<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 17:50:28 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA["Beklentide kalmak, sadece risk üretir"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/beklentide-kalmak-sadece-risk-uretir-40597</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/25/beklentide-kalmak-sadece-risk-uretir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/beklentide-kalmak-sadece-risk-uretir-40597</guid><description><![CDATA[En son Mart'ın sonunda İmralı'daki Abdullah Öcalan'ı ziyaret eden DEM Parti İmralı Heyeti, yaklaşık iki ay sonra dün adaya gitti. Bugün yapılan açıklamada, Öcalan'ın “Tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak sadece risk üretir, kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumlulukla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum" dediğini aktardı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol’un dün İmralı Adası’nda gerçekleştirdiği 4,5 saatlik görüşmenin detayları bugün yapılan yazılı açıklamayla duyuruldu. DEM Parti İmralı Heyeti, en son 27 Mart'ta Öcalan'la görüşmüştü. </p>
<p>Heyetin getirdiği mesajda, Ortadoğu’daki risklere karşı yasal çerçeveli bir demokratikleşme sürecinin aciliyetine vurgu yapan Öcalan, “Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum” dedi.</p>
<p>Öte yandan CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesine de tepki gösteren Öcalan, “Bir partinin kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Tarihi sorumluluk</h4>
<p>Heyet, Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerini özetle şöyle aktarıldı:</p>
<p>“Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.</p>
<p>“Ortadoğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Ortadoğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.”</p>
<p>“Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.”</p>
<h4>‘Demokratikleşme hayati ihtiyaçtır’</h4>
<p>“Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.”</p>
<p>“Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.”</p>
<h4>Modernleşme süreci</h4>
<p>“Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz. </p>
<p>Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 25 May 2026 14:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Türklüğe Hakaret” davasında Kerinçsizler ve diğerleri sahnede]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/25/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596</guid><description><![CDATA[Hrant'ın Arkadaşları inisiyatifininin başlattığı Hrant Dink cinayeti dijital bellek çalışmasında bu hafta Hrant Dink'in yargılandığı  "Türklüğe hakaret" davasına  avukat Kemal Kerinçsiz ve diğerlerinin müdahil olması ve davanın 4. ve 5. celseleri arasında “Özel Harpçiler”in Hrant Dink hakkındaki MSN görüşmeleri" yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant'ın Arkadaşları inisiyatifinin, Dink cinayeti 20. yılı yaklaşırken başlattığı dijital bellek çalışması, devam ediyor.</p>
<p>Hrant’ın Arkadaşları İnisiyatifi, 2004-2007 arasında cinayete giden yolu adım adım takip ediyor, sorumluları ifşa ediyor ve arka planda görünmeyeni, belgelerle sosyal medyalarından her haftasonu açıklıyorlar. </p>
<p><a href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="noopener">X</a>,<a href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim?igsh=MTZjdDM2MjA3ZXAzbA%3D%3D" target="_blank" rel="noopener"> Instagram</a> ve<a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423" target="_blank" rel="noopener"> Facebook</a>'ta "Neden Hedef Seçildim" kullanıcı ismiyle yayın yapan sosyal medya hesaplarında bu hafta, "Türklüğe hakaret davasına müdahil olan" avukat Kemal Kerinçsiz ve yanındakilerin kışkırtması ve 4. ve 5. celseler arasında yıllar sonra ortaya çıkan “Özel Harpçiler”in Hrant Dink hakkındaki MSN görüşmeleri" yer alıyor. </p>
<p><strong>23 Mayıs 2026 Cumartesi günkü paylaşım şöyle:</strong></p>
<p><strong><span style="color: rgb(224, 62, 45);">Tarih: 8 Temmuz 2005 Cuma</span></strong></p>
<p><strong>“Türklüğe Hakaret” Davasında Kerinçsizler sahnede</strong></p>
<p>Hrant Dink’e karşı açılan “Türklüğe Hakaret” davasının dördüncü celsesinde müdahillik talepleri artar, avukat Kemal Kerinçsiz de katılanlar arasındadır. Savcı "Müştekilerin Türk vatandaşı olmaları ve açılan davanın da Türklüğe hakaret olması sebebiyle müdahil olarak kabullerine karar verilsin” der. Hakim yeni şikayetçilerin de müdahil olarak davaya katılmalarına karar verir.</p>
<p>Savcı esas hakkındaki mütalaasını verirken Dink’in cümlelerini de çarpıtırarak aktarır:</p>
<p>“... Sanık Türklüğü kanserojen tümör, zehirli kan, soykırımcı gibi (ifadelerle)... suçu sabit olduğundan cezalandırılsın.”</p>
<p><strong>O esnada Trabzon’da</strong></p>
<p><strong>Tarih: 7 Temmuz 2005</strong></p>
<p>Hrant Dink aleyhine Şanlıurfa’da açılan davanın duruşması görülür</p>
<p>Hrant Dink'in Aralık 2002’de Şanlıurfa MazlumDer'in düzenlediği bir panelde yaptığı konuşma nedeniyle açılan davanın duruşması görülür. Dink, Şeyhmus Ülek'le birlikte yargılanmaktadır. Duruşmada panelin konuşma bantlarının çözülmesi için TRT'ye gönderilmesine karar verilir.</p>
<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong>Tarih: 11 Temmuz 2005</strong></span></p>
<p>Santa Maria Kilisesi rahibi Andrea Silvio Santoro, kente ziyarete gelen iki Hıristiyanı tedirginlikle karşılar ve Trabzon’da dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarır.</p>
<p><strong>24 Mayıs 2026 Pazar günkü paylaşım ise şöyle:</strong></p>
<p><span style="color: rgb(224, 62, 45);"><strong>Tarih: 27 Temmuz 2005 Çarşamba</strong></span></p>
<p><strong>“Türklüğe Hakaret” Davası 5. Celse</strong></p>
<p>Beşinci celse öncesinde avukat Fethiye Çetin, müdahillik kararlarını eleştirdiği bir dilekçeyi mahkemeye sunar.</p>
<p>Çetin, bu duruşmada hakimin o güne kadar görece tarafsız seyreden tutumunun değiştiğini gözlemler.</p>
<p>İki celse arası “Özel Harpçiler”in Hrant Dink hakkındaki MSN görüşmeleri yıllar sonra ortaya çıkacaktır.</p>
<p><strong>İki celse arası “Özel Harekat”</strong></p>
<p>Yıllar sonra Ergenekon sanıklarından Habib Ümit Sayın’ın bilgisayarından elde edilen MSN görüşmelerinde bu döneme dair çarpıcı ayrıntılar gün yüzüne çıkacaktır.</p>
<p><strong>12 Temmuz 2005 tarihli MSN görüşmesi</strong></p>
<p>H. Ümit Sayın ve Özel Harp Dairesi’nde görevli Binbaşı Oğan Türkmen arasında geçen görüşmede “Bu arada Hrant’ı beraat ettirecekler herhalde. Koşullar konusunda tam anlamıyla hemfikiriz” cümlesi dikkat çeker.</p>
<p>Bu görüşmenin bir bölümü sansürlenerek Ergenekon davası dosyasına eklenir, görüşmede Hrant Dink’i tehdit eden ve hedef gösteren isimlerden Levent Temiz ve Emin Çölaşan’ın isimleri de sıkça geçmektedir.</p>
<p>Görüşmeden ayrıca “psikolojik harekat” isimli bir grubun olduğu, görüşmeyi yapan iki kişiyle birlikte Levent Temiz’in ve psikolojik harp amaçlı kullanıldığı söylenen sitelerden biri olan “acikistihbarat.com”un yazarlarından Behiç isimli kişinin de bu gruba üye olduğu anlaşılır.</p>
<p><strong>14 Temmuz 2005 tarihli MSN görüşmesi</strong></p>
<p>H. Ümit Sayın ve Özel Harp Dairesi’nde görevli Üsteğmen Zafer Yener arasında geçen, öncesi ve sonrası dava dosyasına konulmayan görüşme aynen şöyledir:</p>
<p>H. Ü. Sayın: Şimdi Mehmet Soykan aradı. Bu Ermenilere karşı mücadele verip Hrant Dink’i mahkemeye veren. Biliyorsun bizim çocuklar da mesajlar yolladı.</p>
<p>Z. Yener: Evet biliyorum.</p>
<p>H. Ü. Sayın: Ona destek telefonları yağıyormuş üç gündür, yurtdışı ve yurtiçinden yaklaşık 10 kişi aramış nasıl destek olabiliriz diye, yani çok başarılı olduk, 28 ayrı ulusalcı gruba da yolladık aynı şekilde.</p>
<p>Burada bahsedilen internet mesajı avukat Fethiye Çetin’in araştırmaları sonucu ortaya çıkmıştır. 16 Haziran 2005 tarihli mesaj Hrant Dink’e ve onun lehine rapor veren mahkeme bilirkişilerine hakaretlerle doludur.</p>
<p><strong>16 Temmuz 2005 tarihli MSN görüşmesi</strong></p>
<p>H. Ümit Sayın ve Özel Harp Dairesi’nde görevli Binbaşı Oğan Türkmen arasında geçen görüşmenin yine büyük bir bölümü sansürlenerek dava dosyasına konmuştur.</p>
<p>Görüşmedeki “...Ermenilerin Türklere hakareti ile ilgili internete verdiğimiz mesaja çok yanıt geldi herkes Mehmet beyi aramış” cümlesi tekrar dikkat çekmektedir..</p>
<p>Bu görüşmede ayrıca Ümit Sayın, Levent Temiz ve acikistihbarat.com’un sahibi Behiç Gürcihan’ın 16 Temmuz’da buluşacakları anlaşılır.</p>
<p><strong>18 Temmuz 2005 tarihli MSN görüşmesi</strong></p>
<p>Ümit Sayın ile adli tıp uzmanı meslektaşı Sevil Atasoy arasında geçen görüşmede bağlamı gizlenmiş şu cümle dikkat çekicidir.</p>
<p>H. Ü. Sayın: Hrant Dink bizim savaştığımız adam, o yazıyı bana yollayın. Grup izindeymiş önümüzdeki hafta devrederler.</p>
<div class="box-12">
<h4><span style="color: rgb(224, 62, 45);">Cinayete giden yol</span></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-de-ilk-durusma-trabzon-da-bomba-40117" target="_blank" rel="noopener">Şişli'de ilk duruşma, Trabzon'da bomba</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kaboglu-na-saldiri-erhan-tuncel-resmen-muhbir-40191" target="_blank" rel="noopener">Kaboğlu'na saldırı, Erhan Tuncel resmen muhbir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/fethiye-cetin-e-saldiri-yasin-hayal-in-babasindan-cagri-oglumu-disari-birakmayin-40265" target="_blank" rel="noopener">Fethiye Çetin'e saldırı, Yasin Hayal'in babasından çağrı: "Oğlumu dışarı bırakmayın"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/malatya-daki-hiristiyanlar-hedefte-icisleri-bakani-takipte-40343" target="_blank" rel="noopener">Malatya'daki Hıristiyanlar hedefte, İçişleri Bakanı 'takipte'</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/tayad-lilara-linc-adalet-bakani-ndan-hancerleme-cikisi-40420" target="_blank" rel="noopener">TAYAD'lılara linç, Adalet Bakanı'ndan "hançerleme" çıkışı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilirkisi-raporu-hrant-dink-hakaret-etmedi-orhan-pamuk-a-301-den-dava-40494" target="_blank" rel="nofollow noopener">Bilirkişi raporu “Hrant Dink hakaret etmedi”, Orhan Pamuk'a 301'den dava</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 25 May 2026 13:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Bu yıpratıcı tabloya kesinlikle biz yol açmadık"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-yipratici-tabloya-kesinlikle-biz-yol-acmadik-40595</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/25/bu-yipratici-tabloya-kesinlikle-biz-yol-acmadik.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-yipratici-tabloya-kesinlikle-biz-yol-acmadik-40595</guid><description><![CDATA[Mahkeme kararıyla CHP'nin genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, dün CHP Genel Merkez'de yaşanan rahatsız edici görüntülere dair, "Bu krizin sorumlusu biz değiliz" dedi. "Geri dönmek için" binadan çıkan seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ve ekibini suçlarken, Kılıçdaroğlu'nun Perşembe günü bayramlaşmak için Genel Merkez'e geleceği bildirildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi'nin CHP kurultay davasında mutlak butlan kararının CHP'de yarattığı kaos devam ediyor. 21 Mayıs'ta mahkeme seçilmiş başkan Özgür Özel ile parti yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırdı ve yerine verdiği kararla Kılıçdaroğlu ile yönetimi görevlendirdi. </p>
<p>Mahkemenin kararı sonrası, dün Kılıçdaroğlu ve ekibi, Ankara Valiliği'ne dilekçe vererek CHP Genel Merkezi'ne kendilerine teslim edilmesini istedi. Seçilmiş yönetim bunun olmayacağını açıkladıktan sonra Valilik, Emniyet güçlerini görevlendirdi. Saatler süren abluka ve tartışmalardan sonra çevik kuvvet Genel Merkez'in kapılarını kırarak, bibergazı ve plastik kurşunlarla binaya girdi. Özel ve ekibi müdahaleden sonra TBMM'ye yürüyerek, CHP'nin sadece bir bina olmadığını, mücadeleye Meclis'te devam edeceklerini açıkladı. </p>
<p>Dün yaşanan ve Türkiye'nin siyasi tarihine geçen olaylar ve görüntüler sonrası CHP'nin genel başkanı olarak görevlendirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'ne Kurban Bayramı'nın ikinci günü gideceğini ve partililerle bayramlaşacağını açıkladı. </p>
<p>Basın Danışmanı "Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bayramın 2'nci genel merkezde partililer ve vatandaşlarla bayramlaşarak, konuşma yapacak" dedi. Sönmez ayrıca, bugün gün içerisinde parti genel merkezinde partiler arası bayramlaşma ziyaretleri için hem kabul heyeti hem ziyaret heyetinin belli olacağını belirtti.</p>
<p>Öte yandan CHP eski vekili ve TGRT yorumcusu Barış Yarkadaş, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisini makamında ziyaret eden milletvekilleri, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleriyle yaptığı görüşmenin detaylarını aktardı. Yarkadaş'ın aktardığına göre, Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde yaşanan gerilimden Özgür Özel yönetimini sorumlu tuttu. Kılıçdaroğlu, “Bu krizin sorumlusu biz değiliz” dedi.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun görüşmede, “Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde ilk kez milletvekillerimiz, PM üyelerimiz ve YDK üyelerimiz kendi genel merkez binamıza alınmadı. Siyasi geleneğimiz açısından bundan daha kötü, daha incitici ne olabilirdi? Biz bu noktaya gelmemek için son ana kadar uzlaşma yolu aradık. Süreci birlikte yönetme ve ortak karar alma zeminini zorladık. Ancak tüm bu iyi niyetli çabalarımız, maalesef karşı taraftaki arkadaşlarımız tarafından karşılıksız bırakıldı. Benim de aslen çok rahatsız olduğum, vicdanımı yaralayan bu ağır tablo ortaya çıktı. Kamuoyuna yansıyan bu yıpratıcı tabloya kesinlikle biz yol açmadık. Hukukun ve mahkeme kararının uygulanması aşamasında s<em>ergilenen uzlaşmaz tavır bu sonucu doğurdu."</em> ifadelerini kullandığı belirtildi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 25 May 2026 11:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD Dışişleri Bakanı Rubio Ermenistan'a gidiyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-disisleri-bakani-rubio-ermenistan-a-gidiyor-40594</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/25/asd-disisleri-bakani-rubio-ermenistan-a-gidiyor.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-disisleri-bakani-rubio-ermenistan-a-gidiyor-40594</guid><description><![CDATA[Ermenistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, resmi bir ziyaret için 26 Mayıs'ta Ermenistan'a gidecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ziyaret kapsamında, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ve Rubio'nun ikili gündem ve bölgesel gelişmelerle ilgili konuları görüşmesi planlanıyor.</p>
<p>Görüşmenin ardından, iki yetkili, görüşmelerinin sonuçlarını ve işbirliğinin kilit alanlarını özetleyen basın açıklamaları yapacak.</p>
<p>Ziyaret ayrıca ikili belgelerin imzalanmasını da içerecek.</p>
<p>2026 Şubat ayında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, tarihte Ermenistan'ı ziyaret eden ilk ABD Başkan Yardımcısı olmuştu. Vance'in ziyaretinde iki ülke arasında 9 milyar dolar değerinde nükleer ürün ve hizmet anlaşması imzalandı.</p>
<p>(Armenpress)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 25 May 2026 11:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bilgi Üniversitesi kararında geri adım]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilgi-universitesi-kararinda-geri-adim-40593</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/25/bilgi-universitesi-kararinda-geri-adim.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilgi-universitesi-kararinda-geri-adim-40593</guid><description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet iznini kaldıran kararı yürürlükten çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>21 Mayıs tarihli Resmi Gazete'de Cumhurbaşkanılığı kararıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırıldığı bildirilmişti.</p>
<p>Karar, öğrenciler ve öğretim üyeleri tarafından tepkiyle karşılandı, öğrencier ve akademisyen üç gün boyunca üniversitede eylemler düzenledi. </p>
<p>24 Mayıs’ta eylemin üçüncü gününde Santralİstanbul Kampüsü önünde toplanan kalabalığa polis biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Müdahale sırasında çok sayıda gözaltı ve yaralanma yaşandı.</p>
<p>25 Mayıs tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararla, faaliyet izninin kaldırıldığı karar yürürlükten çekildi.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan kararda, “Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına dair 21/5/2026 tarihli ve 11384 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürürlükten kaldırılmasına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi. Kararın altında 24 Mayıs 2026 tarihi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası yer aldı.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi 2019 yılında Can Holding tarafından devralınmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Can Holding'e yönelik başlattığı soruşturma kapsamında şirkete ait 121 şirkete el konulmuştu. Bu kapsamda Can Holding bünyesinde yer alan İstanbul Bilgi Üniversitesi'ne de kayyım ataması yapılmıştı.</p>
<p>Kapatma kararına holdinge kayyım atanması gerekçe gösterilmişti. </p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 25 May 2026 00:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Ermenistan ile ekonomik temasların güçlendirilmesi için çalışacağız”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-ile-ekonomik-temaslarin-guclendirilmesi-icin-calisacagiz-40592</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/24/ermenistan-ile-ekonomik-temaslarin-guclendirilmesi-icin-calisacagiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-ile-ekonomik-temaslarin-guclendirilmesi-icin-calisacagiz-40592</guid><description><![CDATA[Kars Ticaret ve Sanayi Odası, Türkiye Ermenistan Normalleşme Süreci Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Serdar Kılıç’ı ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan KTSO Başkanı Bozan “Süreci yakından takip etmeye, Ermenistan’daki iş dünyası temsilcileri ile ekonomik ve ticari temasların güçlendirilmesi adına çalışmalar yürütmeye devam edeceğiz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kars Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kadir Bozan, sosyal medya hesabından Türkiye Ermenistan Normalleşme Süreci Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Serdar Kılıç’ı ziyaret ettiklerini açıkladı. Bozan’ın açıklaması şöyle:</p>
<p>“Meclis Üyelerimiz ile birlikte, Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Özel Temsilcisi Sayın Serdar Kılıç’ı ziyaret ederek Kars’ımız açısından tarihi öneme sahip Doğukapı [Akyaka/ Akhurik] Sınır Kapısı’nın açılması sürecini değerlendirdik.</p>
<p>Doğukapı’nın açılması; sadece bir sınır kapısının faaliyete geçmesi değil, Kars’ın ticarette, turizmde, lojistikte ve yatırımda yeniden bölgenin merkezi haline gelmesi demektir.</p>
<p>Kars; Kafkasya’ya açılan kapıdır. Bu sürecin şehrimize sağlayacağı ekonomik hareketlilik, yeni yatırım imkanları, istihdam artışı ve göçün azaltılması açısından son derece önemli olduğuna inanıyoruz.</p>
<p>Türkiye tarafının önemli ölçüde hazır olduğu süreçte, Kars olarak bizlerin de ortak bir irade ortaya koyması gerektiğini düşünüyoruz. Siyasetiyle, iş dünyasıyla, sivil toplumuyla hep birlikte bu tarihi fırsata sahip çıkmalıyız.</p>
<p>Kars Ticaret ve Sanayi Odası olarak süreci yakından takip etmeye, Ermenistan’daki iş dünyası temsilcileri ile ekonomik ve ticari temasların güçlendirilmesi adına çalışmalar yürütmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Kars’ın geleceği için çalışıyoruz.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 24 May 2026 16:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel: Parti işgalden kurtulana kadar genel merkezimiz TBMM'dir]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-parti-isgalden-kurtulana-kadar-genel-merkezimiz-tbmm-dir-40591</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/24/ozel-parti-isgalden-kurtulana-kadar-genel-merkezimiz-tbmm-dir.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-parti-isgalden-kurtulana-kadar-genel-merkezimiz-tbmm-dir-40591</guid><description><![CDATA[Mutlak butlan kararı sonrası, CHP'yi teslim almak için gelen polislerin müdahalesinin ardından seçilmiş genel başkan Özgür Özel, ilk açıklamasında "çıkmayacağız" dedikten sonra, "dönmek üzere" Meclis'e yürüyüş başlattı. Polisin barikatına rağmen Meclis yakınına gelen kalabalığa hitap eden Özel, "Parti işgalden kurtulana kadar genel merkezimiz TBMM'dir. Teslim olmuyoruz. Geri çekilmiyoruz. Sadece ve sadece kazanmak için, başarmak için kararlılıkla yürüyoruz" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Mahkemenin CHP Kurultayı’na yönelik mutlak butlan kararının ardından CHP Genel Merkezi’nde kaos hakim. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Genel Merkez binasının tahliye edilerek kendilerine teslim edilmesi yönünde talepte bulunmasının ardından genel merkez binasını polisler abluka altına aldı ve girmelerini önleme çalışan CHP'lilere bibergaz ve copla müdahale ederek, binayı ele geçirdi.</p>
<p>Özel, direneceğiz açıklamasından sonra Özel'in başını çektiği kalabalık ilk olarak TBMM'ye yöneldi ancak polisin engellemesi ve çıkan yüksek sesli tartışmalar sonrası yapılan müzakerelerle Milli Egemenlik Parkı'nda buluşuldu.</p>
<p>Özgür Özel burada beraberindekilere seslenerek, "Biz CHP'ye yenilgiyi yakıştıramayanlarız. Babaocağını işgalden kurtaracağız" dedi.</p>
<p>Özel'in açıklamalarının satır başları şöyle: </p>
<p>"Bugün CHP'de günlerdir sabaha kadar bekleyen sizlerle baba ocağını korumak için; baba ocağı işgal olmasın diye oraya canını siper edenlere selam olsun.</p>
<p>28 Mayıs 2023 günü, o seçimi kazanamadığımızda artık hepimiz bir şeylerin sonuna geldik dediğimizde gözler yerdeyken, başlar öndeyken görev yine bize düşer dedik. Yola çıktık, söz verdik. Bir daha kaybetmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz, ışıkları erkenden kapatmayacağız dedik.</p>
<p>Millet biz size güveniyoruz, geçin partinin başına dedi. O gün söz verdiğimiz gibi o günden dört ay sonraki ilk seçimde 47 yıllık hasreti bitirdik, 23 yıllık kibri söndürdük, yendik. Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ilk kez yendik. CHP, Türkiye'nin birinci partisiydi artık. Niye zulüm görüyoruz? Kazandığımız, onu yendiğimiz, yeneceğimiz, onu indireceğimiz için görüyoruz zulmü. </p>
<p>AK Parti'nin yargı kollarıyla AK Parti'nin butlan kolları kol kola karşımızdadır.</p>
<p>Bugüne kadar hep sustum ama yeter! Size söz veriyorum; beni acıyla, zulümle, baskıyla terbiye edemezler, gazla sindiremezler. Dayaktan yılmam ama asla bir daha ben mağlubiyete alışmam, kaybetmeye tahammül edemem. </p>
<p>Ankara'nın ne kadar suçlu tipi varsa onları arkalarına alarak partimize saldırdılar. Baba evimizi hep beraber koruduk. Hani diyor ya birileri 'arının' diye, onların sıktığı biber gazından, yediğimiz yağmurla arındık. Üzerimizdeki biber gazından gayrı 'arınacağımız' bir şey yok.</p>
<p>Burası Milli Egemenlik Parkı, Meclis'in bahçesi. Buraya gelmeyelim diye altı barikat kurdular, en son TOMA'ları koydular ama hep beraber aştık geldik. Genel merkezimizde yapılanı biliyorsunuz. Ama parti kurulduğunda bir genel merkezi yoktu. Parti milli mücadelede asker çadırlarında, karargah çadırlarında kuruldu. </p>
<p>Bu partinin ilk Genel Merkezi 1. Meclis'teki bir odaydı sadece. Genel Merkezimi elimizden alarak, baba ocağına sokmayarak CHP'yi elimizden alacağına sananlara söylüyoruz:</p>
<p>Biz o binadan çıktık. Meraklısına bıraktık. Şimdi söylüyoruz bundan sonraki genel merkezimiz TBMM'dir. Parti işgalden kurtulana kadar genel merkezimiz TBMM'dir. Teslim olmuyoruz. Boyun eğmiyoruz. Geri çekilmiyoruz. Sadece ve sadece kazanmak için, başarmak için kararlılıkla yürüyoruz."</p>
<h4>İstanbul'da üç noktada eylem </h4>
<p>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, genel merkez binasına yönelik polis baskınına tepki olarak İstanbul'da üç noktada eylem yapılacağını duyurdu.</p>
<p>Çelik, "Halkın iradesine, demokrasiye ve geleceğimize sahip çıkmak için meydanlardayız" diyerek Kadıköy'de Boğa Heykeli'nde, Beyoğlu'nda Şişhane Metrosu'nda, Bahçelievler'de ise CHP İlçe Başkanlığı önünde eylemle yapılacağını açıkladı.</p>
<h4>Neler yaşandı?</h4>
<p>Öğle saatlerinde Ankara Valiliği'nin görevlendirdiği çevik polis kuvvetlerinin müdahalesi sonrası Özgür Özel, bir açıklama yaparak "Ne kadar dayanırız bilmiyoruz ama buradan çıkmayacağız" dedikten birkaç sonra parti binasında yeni bir açıklama yaptı.</p>
<p>Özel'in Meclis'e yürüyüşe geçmeden önce yaptığı açıklamasından öne çıkanlar şöyle:</p>
<p><em>“</em>Herkes kendisine yakışanı yapıyor. Biz CHP’ye yakışanı yapıyoruz. Çok üzgünüm ancak bir baba ocağını geri almak üzere çıkıyoruz. Bir daha buraya geldiğimizde bu iktidar ve işbirlikçileri buna cesaret edemeyecekler.</p>
<p>14 Mayıs 2023 ve 28 Mayıs 2023 gününden beri ben, bana yakışanı, mücadele arkadaşlarım bana yakışanı yapmaya çalışıyoruz. Bize kaybetmek yakışmıyor. Atatürk’ün partisine teslim olmak yakışmıyor. Atatürk’ün partisini teslim almak isteyenlerle Atatürk’ün partisini teslim etmek isteyenlerin ittifakına isyan ediyorum. Ekrem Başkan da değişim diye yola çıkan burada gördüğünüz her bir partinin neferi de değişimin samimiyetini, başarısını görüp ona katılan herkes bir süredir kendine yakışanı yapıyor. Birileri de kendine yakışanı yapıyor. Bu baba ocağına, Atatürk’ün evine, hepimizin baba kucağına, ana kucağına bugün sabahın 7’sinde, biz onlara ‘en kısa sürede kurultay ilan edin bu sorun bitsin’ dedik. Öğlen 12.00’de bunu konuşalım demişken sabahın 7’sinde, arkalarına ne kadar kriminal tip varsa onları katıp baba ocağının kapısına dayananlar da kendilerine yakışanı yaptı.</p>
<p>Partiyi kişisel hırslarınızdan dolayı, bir yenilgiyi kabul edemediğiniz için AK Parti’ye teslim etme planının parçası olmayın dedik, dinletemedik. Yalancıları, iftiracıları, arabalarıyla mahkeme mahkeme gezdirdiler. Butlan kovaladılar. Delegenin vermediği yetkiyi AK Parti’nin hâkiminden dilendiler. Bundan sonra eğriye eğri, doğruya doğru. Biz bugün de kendimize yakışanı yaptık. Sizin gibi her yenilgiden sonra bunu kabul edecek miydik, teslim mi olacaktık?</p>
<p>Baba ocağına polisle girenlere, bu partinin evlatlarına gaz sıktıranlara yazıklar olsun!</p>
<p>Daha önce söyledim. Ancak bizi buradan söküp atarsınız. Söküp atmaya kalktılar, nereye? Sokağa. Biz zaten bu seçimi kazanmayı, bu partiyi birinci parti yapmayı burada oturarak yapmadık ki sokakta yaptık, meydanda yaptık! İktidarın zavallı aparatlarına söylüyorum, her akşam haysiyet cellatlığı yapanlara söylüyorum, CHP bundan sonra yoldadır, sokaktadır, meydandadır, iktidara yürümektedir. Yürüyor muyuz arkadaşlar? Benimle iktidara yürümeye var mısınız? Yürüyelim arkadaşlar.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 24 May 2026 16:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ahılkelek-Kars demiryolu Ermenistan'ın ihracat ve ithalatına açıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ahilkelek-kars-demiryolu-ermenistan-in-ihracat-ve-ithalatina-acildi-40590</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/24/ahilkelek-kars-demiryolu-ermenistan-in-ihracat-ve-ithalatina-acildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ahilkelek-kars-demiryolu-ermenistan-in-ihracat-ve-ithalatina-acildi-40590</guid><description><![CDATA[Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamayla  Ahılkelek-Kars demiryolu güzergahının Ermenistan’dan yapılacak ihracat ve Ermenistan’a yönelik ithalat taşımacılığı için açıldığını duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ahalkalak-Kars demiryolu hattının Ermenistan'ın ihracat ve ithalatına açıldığını sosyal medyasından yaptığı açıklama ile duyurdu. </p>
<p>Paşinyan, “Azerbaycan demiryolu gibi, Ahılkelek-Kars demiryolunun da Ermenistan'dan ihracata ve Ermenistan'a ithalata açıldığını duyurmaktan memnuniyet duyuyorum. Bu, ülkemizin ekonomik hayatında önemli bir olaydır” diye yazdı.</p>
<p>Başbakan, işbirliklerinden dolayı Ermenistan'ın Türkiye ve Gürcistan'daki ortaklarına teşekkürlerini ifade etti.</p>
<p>Paşinyan, Ermenistan'ın şu anda Gürcistan ve Azerbaycan üzerinden Rusya'ya ve oradan da Rus ve Kazakistan toprakları üzerinden Çin'e demiryolu bağlantısına sahip olduğunu belirtti. Ayrıca, Gürcistan ve Türkiye üzerinden yeni açılan güzergahın Ermenistan'a Avrupa Birliği'ne de demiryolu bağlantısı sağladığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Başbakan, ileriye dönük olarak, Ermenistan ile Türkiye, Ermenistan ile Azerbaycan ve Nahçıvan üzerinden Ermenistan-İran bağlantısı arasında demiryolu bağlantılarının da yakın gelecekte açılmasının beklendiğini söyledi.</p>
<p>Paşinyan'a göre, bu gelişmelerin TRIPP projesinin uygulanmasıyla gerçekleşmesi bekleniyor ve bu proje bölgesel ulaşım bağlantısını ve entegrasyonunu daha da genişletecek.</p>
<div class="box-19"><strong>Ahılkelek</strong> Gürcistan'ın güneyinde, Türkiye ve Ermenistan sınırlarına çok yakın bir konumda yer alan bir şehir. Kars'ın Çıldır ilçesindeki Aktaş Sınır Kapısı'ndan Gürcistan'a geçildiğinde ulaşılan ilk büyük yerleşim yerlerinden biridir. Türkiye sınırına yaklaşık 30-40 km mesafededir.</div>
<h4>Özel Temsilci Kılıç da notu paylaştı</h4>
