermeni Hıristiyanlar, savaşın beşinci haftasında, tüm kötü koşullara rağmen Pazar günü Tahran'da Paskalya kutladı.</p>
<p>Tahran'daki Aziz Sarkis Katedralinde bir araya gelen İranlı Ermeniler, birbirleriyle bayramlaştı, çocuklar ise boyanmış yumurtaları paylaştı. İran'ın başkenti, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta savaşı başlatmasından bu yana günlük hava saldırılarının hedefinde.</p>
<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/xnCxz2lTboM?si=bbVOMwsUgQuQqypz" width="560" height="315" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<p>Paskalya ayinine katılan İranlı Ermenilerden İngilizce öğretmeni Joanita Arakel, çocukları için normal bir hayat sürdürmeye çalıştığını söyledi.</p>
<p>Ermeni Aziz Sarkis Katedrali Başpiskoposu Sepuh Sargsyan, Paskalya konuşmasında çağrısının "öncelikle savaşı başlatanlara yönelik olduğunu, İsa'nın doğumu veya dirilişiyle bize verilen sevgi ve karşılıklı saygının olduğu gökyüzüne bakmaları gerektiğini" söyledi.</p>
<p>Yaklaşık 90 milyon nüfusa sahip İran İslam Cumhuriyeti'nde, çoğunluğu Ermeni olan yaklaşık 300 bin Hıristiyan yaşıyor ve parlamentoda Hıristiyanlar için ayrılan üç sandalye var.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sinemacı Rojhilat Aksoy’a 301’den beraat]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinemaci-rojhilat-aksoya-301den-beraat-40058</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/sinemaci-rojhilat-aksoya-301den-beraat.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinemaci-rojhilat-aksoya-301den-beraat-40058</guid><description><![CDATA[Ermeni Soykırımı’nı konu alan “Aurora’nın Doğuşu” adlı animasyon filminin Diyarbakır’da gösterilmesi nedeniyle hakkında “devletin kurumlarını alenen aşağılama” suçlamasıyla dava açılan sinemacı Rojhilat Aksoy hakkında beraat kararı verildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni Soykırımı’nı konu alan “Aurora’nın Doğuşu”  adlı animasyon filminin gösterimi nedeniyle hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesi kapsamında dava açılan sinemacı Rojhilat Aksoy’un ikinci duruşması, bugün Diyarbakır 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.</p>
<p>Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) aktardığına göre, yoğunluk nedeniyle duruşma yaklaşık yarım saat gecikmeli başladı. Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını sunarak Aksoy’un cezalandırılmasını talep etti.</p>
<h4>"Bu yargılamalar, sanat üzerinde baskı yaratıyor"</h4>
<p>Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını sunarak Aksoy’un cezalandırılmasını talep etti. Ardından söz alan avukat Fırat Yıldız, mütalaaya katılmadıklarını belirterek müvekkilinin beraatini istedi. Yıldız, bu tür yargılamaların ifade özgürlüğünü kısıtladığını ve sanat üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Müvekkilinin filmin yönetmeni olmadığını, yalnızca gösterim sürecinde yer aldığını belirten Yıldız, “Kaldı ki yönetmeni olsa dahi bu durum ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda emsal kararları var. 1915 olaylarına ilişkin paylaşımlar nedeniyle yargılanan kişi ve kurumların, Diyarbakır Barosu da dahil olmak üzere beraat ettiği kararlar mevcut” dedi. Savunmaların ardından mahkeme, Aksoy hakkında beraat kararı verdi.</p>
<p>  </p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hakikat susturulmaz]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hakikat-susturulmaz-40056</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/hakikat-susturulmaz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hakikat-susturulmaz-40056</guid><description><![CDATA[Gazetecilik mesleğinin verdiği ilk kayıp olan Hasan Fehmi'nin 6 Nisan 1909'da Galata Köprüsü'nde öldürülmesinden bu yana 117 yıl geçti. Basın meslek örgütleri, gazetecilere yönelik saldırıların hakikati susturma amacı taşıdığını vurgulayan açıklamalar yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 6 Nisan, Öldürülen Gazeteciler Günü.</p>
<p>Gazetecilik mesleğinin verdiği ilk kayıp olan Hasan Fehmi'nin 6 Nisan 1909'da Galata Köprüsü'nde öldürülmesinden bu yana 117 yıl geçti. Basın meslek örgütleri ve DEM Parti 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü’ne dair açıklamalar yaptı.</p>
<p>Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ile Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü’ne dair açıklama yaptı. Açıklamada, 6 Nisan’ın Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle öldürülen gazetecileri anma günü olduğuna işaret edilerek, bu tarihin gazeteci-yazar Hasan Fehmi Bey’in 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nde suikast sonucu katledilmesine dayandığı hatırlatıldı.</p>
<h4>‘Hakikat susturulmak istendi’</h4>
<p>Gazetecilere yönelik saldırıların hakikati susturma amacı taşıdığı vurgulanan açıklamada, “Kalemi kırılmak istenen her gazeteciyle birlikte hakikat susturulmak istendi. Ancak baskılar, tehditler, katliamlar ve cezasızlık politikaları özgür basın geleneğini durduramadı. Bu topraklarda gerçeğin izini sürenler her dönem bedel ödedi, ama hakikatten vazgeçmedi” ifadeleri yer aldı.</p>
<p>Açıklamada ayrıca, öldürülen gazetecilerin mirasına sahip çıkılacağı belirtilerek, “Bugün, katledilen tüm gazetecileri saygı ve minnetle anıyoruz. Onların bıraktığı miras, direnişleri ve hakikat uğruna yürüttükleri mücadele yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Katledilen gazetecilerin kalemi yerde kalmadı, kalmayacak. Onların hakikat mücadelesini büyütmek, anılarına sahip çıkmak ve özgür basın çizgisini sürdürmek boynumuzun borcudur” denildi.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler Sendikası da 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü vesilesye bugün 14.00'da bir etklinlik ve açıklama yapacak.</p>
<h4>Dem Parti: “Mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz”</h4>
<p>DEM Parti, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü dolayısıyla bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Türkiye’de ve dünyada gazetecilerin “gerçeği görünür kılmanın ve halkın haber alma hakkını savunmanın bedelini ağır baskılarla, tutuklamalarla ve kimi zaman yaşamlarıyla ödediği” belirtilerek, “Hakikati savunan kalemlere yönelen her saldırı yalnızca gazetecilere değil; toplumun gerçekleri öğrenme hakkına yöneliktir” denildi.</p>
<p>DEM Parti, açıklamasında gazetecilere yönelik baskıların sona ermesi çağrısında bulunarak, “Gazetecilerin özgürce çalışabildiği demokratik bir ülke mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Açıklamanın sonunda Hasan Fehmi, Metin Göktepe, Gurbetelli Ersöz, Hrant Dink ve Musa Anter’in de aralarında bulunduğu yaşamını yitiren gazeteciler anılarak, “Sizi unutturmayacağız, unutmayacağız; mücadelenizi büyütmeye devam edeceğiz” denildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Netanyahu İsrail Yüksek Mahkemesi’ni eleştirdi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/netanyahu-israil-yuksek-mahkemesini-elestirdi-40054</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/2016/06/netanyahu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/netanyahu-israil-yuksek-mahkemesini-elestirdi-40054</guid><description><![CDATA[Tel Aviv’deki savaş karşıtı eyleme izin verilmesi sonrası İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yüksek Mahkeme’yi hedef aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, savaş karşıtı protestoya izin veren İsrail Yüksek Mahkemesi’ni hedef aldı. Netanyahu’nun açıklamaları, ülkede son haftalarda artan savaş karşıtı eylemler ve yargıya yönelik tartışmaların ortasında geldi.</p>
<p>Netanyahu, dijital medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, Tel Aviv’de düzenlenen savaş karşıtı protestoya izin verilmesini eleştirdi. İran’a yönelik saldırılar sonrası getirilen kısıtlamalar nedeniyle Yahudilerin Hamursuz Bayramı boyunca Ağlama Duvarı’nda ibadet edemediğini savunan Netanyahu, buna karşın protestoya izin verilmesini “çifte standart” olarak nitelendirdi.</p>
<p>Savaş döneminde güvenlik düzenlemelerinde yetkinin İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’nda olduğunu vurgulayan Netanyahu, “Protesto özgürlüğü önemli ancak ibadet özgürlüğü de en az onun kadar önemli” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Protestolar sürüyor</h4>
<p>İsrail’de son iki haftadır başta Tel Aviv olmak üzere birçok kentte, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın sona erdirilmesi talebiyle protestolar düzenleniyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trump, İran'a anlaşma için tanıdığı süreyi bir kez daha uzattı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-iran-a-anlasma-icin-tanidigi-sureyi-bir-kez-daha-uzatti-40053</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/trump-iran-a-anlasma-icin-tanidigi-sureyi-bir-kez-daha-uzatti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-iran-a-anlasma-icin-tanidigi-sureyi-bir-kez-daha-uzatti-40053</guid><description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, Tahran yönetimine anlaşma için tanıdığı 48 saatlik süreyi 8 Nisan’a kadar uzattığını açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>28 Şubat’tan bu yana ABD-İsrail-İran arasındaki savaş sürüyor. İran, saldırılara İsrail’e ve ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerine misillemelerle yanıt vermiş, Hürmüz Boğazı’nı da kapatmıştı.</p>
<p>Dünya petrol arzının neredeyse yüzde 30’unun geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki tedarik zincirinin kopması ve petrol işleme noktalarıyla doğalgaz sahalarına saldırılar fiyatları artırıyor.</p>
<p>4 Nisan’da, <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-iran-in-ateskes-talep-ettigini-iddia-etti-40000" target="_blank" rel="nofollow noopener">ABD Başkanı Donald Trump</a> dijital medyadan İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması için 48 saatlik süre tanıdığını duyurmuştu.</p>
<p>Trump 5 Nisan’da ise Hürmüz Boğazı’na dair, “Açın şu boğazı çılgın p*çler, yoksa cehennemde yaşayacaksınız” <a href="https://www.diken.com.tr/donald-trump-acin-su-bogazi-cilgin-pcler/" target="_blank" rel="noopener">ifadelerini kullandı</a>.</p>
<p>İran da, enerji altyapısına saldırılması hâlinde Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapatacağını duyurarak yanıt verdi.</p>
<h4>Üçüncü erteleme</h4>
<p>Trump, Truth Social’dan paylaşımında İran’a Hürmüz Boğazı’nı ticari gemilerin geçişine açması için tanıdığı süreyi 8 Nisan’a kadar uzattığını duyurdu.</p>
<p>Daha önce Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içinde açmaması durumunda İran’ı tehdit eden Trump paylaşımında, “Salı ABD Doğu Yakası saatiyle 20:00’de. (Türkiye saatiyle 8 Nisan Çarşamba 03.00)”<strong> </strong>yazdı.</p>
<p>Trump, 22 Mart’ta İran’a Hürmüz Boğazı’nı açması için 48 saat süre verdiğini, aksi bir durumda İran’ın enerji altyapısını hedef alacaklarını söylemiş, ertesi gün bu saldırıları beş günlüğüne uzattığını duyurmuştu.</p>
<p>26 Mart’taysa ‘İran hükümetinin talebi üzerine’ enerji santrallerine saldırıyı 10 gün daha ertelediğini ve ‘görüşmelerin çok iyi gittiğini’ belirtmişti.</p>
<p>ABD Başkanı, 5 Nisan’da yinelediği 48 saatlik mühleti bir kez daha uzatarak saldırı tehdidini üçüncü kez ertelemiş oldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/06/uieuieuieu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052</guid><description><![CDATA[Hrant Dink Suikasti'nin 20. yılı yaklaşırken Hrant'ın Arkadaşlarının sosyal medyada başlattığı dijital hafıza ve hatırlama çalışması devam ediyor. Dink cinayetine giden yolda bu hafta Hrant Dink'e Türklüğe hakaretten dava açılması ve Yasin Hayal'in Trabzon Havaalanı'na bomba ihbarı yaptıktan sonra yurtdışına kaçması yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>19 Ocak 2007'de işlenen Dink cinayetinde cinayete giden, Hrant Dink’i bilinçli bir şekilde oraya sürükleyen bir yol, kritik aşamalar, uğursuz eşikler vardı. Dink’in hedef gösterilmesiyle başlayan süreçte bilhassa 2004-2007 arasında çok sayıda gelişme yaşandı. Bir anlamda cinayete giden yol adım adım uygulandı. Hrant’ın Arkadaşları, cinayetin 20. yılı yaklaşırken sosyal medyadan yaptıkları düzenli paylaşımlarla bu adımları hatırlatıyor, hafıza tazeliyor ve bu güzergâhı bir anlamda ifşa ediyorlar. Bu haftaki paylaşımlar şöyle:</p>
<p><strong><em>Tarih: 16 Nisan 2004 Cuma</em></strong></p>
<p><strong>Hrant Dink’e “Türklüğe hakaret”ten dava açılır</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı’ndan gelen izin üzerine Şişli Basın Savcısı Turgay Evsen tarafından iddianame hazırlanır. Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Hrant Dink ve Karin Karakaşlı hakkında “Türklüğü Neşren Tahkir ve Tezyif Etmek” suçlamasıyla dava açılır.</p>
<p>“<strong>Misyonerlik” yine gündemdedir.</strong></p>
<p>7 Nisan 2004’te TBMM’de 21 milletvekili tarafından “misyonerlik faaliyetleri” ile ilgili araştırma önergesi verilir. Ulusal medyada da “misyonerlik” konusu sürekli gündeme taşınıyordu.</p>
<p><strong>O esnada Malatya’da...</strong></p>
<p>13 Nisan 2004 Salı günü Malatya Müftülüğü tarafından “Sevgi ve Barış Dini İslam ve Misyonerlik” isimli bir panel yapılmaktadır. Yıllar sonra “Zirve Yayınevi Katliamı” davasında da adı gündeme gelecek olan akademisyen Ruhi Abat konuşmacılar arasındadır.</p>
<p>21 Nisan 2004 Çarşamba günü Malatya Müftülüğü tarafından “İslam Dini, Misyonerlik ve Yıkıcı Faaliyetler” başlıklı başka bir konferans daha yapılmaktadır<a href="https://www.google.com/url?q=http://zenlenir.bu&amp;sa=D&amp;source=calendar&amp;usd=2&amp;usg=AOvVaw3Yk_5ePKzw3Ei1mWV6rvoW" target="_blank" rel="noopener">.</a> Bu konferansta da konuşmacılar arasında yine akademisyen Ruhi Abat yer almaktadır.</p>
<p><em><strong>Tarih: 16 Ağustos 2004 Pazartesi </strong></em></p>
<p><strong>Trabzon Havalimanı’na bomba ihbarı</strong></p>
<p>Yasin Hayal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağının Trabzon Havalimanı’na ineceği saatlerde, arkadaşı S.E. ile birlikte 156 Jandarma İmdat hattını arayarak havalimanında bomba olduğu ihbarını yapar.</p>
<p>Ertesi gün S.E.’yi yakalayan güvenlik görevlileri Yasin Hayal’in ismine ulaşır. Yasin Hayal firardadır.</p>
<p>Jandarma görevlileri Yasin Hayal’in arandığını sisteme işlemez. Yasin Hayal, bu sayede yakalanmadan yurt dışına çıkabilecek ve ertesi hafta tekrar ülkeye dönebilecektir.</p>
<p><strong>Yasin Hayal firarda!</strong></p>
<p>Bomba ihbarından 40 gün önce (7 Temmuz’da) A.E.H isimli şahsı darp ettiği de kayıtlara geçen Yasin Hayal’in firarda olduğu dönemde yaptıkları:</p>
<p><strong>17 Ağustos 2004: </strong>Yasin Hayal’in Rusya vizesi başlangıç tarihi</p>
<p><strong>18 Ağustos 2004: </strong>Yasin Hayal firarda olduğu sırada, kendi adına kayıtlı pasaportuyla Sarp Hudut Kapısı'ndan Gürcistan’a gider.</p>
<p><strong>19 Ağustos 2004: </strong>Yasin Hayal Gürcistan’dan Azerbaycan’a geçer.</p>
<p><strong>27 Ağustos 2004: </strong>Yasin Hayal aranmaktayken elini kolunu sallayarak Sarp Hudut Kapısı’ndan ülkeye girer.</p>
<div class="box-12">
<h4><span style="background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(186, 55, 42);">Cinayete giden yol</span></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="nofollow noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Film "Siyaset bizi nasıl bölüyor, ailelerimizi nasıl etkiliyor?" sorularının peşinde]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/film-siyaset-bizi-nasil-boluyor-ailelerimizi-nasil-etkiliyor-sorularinin-pesinde-40051</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/05/film-siyaset-bizi-nasil-boluyor-ailelerimizi-nasil-etkiliyor-sorularinin-pesinde.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/film-siyaset-bizi-nasil-boluyor-ailelerimizi-nasil-etkiliyor-sorularinin-pesinde-40051</guid><description><![CDATA[Tartışmaların merkezindeki Berlin Film Festivali'nden Altın Ayı ödülüyle dönen yönetmen İlker Çatak ve filmin ortak yazarı Enis Köstepen'le buluştuk. Filmiyle politik baskıların gündelik hayata, insan ilişkilerine ve ailelerimize nasıl sızdığı sorularının peşinden giden Çatak, "Herkesin her an bir renk, bir bayrak seçmesi ve kendini hızla bir politik mesele içinde konumlandırması bekleniyor, film de bu konuları kurcalıyor" diyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yağmurlu bir cumartesi sabahı, koşar adımlarla İstanbul Modern'in yolunu tutuyorum. Biraz sonra, "Sarı Zarflar" filmiyle, Berlin Film Festivali'nden Altın Ayı'yla dönen yönetmen İlker Çatak ve ortak yazarı Enis Köstepen'le buluşacağım. Kapıda beni karşılayan sevgili Uğur'la da nihayet yüz yüze tanışıyoruz. </p>
<p>İlker Çatak ve Enis Köstepen karşılıyor beni. Klasik tanışma faslı, ödül için tebrikler derken vaktimiz de kısıtlı olduğu için sohbete başlıyoruz. </p>
<p>İlker Çatak'ı 2024'te Almanya'nın Oscar adayı olan "Öğretmenler Odası" filminden tanıyoruz. O zamanlar Türkiye medyasında Çatak'la herhangi bir röportaj yapılmadığına şaşırdığımı hatırlıyorum. Kısa bir portresini yazıp şunları öğrenmiştim hakkında:</p>
<p>1984 yılında Berlin’de bir Türk ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş Çatak. Liseyi İstanbul’da bitirdikten sonra yeniden Almanya’ya dönmüş. Üniversitede ekonomi eğitimi almaya başlamış ancak bu bölümün kendisine göre olmadığını anlaması çok da uzun sürmemiş. Malum son: Ailesini dahi şaşırtan bir kararla okulu bırakıyor. Onu sinemaya başlatan şey ise sorular. En çok da cevabını aradığı sorular olmuş. </p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/whatsapp-image-2026-04-05-at-16-50-59-2.jpeg" alt="" width="524" height="349">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Yönetmen İlker Çatak. Fotoğraf: Berge Arabian.</span></figcaption>
</figure>
<h4>Türkiye timeline’ına hoş geldiniz Çatak!</h4>
<p>Geçen iki yılın ardından bir anda Türkiye'nin ismini bildiği, ödüllü bir yönetmen olarak karşımızda Çatak. Sürpriz olmayacağı üzere Türkiye medyasının kendisine ilgisi de büyük. Sohbet ilerledikçe daha rahat konuşmaya başladığını fark ettiğim Çatak'ın, "Sarı Zarflar" vesilesiyle Türkiye medyası ve Twitter kullanımını büyük bir şaşkınlıkla deneyimlediğini fark ettim. Bizim buluştuğumuz sabah yayımlanan T24 röportajından sonra gelen tepkilere (biraz sonra detayları okuyacaksınız) şaşkın ve hislerim beni yanıltmıyorsa kırgın. Ama en çok da "Anlamıyorum, neden?" sorularını tekrarlıyor. Ona gülerek, "Hoş geldiniz" diyorum.  Doğrusu bu değil elbette fakat biz Türkiye'de yaşayan Türkiyelilerin derisi kalınlaştı. Bu durumda, burada her gün yakından şahit olduğumuz olayların, mecbur bırakıldığımız durumların payı büyük. Birebir ve yakından.</p>