<p>Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Özel Temsilcisi Serdar Kılıç, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı değerlendirmede, bu hamleyi doğrudan ticarette yeni bir adım olarak nitelendirdi. Kılıç, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>"Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci kapsamında doğrudan ticarette yeni bir adım. Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ve Gürcistan dörtlü işbirliğini de geliştirecek, bölgesel barış ve istikrara da önemli katkıda bulunacak bu yeni adımın tüm bu ülkelere hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>ABD, Ermenistan ve Azerbaycan arasında Ağustos'ta Washington'da imzalanan Ermenistan'dan geçecek, Nahcivan ve Azerbaycan'ı birbirine bağlayacak "Trump Yolu" için Türkiye,<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trump-yolu-icin-igdir-da-temel-atma-ulastirma-bakani-zengezur-koridoru-dedi-ermenistanli-mevkidasi-yanit-verdi-35526" target="_blank" rel="noopener"> ilk adım olarak "Kars-Iğdır-Aralık--Dilucu Demiryolu Hattı"nın</a> temelini 22 Ağustos'ta Ulaştırma Bakanı'nın katılımıyla attı. Hattın 4-5 yıl içinde bitmesi planlanıyor.</p>
<p>Öte yandan Türkiye-Ermenistan Normalleşme süreci de Washington anlaşmasıyla hızlandı. Demiryolu yapımına başlanırken, Normelleşme Süreci Temsilcileri Kılıç ve Rubinyan, çeşitli görüşmeler yaptılar ve Kılıç Alican/Margara Sınır Kapısından yürüyerek geçti, Yerevan'a giderek görüşmeler yaptı.</p>
<p>Devam eden görüşmelerde 11 Mayıs'ta Türkiye-Ermenistan arasındaki dolaylı ticaret, doğrudan ticarete dönüşmüş ve ithal edilen malların varış ülkeleri olarak her iki ülke de hem Türkiye hem de Ermenistan yazmaya başladığını <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-turkiye-arasinda-dogrudan-ticaret-basladi-40438" target="_blank" rel="nofollow noopener">açıklamıştı</a>. </p>
<p>Öte yandan, tüm bu gelişmelere rağmen 93'ten beri kapalı olan Alican/Margara sınır kapısının ne zaman açılacağı tam olarak söylenmiyor. Ancak geçen hafta Azerbaycan Ankara Büyükelçi, kapının açılma tarihinin Ermenistan'daki seçimler ve akabinde yapılacak anayasa değişkliği ile olacağını "<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/acilma-tarihini-azerbaycan-acikladi-40520" target="_blank" rel="nofollow noopener">söyledi"</a>. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 24 May 2026 15:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ne kadar dayanırız bilmiyorum ama buradan çıkmayacağız"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ne-kadar-dayaniriz-bilmiyorum-ama-buradan-cikmayacagiz-40589</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/24/ne-kadar-dayaniriz-bilmiyorum-ama-buradan-cikmayacagiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ne-kadar-dayaniriz-bilmiyorum-ama-buradan-cikmayacagiz-40589</guid><description><![CDATA[CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, polisin CHP binasına zorla girmesi sırasında bir açıklama yaptı: "Milletimizi, sevenlerimizi buna tepki göstermeye; sözle tepki göstermeye, sosyal medyadan tepki göstermeye, gelebilenlerin gelmesine, Genel Merkezimize sahip çıkmalarına davet ediyorum."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>22 Mayıs'ta alınan mutlak butlan kararı sonrası, mahkeme kararıyla CHP'nin genel başkanlığıana atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun, CHP genel merkezini seçilmiş başkan Özgür Özel'den almak için başlattığı girişimde Ankara Valiliği, bu sabah polisi görevlendirmişti. Ankara Emniyeti'ne bağlı çevik kuvvet ekipleri, sabahın erken saatinden beri CHP binasını ablukaya almış ve öğlen saatlerinde bibergazlı ve plastik kurşunlu müdahaleyle bina içine girmişti.  <br>Polisin ana kapıdan girişi sırasında CHP Genel Başkanı <strong>Özgür Özel</strong>, X hesabından bir video yayınladı ve "Bir saldırı altındayız. Suçumuz 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmak. Suçumuz AK Parti'yi yenmek" dedi. </p>
<p>“Baba ocağındayız, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Merkezindeyiz. Atatürk’ün emaneti makamındayız. Bir saldırı altındayız. Suçumuz, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmak. Suçumuz, AK Parti’yi yenmek. Suçumuz, Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir parti içi yarışa girip son seçimlerin kaybından sonra iktidar değişikliğine direnenlere karşı ‘Değişim’ deyip, o değişim iradesiyle gençlerle, kadınlarla ve değişimi isteyen herkesle birlikte partimizi birinci yapmak” dedi.</p>
<p>Özel, şunları söyledi: </p>
<p>“İki sonucu hazmedemeyenler, partideki başarımızı hazmedemeyenler ile 31 Mart seçim başarımızı hazmedemeyenlerin ittifakı var. Yani AK Parti’nin yargı kollarıyla butlan ittifakı var. Şimdi o hukuksuz kararı almaları yetmezmiş gibi kapıya dayandılar. Önce sabahın 07.00’sinde hiçbirisi CHP’li olmayan, önde yürüyen birkaç milletvekili dışında arkada yürüyenlerin CHP’li olmadığı ve işi gücü kavga etmek olan bir grupla kapımıza dayandılar. Gençler püskürttü. Tekrar geldiler, daha kalabalık geldiler. Kapılar kapandı, direniş başladı. Şimdi polisle geldiler. Binaya girmek, gazla girmek, copla girmek, polisle birlikte girmek, bu binayı tahrip etmek istiyorlar. Bu binayı ele geçirmek istiyorlar. Buradan çıkmayacağız. Ne kadar dayanabiliriz bilmiyorum. Sonuçta devletin polisine el kaldıracak halimiz yok. Ama ‘Delegenin oturttuğu bu koltuklardan delegeden başkası bizi kaldıramaz’ dedik.” </p>
<h4>"Buradan atarlarsa meydanlardayız"</h4>
<p>Kaldırabilirler, söküp atabilirler, sokağa atabilirler. Ama zaten biz bu binada oturarak partiyi birinci parti yapmadık. Bu binada oturmakla seçim kazanılmıyor. Bunu en iyi birileri bilir. Seçim sokakta, meydanda kazanılır. Biz bundan sonra sonuna kadar burada direnip eğer bizi buradan söküp atarlarsa da iktidar yürüyüşümüzü meydanlarda sürdüreceğiz. Kimse unutmasın, bu parti kurulduğunda bir genel merkezi yoktu. Önce savaş meydanlarında, çadırlarda kuruldu. Sonra Cumhuriyet Halk Partisi, Birinci Meclis’teki bir odayı kendine genel merkez kabul etti.</p>
<h4>"Bize bir oda, bir çadır, milletimiz yeter"</h4>
<p>Bize bir oda yeter, bize bir çadır yeter, bize milletimiz yeter. Ama bu darbecilerin de milletimize yaptığı yeter. Milletimizi, sevenlerimizi buna tepki göstermeye; sözle tepki göstermeye, sosyal medyadan tepki göstermeye, gelebilenlerin gelmesine, dayanışma göstermelerine, tüm Türkiye’de il başkanlıklarımıza sahip çıkmalarına, Genel Merkezimize sahip çıkmalarına davet ediyorum. Biz sonuna kadar mücadele edeceğiz, sonunda da ne olursa olsun bedenimizi teslim alırlar ama mücadelemizi teslim alamayacaklar.”</p>
<p>  </p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 24 May 2026 14:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çevik kuvvet CHP Genel Merkezi'ne girdi, Özgür Özel ekibiyle binadan ayrıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cevik-kuvvet-chp-genel-merkezi-ne-girdi-ozgur-ozel-ekibiyle-binadan-ayrildi-40588</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/24/polisler-chp-genel-merkezi-nde-iceridekiler-barikat-kuruyor.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cevik-kuvvet-chp-genel-merkezi-ne-girdi-ozgur-ozel-ekibiyle-binadan-ayrildi-40588</guid><description><![CDATA[22 Mayıs'ta mahkemenin aldığı kararla Özgür Özel yönetiminin geçersiz sayılması ve yerine yine mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu'nun getirilmesiyle başlayan gerilim giderek yükseliyor. Saatlerdir Genel Merkezi abluka altında tutan emniyet güçleri, içeride bekleyen ve polisin içeriye girmesine izin vermeyen partililere bibergazı ve coplarla saldırdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>22 Mayıs'ta mahkemenin aldığı kararla Özgür Özel yönetiminin geçersiz sayılması ve yerine yine mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu'nun getirilmesiyle başlayan gerilim giderek yükseliyor. Kılıçdaroğlu'nun avukatı, Özel ve taraftarlarının nöbet tuttuğu CHP Genel Merkezi'nin polis tarafından kendilerine teslim edilmesi için dilekçe verdi. Genel Merkeze giriş çıkışlar kapatıldı. Öğlen saatlerinde polisin gazlı müdahalesi ve kapı kırmasıyla binaya girmesinden sonra önce gazeteciler binadan dışarıya çıkartıldı.</p>
<h4>Gelişmeler</h4>
<p>Sabah saatlerinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun talebiyle CHP Genel Merkezi'nin önünde konuşlanan çevik kuvvet ekipleri, öğlen saatlerinde zor kullanarak Genel Merkeze girdi. Girişe engel olmak isteyen partililer ve yetkililere bibergazı ve coplarla saldırdı.  </p>
<p>CHP'nin kurultayı ile ilgili "mutlak butlan" kararı sonrası gerilim artarak devam ediyor. Mahkeme kararıyla genel başkanlıktan alınan Özgür Özel ve mahkeme kararıyla genel başkanlığa "atanan" Kemal Kılıçdardoğlu'nun açıklamalarından sonra bu sabah Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik Ankara Emniyeti'ne dilekçe yazarak, CHP Genel Merkezi'nin kendilerine teslim edilmesini istedi.</p>
<p>Çelik'in dilekçesinde, "Tüm yapıcı girişimlere ve milletvekillerinin görüşme çabalarına rağmen milletvekillerinin dahi Genel Merkez içine alınmadığı, daha ötesi uzunca bir süre yapıcı diyalog kurulmaya çalışılmasına karşın sonuç alınamadığı anlaşılmış olmakla Parti Genel Merkezi'nin tarafımıza teslimi konusunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ederiz" ifadeleri yer aldı.</p>
<p>Ankara Valiliği de bir açıklama yaparak "mahkeme kararının uygulanması için emniyet güçlerine talimat verildiğini" bildirdi. İçeride CHP'lilerin nöbet tuttuğu Genel Merkez'in önüne çevik kuvvet ve tomalar yerleştirildi. </p>
<h4>Gerilim yükseliyor</h4>
<p>Tebligat istemi haberinden sonra mutlak butlan kararının çıkmasından beri CHP Genel Merkez'de nöbet tutanlar, içeri giriş çıkışları kapattı. Sabah saatlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen bir grup kapıların açılması için parti binası önüne yürüdü. Grupla, bina önünde bekleyenler arasında arbede yaşandı. Henüz beklenen tahliye tebligatı yapılmadı. Parti binası çevresindeki güvenlik önlemleri artırılırken, çok sayıda polis aracı bölgeye sevk edildi. </p>
<p>Ankara Valiliği de bir açıklama yaparak "mahkeme kararının uygulanması için emniyet güçlerine talimat verildiğini" bildirdi.</p>
<p>BBC Türkçe adına CHP binasında gelişmeleri izleyen Emrullah Gümüş'ün BBC Türkçe'ye aktardığına göre CHP Genel Merkezi'ndeki partililer polis müdahalesine karşı hazırlık yapıyor. Genel Merkez binasının çevresindeki tüm sokakların polis ablukası altında olduğunu aktarar Gümüş, binaya giriş çıkışların da barikatlarla kapatıldığını bildirdi.</p>
<p>Genel merkezin girişine "Kayyuma, darbeye geçit yok" pankartı asıldı</p>
<p>Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu "Örgüt kültürüne ve disiplinine aykırı hiçbir eylem ve davranışta bulunulmamasını da rica ederim. Talimata aykırı hareket edenlerle ilgili gerekli tedbirler alınacaktır" açıklamasını yaptı.</p>
<p>Sabah saatlerinde Kılıçdaroğlu'na yakın CHP milletvekilleri Orhan Sarıbal, Mahir Polat ve Hasan Öztürkmen ile Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik'in bir grupla genel merkeze girmek istediği bildirilmişti.</p>
<p>Kapı önünde bekleyen grupla içeri girmek isteyenler arasında tartışma çıktı. Gerginlik zaman zaman kavgaya dönüştü.</p>
<p>Genel merkezin girişine "Kayyuma, darbeye geçit yok" pankartı asıldı</p>
<p>CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de genel merkez önünde yaptığı açıklamada resmi bir tahliye tebligatının kendilerine ulaşmadığını söyledi.</p>
<h4>Özel'den açıklama: Birtakım silahlı insanlar</h4>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Merkezi'ndeki gerginlik hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Özel, "Kemal Bey akşam aradı, konuştuk. Kemal Bey ile yapılan görüşmede ikişer isim görüşmeye katılsın diye kararlaştırdık. Fakat bugün sabah 07:00'den itibaren bir baktık ki Genel Merkezimizin önüne birtakım silahlı ve bıçaklı olduğunu tahmin ettiğimiz CHP'li olmayan insanlar gelmeye başladı" dedi.</p>
<p>'Kemal Bey’le arkadaşlar oturacak konuşacak, en kısa sürede kurultay talebi var, konuşalım' demişken onlar gelip burayı zorba bir yöntemle, mafyatik tiplerle, arkalarında polisle, kurultayı konuşmadan burayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Dışarıdaki mafyatik tiplerle bizim gençleri karşı karşıya getirmemeye çalışıyoruz."</p>
<p>CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de Genel Merkez önünde bir açıklama yaparak, "CHP'de kurultay tarihini belirlemek üzere kurulan heyetler arasında iletişim süreci yürütülürken, kapımıza bodyguardlarla, zorbalıkla dayanıp "parti içi kavga" algısı yaratmak isteyenlerin oyununu bozacağız" dedi.</p>
<p>(BBC Türkçe, Ajanslar)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 24 May 2026 11:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel'den Kılıçdaroğlu'na: Görüşme için 40 gün içinde kurultay kararı alınmalı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-den-kilicdaroglu-na-gorusme-icin-40-gun-icinde-kurultay-karari-alinmali-40586</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/23/ozel-den-kilicdaroglu-da-gorusme-icin-40-gun-icinde-kurultay-karari-alinmali.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-den-kilicdaroglu-na-gorusme-icin-40-gun-icinde-kurultay-karari-alinmali-40586</guid><description><![CDATA[Mahkeme kararıyla görevden alınan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mutlak butlan kararı sonrası ilk kez kameralar karşısında gazetecilerin sorularını yanıtladı ve Kemal Kılıçdaroğlu'na kurultay çağrısı yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi'nin 2023 CHP kurultay davasında Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararından sonra, CHP'de sular durulmuyor. 21 Mayıs'ta mahkeme kararıyla görevden alınan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mutlak butlan kararı sonrası ilk kez kameralar karşısında gazetecilerin sorularını yanıtladı ve Kemal Kılıçdaroğlu'na kurultay çağrısı yaptı.</p>
<p>Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu ile yüz yüze görüşmek için 40 gün içinde kurultay kararı alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Özel, olası görüşme için "40 gün sonraki kurultay kararını gazete ilanını okumam lazım" dedi ve Kılıçdaroğlu'nun ekibiyle kendi ekibinin "en kısa sürede kurultay" için görüşmeler yapması gerektiğini de ifade etti.</p>
<p>Bu kararın kamuoyuna açıklanması halinde, Özel, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'nde misafir edileceğini söyledi.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu mutlak butlan kararı sonrası ilk kez kameralar önüne 23 Mayıs'ta çıktı ancak kurultay sorusuna yanıt vermedi.</p>
<p>Öte yandan Kılıçdaroğlu'nun "Partinin ahlaki değerlerini düzeltmemiz lazım" ifadeleri hem genel merkezde hem de CHP'liler arasında tepkiyle karşılandı.</p>
<h4>Özel, CHP Grup Başkanı</h4>
<p>Özel, Kılıçdaroğlu'nun arınma başlıklı açıklamalarıyla ilgili soruya yanıt verirlen, "Ekrem İmamoğlu'nun yanında durduğum için de bütün arkadaşlarının yanında durduğum için de hiçbir zaman mahcup olmayacağım" dedi.</p>
<p>Özel bu açıklamalar öncesi 23 Mayıs'ta Ankara'daki genel merkezde milletvekilleriyle kapalı grup toplantısı düzenledi.</p>
<p>Partiden yapılan açıklamaya göre, kapalı grup toplantısına katılan 96 milletvekilinin 95'inin oyu ile CHP TBMM Grup Başkanı olarak yeniden seçildi.</p>
<p>Bir oy ise geçersiz sayıldı.</p>
<p>Toplantıya hastalık, cenaze ya da yurt dışında olma mazeretleri nedeniyle katılamayan 15 milletvekilinin de Özel'e desteklerini bildirdiği kaydedildi.</p>
<p>Parti genel merkezinde bu seçime ilişkin de konuşan Özel, "110 arkadaşımızın desteğiyle" yeniden seçildiğine vurgu yaptı.</p>
<p>Özel, "Cumhuriyet Halk Partisi grubunda bilinen ayrışmanın ötesinde bir ayrışmanın olmadığının görülmesi çok önemli" dedi.</p>
<p>Özgür Özel, Kılıçdaroğlu'nun Meclis'teki grup toplantılarında konuşma yapmak için girişimde bulunmayacağını düşündüğünü de ifade etti.</p>
<p>Özel Genel Merkez'de 22 Mayıs akşamı yaptığı konuşmada, bayram sonrası kurultay çalışmalarına başlayacaklarını söylemişti.</p>
<h4>CHP'nin ahlaki değerleri</h4>
<p>Seçilerek değil, mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, Özel'den birkaç saat önce kameralar karşısına çıktı. "Partinin ahlaki üstünlüğü geri alması gerektiğini"ni söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu kurultayın zamanı konusunda sorulara yanıt vermedi.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu, genel merkezdeki oylamada Meclis Grup Başkanı seçilen Özgür Özel'in yeni görevini tebrik ettikten sonra, aralarında halen bir görüşme gerçekleşmediğini söyledi.</p>
<p>"Umarım önümüzdeki günlerde veya bugün bir görüşme gerçekleşir" dedi.</p>
<p>"Kendisi bana arkadaşlarımla görüştükten sonra sizi arayacağım ve görüşeceğim demişti, bu görüşme gerçekleşmedi" şeklinde konuştu.</p>
<p>Kılıçdaroğlu'nun ardından genel merkezde konuşan Özgür Özel yüz yüze görüşme için "kurultay kararını" şart koştı.</p>
<p>Özel ve Kılıçdaroğlu arasında 22 Mayıs'ta bir telefon görüşmesi yapılmıştı. Bu görüşmede Kılıçdaroğlu'nun "en uygun zamanda" partiyi kurultaya götürme niyetinde olduğu aktarıldı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu konuşmasında, partiye tarihinde "ahlaki değerleri ile ilgili" hiçbir eleştiri gelmediğini savundu ve "Bu ahlaki değerleri düzeltmemiz lazım" şeklinde konuştu.</p>
<p>"Bu parti ahlaki sorunlarla karşı karşıya bırakmak buna benzer bazı olaylar karşısında suskunlukumuzu sürdürmek artık doğru değil" dedi.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, "Bu süreçte partinin tabanını ayrıştıracak söylemlerden özenle kaçınmak lazım, ben bu konuda çok dikkatli bir dil kullanıyorum" şeklinde konuştu.</p>
<p>Mahkemenin mutlak butlan yani hükümsüzlük kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında ünvanını CHP Genel Başkanı olarak değiştirmişti, bu sabah mutlak butlan kararı verilen kurultayla ilgili 13 delege gözaltında alınmıştı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 23 May 2026 17:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bilmeye hakkımız var: Piro Ay'a ne oldu?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilmeye-hakkimiz-var-piro-ay-a-ne-oldu-40585</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/23/bilmeye-hakkimiz-var-piro-ay-a-ne-oldu-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilmeye-hakkimiz-var-piro-ay-a-ne-oldu-40585</guid><description><![CDATA[1104 haftadır kayıp yakınlarını arayan Cumartesi Anneliri/İnsanları, bu cumartesi günü de Galatasaray Meydanı'nda toplandı. Cumartesi Anneleri/İnsanları 5 Mayıs 1994 sabahı köylerine düzenlenen askeri operasyonla kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınmayan Piro Ay’ın akıbeti sordu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi Anneleri / İnsanları 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında Galatasaray Meydanı’nda barikatlar önünde 1104.defa toplandı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul temsilcileri, insan hakları aktivistleri ve çok sayıda milletvekilinin katılımıyla gerçekleşen buluşmada bu kez karanfiller Piro Ay için meydana bırakıldı.</p>
<p>Basın metnini İHD İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya okudu.15 Mayıs 1994 sabahı köylerine düzenlenen askeri operasyonla kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınmayan Piro Ay’ın akıbeti soruldu. Basın açıklamasının ardından söz alan Cumartesi İnsanı ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Milletvekili Pervin Buldan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>"Adalet arayışımız yıllar geçse de devam ediyor, etmeye de devam edecek. Bizler elbette ki bu ülkede yargısız infazların, faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların açığa çıkması için bir mücadele yürüttük, yürütmeye devam edeceğiz. Adalet Bakanlığı bünyesinde son günlerde kurulan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Birimi'nin, bizlere de dokunması, faili meçhul cinayetleri açığa çıkarması için etkin bir çalışma yürütmesini buradan talep ediyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan bütün faili meçhullerin, kayıpların ve yargısız infazların bir an önce bulunması için bu birimin etkin bir şekilde çalışması gerektiğinin altını önemle çizmek istiyoruz.</p>
<h4>Eğer barış olacaksa...</h4>
<p>Biz biliyoruz ki her cinayetin bir faili vardır. Biz biliyoruz ki her suçun, her kaybın, her yargısız infazın bir faili vardır. O yüzden failler mutlaka cezalandırılmalı ve demokratikleşme alanında ancak bu şekilde adım atılabilir anlayışı bu ülkeye mutlaka yerleşmelidir.</p>
<p>İçerisinde bulunduğumuz süreç itibarıyla de onurlu bir barış olacaksa eğer, elbette ki faillerin bulunması ve kayıpların ortaya çıkmasıyla birlikte olacaktır. Yoksa barışın bir anlamı olmayacaktır. Adaletle yüzleşme, geçmişle yüzleşme ve hakikati ortaya çıkarma gibi bir durum söz konusu olmadığı sürece biz gerçek bir barıştan asla söz edemeyiz. O yüzden onurlu bir barış; elbette ki kayıpların bulunduğu, faili meçhullerin açığa çıktığı ve sorumluların yargılandığı bir barış olacaktır. Bu anlamıyla özellikle Türkiye’yi yönetenlere, siyasi iradeye buradan bir kez daha sesleniyoruz: Barışı hep birlikte yüzleşerek, hakikati ortaya çıkararak ve adaleti sağlayarak gerçekleştirebiliriz diyoruz."</p>
<h4>Buradayız çünkü</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/1000061201.jpg" alt="" width="458" height="305">
<figcaption>Pervin Buldan, Cumartesi İnsanlarıyla</figcaption>
</figure>
<p>Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon'un 1104. haftadaki basın açıklaması şöyle:</p>
<p>"Hakikati karartan yargı adalet sağlayamaz. Piro Ay’a ne oldu?</p>
<p>Herkes bayram telaşını yaşarken biz gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, bilinen fail ve sorumlular yargılansın, adalet sağlansın diye buradayız. Buradayız çünkü iktidarlar değişse de değişmeyen cezasızlık siyaseti, hakikatin karartılması ve fail ile sorumluların görünmez kılınması üzerinden sürdürülüyor.</p>
<p>1104. haftamızda, yargı süreçlerinin nasıl cezasızlık siyasetinin bir parçası haline getirildiğinin çarpıcı örneklerinden biri olan Piro Ay dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.</p>
<p>15 Mayıs 1994 sabahı, saat 08.00 sıralarında Derik ilçesine bağlı Kelektepe Mezrası’na biri zırhlı, olmak üzere toplam sekiz askeri araçla operasyon düzenlendi. Operasyona Bozok Köyü korucuları Hasan Polat ve Mahmut Polat ile sivil giyimli kişiler de eşlik etti. Dönemin Derik İlçe Jandarma Komutanı Musa Çitil de gelenler arasındaydı.</p>
<p>Askerler, Piro Ay ve A.D. isimli köylüleri PKK’ye yiyecek verdikleri iddiasıyla gözaltına aldı. İkisi de askeri araca bindirilerek götürüldü. Araçta askerlerin “Ahmet Üsteğmenim” diye seslendiği bir subay da bulunuyordu. A.D. yolda indirildi. Araç dağlık alana doğru ilerlemeye devam etti.</p>
<p>O sırada bölgede bulunan çobanlar, aracın gittiği yönden çığlık sesleri duydu. Yaklaşık bir saat sonra Piro Ay’ı götüren araç, seslerin geldiği bölgeden hızla geri döndü. Köyün içinden geçerek uzaklaştı.</p>
<p>Askerler köyü terk ettikten sonra, Piro Ay’ı aramaya çıkan ailesi ve köylüler, aracın gittiği dağlık bölgede bir dere kenarında kan izleri, kırık coplar ve Piro Ay’ın üzerindeki pantolona benzeyen kot kumaş parçaları buldu. Piro Ay’dan ise bir daha haber alınamadı.</p>
<p>Baba Bedir Ay, vakit kaybetmeden Üçyol Karakolu’na, Derik İlçe Jandarma Komutanlığı’na, Derik Savcılığı’na, Mardin İl Jandarma Komutanlığı’na ve Mardin Emniyet Müdürlüğü’ne başvurdu. Ancak tüm girişimlere rağmen, duvar ustası ve 5 çocuk babası Piro Ay’ın gözaltına alındığı inkâr edildi.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/1000061195.jpg" alt="" width="491" height="327">Aradan 18 yıl geçtikten sonra, İHD Mardin Şubesi’nin çabalarıyla soruşturma başlatıldı. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 ayrı olayda 13 kişinin kaybedilmesi ve öldürülmesiyle ilgili iddianame hazırladı.</p>
<p>16 Temmuz 2012 tarihli iddianamede dönemin Derik İlçe Jandarma Komutanı Musa Çitil hakkında, görev yaptığı sürede “şüphe olsun olmasın sivil vatandaşları çeşitli yöntemlerle tamamen keyfi şekilde öldürdüğü anlaşılmıştır” tespitine yer verildi. Piro Ay’ın da aralarında olduğu 13 sivilin öldürülmesi ve kaybedilmesinden sorumlu olduğu belirtildi. İddianamenin Piro Ay ile ilgili bölümünde, Musa Çitil’in sorumluluğu açık biçimde kayda geçirildi.</p>
<p>İddianamenin kabulüyle birlikte, Musa Çitil hakkında dava açıldı. Piro Ay, bu davanın 7 numaralı maktulü olarak yer aldı.</p>
<h4>Bilmeye hakkımız var</h4>
<p>Ancak yargılama sürecinde cezasızlık politikası bir kez daha devreye girdi. Sanık Musa Çitil, yargılama boyunca görevde kaldı. Üstelik terfi almaya devam etti. Hukuk tersyüz edildi. Dava beraat kararıyla sonuçlandı.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi de AİHM içtihatlarını ve uluslararası insan hakları hukukunu görmezden gelerek başvuruyu oy birliğiyle kabul edilemez buldu. Üstelik dosyada etkin soruşturma ve kovuşturma yürütüldüğünü ileri sürdü.</p>
<p>Maddi gerçeği açığa çıkarmayan, failleri ve sorumluları tespit edip cezalandırmayan bir yargılama adil olamaz. Çünkü adalet, gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hesap vermesiyle mümkündür.</p>
<p>Bilmeye hakkımız var:</p>
<p>Piro Ay’ı ailesinin ve tanıkların önünde gözaltına alarak askeri araçla götürenler kimdi?</p>
<p>Askerler tarafından götürülen Piro Ay’a ne oldu?</p>
<p>Olay tarihinde Derik İlçe Jandarma Komutanı olarak operasyonda bulunan Musa Çitil, bu operasyonun sonuçlarından sorumlu değilse kim sorumludur?</p>
<p>Kaç yıl geçerse geçsin, Piro Ay için, tüm kayıplarımız için adalet talep etmekten; devletin evrensel hukuk normlarına uygun hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz."</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 23 May 2026 16:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kayyımdan kapatmaya: Üniversitenin tasfiyesi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kayyimdan-kapatmaya-universitenin-tasfiyesi-40584</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/23/kayyimdan-kapatmaya-universitenin-tasfiyesi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kayyimdan-kapatmaya-universitenin-tasfiyesi-40584</guid><description><![CDATA[Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Modern toplumlarda üniversite, devlet ile toplum arasındaki en kritik tampon alanlardan biridir. Çünkü üniversite, iktidarın dışında düşünce üretme ihtimalidir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>TMSF'nin el koyduğu Can Holding'in bünyesinde yer alan ve 2025 Eylül ayından beri kayyım tarafından yönetilen Bilgi Üniversitesi, 22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı kararıyla <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilgi-universitesi-cumhurbaskani-karariyla-kapatildi-40566" target="_blank" rel="nofollow noopener">kapatıldı</a>.</p>
<p>Bilinmesi gereken ilk nokta şu: Bir üniversite kapatılınca yalnızca binalar kapanmaz. Bir düşünme alanı kapanır. Bir kamusal tartışma alanı kapanır. Bir hafıza kapanır. Bir toplumsal hareketlilik zemini kapanır.<br>Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Modern toplumlarda üniversite, devlet ile toplum arasındaki en kritik tampon alanlardan biridir. Çünkü üniversite, iktidarın dışında düşünce üretme ihtimalidir.<br>O halde mesele yalnızca bir üniversitenin kapatılması mıdır? Yoksa devletin, hukuk yoluyla kamusal alanı nasıl yeniden biçimlendirdiğini açık ve net ortaya koyması mıdır?<br><br>Konu yalnızca İstanbul Bilgi Üniversitesi de değildir. Üniversitenin artık nasıl tanımlandığıdır. Çünkü bir üniversiteyi “tek gecelik bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla” fiilen ortadan kaldırabiliyorsanız, orada söz konusu olan şey eğitim değil; iktidarın sınırıdır. Bu yüzden tarih boyunca otoriterleşen bütün rejimler önce üç yere yönelir: Basın, yargı, üniversite. Çünkü bu üç alan, devletin mutlak anlatısını sınırlayan kurumlardır. Buradaki en çarpıcı meselelerden biri ise kararın biçimidir.</p>
<h4>Bu rejim tartışmasıdır</h4>
<p>Normal koşullarda bir üniversitenin kapatılması, uzun hukuki süreçler, bağımsız denetimler, akademik raporlar, parlamenter tartışmalar, anayasal denetim, kimsenin açıkta kalmayacağı karşılıklı onayların alındığı düzenlemeler gerektiren olağanüstü bir durumdur. <br>Ama Bilgi Üniversitesi konusunda görülen şey, “idari işlem mantığıyla” fiilen bir üniversitenin ortadan kaldırılmasıdır. Bu geri dönüşü fiilen imkânsız sonuçlar doğurur. <br>Bu durumun, ‘idari tasarruf’ adı altında meşrulaştırılması mümkün değildir<br>Anayasa Mahkemesi de açıkça belirtmiştir bu noktayı: “ (…) bu konuda kapatma niteliğinde bir idari işlem tesis edilmesine imkân tanınması, Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır ” diyor. (AYM, E.2020/55, K.2023/228, 28/12/2023)</p>
<p>Mahkeme şunu söylüyor aslında: “Faaliyet izninin kaldırılması” teknik bir işlem gibi görünse bile, sonucu itibarıyla fiili kapatmadır.<br>Boyut idari- bürokratik ölçekten çıkmış ve artık anayasal ölçektedir. Çünkü mesele artık yalnızca bir üniversitenin yönetimi değil, devletin kamusal alan üzerindeki sınırlarının ne olduğudur.<br>Bu nedenle olay yalnızca eğitim politikası değildir. Aynı zamanda bir rejim tartışmasıdır.<br>Çünkü üniversitenin başına önce kayyım atanıyor, ardından faaliyet izni kaldırılıyor. Ve doğrudan fiili kapatma işlemi uygulanmış oluyor.<br>Bu model Türkiye’de son yıllarda sık görülen bir yönetim biçiminin parçası: Önce kurumsal özerklik zayıflatılıyor. Sonra merkezi kontrol yerleştiriliyor. Ardından kurum, kamusal niteliğini kaybediyor.<br>Bu model belediyelerde, medya kurumlarında, şirketlerde, sivil toplum alanlarında ve şimdi daha görünür biçimde üniversitelerde ortaya çıkıyor.</p>
<h4>Üniversite ve polis</h4>
<p>Çok önemli bir diğer psikolojik eşik ise kampüse <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ogrenciler-eylemde-cevik-kuvvet-kampuste-40575" target="_blank" rel="nofollow noopener">çevik kuvvetin girmesi.</a> Bu görüntü ağır bir realite ama semboliktir. Çünkü üniversite ile polis arasındaki ilişki modern demokrasilerde çok hassas bir sembolik alandır. <br>Üniversite düşüncenin alanıdır, çevik kuvvet ise kamu düzeninin zor aygıtı. Bir üniversitenin girişinde polis görmeye alışan toplumlarda zamanla oluşan dönüşüm, öğrencinin yurttaş olmaktan çıkıp potansiyel tehdit olarak görülmeye ve gösterilmeye başlanmasıdır. Bu toplum hücrelerine nüfuz eden çok derin bir kırılmadır.<br>Çünkü üniversite korku altında düşünemez. Akademi emir-komuta zinciriyle çalışamaz. Bilim, ancak kurumsal güvenlik hissi varsa gelişebilir.<br><br>Bir başka kritik mesele, akademisyenlerin e-posta hesaplarının kapanması, kampüs kartlarının iptal edilmesi, odalarının boşaltılmasının istenmesi… Bunlar teknik detay gibi görünüyor. Ama aslında modern dünyada “kurumsal silinme” biçimleridir bunlar.<br>Çünkü bugün bir akademisyenin mail hesabı, ofisi, öğrenci erişimi, kurumsal aidiyeti yalnızca bir teknik araç değildir. Bunların hepsi, akademik varoluşun parçalarıdır.<br><br>Bir gecede bunların kesilmesi, “burada artık hukuki süreklilik değil, idari irade belirleyici” var demektir. Ve bu duygu yayıldığında yalnızca bir üniversite zarar görmez. Bütün akademik alan siner, sessizleşir. Belki de olması istenen zaten bu mudur?<br>Çünkü insanlar artık yalnızca yanlış düşünmekten değil, kurumsal olarak yok edilmekten korkar. </p>
<h4>Toplumun geleceği meselesi</h4>
<p>Önemli bir diğer boyut: Türkiye’de artık “istisna hali” olağan yönetim biçimine dönüşmüş görünüyor. Eskiden olağanüstü dönemlerde görülen yöntemler; kayyım, ani tasarruf, idari kapatma, güvenlik eksenli müdahale, giderek normalleşiyor. Bir toplumda olağanüstü yöntemler normalleşmeye başladığında, hukuk güven veren bir çerçeve olmaktan çıkar; belirsizlik ve baskı aracına dönüşür. İnsanlar da tam bu noktada yalnızca özgürlüklerini değil, geleceği öngörebilme duygularını kaybeder.<br>Üniversite dediğimiz yer tam da bunun tersidir aslında.Üniversite öngörülebilirliktir, düşünce güvenliğidir, eleştiri hakkıdır, hata yapabilme alanıdır, iktidardan bağımsız bilgi üretme ihtimalidir. <br>Bu yüzden bir üniversitenin kapatılması, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun geleceğinin meselesidir.<br>Çünkü akademiyi susturmak yalnızca bugünü değil, geleceğin düşünce kapasitesini susturur, yok eder. Ve belki de bugün Türkiye’de en büyük kriz bu noktada düğümleniyor:<br>Devlet, toplumu yönetmek mi istiyor, yoksa toplumu kontrol altında mı tutmak istiyor?<br>Bugün mesele yalnızca bir üniversitenin kapanması değil, düşüncenin hangi koşullarda yaşayabileceğidir.</p>
<p>Çünkü korku altında yaşayan toplumlar itaat edebilir. Ama yaratamaz. Düşünemez. Üretemez. Gelecek kuramaz. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 23 May 2026 12:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP'ye kurultay operasyonu: 7 ilde 13 kişi gözaltında]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-ye-kurultay-operasyonu-7-ilde-13-kisi-gozaltinda-40583</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/23/chp-ye-kurultay-operasyonu-7-ilde-13-kisi-gozaltinda.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-ye-kurultay-operasyonu-7-ilde-13-kisi-gozaltinda-40583</guid><description><![CDATA[Mutlak butlan kararı sonrası CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin “delegelerin iradesine müdahale” iddiaları kapsamında başlatılan soruşturmada 13 kişi gözaltına alındı. İstanbul merkezli operasyon 7 ile yayıldı. Başsavcılık, şüphelilere rüşvet ve kara para aklama iddiaları yöneltildiğini açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada "tedbirli mutlak butlan" kararı çıkmasıyla CHP'de sular durulmuyor.</p>
<p>CHP''nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin “delegelerin iradesine müdahale” iddiaları kapsamında başlatılan soruşturmada şu ana kadar 13 kişi gözaltına alındı. İstanbul merkezli operasyon 7 ile yayıldı.</p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda delegelerin oy kullanma iradesini etkilemeye yönelik müdahale edildiğine ilişkin iddialar üzerine yürütülen soruşturma kapsamında operasyon düzenledi.</p>
<h4>13 gözaltı</h4>
<p>İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri sabah saatlerinde "Siyasi Partiler Kanunu'na muhalefet", "rüşvet almak", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak" suçlarını işlediği iddiasıyla 13 kişiyi gözaltına aldı.</p>
<p>Operasyon İstanbul merkezli olmak üzere, Ankara, İzmir, Şanlıurfa, Kilis, Kahramanmaraş ve Malatya illerinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Şüphelilerin adreslerinde arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi. Soruşturmanın sürdüğü öğrenildi. Gözaltına alınan isimlerin henüz belirlenmediği aktarıldı.</p>
<h4>Başsavcılıktan açıklama</h4>
<p>Başsavcılık'tan şu açıklama yapıldı:</p>
<p>"Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından Cumhuriyet Halk Partisinin 38’inci Olağan Kurultayında delegelerin oy kullanma iradesini etkilemeye yönelik müdahale edildiğine ilişkin iddialar hakkında yürütülen soruşturma kapsamında;</p>
<p>İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar neticesinde siyasi partiler kanuna muhalefet, rüşvet almak, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak suçlarını işlediği değerlendirilen 13 şüpheli gözaltına alınmış ve şüphelilerin İstanbul, Ankara, İzmir, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Kilis ve Malatya illerinde bulunan adreslerinde arama, el koyma işlemi gerçekleştirilmiştir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 23 May 2026 09:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[YSK, CHP'nin itirazını reddetti, Kılıçdaroğlu-Özel telefonda konuştu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ysk-chp-nin-itirazini-reddetti-kilicdaroglu-ozel-telefonda-konustu-40574</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/mutlak-butlan-karari-ysk-chp-nin-itirazini-reddetti.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ysk-chp-nin-itirazini-reddetti-kilicdaroglu-ozel-telefonda-konustu-40574</guid><description><![CDATA[Yüksek Seçim Kurulu, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nın mahkeme kararıyla iptal edilmesine karşı yaptığı başvuruyu reddetti. Kılıçdaroğlu, kararı sonrası X hesabını güncelleyerek "CHP Genel Başkanı" unvanını kullanmaya başladı. Gece saatlerinde ise Kılıçdaroğlu ve Özel telefonda konuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek Seçim Kurulu (YSK), CHP'nin "mutlak butlan" kararına yaptığı itiraz başvurusunun ardından bugün saat 11.00'de toplandı. Toplantı sonrası YSK, CHP’nin itirazını reddetti. </p>
<p>Yazılı kararın ardından basına konuşan YSK Başkanı Serdar Mutta kararın gerekçesinin ileriki bir zamanda açıklanacağını söyledi.</p>
<p>İstinaf mahkemesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı davasında "mutlak butlan" kararı vermişti.</p>
<p>Türkiye'de bir ilk olarak tarihe geçen bu kararla birlikte sadece Özgür Özel yönetimi değil, 38. Kurultay sonrası yapılan olağanüstü kurultaylar, tüzük değişiklikleri ve parti programındaki düzenlemeler de "yok hükmünde" sayıldı.</p>
<p>Parti tüzüğüne göre kurulan Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi gibi yeni yapılanmalar, yeni parti programı da yok hükmünde sayıldı.</p>
<p>Kararla birlikte, 37. Olağan Kurultay'da seçilen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile o dönemin Parti Meclisi (PM) ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görevlerine dönüş yolu açıldı.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs Cuma günü mutlak butlan kararı sonrası X hesabındaki biyografisini güncelledi ve CHP Genel Başkanı unvanını kullanmaya başladı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu daha önce "Cumhuriyet Halk Partisi 7. Genel Başkanı" yazan ifadeyi, "Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı" olarak değiştirdi.</p>
<p>Özgür Özel ise, mahkeme kararının ardından 'tedbiren' genel başkanlık görevine getirilen eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu aradığını, ancak telefonunun kapalı olduğunu söyledi.</p>
<p>Akşam saatlerinde ise Kılıçdaroğlu ile Özel telefonda görüştü.<strong> </strong>Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığına geri getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeni basın danışmanı Atakan Sönmez, Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında bir telefon görüşmesi yapıldığını açıkladı. Açıklamaya göre görüşmede Kılıçdaroğlu Özel'e "partiyi en uygun zamanda kurultaya götüreceğini" söyledi.</p>
<p>Kılıçdaroğlu'nun yeni basın danışmanı Atakan Sönmez 22 Mayıs Cuma günü akşam saatlerinde kameraların karşısına geçti.</p>
<p>"Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Özel'i son aradığında ulaşamamıştı kendisine. Sayın Özel geri dönüş yaptı. Görüşmede sayın Kemal Kılıçdaroğlu en uygun zamanda partiyi kurultaya götürme niyetini Sayın Özgür Özel'e iletti" dedi.</p>
<p>Özgür Özel'in bu konuyu kendi aralarında değerlendirdikten sonra Kılıçdaroğlu'na dönüş yapacağını söylediğini ifade eden Sönmez sözlerini şöyle sürdürdü: "Herhalde bu değerlendirme çok gecikmeden yapılacaktır."</p>
<h4>Cevapsız telefon</h4>
<p>CHP'ye 'mutlak butlak' kararının açıklandığı 21 Mayıs akşamında konuşan Özel, Kılıçdaroğlu'ndan gelen bir telefona dönmediğini söylemişti. Özel dün Kılıçdaroğlu'nun kendisini araması hakkında şöyle demişti: "O telefon eğer yargının bu kararını meşrulaştırmaksa ben o kararla uzlaşmam. O kararla uzlaşırsam milletle uzlaşamam.</p>
<p>"Partimizin önceki dönem seçilmiş genel başkanıdır elbette telefonuna bir şekilde dönülecektir ancak bir butlan kararını meşru görmemi bekleyeceğini düşünmem."</p>
<p>Cuma günü Kılıçdaroğlu ile görüşüp görüşmeyeceğine dair gelen soruya, "Kılıçdaroğlu'na dönüş yaptım ancak telefonunu kapalıydı. Telefonu açık olursa ya da o ararsa görüşürüz" dedi.</p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Kılıçdaroğlu feragat etmelidir" yönündeki açıklamasını nasıl değerlendirdiği sorusuna ise Özel, "Ona dair açıklama yapması gereken Kemal Kılıçdaroğlu'dur" yanıtını verdi.</p>
<h4>Felaketten kurtarmak için</h4>
<p>Ankara 36. Bölge Mahkemesi'nin verdiği "mutlak butlan" kararının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kararı YSK ve Yargıtay'a taşımak için itiraz başvurusu yaptıklarını duyurmuştu.</p>
<p>Özgür Özel, partisinin 38. Olağan Kurultayı'nın iptal edilmesine ilişkin kararın ardından yaptığı açıklamada, "Tedbir kararının kaldırılmasını da içerecek şekilde itirazımızı Yargıtay'a yaptık. Yarın YSK'ya başvuracağız. Başvurularımızın en acil, en hızlı şekilde ele alınarak, YSK'nın kendisine münhasıran tanımlanan sorumluluk alanına sahip çıkmasını bekliyoruz. Yargıtay’ın tedbir kararını kaldırarak Türkiye’yi bir felaketten kurtarmasını bekliyoruz" demişti. </p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 21:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dedem Haçadur]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dedem-hacadur-40576</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/05/22/dedem-hacadur.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dedem-hacadur-40576</guid><description><![CDATA[Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos’un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı ‘Lensler konuşabilseydi’ başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor. Bu hafta dedesi Haçadur ve onun kan alma törenini yazıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Lice ve Hazro - çocukluğum boyunca sürekli olarak duyduğum iki yer adı. Biri annemin, diğeri babamın memleketi. Anne tarafımın tamamı Liceli. “Lice’nin kızları güzel olur, Hazrolu erkekler hep Lice’den evlenir” derlerdi. Babamın ailesinde de öyle olmuş; dedem Hazroluydu, babaannem Liceli. Bir de, Hazroluların sert ve otoriter, Licelilerin yumuşak ve itaatkar oldukları söylenirdi. Bu iki kasabaya yaptığım ilk ziyaretlerde yerel halkın bana, yani ailesinin izlerini arayan bir yabancıya gösterdikleri tavırdan hareketle, bunun kısmen doğru olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Hazro’da, babamın sülalesine dair pek bir şey bilmediğim için beni neredeyse azarlamış, bu sanki benim kabahatimmiş gibi sorguya çekmişlerdi. Lice’de daha yumuşak bir tavırla karşılaşmıştım; el yordamıyla sürdürmeye çalıştığım geçmiş arayışımı anlamışlardı. Yine de, babamın annesini ve babasını düşündüğümde bu iki küçük şehrin ahalisi hakkındaki yargılar pek aklıma yatmıyor, çünkü Hazrolu dedem Haço yumuşakbaşlı, Liceli ninem Verjin sertti; en azından görünen buydu.</p>
<p>Sevgili dedem Haçadur... Sert ve huysuz biri olduğunu söylerler. Annem de, evliliğinin ilk yıllarında, gelini olarak ondan nasıl haksız muamele gördüğünü birkaç kez anlatmıştır bana. Ama bir süre sonra ondan nasıl saygı görmeye başladığını da anlatırdı. Bence annemi çok seviyordu, çünkü bize gelmek istediğinde nineme “Bu akşam Markrid’lere gidelim” derdi, yani bizim evi oğlunun değil gelininin adıyla anardı. Ona dair hafızam epey silik; sadece şu imge var zihnimde: Koyu renk paltosu, başında beresiyle, hiç sesi çıkmayan, kısa boylu, Hitler bıyıklı, ihtiyar bir adam... Ortadoğu’daki birçok emekli baba gibi o da oğullarının işlerinin nasıl gittiğini merak eder, sık sık Hosep amcamın dükkânına giderdi. Beyrut’a taşınmamızdan önceki yıllarda, masanın başında öylece otururdu. Bir yaz tatilinde o dükkânda aylarca çıraklık yaptığım için, iyi hatırlıyorum.</p>
<p>Ne zaman kırmızı bir gül görsem aklıma dedem gelir. Unutamadığım bir sahne... Beş-altı yaşlarındayım. Öğle tatilinde okuldan çıkıp dedemlerin evine, yemek yemeye gidiyorum. Avluya adım attığımda şaşırıyorum; herkes orada. Aralarında o güne kadar hiç görmediğim, beyaz önlüğüyle berbere benzeyen bir adam da var. Dedem gül tarhının yanında dikilmiş, temizlikten ışıldayan beyaz gömleğinin sol kolunu sıvamış, bekliyor. Berberle sohbet ediyor, gülüyorlar. Onlar hariç, avludaki herkes çok ciddi; dramatik bir olayı bekler gibiler. Adam dedeme “Hazır mısın?” diye soruyor, dedem başını “Evet” anlamında sallayıp sol kolunu adama uzatıyor. Adam cebinden, devasa bir tırnak makasına benzeyen, metal bir alet çıkarıyor, o aletle dedemin kolundaki bir damarı deliyor, kıpkırmızı kan fışkırmaya başlıyor, yere dökülen kanlar küçük bir ırmak oluşturarak, yağmur suyu gibi, zemindeki deliğe doğru akıyor.</p>
<p>Bu ‘kan töreni’nin neden yapıldığını anlayamayacak kadar küçüktüm. Babaanneme sormuştum, “Dedenin vücudunda çok fazla kan var” demişti. Onlarca yıl sonra, Beco halam anlatınca öğrendim; dedem yüksek tansiyondan mustaripmiş, kan akıtmak gibi bir tedavi yöntemi. Aynı işleme birkaç ay, belki bir yıl sonra bir kez daha tanık oldum ama o ilkini, işin görsel yanı nedeniyle hiç unutmadım. Olan biteni izlediğim noktadan, dedemin dirseği, bahçedeki kırmızı bir gülün tepesine yaslanmış gibi görünüyordu. Gülün rengi ile kanın rengi aynıydı. O kırmızılık, gülden çıkıp dedemin dirseğine akıyordu sanki, sonra dirsekten geçip şiddetle yukarı fışkırıyor, sonra da parlak zemini boyayarak, yavaş yavaş deliğe doğru ilerliyordu. Dedemin vücudundan kan aktığını gördüğümde ödüm kopmuştu ama yalan yok, aynı anda, bembeyaz gömleğin sıvanmış kolunun dibinden fışkıran kanın koyu kırmızısı beni büyülemişti. Müthiş bir renk kontrastı... Şans bile diyebilirim buna. Başka türlü, benim gibi bir çocuk, şiirsel imgelem diye bir şeyin varlığından nasıl haberdar olacaktı!</p>
<p><em>İngilizceden çeviren: Altuğ Yılmaz</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 15:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Öğrenciler eylemde, çevik kuvvet kampüste]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ogrenciler-eylemde-cevik-kuvvet-kampuste-40575</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/bilgi-universitesi-cumhurbaskani-kararnamesiyle-kapatildi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ogrenciler-eylemde-cevik-kuvvet-kampuste-40575</guid><description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı kararıyla kapatılan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde akademisyenler, öğrenciler ve yurttaşlar eylemde. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise üniversitenin Santral İstanbul kampüsüne çevik kuvvet polislerinin girdiği görüldü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>TMSF'nin el koyduğu Can Holding'in bünyesinde yer alan ve 2025 Eylül ayından beri kayyım tarafından yönetilen Bilgi Üniversitesi, 22 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı kararıyla kapatılmıştı.</p>
<p>Dün gece saatlerinde gelen haberin ardından çok sayıda öğrenci, akademisyen ve yurttaş sosyal medya hesaplarından kararı eleştirdi. Bugün ise üniversite öğrencileri kararı protesto etmek için kampüsteler. Resmî Gazete’de yayımlanan kararla kapatılmasına karar verilen İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kapısına kilit vuruldu. Çevik Kuvvet Polis ekipleri İstanbul Bilgi Üniversitesi'ne giriş yaptı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise üniversitenin Santral İstanbul kampüsüne çevik kuvvet polislerinin girdiği görüldü.</p>
<p>Cumhuriyet'ten Ufuk Sepetçi'nin<a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/bilgi-universitesi-ayakta-ogrencilerden-karara-buyuk-tepki-2506131" target="_blank" rel="nofollow noopener"> haberine</a> göre kapıyı kilitleyen görevliler, öğrencilerin baskıları sonucunda okulun kapısını açtı. Okul, basın mensuplarına, mezun öğrencilere ve desteğe gelen herkese açıldı. Ayrıca üniversite kaynaklarından edinilen bilgiye göre, öğretim görevlileri ile idari personelin yemek kartları ve özel sağlık sigortaları iptal edildi. Üniversitenin Kuştepe’de bulunan hazırlık kampüsüne akademik personelin girişine kısıtlama getirildiği, hazırlık biriminde görev yapan öğretim görevlilerinin ise kampüs kartlarının kullanıma kapatıldığı belirtildi.</p>
<p>Öte yandan, öğretim görevlilerinin kurumsal e-posta hesaplarına erişimde sorun yaşadığı ifade edilirken, hazırlık kampüsünde görev yapan bazı akademisyenlere özel güvenlik tarafından odalarını boşaltmaları gerektiğinin bildirildiği aktarıldı.</p>
<h4>YÖK'ten açıklama</h4>
<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), kararın ardından yaptığı açıklamada öğrencilerin, akademik ve idari personelin mağdur edilmemesi için gerekli işlemlerin yürütüleceğini bildirdi.</p>
<p>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"İstanbul Bilgi Üniversitesinin kurucu vakfına mahkemece kayyım atanması üzerine 2547 sayılı Kanun’un ek 11. Maddesi gereğince alınan faaliyet izninin kaldırılmasına dair Cumhurbaşkanı Kararı bugünkü Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</p>
<p>Yükseköğretim Kurulu, öğrencilerimizin herhangi bir mağduriyet yaşamaması ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin aksamadan yürütülmesi hususunda gerekli tedbirleri ivedilikle almaktadır.</p>
<p>Öğrencilerimizin yanı sıra üniversitemizde görev yapan idari ve akademik personele dair herhangi bir mağduriyete fırsat vermeden gerekli işlemler yerine getirilecektir.</p>
<p>Konuyla ilgili detaylı açıklamalar önümüzdeki günlerde yapılacak olup, kıymetli öğrencilerimizin, ailelerinin ve yükseköğretim camiasının süreçle ilgili doğru ve güncel bilgileri yalnızca Yükseköğretim Kurulunun resmî iletişim kanallarından takip etmelerini önemle rica ederiz.</p>
<p>Kaynak: bianet, </p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 14:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Susmayacağız, unutanlardan olmayacağız"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/susmayacagiz-unutanlardan-olmayacagiz-40573</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/yasimiz-hafizamiz-hafizamiz-ise-kimligimizdir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/susmayacagiz-unutanlardan-olmayacagiz-40573</guid><description><![CDATA[Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün 162. yılı kapsamında, Sivil Toplum Kuruluşları Koordinasyon Kurulu tarafından Beyoğlu’nda düzenlenen anma programında, "Çerkes Soykırımı tüm dünyada tanınana, muhataplar hakikatle yüzleşene ve Çerkesler anavatanıyla özgürce kucaklaşana kadar susmayacağız" mesajı verildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kafkasya Sivil Toplum Kuruluşları Koordinasyon Kurulu tarafından organize edilen 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü anma programı, dün Beyoğlu'nda gerçekleştirildi. Anma programının ilk bölümü saat 19.30’da Şişhane metro çıkışında yer alan Bilim Beyoğlu salonunda başladı. “Çerkes Soykırımı: Ortak Bilinç, Ortak Gelecek" başlığıyla düzenlenen konferansta konuşmacı olarak yer alan “Prof. Dr. Ümit Dinçer”, Çerkes halkının yaşadığı sürgün ve soykırım sürecini tarihi, hukuki ve sosyolojik boyutlarıyla ele aldı.</p>
<p>Konferans sonrası saat 20.30’da da Şişhane’de bulunan Beyoğlu Belediyesi önünde çok sayıda kişi bir araya geldi. Soykırımda hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşuyla başlayan programın sunuculuğunu İshak Akbay yaptı. Program basın açıklaması, oratoryo ve video gösterimleri ile devam etti. Alandakilere Çerkeslerin hamur kızartması şelame ikram edildi.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/dscf2299-edit-2.jpg" alt="" width="507" height="369">“162 yıldır susmadık, susmayacağız, unutanlardan olmayacağız” başlıklı ortak basın açıklamasını İshak Akbay okudu. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Bugün burada yalnızca bir tarihî trajediyi anmak için toplanmadık. Bugün burada, toprağı ateşe verilen bir halkın hafızasını canlandırmak, susturulmak istenen hakikatin sesini yeniden dünyaya haykırmak için toplandık. Bugün 21 Mayıs. Bugün, bir halkın yalnızca yurdundan değil, dilinden, hafızasından, mezarlarından ve geleceğinden koparılmak istendiği kara gündür. Bugün, insanlık tarihinin en büyük sürgünlerinden, en büyük kırımlarından biri olan Çerkes Soykırımı’nın 162. yılı.</p>
<h4>Köyler yakıldı, tarlalar yok edildi</h4>
<p>162 yıl önce Kbaada Vadisi’nde zafer naraları atanlar, aslında bir halkın feryadı üzerine imparatorluk inşa ediyordu. Rus Çarlığı, ‘Kafkasya’nın Fethi’ iddiasıyla madalyalar bastırırken, Adıgey’in yanan köylerini, Abhazya’nın boşaltılan evlerini, Vubıhların susturulan dilini tarihe gömmeye çalışıyordu. Onlar buna ‘fetih’, ‘medeniyet getirdik’ dediler. Biz ise o günü ateşin, gözyaşının, sürgünün ve Çerkes medeniyetine yönelik ölümcül darbenin günü olarak hafızamıza kazıdık. Batı Kafkasya yalnızca işgal edilmedi, vahşice insansızlaştırıldı. Köyler yakıldı, tarlalar yok edildi. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ölüm yollarına sürüldü. Ve o gün, insanlık vicdanında asla kapanmayacak bir yara açıldı.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/dscf2429-edit.jpg" alt="" width="509" height="363">Topraklarımızdan sürüldük ama bize yıllarca ‘göç, hicret’ dediler. Hayır, bu bir göç değildi. Bu, plânlı bir sürgündü, sistematik bir etnik temizlikti, bir halkı tarihten silme girişimiydi. Ama başaramadılar. Çünkü biz hâlâ buradayız. Bizler İmam Şamil’in, Tuğujıko Kızbeç’in, Giranduk Hacı Berzeg’in, Çaçba Aslan Bey’in özgürlük meşalesini taşıyanlarız. Bugün buradan bütün dünyaya sesleniyoruz: Kafkasya, sömürgeci güçlerin bir ‘fetih arenası’ değildir. Kafkasya, kadim halkların onurlarıyla yaşadığı tarihi vatanlarıdır. Biz Adıge’nin, Abhaz’ın, Vubıh’ın, Oset’in, Çeçen’in, İnguş’un, Karaçaylı’nın ve Dağıstanlı’nın ortak hafızasını taşıyoruz. Bugün Rusya Federasyonu bünyesinde yer alan cumhuriyetlerimizde ve diasporada elli ülkede varlığını sürdüren tüm Kafkas halkları dimdik ayaktayız, biriz ve beraberiz. İstanbul’dan tüm dünyaya ilan ediyoruz: 21 Mayıs bizim yas günümüz. Yasımız hafızamız, hafızamız ise kimliğimizdir. Ancak tarihteki bu derin travmanın esiri olmayacağız.</p>
<p>Nitekim 21 Mayıs bizim için artık yeniden diriliş günüdür. Çerkes Soykırımı tüm dünyada tanınana, muhataplar hakikatle yüzleşene ve Çerkesler anavatanıyla özgürce kucaklaşana kadar susmayacağız. 162 ve bin yıl geçse de Kafkas dağlarının yankısı kulağımızda olacak.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/dscf2493-edit.jpg" alt="" width="521" height="348">Talebimiz kısa ve net:</p>
<ul>
<li>Rusya’nın Çerkeslere uyguladığı soykırım ve sürgünü resmen tanıması ve özür dilemesi,</li>
<li>Mağdur ecdadımıza itibarlarının iade edilmesi,</li>
<li>Diasporada yaşayan biz torunlarına Anavatan’a geri dönüş hakkının koşulsuz verilmesi,</li>
<li>Barış ve huzur içinde bir arada yaşama zeminine kavuşmamızın desteklenmesi.”</li>
</ul>
<h4>“Buradan dünyaya sesleniyoruz”</h4>
<p>Açıklama sonrası Çoğulcu Demokrasi Partisi İstanbul İl Başkanı Ahmet Altunok, “21 Mayıs 1864'te uğradığımız sürgün, yıllarca gururumuzdan, dedelerimizin, atalarımızın bunu kabullenemeyip ‘sürüldük, itildik, hakkımız yendi’ ifadelerini kullanmayı kendilerine yediremediğinden dolayı bir göç, hicret olarak anlatıldı. Fakat bu hicret ve göçün yeni nesiller tarafından araştırıldığında normal bir göç olmadığı öğrenildi. 21 Mayıs'ı aşağı yukarı 25 yıldır Taksim'den Rus Konsolosluğu'na yürüyerek ve orada basın açıklaması yaparak anıyorduk. Fakat  son beş yıldır, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Rusya'yla olan ilişkisi sebebiyle bizi buralara kadar ittiler ve Rus Konsolosluğu'na yürümemizi engellediler. Biz de burada bu anmayı yapıyoruz, dünyaya sesleniyoruz” dedi.</p>
<p>21 Mayıs’ın Çerkesler için en önemli tarihlerden biri olduğunu söyleyen gazeteci Akanda Taştekin, “Soykırım ve sürgünün 162. yıl dönümündeyiz. Her yıl belki birazcık daha azalarak da olsa burada bir grup insan toplanmayı başarıyor. Aynı zamanda Ürdün, Suriye gibi diasporanın bütün farklı yerlerinde de anmalar düzenleniyor. Anavatan'da da Nalçik'te, Maykop'ta anma günüyle ilgili şartlar zorlaşmış durumda. Buna rağmen insanlar birlik olmaya, beraber bir şeyleri göstermeye gayret etmeye devam ediyor. Türkiye coğrafyası soykırıma aşina bir coğrafya aslında. Biz soykırımı Çerkeslerden münezzeh saymıyoruz. Bu topraklarda Ermeniler soykırıma uğradı. Başka halkların, başka tarihlerin birçok örneği var. Şu anda dünya bir soykırıma şahitlik ediyor. Gazze'de soykırım yaşanmaya devam ediyor. Lübnan, Suriye’de de aynı şekilde. Coğrafyalarda bütün halkların büyük direnişleri söz konusu. Çerkesler de bu direnişin bir parçası olmaya gayret göstermeliler diye düşünüyorum. O yüzden de buradaki buluşmaları önemsiyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/dscf2599-edit.jpg" alt="" width="547" height="365">Kafkas Dernekleri Federasyonu eski başkanı Prof. Dr. Ümit Dinçer ise şunları söyledi: “Çerkesler 21 Mayıs’ta dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar sürgün, soykırım anması yapmak, yaslarını tutmak ve dünyaya başlarına gelen bu büyük trajediyi, acıyı anlatmak için toplanıyorlar. Biz de bugün bunun için buradayız. 21 Mayıs'ı sadece bir yas günü olarak olarak değerlendirmiyoruz. Çerkeslerin geleceğe nasıl uzanacaklarını, kendilerini nasıl var edeceklerine dair güçlü bir direniş sesi yükseltmek için buradayız. Mayıs ayını genellikle bu soykırım ve sürgünün anması, değerlendirmesi, paneller, konferanslar, sergiler gibi kitlesel eylemlerle anlamlandırmaya gayret ediyoruz.”</p>
<p>İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği eski başkanı Nail Sönmez de, “Sadece bir gün Çerkes Soykırımı’nı anmak için yetmez. Yüzyıla yayılmış bir soykırımdan bahsediyoruz. Bugün Anadolu'da Çerkes olarak adlandırılan ancak Kafkasya'nın bütün halklarının maruz kaldığı bir soykırımdan bahsediyoruz. 21 Mayıs son mücadelenin bittiği, Rusya'nın da soykırımı tamamladığı, Kafkasya'yı tamamen fethettiği, ele geçirdiği ve Çerkeslerin sürgüne başladığı gün olduğu için bu sembolik günü anıyoruz. Bir Çerkes, Kafkasyalı olduğum için her sene olduğu gibi buradayım. Çocukluğumuzdan beri de bu günleri anıyoruz” cümlelerini kullandı.</p>
<p>Atılan sloganlar ardından anma etkinliği sona erdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 14:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan ve Türkiye, ortak su kullanımını görüştü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-ve-turkiye-ortak-su-kullanimini-gorustu-40572</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/ermenistan-ve-turkiye-ortak-su-kullanimini-gorustu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-ve-turkiye-ortak-su-kullanimini-gorustu-40572</guid><description><![CDATA[Ermenistan-Türkiye ortak komisyonunun Arpaçay (Ahuryan) ve Aras nehirlerinin ortak kullanımını görüşmek üzere ilk kez Yerevan'da bir araya geldi ve çeşitli anlaşmalalara imza attı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Su Komitesi, Ermenistan-Türkiye ortak komisyonunun Arpaçay (Ahuryan) ve Aras nehirlerinin ortak kullanımını görüşmek üzere ilk kez Yerevan'd bir araya geldiğini ve toplantıda çeşitli belgelerin imzalandığını açıkladı.</p>