<p>“Sarı Zarflar”ın bende yarattığı his, Türkiye’ye, burada yaşananlara fazla uzaktan bakan bir çift gözün anlattığı bir hikâye oldu. Çatak, politik baskılar nedeniyle işlerini ve sosyal statülerini bir gecede kaybeden sanatçı Derya ve Aziz (Özgü Namal- Tansu Biçer) çiftiyle tanıştırıyor izleyicileri. Çatak bu çiftin hikayesiyle politik baskıların gündelik hayata, insan ilişkilerine ve ailelerimize nasıl sızdığı sorularının peşinden gidiyor. Akademisyen ve sanatçı olan çiftin, bir gecede işlerinden edilmesiyle başlayan süreç, aslında sadece sosyal statülerini değil, aile yaşamlarını ve ilişkilerini de sarsıyor.</p>
<p>Kağıt üstünde bu soruların, yönetmenin İstanbul ile Ankara’yı Hamburg ve Berlin olarak izletme fikrinin, doğrudan söylenmese de Barış Akademisyenleri’nin yaşadıklarını anlatmasının kulağa heyecan verici geldiğinin farkındayım. Ancak Çatak, böylesine politik konuları o kadar kontrollü ele alıyor ki izlerken bu korunaklı hal, izleyicide büyük boşluklar yaratıyor. Kürt tiyatrocu karakterlerin adlarını Baran ve Rojda olarak seçmesi, Aziz’in annesi ve Derya’nın ağabeyi üzerinden aydın- muhafazakar çatışması yaratması ya da insanı yoran mahkeme sahnesi gibi klişe ve kalıplaşmış fikirlere yer vermesi de izleyiciyle film arasındaki bu mesafeyi de artırıyor. </p>
<p>Çatak her ne kadar politik ve faşist baskıların yalnızca Türkiye’de değil, Almanya başta olmak üzere dünyanın her yerinde olduğunu göstermek istese de Türkiye’deki politik gerçekliğe dair daha net ve anlamlı sözü olan bir anlatı nasıl olurdu sorusuyla baş başa kaldım ben. Çatak’ın rejisinin hakkını da teslim ettikten sonra sözü Çatak ve Köstepen'e bırakıyorum, buyursunlar:</p>
<p><strong>Türkiye’de izleyiciyle buluştu “Sarı Zarflar.”Nasıl hissediyorsunuz, önce onunla başlayayım. İlk tepkiler geldi mi kulağınıza?</strong></p>
<p><strong>İlker Çatak:</strong> Heyecanlıyız. Filmin Türkiye’de vizyona girmesi, filmi çektiğimiz insanlarla burada olmak, bu günleri ailelerimizle, sağlığımızla yaşayabilmek çok güzel.</p>
<p><strong>Enis Köstepen: </strong>Basın gösteriminden sonra salonun kalabalık olduğunu ve çıkışta yoğun tartışmalar yaşandığını aktardı arkadaşlar. Heyecanlandırdı bu beni. İlker’e de söyledim, filme eleştirel yaklaşanlar, ikna olmayanlar da izlenmesi ve tartışılması gerektiğini söylüyor, insanlar birbirine “Bu filmi izleyin ve konuşun, konuşalım” diyor. Bundan daha fazlasını isteyemeyiz diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ben de o insanlardan biriyim. Sorularım, eleştirilerim var. Bazılarının cevaplarını arayacağım şimdi. Diyaloglarla başlayalım istiyorum. Kimi sahneler, senaryo Almanca düşünüp yazıp sonradan mı çevrildi diye düşündürdü beni. Hangi dilde yazdınız senaryoyu?</strong></p>
<p>İlker: Türkçe yazdık. Belki yavanlığı da olabilir ama oyuncuların hepsine kelimeleri, diyalogları ağızlarına oturtabileceklerini söyledim. Kendimi teslim ettim onlara. Bir yandan da Enis başta olmak üzere Türkçe bilen çok fazla insan baktı.</p>
<p>Enis: Evet, aslında orada da enteresan bir durum var. Kimi yorumlarda diyaloglara takılmış izleyiciler, bir yandan herkes oyunculukların çok iyi olduğunu söylüyor. Oyunculuklar bu kadar iyiyse diyaloglar da o kadar kötü olamaz diye düşünüyor insan. Siz de mi teklediniz?</p>
<p><strong>Evet, bazı cümleleri ve söylemleri garipsedim. Kulağımı tırmalayan, karakterleri kartonlaştırdığını düşündüğüm cümleler oldu. Film ilerledikçe karakterleri tanıyıp alışmaya başladım ama genel olarak o yabancılaşma hali oldu diyebilirim. </strong></p>
<p><strong>İlker: </strong>Şunu da söyleyeylim. Filmde 60’ın üzerinde diyalogu olan karakter var. Bu oyuncuları Avrupa’nın farklı ülkelerinden bir araya getirdik. Aralarında Türkçeyi sonradan öğrenmiş olanlar da vardı. Bu tercihi özellikle ve bilinçli bir şekilde yaptık. Herkesi Türkiye’den getirmek istemedik; bu yaklaşım filmin ruhuna aykırı olurdu. Asıl mesele, o insanların aynı projede buluşabilmesiydi. Sonuçta film Almanya’dan finanse edildi ve tamamen Türkçe olarak çekildi. Bu durum, özellikle marjinalize edilen ve çoğunlukla göçmen rollerine sıkıştırılan oyuncular için oldukça anlamlı hale geldi. Böyle bir projede yer almak onlar için gerçekten değerliydi. Benim için de asıl önemli olan buydu.</p>
<p><strong>Berlin’deki gösterim öncesinde Variety’e verdiğiniz bir röportajda filmin çıkış noktasını, en temelinde bunun siyasi baskılarla uğraşan bir evlilik hikâyesi olduğunu söylüyorsunuz. Bir de ben sorayım çıkış noktanızı?</strong></p>
<p>İlker: 2014 yılında İstanbul’da “Sadakat” adlı bir film çektik. Bu, üniversitedeki bitirme projemdi. O dönemden beri, o hikâyenin aslında devam edebileceğini düşünüyordum. Politik bir bağlamda, bir evliliğin çatırdamasını merkezine alan bir uzun metraj fikri aklımdaydı.</p>
<p>Daha sonra bu arkadaşların tiyatrodaki hikâyelerini duyduktan sonra Enisler geldi ve “İlker, Türkiye’de bir şey yapmak ister misin?” diye sordu. Ben de bu fikri sundum. Ardından araştırma süreci başladı; insanlarla konuştuk, yazdık, geliştirdik. Oldukça uzun bir süreçti. 2021’de bu projeye ciddi anlamda başladık.</p>
<p><strong>Enis:</strong> Daha "Öğretmen Odası"nın setine girecektiniz.</p>
<p><strong>İlker:</strong> Evet, daha sete girmemiştik. Ve gel gör ki 2026’ya gelmişiz.</p>
<p><strong>Enis:</strong> Bu da başlı başına bir şey aslında. Aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen film fikir olarak eskimedi. Oysa eskime ihtimali de vardı. Hatta dünya, bir anlamda Türkiye’ye biraz daha yaklaştı diyebiliriz. Çünkü fikir aşamasındayken filmin dönemle kurduğu ilişkinin değişip değişmeyeceğini bilemiyorsunuz. Filmi bitirdiğiniz dönemle, yola çıktığınız dönem aynı olmuyor. Beş yılda çok şey değişebiliyor.</p>
<p><strong>İlker:</strong> Ama mesela filmi izleyenler Almanya’nın, özellikle Doğu Almanya’nın hikâyesini de görüyor. Sonra birileri çıkıp “Biz de Macaristan’da o dönemde benzer şeyler yaşadık” diyor. Yani insanlar kendi deneyimleriyle de bağlantı kurabiliyor.</p>
<p><strong>Enis:</strong> Festival sırasında Deadline’da çıkan bir eleştiri de filmi Trump Amerikası üzerinden okumuştu.</p>
<p><strong>İlker:</strong> Evet, “Trump Amerikası üzerine yapılmış en iyi film” gibi bir yorumdu. Oysa biz o dönemde Trump’ın yeniden başa geleceğini öngöremezdik. Akademiye bu ölçüde saldıracağını da bilemezdik. Gazze’de yaşananları, Almanya’nın bu konudaki tutumunu da… Bunların hiçbiri o zaman öngörülebilir değildi.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/whatsapp-image-2026-04-05-at-16-50-59-1.jpeg" alt="" width="493" height="328">
<figcaption>Enis Köstepen. Fotoğraf: Berge Arabian.</figcaption>
</figure>
<h4>Festival üzerinde hükümet baskısı var</h4>
<p><strong>Berlin demişken... Almanya hükümeti tarafından desteklenen Berlin Film Festivali boykot ediliyor, dünyanın dört bir yanından boykot çağrıları yükseliyor. Haliyle ben de sormak istiyorum: Boykot çağrılarına rağmen festivale katıldınız, ne söylersiniz? Ayrıca Berlin’deki atmosfer nasıldı?</strong></p>
<p>İlker: Festival atmosferiyle başlayayım. Festival gerçekten koruyucu bir tutum sergiledi ve “Hak ve hukuk çerçevesinde söyleyebileceğiniz her şeyi söyleyebilirsiniz” dediler. Bu, soykırım meselesini de kapsıyor, Filistin bayrağını göstermeyi de. Bunlar yasaklı semboller değil. Dolayısıyla festivali düzenleyenler, ifade özgürlüğünü korumaya çalışan insanlar. Ancak onların da üzerinde hükümetin baskısı var. Alman hükümetinin daraltılmış bir antisemitizm tanımı söz konusu. Ayrıca Almanya’da giderek yaygınlaşan, fişleyici bir medya ortamı da var.</p>
<p><strong>Boykot meselesine nasıl bakıyorsunuz, ikinize de sorayım bunu. </strong></p>
<p>İlker: Festivali boykot etseydik hepimiz mesela o Filistinli arkadaş o sahneye çıkıp o hükümetin ortak olduğu suçu yüzlerine vuramayacaktı. Bunun üzerine olan bu tartışma olamayacaktı. Yani festivali boykot etmekten ziyade oraya çıkıp tartışmayı, o zorlu mücadeleye girmenin, kolaya kaçmadan yüzleşmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Enis: Emin Alper’in de söylediği gibi, 2025 yılı için BDS’nin açıkladığı oldukça net bir boykot çağrısı vardı. Ancak 2026 Berlin süreci için BDS’nin böyle açık bir boykot çağrısı yoktu. Diğer Filistinli film oluşumları da, katılmama yönünde tavır alsalar bile, katılanlara kürsüyü kullanma ya da başka yollarla Filistinli sinemacılara destek olma gibi seçenekler sunuyordu. Türkiye’deki tartışma ise, bu alternatiflerin Filistinli oluşumlar tarafından da ortaya konduğunu büyük ölçüde göz ardı ederek ilerledi.</p>
<p><strong>Festival bitti ama krizler bitmedi. Kültür Bakanlığı’nın Berlinale özelinde bir toplantı yapılacağını ve bu toplantıda festivalin geleceğine dair kararlar alınacağını söyledi, yükselen iddialardan biri de Berlinale direktörü Tricia Tuttle’ın görevinden ayrılacağıydı. Ardından katılımcılar ve çalışanlar için bir “davranış kuralları” belgesi hazırlanacağı da ifade edildi. Siz ise böyle bir uygulamanın açık bir sansür olacağını ve gerçekleşmesi durumunda bir daha asla filminizi festivale göndermeyeceğinizi söylediniz. </strong></p>
<p>Evet, bahsettiğiniz gibi Tuttle’ın görevden alınacağına dair bir dedikodu çıktı. Alman hükümeti bu iddiayı doğrudan yalanlamadı. Ardından bir hafta içinde bir araya geldiler ve süreç şöyle şekillendi: Tuttle görevine devam edecek, ancak bazı yönlendirmeler getirilecek. Ve tabii ödül sonrasında bize ayrı bir ilgi de oldu. Yönetimin alacağı bu kararlar da soruldu. Ben de bunun üzerine, söz konusu yönergelerin büyük bir saçmalık olduğunu söyledim. Sonuçta belirli haklar çerçevesinde hareket etmek gerekir; bunun dışına çıkıldığında bu doğrudan sansürdür. Söyleşide değindiğim şey de tam olarak buydu, sizin aracılığınızla açıklamış olayım.</p>
<p><strong>Tekrar filme dönmek istiyorum. Çift hikâyelerinde bir karaktere daha yakın hissetmeye meyilli oluyoruz, birinde daha kendimizden bir şeyler buluyoruz. Senaryoda eşiniz Ayda Çatak’ın da imzası var. Sizin daha çok sempati duyduğunuz bir karakter var mıydı, varsa buna nasıl mesafe koydunuz?</strong></p>
<p>Enis: Ben İlker’i Aziz'e karşı daha fazla mesafe alması için zorladığımı söyleyebilirim.</p>
<p>İlker: Evet, Enis bana “Aziz’i fazla idealize etmeyelim” dedi, çok da haklıydı. Bir yazar olarak yargınızı yaptığınız işin dışında tutmanız gerekiyor bence. Ben iki karakteri de sevmeliyim. Hatalarıyla, yanlış kararlarıyla, İlker olarak kabul edemeyeceğim şeyler yaptıklarında bile… Ayda'yla da diyalogları yazarken hep karşı karşıya geçip karakterlerin avukatlığını yapıyorduk. Bazen ben kadın oluyordum, bazen o oluyordu. Değişiyorduk bunu. Sahneleri yüksek sesle okuyorduk. “Bu argüman yeterli değil” dediğimiz anlarda daha güçlü gerekçeler bulmaya çalışıyorduk. Bu şekilde yazınca, yönetmenlik de kolaylaşıyor. Çünkü oyuncular güçlü bir zemine sahip olduklarında neyi oynadıklarını net biçimde biliyorlar.</p>
<p>Enis: Bir de hep düşündüğüm bir şey var: Filmin başında bu karakterler kendi dünyalarının merkezindeler. Sonra o merkezi kaybediyorlar. Bence o savrulma hâlini olabildiğince hakkaniyetli vermeye çalışıyoruz. Ama o kayıp anı herkes hissediyor; hem kendileri hem seyirci. Aslında hikâye, o merkezi kaybetme ve o merkezde başlayan sorgulamanın hikâyesi.</p>
<p><strong>Sizinle konuştukça bu filmi daha çok bir çift hikâyesi olarak düşündüğünüzü anlıyorum. Barış Akademisyenleri, KHK’lılar o kadar zor ve sert şeyler yaşadılar ki ben de bu filmin daha sert olmasını beklediğimi fark ettim. Açıkçası başka bir anlatı nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim, fazla uzaktan bakılmış gibi hissettirdi bana bu hikâye. Ben daha sert bir filme ihtiyaç duyuyorum. Elbette her beklentiyi karşılayamazsınız, bu sizin bakış açınız ama bu uzak kalma halini ya da hikâyeyi bu şekilde ele almayı size sormak istedim.</strong></p>
<p>İlker: En baştaki ilk taslaklardan birinde hatta taslak bile sayılmaz, daha çok tretman aşamasında bir hapishane hikâyesi de yer alıyordu. Ama sonra hepimiz şunu düşündük: Bu fazla karanlık. Biraz daha umut, ya da en azından tamamen umutsuz olmayan bir ton aradık. Üstelik o yönde ilerledikçe, anlattığımız ilişkinin kendisini de kaybetmeye başlıyorduk.</p>
<p>Enis: Söylediğiniz beklentiyi anlıyorum. Haliyle oluyor bu siyasi ve daha sert bir film beklentisi. Çünkü üzerinden on yıl geçmiş, kurmaca alanında çok da ele alınmadı Barış Akademisyenleri meselesi. Dönüp bakınca az bir süre olmadığını görüyoruz. Türkiye’de, 2015–2016 sürecinden sonra yaşadıklarımıza dair yapımlar oldukça sınırlı. Belgesel alanda daha fazla üretim var, ancak onların da gösterim imkânları çok farklı. Bu yüzden filmin bu beklentilerle nasıl karşılaşacağı, bugün için bizim de sorumuz. Ama film başka bir şey, beklentiler başka bir şey. Seyirci kendi beklentisini biraz kenara bırakıp bizim hayal ettiğimiz dünyaya kendini açarsa ve o dünyanın yarattığı duyguyla bir diyalog kurarsa, en değerli olan bu. Aksi durumda seyirci filmi kendi gerçeklik testine tabi tutuyor. O zaman da kimine göre böyle bir karakter yok, kimine göre var; kimine göre böyle konuşulmaz, kimine göre tam da böyle konuşulur oluyor.</p>
<p>İlker: Bir de galiba şu var, biz seyirciler olarak, özellikle Amerikan sinemasında gördüğümüz biçimiyle, bir haksızlık olduğunda ona karşı duran ve direnişle yola çıkan karakterlerin hikâyelerine, yani kahraman anlatılarına alışığız. Bu yüzden birçok kişi “Bu bir kahramanlık hikâyesi değil de bir adaptasyon hikâyesi mi?” diye şaşırabiliyor ve buradan bir beklenti kayması oluşuyor. Açıkçası ben bunu seviyorum; seyirciyi orada ters köşeye düşürmek hoşuma gidiyor. Örneğin bir eylemde “hak, hukuk, adalet” dendiğinde Aziz karakterinin yaşadığı yabancılaşma bence daha ilginç bir psikoloji. Neden insanlar omuz omuza duramıyor? Ya da siyaset bizi nasıl bölüyor, ailelerimizi nasıl etkiliyor? Bunun mekanizmaları neler? Bizi asıl ilgilendiren sorular bunlardı.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/sari-zarflar-750x464.jpg" alt="">
<figcaption>Sarı Zarflar filminde Özgü Namal ve İlker Çatak.</figcaption>
</figure>
<p><strong>Bunların ismi geçmiyor ama zaten izlerken deneyimin olduğunu anlıyoruz. Siz mesela o olayları nasıl takip edebildiniz? Neler biliyordunuz ve çalışma sürecinde nasıl hazırlık yaptınız? </strong></p>
<p>Böyle bir hikâyeye yelken açtığınızda KHK'dan nasibini almış insanlarla konuşmamak olmazdı elbette. Biz de birçok insanla konuştuk.  Ankara’da Süreyya Karacabey, Berlin’de Fırat Erdoğmuş gibi isimler başta olmak üzere sanat ve akademi dünyasından birçok kişiyle görüştük. Enis bizimle çok geniş bir literatür paylaştı. Nilgün Toker’in "Beklerken" makalesi, Barış Ünlü’nün "Türklük Sözleşmesi" kitabı bizim için önemli kaynaklar oldu. Altı aya yakın araştırma yaptık, Sonuçta oldukça yoğun bir araştırma sürecinden geçen bir hikâye ortaya çıktı. Almanya ayağında ise, orada yaşayan ve sürgünde olan oyuncu arkadaşlarla temas kurarak projeye dahil ettik.</p>
<p>Biz de sizin de sohbet başında dediğiniz gibi şunu çok sorguladık: İnsanlar gerçekten çok zor dönemlerden geçti; hatta intihar edenler oldu. Senaryoyu yazarken Süreyya Karacabey’in katkısı çok değerliydi, sete girmeden önce metni okudu. Şunu bize şunu dedi: "Evet, o dönemde bizimle birlikte sokak akademisini yapmayanlara dair bir kırgınlık vardı ama bir yandan da başka gerçeklikler var. İnsanların aileleri bölündü. Ve siz o insanların hikâyesini anlatmayı seçiyorsunuz." Dolayısıyla herkesin aynı hikâyeyi anlatma zorunluluğu yok. Kimse kimseye kamerayı nereye çevirmesi gerektiğini söyleyemez. Eğer birinin başka bir derdi varsa, o da kendi merceğini oraya çevirir.</p>
<p><strong>Türkiye baskının her alanda hissedildiği, hukuk kavramının içinin boşaltıldığı bir dönemden geçiyor. Keza dünyada da durum farklı değil. Soykırımlar, katliamlar, ırkçılık… Türkiye’de politik baskıyı her alanda yoğun biçimde hissediyoruz. Bu ortamda izlediği işlerden ve takip ettiği sanatçılardan da bir şey söylemelerini bekleyenlerin sayısı da bir hayli fazla. Siz Almanya’da nasıl deneyimliyorsunuz bunu? Üzerinizde bir baskı var mı, sizin bu konudaki yaklaşımınız nasıl?</strong></p>
<p>İlker: Evet, böyle bir beklenti var. Ama beni daha çok kurcalayan, zamanın getirdiği genel bir baskı hissi. Herkesin her an bir renk, bir bayrak seçmesi ve kendini hızla bir politik mesele içinde konumlandırması bekleniyor. “Bu konuda ne düşünüyorsun, hemen söyle. Orada mısın, burada mısın?” gibi bir zorlanma var. Oysa bu hız, bu başlıklar üzerinden kurulan iletişim, birçok konuda derinleşmemizi engelliyor. Film de aslında biraz bunu kurcalıyor. Tiyatro sahnesinde geçen “Rengini belli et, herkes nerede durduğunu bilsin” cümlesi tam da buna işaret ediyor.</p>
<p>Sanatçılardan böyle bir şey bekleniyor, evet. Bir anlamda da haklı bir beklenti; çünkü kamusal bir görünürlüğünüz varsa bu bir sorumluluk getirir. Ama bu sorumluluk, herkesin istediği anda, istediği biçimde konuşmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Ben neyi, ne zaman ve nasıl söyleyeceğime kendim karar veririm. Siz benden tam da o anda bir şey duymak istiyorsunuz diye bunu yapmak zorunda değilim. İletişim biçimim sizinkinden farklı olabilir ve bunun kabul edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Enis:</strong> Bir anlamda bu durum, Wim Wenders’ın ilk açıklamasını daha anlaşılır kılmak için kapanışta yaptığı konuşmayı hatırlatıyor. Sinemanın diliyle aktivizmin, siyasetin dili birbirine temas eder ama aynı şey değildir. Yine de bu tür taleplerin baskısını hissediyorsunuz. Bir yandan böyle bir hikâye anlatmak istiyorsunuz, ama benim için meselenin bir tarafı da şu: Hayat nasıl devam edebiliyor? Bazen her şeyin durmasını istediğiniz anlar oluyor ama hayat bir şekilde akıyor ve siz ona uyumlanıyorsunuz. Film de biraz bu uyumlanma sürecinin hikâyesi.</p>
<p><strong>Filme dair çokça konuşulan şeylerden biri de İstanbul ve Ankara rollerinde Hamburg ve Berlin’i izlememiz oldu. Bu tercih sizin fikriniz diye biliyorum Enis Bey, nereden çıktı bu fikir?</strong></p>
<p>Enis: Enis: Berlin’e doğru yeni bir göç dalgası zaten yaşanıyordu, hâlâ sürüyor. Bu filmin de bir tür göçle oraya taşınabileceğini düşündüm; gönüllü ama aynı zamanda zorunlu bir sürgün hâli gibi. Bunu İlker’e de sordum: Böyle bir şey mümkün mü? Oradaki “Türkiye”yi bulmak, Hamburg’daki İstanbul’u, Berlin’deki Ankara’yı…</p>
<p>Bu fikir ortaya çıktıktan sonra, Almanya’yla kurulan paralelliklerin Avrupa’ya, hatta Amerika’ya kadar genişleyebileceğini fark ettik. Böylece hikâye yalnızca Türkiye’ye özgü olmaktan çıkıp daha katmanlı bir yapıya kavuşabilir diye düşündük. Nitekim İlker’in bir önceki filmi “Öğretmenler Odası”nın başarısı, filmin Almanya’nın Oscar adayı olması ve ardından kısa listeye kalması, İlker için böyle bir filmi Almanya’da çekme ihtimalini de somutlaştırdı.</p>
<p><strong>T24’ten Binnaz Saktanber’e verdiğiniz röportajdan sonra eşiniz Ayda Çatak’ın sizin için fedakarlık yaptığı, hiçbir kadının bu ayrımcılıktan ve fedakarlık adı altında arka plana itilmesine kadar uzanan çok çeşitli yorumlar yapıldı. Ne söylemek istersiniz bu konuda?</strong></p>