<p>Söz konusu iki nehir, iki ülke arasındaki sınırın bir kısmını oluşturuyor.</p>
<p>Sınır aşan suların yönetimi konusundaki daimi Ermenistan ve Türkiye komisyonları, ilk olarak Ermenistan-Türkiye sınır kapısında, ardından da Ermenistan Bölgesel Yönetim ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Jrar CJSC şirketinin idari binasında bir araya geldi. Toplantılarda, Sardarapat regülatörü ve Arpaçay Barajı'nın işletilmesi konuları ele alındı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Jrar CJSC Direktörü Tigran Vardanyan, imzalanan belgelerin karşılıklı fayda sağlama esasına dayalı şartlarla hazırlandığını belirtti.</p>
<p>Açıklamada ayrıca, toplantı sırasında birkaç önemli anlaşmaya varıldığı ifade edildi ancak detaylara yer verilmedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 13:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kılıçdaroğlu'nun ilk icraatı belli oldu: 3 avukatı görevden aldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kilicdaroglu-nun-ilk-icraati-belli-oldu-3-avukati-gorevden-aldi-40571</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/chp%20genel%20merkez.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kilicdaroglu-nun-ilk-icraati-belli-oldu-3-avukati-gorevden-aldi-40571</guid><description><![CDATA[Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk icraatı partinin üç avukatını görevden almak oldu. Görevden alınan avukatların Çağlar Çağlayan, Mehmet Can Keysan ve Hazar Kardaş olduğu öğrenildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP’de mahkemeyle göreve getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk hamlesi, partinin üç avukatını görevden almak oldu. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi avukatları Çağlar Çağlayan, Mehmetcan Keysan ve Hazar Kardaş'ı azletti. Karara ilişkin Cumhuriyet'e konuşan Çağlar Çağlayan, sabah saat 08.30 itibarıyla görevden alındığının kendisine tebliğ edildiğini söyledi.</p>
<p>Cumhuriyet'te yer alan habere göre Kılıçdaroğlu’nun böyle bir yetkisi olup olmadığına ilişkin konuşan Çağlayan “Böyle bir yetkisi olduğunu düşünüyor demek ki. Avukat olarak azilnameyle ilişiğimizi kesti<em>”</em> dedi.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun disiplin süreci işletip işletemeyeceğine de değinen Çağlayan<em> “</em>Mahkeme kendince bir Yüksek Disiplin Kurulu da kurdu. Bunlar işleyecek mi göreceğiz. Bu süreçte her şey zamanla belli olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h4>Mutlak butlan kararı </h4>
<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi (İstinaf) kararına göre, CHP'nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimini göreve aynen devam edecek. CHP'yi 47 yıl sonra seçimde birinci parti konumuna yükselten mevcut Özgür Özel yönetimi ise tedbiren görevden uzaklaştırılacak.</p>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, karara ilişkin dün partisinin Genel Merkezi'nde açıklamalarda bulunmuştu.</p>
<p>CHP'yi yerel seçimlerde birinci parti yaptıkları için suçlu görüldüklerini vurgulayan Özel, "Bize, 'Ekrem'i bırak, mücadeleyi bırak, Ankara'ya dön, Ankara merkezli siyaset yap, partinin başında otur.' diyorlar. Ben, partimin genel başkanını iktidar koltuğunda oturtmak, cumhurbaşkanı adayını cumhurbaşkanı koltuğunda oturtmak, partimin yöneticilerini bakan koltuğunda oturmak için mücadele ediyorum ve reddediyorum. Konforlu muhalefet partisi genel başkanlığı koltuğunu reddediyorum" demişti.</p>
<p>CHP Genel Merkezi önünde toplananlara da seslenen Özel, "Elbette örgütlerimiz gerekli planlamayı yaptı. Baba ocağına sahip çıkmak için nöbetteyiz, direnişteyiz. Buradan bütün Türkiye'ye ve dünyaya ilan ediyorum ki bugün şu andan itibaren tehlike ortadan kalkana kadar ve yeniden Cumhuriyet Halk Partisini kimin yöneteceğine AK Parti'nin yargı kolları değil Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum" ifadelerini kullanmıştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 12:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İsrail Lübnan’ın sağlık merkezine saldırdı: Dört kişi öldü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/israil-lubnanin-saglik-merkezine-saldirdi-dort-kisi-oldu-40570</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/12/israil-in-lubnan-saldirilarinda-olenlerin-sayisi-2-bin-882-ye-cikti.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/israil-lubnanin-saglik-merkezine-saldirdi-dort-kisi-oldu-40570</guid><description><![CDATA[İsrail’in ateşkese rağmen gece saatlerinde Lübnan’ın güneyindeki Sur kentine bağlı Hanaviyeh beldesinde bulunan sağlık merkezine düzenlediği hava saldırısında dört kişi hayatını kaybetti, iki sağlık görevlisi yaralandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberine göre İsrail savaş uçakları, Hanaviyeh beldesinde “İslami Sağlık Heyeti”ne ait sağlık merkezini hedef aldı.</p>
<p>Saldırıda dört kişi yaşamını yitirdi, iki sağlık görevlisi de yaralandı.</p>
<h4>Ambulans ekibine saldırı</h4>
<p>NNA'nın haberine göre İsrail'e ait bir İnsansız Hava Aracı (İHA), Sur kentine bağlı Deyr Kanun en-Nehr ile Burc Rahhal beldelerini birbirine bağlayan yol üzerinde bir motosikleti hedef aldı. Saldırının ardından sağlık ekipleri motosiklet sürücüsüne müdahale etmek üzere bölgeye sevk edildi. Ancak İsrail'e ait İHA, sağlık ekiplerinin yaralıya ulaşmaya çalıştığı sırada yeniden saldırı düzenledi.</p>
<p>Emel Hareketi'yle bağlantılı Risale kurumunun sivil savunma ve ambulans biriminden yapılan açıklamada, saldırıda iki sağlık çalışanının yaşamını yitirdiği bildirildi. Yaralıların Sur kentindeki hastanelere kaldırıldığı belirtildi.</p>
<h4>Patlama görüntülerini 'kutladılar'</h4>
<p>Öte yandan İsrail basınındaki haberlere göre, İsrail ordusunda görevli bir askeri birlik, askerlerin yakınları ve ailelerinin katılımıyla "eve dönüş" partisi düzenledi.</p>
<p>Söz konusu etkinlikte İsrail ordusunun işgal altındaki Lübnan'ın güneyinde yer alan belde ve köylerdeki evleri patlayıcılarla havaya uçurdukları görüntüler dev ekranda sergilendi.</p>
<p>İsrailli askerler ve yakınları, Lübnan halkının evlerinin yok edilişini kahkahalar, alkışlar ve tezahüratlar eşliğinde izleyerek kutladı. İzletilen görüntüde, Hizbullah'ın İsrail ordusuna yönelik saldırılarda kullandığı müziğin arka planda çalması da dikkat çekti.</p>
<p>Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı, İsrail askerlerine ve ailelerine tepki göstererek, bunu "insanlık dışı ve utanç verici bir tablo" olarak nitelendirdi.</p>
<h4>İsrail'in Lübnan saldırıları ve ateşkes</h4>
<p>İsrail ordusu, Lübnan'a 2 Mart'ta yoğun hava saldırıları başlatarak, ülkenin güneyinde birçok beldeye saldırı düzenlemişti.</p>
<p>Lübnan hükümeti bu sürede, ülkede yerinden edilenlerin sayısının 1 milyonu aştığını açıklamıştı.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, 24 Nisan'da yaptığı açıklamada, Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin üç hafta daha uzatıldığını duyurmuştu.</p>
<p>ABD arabuluculuğunda Lübnan ile İsrail arasında 14-15 Mayıs'ta gerçekleştirilen 3. tur görüşmeler sonucunda, 17 Mayıs itibarıyla ateşkesin 45 gün uzatılması ve haziran ayı başında 4. tur görüşmelerin yapılması kararlaştırılmıştı.</p>
<p>Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı son açıklamada, İsrail'in 2 Mart'tan bu yana ülkeye düzenlediği saldırılarda 3 bin 89 kişinin hayatını kaybettiğini bildirmişti.</p>
<p>Ateşkese rağmen İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki saldırılarını ve ev yıkımlarını sürdürürken, Hizbullah ise ateşkesi ihlâl ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.</p>
<p><em>Kaynak: AA</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 11:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Ev” neresi ve Kafkasya’da doğan yeni nesil]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ev-neresi-ve-kafkasyada-dogan-yeni-nesil-40569</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/23/ev-neresi-ve-kafkasyada-dogan-yeni-nesil.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ev-neresi-ve-kafkasyada-dogan-yeni-nesil-40569</guid><description><![CDATA[Diasporadan anavatana dönen Çerkeslerle yaptığımız bu röportajlardan oluşan mini dizinin ikinci bölümünde Nesren Şırayder, Jan Kök ve Kanşav Altınışık ile kimliğin diaspora ve anavatandaki temsili, Kafkasya’da yaşam koşulları, aidiyet ve entegrasyonun zorlukları hakkında konuştuk. 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımını'nın 162. yılında, tüm ölenlerin anısına saygıyla.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Soykırım sonrası Osmanlı topraklarına dağılan Çerkesler için “anavatan” çoğu zaman gidilmemiş ama kaybedilmemiş bir yer olarak kuşaktan kuşağa aktarıldı.</p>
<p>Kafkasya’da 21 Mayıs 1864 <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/susmayacagiz-unutanlardan-olmayacagiz-40573" target="_blank" rel="nofollow noopener">Çerkes Soykırımını anmak</a> her geçen yıl biraz daha zorlaşıyor.</p>
<p>Diasporadan anavatana dönen Çerkeslerle yaptığımız bu röportajlardan oluşan yazı dizisinin ikincisinde Nesren Şırayder, Jan Kök ve Kanşav Altınışık ile kimliğin diaspora ve anavatandaki temsili, Kafkasya’da yaşam koşulları, aidiyet ve entegrasyonun zorlukları hakkında konuştuk.</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/anavatanda-yasamak-butun-zorluklara-degiyor-40556" target="_blank" rel="nofollow noopener">Birinci bölümü okumak için: Anavatanda yaşamak bütün zorluklara değiyor</a></p>
<h4>Nesren Şırayder: Çocukluğumdan yönüm anavatanaydı</h4>
<p>Nesren Şırayder kendini “Çerkeslerin Kabardey boyundanım, sülalem Kilar” diye tanıtıyor. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te yaşıyor.</p>
<p>Kabardinka Devlet Akademik Halk Dansları Topluluğu orkestrasının baş garmon sanatçısı. Ayrıca Bzerabze grubunun müzik direktörlüğünü yapıyor. Bunun yanı sıra kendi stüdyosunda Çerkes müziklerinin aranjelerini hazırlıyor; garmon, akordeon, apepşıne, şıkepşıne ve doli gibi halk enstrümanlarının kayıtlarını yapıyor. Geleneksel Çerkes düğünleri, konserleri ve etkinliklerinde sanatçı olarak sahne alıyor.</p>
<p>Şırayder dönme motivasyonunu şöyle anlatıyor: “Ailemden gelen anavatan sevgisi ve dönüş ruhuyla büyüdüm. 90’lı yıllarda babamın Kafkasya’dan getirdiği kasetlerden Kabardinka, Nalmes, Maykop ve Nalçik videolarını izleyerek büyüdüm. Ankara Çerkes Derneği bünyesinde Netabje Cankat Devrim hocamızın çocuk ekibinde dans ediyordum. Yani yönüm zaten anavatana dönüktü. Anavatan sevgisi ve dönüş isteği evimizden hiç eksik olmadı. Lise biter bitmez üniversiteye doğrudan Nalçik’te başladım. Annem ve babamın da gelmesiyle ailemi Nalçik’te kurdum.”</p>
<p>Genç olmanın avantajıyla sıkıntıları aştığını söylüyor.</p>
<p>Şırayder “Zorluklar yaşadıysam da aklımda bile kalmadı. Anadile hâkim olmam büyük kolaylık sağladı. Ancak üniversitenin ilk yıllarında sürekli Çerkesçe konuştuğum için Rusçam biraz yavaş gelişti. Bunu problem olarak görmedim. Sonuç olarak iki dili de geliştirdim. İlk gün yaşadığım küçük bir anım var. Merkez pazara gittiğimizde yoldan geçen bir arabadan son ses Çerkes müziği çalıyordu. Çok normal değil mi? Hayalini kurduğu anavatanına henüz dönüş yapmış Nesren’i düşünün. Araba iyice uzaklaşıp ses kayboluncaya kadar kaldırımda oynayarak yürüdüm” diyor.</p>
<p>Şırayder’e göre dönenlerin yaşadığı zorluklar kişinin bakış açısı, mentalitesi, dile hâkimiyeti ve iş becerileri gibi birçok faktöre bağlı olabilir. Fakat bunlar 162 yıl önce diasporaya sürülenlerin yaşadığı zorluklarla kıyaslanamaz. İnsanları dönmekten alıkoyan ya da teşvik eden sebepler kişilerin değerlerine bağlı olarak değişir.</p>
<p>Şırayder kişisel tecrübesini şöyle paylaşıyor: “Rusya Federasyonu’na gelmek ve yerleşmek için işlemlerle uğraşmak, gayrimenkul almak, belge temin etmek ve oturum izni almak birçok ülkeden daha zor değil. Genel olarak bunlar zahmetli ve uzun süreçler. Rusya’nın Türkiye ile ilişkileri iyi olduğu için, bazı ülkelere kıyasla bir nebze daha kolay olduğu söylenebilir. Keşke anavatanına dönmek isteyenler için daha kolaylaştırıcı ve teşvik edici imkânlar olsa. Benim olumsuz sonuçlanan başvurularım oldu. İşlemleri tekrarlamam gerekti. Önce süreli oturum, sonra süresiz oturum ve ardından vatandaşlık aldım. Ne kadar zorlandın derseniz, devlet dairelerindeki işlemler ne kadar zorsa o kadar zorlanmışımdır herhalde. Ya da yine anavatan sevgisinin verdiği heyecan bunu bana çok hissettirmedi belki de. Bu konuda diasporadaki eksikliğimiz dönmüyor olmamızdır.”</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/whatsapp-image-2026-05-21-at-15-11-02.jpeg" alt="" width="485" height="323"></p>
<p>Hayalindeki Kafkasya’yı bulduğunu söylüyor. Şırayder zorluk çeken dönüşçülerle ilgili de “Alışkanlıklar, bakış açıları ve farklı hayat tecrübeleri burada büyük rol oynuyor. Dönüşçüler bazı konularda avantajlı olabilir. İki farklı kültürü, ekonomiyi ve devlet sistemini tanıyan insanlar daha bilinçli bir yol çizebiliyor. Kimi dönüşçüler sadece diğer dönüşçülerle yaşar, çalışır ve görüşür. Kimileri yalnızca yerli halkla iletişim kurar. Kimi yerlisi-dönüşçüsü ayrımı yapmadan soydaş bilinciyle hayatını sürdürür. Ve tabii ki iş insanın kendisinde bitiyor” diyor.</p>
<p>Şırayder Türkiye ile Kafkasya arasındaki ilişkilerin daha çok kültürel etkinlikler, konserler, sosyal medya ve turizm üzerinden yürüdüğünü, resmî anlamda güçlü bağlar olmadığına dikkat çekiyor. Siyasi ilişkilerde hatırladığım tek şeyin, Adıgey Cumhuriyeti Başkanı Murat Kumpilov’un birkaç yıl önce Türkiye’ye yaptığı resmî ziyaret olduğunu belirtiyor.</p>
<p>“Keşke resmî düzeyde daha fazla bağ kurulabilse. Belki bazı zorlukların aşılmasına katkı sağlardı. Ama en önemlisi aramızdaki gönül bağıdır. Dünyanın neresinde olursak olalım elimizden geldiğince Çerkes gibi yaşamak, dilimizi konuşmak ve kültürümüzü yaşatmak en büyük hedefimiz olmalı. Ve bu en çok anavatanda mümkün” mesajını veriyor.</p>
<h4>Kanşav Altınışık: Nalçik’te olmak en iyisi</h4>
<p>Kanşav Altınışık Nalçik’te doğan yeni kuşağı temsil ediyor. 31 yaşında. “Annem hamileyken ailem buraya yerleşti. Vatandaş olabileyim diye. Burada büyüdüm, okulu burada okudum. Üniversiteyi Ankara’da okudum, Bilkent Üniversitesi’nde. Sonra geri döndüm. Aile şirketinde çalışmaya başladım. Savaş yüzünden bir ara İstanbul’da bir şirkette çalıştım. Sonra tekrar Nalçik’e döndüm” diyor.</p>
<p>Türkiye’ye ziyaretler ve akrabalarla ilişkilerin sürdüğünü belirtiyor.</p>
<p>Altınışık zorluklara dair, “Türkiye’deki insanlar nasılsa buradakiler de aynı. İlk geldikleri zaman Sovyetler yeni çökmüş, sıkıntılar var. İnsanlar ayakta kalmaya çalışıyor, işte o vaziyetteyken bizimkiler geldi buraya. Tabii ilk başta uyum sağlamak için çok zorluk çektiler. Sağlık sistemi, her şey farklı. Kötü değil ama mentalite farklı” diyor.</p>
<p>Altınışık anavatan ve diaspora Çerkeslerini kıyaslarken şunları söylüyor:</p>
<p>“Türkiye’de dernek kültürü çok iyi. Burası anavatan; herkes kendi yaşamında. Derneklerde etkinlikler oluyor; zekesler oluyor, dans ediyorsun, insanlarla tanışıyorsun, network oluşuyor. Burada o yok. Burada düğün olsa da gitsek diyorsun.”</p>
<p>Dönenlerin entegrasyonuna dair de “Zorluklar insana göre değişiyor. Ama herkes bir şekilde entegre oluyor. Entegre olmadan hayatta kalamazsın. Bir tek kendi çevresinde takılanlar hayata tutunamıyor. Yerlilerle haşır neşir olmak gerekiyor. Diğer türlü olmuyor” diyor.</p>
<p>Anavatanda genç kuşağın kimlikle ilişkisine dair Türkiye’dekilerle kıyasla anavatandakilerin çok daha az politize olduğunu söylüyor: “Çok şaşırıyorum; Türkiye’de herkesin bir fikri var. Ne olduğunu sorgulamıyorum. Ama burada bu yok. 20 yıl önceki ile karşılaştırırsan burada milliyetçilik giderek artıyor.  Çocuklar daha fazla anadilinde konuşmaya başladı. Şirketler reklamlarını Adıgece yapıyor. Daha popüler hale geliyorlar” diyor.</p>
<p>Anavatanda kalmak politik ya da duygusal bir tercih mi? Altınışık “Daha çok duygusal. Türkiye’ye bir türlü uyum sağlayamadım; İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaşadım, olmuyor. Buraya alışınca gidemiyorsun. Biraz daha samimi, ortak yön daha fazla. Bir de Nalçik’te arabayla şehri baştan başa 20 dakikada gidebiliyorsun. Buradaki yaşam daha rahat” yanıtını veriyor.</p>
<p>21 Mayıs Çerkes Soykırımı ile ilgili anmalara dair geçmişle bugünü kıyaslarken de şunları anlatıyor: “Eskiden Lenin Caddesi boydan boya yürünürdü. Mesela 150’inci yılda 150 at önden gidiyor. Arkadan insanlar yürüyor. Ön tarafta faşeliler. Faşe gitmiş insanlar. Arkasında sivil kıyafetli olanlar geliyor. Anıt var. İnsanlar orada toplanır, töreni düzenlenir ve şarkılar söylenir. Yani öyle geçiyordu. Ukrayna savaşından beri Covid gibi bahanelerle devlet bir şekilde iptal etmeye çalışılıyor. Organizatörlere izin vermiyorlar. Ama insanlarda onay beklemeden kendileri bayraklarla çıkıyor. Kimse de bir şey yapamıyor. Eskiden yol trafiğe kapatılırdı. Şimdi yaya yolundan gitmeye çalışıyorlar ama atlar gelince insanlar da yola çıkıyor. Arbede yaşanıyor, polise gerilim oluyor. Sonuncusunda birkaç kişi tutuklandı ve sonra bırakıldı. Göstermelik bir tutuklama.”</p>
<h4>Jan Kök: Yüksek beklentin yoksa keyifle kalırsın</h4>
<p>Jan Kök Kayseri’ye bağlı Uzunyayla’nın Altıkesek köyünden. Güzel Sanatlar mezunu. 2006’da öğrenci olarak Nalçik’e gitti, üniversiteyi bitirdi ve oralı biriyle evlendi. Jan Kök, bir kadın olarak yerleşme hikayesini “Köy geçmişi olan çok geniş bir ailede büyüdüm; gelir gelmez beni çok etkiledi. Burada yaşama kararıyla geldim. Buradan evlenmeyi tercih ettim. Evimde kendi dilimizde konuşmak için. Seçimlerim hep buraya yönelikti. Kendimi buraya ait hissediyorum” diye özetliyor.</p>
<p>Hayalindeki Nalçik’i bulup bulmadığı sorusuna şu yanıtı veriyor:</p>
<p>“Herhangi bir beklentiyle gelmedim. İnsanlar kafasında genelde bir resimle geliyor. Türkiye’de nasılsa burada da modern bir hayat sürüyor. Kafkasya’da olmak atların üstünde geziyor olmak demek değil. Onun için kafamda bir resimle gelip hayal kırıklığına uğramadım. Olanı olduğu gibi kabul ettim. Keyif aldım. Hoşuma gitti. Yüksek beklentiyle gelseydim burada kalamazdım. Çok küçük bir yer. Yaşam çok kolaydı. İnsanlarla ilişkim de çok kolaydı. Keyifliydi.”</p>
<p>Jan Kök diaspora ile anavatan kıyaslaması yaparken “İkisi arasında tabii ki fark var. Türkiye’deki Çerkesler arasında da var. Burada küçük çocuğu sofraya oturturlar, ona söz hakkı da verirler ama Türkiye’de senin yerin hep misafirden sonradır. Burada saygı çocukluktan başlıyor. Bizim gibi büyüdükten sonra insanlar sizi bir noktaya getirmeye çalışmıyor. Bu benim için çok büyük bir fark. Çok da hoşuma gitmişti. Burada o kadar özgüvenliler ki, gelenlerin ilk dikkatini çeken bu oluyor; ‘Çocuk nasıl özgüvenli konuşuyor’ diyorlar. Türkiye’deki insanlar çok daha özgüvensiz” diyor.</p>
<p>Anavatanda yaşamanın daha zor olduğu durumlar var mı?</p>
<p>Kök, “Yok” diyor ve ekliyor: “Bence Türkiye’de yaşamak da zor. Türkiye’ye geldiğimde geri kaçarak dönüyorum. Sürekli politika, yokluk, sıkıntı içinde bir döngü. Burada en fakir insan bile çok rahat yaşıyor. Kendini zenginden aşağı görmüyor. Zor yaşasa da masasına güzel yemekler koyuyor. Sürekli politika, sıkıntı ve yokluk muhabbetleri olmuyor. Lükse düşkün birisi olmadığımdan da olabilir. Gece hayatı yok, büyük alışveriş merkezleri yok, bu tür arayışlarım olsaydı sıkıntılar yaşardım. Türkiye’den tatil amaçlı gelenlerin ilk gözüne çarpan odur. ‘Biz burada yapamayız, çok sakin’. Ama ben yapıyorum. Politik amaçla dönmedim. Daha duygusal. Burada olmak benim için çok önemli. Önceden buraya gelmek ulaşılmazdı. Artık ulaşılır. Ama kimsenin tercih etmediği bir yer. Çünkü gelip de ne yapacaksın. Bıraktığın yer, tüm ailen artık orada, aidiyet orada. Her ne kadar buraya vatan deseler de. Tüm canını orada bırakıp geliyorsun. O yüzden tatile gelmek isteyenler tatile gelsin, yaşamak isteyenler yaşamaya gelsin. Herkese yer var.”</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/anavatanda-yasamak-butun-zorluklara-degiyor-40556" target="_blank" rel="nofollow noopener">Kafkasya’ya dönenler anlatıyor 1: Anavatanda yaşamak bütün zorluklara değiyor</a></p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 11:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir partinin değil, siyasetin davası]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-partinin-degil-siyasetin-davasi-40568</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/bir-partinin-degil-siyasetin-davasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-partinin-degil-siyasetin-davasi-40568</guid><description><![CDATA[Karar yalnızca CHP içi bir hukuk tartışması olarak okunursa, meselenin en kritik boyutu gözden kaçırılır. Çünkü burada asıl mesele, bir kurultayın teknik geçerliliğinden çok daha büyük: Türkiye’de siyaset alanının yargı üzerinden yeniden dizayn edilmesi meselesi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.</p>
<p>Bu karar yalnızca CHP içi bir hukuk tartışması olarak okunursa, meselenin en kritik boyutu gözden kaçırılır. Çünkü burada asıl mesele, bir kurultayın teknik geçerliliğinden çok daha büyük: Türkiye’de siyaset alanının yargı üzerinden yeniden dizayn edilmesi meselesi.</p>
<p>Ve tam da bu yüzden bu kararın merkezinde “butlan” değil, meşruiyet krizi vardır.</p>
<p>“Mutlak butlan” hukuki bir kavramdır ama burada politik bir sonuç üretiyor.</p>
<p>“Mutlak butlan” teknik olarak: Bir işlemin en baştan itibaren yok hükmünde sayılması demektir. Yani mahkeme şunu söylüyor: 2023 kurultayı hukuken hiç olmamış kabul edilebilir.</p>
<p>Bu durumda: Özgür Özel’in genel başkanlığı, parti yönetimi, Parti Meclisi, alınan kararlar hukuken tartışmalı hale geliyor.</p>
<p>Ama burada kritik soru şu: Bir siyasi partinin liderliği gerçekten mahkeme kararıyla mı belirlenir, yoksa siyasi meşruiyetle mi? Seçim yetmiyorsa demokrasi nerede başlar ve biter?</p>
<p>Çünkü modern demokrasilerde mahkemeler, partilerin iç seçim süreçlerine sınırsız müdahale eden kurumlar haline gelirse, siyaset alanı daralmaya başlar.</p>
<p>Özellikle de yargının bağımsızlığı zaten yoğun biçimde tartışılıyorsa.</p>
<p>Türkiye’de mesele artık yalnızca “hukuk” değil, kurumların kime bağlı olduğuna dair güven sorunudur.</p>
<p>Bağımsızlığı büyük tartışma konusu olan bir yargının aldığı karar sonucu, bir partinin tüm seçilmişleri yok sayılabiliyor. Türkiye’de son yıllardaki temel tartışma tam olarak burada düğümleniyor: Bağımsız bir yargı mı verdi bu kararı gerçekten?</p>
<p>Muhalefetin büyük kısmı uzun süredir şunu söylüyor: HSK yapısı, yüksek yargı atamaları, savcı-hâkim sistemi, siyasi davaların zamanlaması nedeniyle yargı fiilen yürütmenin etkisi altında.</p>
<p>Dolayısıyla CHP’ye yönelik bu karar, yalnızca “mahkeme kararı” olarak değil, iktidarın muhalefeti hukuk yoluyla yeniden şekillendirme hamlesi olarak okunuyor. Çünkü görüntü, sandık kazanıyor, yargı karar veriyor şeklinde.</p>
<p>Bu yüzden CHP tabanında mesele, “Kurultay usulsüz müydü?” sorusundan çok, “Partiye siyasi müdahale yapılıyor?” hissine dönüştü.</p>
<p>Kararın en büyük sonucu, CHP içinde çifte meşruiyet yaratmasıdır. Bu da çok ince hesaplanmış bir fikir, hissi doğuruyor.</p>
<p>Şu an iki farklı meşruiyet alanı oluştu:</p>
<p><strong>Hukuki meşruiyet iddiası: </strong>Mahkeme diyor ki, Kılıçdaroğlu yönetime iade edildi.</p>
<p><strong>Siyasal/toplumsal meşruiyet iddiası: </strong>CHP örgütünün büyük kısmı diyor ki, partinin gerçek lideri Özgür Özel.</p>
<p>Bu çok tehlikeli bir kırılmadır. Çünkü siyasi partiler yalnızca hukuki metinlerle değil, taban aidiyetiyle yaşar.</p>
<p>Eğer örgüt, “Mahkeme başka şey söylüyor ama bizim irademiz başka” demeye başlarsa, orada hukuk ile siyaset birbirinden kopmaya başlar.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu’nun pozisyonu neden tartışılıyor?</strong></p>
<p>Buradaki en büyük çelişki şurada görülüyor: Kılıçdaroğlu daha önce bu davanın ifade verme kısmına katılmayarak, “partimi adliyede tartıştırmam” demişti. Bu cümle aslında görüntü olarak, parti içi meşruiyetin yargıyla belirlenmesine mesafeli bir pozisyondu. Ama şimdi mahkeme kararıyla yeniden genel başkanlığa dönmeyi kabul etmesi, özellikle CHP tabanında şu soruyu doğuruyor: “Madem parti adliyede tartıştırılmazdı, şimdi neden yargı kararıyla liderlik kabul ediliyor?”</p>
<p>Bu yüzden tartışma yalnızca hukuk değil, aynı zamanda etik tutarlılık tartışmasına dönüştü. Ve siyasette bazen en büyük kriz, hukuki değil ahlaki tutarsızlık hissidir.</p>
<p>Bu olay Türkiye’de yeni bir dönemin en ağır kırılma işaretlerinden biri olabilir. Bu karar, etkisi CHP’nin ötesine taşan bir özellik gösteriyor.</p>
<p>Çünkü Türkiye’de çok geniş bir kesim şu korkuyu açık biçimde konuşmaya başlayalı epey oldu: “Bir siyasi partinin liderliği seçimle değil, yargı kararıyla değiştirilebilir mi?”</p>
<p>Bu soru CHP’nin ötesine geçen bir büyüklüktedir. Çünkü demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Seçim sonuçlarının korunacağına dair ortak inançtır.</p>
<p>Eğer insanlar belediye seçimlerinin, parti kongrelerinin, delegelerin, siyasi tercihlerin son kertede yargı eliyle tersine çevrilebildiğini düşünürse, demokratik güven aşınır, yok olur.</p>
<p>Ve demokrasiler çoğu zaman darbelerle değil, kurumlara duyulan güvenin aşınmasıyla kırılır.</p>
<p><strong>“Tedbirli görevden alma” neden çok kritik?</strong></p>
<p>Burada çok önemli bir teknik detay var: Karar kesinleşmeden tedbir uygulanıyor. Bu şu anlama gelir: Mahkeme, süreç tamamlanmadan fiili sonucu doğuruyor. Bu yüzden CHP’nin tepkisi sert. Çünkü muhalefet bunu, yargı kararının siyasi sonuç üretmek için hızlandırılması olarak görüyor.</p>
<p>Ve Türkiye’de son yıllarda tam da bu tartışılıyor: Hukukun kendisi mi işliyor, yoksa hukuk siyasetin aracı mı oluyor?</p>
<p>CHP neden “Genel Merkezi terk etmeme” kararı aldı? Bu sembolik olarak çok önemli. Çünkü bu karar aslında şunu söylüyor: “Biz hukuki karardan çok siyasal meşruiyeti esas alıyoruz.” Bu artık teknik bir hukuk tartışmasının ötesine geçmiştir.</p>
<p>Bu sokak, örgüt, taban, devlet, yargı arasındaki güç ilişkisinin yeniden tanımlandığı bir krizdir. Yeni bir devrin başlangıcıdır.</p>
<p>Türkiye açısından en kritik tehlike nedir diye sorarsak, epeyce uzun bir zamandan beri, muhalefetin artık seçim kaybetmekten çok, kazandığı alanların kurumsal yollarla geri alınabileceğini yaşıyor ve düşünüyor olmasıdır.</p>
<p>Bu duygu büyüdükçe, toplumun önemli bir kesiminin, “sandığın gerçek bir etkisi kaldı mı?” sorusuna yanıtı, hayır olacaktır.</p>
<p>İşte demokratik rejimler için en kırılgan eşik budur. Çünkü demokrasi yalnızca oy değil, oyun korunacağına dair ortak inançtır.</p>
<p>Sonuç olarak: Bu karar yalnızca CHP hakkında değildir.</p>
<p>Bu olay üç şeyi aynı anda gösteriyor:</p>
<ul>
<li>Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmasının artık merkezî hale geldiğini,</li>
<li>Siyasetin giderek hukuk üzerinden şekillendirildiğini,</li>
<li>Muhalefetin meşruiyet krizine sürüklendiğini.</li>
</ul>
<p>Ve belki de en önemlisi şu: Türkiye’de artık insanlar yalnızca “Kim seçimi kazanacak?” sorusunu değil, “Kazanılan şey gerçekten korunabilecek mi?” sorusunun derdinde. Bu da demokrasinin çoktan çöpe atıldığının göstergesi değil mi?</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 10:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Kılıçdaroğlu'nun haksızlığa uğradığı kabul edildi”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kilicdaroglu-nun-haksizliga-ugradigi-kabul-edildi-40567</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/devlet%20bahceli%20.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kilicdaroglu-nun-haksizliga-ugradigi-kabul-edildi-40567</guid><description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Sayın Kılıçdaroğlu bu köklü kurumu incitmemek ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Özgür Özel'le görüşerek CHP'nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'ye yönelik 'mutlak butlan' kararını değerlendirdi.</p>
<p>Bahçeli'nin CNN Türk'ün Gece Görüşü programına gönderdiği açıklama şöyle: "Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek; CHP'nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşımak iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır. Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş, söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin sübut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu'nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada 'yargı kararını tanımıyoruz' gibi çıkışlar boşunadır ve gereksizdir.</p>
<p>Direnmek yerine, Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP'nin kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır. Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile CHP ortak faydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesiyle hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde, aynı zamanda da 'Terörsüz Türkiye' iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir.</p>
<p>Bu çerçevede, CHP'de ortak akıl egemen hâle gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğine, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel'le görüşerek CHP'nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 10:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bilgi Üniversitesi Cumhurbaşkanı kararıyla kapatıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilgi-universitesi-cumhurbaskani-karariyla-kapatildi-40566</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/bilgi-universitesi-cumhurbaskani-kararnamesiyle-kapatildi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilgi-universitesi-cumhurbaskani-karariyla-kapatildi-40566</guid><description><![CDATA[22 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı kararına göre, kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni kaldırıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararda, işlemin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 11’inci maddesi gereğince alındığı bildirildi.</p>
<p>Resmi Gazete’nin 22 Mayıs 2026 Cuma tarihli sayısında yer verilen kararda şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>“<em>Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir.</em>”</p>
<p>Karar sayısı ise 11384 olarak duyuruldu.</p>
<p>Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, vakıf yükseköğretim kurumları mevzuatına göre, faaliyet izni kaldırılan üniversitelerin öğrencileri ve arşivi, kurumun yasal himayesini üstlenen "garantör üniversite"ye devrediliyor. Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin eğitimlerine garantör devlet üniversitesi olan Mimar Sinan Üniversitesi’nde devam edecekleri belirtildi. Kapatılma kararı, geçmiş dönem mezunlarının diplomalarının geçerliliğini etkilemeyecek.</p>
<p>YÖK'ten yapılan açıklamada üniversitede eğitim gören öğrenciler ile idari ve akademik personelin mağduriyet yaşamaması için gerekli çalışmaların yürütüldüğü vurgulandı. YÖK'ten yapılan açıklamada şunlar belirtildi: </p>
<p>"Yükseköğretim Kurulu, öğrencilerimizin herhangi bir mağduriyet yaşamaması ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin aksamadan yürütülmesi hususunda gerekli tedbirleri ivedilikle almaktadır.</p>
<p>Öğrencilerimizin yanı sıra üniversitemizde görev yapan idari ve akademik personele dair herhangi bir mağduriyete fırsat vermeden gerekli işlemler yerine getirilecektir.</p>
<h3>Ne olmuştu?</h3>
<p>2019'da Can Holding bünyesine geçen Bilgi Üniversitesi'ne 11 Eylül 2025'te Can Holding’e yönelik "suç örgütü kurmak", "kara para aklama", "kaçakçılık" ve "dolandırıcılık" iddialarıyla başlatılan soruşturma kapsamında kayyım atanmıştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 22 May 2026 01:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel: Bu darbe bize değil millete karşı yapılmıştır]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-bu-darbe-bize-degil-millete-karsi-yapilmistir-40565</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/22/ozel-bu-darbe-bize-degil-millete-karsi-yapilmistir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-bu-darbe-bize-degil-millete-karsi-yapilmistir-40565</guid><description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın “mutlak butlan” ile sakatlandığı gerekçesiyle iptaline karar vermesinin ardından CHP yönetimi olağanüstü toplandı. Toplantı sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel basın toplantısı düzenledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP'nin 2023'teki 38. Olağan Kurultayı'na dair mahkemenin aldığı "mutlak butlan" kararı sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MYK'nın olağanüstü toplantısı sonnrası bir basın toplantısı yaptı. Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: </p>
<p>"Demokrasi sandıkla gelenin sandıkla gitmesidir. Göstermelik kurultay yapanlar, demokrasiyi güya savunanlar, bir kere kaybettiler, milli iradeyi yerle bir ettiler. Birileri bizim kurultayı kazanmamızı da hazmetmedi. Bir diğerleri yerel seçimi kazanmamızı hazmetmediler."</p>
<p>"Bize sağdan soldan 'Ekrem'i, mücadeleyi bırak. Ankara'ya dön, Ankara merkezi siyaset yap. Partinin başında otur.' dendi. Oturmadık o koltukta. Oturmayacağım o koltukta. Ben bu koltuğu reddediyorum. Konforlu muhalefet partisi genel başkanlığı koltuğunu reddediyorum. Saray'ın icazetiyle, yargısının açtığı yolla o koltukta oturmadım, oturmam kimse oturmamalıdır. Bu millet kendisine rağmen kimseyi o koltukta oturtmaz."</p>
<h4>"Bu darbe bize değil millete yapıldı"</h4>
<p>"Şahsi çıkarlarımızı reddederek her türlü kirli teklife, işbirliği teklifine hayır diyerek, doğru bildiğimiz yolda bugüne geldik biz. Bu mesele bizim değil milletin meselesidir. Bu savaş bize değil, millete açılmıştır. Bu darbe bize değil millete yapılmıştır. Sandığa, seçme ve seçilme hakkına yapılmıştır. Bu darbe; 19 Mart'ta cumhurbaşkanı adayına, 21 Mayıs'ta da geleceğin iktidar partisine yapılmıştır. Mesele bu darbeye teslim olup olmama meselesidir. Bu kararın mağduru milletir."</p>
<p>"İlk itirazımızı tedbir kararının kaldırılması için süresi içinde yaptık. Yarın YSK’ye başvuracağız. Yargıtay’a tedbirin durdurulması için yaptığımız başvuruların en hızlı şekilde ele alınıp, kendi sorumluluğuna sahip çıkmasını bekliyoruz."</p>
<p>“Bu gece Türkiye demokrasisi açısından bir kara gündür. Ama bu gece bir matem gecesi olmaktan umut gecesine dönüştüğünü memnuniyetle ifade etmek isterim. Bir yandan butlana toplumda verilmeyen destek, boş sokak. Çarpık açıklamalar. Bir tarafta demokrasiye sahip çıkanlar. Bu hukuksuz karara tepki gösteren genel başkanlar, sivil toplum örgütlerinin açıklaması bu geceyi umuda dönüştürmüştür. </p>
<p>“Öncelikle mücadeleyi yükselteceğiz. Önümüzde mahkeme kararını YSK nasıl yorumlayacak, hangi hükümlerini tenzil edecek göreceğiz. Biz bize verilen bayrağı yere bırakmayız. Millet bayrağı verir, zoru görünce kaçanı, bayrağı birinin istediği gibi sallayanı haz etmez. Her şartı zorlayacağız. Elimizdeki bayrağı bırakmayacağız.”</p>
<h4>"Kılıçdaroğlu'nun telefonuna dönmemin bir manası yok"</h4>
<p>" Arayanlar arasında Kılıçdaroğlu var. Henüz dönmedim. Dönüp de ne konuşacağız. Bugün zaten yargı kararına saygılıyız diyen bir vekili disipline vermişiz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun AKP yargısı eliyle koltuğa döneceğini hayal bile etmek istemem. Bu gece bu psikoloji içinde o telefona dönmenin manası olmaz. Bu telefon o kararla uzlaşmaysa öyle bir şey olmaz. Elbette bir şekilde telefonuna dönülecek. Bir butlan kararını meşru görmesini beklemesini beklemem. Ben genel merkezdeyim. Bundan sonra gecesiyle gündüzüyle genel merkezdeyiz. “</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 23:54:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Mutlak Butlan” darbesi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/mutlak-butlan-darbesi-40564</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/05/21/mutlak-butlan-darbesi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/mutlak-butlan-darbesi-40564</guid><description><![CDATA[Şimdi Özgür Özel ve mevcut CHP yönetimi, yargı eliyle alaşağı ediliyor. Mutlak butlan kararının CHP’yi kapatmaktan bir farkı yok. Son olarak 12 Eylül darbecileri tüm siyasi partileri kapatmıştı. İktidar elbette bunu açıkça yapmıyor. Partinin başına “dişine göre” bir ismi, yargı eliyle getirmek suretiyle yapıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İktidar, son yerel seçimlerde büyük kentleri CHP’nin kazanmasından ve aynı seçimlerden CHP’nin birinci parti olarak çıkmasından sonra ilk olarak Erdoğan’ın karşısına çıkacak en güçlü aday olarak beliren İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “ekarte” etmeye karar verdi. <br>19 Mart darbesi ile İmamoğlu hapse atıldı. Bir yılı aşkın süredir diğer CHP’li belediye başkanları ve bürokratlarla zindandadır.<br>Ancak Özgür Özel yönetimindeki CHP bu darbeye karşı –doğal olarak- direnme kararı aldı, yurdun dört bir yanında mitingler yapıldı. Bu kez yine yargı eliyle başka bir hamle yapıldı. Özel’in genel başkan seçildiği 2023 CHP kurultayı, hiç inandırıcı olmayan gerekçelerle şaibeli sayılmış, dava konusu edilmişti. Bu dava yeniden ısıtıldı.  <br>CHP başına gelecekleri tahmin edercesine 2023’teki kurultayın sonrasında yeni kurultaylar yaptı ve hepsinde de Özgür Özel yeniden genel başkanı seçildi. Yani mantıken, zaten tuhaf olan bu dava çoktan kadük hale gelmeliydi. <br>Kaldı ki partilerin kurultaylarını Yüksek Seçim Kurulu (YSK) denetliyor. Ancak YSK’nın sorun görmediği bir kurultayı mahkemelerin bu kadar mesele etmesi iktidarın niyetinin apaçık bir göstergesi haline geldi.<br>Şimdi artık 19 Mart 2025 darbesine ek olarak bir de 21 Mayıs 2026 darbemiz oldu çünkü CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada "tedbirli mutlak butlan" kararı çıktı.<br>Yani mahkeme, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve kurultay öncesindeki parti organlarının görevlerine devam etmelerine karar verdi. <br>İşin ilginç tarafı Kemal Kılıçdaroğlu birkaç gündür yeniden sosyal medyada boy gösteriyor, CHP’ye “arınma” çağrıları yapıyordu. Acaba böyle bir karar çıkacağını biliyor muydu?<br>“Mutlak Butlan” kararından sonra da Kılıçdaroğlu TGRT’ye yaptığı açıklamada “Türkiye’ye ve CHP’ye hayırlı olsun” deyiverdi. Ayrıca TV100'e de açıklamalarda bulundu ve  "Bütün partililer sükunetle karşılamalı; Partimiz çok büyük bir partidir, kendi sorunları kendi içinde kendisi çözecektir" dedi.<br>İnsan hayret ediyor diyeceğim ama az önce bahsettiğim gibi Kılıçdaroğlu böylesi bir tutum takınacağını sinyallerini zaten vermişti. <br>Adalet Bakanı Akın Gürlek karar için “Temyiz yolu açıktır” dedi ancak öyle anlıyoruz bu süreç zaten uzun sürecektir ve Kılıçdaroğlu ile heyetinin yakın zamanda, hatta önümüzdeki saatlerde gidip CHP genel başkanlık makamına oturmasının önünde şu aşamada en azından hukuki bir engel yok. Siyasi ve ahlaki açıdan bunu hazmedebiliyorlarsa eğer. <br>Sonuç olarak bir darbe ile daha karşı karşıyayız. Mevcut CHP yönetimi elbette tüm gücüyle bu darbeye karşı direnecektir ancak gerek diğer siyasi partiler gerekse demokratik kitle  örgütlerinin de bu konuda nasıl tavır alacağı önemli. <br>10 yıllık sürece baktığımızda ise görünen şu: HDP’nin o dönemki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, hapse atıldı. 2016’dan beri zindanda. 2015’te AKP’ye tek parti iktidarını kaybettiren en önemli siyasi aktördü.<br>Ekrem İmamoğlu bir yılı aşkın süredir hapiste. İmamoğlu’nun ilk seçimde Erdoğan’ı mağlup etme ihtimali tüm anketlere yansımıştı ve zaten ankete de gerek yoktu, yerel seçimlerde aldığı oy oranı ve seçmende yarattığı heyecan, sürecin varacağı yeri ortaya koyuyordu. <br>Şimdi Özgür Özel ve mevcut CHP yönetimi, yargı eliyle alaşağı ediliyor. <br>Bunun CHP’yi kapatmaktan bir farkı yok. Son olarak 12 Eylül darbecileri tüm siyasi partileri kapatmıştı, hatırlayacak olursak.  <br>İktidar elbette bunu açıkça yapmıyor. Partinin başına “dişine göre” bir ismi, yargı eliyle getirmek suretiyle yapıyor. <br>Zira Kılıçdaroğlu kaybettiği seçimlerle, bir anlamda AKP’nin “gözde rakibi” haline gelmişti. <br>Uzaktan bakan bir kişi şöyle düşünebilir: Ülkede seçimler var mı? Var. Ama biraz yakından bakınca sadece iktidarın, daha doğrusu Erdoğan’ın kazanabilme ihtimali varsa bir seçim yapılabiliyor. <br>12 Eylül demiştik yine öyle bitirelim. 1983 seçimleri öncesinde darbeciler bir de veto mekanizması kurmuşlardı, hatırlarsınız. Partiler kurulabiliyordu ancak seçime girebilmeleri için darbe yönetimince “uygun” bulunmaları gerekiyordu ve pek çok siyasetçi “veto” aldığı için seçimlere girememişti.<br>İktidarın verdiği isimle “Türkiye Yüzyılı”nda veto sistemi, askerler değil, siviller eliyle yürütülüyor. </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 21:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP için "mutlak butlan" kararı: Kılıçdaroğlu dönüyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-icin-mutlak-butlan-karari-kilicdaroglu-donuyor-40563</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/chp-hakkinda-mutlak-butlan-karari.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/chp-icin-mutlak-butlan-karari-kilicdaroglu-donuyor-40563</guid><description><![CDATA[CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in genel başkan seçildiği 2023’teki kurultayın iptali talebiyle açılan davada ‘mutlak butlan’ kararı çıktı. Karardan sonra Özgür Özel, sosyal medya hesabından "Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!" notu paylaştı. DEM Parti ve İYİ Parti'den karar tepki geldi]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP'nin kurultay davasına yönelik mutlak butlan kararı çıktı. Kararın tedbirli olarak alındığı belirtildi. Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davasında Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi.</p>
<p>Karar, oybirliğiyle alındı.</p>
<p>Arapça kökenli bir sözcük olan "butlan" geçersizlik anlamına geliyor. Hukukta, hukuki işlemlerdeki geçersizlik türlerinden biri olarak tanımlanıyor.</p>
<p>CHP Merkez Yönetim Kurulu "mutlak butlan" kararı sonrasında olağanüstü toplandı ve partiyi terk etmeme kararı aldı. CHP Genel Merkezi'ne miting otobüsü getirildi. CHP Ankara İl Başkanlığı "halkın iradesine sahip çıkmak için" herkesi Genel Merkez'e davet etti.</p>
<p>Genel Başkan Özgür Özel, sosyal medya hesabından başkanlığa seçildiği kurultayın videosuyla birlikte bir mesaj yayınladı. Özel şöyle yazdı:</p>
<p>"Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.</p>
<p>Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.</p>
<p>Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!"</p>
<h4>Kılıçdaroğlu mesajı</h4>
<p>Mutlak butlan kararı sonrası mahkeme kararıyla partinin başına geri gelenKemal Kılıçdaroğlu, şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>"Cumhuriyet Halk Partisi; kişisel ikbal arayışlarının mücadele alanı değildir.Cumhuriyet Halk Partisi milletimizin egemenlik senedidir.</p>
<p>38. Olağan Kurultayımız ile ilgili mahkemenin vermiş olduğu karar; bir ayrışma vesilesi değil, asırlık çınarımızın altında kenetlenme fırsatı olmalıdır.</p>
<p>Gün; sevinç çığlıklarıyla birbirimizi kırma günü değildir. Gün; kırgınlıkları bir kenara bırakıp ciddiyetiyle, sükûnetle ve kucaklaşarak ayağa kalkma günüdür.</p>
<p>Bu süreci “keşkelerle” değil, ciddiyetle, parti kültürümüzden aldığımız samimiyetle ve ortak akıl ile yönetmek zorundayız. Şahsi ikballer değil, Türkiye’nin geleceği esastır. Bu kapsamda süreci; önceki dönem Genel Başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle, il ve ilçe başkanlarımızla tam bir uyum ve iş birliği içinde yürüteceğiz.</p>
<p>Hiç kimse endişe etmesin, partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz. Herkesi sükûnete ve ortak akıla davet ediyorum. Biz bir aradayız!" </p>
<h4>Tepkiler</h4>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut kararı tanımadıklarını söyledi.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek karara saygı duyulması gerektiğini ve temyiz yolunun açık olduğunu söyledi.</p>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, mahkeme kararını tanımadıklarını söyledi.</p>
<p>X hesabından bir paylaşım yapan Bulut, "CHP'nin sahibi saraylar, kapalı kapılar ardındaki kirli hesaplar ya da bürokratik oyunlar değildir. CHP'nin sahibi örgüttür, delegedir, halktır" dedi ve ekledi: "CHP'nin Genel Başkanı Özgür Özel'dir ve bu gerçek tartışmaya kapalıdır."</p>
<p>CHP Gençlik Kolları da "19 Mart'ta korku duvarlarını yıkmıştık, şimdi özgürlük ve demokrasi için etten duvar olacağız" ifadesiyle gençleri genel merkeze çağırdı.</p>
<p>Kararın ardından DEM Parti  Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i arayarak destek ve dayanışma mesajı iletti.</p>
<p>İYİ Parti Başkanlık Divanı ve Meclis Grubu, mahkemenin CHP ile ilgili kararı sonrasında cuma günü olağanüstü toplanma kararı aldı.</p>
<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu yaptığı sosyal medya paylaşımında, "Millet iradesine karşı yapılan demokrasi dışı her türlü müdahaleye sonuna kadar karşıyız" dedi.</p>
<h4>Dava neyi içeriyordu?</h4>
<p>CHP'nin 38. Olağan Kurultayı 4-5 Kasım 2023'te düzenlendi. Bu kurultayda genel başkanlık yarışını Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı Özgür Özel kazandı.</p>
<p>Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ile bazı delegeler, bu kurultayın iptali ve yetkili kurulların görevden uzaklaştırılması talebiyle davalar açtı.</p>
<p>CHP'nin İstanbul İl yönetiminin görevden uzaklaştırılarak yerine kayyum atanmasının ardından, 6 Nisan 2025'te de CHP'de 21. Olağanüstü Kurultay yapıldı.</p>
<p>Özgür Özel yeniden genel başkan seçildi.</p>
<p>Lütfü Savaş ve bazı delegelerin açtığı davalar, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde birleştirildi.</p>
<p>Bu süreçte bir hukuk davası dışında bir de ceza davası açıldı.</p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kurultayda usulsüzlük yapıldığı iddialarıyla ilgili bir soruşturma başlattı ve hazırlanan iddianame 3 Haziran'da kabul edildi.</p>
<p>İddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) yolsuzluk suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 12 şüpheli hakkında "oylamaya hile karıştırma" suçundan bir yıldan üçer yıla kadar hapis cezası isteniyordu.</p>
<p>İddianamede eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na mağdur, Lütfü Savaş'a ise müşteki sıfatıyla yer veriliyordu.</p>
<p>Kılıçdaroğlu bu dava kapsamında ifade vermeye gitmedi ve bunu "Partimi adliyede tartıştırmam" sözleriyle açıkladı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 17:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteci Alican Uludağ hakkında tahliye kararı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-alican-uludag-hakkinda-tahliye-karari-40558</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/02/19/gazeteci-alican-uludag-gozaltinda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-alican-uludag-hakkinda-tahliye-karari-40558</guid><description><![CDATA[Silivri'de tutuklu bulunan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında açılan davanın ilk duruşması Ankara'da yapıldı.  "Suç işlemedim, gazetecilik yaptım" diyen Uludağ hakkında tahliye kararı verildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Üç aydan bu yana Silivri'de tutuklu bulunan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında "cumhurbaşkanına alenen hakaret," "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşması bugün Ankara 57'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Mahkeme Alican Uludağ hakkında tahliye kararı verdi.</p>
<p>"Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlamasıyla 20 Şubat'tan bu yana tutuklu olan Uludağ, <a href="https://www.dw.com/tr/ankara/t-18986975" target="_blank" rel="noopener">Ankara</a>'da görülen duruşmaya İstanbul Silivri'deki Marmara 9 No'lu Cezaevi'nden <a href="https://www.dw.com/tr/alican-uluda%C4%9F-hakim-y%C3%BCz%C3%BC-g%C3%B6rmeden-yarg%C4%B1lan%C4%B1yorum/a-76954329" target="_blank" rel="noopener">SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla bağlandı.</a></p>
<p>Duruşma başladığında Uludağ, salonu iyi göremediğini hakime iletti. Hakim salondakileri sessiz olmaları konusunda aksi halde aile dışındaki izleyicileri salondan çıkaracağı konusunda uyardı.</p>
<h2>Alican Uludağ: Suç işlemedim, gazetecilik yaptım</h2>
<p>Alican Uludağ, savunmasına "90 gündür ailemden ve Ankara'da işimden uzaktayım. Herkesten uzakta gizlenerek yargılanıyorum. Mahkeme huzurunda olamadan yargılama başlatıldı. Dilekçelerimin gereği yapılmadı. Bugün ekranla kendimi savunmak zorunda bırakıldım bu adil savunma hakkımın ihlalidir" sözleriyle başladı.</p>
<p>Bu koşullarda adil yargılama beklemenin doğru olmadığını savunan Uludağ, "22 yıldır Ankara'dayım, 18 yıldır Ankara Adliyesinde yargı muhabiriyim, basın odasında masam boş şekilde beni bekliyor. Buradan soruyorum İstanbul'da benim ne işim var" diye ekledi.</p>
<p>"Fethullahçıların yargıyı ele geçirmesinin başlangıcında bu meslekte günlerimiz oldu, o sırada haber yapabilen, zorlu şartlada bu mesleği öğrenen bir gazeteciyim. O gün de bugün de tarihin doğru yerindeyim" diyen Uludağ, "Bağımsız gazeteci olarak gerçekleri yazmaya ve halkın haber alma hakkını savunmaya çalıştım. Çok kez tehdit edildim ama vicdanım rahat uyudum. Asla pişman olunacak bir gazetecililik yapmadım. Anayasada güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmemesi gerekir" şeklinde devam etti.</p>
<p>Uludağ, "Gözaltına alındım ama tutuklanmayı hak edecek suç işlemedim. Tweetler dışında hiçbir eylemim yoktur" diyerek ekledi: "Kim bu savcı tutuklanmamı isteyen? Terör savcısı bu. Basın savcısı değil. Savcı önce beni suçlu ilan edip sonra suça gitmiş. Bu benim susturulmak istenen bir gazeteci olduğumu gösteriyor."</p>
<p>Uludağ, "Savcı benim tweetlerimi toplamış ve aynı gün Adalet Bakanı daha koltuğuna yeni oturmuşken hakkımda soruşturma izni verdi. Tutuklanma gerekçem olan sosyal medya paylaşımlarımın tamamı 2025 tarihli ve hatta Ekim 2025 öncesine ait. Ancak savcı iddianamede nasıl hakaret etmişim onu yazmamış" ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Genel olarak eleştiri yaptım, yargı ile siyaset arasındaki bağı eleştirdim. Suçlamalar arasında birkaç tweeti örnek göstermek istiyorum" sözlerinin ardından sosyal medya paylaşımlarını tek tek anlatmaya başlayan ve bu paylaşımlarda hakaret olmadığını söyleyen Uludağ, "Ben bir yargı muhabiri olarak yargıdaki operasyonları sosyal medyada eleştirmişim, bunun neresi suç bilmek istiyorum" sorusunu yöneltti. Hakim ise buna karşılık "Sosyal medya derken Whatsapp mı yoksa başka bir şey mi kastediyorsunuz" diye sordu. Uludağ ise paylaşımlarını X platformunda yaptığını belirtti.</p>
<p>Savunmasında Tayfun Kahraman hakkındaki AYM kararlarını hatırlatan Uludağ, cezaevinde Kahraman ile konuşma imkanı bulduğunu belirterek "Bugüne kadar olayları hep dışarıdan takip ettim ve içeri girince ilk kez Kahraman'ın gözlerindeki adaletsizlik duygusunu gördüm. Biz bunları dile getirmeyeceksek, bunları cezaevinde yaşayan ölüye çevireceksek bu ülke nasıl demokratik olabilir" ifadelerini kullandı.</p>
<h4>"Yaşasın gazetecilik"</h4>
<p>"Ben bir yargı muhabiriyim ve görevim yargıdaki gelişmeleri takip ederek haber yapmak. Basın Kanunu maddelerinde vurgulanmıştır ki gazetecinin görevi halk adına devleti ve kurumlarını denetlemektir. Kamu yararı vardır. Erdoğan'ın ‘Özgür Özel'e eleştirilere tahammül gösterilmeyen günler geride kaldı’ sözleri doğru ise benim cezaevinde ne işim var” diyen Uludağ, beraatini istedi: </p>
<p>"Suç işlemedim, gazetecilik yaptım. Hakaret etmedim, suç işlemedim, hakkımda beraat talep ediyorum."</p>
<p>Savcı ve hakimin sanki kaçmaya çalışırken yakalanmış gibi gerekçe yazdığına işaret eden Uludağ, "Sayın hakim, beni bugün bırakırsanız bulabileceğiniz yer de döneceğim yer de adliyenin basın odasıdır" dedi.</p>
<p>"Bugün dışarıda olmakla içeride olmanın silikleştiği bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlar korku ikliminde yazmaktan korkuyor. Demokratik anayasal düzen büyük bir tehlike altında. Ya demokratik olacağız ya da ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın dediği gibi otokrasi hakim olacak" diyen Uludağ, yaklaşık 25 dakikalık savunmasını şu sözlerle bitirdi: </p>
<p>"Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar. Onun için yaşasın Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu laik demokratik  cumhuriyet. Yaşasın gazetecilik."</p>
<h2>Hakim tahliye kararı verdi</h2>
<p>Savunmanın ardından savcı Alican Uludağ'ın tutukluluk halinin devamını talep etti. </p>
<p>Bunu üzerine hakim Alican Uludağ'a yeniden söz verdi. Uludağ, "Soyut kavramlarla 90 gündür tutuklu olan gazetecinin tutukluluğunu savunuyor olmak... diyecek sözüm yok" dedi. </p>
<p>Alican Uludağ'ın avukatı Abbas Yalçın ise mütalaaya katılmadıklarını belirterek, Uludağ'ın tahliyesini talep etti. </p>
<p>Ara kararını açıklayan hakim, Alican Uludağ'ın tahliyesine hükmetti. </p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>DW Türkçe yargı muhabiri Alican Uludağ hakkında, 19 Şubat'ta sosyal medya platformu X'te yaptığı bir paylaşımın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldı. Aynı gün Ankara'daki evinden gözaltına alınan Uludağ, kara yoluyla İstanbul'a götürüldü. 20 Şubat'ta İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından "cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlaması kapsamında tutuklandı.</p>
<p> Kaynak: DW Türkçe</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 15:50:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Anavatanda yaşamak bütün zorluklara değiyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/anavatanda-yasamak-butun-zorluklara-degiyor-40556</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/anavatanda-yasamak-butun-zorluklara-degiyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/anavatanda-yasamak-butun-zorluklara-degiyor-40556</guid><description><![CDATA[Soykırım sonrası Osmanlı topraklarına dağılan Çerkesler için “anavatan” çoğu zaman gidilmemiş ama kaybedilmemiş bir yer olarak kuşaktan kuşağa aktarıldı. 1980’lerin sonunda Sovyetler Birliği’nin perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları, diasporanın anavatan Kafkasya’yla yeniden bağ kurmasının yolunu açtı. 1990’lardan itibaren Türkiye’den anavatanlarına dönen iki kuşak ve onların çocukları deneyimlerini Agos’a anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kafkasya’da 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımını anmak her geçen yıl biraz daha zorlaşıyor. Geçen yıl Adigey ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerinin başkentleri Maykop ve Nalçik’te 21 Mayıs Anması yürüyüşlerine katılanlar hakkında “izinsiz eyleme katılma” gerekçesiyle gözaltı kararı alınmıştı. Maykop’ta en az 7 genç gözaltına alınıp serbest bırakılmış, Nalçik’te ise 8 kişiye 3-10 günlük gözaltı uygulanmıştı.</p>
<p>Bu yıl 162. yılında olan 21 Mayıs anmaları yıllar içinde adım adım törpülendi. Öncelikle Kuzey Kafkasya’nın farklı noktalarından Nalçik’e ulaşan atlı kortejlerin yürüyüşleri engellendi. Ardından Nalçik’te Kafkas-Rus savaşlarının kayıplarını temsil eden “Hayat Ağacı Anıtı”a yapılan ihtişamlı yürüyüşler sabote edildi, yürüyüşün yapıldığı ana cadde yasaklandı. Soykırım anıtında gerçekleşen anma törenleri resmi kurumlardan onaylı, devlet tarafından belirlenmiş konuşmacıların sahne aldığı anma programına dönüştürüldü.</p>
<p>Bu yıl da yürüyüş bir kere daha yasaklandı. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti yönetimi, 21 Mayıs’ta Nalçik’te düzenlenmesi planlanan geleneksel anma yürüyüşüne izin vermedi. Yetkililer kararı Rusya genelindeki güvenlik önlemleri ve toplu etkinliklere yönelik kısıtlamalarla gerekçelendirirken yalnızca anıt önünde sınırlı katılımlı bir tören yapılabileceğini açıkladı. İnsan hakları savunucuları ve aktivistler ise son yıllarda benzer yasakların sistematik hale geldiğini, vatandaşların önceden emniyete çağrılarak uyarıldığını ve Çerkes toplumunun 21 Mayıs yasını kamusal alanda görünür kılmasının giderek daha fazla engellendiğini belirtiyor. Buna göre güvenlik gerekçesiyle alınan bu kararlar bölgedeki toplumsal gerilimi de derinleştiriyor.</p>
<p>Soykırım sonrası Osmanlı topraklarına dağılan Çerkesler için “anavatan” çoğu zaman gidilmemiş ama kaybedilmemiş bir yer olarak kuşaktan kuşağa aktarıldı.</p>
<p>1980’lerin sonunda Sovyetler Birliği’nin perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları, diasporanın anavatan Kafkasya’yla yeniden bağ kurmasının yolunu açtı. Bu yol, diasporadan Kuzey Kafkasya’ya dönenleri yüzyılın ardından somut bir coğrafyayla tanıştırdı. 1990’lardan itibaren Türkiye’den anavatanlarına dönen iki kuşak ve onların çocukları deneyimlerini Agos’a anlattı.</p>
<p>Diasporadan anavatana dönen Çerkeslerle yaptığımız bu röportajlardan oluşan yazı dizisinin birincisinde, anavatana ilk dönenlerden Nihat Berzeg ve İbrahim Çetaw ile Perestroyka dönemi ve sonrasında dönüş hareketi, Rusya ve Türkiye ekseninde Çerkesler ve entegrasyon sorunları hakkında konuştuk.  </p>
<h4>Nihat Berzeg: Dönenlere açılmış kocaman bir ‘ana kucağı’ vardı</h4>
<p>Nihat Berzeg gazeteci, yazar ve yayıncı. Adıgey’in başkenti Maykop’ta yaşıyor. Dönüşün yolu açıldığında Kafkasya’ya ilk yerleşenler arasında yer alıyor. Kafkasya genelinde Çerkeslerle ilgili Rusça ve Adigece kitapların basımı ve dağıtımıyla uğraşıyor.</p>
<p>1953 doğumlu Berzeg, “Gitmek ne zamandır aklınızdaydı?” sorusuna “Kafkasya’dan sürülen ilk Çerkes, yabancı topraklara adımını attığında dönmeyi düşündü; o gün bugündür bu irade var” diyor.</p>
<p>Berzeg kendi dönüş yolculuğunu bir yok oluşa uyanmak olarak tanımlıyor. Kişisel sürecini şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Türkiye’de yok oluşu biz yaşadık. Ben anadilimi bilmiyordum. Dönüş sürülen ilk insanlardan beri kişilerinin iradesinde hep vardı. Ama 70’li yıllarda daha ideolojik savrulma olurken ben de o kişilerin arasına düştüm. Kuşaklar boyunca aktarılmış dönüş düşüncesiyle birileri beni de uyandırdı. Biz de başkalarını uyandırdık. Bu şekilde insanları döndürmek işimiz oldu. Gerçi her biri verdikleri sözü tutsaydı bugün daha fazla kişi dönmüş olurdu. Dönüşün yolu açıldığında ilk fırsatta geldim, yerleştim. Çok fazla üzerinde düşünülecek bir şey yok, yapılması gereken oydu.”</p>
<p>“Hayal ettiğiniz Kafkasya ve bulduğunuz Kafkasya” metaforuna prim vermiyor. “Benim açımdan hayalle ilgilisi yoktu; bu bir inançtı, ideolojiydi, yapılması gereken bir şeydi. Türkiye’de yaşayan birkaç milyon Çerkes’in her birinin görevidir dönmek” diyor.</p>