<p>Söylediğimin arkasında kötü bir şey yok orada. Ben orada açık açık “Eşimin hakkını ödeyemem” dedim. Ve bunu açık açık söyledim. Kimse bir yerlerden bulup getirip “Bu adamın geçmişinde böyle bir şey var, hadi linçleyelim” demedi. Ayda’yla orada karşılıklı minnet duygumuzu tüm samimiyetiyle anlattık.  Linç etmek istiyorlarsa etsinler ya da o başlığı kullanmak istiyorlarsa kullansınlar. Biraz da insanların vicdanlarına bırakıyorum.</p>
<p><strong>Tüm bu tepkilere ve eleştiriler nasıl hissettiriyor, şaşırıyor musunuz? </strong></p>
<p>Şaşırıyorum. Yani tam da anlamış değilim, bilmiyorum. İnsanlar kavga mı arıyor ne arıyorlar bilmiyorum anlamıyorum yani.</p>
<p><strong>"Öğretmenler Odası"ndan sonra hiç röportaj vermemiştiniz Türkiye medyasına. “Sarı Zarflar”la birlikte Türkiye medyası ve Twitter’ıyla tanışmış oldunuz.</strong></p>
<p>Evet, o zaman hiç röportaj vermemiştim. Twitter’da artık var olmanın bile başlı başına sorunlu olduğunu düşünüyorum. İnsanlar ne beni ne Ayda’yı ne de bizi gerçekten tanımadan kolayca yargılıyor; üstüne bir de ahlaki üstünlük taslıyorlar. (Gülerek) Taslasınlar, sorun değil. Bir de onlardan dayak yiyelim, tam olsun.</p>
<h4>"Sınırsız bir özgürlük alanında yazmıyorsunuz"</h4>
<p><strong>Berlinale’de gündeme gelen sorulardan biri, filmin Türkiye’de çekilmesi hâlinde oyuncu performanslarının etkilenip etkilenmeyeceğiydi. Özgü Namal’ın bu konudaki yanıtı da oldukça konuşuldu. Ancak mesele, filmin nerede çekileceğinden çok Türkiye’de vizyona girip girememe ihtimaliydi diye düşünüyorum. Siz senaryoyu yazarken ya da oyunculara teklif götürdüğünüzde, herhangi bir çekinceyle karşılaştınız mı?</strong></p>
<p>İlker: Elbette bunları konuştuk. Sonunda birbirimizin gözünün içine bakıp “Bu yolculuğa birlikte çıkıyor muyuz?” dedik ve herkes senaryoya onay verdi. Yola böyle çıktık. Ama teklif götürüp dahil olmak istemeyenler de oldu; bu da son derece anlaşılır.</p>
<p>Bir yandan da tansiyonu biraz düşürmek gerektiğini düşünüyorum. Aynı hayat görüşünü paylaşan insanların bile birbirine saldırıyor. Ben buna gerçekten çok üzülüyorum. Sonuçta bu kavga başkalarının işine yarıyor. Bu yüzden sosyal medyayı tamamen bıraktım; daha sakin, daha az nefret içeren bir hayat mümkün. Herkese de öneriyorum.</p>
<p>Enis: Şunu da eklemek lazım: Bu filmin Türkiye’de gösterilmesini hep istedik ve Türkiye’de yaşayan oyuncularla çalıştık. Ama yazım sürecinde de neyin mümkün olup olmadığını düşünüyorsunuz; sınırsız bir özgürlük alanında yazmıyorsunuz.</p>
<p><strong>Filme dahil için de şunu yapsaydım ya da bunu yapabilirdim dediğiniz bir şey oldu mu</strong>?</p>
<p>İlker: Belki bir daha çeksem diyalogu daha az kullanırdım, bunu şimdi daha net fark ediyorum. Az önce söylediğiniz şey gerçekten çok değerli (filmi hiç sıkılmadan izlediğimi söylemiştim) ama altyazı okuyanlar için takip etmek zor olabiliyor; hem yoğun hem de hızlı konuşuluyor. Bunu düşünüyorum bir yandan. Ama sonra da diyorum ki “Ne güzel kendi dilinde de çekmişsin çekeceğin filmi.” Keşkelerle yaşamamak gerekiyor!</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 05 Apr 2026 16:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Altı ay ömür biçenler yanıldılar”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/alti-ay-omur-bicenler-yanildilar-40050</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/05/alti-ay-omur-bicenler-yanildilar.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/alti-ay-omur-bicenler-yanildilar-40050</guid><description><![CDATA[Bir Paskalya haftasında doğan Agos’un, aynı inat, umut ve sözle, yine bir Zadig haftasında 30’uncu yılını kutladık. Agos, 30’uncu yılında dostları, okurları, kurucuları, eski ve yeni çalışanlarıyla bir araya gelerek hem hafızasını tazeledi hem de geleceğe dair sözünü yineledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Agos, bir Paskalya haftasında, 5 Nisan 1996'da Hrant Dink ve arkadaşları tarafından yayın hayatına başladı. Genel yayın yönetmenimiz Hrant Dink’in, 19 Ocak 2007'de katledilmesinden sonra Agos çalışanları, Dink’in hayâlini yaşatmak için büyük bir özveriyle gazete çıkarmaya devam etti. Yazarken ve okurken kulağa kısa bir süreymiş gibi gelse de koca 30 yıldan bahsediyoruz.</p>
<p>Sevinciyle, hüznüyle, kayıplarıyla, yeni okurlarıyla ve nice anıyla Agos 30 yaşında. Üstelik güzel bir tesadüfle 30 yaşımızı, bir kez daha 5 Nisan'a denk gelen bir Paskalya haftasında kutladık.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/mg-3804.jpg" alt="" width="503" height="335">
<figcaption>Paskalya çöreği atölyesi</figcaption>
</figure>
<p>Harbiye’deki Anarad Hığutyun binamızda günler öncesinde tatlı bir telaş başladı, herkes bir işin ucundan tuttu ve hazırlıklar yapıldı. 4 Nisan Cumartesi günü de okurlarımız, dostlarımız, Agos'a emek verenler ve çok sayıda davetliyle gazetemizde bir araya geldik.</p>
<h4>Çörekler hazırlansın</h4>
<p>Binaya girenleri, Luiz Bakar, Anna Turay, Diran Bakar, Harutyun Şeşetyan, Setrak Davuthan ve Hrant Dink’in, Agos’un Dolapdere’deki ilk ofisinde 1995’te çekilen fotoğrafı, “Agos 30 yaşında yazısıyla” karşıladı. Kısa süre içerisinde yediden yetmişe yüzlerce kişi, gazetemizi heyecanları, coşkuları ve getirdikleri çiçeklerle donattı.</p>
<p>Gün boyu süren etkinliklerimizin startı, Silva Özyerli ile Paskalya çöreği atölyesiyle verildi. Silva kuyrig (abla), uzun bir masanın etrafına çok sayıda kişiyi topladı ve hazırladığı malzemelerle nasıl çörek yapacaklarını anlatmaya başladı. Agos bu masada, ülkenin tüm renklerini bir araya getirmişti. Minik parmaklarıyla hamur yoğuran çocuklar da, önce İstanbul sonra da Diyarbakır usulü çöreklerin fırına verilmesine eşlik etti.</p>
<h4>Yumurtalar boyansın</h4>
<p>İki saat süren çörek atölyesinden sonra ise Kayuş Çalıkman Gavrilof öncülüğünde çocuklarla yumurta boyama atölyesi yapıldı. Minik dostlarımızı yumurtaları rengarenk boyadı ve süsledi.</p>
<p>Ardından bahçemizde Paskalya çöreği, yumurta ve ikramlar yendi. Bu sırada herkes kendisini bayram sofrasındaymış gibi hissetti.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/mg-3876.jpg" alt="" width="512" height="341">
<figcaption>Rakel Dink ve Yetvart Danzikyan, Agos'un 30. yıl pastasını kesti. </figcaption>
</figure>
<p>Ve sıra pastamıza gelmişti. Bahçemizde, 30’uncu yıl pastamızı kesmeden önce Rakel Dink duygusal bir konuşma yaparak 30’uncu yılımızı kutladı: “Ne kadar cinayetten sonra da kutluyorsak, o cinayetin bize verdiği derin üzüntülerin içinden gerçekten hazineler bulmaya ve yaşamaya çalışıyoruz. Bugün de o günlerden biri. Biz burda, mutluyuz birbirimizle. Dönüp geriye baktığımda, zayıflıklarımla da çok yüzleştim. Onları  anlamaya, Hrant’ı övmeye çalışırken, baktım kendimi de övüyorum. Bu da evlilik sırrının içinde bir şey dedim. Tanrı da diyor zaten, artık iki kişi değil, bir bedensiniz. Ben ona Çutağım derdim, çalışkanlığını herkes bilirdi. Ben de ya Çutağım derdim, senden 10 tane olmalı, dokuzu işleri yapacaktı, biri yanımda kalacaktı.</p>
<p>Bir sürü anımız var, şükür ki anılarımızı bizden almıyorlar. Sevgilim benimdir, ben de onun. Sol eli başımın altında sağ eli kucaklasın beni. İyi ki doğdun Agos."</p>
<p>"Rakel Dink’in yüzündeki tebessüm, hepimizin yüzünde belirmiş ve Agos’un bir şekilde bir parçası olmanın verdiği mutluluğu yaşıyorduk. Pastamız kesildi ve hep bir ağızdan “İyi ki doğdun Agos” dedik.</p>
<p>Eğlence bitmemişti tabii ki, Sevan İnyapan, Maral Ayvaz ve Ari Hergel’in seslendirdiği Ermenice ezgiler, gazete binamızın her köşesini sardı. Alkış tutanlar, halay çekenler, çörek yemeye doyamayanlar, Agos çerçevemizle fotoğraf çektirenler günün tadını çıkardı.</p>
<h4>Kurucular ve devam ettirenler</h4>
<p>Son olarak da “Dünden bugüne Agos” başlıklı sohbet düzenlendi. Moderatörlüğünü Hrant Dink Vakfı Araştırma Direktörü Ayfer Bartu Candan’ın yaptığı etkinlikte, Agos’un kurucuları, eski çalışanları ve şimdiki ekibi anılarını paylaştı, deneyimlerini anlattı.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/235c7a9f-eff5-41ca-8bdb-d9a7839989a5.jpg" alt="" width="428" height="321">
<figcaption>Kuruculardan Harutyun Şeşetyan</figcaption>
</figure>
<p>Agos kurucularından Harutyun Şeşetyan şunları anlattı: “Ermeni toplumu olarak kendimizi anlatma ihtiyacı vardı. Bir sorun olduğunda basın bildirisi yazıyorduk. Aramızda o zaman tek gazeteci Anna Turay’dı. Hrant ve Anna bir gün bana, ‘bir gazete çıkarmayı düşünüyoruz, varsın değil mi?’ dedi. İş öyle başladı. Agos isminde karar kıldık daha sonra, çok beğendik. Ümit Kıvanç da çok çalıştı. Bu Ermenilerin gazetesi ama ‘Türk gazeteciler’ bizden daha çok çalışıyordu. İlk deneme sayımızı Gazeteciler Cemiyeti’nde sunduk. Abone oldu yüzlerce kişi ama neye abone oldular bilmiyorlardı. Gazetenin sıfır sayısı var sadece ve insanlar abone oldu, gazete çıkarmak zorundayız. Gazete yerlerde halı üstünde yapılıyordu. Biz çağırmıyoruz ama sürekli birileri geliyor, yardım ediyordu. 30 seneyi buldu. Herkes kendi kimliğini, mesleğini kapıda bırakıp elinden ne geliyorsa yaptı. İmece usulü yapıldı Agos, çünkü bir davamız var. Hepimiz zamanla bıraktık ama Hrant çok sevdi, çok içselleştirdi. Hayatı oldu Agos.”</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/ef914b40-ae29-4013-b169-a85f49a86f4b.jpg" alt="" width="450" height="600">
<figcaption>Kuruculardan Ümit Kıvanç, Luiz Bakar, Rakel Dink ilk sayıyı inceliyor.  </figcaption>
</figure>
<p>Agos kurucularından Harut Özer ise şöyle konuştu: “Herkes, ‘altı aydan fazla yaşamaz bu gazete’ dedi. Ama öyle olmadı. Toplumun ekonomik anlamda iyi olan insanlarından yardım istedik. Ekonomik arka plân oluştururken, toplum idrak ederek, koşarak geldi. Altı ay boyunca gazetecilik dersi aldık. Gazete çıkarken bize destek olan bütün dostlarımız sayesinde bugün düzgünce bir şeyler yazabiliyoruz.”</p>
<p>Agos kurucularından Luiz Bakar ise şunları aktardı: “Altı-yedi ay ömür biçtiler Agos’a ama 30 yıl oldu. Agos’u devam ettirelim.”</p>
<p>Yazar ve yönetmen Ümit Kıvanç'ın sözleri şöyle: “Türkiye’nin her yerinden genç insanlar geliyordu gazeteye. Riskli bir iş yapıyorduk ama Hrant, insanlara riskli bir iş yaptığımızı hissettirmiyordu. Kaybın duygusundan çıkılamıyor kolay kolay ama sıkı bir kutlama da hak ediyor Agos.”</p>
<p>Agos Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı ve Görsel Direktör Leda Özber'ın paylaştıkları ise şöyle: “Agos’ta ilk çalışanlardan biriyim. 30 yıldır devam eden tek kişiyim. Yeni bir gazete çıkacaktı, ilginç olacağını düşündük. Liseden arkadaşlarla çağrıldık gazeteye. Üniversite sınavına hazırlık sürecindeydik. Baron Hrant tek muhabirdi. Röportaj bitiminde en çok ben konuşmuştum. Baron Hrant, ‘Senin gözlerin çok parlıyor, bizimle çalış üniversite sınavına kadar’ dedi. Ben de, ‘hiçbir şey bilmiyorum’ dedim. O da, ‘biz de bir şey bilmiyoruz, dizgicilik yap’ dedi. İnternet ve dijital hiçbir şey yoktu. Sonra çok sevdim mizanpaj işini. Usta-çırak ilişkisiyle işi öğrendim.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/dscf9505.JPG" alt="" width="530" height="353">
<figcaption>Fotoğraf: Ahmet Caner Altay</figcaption>
</figure>
<p>Edebiyatçılarla çalıştık, çok güzeldi. Çok kişiyle çalıştık, çok değerli insanlardı. Çok fazla genç geldi gitti. Ben de bir süre sonra işi öğrettim. Agos’tan geçen herkeste büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>Sohbette, buluşmaya katılamayan Agos'un kurucularından Anna Turay'a da selam gönderdildi. </p>
<h4>“Türkiye’deki insan hakları savaşının uzantısı oldu”</h4>
<p>Karikatürist Kemal Gökhan Gürses de o günleri ve Agos'u şöyle anlattı: “Hrant fazla eğlenceli biriydi. Çarşamba geceleri, hayatımın hiç unutulmayacak üç senesi Agos’ta geçti. Çok güzeldi. Ermeniceyi unutan bir Ermeni cemaati var bir yandan. Hem o eki yapacak hem de o eki okuyacak insanlar vardı. yapacaktık. Agos 30 oldu. Neredeyse Türkiye’deki insan hakları savaşının uzantısı oldu. Bize nerede durmamız gerektiğini çok eğlenceli ve sakin bir şekilde öğretti Hrant. Gazeteciliğin de en lezzetli tadını Agos’ta öğrendim. Kendi kendini çok hızlı ilerletti Agos, bugüne de yansıdı. Biz Hrant’ın arkadaşları olarak aynı inatla sürdürüyoruz. Bu inat nasıl gazetede sürüyorsa o meydanlarda da sürecek.”</p>
<figure class="image float-md-start float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/1a9405c9-71da-45c6-94b6-77e85932d08d.jpg" alt="" width="460" height="345">
<figcaption>Nazan Özcan, Yetvart Danzikyan</figcaption>
</figure>
<p>Agos Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan ise hem kuruluşunda yer aldığı hem de 2015'ten beri yönettiği Agos'u şu sözlerle anlattı: "30 yıl Agos için çok önemli bir süre. Bu 30 yıl bizi yepyeni bir yere getirdi. İnternet sitesini kuralı 15 yıl oldu ama şimdi sitemize yepyeni bir yüz kazandırdık. Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden ulaşılabilecek yepyeni bir Agos tasarladık. Hrant çok şey öğretti bize. Öğrettiklerinin izinden gitmeye çalışıyoruz.”</p>
<p><a href="http://agos.com.tr/" target="_blank" rel="noopener">agos.com.tr</a> Genel Yayın Yönetmeni Nazan Özcan da Agos'la tanışmasını ve internet sitesindeki yenilikleri şöyle anlattı: “Agos ile üniversitede tanıştım, ilgimi çekti, aldım da aldım. Mezun olduğumda çalışabilir miyim diye düşündüm. ‘Ama beni almazlar ki’ dedim. Holdinglerin çıkardığı gazeteler bile kapandı ama üç kuruşla kurulan Agos 30 yaşında. bunu bir 30 sene daha kutlamak gerek. Agos'a ilk gelişim 2015. O zaman Yetvart beni aradı ve ‘gelir misin’ dedi. Geldim, bir yıl çalıştıktan sonra Cumhuriyet’e gittim. 2025’te Yetvart beni bir kere daha aradı, geldim. Çünkü burayı, ‘bizim ev gibi’ hissediyorum. Burada küçücük bir ekip var, herkes canla başla çalışıyor. Ötekilerin sesini duyurmak için Agos’a ihtiyaç var.</p>
<p>İnternet sitemiz yepyeni bir hâle geldi, canlandı. Bir yıldır yaptığımız çalışmalar sonucu bugün sizlere şu yeniliklerden bahsedebiliriz: Sitemizin yüzü yenilendi ve yeni abonelik modelleri geliştirildi. Sizlerin sitemize ve gazetemize abone olması, bize güç verecektir. Ayrıca sitemize üye olarak haftalık e-bültenlerimize de ulaşabilirsiniz. Yeni kurulan WhatsApp kanalımızdan güncel haberleri daha hızlı okuyabilir, haftalık gazetemizdeki haberlere de ulaşabilirsiniz. İngilizce ve Ermenice bölümlerin daha hızlı yenilenen haberleri ile yayındayız.”</p>
<h4>“Doğru bildiğimiz yolda yürüdük”</h4>
<p>Agos Ermenice sayfalar editörü Pakrat Estukyan da yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Sıfırıncı sayı, Sayat Nova Korosu konserinin arasında tanıtıldı. Ta o günlerden süren birliktelik. 30’uncu yılı konuşurken yeterince nostalji yaptık. Mevcut hâlimizle ilgili konuşmalıyız. Agos hep bir okul oldu. Gazetecilik bilmeyen insanların gazeteci olduğu, bunu başaran bir kimlikle dolaşıyor aramızda. Gazetecilik fakülteleri bize stajyer yollamak isterdi her yıl. Böyle bir ilgi odağı Agos. Bugün o ilgi odağının dışındayız. Biz yine tüm bildiklerimizle gazete çıkarmaya çalışıyoruz ama küresel olarak gazeteciliğin geldiği durum hiç ümit verici değil. Biz bu şartlar altında devam ediyoruz. Çünkü söyleyecek sözümüz var. Büyük bir fedakarlıkla çalışıyoruz. Hrant Dink sırf hakikati haykırsın diye yayın hayatına girdi. Altı ay ömür biçenler yanıldılar. Biz doğru bildiğimiz yolda yürüdük. Nice 30 yıllara.”</p>
<p>Konuşmaların ardından gazetemizin mevcut ekibi de sahneye çıkarak Agos’un 30’uncu yılını kutladı. Dolu dolu geçen günümüz, Agos’un 10. yıl kutlamasından video kesiti ve “Agos’un çiçekleri solmasın” sözleriyle sona erdi.</p>
<p>Bizi yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyoruz. Ve bir kez daha iyi ki doğdun Agos, daha nice uzun yıllara. Bir parçan olmaktan çok mutluyuz.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.agos.com.tr/2026/04/6a1db980-ca68-47d7-b05a-8e5f5bf6b36a.jpg" alt="">
<figcaption>Eksiklerimiz olsa da Agos'u hem internette hem de basılı gazete olarak çıkaran ekip. </figcaption>
</figure>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 05 Apr 2026 14:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Biz bu gazeteyi nasıl çıkardık?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/biz-bu-gazeteyi-nasil-cikardik-40002</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/biz-bu-gazeteyi-nasil-cikardik.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/biz-bu-gazeteyi-nasil-cikardik-40002</guid><description><![CDATA[30 yılın ardından, 20 yıllık dostluğumuzun hatırına sevgili arkadaşım Leda Özber  ‘Agos’ta geçen 30 yılını’ benimle paylaştı. Niyetim 30 yıldır kesintisiz Agos’a emek veren Leda ile röportaj yapmaktı ama ben de geçen ay itibariyle Agos’ta 20. yılımı doldurunca, röportaj kendiliğinden sohbete dönüştü. Bu uzun hikâye elbette bir sayfaya sığmaz ama yine de çok şey konuştuk.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lusyen Kopar: Dile kolay 30 senedir Agos’tasın. Daha 18 yaşında bile değildin ‘Agos’a başladığında. Gelişini biraz anlatır mısın?</strong></p>
<p><strong>Leda Özber: </strong>1995’te kredili sistemle liseyi erken bitirdim. ‘Yeni bir gazete kuruluyor. Üniversiteye hazırlanan gençlerle konuşacak’ dendi, ben de arkadaşlarıma takılıp geldim.</p>
<p>Dolapdere yokuşunda, küçük bir daireye gittik. Her okuldan 1-2 öğrenci gelmişti. ‘Agos diye bir gazete kuruluyor, sıfırıncı sayısı zaten çıktı’ dediler. Birinci sayısı için bizimle röportaj yaptılar. Herkesten çok ben konuştum. Baron Hrant da bana ‘Boştasın nasıl olsa, üniversiteye kadar bizimle çalışmak ister misin?’ diye sordu.</p>
<p>‘Bilmem ki, ben hiçbir şey bilmiyorum’ deyince, ‘Biz de bir şey bilmiyoruz. Dizgicilik yaparsın, yazıları geçirirsin’ dedi. İş görüşmeme babam getirdi beni. ‘Eti senin, kemiği benim’ misali konuşup, Hrant’a teslim etti. Bir nevi usta-çırak ilişkisiyle başladım çalışmaya.</p>
<p>Mezuniyetime bile gitmemiştim. Niye? Çünkü çarşambaydı... Teknoloji daha gelişmemiş, modern bilgisayarlarımız yok, internet yok...Taş devri gibi yani. Yazılar elde yazılıyor veya faksa geliyordu. Toplam 3 bilgisayarımız vardı. Baron Hrant’ın ve muhasebenin bilgisayarları ayrıydı. Biz ise yazı yazmak için sadece tek bir bilgisayara kalıyorduk. Elden düşme küçük Mac’le yıllarca Ermenice ve Türkçe dizgicilik yaptım. Düşün ki o bilgisayarın emsali bugün Koç Müzesi’nde sergileniyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/berge-arabian-photo-agos-30-yasinde-leda-mermer-ve-lusyen-kopar-suhbeti-8.jpg" alt="" width="589" height="392"><strong>L. Kopar.: Agos’un ilk sayılarının içeriklerinden bahsedelim mi? Agos’un ilk sayıları ilgi gördü mü?</strong></p>
<p><strong>L. Özber: </strong>Evet. Agos çıkar çıkmaz yok satmaya başladı. Burada çalışmak havalı bir şeydi yani. Agos tanıtım sayısıyla birçok kişiye ulaşmış, birinci sayı daha çıkmadan birçok kişi abone edilmişti. Gazete topluma tanıtıldığında herkes müthiş heyecanlanmıştı. Bizim için inanılmaz bir yenilikti. Ermenice gazeteler yaş almıştı ve benim gibi gençlere eğlenceli gelmiyordu.</p>