<p>Eskinin koşullarında anavatanla ilgiyi bir anekdotla anlatıyor: “Nartların Sesi gazetesinin yazı işleri müdürüydüm. Kafkasya’ya ilk kez gitmiş dört arkadaşımızın anılarını basıyordum. Yahu Kafkasya haritalarda yok; nasıl gidilir, insanlar anlayamıyordu. Arkadaşa rica ettim; Kafkasya’ya nasıl gidilir diye yazı hazırladı. Okudum, ‘Aaa Kafkasya bu kadar yakın mıydı’ dedim. Kafkasya’ya gidelim diyen grubun önde gelenlerinden biriydi; İstanbul’dan vapura binince ne kadar zamanda gidildiğini bilmiyordum.”</p>
<p>Sovyetler zamanında diasporada ciddi bir dönüş hareketi vardı. Fakat başarısız oldu. Yaşam koşullarının dönüş düşüncesinin önünce caydırıcı olup olmadığı sorusuna “Perestroyka zamanında gecekondusunu satıp buraya gelen hem ev hem araba alabiliyordu. Bir inşaat ustasının İstanbul’da yaşayan bir Çerkes’in yaşam standardının 3-5 katı yukarısıydı. Bir senede yaşam sıkıntısı kalmıyordu” yanıtını veriyor.</p>
<p>Berzeg, Sovyetlerin son 10 yılında ve sonraki süreçte dönüş hareketinin hayal kırıklığı yaratmasından Kafkasya’daki koşulları değil bu düşünceye öncülük edip de sözlerini yerine getirmeyenleri sorumlu tutuyor:</p>
<p>“Kafkasya dünyada herhangi birinin kendi yaşam standardını 3’e, 5'e katlayabileceği yeni bir yaşam yeriydi. Bu imkânın kullanılamamasının nedeni 12 Eylül ve Perestroyka dönemi arasında üzerlerine düşenin yüzde 10'unu bile yerine getirmeyen, Perestroyka olduğunda da kör, sağır ve dilsizi oynayan insanlardı. Bunlar dönüş hareketinin önünde bulunmuş ama önderliği taşıyamamış 10-15 kişiydi. O zaman demokrasi, değişim, özgürlük, açılım gibi laflarla devletin görünürde engelleyici bir tutumu olmadı. Elbette devleti eline geçirenler böl ve yönet düzenini özellikle Kafkasya için de programlamışlardı. Ama dönüş konusunda ilk birkaç yıl yerel organlar ya da çıkar peşindeki kişilerin verdiği zararlar dışında genel olarak devletin engellemesi ya da yasaklaması olmadı. Türkiye’den daha 10 kişi bile Kafkasya’ya yerleşmemişken, Suriye’den 600’den fazla insan Kabardey’e yerleşmişti. Kabardey ve Adigey’e 1993-94 yıllarına kadar dönenlerin sayısı toplam bini bulmuyordu. Perestroyka sonrası ilk 8-10 yıl da Rusya’nın çıkardığı bir zorluk söz konusu değildi. Bugüne kıyasla çok çok daha kısa sürelerde gerekli kağıtlara sahip olup yerleşebiliyorlardı. Çok örnek var ama birini anlatayım: Mart 1992’de karı-koca iki çocuklarıyla Maykop’a yerleşen aile var. Getirebildikleri para 750-800 dolar kadardı. Beton kalıpçısı olarak çalışıyordu. Ailesini geçindirip altı ayda ailesinin başını sokabileceği, gazı, suyu, elektriği olan bir ev satın alabilecek parayı kazanmıştı. Dönüşü önleyenler görevlerini yerine getirmeyenlerdir. Aksi halde Peretroyka döneminde çok daha fazla insan dönebilirdi.”</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/whatsapp-image-2026-05-21-at-15-27-19.jpeg" alt="" width="640" height="427">
<figcaption>Daha önce kitlesel toplanmalara izin verilen Hayat Ağacı Anıtı'nda anma yapmaya izin verilmiyor. </figcaption>
</figure>
<p>Berzeg, Soyyetlerin çöküşünün getirdiği zorluklara da değiniyor: “Perestroykadan hemen sonra ilk 3-4 senede dönenlerin sayısı yüzleri bile bulmamıştı. Sovyetlerde eksikliği duyulacak hiçbir şey yoktu. Üretim sistemi gereği her şey bütün insanlara yetecek kadardı. Ama demografik-politik sistem yıkıldığı için, 15 cumhuriyet birbirinden ayrıldığı için üretilen mal belli bir yerdeydi, diğer yerlerde yoktu. Sistem dağılıp dağıtım kanalları tıkanınca yokluk başladı.</p>
<p>Biz buraya döndüğümüzde ilk öğrendiğimiz üç Rusça kelime vardı: Bir yokluk, diğeri karne, ötekisi kuyruk. Hiçbir şey yok. Devlet sana karne veriyor, onunla bir kilo, bir litre ya da bir metre bir şey alıyorsun. Bir şey alacaksan kuyruklarda beklemen gerekiyor. Bu, sistemin yıkılmasından ötürü, dağıtım sisteminin dağılmasından ötürü, yeryüzünün en çok benzinine sahip ülkede benzin kuyruklarında zaman harcadık, yoktu. Tahıl ülkesinde yiyecek bulunamıyorduk. Bunları zorluk olarak görmedik. Çünkü herkesle aynı zorluğu paylaştık. Yine de buradakiler bizleri sahiplendi, bizlere öncelikler tanıdı. O dönem böyleydi. 12 Eylül 1980 ve Perestroyka arasında geçen 10 yıl boyunca dönüşle ilgili büyük laflar etmiş kişilerin çoğu söylemlerinin gereğini yapmadı. Bu nedenle dönüş düşüncesi Perestroykanın sunduğu olumlu ortama hazırlıksızdı. Suriye’de 60 bin Çerkes yaşıyor. Türkiye’de 2 milyonu bulmayan sayıda Çerkes yaşıyor. Nüfusa oranla dönüş olsaydı, Suriye’den 30 katı daha fazla insan Türkiye’den buraya yerleşmiş olurdu.”</p>
<p>Berzeg dönenlerin Kafkasya’da dünyaya gelen çocuklarının sosyal yaşama uyumlarıyla ilgili de “Dönenlerin çocukları dönüşün en pozitif tarafı. Anne babaları sanki hala Türkiyelilermiş gibi burada yaşasalar da çocukların çoğunluğu buralı insanlar gibi yaşıyor, buralı birisiyle evleniyor” diyor.</p>
<p>Berzeg “Buraya 1990’lı yılların başlarında dönenlerin çoğunluğu bir şekilde vatanımız dönelim diye gelenlerdi. Bunların en azından yarısı yaşamlarını sürdürmek için iş yapmak durumunda olan insanlardı. Onlar genelde topluma karışmaya vakitleri olmadan işlerine gidip eve dönüyordu. Bir yarısı burada aile oldu. Çoluk çocuklarını büyütüp mücadele ederek Kafkasya’ya nüfus ve emek olarak katkıları oldu” diye devam ediyor.</p>
<p>Bugünkü koşullara dair durumu şöyle özetliyor: “Şu anda bürokratik anlamda dosyalar, tercümeler, nüfus müdürlüklerindeki işlemler, vize-pasaport süreçleri 90’lı yıllarla kıyaslanmayacak kadar zorlaştı. Görünenin de ötesinde Moskova bu işi zorlaştırmak için gereken her şeyi yapıyor. Engelleme yok, yasaklama yok ama görünmeyen engellemeler var.”</p>
<p>Berzeg uyum sorunlarına dair de şunları söylüyor: Dönenlerin entegrasyon sorunları sıklıkla tartışılıyor. Diasporada farklı halklarla kaynaşmış Çerkeslerle Rusya çatısı altında kalmış Çerkesler arasında oluşmuş kültür ve tutum farklılıkları gündeme geliyor.</p>
<p>Berzeg, Kafkasyalı Çerkesler ile dönenler arasında kültürel farklılıklardan kaynaklanan uyumsuzluklara dair tecrübelerini şöyle paylaşıyor: “Geldiğimiz zaman büyük kültürel farklılıklar olmasına rağmen bunun hiçbir zararını görmedik. Çünkü buralı insanlardan dönenlere açılmış kocaman bir ‘ana kucağı’ vardı. Yokluğunu çektikleri bir sürü şey olduğu halde evlerini açtılar, imkanlarını sundular. Bu sıcak ana kucağı farklı kültür yapılarından dolayı oluşabilecek olumsuzlukları önledi.</p>
<p>Uyum konusunda en önemli eksiklik dönenlerin kendisinden kaynaklanıyor. Birincisi ihtiyaçları olunca buralı birini bulup yardımını istiyorlar ama o iş bittiğinde arkasını dönüp kendi çıktıkları ülkeden gelmiş insanlarla yaşamayı tercih ediyorlar. Bu Çerkeslerin kaynaşmasına zarar veriyor. Sayıları çok az da olsa dolandırıcılık vakaları dönenlerle ilgili olumsuz propagandaya neden oldu.”</p>
<h4>İbrahim Çetaw: Dönüş, Çerkes olarak yaşama arzusudur</h4>
<p>İbrahim Çetaw ailesiyle birlikte anavatana dönüş yaptığından beri Maykop’ta yaşıyor. Anavatandaki gelişmelerle ilgili yazı ve çevirileri diasporanın yayın organlarında yayımlanıyor.</p>
<p>Çetaw dönüş hareketinin sönümlenmesini diaspora Çerkeslerindeki asimilasyona ve bulundukları ülkelere daha sıkı entegre olmalarına bağlıyor.</p>
<p>“Sovyetler zamanındaki dönüş, özellikle 70-80’li yıllarda Suriye ve Ürdün'den yüksek öğrenim amacıyla gelen öğrencilerin eğitim bitiminde ülkelerine dönmeyip anavatanlarında kalmaları şeklinde oluyordu. Bunlar dönüşe öncülük etmiş gruplardı. Türkiye ve diğer ülkelerden yoğun dönüşler ise Sovyetler Birliği’nin son yılında yani 1989’da başlayıp 2000’li yıllara kadar sürdü. Şartların çok daha zor olduğu yıllarda dönüş gerçekleştiği halde koşulların iyileştiği günümüzde neden durduğuna ben de bir cevap bulabilmiş değilim” diyor.</p>
<p>Fakat geri dönen insanlar da zorluklarla karşılaşıyor. Çerkeslerin yayınlarında anavatandaki koşulların dönüşçüler için cesaret kırıcı olduğuna dair tespitler paylaşılıyor.</p>
<p>Çetaw’a göre gerçek ulus ve vatan bilinci varsa aşılmayacak zorluk yok. Bilinç yetersizse zorluklarla baş etmek zorlaşıyor. <br>“Zorlukların başında dil sorunu geliyor. Ama Rusça bilme şartını bir engel olarak görmemek gerekiyor. Vatanında yaşamaya karar vermiş kişi ilk olarak bulunduğu ülkede asgari düzeyde Rusça öğrenmeli. Oturum izni ve vatandaşlık konuları ise her yerde olduğu gibi Rusya’da da kanunlarla düzenlenmiş durumda. Avrupa, Amerika veya Türkiye'den daha zor değil. Çerkesler için özel bir uygulama yok. Bugüne kadar anavatanda yaşamak isteyen her Çerkes bu haktan yararlanabildi” diyor.</p>
<p>Diasporadan gelenlerle anavatandakiler arasındaki kültür ve tutum farklılıkları kaynaşmayı etkiliyor mu sorusuna Çetaw şu yanıtı veriyor:</p>
<p>“Entegrasyon zaman işidir. Bu ülkede yaşama niyetiniz varsa günden güne entegre oluyorsunuz. Bu bu süreç kimilerine göre daha hızlı, kimilerine göre daha yavaş. Entegrasyon konusunda başarılı olduklarını söyleyebilirim. Rusyalı Çerkeslerle dönüş yapan Çerkesler arasında tabii ki kültür farklılıkları var. Zaman içerisinde birbirlerini daha iyi tanıyıp anlıyorlar.”</p>
<p>Peki, dönen insanların profili nedir? Hangi kaygılarla, hangi saiklerle döndüler, dönüyorlar? İnsanlar hangi kaygılar ya da saiklerle dönüyorlar? Çetaw’a göre Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Kosova, Avrupa ve Amerika dahil Çerkeslerin yaşadığı tüm ülkelerden insanlar dönüş yaptı. Farklı yaş ve meslek gruplarından kadın ve erkekler döndü. Aralarında emekliler, hukukçular, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, inşaatçılar ve çiftçiler var. Her Çerkes boyundan dönerler var.</p>
<p>Çetaw bu çeşitliliği isteyen her bireyin dönüş yapıp tutunabileceğinin göstergesi sayıyor. “Dönüş amaçları her şeyden önce ulus ve vatan sevgisidir; Çerkes olarak yaşama arzusudur” diyor.</p>
<p>Bir başka önemli husus dönenlerin çocukları açısından hayat nasıl? Çetaw “Anavatanda doğmuş olanların anne-babalarının geldikleri ülkelerle bağları zayıflıyor. Kendilerini doğdukları ülke ve toplumun bireyi olarak görüyorlar. Buralılarla aralarında farklılık kalmıyor. Geleceklerini kurma çabası içindeler. Başarılı olduklarını söyleyebilirim” yanıtını veriyor.</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ev-neresi-ve-kafkasyada-dogan-yeni-nesil-40569" target="_blank" rel="nofollow noopener">Kafkasya'ya dönenler anlatıyor 2: “Ev” neresi ve Kafkasya’da doğan yeni nesil</a></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 14:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İsrail'in Filo'dan alıkoyduğu Güney Koreli aktivistler sınır dışı edildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/israil-in-filo-dan-alikoydugu-guney-koreli-aktivistler-sinir-disi-edildi-40553</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/israil-in-filo-dan-alikoydugu-guney-koreli-aktivistler-sinir-disi-edildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/israil-in-filo-dan-alikoydugu-guney-koreli-aktivistler-sinir-disi-edildi-40553</guid><description><![CDATA[Güney Kore, İsrail ordusunun uluslararası sularda seyreden Küresel Sumud Filosu'na düzenlediği yasa dışı saldırılarda alıkoyduğu iki vatandaşının sınır dışı edildiğini açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yonhap ajansının haberine göre, Güney Kore Devlet Başkanlığı Sözcüsü Kang Yu-jung, İsrail'in Küresel Sumud Filosu aktivistlerini alıkoymasına ilişkin açıklama yaptı.</p>
<p>Kang, Güney Kore hükümetinin vatandaşlarının alıkonulmasından "güçlü üzüntü duyduğunu" belirterek, İsrail'in Kim Ah-hyun ve Kim Dong-hyeon isimli aktivistleri sınır dışı ettiğini açıkladı.</p>
<p>Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, İsrail ordusunun uluslararası sularda seyreden Küresel Sumud Filosu'na düzenlediği yasa dışı saldırılarda aktivistleri alıkoymasına tepki göstererek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Güney Kore'ye giriş yapması hâlinde tutuklanmasının değerlendirilmesi gerektiğini söylemişti.</p>
<h4>İsrail'in Küresel Sumud Filosu'na saldırıları</h4>
<p>İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik ablukasını kırmayı ve yaşamsal insani yardım ulaştırmayı amaçlayan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu, 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında Yunan kara sularından birkaç deniz mili açıkta İsrail ordusunun hukuk dışı müdahalesine maruz kalmıştı.</p>
<p>Gazze’ye 600 deniz mili uzaklıkta, uluslararası sulardaki saldırısında İsrail ordusu, 177 aktivisti alıkoyup kötü muamelede bulunmuştu.</p>
<p>İsrail ordusu, 44 ülkeden 428 aktivistin yer aldığı toplamda 50 tekneden oluşan filoya, 18 Mayıs’ta Gazze'ye doğru uluslararası sularda seyir halindeyken yeni bir saldırı düzenledi ve aktivistleri hukuka aykırı şekilde alıkoydu. Filoda 78 Türk katılımcı yer alıyordu.</p>
<p>İsrail ordusu, Ağustos 2025'te de 44'ten fazla ülkeden 500 aktivisti taşıyan 40'tan fazla tekneyle Gazze'ye yönelen Küresel Sumud Filosu'na benzer bir saldırıda bulunmuştu.</p>
<p><em>Kaynak: AA</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 10:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri'nin kazananları belli oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ali-ismail-korkmaz-yasam-odulleri-nin-kazananlari-belli-oldu-40508</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/aliismailkorkmaz.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ali-ismail-korkmaz-yasam-odulleri-nin-kazananlari-belli-oldu-40508</guid><description><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri’nin 2026 kazananları açıklandı. Ödül verilen isimler arasında tutuklu Birgüm muhabiri İsmail Arı, Akbelen direnişçisi Esra Işık, Doruk Maden işçileri ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Mervegül Altundağ yer alıyor. Tören, 2 Haziran’da Eskişehir’de yapılacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri'nin 2026 yılı kazananları açıklandı. </p>
<p>Bu yıl ödül verilen isimler arasında tutuklu Birgün muhabiri İsmail Arı, Akbelen direnişçisi Esra Işık, Doruk Maden İşçileri ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Mervegül Altundağ (müzik kulübü direnişi) yer aldı.</p>
<p>Ödül töreni, 2 Haziran Salı günü saat 19.30’da Eskişehir'de Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salan'da gerçekleştirilecek.</p>
<p>Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri, 2015 yılından bu yana Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) öncülüğünde, DİSK Eskişehir Bölge Temsilciliği, KESK Eskişehir Şubeler Platformu, TMMOB Eskişehir İl Koordinasyon Kurulu ve Eskişehir-Bilecik Tabip Odası tarafından veriliyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 10:05:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[52 Hertz:  Görünmeyenin göründüğü o değerli sahnelerden biri]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/52-hertz-gorunmeyenin-gorundugu-o-degerli-sahnelerden-biri-40551</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/52-hertz-gorunmeyenin-gorundugu-o-degerli-sahnelerden-biri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/52-hertz-gorunmeyenin-gorundugu-o-degerli-sahnelerden-biri-40551</guid><description><![CDATA[Azınlık olmak, çoğunluğun referanslarına uyum sağlamak demekse; bir anlatının merkezinde yer almak, o referansın kendisi olmak, bambaşka bir aidiyet duygusu yaratıyor. Geçtiğimiz günlerde izlediğim “52 Hertz” tiyatro oyunu da bu duyguyu yeniden hatırlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Film biter, salonun ışıkları yanmadan önce o tanıdık an gelir: perdede isimler akmaya başlar. Birçoğumuz için o an, çoğu zaman küçük bir oyuna dönüşür. Bolsahaylar, (İstanbullu Ermeniler)  listede  “-ian” la biten bir soyadı arar. Sokakta, ekranda, sahnede… “Hayeren” (Ermenice) bir ezgiye, “Hayeren” bir harfe dönüşür, bu arayış. Bu gözler, bu kulaklar hep bir “Hay” arar.</p>
<p>Onno Tunç’un pop müziğine kattığı melodilerde, Kim Kardashian’ın Yerevan ziyaretinde ya da Steve Jobs’un biyografisinde geçen Ermeni annesinde durup bir an, sessiz bir gurur hissederiz. Çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmez bu duygu; ama tanıdıktır. Peki bu neyin işareti? Bir eksikliğin mi, yoksa bitmeyen bir arayışın mı?</p>
<p>Stanley Kubrick "2001: A Space Odyssey" filminde uzay boşluğundaki  gemiyle Aram Haçaturyan’ın Gayane bale suite’ini süzdürdüğünde, bilgisayar ekranı karşısında nefesim durdu. O an, sanki Kubrick bana göz kırptı. O an sanki bana dünya gülümsedi. Küçük bir tanınma anıydı bu; fark edilme, bilinme, duyulma anı.</p>
<p>"We Need to Talk About Kevin" filminde Tilda Swinton’ın canlandırdığı karakter de benzer bir yankı uyandırır. Sorunlu bir anne-oğul ilişkisinin içinde izlediğimiz silik ve mağdur anne portresi, sonlara doğru bir kitabevi vitrininde yeni çıkardığı kitabının poster boy kapağıyla yüzümüze çarpar: Eva Khatchadourian. Film, yüzeyde bir okul katliamını anlatır gibi görünse de, derininde bir annenin hayatının, taşıdığı kimlikle birlikte nasıl kırılganlaştığını izleriz. Bir isim, bir köken, bir tarih; anlatının tonunu değiştirir, anlamını derinleştirir.</p>
<h4>Egemen kültürde kendimize dair bir iz aramak</h4>
<p>Egemen kültürde kendine dair bir iz aramak, azınlık olmanın neredeyse içgüdüsel bir refleksi. Bir belgeselde, bir haberde, bir dizide kendinden bir parça yakaladığında duyulan o kısa süreli sevinç…  Kendinden olan ve senin için hazırlanmış bir eserin değeri, bunu nadiren yaşayanlar için daha da büyür. Azınlık renginin, inancının, cinsiyetinin, zevkinin, görgünün temsilini görmek heyecan verir.</p>
<p>Bu yüzden, gerçekten “senden” olan bir esere rastlamak nadir ve güçlü bir deneyimdir.</p>
<p>2002 yılında Paris’te, küçük bir sinema salonunda kuzenlerimle Atom Egoyan’ın "Ararat" filmini izlediğim anı hâlâ hatırlıyorum. Ermeni şiiri, müziği, resmi ve coğrafyasıyla örülmüş bu filmde Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Ermenice repliklerin arasında dolaşırken, ilk kez kültürümün güncel ve çağdaş bir anlatının merkezine yerleştiğini hissetmiştim. Film artık sadece izlediğim bir şey değildi; içimde, benimle birlikte akan bir deneyime dönüşmüştü.</p>
<p>Azınlık olmak, çoğunluğun referanslarına uyum sağlamak demekse; bir anlatının merkezinde yer almak, o referansın kendisi olmak, bambaşka bir aidiyet duygusu yaratıyor.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/52-hertz-sahneden.jpg" alt="" width="472" height="630">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">52 Hertz oyunundan.</span></figcaption>
</figure>
<h4>52 Hertz</h4>
<p>Geçtiğimiz günlerde izlediğim “52 Hertz” tiyatro oyunu da bu duyguyu yeniden hatırlattı. İstanbul’dayım; ama sahnedeki dil, mekân, karakterler—hepsi bana ait. Üstelik bu deneyim yalnızca bir “cemaat sahnesi”ne sıkışmış değil. 2015 yılından beri Ermenice tiyatro üreten Hangardz gibi bir topluluğun varlığı, bu sürekliliğin en somut göstergesi.</p>
<p>Bu oyunda dört Kınalıadalı Ermeni kadın, yeni bir anlatı içinde karşımıza çıkıyor. Hikâyeleri belki bir felakete doğru ilerliyor; ama sahnede geçen o süre boyunca hayat tüm çelişkileriyle akıyor: itiraflar, yüzleşmeler, kaçışlar, kahkahalar ve kırılmalar…</p>
<p>Seyirciye düşen ise yalnızca izlemek değil. Lara’nın duygusallığında, Gayane’nin adanmışlığında, Tara’nın mizahında, Diana’nın yeteneğinde kendinden bir şey bulmak. Ve belki de en önemlisi, bütün bu anlatının içinden geçerken, kendinle yüzleşmek.</p>
<p>Çünkü bazen bir isim, bazen bir melodi, bazen de bir sahne… İnsan en çok, kendini gördüğü yerde durup düşünmeye başlıyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/52-hertz-afis.jpg" alt="" width="417" height="598"></p>
<h4>“Kınalıada, itiraflar ve biraz da biz”</h4>
<p>Oyunu arkadaşım Gizem İnanç  ile  (şu an Galatasaray Üniversitesi’nde sosyoloji alanında kimlik ve aidiyet üzerine doktora çalışmalarını sürdürüyor) izledik. Sonrasında onun da görüşlerini merak ettim ve en iyisi röportajla karışık bir sohbet gerçekleştirelim dedim.</p>
<p><strong>Oyunda dört kadın karakter kadar Kınalıada da güçlü bir kimlik olarak karşımıza çıkıyor. Kınalıada benim için üç yaşından beri yaz demek: Kuzen, tost, yosun, bisiklet, klor, ceviz, yürüyüş, dondurma, sivrisinek, sessizlik.. Sokak lambasının sarı ışığı, adanın arkasındaki kayalar, kilise çanı, ladin kokusu, deniz taşı ve dans etmek. Ada insani bir hız ve boyutta yaşanan spontane karşılaşmalar, sade sürprizler, sınırsız ihtimaller demek. Her Haziran “pari amar” ile  (İyi yazlar) başlayan, her Eylül gizli-muzur gülüşlerle biten yaz demek… Sendeki karşılığı ne Gizem ?</strong></p>
<p>Kınalıada aslında belirgin ama bir o kadar da akışkan bir kimlik olarak sunuluyor. Sanki farklı farklı maskeleri var ve İstanbul’daki bir çok mekân gibi o maskelerini değiştirerek bir çok kimliğe bürünüyor. Bana oyundan yansıması da sanki güvenli bir alan imgesi oldu. Topluluk halinde olunduğunda değişse de, bireysel olarak çocukluğun, kadınlığın, aşkın özgür yaşandığı güvenli bir alan.</p>
<p><strong>Dört kadının bir felaket karşısında dökülen itiraflarında, onları ne kadar çok tanıdığımı fark ettim. Hayatlarına bazen belli bir mesafeden bazen çok yakından şahit oldum. Kendileri ve birbirleriyle ilgili anlattıkları birçok şeye dair bilgim olduğu için, oyun gibi değil, sahici bir hisle, “fazla şey bilen bir seyirci” gibi özel hissederek, ama bir yandan da bu şeffaflığa dair biraz huzursuz izledim.  Bu itiraflarda seni en çok ne etkiledi?</strong></p>
<p>Çok insana dair olmaları. Çekişmeler, kıskançlıklar, yargılar, dayanışma hepsi bir arada çok insan geldi bana. Bir de mizahlarını çok sevdim. Mizahla acıyı kırıp yeniden şekillendirip sunmaya bıraktıkları alanı sevdim. Spinoza’ya göre kişi, olayların nedenlerini anladığında, tutkuların esiri olmaktan çıkar ve kendine/olaylara "yukarıdan" bakarak güler. Bunu sahneye koymayı başarmışlardı.</p>
<p><strong>Oyundaki Ermeni dili, müziği, kültürü oyunla aramdaki mesafeyi sıfırladı.  Her imayı, her kelimeyi yakaladım. Şorora şarkısıyla sahnede dans edişimi mesela.  Diana’nın Doğu Ermenicesi, Gayane’nin adı, Lara’nın aile hikâyesi, Tara’nın endişe içermeyen kararları… Maral ile sahneye çıktığımda Şorora şarkısıyla solom var. Bu yakınlık bazen çıplaklık gibi huzursuzluk hissi verse de genelde aşırı heyecanlı ve mutluluk vericiydi.  Peki bu durum sende bir mesafe yarattı mı?</strong></p>
<p>“Mesafe” çok doğru bir kelime mi bilemedim. Ama anlamadığım bir dilde anlam üretme çabasıyla biraz empati kurdum. Sonra türkünün ezgisinin her dilde aynı tınladığını, Diana’nın sevgi ve dayanışma hikâyesinin kelimeleri hangi dilde olursa olsun, duygusunu bir şekilde geçirdiğini düşündüm. Ama belki ben fazla aşinayımdır.</p>
<p><strong>Müzik, dans, sahneleme, dramaturjik yapıdan bahsetmemek olmaz: Oyunun açılış sahnesi,  oyunun kapanış sahnesi, Kınalıada yol tarifi sahnesi, Gayane’nin dansı, anonsların soğukluğu, söylenen şarkılar, fon müzikleri, tüm sesler, su sesi, ada sesi, iç çekmeler… Su, köpük, kozmetik unsurların kullanılması.. Ve tabii ki Ferdi Özbeğen’in “Sır Olan Saklı Aşkı” na eşlik eden hareket düzeni aklımda en çok kalan anlar.  Bunların sendeki karşılığı?</strong></p>
<p>Ferdi Özbeğen’in "Gündüzüm Seninle" şarkısındaki koreografinin ruhsuzluğu kaldı gözümde, hani umutsuz bir hal. Ferdi Özbeğen’in de Ermeni - Türk bir ailesi olduğunu bu oyundan sonra öğrendim. Bir de sözlerle maviye boyanan yüz, kimlik ve birey meselelerini düşündürdü. Tabii bir de tahliye vapuru anonsu.  Basit bir anonsun zamandan başka hiçbir şeyi söylemeyip çok şey betimlemesi.</p>
<p>Sohbetle karışık röportajımız böyle. Kısacası, sahnede dört kadın vardı ama salonda izleyen herkes biraz kendini izledi. Siz de izleyin.</p>
<div class="box-12">
<p><strong>52 Hertz</strong></p>
<p>Yapım: Hangardz</p>
<p>Metin: Ortak Üretim</p>
<p>Yönetmen: Zinnure Türe</p>
<p>Dramaturg: Miran Bulut</p>
<p>Oyuncular: Diana Chilingaryan, Garine Maral Çizmeciyan, Lara Narin, Tara Demircioğlu</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 10:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Yeğenime vereceğim en değerli hediye babasının hikâyesiydi”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yegenime-verecegim-en-degerli-hediye-babasinin-hikayesiydi-40550</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/yegenime-verecegim-en-degerli-hediye-babasinin-hikayesiydi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yegenime-verecegim-en-degerli-hediye-babasinin-hikayesiydi-40550</guid><description><![CDATA[Gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz, Silivri Hapishanesi’nde kaleme aldığı “Kardeşim Boro: Kanatlarını Göçte Bırakanlar” kitabıyla bu kez Türkiye’ye gelen göçmenleri değil, Anadolu’nun son 60 yıllık iç göç tarihini anlatıyor. Ama bu kez "esas" mesele farklı. Bu, bir kardeşe vefa ve özlem kitabı. Bir yönüyle de babasını tanımadan büyümüş bir yeğene "hediye".]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de göç, mültecilik, emek sömürüsü ve yerinden edilme konuları denilince akla gelen ilk isimlerden biri gazeteci Ercüment Akdeniz. Kendisini, çalışmalarını bilip takip etmeme rağmen yüz yüze tanışma fırsatı bulamamıştık hiç.</p>
<p>Akdeniz geçen sene Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması nedeniyle gözaltına alındı, 22 Şubat'ta tutuklandı. O zaman, "Madem yüz yüze tanışamadık, o zaman mektuplaşalım" diye düşünüp röportaj sorusu iletmiştim Silivri Hapishanesi'ndeki Akdeniz'e. </p>
<p>Ama hayat bu, bilirsiniz. Bazen bazı şeyler illa ki kendi zamanını bekliyor. Ercüment Akdeniz'e ilettiğimiz soruların yanıtları bana hiç ulaşmadı. Sonradan Akdeniz'den de öğrendim ki, sorular da ona hiç ulaşmamış! Dedim ya bazı şeyler kendi zamanını bekliyor diye. Ercüment Akdeniz'in Silivri'de yazdığı “Kardeşim Boro: Kanatlarını Göçte Bırakanlar" kitabının çıkmasıymış bizim de buluşma zamanımız.</p>
<h4>Bu bir özlem kitabı</h4>
<p>Akdeniz, Tekin Yayınevi'nden çıkan altıncı kitabında diğer kitaplarından alışkın olduğumuz üzere  Türkiye’ye gelen göçmenleri değil, Anadolu’nun son 60 yılına yayılan iç göç tarihini anlatıyor bu kez. Kitapta, Türkiye’nin yakın tarihini, iç göç hareketlerini ve sınıfsal eşitsizlikleri okuyoruz. Ama bu kez "esas" mesele farklı. Bu, bir kardeşe vefa ve özlem kitabı. Bir yönüyle de babasını tanımadan büyümüş bir yeğene "hediye".</p>
<p>Yazar, kardeşi Boro’nun yaşam öyküsünü merkeze alarak okuru Varto, Malatya, İskenderun ve İstanbul hattında bir yolculuğa çıkarıyor. Depremler, kırımlar, darbeler, yoksulluk ve siyasal çalkantılarla örülü bu rota; aynı zamanda Türkiye emekçilerinin, yoksullarının ve yerinden edilenlerinin de ortak hikâyesi haline geliyor.</p>
<p>“Kardeşim Boro”yu okuyup Akdeniz’le görüşmek üzere İlke TV’ye giderken aklımda çiçeği burnunda “Alamancı” kardeşim vardı. Sohbetimiz boyunca sık sık Boro’yu andık. Ailelerimizin göç hikâyelerini konuştuk. Ercüment Akdeniz'in yanından ayrılırken ise aklımda bu kez, “Aramızda çok büyük bir aşk, derin bir bağ var” diyerek anlattığı kardeşlik ilişkisi ve sevginin sınır tanımayan hali kaldı. Abla-abi olmak, birini kendinden çok sevmek ve sonsuzluğa kadar özlemek...</p>
<p>Okuduğunuz bu satırları ise kardeşine büyük bir sevgiyle bağlı başka bir insanın, amcamın cenazesinden dönerken, babamın yanında yazıyorum. Aklımda bir kez daha özlemin sonsuzluğu ve karşısında bir şey yapamayacak olmanın çaresizliği var.</p>
<p>Başta söylemiştim, bazı şeyler illa ki kendi zamanını bekliyor. Umarım bu Ercüment Akdeniz'le sohbetimize siz kendi zamanında, doğru bir anda denk geliyorsunuzdur. Buyurun Ercüment Akdeniz'le sohbetimize, Silivri'den ebabilleri anarak yazdığı kitabına, hiç özlenmeyen Silivri anılarına ve kardeşi Boro'ya...</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/boro-kitap.webp" alt="" width="405" height="630"></p>
<p><strong>Nasıl çıktı bu kitap ortaya?</strong></p>
<p>Bu kitabın yazım öyküsü 29 yıla dayanıyor. Hep kafamda olan bir kitaptı. Genellikle Türkiye’ye dışarıdan gelen göçmen ve mültecilerin haberlerini yapıyorum. Kitaplarım da zaten hep onları anlatıyordu. Bu ise biraz anı kitabı, vefa kitabı, bir kardeşe özlem kitabı. Zaten kafamda hep dolaşıyordu ama onu hiçbir zaman böyle bir göç kitabı olarak tasarlamamıştım. Kafamda öyle bir şey yoktu.</p>
<p><strong>Göç konusundaki haberleriniz ve araştırmalarınızın da etkisi vardır bu ilgide diye düşünüyorum.</strong></p>
<p>Tabii. 2012’den beri göç haberleri yapıyorum, bunlar bende de bir şey biriktirdi. Hikâyenin içine girdikçe şunu fark ettim: Bu kitabın sosyolojik arka planında Anadolu’nun iç göçleri, sosyoekonomik arka planında da bu deneyim var. Yıllardır göçmenlerin, mültecilerin haberlerini yapıyorum. Her haber aslında toplumda bir farkındalık ve empati oluşturma çabasının parçasıydı, yerleşik toplum ile göçmenler arasında bir köprü kurmaya çalışıyordum. Bunu bir kitap üzerinden de yapabilir miyim diye düşündüm. Anadolu’nun iç göçü üzerinden aynı duyguyu, aynı mesajı kurmak mümkün müydü? Zamanla bu benim için bir amaca dönüştü. Çünkü aslında hangimiz göçmen değiliz ki?</p>
<p><strong>Bir aile hikâyesi olmanın yanı sıra siyasi arka planı da var. Üç aşamalı diyebileceğimiz bir göç hikayeniz var. Anlatır mısınız biraz?</strong></p>
<p>Kitabın siyasi arka planı da var tabii. Benim kıstas aldığım yer 1966 Varto depremleri. Oradan başladım. Biz Vartoluyuz. Dört kuşak öncesine gittiğimiz zaman, göçün en büyük nedenlerinden biri depremlerdi. Varto iki büyük deprem yaşadı. Ama biraz daha geriye gidince şunu görüyoruz: Bizim köyümüz zaten Ermenilerle birlikte yaşanan bir köy. Ermenilere uygulanan zulüm, tehcir, sürgün… Bizim köyümüz de bütün bunları yaşamış. Yaşlılarımız bunlara tanıklık etmiş. Kendileri de ayrıca göçmenler. Uzun yollardan, boylardan gelmişler, Varto’ya tutunmuşlar. Depremlerden sonra ise bir kez daha göç etmek zorunda kalmışlar.</p>
<p>Bu göç silsilesinin içinde ekonomik nedenlerle yapılan göçler var. Sonra siyasi baskılar nedeniyle gerçekleşen göçler var. Çünkü burası çok politik bir yer. 1980’ler öncesinde solun çok güçlü olduğu bir yer. Buna bağlı siyasi göçler yaşanıyor. 1990’lı yıllara baktığımızda çatışma süreçlerini görüyoruz. Orada da bir göç var.</p>
<p><strong>Sizin ailenizin nasıl bir göç hikâyesi var?</strong></p>
<p>Çekirdek ailemin göçü daha çok ekonomik nedenlerle gerçekleşmiş bir göç. Babam hademe olarak Malatya’da bir okulda çalışıyor. Ben daha bir yaşındayken oraya göçüyoruz. Orada nüfus kütüğüne falan yazıyorlar beni. Sonrasında üç tane göç rotası çizdim. Bir tanesi güney göçü. Çünkü İskenderun bir sahil kenti olduğu için orada hem liman var, hem demir-çelik fabrikaları var, hem de belediye hizmetleri var. İş bulmak için Kürt Aleviler güneye iniyorlar. Bizim ailemiz de güneye iniyor. Birinci rotamız bu. Zaten benim çocukluk yıllarım da orada geçiyor.</p>
<p>Fakat babam orada da aradığı işi bulamıyor ve inşaat işçiliğine başlıyor. Ama geçim zor. İskenderun o dönemde Alevi Arapların, Türklerin, sonradan gelen Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığı kozmopolit bir yer. Ermeni, Hıristiyan, Yahudi çok sayıda insanın da bulunduğu bir yerdi; gerçi bugün pek kalmadılar. Biz böyle kozmopolit bir yerde büyüdük. Yani göçü yaşadık, o geçişkenlikleri yaşadık.</p>
<p>İkinci göç rotası ise İskenderun-Suudi Arabistan hattı. Babamın, kitapta da anlattığım, dokuz yıllık göçmen işçilik hikâyesi… Geride kalan aile de aslında bir göçmen ailesidir. Yani bir göçmen işçinin yolunu bekleyen aile de göçmendir. Onun bütün yükünü, dramını, eziyetini, özlemini biz yaşadığımız için, aslında bu durum göç toplumunu en iyi gösteren fotoğraflardan biri.</p>
<p><strong>Üçüncü istikamet İstanbul sanırım.</strong></p>
<p>Üçüncü göç rotası da İskenderun-İstanbul hattı. Orada ben üniversite kazanıyorum. Kardeşimin siyasi bir ceza alması ve ülkeyi terk etmek zorunda kalması var. O geçişkenlikte İstanbul, Bükreş ve Bremen hattı ortaya çıkıyor. Oradaki zorlu, meşakkatli göç yollarını anlatmaya çalıştım. Böylelikle şunu gördüm; bu sorunun finalini de böyle tamamlayayım: Demek ki bu toplumda ve bu topraklarda yaşayan her insan en az bir 60 yıllık göç yolculuğunun parçası olabilir. Hepimizin dört kuşaklık hikâyesinde bu var. Balkan göçü, Çerkes Soykırımı’ndan gelenler, Ermenilerin yaşadığı sürgünler, Kürtlerin ve Alevilerin sürgünleri, Avşar Türkmenlerinin göçleri… Hepsi birbirinin içine geçiyor. Tarihe böyle bir yolculuk yapmak herkese iyi gelir. Hakikatle yüzleşmeyi sağlar. İyileştirici bir tarafı vardır.</p>
<h4>"Eşitlik ilişkisi esas olmalı"</h4>
<p><strong>Kısa Dalga'dan Hilal Yağız'a verdiğiniz röportajda göçün fazla romantikleştirildiğinden söz ediyordunuz. Orada tam olarak neyi kastetmiştiniz? Göçü romantikleştirmeden konuşabilmek için nereden bakmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Herkes insan ve hepimiz özneyiz. Kimsenin kimseye üstünlüğü olmaması gerekir. Bir vatandaşlık belgesinin başka insanlar üzerinde üstünlük sağlamaması lazım. Ama maalesef yerleşik hayatta böyle bir ayrım var ve bu yüzden iki tür eğilim gelişiyor. Göç etmek zorunda kalan insanları ister yerli göçmenler olsun ister dışarıdan gelenler toplumun eşit ve temel bir parçası olarak görmezseniz, ilk olarak nefret üretiliyor. “Geldiler, işlerimizi aldılar”, “demografiyi bozuyorlar”, “kültürü bozuyorlar”, “istila ediyorlar” gibi söylemler ortaya çıkıyor. Bu insanlar bir nefret nesnesine dönüştürülüyor ve bunu körükleyen siyasi akımlar da var.</p>
<p>İkinci eğilim ise daha romantik görünen ama yine eşitlik kurmayan bir yaklaşım. Bu kez insanlar acınacak bir nesneye dönüşüyor. Yani birlikte yaşayan, hayatı beraber değiştirebilecek eşit bir özne olarak görülmüyorlar; daha çok yukarıdan bakılan, yardım edilmesi gereken kişiler olarak ele alınıyorlar. Bu da doğru bir yaklaşım değil çünkü eşitlik ilişkisi kurmuyor.</p>
<p><strong>Siz bu kitabı yazarken bu tartışmalarla nasıl bir ilişki kurdunuz?</strong></p>
<p>Ben bu kitabı yazarken de böyle düşünüyordum ama yazdıktan sonra bu fikir kafamda daha da netleşti. Çünkü Anadolu’daki iç göçte çok belirgin kültürel farklar olduğunu gördüm. Kimlik, dil, din, mezhep gibi pek çok unsur devreye giriyor. Göç eden insanlar kentin en kötü mahallelerinde yaşamaya başlıyor, gettolaşıyorlar. Maraşlılar Mahallesi, Çorumlular Mahallesi, Vartolular Mahallesi, Karadenizliler Mahallesi gibi yapılar oluşuyor. Kent onları hemen kabul etmiyor; aksine önce dışlıyor. Onlar ise tek taraflı biçimde o kentin parçası olmaya çalışıyor. Bu yüzden ciddi bir kültürel bunalım, travma ve geçiş dönemi yaşıyorlar.</p>
<p>Bunun yanında çok güçlü bir sınıfsal boyut da var. Göç eden topluluklar, Anadolu’nun iç göçünde de olduğu gibi, en güvencesiz, en düşük ücretli ve en kolay sömürülebilir işlerde çalışıyor. Eğer bizim annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz bunları yaşadıysa ve bugün genç kuşak hâlâ beyaz yakalı ya da mavi yakalı olarak benzer bir devinim içindeyse, o zaman göçmenlere ve mültecilere yönelen ayrımcılıkla bizim yaşadığımız ayrımcılık arasında büyük bir benzerlik var demektir.</p>
<p>Dolayısıyla “Evet, biz bu ayrımcılığa uğradık ve hâlâ uğruyoruz” diyebildiğimiz noktada, ayrımcılığa uğrayanların birleşebileceği bir dünya ihtimali de ortaya çıkıyor. Ben meseleye biraz da sınıfsal bir perspektiften bakıyorum. Çünkü yerli ya da göçmen emekçiler, sermaye açısından sürekli birbirine rakip hâline getiriliyor: en ucuza kim çalışacaksa ondan yararlanılıyor. Bu ayrımcılığı yaratanlar da zaten bu sömürü düzeninden sermaye birikimi elde edenler ya da bundan fayda umanlar. Eğer biz de emekçiler, yoksullar, dışlanan halklar ve azınlıklar olarak aynı ayrımcılığı birbirimize uygularsak, hepimizin yönetilmesi ve sömürülmesi daha kolay hâle geliyor. Böylece bu durum bir zincire dönüşüyor.</p>
<h4>"Cezaevi olmasaydı yine ertelenirdi"</h4>
<p><strong>Tekrar kitaba döneyim. 243 gün kaldığınız Silivri Hapishanesi'nde yazdınız kitabı. Hiç bilemeyeceğimiz bir ihtimal tabii ama hapishanede olmasaydınız yine de yazar mıydınız bu kitabı? Dışarıdayken ertelediğiniz oldu mu kitabı?</strong></p>
<p>Oldu, çok oldu. Böyle bir hikâyeyi yazmaya cesaret etmek kolay değil. “Hakkını verebilir miyim?” sorusu sürekli duruyor. Zamanla daha iyi olmak, daha iyi anlatmak, daha iyi yazmak istiyorsunuz. Bu hiç bitmiyor. İkincisi de gazetecilik temposu. Sürekli üretim içindeyken, yazıya uzun bir alan açmak zor. Cezaevi olmasaydı muhtemelen çok daha uzun süre ertelenirdi.</p>
<p><strong>Koğuşta kaldınız. Kalabalık bir ortam var. Size sağlanan koşullar malum. Nasıl anlatırsınız o günleri ve oradan bir kitap çıkmasını?</strong></p>
<p>Ben Silivri'deyken gazeteci arkadaşlarım Furkan Karabay ve Yıldız Tar da oradaydı. Milletvekilleri geliyor, avukatlar geliyor, gazeteciler geliyor görüşmeye. Hatta Furkan'la şöyle bir anımız var. Furkan adlilerin koğuşunda kalıyor, biz siyasilerin koğuşundayız. Avukat kabinine geldiğimizde onu bir gardiyan getiriyor, beni de bir gardiyan getiriyor. Görüşmek, konuşmak, sarılmak yasak; sadece göz işaretleriyle selamlaşıyoruz. O bile çok güçlü bir şey tabii. Bunu neden anlattım, çünkü Furkan da Silivri'den yazdığı öyküleri kitaplaştırdı. Bizim kitaplarımız kardeş kitaplar. Silivri'den yazdıklarımız aynı yerden, Tekin Yayınevi'nden çıktı. Furkan'ın kitabı "Bizim Burada Ne İşimiz Var"ı çıkar çıkmaz okumaya başladım. Ve şunu fark ettim: adlilerin koğuşunda başka bir dünya var, siyasilerin koğuşunda başka bir dünya var. Birbirini tamamlayan iki kitap gibi oldu benim gözümde.</p>
<p><strong>Siz siyasiler koğuşundaydınız. Kalabalıkta yazmak nasıldı? </strong></p>
<p>Kitabın yazım süreci de şöyle oldu: bize harita metot defterleri veriyorlardı, kareli defterler. Bir de tükenmez kalem vardı. Kantinden A4 kâğıt da alabiliyorduk. Önce “Kuşlar Serisi”ni yazıyordum, İlke TV ve Polente’ye haftalık metinler. Onları yazarken kafamda kitap fikri vardı ama kalabalık ortam çok zordu; 40’ı aşkın insan, yerde yatanlar, sürekli gürültü…</p>
<p>Kitap ise başka bir şey; daha fazla konsantrasyon gerektiriyor. Oradaki arkadaşlar da sağ olsun çok yardımcı oldular. “Bu arkadaş yazacak, gazeteci çalışmaya devam edecek” diye bir dayanışma oluştu. Odalar vardı mesela, normalde 4 ranza ama 5–6 kişi kalınıyor. Bir masa, bir sandalye var; nasıl kullanılacaksa öyle bir düzen. Büyük bir fedakârlık yaptılar, bunu hiç unutamam. Gürültüden korunmak için kulaklıklı bir radyo bile verdiler.</p>
<p><strong>Koğuş arkadaşlarınız biliyor muydu ne yazdığınızı ya da okutuyor muydunuz?</strong></p>
<p>Hiç edebiyatla ilgisi olmayan, okuma yazmayla çok bağı olmayan birine de yazdıklarımı okutuyordum. Anlaşılıyor mu diye bakıyordum. Aynı şekilde iyi edebiyat okuyan birkaç kişiye de okutuyordum. Bu benim için önemli bir test oldu. Redaksiyonu içeride yaptım zaten; zaman boldu, birkaç kez yeniden yazdım. Taslaklar hâlâ durur. Sonra avukatlara verdim, dışarıda edebiyatçılar da baktı. Çıktığımda bilgisayarda son halini vermek kolay oldu. Editörüm Sakine Yalçın da çok katkı sundu, birlikte tamamladık.</p>
<p>Aslında Kuşlar Serisi’ni yazarken bile kitabın matematiğini düşünüyordum: zaman nasıl akacak, tarih nasıl işleyecek, geri dönüşler nasıl olacak… Orada bir cezaevi deneyimi var ama aynı zamanda bir zaman-mekân geçişkenliği de var. Bir yandan geçmişe, bir yandan bugüne giden bir yapı kurmaya çalıştım. O süreçte çok okuma yaptım. Özellikle İran edebiyatı bana çok şey öğretti; roman ve anı kurgusu açısından önemli bir etkisi oldu. Sonunda da o geçişken yapı ortaya çıktı ve beni de en çok o rahatlattı. Sonrası zaten geldi.</p>
<h4>"Bu kitap diğerlerinden farklı"</h4>
<p><strong>Göçü edebiyatla anlatmak, insanlara kitabı okurken daha farklı bir bakış açısı sunabilir mi? Normalde göçmenleri nefret objesine dönüştürme hali var. Ama bunun karşısında, insani yönü öne çıkaran bir anlatım, o romantikleştirme sınırına da düşmeden, empatiyi artırabilir diye düşünüyorum. Sizin fikrinizi merak ettim.</strong></p>
<p>Şöyle söyleyeyim: Ben çok yabancısı olduğum bir alan değil. Benim haber tarzım zaten daha çok portreler üzerine kurulu. Yaptığım haberler de genelde öykü tadı taşıyan, duygusal geçişkenliği olan işler oluyor. Ama bunu yaparken habercilik nosyonundan da uzaklaşmamaya çalışıyorum.</p>
<p>Yani anlatımda hep bir öykü tadı oluyor. Bu yüzden çok zorlandığımı söyleyemem. Tabii kuramsal olarak bu meselenin tartışılması önemli. Zaten bu konuda çok sayıda makale yazdım, birkaç kitabım da kuramsal düzeyde. Çünkü toplumun entelektüel çevreleriyle, sendikal çevrelerle, politik alanla bu konuyu kuramsal bir düzlemde tartışmak ve bir perspektif koymak gerekiyor. Bu da çok önemli. Yani bu iki alan birbirinin yerine geçmez. Ama dediğiniz gibi edebiyatın daha geçişli, duygusal ve kalbe hitap eden bir tarafı var. Empatiyi daha doğrudan kurabiliyor. Ben de bu kitaptaki geri dönüşlerde bunu gördüm, hep şunu söylüyorlar: “Önceki kitaplarından farklı.” Önceki kitaplarımı da okumuşlar ama bu tarzı daha çok sevdiklerini, daha çok etkilendiklerini söylüyorlar.</p>
<p><strong>Bu kitap sizin için bir kardeşlik hikâyesi mi, bir sınıf hikâyesi mi? Yoksa Türkiye’nin yakın tarihine ve göç yolculuğuna dair genel bir anlatı mı?</strong></p>
<p>Benimle kardeşim arasındaki ilişki bir aşk ilişkisidir; çok güçlü ve çok derindir. Öncelikle onu anlatmak istedim. Çünkü çok müstesna bir karakter. Tabii bu aynı zamanda ailemle de ilgili bir hikâye. Özellikle babasını hiç tanımamış bir çocuğa yazmak, en başından itibaren büyük bir sorumluluktu.</p>
<h4>"Yayımlanmasın diye düşündüm"</h4>
<p><strong>Ekstra bir sorumluluk hissettiniz mi?</strong></p>
<p>Evet, hissettim. Amca olmak biraz “baba yarısı” olmak demek. Ona verebileceğim en iyi şey, babasının hikâyesiydi. Hatta bir ara şunu düşündüm. Bunu ilk kez size söylüyorum. İlk başta dedim ki, yazayım ve sadece kızına vereyim, basılmasın. Ona ait olsun; isterse şimdi, isterse yıllar sonra yayımlar. Ama sonra yayımlanması gerektiğine karar verildi ve öyle oldu.</p>
<p>Birinci boyutu buydu. Ama ikinci boyutu şu: Biz gazeteciyiz, yaptığımız işlerde topluma da bir şey vermek zorundayız. Burada büyük bir cevher vardı; sınıfsal, sosyolojik, psikolojik ve kültürel karşılaşmalar açısından. Bunu sadece bir kişinin hikâyesi olarak değil, bir göç hikâyesi olarak, yüz binlerin hikâyesiyle kesişen bir yerden anlatmak daha doğru oldu. Boro kahramanlaştırılmak istemezdi. O, büyük bir hikâyenin içinde tek bir damla olmayı tercih ederdi; ama taşıyan bir damla.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 09:58:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ArtContact, Ermenistan’dan ressamları ağırladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/artcontact-ermenistandan-ressamlari-agirladi-40549</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/artcontact-ermenistandan-ressamlari-agirladi-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/artcontact-ermenistandan-ressamlari-agirladi-40549</guid><description><![CDATA[13-17 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen 6. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı ArtContact Istanbul, Ermenistan’dan sanatçı ve galerileri de ağırladı. Fuarda ilk kez yer alan Arame Art Gallery’nin kurucusu Aram Sarksyan ve ressam Tigran Matulyan'la sanat aracılığıyla kültürel diyalog kurmanın önemini konuştuk.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>13-17 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşen, 6. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı ArtContact Istanbul’un Ermenistan’dan ziyaretçileri de vardı. Yenikapı Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi'nde gerçekleşen fuar, 40 ülkeden sanatçıyı ve binlerce eseri bir araya getirdi.</p>
<p>Ermenistan’ı galeri olarak temsil eden "Arame Art Gallery" ziyaretçilerin odak noktalarından biriydi. Fuarda Arame Art Gallery’nin kurucusu Aram Sarksyan ve ressam Tigran Matulyan ile buluştuk.</p>
<p><strong>Aram Sarksyan, "Arame Art Gallery"nin kurucusu olarak ilk sorumu size yönelteyim. Galerinizi bize tanıtır mısınız? Kaç şubeniz var?</strong></p>
<p>Aram Sarksyan: "Arame Art Gallery", 2003 yılında Ermenistan'da kuruldu. Yerevan'da iki galerimiz var; ikisi de tam merkezde yer alıyor. Lübnan'daki galerimizin de iki şubesi var. Galerimizin en temel amacı, Ermeni sanatçıları uluslararası bir platforma, uluslararası sahneye taşımak. Burada sergilenen eserlerin ressamlarını tüm Ermenistan tanıyor ancak sorun şu ki bu yetenekli sanatçılarımızın Ermenistan dışında da tanınmasını istiyoruz. Bu nedenle dünya genelindeki festivallere ve uluslararası sergilere katılıyoruz. Sergilerin yanı sıra yayıncılık faaliyetleriyle de son derece aktif biçimde ilgileniyoruz. 23 yılda 30'dan fazla sanat kataloğu yayımladık. Tüm ressamlar hakkında hem kitaplar yayımlıyor hem de filmler çekiyoruz.</p>
<p><strong>İstanbul'a ilk kez mi geldiniz?</strong></p>
<p><strong>A.S: </strong>Daha önce iki kez İstanbul'u tanımak, sanat piyasasını görmek ve özgünlüklerini anlamak amacıyla "Contemporary Istanbul"a gelmiştim. Bu, İstanbul'a üçüncü ziyaretim ve artık 6. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı olan "ArtContact Istanbul"a katılıyoruz. Belirtmek isterim ki iki ay önce "Art Ankara"da fuarına da katılmıştık.</p>
<p><strong>İstanbul size nasıl hissettirdi?</strong></p>
<p><strong>A.S: </strong>İstanbul, zengin tarihe sahip bir şehir. Bir cemaati var. Burada Ermenilerin yaşadığını ve çalıştığını görmek bizi çok duygulandırdı. Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'ni ziyaret ettik, çok güzeldi. Bütün bunlar bize çok yakın geliyor. İstanbul'da böyle bir tarihin var olmasından gurur duyuyoruz.</p>
<p><strong>"Art Ankara"ya nasıl katıldınız?</strong></p>
<p><strong>A.S: </strong>Yılın başında "Arame Art Gallery" olarak "Art Cairo"ya katıldık. Orada bize son derece saygıdeğer bir beyefendi yaklaştı; Bilgin Aygül. "Art Ankara"nın kurucusu olduğunu anladığımız bu kişi, sanatımızdan çok etkilenmişti. Sanatçılarımızın eserlerini çok güzel değerlendirdi ve bizi "Art Ankara"ya katılmaya davet etti. Ankara'da büyük bir başarı elde ettik. Sanatımız çok yüksek değer gördü, bu açıdan mutluyuz.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/berge-arabian-photo-aram-sargsyan-2.jpg" alt="" width="451" height="300">
<figcaption> <span style="font-size: 10pt;">Aram Sarksyan. Fotoğraf: Berge Arabian.</span></figcaption>
</figure>
<p><strong>Ankara'ya kaç sanatçının eserini götürdünüz ve İstanbul'a kaç sanatçının eserini getirdiniz?</strong></p>
<p><strong>A.S: </strong>Ankara'ya dokuz sanatçının eserlerini götürmüştük. İstanbul'a da dokuz sanatçının 44 eserini getirdik. Bugün Ruben Grigoryan, Vahagn Harutyunyan, Arthur Sarafyan, Tigran Matulyan, Igor Pron, Avetis Khachaturyan, Aram Hakobyan, Marat Markarian ve Sarkis Hamalbashyan’ın eserleri İstanbul'da sergilendi. Ancak "Arame Art Gallery" olarak yaklaşık 40 sanatçıyla çalışıyoruz. Bu sergide figüratif sanatı sunduk. Tigran Matulyan, emektar bir ressam ve Ermeni Çağdaş Sanat Müzesi'nde işleri sergilenen bir isim.</p>
<p><strong>Lübnan zor günler geçiriyor. Siz de tam bu günlerde orada sergi açtınız.</strong> </p>
<p>30 yıldır Beyrut'a gidip geliyorum, bombalara alıştım artık. Bombalar durmadı ama biz yine de galeriyi açtık. Beyrut'ta 70 galeri var ama açık olan tek biziz. Bir sanatçıyı tanıtmak istedik; Albert Hakobyan'ın kişisel sergisiydi, iyi geçti.</p>
<p><strong>Lübnan'daki büyük patlamada galeriniz hasar gördü mü?</strong></p>
<p>Evet, çok hasar oldu. Yaklaşık 40 tablo zarar gördü. Bence Tanrı Matulyan'a iyi gözle bakıyor; onun tabloları hasar almadı.</p>
<p><strong>Matulyan, size gelelim. Sergi öncesi nasıl bir hazırlık yaptınız?</strong></p>
<p><strong>T.M: </strong>"ArtContact Istanbul"a altı eserimle katıldım. Son iki eserimi bu sergiye yetiştirebilmek için gece gündüz bir buçuk ay boyunca çizdim. Günde yaklaşık 15 saat resim yaptım. Çok güzel eserler ortaya çıktı. Son altı ayın en güzel eserlerini İstanbul'a gelmek için yaptım diyebilirim. Bunun sebebi hepinizi çok görmek istememdi.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/artcontact-ermenistandan-ressamlari-agirladi.jpg" alt="" width="529" height="298">
<figcaption>Tigran Matulyan, Fotoğraf: Berge Arabian</figcaption>
</figure>
<p><strong>Tablolarınızda renk dünyasının içine düşüyoruz. Bu renkli ve çok katmanlı tablolar hakkında neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>
<p><strong>T.M: </strong>Çok fazla renk kullanabilirim ama az renk görünebilir. Buna resimde "kolorit" denir; bu zaten tamamen teknik bir mesele. O önemli değil. Önemli olan şu: Tabloyu astık, herkes geldi saatlerce tabloma baktı. Tablolarım katmanlı ve altında tamamen farklı şeyler çizilmiş. Hiyeroglifler çizilmiş, tablonun içinde arıyorsun bulasın diye. Mozaik çalışmalar yaptım.</p>
<p><strong>Tablolarınızdaki kadınlar, nasıl desem, her zaman biraz tombul, neden?</strong></p>
<p><strong>T.M: </strong>Güzeli çoğaltıyorum. Tablolarımdaki kadınlar gerçek bir kişilik değiller. Ornamental bir dünya içinde çiziliyorlar. Yerevan'da "Ornamental Rüya" adıyla sergi açtım. Somut bir örnek vereyim: Nehir kenarına gittiğinizde küçük çakıl taşları var ama hiç kimse "bunlar güzel" demez. Ama üzerinde bir anda bir ornament, bir süsleme motifi görürsek, o taş hemen müzeye gider. Neden biliyor musunuz? Çünkü bu artık tarihdir. Ornament, yani süs iyiliğin ve güzelliğin simgesidir.</p>
<p><strong>Bugün Ermenistan'da sanatçı hak ettiği yeri buluyor mu?</strong></p>
<p><strong>T.M: </strong>Şu an Ermenistan'da sanatçının durumu çok zor. Sanatçı korumasız. Neden biliyor musunuz? Çünkü devlet güvencemiz yok. Her şey için zamana ihtiyaç var. Şimdi yavaş yavaş bazı şeyler değişiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 09:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Balat Yetimhanesi’nden kişisel hikâyeler dönemin ruhunu aydınlatıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/balat-yetimhanesinden-kisisel-hikayeler-donemin-ruhunu-aydinlatiyor-40548</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/21/balat-yetimhanesinden-kisisel-hikayeler-donemin-ruhunu-aydinlatiyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/balat-yetimhanesinden-kisisel-hikayeler-donemin-ruhunu-aydinlatiyor-40548</guid><description><![CDATA[Erzurumlu 8 yaşındaki Nazenig’in  farklı bir hikayesi var. 18 Şubat 1919 tarihli bir belgede okuduğumuza göre Balat semti sakinlerinden Rum bir kadın Nazenig’i bir Türk beyinin Fatih Çarşamba’daki evinden alarak yetimhaneye teslim eder. Nazenig 1918’de bu beyle beraber Diyarbakır üzerinden İstanbul’a gelmiştir ve Çarşamba’da onun evinde kalmaktadır.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Nazan Maksudyan’ın “The Orphan Nation: Gendered Humanitarianism for Armenian Survivor Children in Istanbul, 1919–1922” başlıklı makalesinde (*) de ifade ettiği gibi 1918 yılı sonundan itibaren İstanbul Ermeni toplumu yöneticilerinin en öncelikli hedefleri Anadolu’ya dağılmış veya bir şekilde İstanbul’a getirilmiş Ermeni yetim çocukların bulunup korunmaya alınmaları, Ermeni kimliklerine tekrar kavuşturulmaları, eğitimleri, meslek sahibi olmaları ve nihayetinde evlenerek yeni bir hayat kurmalarının sağlanmasıydı. 1915 ve sonrasında hayatta kalmayı başarmış olan bu çocuklar bir anlamda Ermeni toplumunun yeniden ayağa kalkışının da simgesiydi. Bir önceki yazımda da örneklerini vermeye başladığım gibi Balat Yetimhanesi arşivi de bu hedeflerin gerçekleşmesine yönelik her bir gayrete dair somut belgeler barındırıyor. Bu yazıda küçük kişisel hikayeler ışığında dönemin ruhunu incelemeye devam ediyoruz.</p>
<h4>Vorpahavak (Yetimlerin toplanması) faaliyetleri</h4>
<p>Mütareke Dönemi hükümetinin de bilgisi dahilinde olan Vorpahavak faaliyetlerinin, Ermeni yetimlerin hem kurumlar tarafından, hem de şahsi gayretlerle tespit edilerek himaye altında alınmaları şeklinde yürütüldüğüne tanık oluyoruz.</p>
<p>Haziran 1919 tarihli bir belgede yaşları 6 ile 12 arasında olan yedi yetimin yetimhaneye kabulü talep ediliyor. Şebinkarahisarlı Siranuş, Heranuş, Verkin, Ağvita, Nekdar, Armenuhi ve Şake isimli yetimler bölgedeki Razmig Vatansever Cemiyeti tarafından bulunarak Bay Nışan Köçegyan aracılığı ile İstanbul’a gönderilirler. Yine Haziran ayında Vorpahavak Heyeti üyesi Mihran Kalikyan’ın yetimhaneyi ziyaret ederek Kayseri’den getirdiği Meline ve Arusyag isimli yetimlerin durumlarını kontrol eder.</p>
<p>Konya, Sivrihasar ve Eskişehir dini önderi Rahip Kapriel Samuelyan Balat Yetimhanesi’ne yazdığı 18 Ağustos 1919 tarihli mektupta; Yerçanik isimli yetimin Taşlık Köyü’nde olduğu belirtilen kardeşi Antranig’in kendilerine teslim edilmesi için mülki idareye başvurduklarını yazar. Ancak 12 Ağustos’ta mülki idareden gelen yanıtta, polis müdürlüğü ve Taşlık Köyü İhtiyar Heyeti’den köyde Antranig veya Türkçe adı Selim olan bir çocuk bulunmadığı bilgisi verilmiştir. Rahip Samuelyan çocuğun kurtarılabilmesi için daha detaylı ve doğru bilgi verilmesini rica eder.</p>
<p>Bir önceki yazımda İstanbul’da kurtarılan Meline’den bahsetmiştim. Erzurumlu 8 yaşındaki Nazenig’in ise farklı bir hikayesi var. 18 Şubat 1919 tarihli bir belgede okuduğumuza göre Balat semti sakinlerinden Rum bir kadın Nazenig’i bir Türk beyinin Fatih Çarşamba’daki evinden alarak yetimhaneye teslim eder. Nazenig 1918’de bu beyle beraber Diyarbakır üzerinden İstanbul’a gelmiştir ve Çarşamba’da onun evinde kalmaktadır. Bu hikayede Nazenig’in yaşının küçük olması, çocukla ilgili tüm bilgilerin sağlanmış olması, diğer bazı örneklerde gördüğümüz gibi kendisine verilmiş Türkçe bir isimden bahsedilmemesi bende çocuğun iyi niyetle himaye ve sonrasında yetimhaneye teslim edildiği izlenimini uyandırdı.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/konya-dini-onderliginden-balat-yetimhanesine-gonderilen-yazi-hdva-balat-koleksiyonu-arsiv-no-oa5k5y0b196.jpg" alt="" width="415" height="525">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Konya Dini Önderliği’nden Balat Yetimhanesi’ne gönderilen yazı.</span> </figcaption>
</figure>
<h4>Yetimhanede bir şenlik: Ağavni Hovannesyan’ın düğünü</h4>
<p>Yetim çocukların güvenilir ailelere evlatlık verilmesi gayretlerinin yanısıra, yaşça büyük kızların uygun gençlerle evlendirilmelerinin de dönemin kabul gören uygulamaları arasında olduğunu görüyoruz.</p>
<p>10 Ekim 1919 tarihinde Balat Yetimhanesi’ne gönderilen 14 yaşındaki Kırkkiliseli (Kırklareli) Ağavni Hovannesyan yaklaşık iki yıl sonra 16 yaşında Balat Surp Hıreşdagabed Kilisesi’nde evlenir ve düğün pek neşeli bir şenliğe dönüşür. Bu evlilikle ilgili ilk belgeye 9 Ağustos 1921 tarihinde ulaşıyoruz . Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu Balat Yetimhanesi’ne gönderdiği yazıda Bay Garabed Nazaretyan’ın Ağavni’yi kendisine eş olarak seçtiği ve gerekli tüm formaliteleri yerine getirdiği bilgisi verilir. Eğer Yetimhane yönetiminin de bir itirazı yoksa evlilik töreni yerine getirilebilecektir. </p>
<p>Bu konuda Ağavni’nin bir söz hakkı olmuş mudur acaba? Yoksa ona düşen evlenerek hem hamilerine daha fazla yük olmamak, hem de çocuk dünyaya getirerek milletinin bekasını sağlamak mıdır? Ağavni biraz isyankar bir kız olmalıydı aslında. Bir yıl kadar önce, 30 Nisan 1920 Cuma sabahı iki arkadaşı ile yetimhaneden kaçmış, bulunduktan sonra tekrar yetimhaneye teslim edilmiş ve bundan sonra itaatkar olacağına dair söz vermişti. Onun bu evlilik hakkında ne düşündüğünü bilmesek de Yetimhane yönetiminin töreni oldukça ciddiye aldığını biliyoruz. </p>
<p>Nikahı üstrahip Amaduni kıyar. Hasköy Ardziv Öğrenci Birliği bandosu düğünde görev almak üzere davet edilir. Kilise töreni sonrasında yetimhanede bir kabul düzenlenir. Horenyan Okulu eski öğretmenlerinden Hımayag Zartaryan genç çifte mutluluk dileyen bir konuşma yapar. Tesadüfen orada bulunan Milli Maliye Sorumlusu Bay Canikyan da yetimhanedeki kabule davet edilir ve törenden o kadar etkilenir ki hemen ertesi gün üç lira bağışta bulunur. O gün yetimhaneye hakim olan duygunun her şeyin gelecekte daha iyi olacağına dair inanç ve iyimserlik olduğunu düşünüyor insan.</p>
<h3>Yetim kızların evlendirilmesi</h3>
<p>Yetim genç kızların uygun adaylar ile evlendirilmeleri fikri bugün bana kabul edilemez gelse de, yüz yıl öncesinin şartlarında ve içinde bulunulan çaresizlik ve kimsesizlik içinde, daha mutlu bir geleceğe doğru yürümek umuduyla seçilen bu kızlara arkadaşları imrenerek bakıyor olmalılar. Bu şekilde evlenmek üzere yetimhaneden ayrılan en az iki genç kız hakkında da bilgimiz var. Bunlardan biri Boston’lu zengin bir Ermeni ile evlenmek üzere seçilen Denekmadenli 16 yaşındaki Vartanuş Torosyan, diğeri ise Bay Mikael tarafından evlenmek üzere seçilen Muş’lu Takuhi Hagopyan. Damat adaylarının titizlikle incelendiğini de okuyoruz belgelerden.</p>
<p>Edirne’li Annig Şahinyan’ın hikayesi ise biraz buruk. Annig’in ismine ilk kez 12 Mayıs 1921 tarihinde rastlıyoruz. Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu’ndan gelen yazıda 14 yaşındaki Annig’in Türklerin elinden yeni kurtarıldığı ve bu nedenle özel ilgiye muhtaç olduğu bilgisi veriliyor. Belgenin üzerine ise kırmızı mürekkeple bir not düşülmüş: 491 no’lu doktor raporuna göre sağlıklı ve bakiredir. Bu bakirelik meselesi tabi son derece düşündürücü. Özellikle yaşça büyük kızların yetimhaneye kabul süreçlerinde sıklıkla gördüğümüz bu ibareyi yine Nazan Maksudyan’ın yazdıklarıyla bağdaştırırsak, hem geçmişe hem geleceğe yönelik çağrışımlar bulabiliriz.</p>
<h4>Annig’in buruk hikâyesi</h4>
<p>1915’ten “kurtarıldıkları” tarihe kadar bu kızlar istismara maruz kaldılar mı ve bundan sonra Ermeni kızlarına düşen belki de en önemli görev olan evlenmek ve çocuk doğurmaya uygun adaylar mıdır? Bir yıl sonra, Annig için de bir evlilik olasılığı belirir. Ancak birincil amacı yetimlerin korunması olan Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu’nun kesin kuralları vardır. Mayıs 1922 tarihli bir belgede yetimhanenin bir yazısına cevaben Annik Şahinyan isimli yetim ile ilgili evlilik talebinin yaşının küçük olması nedeniyle reddedildiğini okuyoruz. Evlenecek kızların 15 yaşından büyük olmaları gerekmektedir. Annig ise tam 15 yaşındadır. İlginç bir şekilde Haziran 1922’de ise bu kez evlat edinilmek istenir Annig. Bu talep de yaşının büyük olması nedeniyle reddedilir, çünkü evlatlık verilme en üst yaşı 10’dur. Bu iki belge maalesef zihnimizde pek çok soru uyandırıyor. Evlenmek ve evlat edinmek isteyen aslında aynı kişi miydi? Aynı idiyse yönetim buna dikkat etmeden mi bu talepleri merkeze göndermişti? Art niyet var mıydı? Ya da yetimlerin her türlü tehlikeden korunması gayreti ne kadar başarılı oluyordu? Annig bütün bunlardan haberdar mıydı? Bunların yanıtlarını bilemiyoruz ancak 15 yaşındaki Edirne’li Annig Şahinyan İstanbul’da kendisine bir yuva bulamadı ve Aralık 1922’de yetimhanede kalmış olan diğer kızlarla beraber Yunanistan’a gönderilmek üzere bir gemiye bindirildi.</p>