<p>Biz Agos’un Ermenice sayfaları gençlere cazip gelsin diye, popüler insanlarla röportajlar yapıp, sadece Ermenice sayfalarda basıyorduk. Mesela Okan Bayülgen’le röportajımızı sadece Ermenice basılmıştık. Ermenice öğrenmek isteyenlere yönelik sayfalarımız oldu. Çocuklar için içerik üretip özel sayfalar hazırladık. Fransızcadan, Ermeniceden kitaplar çevriliyordu. Kendi tarihimizi gazeteden öğrenmeye başladık.</p>
<blockquote>
<p>Leda Özber: “Sessiz kuşak, sessiz jenerasyon 1928’den, 1945’e kadar doğan insanlar için tanımlanır. Gobelyan, Ayvaz, Seropyan gibi. Sessiz kuşak dedikleri, o her şeyin kıymetini bilen jenerasyondur. Onlar en ufak şeyi biriktiren, en ufak şeyin kıymetini bilen nesildir. Hatırla Hagop Ayvaz’ı; büyük takvimleri keser arkasına yazılarını yazardı. Küçük kağıtlara notlar alırdı. Sarı samanlı kağıt bile lükstü onun için.”</p>
</blockquote>
<p><strong>L.Kopar:  Ben de Ermenice sayfalara ilk başladığımda Baron Seropyan’ın yanında hem dizgicilik yaptım, hem de kitaplardan Ermeniceden Türkçeye bölümler çevirdim. Galiba ‘Agos’ beş kez taşınmış, ben sadece ikisinde varım. Diğer mekânları anlatır mısın?</strong></p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Dolapdere’deki ilk küçük ofisten Saksı Sokak’a geçtiğimizde biraz kalabalıklaştık. Baron Yervant Gobelyan, Hagop Ayvaz, Nuran Ağan, Sevan Değirmenciyan, Sevan Ataoğlu, Maral Dink ve birçok genç insanla çalıştık. Bazen iş çıkışı Yetvart Danzikyan, Ümit Kıvanç Agos’a uğrarlardı. Hatta bir süre Osman Köker de bizimleydi.</p>
<p>Daha sonra Sebat Apartmanı’nın üst katlarından birine taşındık. Sonra aynı apartmanda şimdi Hrant Dink 23,5 Hafıza Mekânı olan daireye, sonra hemen yan daireye, son olarak da şimdiki Anarad Hığutyun binasına. Zaten son iki mekânda hâlâ seninle beraberiz.</p>
<p><strong>L.Kopar: </strong>Şimdiki mekânımız ne kadar büyük olsa da Sebat Apartmanı’nı özlüyorum. Sıcak ve daha samimiydi sanki. Ben Sebat’tan giderken çoğu insanı bırakıp gittim aslında. Baron Hrant, Baron Gobelyan, Baron Ayvaz, hiç biri yeni mekâna ayak basmadılar. Baron Seropyan bastı ama  taşınmamızdan neredeyse iki hafta sonra onu da kaybettik. O günlerden bu güne Ermenice sayfalarda Baron Pakrat’la ben kaldık.</p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Ben baby boomerlardan önceki sessiz kuşağı konuşmak istiyorum.</p>
<p><strong>L.Kopar: </strong>Sessiz kuşak kim? Baby boomer ne demek? Aç biraz istersen.</p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Sessiz kuşak, sessiz jenerasyon 1928’den, 1945’e kadar doğan insanlar için tanımlanır. Gobelyan, Ayvaz, Seropyan gibi. Sessiz kuşak dedikleri, o her şeyin kıymetini bilen jenerasyondur. Onlar en ufak şeyi biriktiren, en ufak şeyin kıymetini bilen nesildir. Hatırla Hagop Ayvaz’ı; büyük takvimleri keser arkasına yazılarını yazardı. Küçük kağıtlara notlar alırdı. Sarı samanlı kağıt bile lükstü onun için.</p>
<p><strong>L.Kopar: </strong>Hatırlıyorum tabii. Hatta ben dizgiciliğini yaptığım dönemde tüm o samanlı kağıtları toplayıp bir zarfa koydum. Onlar hala saklanıyor olmalı. Aslında sadece onun el yazılarını saklamadım, faks harici kim el yazısı getirdiyse Baron Seropyan arşivletti bana.</p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Dikkat et onlarla birlikte çalışmak; senin ve benim çalışma düzenimize ne kadar çok yansımıştır. Baby bommerlar ise II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, 1946-1964 yılları arasında doğan ve doğum oranlarındaki büyük artış dönemini temsil eden demografik kuşaktır. Genellikle “boomers” olarak kısaltılan bu grup; iş odaklı, teknolojiye sonradan uyum sağlamış ve güçlü bir nesildir. Yani Baron Hrant’ın nesli.  Sen ve ben onlarla da rahat çalıştık.</p>
<p><strong>L.Kopar: </strong>Evet ben bugün, o nesilden Baron Pakrat’la çalışıyorum. Yervant Gobelyan’ı biraz anlatalım istersen. Salı günleri saat 13.00 gibi gelir, masasının başına geçer. Bilgisayara ara sıra bakar, iki parmakla daktilo yazar gibi yazardı makalesini. Gazetenin ilk düzeltmeleri için de sayfadan örnek alır, saatlerce Ermenice sayfaları okur kırmızı kalemle üzerinde düzeltmeler yapardı.</p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Birkaç kere dikkatimi çekti klavye bir tarafta, bilgisayar ekranı diğer tarafta. Bir gün bir baktım, yazarken kendini kaptırıp, daktilo gibi klavyeyi sağa itiyor. Kendine has esprileri olan biriydi. Eşine ‘Tefal sen her şeyi düşünürsün’ derdi.</p>
<p><strong>L.Kopar: Bir keresinde eşimle tartışmıştık. Arka arkaya üç farklı çiçek göndermiş. Baron Gobelyan yüzüme baktı. ‘Ya çok büyük hata yaptı, ya da bu çiçekler eşinden değil. Bir erkek eşine arka arkaya üç çiçek göndermez. Bir daha çiçek gelirse eşini arayacağım’ dedi. Şunu da sorayım: Agos’un doğum gününü ilk ne zaman kutladınız?</strong></p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Yanılmıyorsam 2001 yılıydı. Sebat Apartmanı’nda üst kattaydık. Herkes evinden bir şey yapıp getirdi. 15 kişi falandık. Eşber Yağmurdereli, Muammer Ketencoğlu gelmişti. Kendi çapımızda, şarkılı, türkülü küçük bir doğum günü yapmıştık.</p>
<p><strong>L.Kopar: </strong>10. yılda büyük bir doğum günü yaptınız. Yine ben hariç hepiniz oradasınız. Eşimin yanında kilisede bir yemeğe katılmıştım. Çok kızıyorum kendime. Her fırsatı kaçırmışım o sene.</p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Organizasyon falan, pek anlamazdık o işlerden. Bizim işimiz gazete çıkartmaktı. Taksim’de ‘Elit’ diye bir otel vardı. Gazeteye ilan veriyordu. Konuşuldu. Bir salonda yemek verildi. Yakın dostlar. Bayağı kalabalıktık. Bol kahkahalı, çok mutlu bir gece geçirdik.</p>
<blockquote>
<p>Lusyen Kopar: “Yılbaşından sonra Doğuş Yortusu haftasıydı, toplu fotoğraf çektirmemiz için seslendi, gitmedim, daha doğrusu utandım. ‘Ustalar orada, benim ne işim var’ diye düşündüm. Fotoğraf çekiminden hemen sonra hızlı hızlı yanıma gelip masamın önünde durdu, elleri cebinde karşıya baktı. Ben de bilgisayara bakıyorum, çalışıyorum, ama kızardım, anladım bir şey diyeceğini. Eğildi yüzüme baktı ‘Sana da iyi bayramlar’ dedi. Ben de kısık bir sesle ‘Size de iyi bayramlar’ dedim ama yerin dibine geçtim. Meğer içerde bayramlaşmışlar."</p>
</blockquote>
<p><strong>L.Kopar: Hadi Baron Hrant’tan konuşalım.</strong></p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Çok rahat bir insandı. Hareketleri, tavırları çok rahattı. Çok eskiden sıcakta mesela deri ev terliğiyle çalışırdı. Bir gün terlikler takır, tukur ses çıkarıyor, Nuran (Ağan) "Yeter ya! Çalışamıyorum burada" deyip, terlikleri çöpe attı. Baron "Neden atıyorsun?" falan dedi ama terlikler çöp oldu.</p>
<p><strong>L.Kopar: </strong>Ben bunları hiç birini görmedim biliyor musun? Benim çalıştığım dönemde, hep takım elbise ve gömlekliydi. Bazen çekime gideceği zaman banyoda tıraş olur, gömleğini içine sokar, askıdaki kravatını takıp, o arada da bize neler yapmamız gerektiğini söylerdi. Odasında hep açık olan televizyonu hatırlıyorum. Sürekli at yarışı kanalı açık olurdu. Sabahtan Etyen Bey’i arar konuşmaya başlarlardı. ‘Ne gelir, hangi at iyi, hangisi kazanır...’</p>
<p>Ben oradayım, sen oradasın, bir şey soracağız... Beklememiz lazımdı, atlar önemliydi. Zaten babamdan alışıktım atlara, pazarları babamla Hipodroma gider, atları seyrederdim, babama benzeyen birini görmek çok hoşuma giderdi içten içe. "Aynı babam gibiler ya" derdim.</p>
<p>Bir şey dikkatimi çekti. Sen onun evinin üyesi gibiydin, ben öyle değildim. Ben papaz eşi olduğum için bana ‘sen’ bile demedi. Hep ‘siz’li cümleler kurdu. Şaka bile yapmadı bana.</p>
<p>Yılbaşından sonra Doğuş Yortusu haftasıydı, toplu fotoğraf çektirmemiz için seslendi, gitmedim, daha doğrusu utandım. ‘Ustalar orada, benim ne işim var’ diye düşündüm. Fotoğraf çekiminden hemen sonra hızlı hızlı yanıma gelip masamın önünde durdu, elleri cebinde karşıya baktı. Ben de bilgisayara bakıyorum, çalışıyorum, ama kızardım, anladım bir şey diyeceğini. Eğildi yüzüme baktı "Sana da iyi bayramlar" dedi. Ben de kısık bir sesle "Size de iyi bayramlar" dedim ama yerin dibine geçtim. Meğer içerde bayramlaşmışlar. Yazık ki Baron Hrant’la tek bir kare fotoğrafım bile yok.</p>
<p><strong><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/berge-arabian-photo-agos-30-yasinde-leda-mermer-ve-lusyen-kopar-suhbeti-7.jpg" alt="" width="530" height="352"></strong><strong>L. Kopar: 2007’ye gelelim. Sen ve ben 19 Ocak 2007’ta balkondan elimizdeki ‘Yastayız’ başlıklı gazeteleri sallandırdık. Aynı gece Agos’un  kapısını geç saatte kapatıp, evlerimize vardık. Belki de sen ve ben ağlamaya o saatten sonra başladık.</strong></p>
<p><strong>L. Özber:</strong> Bizim çalışmamız lazımdı. Görevlerimiz vardı. Günlerden Cuma. Gazete yeni çıkmış ama hemen gazeteyi yeni kapakla tekrar basmak lazımdı. ‘Yastayız’ manşeti için bilgisayar başına oturmak zorunda kaldım. Devamındaki günlerde eski yazıları, makaleleri toparladım. Üç gün boyunca durmaksızın fotoğraf ayıkladım. Ümit Kıvanç da benimle fotoğrafları ayıkladı. Cenaze günü de çalıştım. Cenazeye gidemedim. Herkes benim gibi çalışır sanmıştım ama sadece ben çalıştım.</p>
<p><strong>L. Kopar: </strong>İnanılmaz günlerdi. Herkes her şeyi bize soruyordu. Çayın yerini bile biz gidip göstermek zorunda kalıyorduk. Gerçekten bir hafta boyunca çay bile içmedik, hep çalıştık. Her geleni ağırladık. Her gelen bizimle bir şeyler konuştu.</p>
<p>Hep ne düşünüyorum biliyor musun? Seni o gün çalışırken görmesem, belki ben de çalışmazdım. Sana baktım "O yapabiliyorsa, ben de yapabilirim" diye düşündüm ve çalışmaya devam ettim. Benim çalıştığım oda taziye odasıydı, gelen giden arasında nasıl çalışmışım, sen o kadar baskıyı, o sayıları nasıl çıkarmışsın şaşıyorum.</p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Çok enteresan bir şey; o günün öncesi ve sonrası çok farklı. Başka bir evreye geçtik aslında. Kırılma noktası gibi. </p>
<p><strong>L.Kopar: Sende Baron Hrant’lı ilginç hikayeler de var, lütfen anlat.</strong></p>
<p><strong>L.Özber: </strong>Grafik okuyan bir kız vardı. Matbaaya gitti. Olmaması gereken manşetle yanlış gazeteyi bastırmış. Dedim "Yandık biz". Baron Hrant öğrenince "Ulan kızım aşık mısın sen?" dedi, bu kadar. Binlerce gazete çöpe gitti. Tekrar bastırdık.</p>
<p>Baron Hrant’ın kırmızı Kartal marka bir arabası vardı. Her zaman gazete bittikten sonra arabaya doluşurduk. Bizi eve o bırakırdı. Kötü araba kullanırdı. Nerede çukur varsa özellikle ona girer, takır tukur giderdik. Bir gün çok soğuk. Kurtuluş tayfasını eve dağıtırken çevirmeye takıldık. Sabahın dördü veya beşi, Baron Hrant battaniye gibi bir şey sarmış kafasına. Arabanın arkası kız dolu, polis durdurdu. Dedi "Nereye gidiyorsunuz?" Baron Hrant "Kızların işi bitti. Evlerine götürüyorum" dedi. Ne düşünürsün? Polis de "Eee, ne işiymiş bu?" dedi. Baron Hrant "Biz gazeteciyiz, sabahladık. Kızları eve bırakıyorum" dedi. Polis güldü, biz güldük...</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 05 Apr 2026 12:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Sarkis ve Hrant arasında abi-kardeş ilişkisi vardı”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sarkis-ve-hrant-arasinda-abi-kardes-iliskisi-vardi-40020</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/sarkis-ve-hrant-arasinda-abi-kardes-iliskisi-vardi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sarkis-ve-hrant-arasinda-abi-kardes-iliskisi-vardi-40020</guid><description><![CDATA[Agos'un kurucularından ve Ermenice sayfalarının baş editörü Sarkis Seropyan'ın 28 Mart 2015’te ölümünün üzerinden 11 yıl geçti. Eşi Manişag Seropyan'la  Baron Sarkis'i uzun uzun andık.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>28 Mart, Agos’un kurucularından Sarkis Seropyan’ın ölüm yıldönümü idi. Bu vesileyle sevgili eşi Manişag Seropyan ile Baron Sarkis’i <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-tarafimiz-hep-eksik-39933" target="_blank" rel="nofollow noopener">konuşmuştuk</a>. Agos ile ilgili hatıraları ise bu haftaya bırakmıştık. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. </p>
<p><strong>Kaç soru sorsam bana az gelecek. İlk sayının çıktığı gün Baron Seropyan heyecanlı mıydı?</strong></p>
<p>Gazete yok sattı. Kapış, kapış herkes bu yeni gazeteye hücum ediyordu. Halk çok memnundu. Hatta ilk üç yılın tüm Agos sayılarını Sarkis’le toplamıştık. Bu üç koca cilt hala evimizde.</p>
<p><strong>İlk sayıları çıkartırken Ermenice sayfalarda tek başınaymış, zorlanmadı mı?</strong></p>
<p>Hiçbir şikayeti yoktu. Tek başına çalıştı. Ermenice kelime haznesi çok zengindi. Bazen Ermeni okulunda sınıf öğretmeni olmama rağmen ben bile ona danışırdım. Kelimelerin köklerini anlatırdı. Kökünden sonra da gelen ekleri söylerdi. Dil bilgisini iyi bilirdi.</p>
<p>Aslında liseyi okumamıştı. Esayan Ortaokulu’ndan mezundu. Sarkis’le maması ve yayası evde hep Ermenice konuşmuşlar. Aslında Zarik yaya iyi Rumca da bilirdi. Eşi hükümet tabibiymiş. Bir gün doğum var deyip götürmüşler, gidiş o gidiş.</p>
<p>Zarik yaya cebine 1 lirasını koyar ‘Marmara’ gazetesini beklerdi. ‘Konuların hepsi beni ilgilendirmiyor fakat zamanımı nasıl geçireceğim?’ der baştan sona okurdu. Onun için gazete dağıtımcısı geldiği zaman, zaten gün bitmişti.</p>
<p>Keşke Sarkis’in çıkardığı Ermenice sayfaları okuyabilseydi.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/berge-arabian-photo-2026-manusag-seropyan-6.jpg" alt="" width="621" height="413">
<figcaption>Manişag Seropyan. Fotoğraf: Berge Arabian</figcaption>
</figure>
<p><strong>Baron Seropyan’ın Anadolu’ya tüm gezilerini neredeyse Lora Baytar Çapar düzenledi. Galiba düğününe de gittiniz?</strong></p>
<p>Sarkis’in tüm gezilerini Lora tertiplerdi. Otelleri, gezi planlarını o yapardı. Hatta Cem’le nişanlılarken galiba Kayseri’de çatal ve bıçakları birbirlerine bağlayıp şakasına sahte düğün bile yapmıştık. Daha sonra İstanbul’dan 35 kişi bir otobüse doluşup, Vakıflı’ya Lora ve Cem’in düğününe gittik. Çok güzel geçti.</p>
<p><strong>Agos’un onuncu yıl vesilesiyle bir yemek düzenlenmişti. O günü biraz anlatır mısınız?</strong></p>
<p>2006’nın Aralık ayının 23’ünde Taksim’de güzel bir otele gittik. Şarkılar söyleyip çok eğlenmiştik. Hrant’a dönüp ‘Biliyor musun bugün kızım Garine’nin evlenme yıldönümü. O uzaklarda ama biz seninle buradayız ve dans ediyoruz’ dedim. Mutluluğumuz çok kısa sürdü...</p>
<p><strong>19 Ocak 2007 günü ben ve Baron Seropyan Agos’taydık. Silah seslerini duyup aşağıya koştum. Baron Seropyan’la merdivenlerin başında kapıda karşılaştım. Bir şey sormadı, bana bakmadı, sadece aşağıya indi. Ben içeridekilere ‘Aşağıya gelin’ diye bağırdım. Sonra onun arkasından aşağıya indim. Donmuş gibiydi. Tam dibinde bir şey demesini bekledim. Çıt yok. Yaklaşık 20 dakika daha konuşmayınca konuşturmak için ‘Paltonu getireyim mi Baron?’ dedim. Kafasını salladı. Herkes gelip gitti. Ağlar sandım, dondu kaldı. Korktum. Nasıl bir hafta geçirdiniz?</strong></p>
<p>Cuma günüydü. Ben hasta ziyaretine hastaneye gitmiş geri dönüyordum. Eve geldim, telefon çaldı, arkadaşım; ‘Hrant'ı vurmuşlar’ dedi. ‘Kapat’ dedim. Sarkis’i aradım, açtı. ‘Evet Hrant'ı vurdular’ dedi, ‘Kapat’. Kapattım telefonu. Akşama kadar haberleri televizyondan izledim.</p>
<p>Akşam Sarkis geldi. Geç vakitti. Suratı beş karış, bir hiddet tabii. Yattı. Bir hafta cenazeye kadar hiç konuşmadı. Giyinip, kuşanıp gidiyordu. O meyanda Sarkis’in kalp doktoru telefon açıyor, oğluma ‘Baban iyi değil. Babana şu ilaçları vermen gerekir’ diyordu, biz de ilaçlarına dikkat ettik. Daha sonraları Sarkis bana “Ben çok tıkanmıştım, çok fena olmuştum. Ne konuşabildim, ne ağlayabildim, hiç kendimde değildim. Cenaze günü Rakel'e sarıldım, ağladım, ağladım, ağladım... Ondan sonra biraz ferahladım” dedi.</p>
<p>Çok daha sonraları o günü şöyle anlattı: “Şaşırtıcı bir şekilde evde de hiç konuşamadım. Zaten bir şey diyemezdim ki. Toplantıdan çıktık, yerime oturdum. Bir ses, bir ses. Kızlar bağırıyor. ‘Ne bağırıyorsunuz? Ayıp değil mi; böyle bağırıyorsunuz’ dedim. ‘Hrant’ı vurdular’ dediler. ‘Neee! Hrant’ı mı vurdular? Daha şimdi buradaydı’ Bir de aşağıya indim ki; vurulmuş. Ne yapacağımı şaşırdım.”</p>
<p>Sonraki her anma günü giyinir, kuşanır, siyah kravatını takar, bana ‘Gelecek misin? Çok geçlere kalma, yollar kapalı oluyor’ diye tembihler öyle çıkardı..</p>
<p><strong>Sizce Baron Hrant’ın ve Seropyan’ın ilişkileri nasıldı?</strong></p>
<p>Sarkis ve Hrant’ın abi-kardeş ilişkileri vardı. Beraber çalışmaya başladıkları yaklaşık 10-11 sene boyunca ilişkileri hep çok iyi oldu. Derdi ki; ‘Hrant’a birileri gelip, Anadolu’daki köylerini, kayıp ailelerini sorduğu zaman onları bana getirip; o yerler, isimler hakkında neler bildiğimi soruyor.’</p>
<p>O ve Hrant insanlarla konuşup, sual edip, bazılarının nereden olduğunu ve ailelerinin kimler olduğunu buluyorlardı. Çoğu zaman bildikler yerler hakkında muhabbet ederlerdi. Sarkis, Hrant için ‘Pazar günü gezer adada, kulağı kesiktir, bir sürü haber toplar, Pazartesi gelip onlardan haber yazar’ derdi.</p>
<p>Bir de yaz mevsimi için ‘Sabahları adadan bir gazete alıp, koltuğunun altına koyar, motordan inene kadar okur, onu da motorda bırakıp iner, eli boş gelir ofise’ derdi. Agos’la birlikte aile gibi olduk. Artık ailece de görüşüyorduk. Hala Rakel hiç unutmaz, her zaman arar sorar beni.</p>
<p><strong>Baron Seropyan ‘Agos’u yaşamının son gününe kadar bırakmadı. Bugün olsa yine bizimle olurdu diye düşünüyorum, ya siz?</strong></p>
<p>Hiçbir zaman Agos’a toz kondurmazdı. Onun yanında kimse Agos’a bir şey diyemezdi. Bugün olsa yine muhakkak sizinle çalışıyor, beraber üretiyor olurdunuz.</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-tarafimiz-hep-eksik-39933" target="_blank" rel="nofollow noopener">Söyleşinin ilk bölümü için tıklayın: Bir tarafımız hep eksik</a></p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 05 Apr 2026 12:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şınorhavor Surp Zadig]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinorhavor-surp-zadig-40045</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/05/sinorhavor-surp-zadig.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinorhavor-surp-zadig-40045</guid><description><![CDATA[]]></description><content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded><pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ant olsun]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/ant-olsun-40044</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/ant-olsun-40044</guid><description><![CDATA[İşin aslı Agos’un yayın hayatına başlaması Cumhuriyet tarihi boyunca üzerine ölü toprağı serpilmiş olan bir toplumun yeniden hayat bulmasıydı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bir takvim rastlantısı olarak bu yıl aynen 30 yıl önce olduğu gibi Agos’un kuruluş tarihi ve Paskalya Bayramı aynı haftaya, 5 Nisan tarihine denk geliyor. Paskalya, Hıristiyan inancına göre İsa Mesih’in ölümünün üçüncü gününde dirildiğine inanılarak, o güne atıfla tesis edilmiş bir bayram. Paskalya’nın en önemli mesajlarından biri İsa’nın ölümüyle ölümü yendiğidir. Agos âlemi için ise aynı benzetmeyi Hrant Dink şahsında yapmak hiç de yadırgatıcı olmasa gerek. Nitekim bu gazetenin kurucusu da ölümüyle ölümsüzleşen bir figür oldu birçok insan için.</p>
<p>Anımsayalım, 2015’te 1915 kurbanları da Ermeni Kilisesi kararıyla ‘azizler’ olarak tanımlanmış ve bir anlamda ölümsüz kılınmışlardı.</p>
<p>İşin aslı Agos’un yayın hayatına başlaması Cumhuriyet tarihi boyunca üzerine ölü toprağı serpilmiş olan bir toplumun yeniden hayat bulmasıydı. Hayat bulmaktan kasıt görünür olmak, duyulur hâle gelmek, fark edilmek ise, Türkiye Ermeni toplumu geçen onyıllardaki kimi girişimlerin de hakkını teslim ederek söyleyelim, en güçlü ifadesini Agos sayfalarında Hrant Dink’in imzasını taşıyan sütunlarda buldu. O güne kadar yaşanan, kalecisi savunması olmayan bir takıma gol atmaktan ibaretti. Ulusal basın hiçbir etik kuralı dinlemeden, her Asala eyleminden sonra, topyekûn Ermenileri kast ederek, “Köpekler” diye manşet atabilmekteydi. Patrikhane dışında bir temsil ortamı olmayan toplum Agos’la bu hakaretlere en uygun üslupla, daha da önemlisi Türkçeyle cevap verme imkânı buldu. Tarihin ve yaşamın öğrettiği pratikle biliyoruz, dik duruşun bir bedeli vardır ve bu bedel 19 Ocak 2007 tarihinde ödendi.</p>
<p>Türkiye’de ve her yerde aklı bulandırılmış 17 yaşında bir katil bulmak hiç de zor değildir. İnsanoğlunun zaaflarından biridir bu. Genel tabloya bakacak olursak kimisi ‘Allahuekber’ nidalarıyla kafa keser kimisi ise sadece İsrail’de olduğu Filistinlilere uygulanmak üzere tasarlanmış ölüm cezası yasalaşınca mecliste şampanya patlatır. Tarih boyunca sömürge topraklarında  Hıristiyanlık adına da az zulüm yapılmadı  Bunca kötülüğün arasında Agos, 30 yıldır Hrant’ın itiraz sesini canlı tutmaya çalışıyor. Bunun dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Nitekim en dostane muhabbetlerde bile üçüncü şahıslara “Tehlikeli adam” diye tanıştırılıyoruz. Neyse ki söz konusu üçüncü şahıs “Merak etme ben de tehlikeliyim, arkadaşından bana bir zarar gelmez” demeyi biliyor.</p>
<p>Özgür basının ve gazeteciliğin gitgide zorlaşan şartlarda görevini yaptığı günümüzde Agos’un tabii ki söyleyecek sözü var. Bu söz, bütün toplumun duyurmaya çalıştığı bir çığlık adeta.</p>
<p>Agos öncesinde göze batmama, görünmeme, fark edilmeme üzerine kurgulanan duruşun güvenli bir ortam sağlayamadığı gayet açık. Görünmez olmak yerine tam tersine itirazı yükseltmek, haklı talebi dillendirmek ve bunun için mücadele etmek şiarıyla Agos, üstlendiği misyonu nefesi yettiğince, gücü el verdikçe, bayrak yarışı gibi elden ele aktararak sürdürecektir. Bu bir vaat değil, içilen bir ant olarak okunmalıdır.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Arkadan gelen sesler]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/arkadan-gelen-sesler-40017</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/04/arkadan-gelen-sesler.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/arkadan-gelen-sesler-40017</guid><description><![CDATA[Agos, arkadan gelen sesleri duyurdu. Özel olarak bana yaptığıysa, fazlasını işittikçe omuzlarımı çökertecek seslerin herkese iletilmesinde görev almamı, böylece en azından aldığım nefesi kendime helal etmemi sağlamak oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce, zevki gelişmiş kabul edilen büyükşehir ahalisine görece kaliteli yabancı yapımlar sunan MSNBC’de, başka hiçbir diziye benzemeyen bir dizi izlemiştim: “Vahşi Batı”. Sonradan “esas kız” olacak Amerikan yerlisi kızın adı, hayatım boyunca duyduğum en güzel isimdi: “Uzaktan Gelen Sesler”. Bu adı unutmadım. Kazınmıştı zihnin kuytusunda bir şeyin üstüne.</p>
<p>Aklım, kendi başına oraya buraya savrulduğu her fırsatta onu kaldırıp şöyle bir gösterdi bana. Üzüntüyle, teessürle, öfkeyle, isyanla meşgûl bir akıl için hem mâkûl hem tehlikeli sayılabilecek alışkanlık…</p>
<p>Üstelik kendi gibi netameli başka alışkanlık yarattı: uyarlama. Sesler sadece uzaktan değil, arkadan, yandan, her yerden gelebiliyordu.</p>
<p>Dolapdere’ye inen yokuştaki (bence adı böyleydi) ilk Agos bürosu, hafızamda bir eski, büyük, şık masa ve etrafında kalan boşluk olarak yer etmiş. Üstüne bilgisayar konabilir eşya kenara sıkıştırılmış, herkes masanın çevresine doluşmuş, salon demek için muazzam abartı kabiliyeti, oda demek için bile belki belediyeden izin gerektiren bölümden, mazallah, kapı girişi veya tuvalete gitmeye kalkanın akşamüstü sıkışık otobüste kapıya ulaşmaya denk gayret göstermek zorunda olduğu mekân.</p>
<p>Orayı esas sıkıştıransa, görünmeyen kuvvetlerdi: Gerekli ve hayırlı, üstelik umut veren bir işe kalkışıldığını bilmenin heyecanı. Ortadaki fikrin somut ürüne nasıl dönüşeceğini bilmemenin yarattığı, merak dolu tedirginlik: atlarsanız hızla biryerlere yol alacak aracın yanıbaşındasınız, haliyle içiniz kıpır kıpır, nasıl kullanacağınızı ve nereye doğru gideceğinizi bilmiyorsunuz, fakat bir ayağınızı içeri atmışsınız bile. Heyecanınıza ve merakınıza kapılmışsınız. Merak, havadaki öbür kuvvet. Belli belirsiz tedirginlikleri başlarını her gösterdiklerinde eziveren merak.</p>
<p>Öyle ki, mizanpaj kağıdında sağa sola hükmeden, sık dalgalı yatay desenlerden ibaret başlıkları, iri bir noktanın yanından uzanan düz çizgiler halindeki muhayyel spotları bile okumaya çalışıyordu oradakiler neredeyse.</p>
<p>Velhâsıl bir gazetenin vücuda getirilebileceği gibi ihtişamlı ve iddialı fikir ve bu girişimin olmazsa olmazı cesaret, her türlü duraksamaya tur bindiriyordu, ruh halleri yarışında.</p>
<p>“Agos’un doğuşu” dendiğinde ilk aklıma gelen budur. Bu tür her ortamı arkası dönük -çünkü yüzü bilgisayar ve önüne konduğu duvara dönük- yaşayan biri olarak, heyecan, merak ve cesaretin arkamdan gelen seslerini işittiğimi rahatlıkla ileri sürebilirim. Ey, inanmayan okur, duyuluyordu o sesler!</p>
<p>Tıpkı ikinci büroya, daha büyük bir mekâna geçtikten sonra yaşanan ziyaretçi akını dönemindeki başka sesler gibi. Üstelik bunlar sahiden seslerdi. Yirmili yaşlarında bir kız, “Aa, siz de mi Diyarbakırlısınız?” diye soruyor, akrânı oğlan, “Yok, biz Malatyalıyız,” diye cevaplıyor, gelen gidenlerin Anadolu’nun dört bir yanına saçılmış “esas” memleketleri, bizzat değil, fakat saçılmışlıkları çok ses çıkarıyordu. Bambaşka sesler.</p>
<p>İçimden dedim ki: Her şeyi siyasî hadise ambalajına sokarak bildik zanneden bizler aslında pek de bir şey bilmiyormuşuz. Ve ilk hissettiğim derin, ama çok derin bir üzüntü oldu. Şimdi bazılarınız buna da inanmayabilir, ama onun da sesleri var, basbayağı: “Aa, Kayseri mi?” diye sorabiliyor herkesin ayırt edebileceği tarzda, meselâ.</p>
<p>Kimbilir, belki de bu memlekette aslolan, herkesin birşeylere arkasını dönmesi ve arkadan gelen sesleri duymamak için didinmesidir. Kimbilir, belki zamanla zaten duyamaz hale gelmişlerdir. Üzüntünün, haksızlığın, adaletsizliğin, gadre uğramışlığın sesleri iptal!..</p>
<p>Agos benim için öncelikle, işte o havada uçuşan sesleri bana daha berrak işittiren bir yardımcı, arkamda hiç görmedikleri “esas” memleketlerini soruşturan gençlerin sesleridir.</p>
<p>Ve tabiî Sarkis Bey’in koyu ve hüzünlü melodisiyle Hrant’ın şefkatle de öfkeyle de çıkabilen koca sesi.</p>
<p>Agos, arkadan gelen sesleri duyurdu. Özel olarak bana yaptığıysa, fazlasını işittikçe omuzlarımı çökertecek seslerin herkese iletilmesinde görev almamı, böylece en azından aldığım nefesi kendime helal etmemi sağlamak oldu.</p>
<p>En çok onur duyduğum iştir, Agos’a katkıda bulunmuş olmak.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 04 Apr 2026 09:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Herkes el verdi, Hrant can verdi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/herkes-el-verdi-hrant-can-verdi-40013</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/herkes-el-verdi-hrant-can-verdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/herkes-el-verdi-hrant-can-verdi-40013</guid><description><![CDATA[Ortak akılda değil ortak isyanda buluşan bir grup insanın imece ürünü olarak ortaya çıktı Agos. Ama ejderhayı yenmek için gözü pek bir kahraman şarttır. Hrant işte o kahraman oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Agos’un kuruluş sürecine yakından tanıklık eden eşim yıllar sonra itiraf etti. Gazeteye en fazla altı ay ömür biçmiş, dayanamayacağımızdan eminmiş. Bari şevkimiz kırılmasın diye hiç söz etmemiş!</p>
<p>Deneyimliydi. Ortamı, koşulları, olanaksızlıkları görüyor, kendimizi ne kadar paralarsak paralayalım bu kadar yokluk, yoksunluk içinde bu işin yürütülemeyeceğini herkesten daha iyi biliyordu elbette. Agos’un hazırlık çalışmaları sırasında imecemize dört başı mamur bir bütçe planı hazırlayarak katkı sağlamıştı. Düşünülmesi gereken her şey vardı bu planda. Yok yoktu. Dikkatle okuduk, inceledik ve sessizce yok ettik. Gerçekler moral bozucuydu, biz hayallerimize sığınmayı seçtik.</p>
<p>Başlangıçta Agos’ta bir gazeteci kadrosu yoktu, yazar, muhabir, grafiker, düzeltmen, reklam servisi yoktu. Para, fon, ofis, bilgisayar terminalleri, yazıcılar da yoktu.</p>
<p>Ya okur? Aslında o da yoktu. Ama Allah için, gönüllü çoktu.</p>
<p>Demek ki artık planlamalarla, SWOT analizleriyle vakit harcanmayacak, balıklama atlanacaktı. Ele ele tutuştuk, gözlerimizi kapatıp atladık! İyi ki!</p>
<p>Uzunca bir süre, akşamüstleri herkes kendi işinden çıkıp Agos mesaisine koştu. Derken, yavaş yavaş, pek çok şey yoktan var oldu. Düzen, sistem oluştu, oturdu. Başka hiçbir şeye benzemeyen, tamamen biricik, Agos’a özgü formlarla hem de. Çok çok umutla ve inançla, dayanışmayla, sabırla, kavgayla ve inatla...</p>
<p>Ve asıl olarak Hrant’ın rüzgârı, enerjisiyle... Agos, onun vicdanları uyandıran, sessizliği kıran benzersiz diliyle, harikulade iletişim kurma becerisiyle Agos oldu.</p>
<p>Ortak akılda değil ortak isyanda buluşan bir grup insanın imece ürünü olarak ortaya çıktı Agos. Ama ejderhayı yenmek için gözü pek bir kahraman şarttır. Hrant işte o kahraman oldu.</p>
<p>Agos daha ilk sayısından itibaren Türkiyeli Ermenileri toplumsal hafızasıyla buluşturdu. Bastırılan, unutturulan, silinen ne varsa… Şurada eski bir yerleşim yerinin adı, burada bir yemeğin tadı kokusu, geleneksel bir kutlamanın kökenini konuşmaya başladık. Kulağımız sesimizi duydu. Parlak bir başarının kıvancında bir olduk, sıradan bir caddenin altında yatan mezarlarımızı, gasp edilmiş bir araziye kondurulmuş pazaryerini de bildik. Yalnızca Ermeniler mi? Kulak veren herkesin hafızası gelişti, derinleşti.</p>
<p>Agos’un yaratmaya sıvananlar bunun neredeyse imkânsız olduğunu bilmiyorlardı. Bu sayede giriştiler ve başardılar. Agos bugün otuzuncu kilometre taşını dikiyor! İlk yıllara dönüp bakınca, yokluk, eksiklik olarak gördüklerimizin pek de bir önem taşımadığını, zayıflık olduğunu düşündüğümüz şeylerinse asıl gücümüz olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.</p>
<p>Agos’a herkes el verdi, emek verdi, ama ona can veren, imkânsızı yenen Hrant en büyük bedeli ödedi, canını verdi.</p>
<p><strong><br></strong><strong><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 04 Apr 2026 09:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[AGOS’a ihtiyaç var mı?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agosa-ihtiyac-var-mi-40011</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/agosa-ihtiyac-var-mi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agosa-ihtiyac-var-mi-40011</guid><description><![CDATA[AGOS’un neye ihtiyacı var? Aynaya daha çok bakmaya:) İnsana dair hiçbir duyguya gözünü kapatmadan, olumsuz duyguları da umutla yoğurmaya, heyecana, gayrete… Elbette daha çok okura, daha fazla paylaşılmaya ve daha fazla emeğe… Herkesin gayretine, emeğine sağlık. Ha gayret AGOS, nice yıllara…]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Türkler ve Müslümanlar dışında da yaşayanlar olduğunu, yaşadıklarını ve yaşayacaklarını, varlıklarını, yokluklarını, ürettiklerini, tükettiklerini, zenginliklerini, yoksulluklarını hatırlatmaya hâlâ ihtiyaç var mı?</p>
<p>Dünya’da egemen kültürler dışında da kültürler olduğunu hatırlatmaya ihtiyaç var mı?</p>
<p>Türkiye Ermeni toplumunun ve gayrimüslimlerin sorunlarını gündeme getirmeye ihtiyaç var mı?</p>
<p>Türkiye Ermeni toplumu içindeki irili ufaklı iktidar alanlarını tartışmaya ihtiyaç var mı?</p>
<p>Ermenistan’da, Türkiye’de veya dünyada, tüm Ermenilerin gündemini, tüm “ötekiler”in tüm ezilenlerin gündemleriyle ortaklaştırmaya ihtiyaç var mı?</p>
<p>Türkiye ve Dünya gündemine özgün bir açıyla bakarak tartışmaya ihtiyaç var mı?</p>
<p>Bizce var. Maalesef hâlâ var. Her gün var. Her yerde var. Bir değil bin AGOS’a ihtiyaç var. Tüm bunlara ihtiyaç olmasaydı, AGOS’un daha büyük ihtiyaçları görebilecek bir ufku da var.</p>
<p>Bu sorulara “ihtiyaç yok” diyecek olanın herhalde ihtiyaca ihtiyacı vardır.</p>
<p>Güçlü olanlar, zengin olanlar, çok olanlar; dünyanın her yerinde yalnızca kendileri  yaşıyormuş, başkaları yokmuş hatta hiç olmamışlar, varsalar da hiçbir hakları yokmuş gibi konuşup davranmıyorlar mı? Tarihi kendileriyle başlatıp kendileriyle bitirmiyorlar mı?</p>
<p>Bunlar öyle konular ki “vefa” kısmına girmeye belki de hiç gerek yok.</p>
<p>Hrant Dink’in, Sarkis Seropyan’ın, Diran Bakar’ın, Yervant Gobelyan’ın, Rupen Maşoyan’ın, Hagop Ayvaz’ın, Mıgırdiç Margosyan’ın, Oşin Çilingir’in, Nazar Büyüm’ün, Aydın Engin’in mirasına sahip çıkmaya, emanetlerini yaşatmaya ihtiyaç var mı?</p>
<p>AGOS’u yetiştirmeye emek vermiş ve AGOS’un yetiştirdiği yüzlerce insandan bahsedebiliriz. Yalnızca bunun için bile dökülen her emeğe değer.</p>
<p>O halde devam.</p>
<p>Bazen duvara konuşuyormuş hissi verse de, tarihle konuştuğumuzu da unutmayarak…</p>
<p>Bazen çok yorucu olsa da yorulana dinlenmesi için fırsat vererek…</p>
<p>Bazen kendiliğinden koşup gelen taze enerjilere alan açarak, bazen onları davet ederek…</p>
<p>Pencereyi de kapıyı da açık tutarak devam…</p>
<p>Kimimiz önümüzden çekiştirip bizi koşturmaya çalışırken, kimimiz arkamızdan çekiştirip bizi yavaşlatmaya çalışsa da birlikte yürümeye devam…</p>
<p>Bazen kalabalıklarla, bazen çok yalnız da olsa yürümeye devam...</p>
<p><strong>AGOS’un neye ihtiyacı yok?</strong></p>
<p>Dev aynalarına, cüce aynalarına veya başka yamuk yumuk aynalara…</p>
<p>Yılgınlığa, umutsuzluğa, kaygılara, tükenmişlik duygularına…</p>
<p><strong>AGOS’un neye ihtiyacı var?</strong></p>
<p>Aynaya daha çok bakmaya:)</p>
<p>İnsana dair hiçbir duyguya gözünü kapatmadan, olumsuz duyguları da umutla yoğurmaya, heyecana, gayrete…</p>
<p>Elbette daha çok okura, daha fazla paylaşılmaya ve daha fazla emeğe…</p>
<p>Herkesin gayretine, emeğine sağlık.</p>
<p>Ha gayret AGOS, nice yıllara…</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 04 Apr 2026 09:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Agos’un 30 yılı: Hafıza, teyit ve temas]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agosun-30-yili-hafiza-teyit-ve-temas-40018</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/agosun-30-yili-hafiza-teyit-ve-temas.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agosun-30-yili-hafiza-teyit-ve-temas-40018</guid><description><![CDATA[1990’lardan itibaren Türkiye medyasında Ermeniler ve Ermenistan hakkında çok sayıda yanlış, abartılı ya da düpedüz manipülatif haber dolaşıma giriyordu. Aynı şekilde Türkiye’deki gelişmeler de Ermenistan kamuoyuna çoğu zaman çarpıtılarak aktarılabiliyordu. Her iki tarafta da düşmanlık söylemi iç politikada kullanışlı bir malzemeydi. Türkiye’de Ermenistan karşıtlığı, Ermenistan’da ise Türkiye karşıtlığı seçim dönemlerinde kolayca devreye sokulabilen bir araçtı. İşte Agos, tam bu noktada devreye giriyordu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta Agos 30. yılını kutluyor. Paskalya’nın renkleriyle birlikte kırmızı renk de 1996’da bu şekilde girdi hayatımıza. Önce okuyucu, sonra haber konusu, sonra dağıtıcı olarak tanıştım Agos’la. Sonra da ekipte yer aldım.</p>
<p>Agos başta Türkiye’deki Ermeniler için, akabinde de Türkiyeliler için bir kuşak değişiminin işareti olduğu kadar, bir sürekliliğin de ifadesi. Çünkü Agos artık yalnızca bir gazete değil; yaşı, hafızası, refleksleri ve bıraktığı izlerle bir kurum. Türkiye’nin, Türkiyeli Ermenilerin ve Türkiye’nin komşularıyla kurduğu ilişkinin tarihinde kendine ait bir yer açmış, o yerden konuşmaya devam eden.</p>
<p>Bu gazete her döneminde dokunduğu, çalıştığı veya ilişkide olduğu insanlarla birlikte bir kültür yarattığı kadar her jenerasyonda farklı anılar bıraktı. Herkes farklı bir dönemi yaşadı ve farklı şekillerde hatırlıyor.</p>
<p>Ben Yervant Gobelyan, Sarkis Seropyan, Hagop Ayvaz, Hrant Dink ile bir Agos’u hatırlıyor ve onun içerisinde yaşıyorum mesela.</p>
<p>Eminim bu sayıda onları ve üzerimize bıraktığı etkileri anlatan birçok başka yazı okuyabileceksiniz. Bense size farklı bir bakış açısı sunayım istedim.</p>
<p>Bugün yeniden Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasını konuşuyoruz. Fakat, bu kez Orta Doğu’daki savaşın ve bölgesel kırılganlıkların gölgesinde. Bugün yaşananlar yeni görünse de, aslında bu normalleşmenin bir hafızası ve bu hafızanın oluşmasında Agos’un özel bir yeri var.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/agos-16ekim2009-sayfa-1.jpg" alt="" width="408" height="619"></p>
<h4>İki tarafa da konuşabilen bir gazete</h4>
<p>Agos, Türkiye’de Türkçe ve Ermenice yayımlanan bir gazete olarak başından itibaren yalnızca Türkiyeli Ermenilerin meselelerini yazan bir gazete olmadı. Aynı zamanda Türkiye toplumuna Ermeni bakışını, Ermenistan’a da Türkiye’yi içeriden okuma imkânını sundu. Bu çift yönlü işlev, resmi diplomasinin çoğu zaman kuramadığı bir teması tesis etti.</p>
<p>Ermenistanlı gazeteciler için Agos, Türkiye’yi Ermeni gözüyle ama Türkiye’nin içinden okuyabilecekleri önemli kaynaklardan biriydi. Türkiyeli gazeteciler için ise Ermenistan’ı klişelerden, devlet söyleminden ve ezberlerden bağımsız biçimde takip edebilmenin yollarından biri. Bugün Türkiye basınında Ermenistan’ın artık sadece “düşman ülke” ya da “uzak komşu” olarak değil, gündelik siyasetin ve güncel haber akışının bir parçası olarak yer alabilmesinde Agos’un payı küçümsenemez.</p>
<p>Agos’un önemli rollerinden biri de Türkiye’deki Ermeniler ile Ermenistan arasında bir yakınlaşma zemini kurmasıydı. Bugünden bakınca bu doğal görünebilir. Oysa özellikle 1980 sonrası dönemde, bu bağ hiç de güçlü değildi.</p>
<h4>Türkiye Ermenilerin Ermenistan’a bakışı değişti</h4>
<p>Agos, 1996’dan sonra ve özellikle 2000’li yıllarla birlikte Ermenistan’ı Türkiye’ye başka türlü anlattı. Onu yalnızca tarihsel bir referans, bir kayıp coğrafya ya da uzak bir soyutluk olarak değil; bağımsızlığını kurmaya çalışan, dönüşen, yaşayan bir ülke olarak görünür kıldı. Bu anlatı, sadece Türkiye kamuoyunu değil, Türkiyeli Ermenilerin Ermenistan’a bakışını da değiştirdi. İlgi arttı, temas güçlendi, merak derinleşti. Bir kesim Türkiyeli Ermeni belki de kimliklerinde kayıp bir sayfayı doldurma imkanı buldu. Müslümanlaş(tırlıl)mış Ermeniler için ise yepyeni bir dönem başladı.</p>
<p>Bu süreçte Agos’un bir başka kritik rolü de haber teyidi meselesiydi. Bugün “fact-checking” dediğimiz şeyin, o yıllarda bu isimle anılmıyor olsa da, Agos’un gündelik reflekslerinden biri olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>1990’lardan itibaren Türkiye medyasında Ermeniler ve Ermenistan hakkında çok sayıda yanlış, abartılı ya da düpedüz manipülatif haber dolaşıma giriyordu. Aynı şekilde Türkiye’deki gelişmeler de Ermenistan kamuoyuna çoğu zaman çarpıtılarak aktarılabiliyordu. Her iki tarafta da düşmanlık söylemi iç politikada kullanışlı bir malzemeydi. Türkiye’de Ermenistan karşıtlığı, Ermenistan’da ise Türkiye karşıtlığı seçim dönemlerinde kolayca devreye sokulabilen bir araçtı.</p>
<p>İşte Agos, tam bu noktada devreye giriyordu. Bazen bir haberi doğrulayan, bazen yanlışlayan, bazen de daha baştan o haberin kurulma biçimindeki problemi gösteren bir mecra olarak. Ermenistan çoğu zaman doğrulanmasına gerek duyulmayan, karanlık ve egzotik bir “dışarısı” gibi ele alınıyordu. Agos’un yaptığı ise bazen en temel bilgiyi hatırlatmaktı: haritayı, sınırı, bağlamı ve gerçeği.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/agos-16ekim2009-sayfa-3.jpg" alt="" width="487" height="725"></p>
<h4>Telefonlar, ziyaretler, sınırlı imkânlar</h4>
<p>O dönemde internet bugünkü kadar yaygın değildi. Bir haberin doğrulanması bazen günler, bazen haftalar alabiliyordu. Agos’un Ermenistan’da okunması bile zaman alırken, en hızlı bilgi akışı çoğu zaman telefon üzerinden sağlanıyordu. Karşılıklı telefonlaşmalar, tanışıklıklar, gazeteciler arasında kurulan güven ilişkileri çok önemliydi.</p>
<p>Asıl derin bilgi alışverişi ise ziyaretlerle mümkün oluyordu. Türkiyeli Ermeni gazetecilerin Ermenistan’a gitmesi ya da Ermenistanlı gazetecilerin Türkiye’ye gelmesi, iki tarafın birbirini gerçekten dinleyebildiği anları yaratıyordu. Ermenistan’da Türkçe bilen gazetecilerle Türkiye’de Ermenice bilen gazeteciler, görünmeyen ama çok önemli köprüler kuruyordu.</p>
<p>Diplomatik ilişkilerin son derece sınırlı olduğu bir dönemde bu temaslar çoğu zaman Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi platformlar, uluslararası kurumlar ve sivil kanallar üzerinden mümkün oluyordu. 2001’den itibaren bu ziyaretlerin sıklaşmasıyla birlikte bilgi akışı da hızlandı. Türkiye-Ermenistan İş Geliştirme Konseyi gibi girişimler ve karşılıklı heyet ziyaretleri, haberciliğin daha sağlam bir zemine oturmasına katkı sundu.</p>
<h4>Hrant Dink’ten sonra da süren hat</h4>
<p>Bugünden bakıldığında 2000’li yıllardan 2010-2015’e kadar uzanan bu dönemin etkisi ilk bakışta sınırlı görülebilir. Ama mesele yalnızca o gün neyin çözüldüğü değil, nasıl bir hafıza bırakıldığıdır. Agos, hem Türkiye’de hem Ermenistan’da karşılıklı hafızanın oluşmasına katkı sağlayan nadir kurumlardan biriydi.</p>
<p>Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra da bu hat kesilmedi. Tam tersine, başka bir biçimde devam etti. Hrant Dink Vakfı’nın kuruluşunun hemen ardından hayata geçirilen ilk Türkiye-Ermenistan Gazeteci Değişim Programı da bunun somut örneklerinden biriydi. Bu programın ilk yürütücülerinden biri olmaktan bugün hâlâ gurur duyuyorum.</p>
<p>Burada Daniel Kuzuluk’u da anmadan geçemem. O dönemde Ermenistan’da tıp okuyan Getronagan Okulu’ndan sınıf arkadaşım vakfın çalışmalarında aktif rol alarak bu ilk değişim programının kurulmasına emek verdi. Onun gençlik yıllarında Ermenistan’da edindiği deneyimler hepimize ön ayak oldu. Birlikte attığımız bu adım, daha sonra çok kıymetli olacak bir zeminin oluşmasına yardımcı oldu.</p>
<p>Bu programın en önemli tarafı, bireysel ziyaretlerin ötesine geçmesiydi. Daha önce gazeteciler çoğu zaman kendi imkânlarıyla gidiyor, bazen birkaç sokak röportajından genellemeler çıkarabiliyordu. Oysa bu program gazetecilere yalnızca gezi değil, bağlam sunuyordu.</p>
<p>Türkiye’den milliyetçi, muhafazakâr, solcu, muhalif; Ermenistan’dan hükümet yanlısı, muhalif ya da milliyetçi gazeteciler aynı çerçevede bir araya geldi. Normal koşullarda birbirine mesafeli duran bu farklı kesimler aynı grubun parçası olarak Ermenistan’a gitti, birlikte dolaştı, aynı otelde kaldı, aynı sofrayı paylaştı.</p>
<p>Siyasetçilerle görüştüler, düşünce kuruluşlarıyla buluştular, sokakta insanlarla konuştular. Ermenistan’ı bir soyut imge olarak değil, yaşayan bir ülke olarak gördüler. On gün boyunca birlikte yaşamak, bazen yıllarca süren önyargıları çözmek için tek bir makaleden çok daha etkili olabiliyordu.</p>
<h4>Futbol diplomasisi günleri</h4>
<p>Bu sürecin sembolik anlarından biri de futbol diplomasisiydi. Yerevan ve Bursa’daki maçlara katılımlar, iki tarafın aynı anda aynı gerilimle, aynı merakla ve bazen aynı umutla bir olaya bakabildiği anlar yarattı.</p>
<p>Küçük bir örnek.</p>
<p>Bursa’daki Türkiye-Ermenistan  maçında Ermenistanlı gazetecilerle ve daha önce Ermenistan’a giden Türkiyeli meslektaşlarımızla basın tribünündeyiz. Basın tribününe bayrak sokmak yasak. Ermenistanlı gazeteciler ise ceplerine sıkıştırdıkları küçük bayraklarla içeri girebilmişler.</p>
<p>Arkamızda dönemin Cumhurbaşkanları Abdullah Gül ve Serj Sarkisyan var. Bir bakıyoruz basın tribününün ön tarafındaki Türk gazeteciler Türk bayrakları çıkarıp sallamaya başlamış. Bizim Ermenistanlı dostlarımız da tabii bunu görünce ceplerinden çıkardıkları kat kat olmuş bayrakları açıyorlar. Tam Cumhurbaşkanlarının önünde. Polis ve korumalar geliyor ve Ermenistan bayrağının kapatılmasını istiyor. Bizimkiler karşı çıkıyor. O sırada araya girenler Türkiye’den daha önce Danyel ve benle daha Ermenistan’a gelen milliyetçi olarak tarif edebileceğimiz Türkiyeli gazeteciler.</p>
<p>“Hop” diyor birisi.  “Bizimkiler bayrak açabiliyor da niye onlar açamasın?”</p>
<p>Bunu diyen eski adliye muhabiri ve çalıştığı gazetenin haber müdürlerinden. Stadyumdaki polis de şaşırıyor, Türk gazeteci Ermeni’yi savunuyor diye. Susuyor.</p>
<p>İki bayrak da kalıyor tribünde. O maçın en çok paylaşılan fotoğraflarından biri çıkıyor ortaya.</p>
<h4>Hafıza hâlâ çalışıyor</h4>
<p>Benim Agos’taki dönemim de tam böyle bir eşikte geçti. O yıllarda gazetecilik yapmak sadece haber üretmek değil, tarihsel bir sürecin içinde çalışmak demekti. Her haberin, her başlığın, her teyidin bugünün ötesine uzanan bir karşılığı vardı.</p>
<p>Agos’un farkı belki de tam buradaydı: Sadece olanı yazmıyor, olanın nasıl algılandığını, nasıl çarpıtıldığını ve nasıl hatırlanacağını da belirliyordu. Bu yüzden hem Türkiye’de hem Ermenistan’da, hem de diasporada referans alınan bir gazete oldu.</p>
<p>Bugün Türkiye-Ermenistan yakınlaşması hâlâ tamamlanmış değil. Aynı başlıklar, aynı umutlar, aynı çekinceler bir kez daha önümüzde. Ama değişmeyen bir şey var: Diyaloğun, temasın ve teyidin değeri.</p>
<p>Agos, otuz yıldır tam da bunun için var.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 04 Apr 2026 09:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trump: Tahran ile müzakereleri etkilemeyecek]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-tahran-ile-muzakereleri-etkilemeyecek-40043</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/trump-abd-ordusu-henuz-iran-dan-geriye-kalanlari-yok-etmeye-baslamadi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-tahran-ile-muzakereleri-etkilemeyecek-40043</guid><description><![CDATA[Axios, İran’ın ABD'ye ait bir savaş uçağını düşürdüğünü açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, savaş uçaklarının düşürülmesinin Tahran yönetimiyle müzakereleri etkileyip etkilemeyeceği sorusunu, "Hayır, hiç etkilemeyecek. Hayır, bu bir savaş. Savaş halindeyiz" şeklinde yanıtladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD merkezli Axios haber platformunun konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, İran ordusu 3 Nisan’da bir ABD savaş uçağını düşürdü.</p>
<p>Axios haberinde bu durum, ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misilleme başlatması sonrası "bir ABD uçağının düşman ateşiyle düşürüldüğü ilk olay" olacağı aktarıldı.</p>
<p>İran Devrim Muhafızları Ordusu, sabah saatlerinde ülkenin orta kesimlerinde bir savaş uçağını hava savunma sistemleriyle vurarak düşürdüğünü duyurmuştu.</p>
<p>İran medyası tarafından servis edilen görüntülerde, uçağın pilotuna ait olduğu belirtilen bir fırlatma koltuğunun nispeten sağlam halde bulunduğu görülüyor. Bu durum, pilotun uçağın düşmesinden hemen önce koltuk fırlatma sistemini kullanarak kurtulmuş olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.</p>
<p>Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı’nın haberinde, "Bazı bilgilere göre, bu sabah Devrim Muhafızları Ordusu tarafından gelişmiş Amerikan savaş uçağının imha edilmesinin ardından uçağın pilotu fırlatma koltuğunu kullanarak ülke içine indi" ifadelerine yer verilmişti.</p>
<p>İran devlet televizyonları, askeri kaynaklara dayandırdığı uyarılarla bölgedeki aşiretleri ve köylüleri teyakkuza geçirdi. Yapılan duyurularda, "Amerikan-Siyonist uçağından atlayan pilotların görülmesi halinde derhal emniyet güçlerine teslim edilmesi" istendi.</p>
<p>Çeşitli kaynaklarda yer alan haberlerde söz konusu uçağa ait parçaların görüntüleri paylaşılmıştı. Uçağın düştüğü Kohgiluye ve Buyerahmed eyaletindeki haber kaynaklarının, ABD'nin uçağın pilotunu kurtarmak için Black Hawk helikopteri ve bir C-130 askeri kargo uçağıyla arama çalışmalarına teşebbüs ettiğini ancak çabalarının başarısız olduğunu bildirdiği aktarılmıştı.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, NBC televizyonuna telefonla bağlanarak savaşa ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<h4>Trump detayları konuşmayı reddetti</h4>
<p>Trump, ABD savaş uçaklarının İran tarafından düşürülmesinin ardından mürettebatı arama ve kurtarma çalışmalarının ayrıntılarına ilişkin konuşmayı reddetti.</p>
<p>İran'a karşı saldırıları "yoğun ve hassas bir askeri operasyon" olarak niteleyen Trump, olayın ülkede bazı haberlerde yer alma biçiminden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.</p>
<p>Trump, İran tarafından savaş uçaklarının düşürülmesinin Tahran yönetimiyle müzakereleri etkileyip etkilemeyeceği sorusuna ise, "Hayır, hiç etkilemeyecek. Hayır, bu bir savaş. Savaş halindeyiz" yanıtını verdi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 04 Apr 2026 09:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Zadig çöreği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/zadig-coregi-40041</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/zadig-coregi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/zadig-coregi-40041</guid><description><![CDATA[Paskalya arifesinde Kurtuluş/Bakırköy/Yeşilköy sokaklarında dolaşırsanız önce şahane bir soğan/dolma kokusu, sonra tarçın/topik kokusu, en son da mis gibi mahlepli-sakızlı çörek kokusu alır burnunuz. Elbette ki bunların hazırları muhtelif mezeci, market ve pastanelerde mevcut ama evde yapmak gibisi var mı?]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>En sevdiğim bayramdır paskalyadır… Yok hayır dinle imanla alakası yok. Olay tamamen "ayısal". Çünkü paskalya arifesinde Kurtuluş/Bakırköy/Yeşilköy sokaklarında dolaşırsanız önce şahane bir soğan/dolma kokusu, sonra tarçın/topik kokusu, en son da mis gibi mahlepli-sakızlı çörek kokusu alır burnunuz. Elbette ki bunların hazırları muhtelif mezeci, market ve pastanelerde mevcut ama evde yapmak gibisi var mı be? Yapmak ayrı güzel, dağıtıp paylaşmanın keyfini sürmek apayrı güzel. İşte belki de bu yüzden, hatta evet, tam da bu yüzden, gurbetin içine .... Abi elin Alamanına, İsviçrelisine ne anlatıcan mahlepi, sakızı? Mazallah midesine dokunur. Şükür karşı Alaman komşumuz eski turizmci, bol bol gidip gelmiş bizim memlekete de az buçuk tanıyor bizim lezzetleri. Dün, taze sokak simidini yolladığımda mesaj yazana kadar zaten fırına atıp çıtır çıtır lüpletmiş. Yarın çöreği götürünce parlayan gözlerini görmek dünyalara bedel vallaa…</p>
<p>Neyse işte, bu sene, malum, memleketteydim, günüm şaştı azcık. Normal şartlar altında Perşembeden yumurtamı boyar, çöreğimi pişirirdim  ve hatta topiğimi, dolmamı da hazır ederdim. Ama Cumartesi geceyarısı eve gelince hepsi hayal oldu. Allahtan kafayı çalıştırıp Cuma günü efendiye çörek malzemesi siparişi verdim de bugün yapmak kısmet oldu. Aksi taktirde yarından önce yapamazdım çünkü paskalya bayramı sebebiyle yarına kadar burada hayat durmuş vaziyette. Bu saatte de olsa, evi mis gibi koku sardı ama anlayan kim? Ha pardon var bir anlayan. Oğlan yataktan çıkıp “yukarı kadar geldi kokusu, biraz yiyebilir miyim?” dediyse de henüz pişmediğinden yarın sabaha hazır edeceğim sözünü verince rahatladı. Ne demişler, çekirdekten ayı yetiştirilmeli.</p>
<p>İşte böyle sayın okur. Ben aşağı tarif de, fotoları da iliştireyim de, sonra yok ben bilmiyordum, yok haberim yoktu olması. Fotolar kısmen yeni, tarif çok eski. Hatta bu tarifin hikayesi de var anılı manılı, bol meftalı ama o da başka sefere artık.</p>
<p>De hayde, sakızınız, çöreğiniz, böreğiniz, topiğiniz ama bilhassa lakerdanız bol, sofranız şen, meclisleriniz eksiksiz olsun…</p>
<div class="box-12">
<p><strong>Malzemeler:</strong></p>
<p>8 yumurta</p>
<p>2 su bardağı şeker</p>
<p>1 tatlı kaşığı tuz</p>
<p>1.5 su bardağı süt</p>
<p>2 paket yaşmaya</p>
<p>375 gr margarin</p>
<p>1 çorba kaşığı mahlep</p>
<p>1 çorba kaşığı sakız</p>
<p>1.5 kg un</p>
<p>Üzeri için:</p>
<p>Yumurta sarısı</p>
<p>Çörekotu</p>
<p>Susam</p>
<p>Dilimlenmiş badem</p>
<p><strong>Yapılışı</strong></p>
<p>Yumurta, şeker ve tuz, mikserle iyice çırpılır. Maya, ılık süt içinde iyice eritilir ve yumurtalı karışıma eklenir. Süt çok ısıtılmamalı, yoksa maya pişer ve hamur kabarmaz! Margarin eritilip karışıma eklenir. Çok sıcak olmamalı, yoksa yumurtalar da pişer, hamur da kabarmaz. Sakız iyice ezilip eklenir. Sakız, un gibi olmalı. Havanda dövülecekse, buzluktan çıkmış sakız kullanmak ve dövmeden yapışmasın diye bir çimdik nişasta/un eklemek gerek. Veya yine buzluktan çıkmış sakız, sağlam ve temiz bir poşete konup merdane veya ağır bir şeyle dövülebilir. Sakız un haline getirildikten sonra, en iyisi çay süzgecinden geçirerek hamura eklemek. Sakız taneleri bütün halde hamurda pişerse hamuru da çöreği de acılaştırır.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/corek3.webp" alt="" width="525" height="391">Tüm malzemeler karıştırılıp yoğrulan hamur bir gece sıcak bir yerde mayalandırılır. Mümkünse battaniyeye sarılıp kalorifer yanında bırakılmalı. Acil durumda, fırın 80 dereceye ısıtılıp söndürülür, hamur, ağzı kapalı bir kapta fırında bekletilir, böylece daha çabuk kabarır. Fırına hamur konmadan fırın söndürülmüş olmalı, yoksa hamur pişer. Mayalanan hamurdan minik bezeler yapılıp unlanmış tezgah üzerinde mayalandırılmaya devam edilir. Bezeler üçer üçer örülür.</p>
<p>Bir deneme yaptım ve bu ölçülerle 3 büyük 3 küçük olmak üzere 6 çörek çıkardım. Büyükler 200grx3 bezeden, küçükler ise 150grx3 bezeden örüldü. İstendiği taktirde 100-120gr’lık bezelerle daha da küçük çörekler yapılabilir. Mayalandıkça ve pişirilince daha da şişeceğinden küçük porsiyon olarak ölçülü olur. Örülüp fırın kağıdı üzerinde tepsiye konur ve fırınlanmadan önce de bir süre mayalandırılır. Üzerine önce yumurta sarısı, sonra çörekotu, susam, dilimlenmiş badem serpilir. (Arzuya göre elbette) 170-180 derece ısıtılmış fırında üzeri iyice kızarana kadar pişirilir. </p>
<p>Afiyet olsun…</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bakan Gürlek duyurdu: Sosyal medyaya kimliksiz giriş yapılamayacak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bakan-gurlek-duyurdu-sosyal-medyaya-kimliksiz-giris-yapilamayacak-40040</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/02/26/akin-gurlek-yasal-duzenleme-mutlaka-yapilacak-bir-adim-atilacak.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bakan-gurlek-duyurdu-sosyal-medyaya-kimliksiz-giris-yapilamayacak-40040</guid><description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya kullanımına yönelik yeni düzenleme hazırlığında olduklarını açıkladı. Düzenlemeyle birlikte kullanıcıların gerçek kimlikleriyle hesap açması zorunlu hale gelecek, sahte ve bot hesaplar ise kapatılacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya platformlarıyla yürütülen görüşmelerde mutabakata varıldığını açıkladı. Platformlara kimlik bilgileriyle giriş yapılmasını öngören düzenlemenin 3 ay içinde hayata geçirilmesi bekleniyor.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya kullanımına yönelik yeni düzenleme hazırlığında olduklarını açıkladı. Düzenlemeyle birlikte kullanıcıların gerçek kimlikleriyle hesap açması zorunlu hale gelecek, sahte ve bot hesaplar ise kapatılacak.</p>
<p>Bakan Gürlek, yeni düzenlemenin özellikle sahte ve bot hesaplar üzerinden yapılan paylaşımların önüne geçmeyi amaçladığını belirtti. Üç aylık geçiş sürecinin ardından kurallara uymayan hesapların kapatılacağını ifade eden Gürlek, sosyal medyada “sorumluluk” ilkesinin güçlendirileceğini söyledi.</p>
<p>Bakan Gürlek’in açıklaması şöyle:</p>
<p>"Sosyal medyada gerçekten sahte hesaplar açılıyor. İtibar suikastı yapılıyor. Burada sayın milletvekillerimiz var, sayın valimiz var, rektörümüz var. Bu herkese yapılıyor.</p>
<p>Sosyal medyada bir kişi eğer bir hesap açıyorsa, bir suç işliyorsa bunun da bir karşılığı olması lazım. Biz bunu istiyoruz. Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olması istiyoruz. Yani bir kişi bir hesap açıyorsa, bunun sorumluluğuna katlanacak.</p>
<h4>"İtibar suikasti yapılıyorsa sonuçlarına katlanılacak"</h4>
<p>Şimdi sahte hesap açıyorlar, olayları farklı anlatıyorlar. Bizim burada birçok meslektaşımız var, hâkim-savcı arkadaşlarımız var. Yani sosyal medyada yargılamalar yapılıyor, kararlar veriliyor, hükümler veriliyor. Gerçekte öyle değil. Sosyal medyada bir kişi bir hakaret ediyorsa ya da bir itibar suikastı yapıyorsa bunun sonuçlarına katlanması lazım.</p>
<p>Biz bunu inşallah ikinci yargı paketinde de gündeme getireceğiz. Yani bir kişi sosyal medyaya giriyorsa kimliği belli olacak. Orada yazdıklarından da, ettiği hakaretten de, itibar suikastından da sorumlu olacak. Kimseye itibar suikastı yapılmayacak. Kimse itibarsızlaştırılmayacak.</p>
<p>Burada çok kıymetli hâkimlerimiz var. Gecesini gündüzüne katarak, fedakârca, ailesinden gerekirse ödün veriyor, dosyalara bakıyor. Ama sosyal medyada öyle bir şey yapılıyor ki dosyadan haberi yok; adam hüküm vermiş, yargılama yapmış. “Niye bu serbest bırakıldı, bu neden tutuklanmadı?” diye bir şey başlatıyorlar.</p>
<h4>TC kimlik numarası da sorulacak</h4>
<p>Ben sosyal medya meselesine çok önem veriyorum. Bunu zaten zaman zaman kamuoyunda da açıkladım. Yani sosyal medyaya artık gerçek bilgilerle, kişisel kimlikle girilecek. Bu konuda zaten sosyal medya sunucularıyla da anlaştık. Onlar da bunu kabul ettiler.</p>
<p>T.C. kimlik numarası da olacak. Tabii, tabii, T.C. kimlik numarası olacak. Tabii geçiş süreci olacak. Yani bu sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Sosyal medya hesabını gerçek kimliğiyle kullanmayan sahte hesaplar ya da bot hesaplar dediğimiz hesapların da kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Bu kurallara uymadıkları takdirde sosyal medya bunları kapatacak.</p>
<p>Tabii biz biliyorsunuz, paketi hazırlıyoruz, Meclis’e sunuyoruz. İnşallah Meclis’te sayın milletvekillerimiz de bu konuya çok önem veriyor. Bunun kısa sürede yasalaşması gerekiyor. Yasalaştıktan sonra da bir geçiş süreci var. Çünkü bunun altyapısının hepsinin sağlanması gerekiyor. Üç aylık bir geçiş sürecinde herkes sosyal medyaya gerçek kimliğiyle girmiş olacak."</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Londra'dan alınan Ermeni kilise kapısı, Yerevan'da sergileniyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/londra-dan-alinan-ermeni-kilise-kapisi-yerevan-da-sergileniyor-40039</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/londra-dan-alinan-ermeni-kilise-kapisi-yerevan-da-sergileniyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/londra-dan-alinan-ermeni-kilise-kapisi-yerevan-da-sergileniyor-40039</guid><description><![CDATA[1118 yılına ait bir Ermeni Kilisesinden kalma ahşap kapı kanadı, Londra'daki açık artırmadan satın alınarak Yerevan'a getirildi ve Ermenistan Tarih Müzesi'nde sergilenmeye başlandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Orta Çağ Ermeni ahşap işçiliğinin nadir örneklerinden biri kabul edilen, 1188 yılına ait Ermeni kilisesinden kalma ahşap kapı, Londra'dan satın alınarak Ermenistan'a getirildi ve Ermenistan Tarih Müzesi'nde sergilenmeye başlandı. .</p>
<p>Ermeni tarihi ve kültürel değeri bakımından istisnai bir örnek olarak kabul gören eser, Londra'daki Sam Fogg galerisinden satın alındı. Satın alma işlemi, Eğitim, Bilim, Kültür ve Spor Bakanlığı'nın kültürel değerleri edinme ve geri kazandırma amaçlı devlet programı çerçevesinde alınan bir hükümet kararıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/pj2haiy24ktzmbz27c0m4cuf5n8wpjes22u4qlxv.webp" alt="" width="576" height="384">Uluslararası bir müzayedede satışa çıkarılan eserin satın alınması ve nakliyesi için devlet bütçesi yedek fonundan Kültür Geliştirme Fonu'na toplam 175,36 milyon dram (yaklaşık 20 milyon TL) tahsis edildi.</p>
<p>Cevizden oyulan kapı kanadı, Bagratuni dönemine ait olup Orta Çağ Hıristiyan sanatının olağanüstü bir örneğini ediyor. Kapının ikonografisi İncil ve kraliyet temalarını bir araya getiriyor.</p>
<p>Merkezdeki kompozisyon, İncil'deki Daniel'in aslanlar arasındaki sahnesini tasvir ederken, alt kısımlar Daniel'in vizyonunun sembolizmiyle ilişkili çeşitli hayvan dövüşü sahnelerini gösteriyor. Kompozisyonda ayrıca, Ermeni kilise sanatındaki hayat ağacı kavramını yansıtan, verimliliği simgeleyen çiçek motifleriyle süslenmiş "kanatlı" bir haç da yer alıyor.</p>
<p>Sergi, 3 Nisan'da Ermenistan Tarih Müzesi'nde halka açıldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Üç Horan Vakfı’ndan bağımlılık konferansı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/uc-horan-vakfindan-bagimlilik-konferansi-40027</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/uc-horan-vakfindan-bagimlilik-konferansi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/uc-horan-vakfindan-bagimlilik-konferansi-40027</guid><description><![CDATA[Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Vakfı, Türkiye’de son yıllarda artış gösteren alkol, madde, tütün, bahis, kumar ve dijital bağımlılıklar için bir farkındalık konferansı düzenledi. Eğitimciler ve velilerin katılım sağladığı konferansta uzman hekimler, bağımlılığın temeli ve mücadele yöntemleri konusunda önemli tespitler ve tavsiyelerde bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Konferans 28 Mart Cumartesi günü Kilise’nin Naregyan Salonu’nda düzenlendi. </p>
<p>Uzman Psikolog Elif Kaleli’nin moderatörlüğü üstlendiği konferans, Prof. Dr. Onur Noyan’ın oturumu ile başladı. Prof. Dr. Noyan, bağımlılığın bireysel nedenleri arasında stres, güven ve özgüven eksikliklerinin olduğunu; güçlü aile bağı, ebeveynlerle daha yakın iletişim, bağımlılıkla doğru bilgilendirme ve okul başarısının bağımlılığa karşı koruyucu etkenler olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sempozyumun ikinci oturumunda Uzman Doktor Erdoğan Kara alkol, madde ve tütün bağımlılığına ilişkin sunum yaptı. Kara, 13-18 yaş aralığının kritik dönem olduğunu, okul çıkışı, boş evler ve kontrolsüz internet kafelerin madde ve tütün bağımlılığı için uygun ortamlar olduğunu ifade etti. Kara, gençlerin yüzde 80’inin yakın bir arkadaş aracılığı ile yasaklı madde ile tanıştığını, tedavi görenlerin yüzde 70’inin ise madde kullanımına 18 yaşından önce başladığını gözlemlediğini söyledi. Türkiye’de son yıllarda kullanımı giderek artan elektronik sigaraya dair de bilgiler paylaşan Erdoğan Kara, sosyal medyanın ‘pazarlama ve normalleştirme’ mekanı olduğuna dikkat çekti, dark web (kara ağ) ile birlikte elektronik sigara ve uyuşturucu maddelerin temininin kolaylaştığını vurguladı. Kara, elektronik sigaralarda kullanılan aromaların sağlık sorunlarına yol açtığını belirtti. Uzman Doktor Nora Ütücü Malatyalı dijital bağımlılık başlıklı bir sunum yaptı. Malatyalı, 11-12 yaş aralığındaki çocukların yüzde 60’nın kişisel cep telefonu olduğunu belirtti ve ailelerin çocuklarla işbirliği yapması, bir aile sözleşme yapması ve alternatifler oluşturması önerilerinde bulundu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gökçer Tahincioğlu: "Çatlı filmi halkı kin ve düşmanlığa tahrik değilse, nedir?"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gokcer-tahincioglu-catli-filmi-halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-degilse-nedir-40038</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/gokcer-tahincioglu-catli-filmi-halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-degilse-nedir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gokcer-tahincioglu-catli-filmi-halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-degilse-nedir-40038</guid><description><![CDATA[Gazeteci yazar Gökçer Tahincioğlu ile yıllar sonra yeniden okurla buluşan "Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri" kitabı vesilesiyle buluştuk. Kitabı, faili meçhul cinayetler ile cezasızlık politikalarını konuştuk. Söz Abdullah Çatlı'yı anlatan filme de geldi. Tahincioğlu film için "Çatlı gibi bir figürün filmi çekilebilir mi? Elbette çekilir,  ama böyle bir kahramanlık destanı gibi hakikati eğip bükerek değil. Bu, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek değil midir?" diyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Toros. Renault marka otomobillerin bir modeli. Türkiye’de ise otomobilden fazlası. Özellikle beyaz rengi. Faili meçhullerle dolu karanlık bir dönemin adı “Beyaz Toroslar”.</p>
<p>Toplumsal hafızada vahşi ölümlerle ve cezasızlıkla anılan Beyaz Torosların “hayaleti”, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Temmuz’daki “Devletin bazı yanlış uygulamalarının da payı vardı. Beyaz Toroslar bunlardan biriydi” sözleriyle yeniden aramıza geldi.</p>
<p>Peki Beyaz Toros ya da Beyaz Toroslar, gerçekten tarihe karışmış mıydı, yoksa hiç gitmemiş miydi?</p>
<p>2023’te Bursaspor tribünlerinde “Yeşil” lakaplı JİTEM tetikçisi Mahmut Yıldırım’a atıfta açılan pankartlar, 2015’te dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda Beyaz Toroslar dolaşacak” sözleri, sosyal medyada Kürtlere yönelik tehditlerde bu sembolün kullanılması ve son olarak bir savcının masasındaki Beyaz Toros maketi, bu soruyu canlı tutuyor.</p>
<p>Beyaz Toros’un “hayaletleri” hâlâ aramızda dolaşırken, gazeteci-yazar Gökçer Tahincioğlu’nun 13 yıl önce kaleme aldığı “Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri” kitabı, güncellenmiş baskısıyla yeniden raflarda. Çatlıların, Yeşillerin kahramanlaştırılmak istendiği bir atmosferde Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerin izini süren Tahincioğlu, İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabında öldürülenlerin hikâyelerine, bu cinayetlerin perde arkasına ve cezasızlık kültürünün nasıl kurumsallaştığına odaklanıyor.</p>
<p>Tahincioğlu’nun kapısını çaldık; yıllar sonra yeniden okurla buluşan "Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri" kitabını, faili meçhul cinayetler ile cezasızlık politikalarını konuştuk.</p>
<p>Tahincioğlu, bugün geçmişi ve hafızası kaybettirilen ve neredeyse bir popüler kültür "ürünü" haline gelen Beyaz Toros konusunda geçmişi ve hakikati ısrarla anlatmanın önemini "Yeşil de bir katil, Çatlı da bir katil, Beyaz Toros da bir cinayet aracı. O insanlar suç işlemiş olsa dahi ulu orta kullanamayacağın bir cinayet sembolü. Devletin bir ayıbı. Bunu ısrarla anlatmak gerekiyor" sözleriyle vurguluyor.</p>
<p>Ayrıca Abdullah Çatlı'nın adeta bir kahraman gibi gösterildiği film için "Çatlı gibi bir figürün filmi çekilebilir mi? Elbette çekilir,  ama böyle bir kahramanlık destanı gibi hakikati eğip bükerek değil. Bu, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek değil midir?" diyor.</p>
<p><strong>Beyaz Toroslar yeniden gündemde; tribünlerde, hediyelik eşyalarda, hatta bir savcının odasındaki makette karşımıza çıkıyor.  Türkiye tarihinde bambaşka bir anlamı varken bugün neredeyse bir popüler kültür sembolü haline geldi. Bu nedenle şunu merak ediyorum: Faili meçhullere ve Beyaz Toros’a bakış 2013’te nasıldı, bugün nasıl? Bu değişim, kitabı yeniden yazma ya da hazırlama motivasyonunuzu nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Tümüyle motivasyon kaynağı buydu diyebilirim. Meslek hayatımın ilk bölümünde gazetecilik üzerine kitaplar yazdım ama bir süredir aslında edebiyatta da ilerlemeye çalışıyorum. Fakat Beyaz Toroslar üzerinden olup bitenleri görünce bu hafızanın yaşaması gerektiğini düşündüm. Kitabın üzerinden 13 sene geçti. Bir de son dönemde popüler bir figür ve tartışma nesnesi haline gelmesinden ziyade Beyaz Toros konusunda bir sınırın aşıldığını fark ettim.</p>
<p><strong>Nedir o sınır?</strong></p>
<p>13 sene önce bu kitabı yazdığımda Beyaz Toros adı geçtiğinde en azından yalanlama ya da reddetme vardı. Kabul edildiğinde bile ayıp sayılırdı. Ama bugün gelinen noktada durum çok farklı. Kitabın duyurusunu yaptığımda gelen tepkilerden birini unutamıyorum. Biri üşenmeden, “Yine mi mağdur oldular?” demiş. Tabii Beyaz Toroslar denilince aklına sadece Kürtler geliyor. Sonra devam etmiş: “Bitmedi mağduriyetleri, biraz daha onları dinleyeceğiz. Ne yapsaydı devlet? Gerekeni yaptı. Umarım bu kitap nedeniyle siz de mağdur olursunuz.”</p>
<p><strong>Sosyal medyada da toplumun her alanına yayılmış nefret dilinin yansımalarını görüyoruz. Siz nasıl yorumluyorsunuz sosyal medyanın dilini?</strong></p>
<p>Sosyal medyanın Türkiye’deki kullanımı, gerçekten dünyadaki en kötü örneklerden biri. Mağdur ile zalim arasındaki sınırın çirkin biçimde belirsizleşmesine yol açabiliyor. Sanki “bazılarına” bütün kötülükler müstahakmış gibi yorumlar yapılıyor. İnsanlar bazıları için yalnızca acı ve ölümü hatırlatan kişileri, isimleri ya da Beyaz Toros gibi simgeleri kullanabiliyorlar. Nitekim sizin de söylediğiniz gibi, bir devlet savcısı masasına Beyaz Toros maketi koyarak mesaj verebiliyor. Oysa o makamın görevi hukuku korumak. Ağzınızı açtığınız anda “sarı torbalar” tehdidiyle karşılaşabiliyorsunuz. Bir çocuk öldüğünde bile "Zaten büyüdüğünce terörist olurlar" gibi cümleler görüyoruz. Bütün bu zalimliğin ve kötülüğün olduğu ortamda ben ısrarla gerçekleri ve yaşananları anlatma yükümlülüğümüz olduğunu düşünüyorum. </p>
<p><strong>Tüm bu yorumlar, nefret söylemi içeren ifadeler siyasetin dilinden bağımsız değil aslında.</strong></p>
<p>Evet ve şunu da fark etmek gerekiyor. Zaman içinde başka başka kuşaklar; farklı iklimlere doğuyorlar. Siyaset dili son derece belirleyici. Toplum çoğu zaman siyasetin dilini tekrar ediyor; siyaset nasıl konuşuyorsa toplum da o dili satın alıyor. Türkiye gibi milliyetçi söylemlerin kolayca rağbet gördüğü bir ülkede dil aracılığıyla zehirlemek de çok kolay oluyor. Tam da bu nedenle, o dile karşı başka bir dili büyütmek ve duyurmak gerektiğini düşünüyorum. </p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/gtkitap.jpg" alt=""></p>
<h4>"Neyi, nasıl anlattığınız belirleyici"</h4>
<p><strong>Simgeler, semboller ve “kahramanlaştırılanlar”... Abdullah Çatlı’nın filmi vizyona girdi. Bugünün siyasi atmosferinde, bu film neyi amaçlıyor, özellikle tarihi ve hakikati bilmeyen genç kuşak için nasıl bir karşılığı var?</strong></p>
<p>Abdullah Çatlı'nın devlete millete karşı, asker ve polis öldürenler, bu vatanı yerle bir etmek isteyenlerle mücadele ettiği, onları öldürdüğü gibi bir söylem geliştirir ve bir yandan da Türkiye'nin sürekli tehdit altında olduğunu söylerseniz, bir genç bundan etkilenir. Etkilenmeme ihtimali yok.</p>
<p>Silahın, mafyanın, organize suçların ve suç örgütlerinin; onların deyimiyle gayrimeşru yaşamın yüceltildiği, bunların kötülüğe ve zalimliğe karşı bir mücadele ve başkaldırı biçimi olarak gösterildiği, yaptıkları her şeyin insanlık için, vatan millet içinmiş gibi sunulduğu; ana akım televizyonların temel unsuru olan bir kültürü zerk etmişseniz, toplumun özellikle de gençlerin bundan etkilenmesi çok normal. Tam da bu nedenle neyi, nasıl anlattığınız çok belirleyici.</p>
<p>Çatlı gibi bir figürün filmi çekilebilir mi? Elbette çekilir, ancak böyle mi çekilir? Böyle bir kahramanlık destanı gibi hakikati eğip bükerek olmaz. Bu, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek değil midir? Bu değilse nedir diye sormak lazım.</p>
<h4>“Bir avuç slogana teslim olmuş haldeler”</h4>
<p>Abdullah Çatlı'nın, Türkiye'ye uyuşturucu kaçakçılığı yaptıktan sonra kaçak yoldan geldiğini, güya örgüte yardım ediyorlar diye “ortadan kaldırılacak” Kürt iş insanları listelerinin verildiğini ve para verenlerin o listeden çıkabildiğini, yeterli derecede parası olmayanların listede kaldığını, insanların enselerinden kurşunla vurulduğunu, tellerle boğulduğunu, Çatlı'ya bağlı çetenin verilen paraları bölüşemedikleri için kavgaya tutuştuklarını, ölülerin cebinden para çalacak kadar alçaldıklarını anlatırsanız, bakış değişir. Tüm bunları yapmış biridir Çatlı. Şu an Çatlı ve Çatlı'ya bağlı terör örgütünün öldürdüğü, zarar verdiği insanlar ve yakınları, büyük bir acıyla olup biteni izliyor. Devletten bir kişi çıkıp, özellikle devlet diyorum, iktidarla sınırlamak istemiyorum, “Siz ne yapıyorsunuz?” demiyor. Bir avuç slogana teslim olmuş vaziyetteler. Böylece bu zehirli, hepimize çok zarar veren ortamın yeşermesine neden oluyorlar.</p>
<p><strong>Tüm bunlar iktidarın yaydığı dilden ve yarattığı siyasal atmosferden bağımsız değil. Türkiye’de insan hakları mücadelesinin geldiği noktayı ve hukuk devleti ilkesindeki gerilemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye’deki insan hakları mücadelesi, 15 Temmuz, ardından gelen OHAL süreci ve aslında kaldırılmasından sonra da devam eden OHAL süreciyle, 12 Eylül'den bu yana tırnaklarla kazıyarak kazandığı tüm kazanımlarını kaybetti.</p>
<p>Yani şu oranda bir kayıptan bahsediyoruz: Biz artık bir biçimde hukuk devleti olabilmenin yollarını ararken, sadece kanunda yazılı olanların uygulanmasını beklediğimiz kanun devleti olma noktasına geriledik. “Bu kurumlar faili koruyor, bu kurumlar cezasızlık politikalarını yeniden üretiyor” derken, o kurumların iyi kötü çalışır olmasını diler noktaya geldik. Bütün bu ortamı yaratan elbette ki siyasal iklim ve tercihler.</p>
<p>Türkiye tercihini son derece baskıcı bir yönde kullandı. Demokratik hakları belli bir zümreye, belli kişilere uygun gördüğü ölçüde tanıyan, onun dışındaki insanları ise “halk bunu affetmez” diyerek dışlayan bir yaklaşım benimsedi. “Halk” dedikleri kesim bütünüyle kendilerine oy veren, kendileri gibi düşünenler. Aşama aşama, yavaş yavaş yapılan düzenlemelerle bunu kurumsallaştırmaya çalışan baskıcı bir yapı oluştu.</p>
<h4>"Bu cinayetleri göstermek istediler"</h4>
<p><strong>Tekrar kitaba döneyim. İlk baskıdan sonraki süreçte yaşanan cinayetleri de eklediniz. Türkiye tarihine baktığımızda farklı zamanlarda, birbirinden farklı insanların öldürüldüğünü görüyoruz.</strong></p>
<p>Bu cinayetler, 50’lerden önce de vardı. Ancak gladyovari yapıların Türkiye’de kurumsallaşmasıyla birlikte zaman zaman yöntemleri ve aktörleri değişti. Bu cinayetler neden işleniyor sorusunun yanıtı önemli. Sabahattin Ali’de de böyleydi, Hrant Dink’te de. Bazen toplum mühendisliği için, bir şeyleri kurgulamak amacıyla ya da bir şeylerin kurulmasını engellemek için toplumun gözü önünde işlenir. Hep söylüyorum; Sabahattin Ali’yi ormana gömselerdi, öldüğünü bile bilmezdik. Göstermek istediler. Katil olduğu söylenen kişi, öldürdüğünü söyledi. Aynı şekilde Hrant Dink’in sokak ortasında, güpegündüz öldürülmesinin de bir mesaj verme amacı vardır. Bunlar, toplumun hassasiyetlerinin ardına saklanarak işlenen cinayetlerdir. Sonuçları itibarıyla hepimiz için felakete yol açan cinayetlerdir.</p>
<p><strong>Devlet nezdinde bu faili meçhul cinayetlerin, öldürülen isimlerin ortak noktası nedir?</strong></p>
<p>Önce neden işlendiğine, hangi dönemde neden işlendiğine bakmak lazım.</p>
<p>60’lı ve 70’li yıllarda devrimci yapıları ve liderleri yok etme pratiğine baktığınızda, orada da bir toplum mühendisliği görürsünüz. Dönemin Sovyetler ile Amerika arasındaki Soğuk Savaş koşulları, Türkiye’nin stratejik konumu, sosyalizmin Türkiye’de kurumsallaşmaya başlaması, geniş halk kesimleri tarafından benimsenme ihtimali, o devrimci önderlerin bir biçimde halk nezdinde simgeleşebilmesi, bu yok etme pratiğine dönüşmüştür. Aynı zamanda Türkiye neoliberalizmin laboratuvarlarından birisidir. 12 Eylül Darbesi’ne giden yolların taşları itinayla döşenmiştir. Hiçbiri boşuna yapılmıyor, ama yöntemi değişebiliyor. 12 Eylül sonrasına baktığımızda artık o yok etme görevini doğrudan devletin kendisi eline almış durumda.</p>
<p>90’lara baktığımızda, “Devlet görünmesin ama bize bağlı unsurlar şunları şunları yapabilir, haydi eller serbest” anlayışı hâkim. 2000’lerle birlikte iktidarın değişmesi, Türkiye’de taşların yerinden oynaması, yeni iktidarın daha önce sistemin karşısına aldığı siyasal alanı, kendine meşruiyet aracı olarak AB’yi kullanabilmesi; orduyu, bürokrasiyi ve sınırlarını belirleyemediği bir noktada, doğal olarak bu cinayetlere dair sanki hesap soruyormuş, demokratikleşiyormuş gibi bir görüntü yarattı.</p>
<h4>"Yok etme eğilimi her zaman var"</h4>
<p>Ama 2010’dan sonra artık buna ihtiyaç duyulmaması ve bir iktidar yani bütün devlete hâkim olma mücadelesine girilmesi ve bunun için araçların seferber edilmesi söz konusu. 2015 ve 2016 sonrası ise artık o mücadelenin kazananı olduğunu düşünen tarafın, AB’nin ikiyüzlü politikaları ve “Orada ne olursa olsun yeter ki buraya göçmenleri gönderme ve istediğini yap” yaklaşımının, o kirli pazarlıkların sonucunda, artık bütünüyle elinin serbest olması ve bunu kurumsallaştırma çabası görülüyor. Yok etme eğilimi için yöntem değiştirilir, eğilip bükülür ama her zaman varlığını sürdürür.</p>
<p><strong>Kitabın sonunda da değindiğiniz gibi, televizyonlarda ve haberlerde kullanılan dilin bu süreçte önemli bir rolü var. Medyada çoğu zaman failin neden yaptığını ya da arkasındaki ideolojik ve politik arka planı tartışmak yerine, olaylar sanki tekil ve münferit vakalarmış gibi sunuluyor. Bu da aslında sistemsel bir sorunu görünmez kılabiliyor. Siz medyanın kullandığı bu dil ve egemen söylemi yeniden üretme biçimi hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>90’larda ve 2000’lerde kullanılan dil de çok farklı değildi. JİTEM’ler, çeteler, örgütler, kirli paralar söz konusu olduğunda gazeteciler  bunu deşifre etme görevinizden azade olamaz.</p>
<p>Gazetecilerin görevi hakikati ortaya koymak. Bu ülkenin halkına, buna reva görülenlere, buna maruz kalanlara ya da umudu taşıyanlara taviz veremezsiniz. “Şu konuya girmeyelim, şu zarara göre hareket edelim” demek mümkün değil. Bu zaten cezasızlık anlayışını derinleştirmektir. Cezasızlık dediğimiz şey sadece failin —devlet adına ya da devletin gücünü kullanarak suç işleyen failin— cezasının ertelenmesi değildir. Aşama aşama ilerler.</p>
<p>Deşifre olmuşsa bile ceza almamasıyla ilerler. Ceza almışsa, neredeyse misafirhane gibi yerlerde tutulmasıyla ilerler. Daha sonra toplumda yeniden “makbul” kişi sayılmasıyla, mağdurların suçlanmasıyla ilerler. O da yetmez; işkence gören, öldürülen ya da hedef alınan kesimlerin tamamı düşmanlaştırılarak, itibarsızlaştırılarak süreç sürdürülür. Cezasızlık sadece “ceza verildi/verilmedi” boyutuyla işlemez. Bir kültürdür bu. O kültürün iktidarlardan azade olarak zaman zaman daraldığını, zaman zaman genişlediğini görüyoruz. Bazı iktidarların bu alanı çok daha fazla genişlettiğini de gözlemliyoruz.</p>
<h4>"Medya Türkiye'deki zehirli iklimin ana aktörlerinden biri"</h4>
<p>Medya buna hizmet eder; en önemli meşruiyet araçlarından biridir. Türkiye’de medya buna gönüllüdür, buna zorla yönlendirilmesine her zaman gerek kalmaz. Ama genel olarak Türkiye’de ana akım medya kalmadı. Ana akım olduğu söylenen medya, haberleri ve bildirileri olduğu gibi aktarmaktan ibaret olduğu için çok dar bir alana sıkışmış durumda. İnternetin yaygınlaşmasıyla bazı engeller ortadan kalktı ama medya hâlâ tam anlamıyla işlevini yerine getiremiyor. Çok küçük bir kesim hâlâ hakikatin peşinde koşmaya çalışıyor; tamamen yok diyemeyiz. Ama diğer tarafta, bildirime dayalı, öğretilmiş bir “yeni ana akım” medya anlayışı var.</p>
<p>Türkiye bir hamaset ülkesi. Ne kadar hamaset yaparsanız o kadar görünür olursunuz. Ne kadar bayrağın arkasına saklanır, keskin ve sloganvari konuşursanız o kadar takdir görürsünüz. Medya da bunun sözcülüğünü yaptı, yapıyor. Aynı zamanda bu zehirli iklimin ana aktörlerinden biridir; zehirli söylemin taşıyıcılarından biridir.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/catli_film.png" alt="" width="505" height="262">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Abdullah Çatlı'nın hayatını anlatan filmden kare</span>.</figcaption>
</figure>

<h4>"Yeşil de Çatlı da katil; Beyaz Toros da bir cinayet aracı"</h4>
<p><strong>Türkiye’de cezasızlık kültürü ve toplumsal hafıza arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz; hakikat anlatısı bu kültürü dönüştürebilir mi?</strong></p>
<p>Maalesef Türkiye’de şu var: Karşı tarafa yapılan siyasal faydacılık bana olmadığı sürece “karşı taraf yok olsun” anlayışı. Bana göre zaten zehirli ortamın kendisi bu; benden olmayanı yok edelim anlayışı. Bu, Türkiye’de kurumsallaştı. Ama bu yol uzun bir yol.</p>
<p>İstanbul’da öğrenciler demokratik haklarını kullanarak eylem yaparken (İmamoğlu'nun gözaltına alınmasını protesto eden üniversite öğrencileri) yalnızca o barikatı yıkmadılar. OHAL’den bu yana sokağın terörizm olduğunu söyleyen bir anlayışı benimseyen yaklaşımı da yıktılar. 12 Eylül’den sonraki dönemdeki gibi mücadele etmek, hakikati anlatmak gerekiyor. Karşı tarafın söylemi ne olursa olsun, isterse bir tribün dolusu olsunlar, korkmadan hakikati, gerçekleri söylemek gerekiyor. Yeşil de bir katil, Çatlı da bir katil, Beyaz Toros da bir cinayet aracı. O insanlar suç işlemiş olsa dahi ulu orta kullanamayacağın bir cinayet sembolü. Devletin bir ayıbı. Bunu ısrarla anlatmak gerekiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Müfredat Dışıların Okulu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mufredat-disilarin-okulu-40014</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/02/mufredat-disilarin-okulu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mufredat-disilarin-okulu-40014</guid><description><![CDATA[Nice badireden geçmiş kurumlar, kaçınılmaz olarak pek çok eşik barındırır içinde. Söz konusu Agos olunca eşikten öte bir de ortak 19 Ocak miladımız var. Agos’un geleceği olacakların zaman ve mekânda kendi aidiyet koordinatlarını sil baştan oluşturabilmeleri en büyük dileğim. Yeni hikâyeler ancak böyle yazılabiliyor. Bunu yaparken bir avuç çılgının o ilk dönem merak ve hevesleri ve elbette bütün resmî anlatıları, yalanı, riyayı yıkmaya muktedir bire bir insan hikâyeleri eşlikçileri olsun hep. Bir kaldırım hatrına. İnadına.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bir kurumun tarihini kendi hayatının zamanıyla bir tutmak, sık rastlanır bir şey değil. Agos’un otuz yılı demek, otuzunda birden doğrudan yer almasam da, bana böyle hissettiriyor. Bu ismin arkasında saklı ruhu anlatabilmek için kişiselle örülen kısa bir hikâye anlatacağım o yüzden. Bir birlikte büyüme hikâyesi.</p>
<p>Başarılı bir öğrenci oldum hep. Öğrenmeye, keşfetmeye dönük, kaybetmemek için özen gösterdiğim merak ve hevesim vardı. Bir de sınav ve puanlarla ölçülen bir sistemde başarı denen şeyin, uyumsuz olduğun her alan için bir koruma kalkanı oluşturduğunu içgüdüsel olarak fark etmiştim küçük yaştan. Gel gör ki okul ve mahalle, kitaplarda gördüğüm dünyaya kıyasla hep küçük kalıyordu sanki. İlk kez ülkenin tamamına dair bir duyguya üniversite kantinlerinde yan yana oturduğum, hikâyesi benden farklı yaşdaşlarım sayesinde kapılabildim. İnsandan ve yoldan öğrenmek gerektiğini bildim.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/agos-calisan2.jpg" alt="" width="531" height="369">Agos, hayatın tam damarından aktığımı hissettiğim, müfredat dışı her şeyi bir arada ve eşzamanlı sunan en önemli durak oldu benim için. İlk öykülerini yayımlayan, gencecik bir üniversite mezunuydum 1996’da. Bir hayat çaylağı. Hrant Dink, pek çoğumuz gibi beni de yol üstünde buldu ve macera başladı.</p>
<p>Dolapdere’deki küçücük alandan alt katları kumaşçı ve dikimhanelerle dolu Saksı Han’ın en üst katına konduk. Ressam Kristin Saleri’nin eski atölyesine. Herkesin el yordamı bir şeyleri öğrenmeye çalıştığı karmakarışık bir pazar yeriydi Agos. Ofis eşyalarımız bile uzun yıllar boyunca sağdan soldan toplanmış ev mobilyalarından ibaretti. Yemek masası, camlı büfe, kışın akıtan dam, dolayısıyla bir dolu leğen, gazetenin bağlandığı Çarşamba geceleri ortaya çıkan ve fayanslar üzerinde ahenkle dans eden, boz renkli minik faremiz Mıgırla bir cümbüş yeriydik. Bu dönemin hikâyesini bütün tanıklıklarıyla birlikte Tûba Çandar’ın unutulmaz emeğinin ürünü Hrant biyografisinde ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz. Bir iki profesyonel isim dışında gazetecilikle doğrudan bağlantısı olan yoktu içimizde. Türkçe yayın yapan Ermenice gazete olarak örnek alınacak bir model de yoktu. Hrant Dink’in tezcanlılığı ve inancı vardı en çok. Bir de zaman bizden yanaydı. Sanki tam olması gereken yerdeydik. Öyle ilerledik.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/04/berge-arabian-photo-61.jpg" alt="" width="533" height="354"></p>
<p>Agos’un ben dahil çoklarımız için hayat okulu olması tuhaf bir özgürlük hissiyle doğrudan bağlantılı. Deneme ve yanlış yapma hakkımız vardı. Kuşaklararasılık, adı konmamış bir kanundu sanki. İlkokul Ermenicemle köşe yazısı yazmaya teşvik edildiğimde Ermeni basın tarihinin duayeni, gazetenin de isim babası Rupen Maşoyan, bir elinde bastonu bir elinde kırmızı kalemi ve olanca zarafetiyle yanı başımdaydı. Basın ve edebiyatın bir diğer ustası Yervant Gobelyan’ın pelür kağıt üzerine daktilo edilmiş yazılarına bakardım hayranlıkla. Masası Anadolu’dan topladığı taşlar ve Anahit heykelleriyle süslü, babam saydığım Baron Seropyan (Sarkis Seropyan), Cuma oldu mu tiyatro tarihinin cisimleşmiş hâli olarak ziyaretimize gelen Hagop Ayvaz demirbaş olarak yâd ettiğim isimler. Baron Ayvaz’ın yazıları eski takvimlerin arka sayfalarından kesilerek hazırlanmış bloknotlara yazılıydı. Bir kuşağın çektiği çileyi gösterircesine. Böyle sadece görmeyi ve bir masa kenarına ilişip dinlemeyi bilerek öğreneceklerimiz vardı. Tıpkı o okul kantinleri gibi.</p>
<p>Gelenimiz gidenimiz eksik olmazdı. Ninesinin köyünü, Ermeni kökenini bulmaya çalışanlar, yurt dışından İstanbul’a gelmişken uğrayanlar, sonraki dönemlerde konsoloslar, politikacılar, Ermeni okullarından geziye gelen gençler, çocuklar, müdavim aboneler… Tekke ve Zaviye Kanunu’na rağmen kapatılması unutulmuş yer diye takılırdım hatta. Yüz yüzeliğin genel olarak çok belirleyici olduğu bir zamandı. Taksim ve civarı, nabız gibi atar, belli birkaç mekânda içinden geçilen bütün siyasi gündem ete cana bürünürdü. Hayatını cemaate adamış avukatlar Diran ve Luiz Bakar eşliğinde Ermeni toplumunun en can alıcı sorunları orta yerimize düşerdi.</p>
<h4>Sadece haber yapan değil gündem belirleyen bir mecra</h4>
<p>Böyle bir arka planda Hrant Dink’in motor gücü eşliğinde sadece haber yapan değil gündem belirleyen bir mecra olabildik. Yayın toplantılarına o sırada kaç kişiysek hep birlikte ve hiyerarşisiz girerdik. Acemi, genç denmez hepimizin fikri önemli sayılırdı. Böylelikle zamanla önemli olmayı hak eden fikirler sahibi olmayı da öğrendik. Bazen fazla hoyrat kavgalar olsa da dinlemeyi, satır arası okumayı, ayrıntıların kudretini keşfettik. Temas ederdik bir de. Kimsesiz kalmış Ermeni çocukların haberini yapıyorsak, arka taraftaki tuvaletimizin küvetinde; bu yakınlarda kaybettiğimiz, kaybına da inanamadığım, abone, dağıtım ve reklam sorumlusu, bel kemiği Talin Çortan (Garibgün) o çocukları eliyle yıkayıp giydiriyor olurdu. Haber yayınlandığında o çocuklar çoktan bir eve yerleştirilmişti bile.</p>
<p>Bütün bunları bir nostalji hissiyle, eski zaman güzellemesi yaparak yazdığım sanılmasın. Tanrı biliyor, Agos’la hep hesaplaşmış, yeri gelip de yutulduğumu ya da aidiyetsiz kaldığımı hissettiğimde, cemaat ve Türkiye idealleri yanılsamaya dönüştüğünde başka hayat olanaklarının peşi sıra mekândan çıkmış biriyim. Aras-Agos hattından yoldaşım Rober Koptaş ve o kuruluş yılları karmaşalarımızın yakın tanığı Yetvart Danzikyan dönemlerinde de gazetede oldum. O yeni zamanlarda artık sosyal medyanın hızı devreye girmişti. Bir zaman sonra, mekân olarak kendi yeni tarihini yazmaya koyulmuş Anarad Hığutyun binasına geçtik. Sebat Apartmanı durağı bin bir emekle 23.5 Hafıza Mekânı’na dönüştü. Bütün bu kıymetli koordinatlara karşın ayağımın altından zeminin kaymış olması hissim bâki kaldı. Kayıpla birlikte yaşama dersinin doğal bir sonucu bu da. Tıpkı ölümler ve taşınmalar sonrası çocukluk aile evlerinin dağılması gibi. O yüzden belki, bu yeni dönemlerde en çok başka mekânlarda olabildiğim zamanları sevdim. Vakıflı haberleri için Berge Arabian’la yolda olmayı, yine onun ve yüz yüze temas mirasının taşıyıcısı Pakrat Estukyan ve Zakarya Mildanoğlu eşliğinde hanların Ermeni ustaların yanına uğramayı, birbirinden farklı insanlarla kendi dünyalarında söyleşiler yapmayı… Bütün döngülerini tamamlamış bir insanın yakın döneminden gülümseten anlar bunlar. </p>
<p>Nice badireden geçmiş kurumlar, kaçınılmaz olarak pek çok eşik barındırır içinde. Söz konusu Agos olunca eşikten öte bir de ortak 19 Ocak miladımız var. Agos’un geleceği olacakların zaman ve mekânda kendi aidiyet koordinatlarını sil baştan oluşturabilmeleri en büyük dileğim. Yeni hikâyeler ancak böyle yazılabiliyor. Bunu yaparken bir avuç çılgının o ilk dönem merak ve hevesleri ve elbette bütün resmî anlatıları, yalanı, riyayı yıkmaya muktedir bire bir insan hikâyeleri eşlikçileri olsun hep. Bir kaldırım hatrına. İnadına.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Düşünemeyecekleri bir ders vereceğiz”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dusunemeyecekleri-bir-ders-verecegiz-40037</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/dusunemeyecekleri-bir-ders-verecegiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dusunemeyecekleri-bir-ders-verecegiz-40037</guid><description><![CDATA[İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, “Amerika'nın kara saldırısının başlamasını bekliyoruz. Çünkü onlara dünyanın en zayıf ülkesini dahi asla işgal etmeyi düşünemeyecekleri bir ders vereceğiz. Silahlı kuvvetlerimiz buna hazır” açıklamasını yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaşa ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Devlet televizyonunda konuşan Şikarçi, ABD Başkanı Donald Trump’ı “yanlış hesap yapmakla” suçladı.</p>
<p>Şikarçi, “Trump, İran'la savaşa yanlış tahminler ve hesaplamalarla girdi ve hiçbir gerekçe olmadan İran halkına karşı saldırganlığa başladı. Halkımıza verdikleri zarara karşılık veriyoruz, savaş kışkırtıcılığı yapmıyoruz” dedi.</p>
<p>ABD’nin, İran’ın yapısını bilmediğini savunan Şikarçi, “Devrim rehberini öldürürlerse ülkenin kısa sürede lidersiz kalacağını sandılar. Bunların İran'ın yapısı hakkında hiçbir bilgileri yok ve cehalet içindeler” ifadelerini kullandı.</p>
<p>ABD’nin kara harekâtı ihtimalini de değerlendiren Şikarçi, “Amerika'nın kara saldırısının başlamasını bekliyoruz. Çünkü onlara dünyanın en zayıf ülkesini dahi asla işgal etmeyi düşünemeyecekleri bir ders vereceğiz. Silahlı kuvvetlerimiz buna hazır” diye konuştu.</p>
<p>Şikarçi, “Yüz yüze çatışmalarda Amerikalılara öyle bir felaket yaşatacağız ki gelecek nesiller boyunca hiç kimse bir daha ABD ordusuna gönüllü olarak katılmayacak” cümlelerini kullandı.</p>
<p>ABD’nin bölgedeki üslerinin hedef alındığını ve askerlerin bu üsleri terk ettiğini ileri süren Şikarçi, “Bugün kayıplardan kaçınmak için ticari limanlarda, fabrikalarda, ofislerde ve otellerde saklanıyorsunuz. Ancak kara saldırısında böyle bir sığınak yoktur ve biz buna çok güçlü şekilde hazırlandık” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 13:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trump: ABD ordusu henüz İran'dan geriye kalanları yok etmeye başlamadı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-abd-ordusu-henuz-iran-dan-geriye-kalanlari-yok-etmeye-baslamadi-40035</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/trump-abd-ordusu-henuz-iran-dan-geriye-kalanlari-yok-etmeye-baslamadi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-abd-ordusu-henuz-iran-dan-geriye-kalanlari-yok-etmeye-baslamadi-40035</guid><description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, ABD ordusunun "İran'da geriye kalanları yok etmeye henüz başlamadığını" söyleyerek, sıradaki hedeflerinin "köprüler ve elektrik santralleri" olduğunu belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı<strong> </strong><strong>Donald Trump</strong> Başkanı<strong> </strong><strong>Donald Trump</strong>, dijital medya hesabından yaptığı paylaşımda, İran'a yönelik yeni tehditlerde bulundu.</p>
<p>ABD Başkanı,<em> </em><em>"Dünyanın açık ara en büyük ve en güçlü ordusu olan ordumuz, İran'da geriye kalanları yok etmeye henüz başlamadı bile"</em> ifadesini kullandı.</p>
<p>Sıradaki hedeflerinin "köprüler ve ardından elektrik santralleri" olduğunu aktaran Trump, "Yeni rejim liderliği, neyin yapılması ve hızlı yapılması gerektiğini biliyor" dedi.</p>
<h4>ABD-İsrail-İran savaşı</h4>
<p>İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat'ta İran'a askeri saldırı başlattı.</p>
<p>İran da İsrail'in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Kuveyt başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.</p>
<p>ABD-İsrail saldırılarında, eski İran lideri Ali Hamaney'in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkili öldü.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İBB davasında tahliye edilen 18 kişi cezaevinden çıktı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ibb-davasinda-tahliye-edilen-18-kisi-cezaevinden-cikti-40034</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/03/ibb-davasinda-tahliye-edilen-18-kisi-cezaevinden-cikti.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ibb-davasinda-tahliye-edilen-18-kisi-cezaevinden-cikti-40034</guid><description><![CDATA[İBB davasında, haklarında tahliye kararı verilen 18 kişi Marmara (Silivri) Cezaevi'nden çıktı. Sırrı Küçük, "Kalbimizin yarısı hâlâ orada" derken, İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli'nin doğum günü kutlandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 107'si tutuklu 408 sanıklı İBB Davası'nın 15. gününde ara kararını açıkladı.<strong> </strong></p>
<p>Mahkeme, Sırrı Küçük, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şirolu, Altan Ertürk, Ebubekir Akın, Hüseyin Yurttaş, Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Mahir Gün, Kadriye Kasapoğlu, Başak Tatlı, Nazan Başelli, Davut Bildik, Sabri Caner Kırcı, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Baran Gönül, Esra Huri Bulduk hakkında tahliye kararı verdi.</p>
<p>Kararın ardından ilk tahliye Marmara (Silivri) Cezaevi'nden saat 05.00’te gerçekleşirken, diğerleri 07.00’ye kadar sürdü.</p>
<p>Tahliye işleminin saatlerce sürmesine tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, "Bu bir zulümdür" dedi. Çelik, “Ortalama 1-1,5 saat içerisinde gerçekleşmesi gereken bir işlem için insanlar bu Silivri’nin soğuğunda, gecenin ayazında bekletiliyor. Yazıktır, günahtır” tepkisini gösterdi.</p>
<p>İlk tahliye edilen isim CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat'ın şoförü Sırrı Küçük oldu.</p>
<h4>Sırrı Küçük: Bunu mücadelemizin başlangıcı olarak görüyorum</h4>
<p>Silivri Dayanışma Merkezi'nde coşkuyla karşılanan Sırrı Küçük, şunları söyledi: "Ne bir adım ilerisi ne bir adım gerisi... Sabah saat 06.00’da polisin kapımızı çalmasıyla buraya gelene kadarki süreci anlattık. İki gözümde iki damla yaş; sağ gözüm mutluluktan ağlıyorsa sol gözüm üzüntüden ağrıyor. Çünkü kalbimizin yarısı hâlâ orada. Ancak bunu mücadelemizin bir başlangıcı olarak görüyorum. Umarım en kısa zamanda onlar için de adalet yerini bulacaktır."</p>
<h4>Doğum gününde tahliye edildi</h4>
<p>Kadın tutuklular ise saat 07.00 itibarıyla özgürlüğüne kavuştu. Kızı Doğa Turap ile hasret gideren İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli, doğum günü nedeniyle kendisine getirilen pastayı üfledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:44:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>