<p>KAYNAKÇA: Bu yazıda yararlanılan arşiv belgeleri Hrant Dink Vakfı Arşivi (HDVA), Balat Surp Hreşdagabed Kilisesi ve Khorenyan Okulu Koleksiyonu’na aittir.</p>
<p>(*) Maksudyan, Nazan (2020), E. Möller vd. (editörler), Gendering Global Humanitarianism in the Twentieth Century, Palgrave Macmillan Transnational History Series, https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5, sayfa 117-142.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 09:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dondurmaaaaaa]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dondurmaaaaaa-40547</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/05/25/dondurmaaaaaa.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dondurmaaaaaa-40547</guid><description><![CDATA[Peki ister bıçakla kesilen Maraş olsun, ister ipeksi Gelato; bu lezzetleri yolda yürürken bile pratik bir şekilde yememizi sağlayan o çıtır çıtır külah hayatımıza nasıl girdi? Bunun için 1904 yılındaki St. Louis Dünya Fuarı'na gitmemiz gerekir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Elia Kazan’ın 1963 yapımı başyapıtı "Amerika Amerika" filmi Erciyes Dağı'nın dondurucu ve sarp zirvesinde başlar. İki yoksul genç, Rum Stavros ve Ermeni Vartan, ellerinde kazmalarla devasa kar ve buz kütlelerini kesmektedir. Kestikleri bu ağır buz bloklarını sıcaktan erimemesi için çam pürçekleri ve samanlarla sarıp sarmalar, ardından katırlara yükleyerek tehlikeli yollardan aşağıya, kavurucu sıcağın altındaki kasabaya indirirler. Binbir emekle dağdan indirilen bu karlar, kasabanın zenginlerine ve sokaklardaki şerbetçilere satılır.</p>
<p>İşte bu zorlu kar ticareti, aslında Anadolu'nun en eski ve en doğal dondurması olan karsambacın da temelidir. Dağdan obruklara basılarak yazın şehre indirilen bu temiz karların üzerine bolca pekmez veya meyve şurupları dökülerek yapılan karsambaç, Toroslar'ın kavurucu sıcağında doğanın sunduğu en saf tatlıdır. Bugün modern restoranlarda afiyetle yediğimiz, meyve püresi ve buzdan oluşan sorbe, aslında o pekmezli karsambacın Batı mutfağındaki çok şık bir akrabasıdır. İşin en ilginç yanı ise, sorbe ile bizim şerbet kelimemiz arasındaki ilişki. Arapça içmek anlamındaki "şeribe" kökünden gelen şerbet, Osmanlı’da tatlı içecekler için kullanılmış sonrada Venedikli tüccarlar aracılığıyla İtalya'ya gitmiş, orada "sorbetto" adını almıştır. Daha sonra Fransa'ya "sorbet" olarak geçmiş ve sıvı formdan dondurulmuş forma evrilerek Batı mutfağından dilimize sorbe olarak geri dönmüştür. Yani Osmanlı paşalarının yudumladığı şerbet ile İtalyanların kaşıkladığı sorbe, özünde aynı kelimenin iki farklı formudur.</p>
<p>Sorbe ile bildiğimiz anlamdaki dondurma arasındaki o kalın çizgi ise sütün denkleme dahil olmasıyla çekilir. Sorbede kesinlikle süt, krema veya yumurta kullanılmaz; sadece su, şeker ve meyve vardır. Bizim dondurma dediğimiz o zengin tatlı ise süt, krema ve bazen yumurta sarısının kullanılmasıyla oluşur. İçindeki bu yağ oranı, dondurmaya o pürüzsüz ve kremamsı yapıyı veren temel unsurdur.</p>
<p>İşin içine süt girdiğinde ise dondurma dünyasında kültürel ekoller ayrışmaya başlar. Dünyadaki birçok dondurma reçetesinde hiç bilinmeyen ama Türkiye'de dondurmanın kalbini oluşturan mucizevi bir malzeme vardır ki, o da sahleptir. Yabani orkide yumrularından elde edilen sahlep, sütün içine katıldığında muazzam bir bağlayıcı görevi görür. Bu bağlayıcılık, Kahramanmaraş dondurması ile İtalyanların meşhur Gelato'su arasındaki devasa farkı da açıklar. Keçi sütü ve yoğun sahlep ile yapılan Maraş dondurması, ustalar tarafından demir çubuklarla dövülerek içindeki havası tamamen alınır. Bu üretim şekli ona lastik gibi uzayan, sıcağa dirençli, sert ve ancak bıçakla kesilerek yenebilen eşsiz bir doku kazandırır. Öte yandan İtalyan Gelato'su, kaliteli inek sütü, krema ve şekerden yapılır ve kesinlikle sahlep içermez. Dövülmek yerine yavaşça karıştırılarak dondurulduğu için içine bir miktar hava hapsolur. Asla uzamayan Gelato, damakta anında eriyen, ipeksi, pürüzsüz ve sürülebilir bir lezzet şöleni sunar.</p>
<p>Peki ister bıçakla kesilen Maraş olsun, ister ipeksi Gelato; bu lezzetleri yolda yürürken bile pratik bir şekilde yememizi sağlayan o çıtır çıtır külah hayatımıza nasıl girdi? Bunun için 1904 yılındaki St. Louis Dünya Fuarı'na gitmemiz gerekir. Fuar alanında dondurma satan bir dükkânın kağıt tabakları tükenince büyük bir kriz yaşanır. O sırada hemen yan stantta, memleketi Şam'a özgü olan ve iki sıcak demir pres arasında pişirilen ince zalabiye, yani waffle benzeri gevrek bir hamur satan Suriyeli göçmen Ernest Hamwi, dondurmacının imdadına yetişir. Hamwi, sıcak presinden çıkardığı yumuşak zalabiye hamurunu hemen oracıkta huni şeklinde kıvırıp dondurmacıya uzatır. Zalabiye saniyeler içinde soğuyup sertleşir ve dondurmayı taşıyabilecek harika, yenilebilir bir kaba dönüşür. Erciyes'in dondurucu zirvesinde kazmalarla başlayan o buz gibi serüven, St. Louis'deki bir fuarda sıcak bir zalabiye hamurunun içine girerek dünyayı fetheden o kusursuz formuna işte böyle kavuşmuştur.</p>
<p>Sorbe, Roma ya da Maraş dondurması fark etmez benim en sevdiğim şeylerden birisidir dondurma.</p>
<p>Adaya çıktığımızda (adalıların terminolojisinde, adaya, yazlığa gitmek ‘adaya çıkmak’tır; adaya çıkılır, İstanbul’a inilir) akşamları sahilde sadece bir hakkım olurdu abur cubur yemek ya da oyuncak aldırmak için. Oyuncak için ağladığımı pek hatırlamıyorum ama dondurmanın üzerine turşu ya da ne bileyim, bir gazoz için ağlamış olabileceğimi düşünüyorum. Tabii yasaklar her şeyi daha çekici kılıyor, yoksa obur olduğumdan değil...</p>
<p>Gerçi kuzenim Araksi’yle, yakaladığımız ilk fırsatta, sahilde bulduğumuz tüm abur cuburu mideye indirmişliğimiz, mısır, turşu suyu, dondurma, gazoz ve macunun ardından, mide fesadından yatmışlığımız da var...</p>
<p>Dondurma dediğimde aklıma hep adanın gelmesi ise bir tesadüf değil. Mamamın dondurmanın sadece yazın yenilebileceğine dair sarsılmaz bir inancı vardı ve bu inancı ancak kışın sinemada Alaska Frigo yemek için esnetebilirdim. O yüzden Heybeliada’nın Roma dondurmacısını ve tüm Prens Adaları’nda arabada satılan ‘Gül Dondurma’yı ise hiçbir şeye değişmem. Dondurma mevsimi bol dondurmalı geçsin…</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 09:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Diasporalaştıramadıklarımızdan mısınız?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/diasporalastiramadiklarimizdan-misiniz-40546</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/diasporalastiramadiklarimizdan-misiniz-40546</guid><description><![CDATA[Benim bu yazıdaki amacım, diaspora kavramını tartışmak ve “Türkiye Ermeni toplumu diaspora mıdır değil midir?”, sorusuna yanıt aramak değil aslında.  Daha ziyade üzerinde durmak istediğim husus, Ermeni diasporasının, özellikle de Amerika’daki Ermeni diasporasının Türkiye Ermenilerine bakışı, tavrı, yaklaşımı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada Ermenilik hallerini kanımca üç ana kategoride ele almak mümkündür: Ermenistan Ermenileri, diaspora Ermenileri ve Türkiye Ermenileri. Tabii bu ana kategoriler, özellikle de diaspora kategorisi kendi içinde de bölge/ülke, siyasi anlayış, mezhep, sınıf, günlük yaşayış gibi kriterler bazında farklılık gösterir ama en üst düzeyde bu üçlü kategorizasyon bence analitik olarak işlevseldir. Her ne kadar Türkiye Ermenilerinin de diaspora sayılması gerektiğini savunanlar varsa da ben o kanaatte değilim. Zaten, kanımca bu, net çizgiler çekilebilecek, mutlak tarifler yapılabilecek bir alan değil. Bu ikircikliliğin en önemli sebebi de diaspora kavramının kendisinin, objektif kriterlerle subjektif kriterlerin iç içe geçtiği akışkan bir kimlik, kaygan bir zemin olmasından kaynaklanıyor. Diaspora olmakla diaspora hissetmek zaman zaman birbirinden ayrı düşebiliyor. Subjektif kriterler baskın çıkarsa diaspora olmayan bir topluluğun diasporalaşması da pekala mümkün. Bir de tabii bir topluluk için sorulabilecek “Nerenin diasporası?” sorusu var.  Ya da başka bir deyişle diaspora etnik kimliğe göre mi, kökün bulunduğu coğrafyaya göre mi tanımlanmalı? Ermeni diasporası mı, Ermenistan diasporası mı, yoksa ikisi birden mi? Diasporada bugünkü Ermenistan’la tarih içinde somut bir bağı olmamış topluluklar olduğunu göz önüne alacak olursak herhalde ikisi birden.   </p>
<p>Objektif-subjektif kriter ayrışmasını başka şekilde ifade edecek olursak tek tek bireylerin ne hissettiği ayrı bir bütün olarak belli bir komünitenin nereye yerleştirileceği ayrı bir konu olabilir. Bu minvalde İstanbul Ermeni toplumu içinde kimileri kendini diaspora olarak görebilir veya hissedebilir ama Ermeni toplumunun, kökleri bin küsur yıl öncesine dayanan, Batı Ermenicesinin tarihi merkezi olmuş, yüksek bir dini kurumunun yani patrikhanenin 500 küsur yıldır varlığını sürdürdüğü İstanbul’da nesnel açıdan diaspora olarak tanımlanması bence mümkün değil. (Buradan bakarsanız bir gün Los Angeles’ın da Paris’in de Montevideo’nun da diaspora olmaktan çıkması mümkün. Hatta o gün çok uzak bile olmayabilir. Paşinyan’ın son İstanbul ziyareti sırasında Ermeni toplumu üyeleriyle yaptığı sohbette dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermenileri kastederek “Ben hepinizin başbakanı değilim, olamam” minvalinde söylediği sözü hatırlayın. Ermenistan-dünya Ermenileri ilişkisini, karşılıklı konumlarını çok daha ayrıntılı ele almak gerekir ama ana fikir olarak bence Paşinyan büyük ölçüde haklı.)</p>
<p>Maddi şartlardan dolayı Türkiye Ermenilerinin psikolojisi iyisiyle kötüsüyle diasporaya göre farklı gelişti. Gerektiği gibi yas tutamadı örneğin ama acısını, öfkesini tamamen unutmasa da hayatın doğal akışı içinde yumuşattı ya da yumuşatmak zorunda kaldı. (Bu durum, onu psikolojik olarak daha sağlıklı mı yoksa daha nevrotik mi yaptı, tartışmaya açık.) Diaspora, özellikle de diasporada doğup büyüyen kuşaklar soyut bir “Türk” imajı üzerine algılarını kurdular. Bu, o imajın bütünüyle yanlış olduğu anlamına gelmez ama çoğu nerdeyse herhangi bir Türk’le temas etmeden yetişti. Türkiye Ermenileri ise Türklerle, gene iyisiyle kötüsüyle somut ilişkiler kurdular. Bu ilişkiler her zaman insancıl değildi ama daha insaniydi, daha gerçekti. Ermeniler, özellikle ilk dönemlerinde diasporada da ayrımcılık gördüler ama Türkiye Ermenileri diaspora Ermenilerine göre daha fazla sistematik baskı altında yaşadı; öte yandan, kökleriyle somut, deneyimsel bağlarını daha canlı tutabildi. Soykırım ve soykırım anmaları diaspora Ermenileri için bir kimlik, sosyal kaynaşma ve dayanışma vesilesiyken Türkiye Ermenileri soykırım konusunda 1990’ların sonuna kadar kamusal alanda konuşamadılar dahi. Bunlar, diasporayla Türkiye Ermenileri arasında bir nefeste sayabildiğimiz farklılıklar. Liste uzatılabilir kuşkusuz.</p>
<p>Dediğim gibi diaspora, kavramsal ve varoluş hali olarak biraz karmaşık bir konu. Benim bu yazıdaki amacım, diaspora kavramını tartışmak ve “Türkiye Ermeni toplumu diaspora mıdır değil midir?”, sorusuna yanıt aramak değil aslında.  Daha ziyade üzerinde durmak istediğim husus, Ermeni diasporasının, özellikle de Amerika’daki Ermeni diasporasının Türkiye Ermenilerine bakışı, tavrı, yaklaşımı. Bu konuyu bana hatırlatan, Maral Tavitian’ın geçen haftaki Agos’ta yayınlanan<a href="https://www.agos.com.tr/tr/yazi/ermeni-dantel-islerinin-sessiz-dili-40443" target="_blank" rel="noopener"> yazısı</a> oldu. Ayrıca, Rupen Janbazian’ın 14 Şubat 2026’da Armenian Weekly’de yayınlanan “I love Bolis, and I’m tired of explaining why” (“Bolis’i [Ermenilerin İstanbul’a verdiği kadim isim] seviyorum ve neden sevdiği açıklamaktan yoruldum”) başlıklı çok iyi yazılmış içten<a href="https://armenianweekly.com/2026/02/13/i-love-bolis-and-im-tired-of-explaining-why/" target="_blank" rel="noopener"> yazısını</a> da o zaman not almıştım ama değinecek fırsat olmamıştı. Bu yazı, o yazıyı okumamışları haberdar etmek için de iyi bir fırsat. Okumanızı tavsiye ederim. Son olarak, Janbazian’ın kendi yazısında atıfta bulunduğu, gene Armenian Weekly’de yayınlanmış Lori Çınar imzalı “Roots in Turkey: Misconceptions About Being ‘Bolsahye’ in the Armenian-American Community” (“Türkiye’deki kökler:  Amerikada’ki Ermeni Toplumunda  ‘Bolsohay’ [İstanbul Ermenisi] Olmak Hakkındaki Yanlış Düşünceler”) başlıklı daha eskice, 25 Mayıs 2017 tarihli bir<a href="https://armenianweekly.com/2017/05/25/cinar-roots-in-turkey/" target="_blank" rel="noopener"> yazıyı</a> da ilgililerin dikkatine sunayım.</p>
<p>Haftaya bu konuya devam edelim.</p>
<p><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 09:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İyilerin yönetimi ile kötülerin yönetimi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/iyilerin-yonetimi-ile-kotulerin-yonetimi-40545</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/iyilerin-yonetimi-ile-kotulerin-yonetimi-40545</guid><description><![CDATA[Birkaç istisna dışında memleketler feci yönetiliyorlar, ya da yönetilmiyorlar bile. Ve yöneticiler ne yanlış yaparlarsa yapsınlar yanlarına kâr kalıyor. Beşeriyet tarihi şüphesiz bu çeşit icraatla dolu ama sanki içinde bulunduğumuz evre özellikle vahim. Birkaç çarpıcı örnek verelim.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İyilerden başlayalım. Hem de 2400 yıl önce Eflâtun’un bu sorunsal üzerine yazdıklarıyla…</p>
<p>“İşte bu yüzden iyiler, ne para için yönetmeye razı olurlar, ne de şeref için; çünkü yönetmelerine karşılık ücret isteyecek olurlarsa, kendilerine ‘ücretin kölesi’ derler diye korkarlar. Yönetim mevkiinden faydalanarak gizlice para çekecek olurlarsa, ‘hırsız’ derler diye korkarlar. Şeref için de razı olmazlar; çünkü şerefe düşkün değildirler. Yönetimi üzerlerine almak için karşılarında bir zaruriyet, bir müstakbel ceza bulunması gerekir. Belki bu yüzden, bir insanın yöneticilik işine kendiliğinden, zorlanmayı beklemeden atılması ayıp sayılmıştır.</p>
<p>Cezanın en büyüğü de kendimiz yönetmek istemediğimiz zaman, daha kötü biri tarafından yönetilmemizdir. Bence, değerli insanlar yönettikleri zaman, içlerinde bu korkuyla yönetirler. İşte o zaman, bir nimete konmak, rahatlarını sağlamak için değil, yönetimi emanet edecek, kendilerinden daha iyi veya kendilerine eşdeğer kimseler bulamadıklarından, kerhen yönetimi üzerlerine alırlar. Sadece iyi insanlarla dolu bir kent kurulabilseydi, insanlar herhalde, şimdiki gibi yönetmek için değil, yönetmemek için uğraşırlardı.” (Devlet, MEB, Yunan Klasikleri Dizisi, s.20)</p>
<p>Epey bir siyasanın içinde bulunduğu açmazı mükemmel özetlemiyor mu?</p>
<p>Eflâtun’un demesiyle değerli insanların açmazı, değersizlerin kötü yönetimine topluluğu ve elbette kendilerini maruz bırakmamak için yönetime gelmeye kerhen razı olmaları. Çoktandır bu kertede bile değiliz. Bırakın iyileri hatta daha az iyileri, kötülerin kötüleri tarafından yönetiliyoruz.</p>
<p>Birkaç istisna dışında memleketler feci yönetiliyorlar, ya da yönetilmiyorlar bile. Ve yöneticiler ne yanlış yaparlarsa yapsınlar yanlarına kâr kalıyor. Beşeriyet tarihi şüphesiz bu çeşit icraatla dolu ama sanki içinde bulunduğumuz evre özellikle vahim. Birkaç çarpıcı örnek verelim.</p>
<p>Brexit! Uzmanın veriyle, sokaktaki insanın da yaşayarak kanıtladığı gibi baştan aşağıya yanlış bir karardı. Burnundan kıl aldırmayan, üzerinde güneş batmayan koca Britanya İmparatorluğunun herhalde tarihinde yaptığı en büyük hataydı. Ceremesini toplum çoktan çekmeye başladı, yetişmekte olan kuşakların geleceği ise karanlık. Arkasına bakmadan göç eden genç az buz değil. Yetmemişçesine, bu hatanın kaynağındaki zat, Farage nam faşist son yerel seçimlerin de gösterdiği gibi başbakanlık yolunda emin adımlarla ilerliyor.</p>
<p>Rusya’nın Ukrayna işgâli! Moskova rejimi sürekli güvensizlik üreterek var olsa da bunu kontrollü yapardı. Dördüncü yılını deviren Ukrayna işgâl girişimiyle kontrolü kaybetti. Savaşa savaş demek yasak. Kitle iletişim araçları tamamen gözetim altında. Fosil yakıt ve askerî nüfuz üzerine kurulu, yapısal olarak zayıf ekonomi külliyen savaş ekonomisine dönüştü. Mermiyle, tankla karın doymaz. Beyin göçü ve sermaye kaçışı azamî boyutlarda. Savaşta ölen Rusyalı yüzbinler mertebesinde.  </p>
<p>İsrail’in Gazze Soykırımı ve sırtını Batı’ya dayayarak mahallede bitmek bilmeyen askerî nizamat maceraları! Ebediyen var olma iddiasında olduğu mahallede, tam denetimi altında bulunan BAE istisnası dışında, halkından devletine her komşusuyla ebedî nefret ilişkisine intikal etmiş olan bir küçük memleket. Ebedî varlık iddiası karşısında elde ettiği ebedî nefretin sonucu ise ebedî savaş. Ne akıl ama!</p>
<p>Mesele bu memleketlerle sınırlı değil daha nice fahiş hata örneği mevcut. Bu durumun farklı nedenleri olsa da en derinde büyük olasılıkla kibir yani hubris ve ulvî üstünlük iddiası var. Diğer yanda kötü yönetilen yerlerin çoğunda iktidara çökmüş ceberut güruhlar var. Yönetimlerini dengeleyecek ve denetleyecek kurum bırakmadıkları için ne yanlış yapsalar yanlarına kâr kalıyor. Sultaları altındakiler ya bu kakistokratlara razı ya da nasıl kurtulacaklarını bilmiyorlar.    </p>
<p>Kakistokrasi en kötü, en yetersiz, en liyakatsiz, en köle ruhlulardan oluşan ve sade kendine çalışan dar bir güruhun başına buyruk yönetimi demek. Kavram 19. yüzyıl başında İngiliz şair Thomas Love Peacock tarafından üretilmiş. Kökü Yunanca ‘kakistos’ kötü veya kötünün kötüsü ile ‘kratos’ iktidar veya yönetim. Antik Yunancada kullanılan bir kavram olmasa da klasik dönem feylesofları kötü, çapsız laf canbazlarına karşı daima ahaliyi ve yöneticileri uyarmışlar.</p>
<p>Kısmetsizliğimiz belki kakistokrasiye karşı uyaracak, mücadele yolları önerecek birilerinin dahî pek kalmamış olması. Tam aksine ve en beteri bu güruhlarca yönetilmekten gayrimemnun olmayan kalabalıkların dünyasında olmamız.  </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 21 May 2026 09:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Bize komisyondan bahsetmeyin, arşiv odalarını açın"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bize-komisyondan-bahsetmeyin-arsiv-odalarini-acin-40544</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/bize-komisyondan-bahsetmeyin-arsiv-odalarini-acin.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bize-komisyondan-bahsetmeyin-arsiv-odalarini-acin-40544</guid><description><![CDATA[31 senedir Galatasaray Meydanı’nda dayağa, işkenceye rağmen kayıplarını arayan Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun, faili meçhul cinayetleri aydınlatmak için daire başkanlığı kurduğunu açıklayan Adalet Bakanı Akın Gürlek’i, meydana davet etti: “Bakan gerçekten adaletten bahsediyorsa, biz kayıp yakınlarının da bildiği devletin karanlık, kozmik ya da arşiv odaları ve orada duran numaralarını bir an önce açması gerekiyor. Önümüz bayram, odaları açıp kayıp yakınlarına bir mezar versinler.”]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>30 yılı aşkın süredir sesini duyurmaya çalışan kayıp yakınlarından kimisi çocuğunu, kimisi kardeşini, kimisi de hâlâ büyük bir kararlılık ve umutla eşini arıyor. Bu ısrarlı mücadelede yer alan isimlerden Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995 Cumartesi günü saat 12.00’de gözaltında, işkencede veya çeşitli şekillerde kaybettirilen yakınlarının acılarını paylaşmak ve adalet arayışlarını sürdürmek amacıyla İstanbul İstiklal Caddesi’ndeki Galatasaray Meydanı’nda oturmaya başladı. Bu eylemin ilhamı ise Arjantin’de çocukları ve yakınları askeri cunta tarafından kaybedilen Plaza de Mayo Anneleri’nin 1977’de başlattığı eylemdi.</p>
<p>Kayıp yakınlarının talepleri, “gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, failler ve sorumluların yargılanması, cezasızlığın son bulması ve Türkiye’nin BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme'yi imzalaması”ydı. Cumartesi Anneleri’nin eylemi, zamanla Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce kayıp yakınının katılımıyla Galatasaray Meydanı’nda büyüdü.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/marta-somek-hanim-tosun-2-1.JPG" alt="" width="518" height="389">
<figcaption>Fotoğraf: Marta Sömek</figcaption>
</figure>
<p>Eylemleri boyunca defalarca polis şiddetine maruz kalsa, gözaltına alınsa da adalet arayışlarından bir gün olsun vazgeçmeyen Cumartesi Anneleri’nden biri de Hanım Tosun. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybettirilen eşi Fehmi Tosun için yıllardır adalet mücadelesi yürüten Tosun, defalarca yargılandı ancak bugün hâlâ torunları ve çocuklarıyla Galatasaray Meydanı’na çıkmaya ve eşinin kemiklerini aramaya devam ediyor.</p>
<p>17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplarla Mücadele Haftası'nda, Hanım Tosun ile konuştuk.</p>
<p><strong>Gözaltındaki kayıplara karşı mücadeleniz nasıl başladı?</strong></p>
<p>Bizim 90’lı yıllarda gözaltına alınan, kaybedilen ya da faili meçhullerden haberimiz vardı. Çünkü doğuda bir süredir kayıp mücadelemiz vardı. Eşim Fehmi Tosun da, sivil polisler tarafından 1995’te İstanbul Avcılar’da evimizin önünde gözaltına alındı. Fehmi, siyasetle ilgilendiği için bazen bazı arkadaşlarının gözaltına alındığını ve günlerce haber alınamadığını anlatıyordu. Bu süreçte gözaltına alınanların görülmesi gerektiğini söylüyordu. Fehmi’nin de nerede gözaltına alındığını bilmiyorduk, polisler Fehmi’yi evin önüne kadar getirdi. Arabadan çıkarırlarken kızım gördü. İstanbul'un göbeğinde Torosların gelip onu evin önünden kaçıracağı aklımızın ucundan geçmezdi. Maalesef bunu yaşadık. Binamızın yanındaki bahçeye götürdüler Fehmi’yi, biz de peşlerinden gittik. Her şey birkaç dakika içinde oldu. Daha sonra tekrar arabaya bindirmeye çalıştılar ve eşim bize ‘beni kaçırıyorlar, beni öldürecekler’ diye bağırdı. Biz maalesef yetişemedik, araba hızla hareket etti.</p>
<p>Fehmi’nin ayakları arabaya girmiyordu, birisi direksiyon başındaydı, iki kişi zorla bindirip kaçırdı. İlk aklıma gelen arabanın plakası oldu ama okuma yazmam olmadığı için ‘Ne olur arabanın plakasını alın’ dedim yanımızdakilere. Plakayı aldık ancak karakola gittiğimde hiçbir bir şey yapmadılar. Hikâyemiz böyle başladı ve bugüne kadar eşimin akıbetiyle ilgili hiçbir şey öğrenemedik. Daha sonra zaten duyduğum İnsan Hakları Derneği ile tanıştım. Fehmi kaybolmadan birkaç ay önce oturma eylemlerine başlayan Cumartesi Anneleri ile beraber her hafta Galatasaray Meydanı'na çıktık.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/marta-somek-hanim-tosun-2-2.JPG" alt="" width="481" height="361">
<figcaption>Fotoğraf: Marta Sömek</figcaption>
</figure>
<p><strong>Bu süreçten sonra neler yaşadınız? Cumartesi Anneleri olarak verdiğiniz mücadelenin sonuçları neler oldu?</strong></p>
<p>Cumartesi Anneleri’nin çok büyük bir etkisi oldu. Sağlığımızdan tutun birçok şeyimizi kaybetmiş olabiliriz ama hâlâ o meydandan vazgeçmedik. 80'li yıllarda onlarca kişi gözaltına alınıyordu, kaybediliyordu ya da fail belli olan ama faili meçhul dediğimiz cinayetler işleniyordu. Eğer Cumartesi Anneleri, 1995'te başlamasaydı daha yüzlerce insan kaybolabilirdi. Zaten Diyarbakır'dan geldiğimiz için oradaki gözaltıları tanıdıklarımızdan, yan köylerimizden biliyorduk. Ama hiç kimse çıkıp başvuru bile yapamıyordu. Çünkü ya gözaltına alınıyordu ya da tehdit ediliyordu. Hâlâ da Kürt illerinden onlarca insanın kayıplar ve faili meçhullere dair resmi başvurusu yok.</p>
<h4>“Mücadelemizle kayıplar yüzde yüz düştü”</h4>
<p>Ben Fehmi kaçırıldığı gün karakola, ertesi gün İnsan Hakları Derneği'ne, sonra da savcılıklar dahil her yere gittim. Fakat yaklaşık 40 gün geçtikten sonra herhangi bir haber alamadık ve ondan sonra ben de Cumartesi Anneleri’ne katıldım. İlk haftadan bugüne kadar Cumartesi Anneleri’ne aktif olarak katılan dört aileden biriyiz. Her hafta eylemlere katıldım ve 1996-98'de defalarca gözaltına alındım. O meydandan neden vazgeçmedik? Türkiye kulaklarını kapatmış, gözlerine film çekmiş olabilir ama biz dünyaya sesimizi duyurduk. Ve dünya, Türkiye'de bu kadar insanın gözaltına alınıp kaybedildiğini öğrendi. Bizim mücadelemiz ile Türkiye'de kayıplar yüzde yüz düştü, bu da bizim vicdanımızı rahatlattı.</p>
<p>Birkaç öğrenci bize şunu söylemişti: “Gözaltına alındık ve bize, ‘Sizi öldürüp bir yol kenarına, çukura atarız. Sizin anneniz de yarın öbür gün o çılgın annelere katılacak’ dediler”. Biz bunları duyduğumuzda, insanların hayatını kurtarabilmişiz ve mücadelemiz boşa gitmemiş dedik. Ben meydanlarda otururken, hep umudum vardı. Eşim belki gizli bir yerde tutulmuş ve bir yerden çıkar diye düşünüyordum. Devlet ve polisler tarafından gözaltına alındığından yüzde yüz emindim. Ama yine de umut başka bir şeydi. Zamansız kapı çaldığında, eve aldığım telefon aylar sonra çaldığında umutlanıyordum. Meydanlarda defalarca dayak yedim, gaz yedim ama hiçbir zaman vazgeçmedim. Benim çocuklarım babasız kaldı, tek başına çocuk büyütmek çok zor. Bir daha kimse benim gibi yetim çocuklar büyütmesin, babasının kapıyı çalmasına hasret kalmasın diye o mücadeleyi verdim. Ben, bir annenin evlatsız, bir kardeşin kardeşsiz kalmaması için meydanlarda o dayağı yedim. Fiziken rahatsızım ama vicdanen o kadar rahatım ki. O meydanlarda olmasaydık onlarca insan kaybolurdu, fail meçhul cinayetler yaşanırdı.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/marta-somek-galatasaray-meydani-2.JPG" alt="" width="520" height="390">
<figcaption>Fotoğraf: Marta Sömek</figcaption>
</figure>
<p><strong>Adalet Bakanlığı bünyesinde “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı” kuruldu. Bakan, daha önce takipsizlik verilen tüm dosyaların tek tek inceleneceğini söyledi. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bakanlığın böyle bir komisyon kurmasını, faili meçhulleri ele almasını tabii ki herkes ister. Fakat biz inanmıyoruz ve inanmayacağız. Geçtiğimiz iki yılda 29 hafta boyunca her hafta gözaltına alındık ve şiddete maruz kaldık. Çocuğumun boynunu ve omzunu kırmaya çalıştılar. Kızımın kollarına üst üste yedi kelepçe takarak kollarını kırmaya çalışan bir zihniyete nasıl güveneceğim ben? Eğer gerçekten böyle bir adım atıyorlarsa, önce Galatasaray Meydanı’nda bize uygulanan şiddeti durdursunlar.</p>
<p>Devletin onlarca polisi meydana bariyer kuruyor. Benim aklım almıyor bunu. Bugüne kadar bölgedeki esnaflardan tutalım tek bir kişi bile şikayetçi olmadı bizden. Buna rağmen meydanı kapatıyorlar. Hangi komisyondan bahsediliyor? Biz meydanlardayız, komisyon önce Galatasaray'dan başlasın. Cumartesi analarına gelsin bir konuşsun. Bu devletin bize bir can borcu var. Ben beş çocuğumu babasız büyüttüm. Bizden daha ne istiyorsunuz?</p>
<p>Sadece Tayyip Erdoğan başbakanken bizi bir kere görüşmeye çağırdı. Dedi ki “Sizin sorununuz, benim kabinemin sorunu”. Hani nerede, ne yaptınız? Bir Cemil Kırbayır dosyasını aldınız, evet çok önemli şeylere ulaşıldı, çok önemli adım attılar. Ama o adımın sonuçları gelmedi. Berfo anneye verdiğimiz sözü tutamadık. Berfo anne dedi ki “Benim üstüme toprak atmayın. Benim kucağım, oğlum Cemil’e kapım gibi açık olsun. O kemikleri kucağıma koyduğunuz zaman toprak atın”. Biz onun sözünü yerine getiremedik, toprak atmak zorunda kaldık. Fatma Morsümbül, “O kemikleri bulursam sırtımda taşıyacağım” dedi. O da bulamadan gitti. Bu annelere nasıl hesap verecekler? Bizim bu annelere, “Bir gün mezar taşınız olacak. Çocuklarınızın kemiklerini bulup kucağınıza koyacağız” diye sözümüz var. Ama hepsi gözü açık gidiyor.</p>
<p>Adalet Bakanı gerçekten adaletten bahsediyorsa, biz kayıp yakınlarının da bildiği devletin karanlık, kozmik ya da arşiv odaları ve orada duran numaralarını bir an önce açması gerekiyor. Önümüz bayram, odaları açıp kayıp yakınlarına bir mezar versinler. Yıllardır neden Galatasaray'a koşuyoruz, çünkü o meydan bizim için bir mezar. Oraya karanfillerimizi götürüp atıyoruz, birbirimize sarılıyoruz. Bize bir mezar taşı göstersinler. Yıllardır bu acıyı çektiriyorlar bize. O yüzden bize adaletten, komisyondan bahsetmesinler, insanları kandırmasınlar, umutlarla oynamasınlar. Artık yeter.</p>
<p><strong>Bu yıl, Gözaltında Kayıplarla Mücadele Haftası'nda talepleriniz nedir?</strong></p>
<p>Mayıs ayı bizim için çok önemli ve değerli. Çünkü yılda bir kere de olsa Gözaltında Kayıplarla Mücadele Haftası kapsamında meydanlarda kayıplarımızı dile getiriyoruz. Onları unutmamak, özlemle hatırlamak çok önemli. Geçtiğimiz hafta, Ankara'da bir kişi JİTEM ve faili meçhullerle anılan Cem Ersever’in kostümüyle propaganda yaptı. JİTEM, kayıplar için çok önemli. JİTEM elemanı Cem Ersever’in kostümüyle meydanlara çıkıp, kıyafetini giyip bir kültürden bahsediyor bu kişi. Hangi kültür bu? Adalet Bakanı tam da o hafta adaletten bahsediyor, önce onlara müdahale etsin. İnsanları öldürmek, kaybetmek, köylerini yakıp yıkmak kültür mü? Kürtler, nasıl bir kültür olduğunu çok iyi bilir. Kime, neye, hangi adalete güveneceğiz? Bugüne kadar savcılar bir şey yaptı mı? Cem Ersever’in ne yaptığını, nasıl kirli biri olduğunu çok iyi biliriz. Maalesef Adalet Bakanı’na güvenmiyorum, bir kandırmaca bu.</p>
<p>Komisyondan bahsedenler kayıp yakınlarıyla görüşsün. Adalet Bakanı’nı Galatasaray Meydanı'na davet ediyorum. Kayıplarımızı aramaktan hiçbir zaman vazgeçmedik. Tüm kayıplarımızın kemiklerini bulana kadar adalet aramaya devam edeceğiz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Paregam’dan yıl sonu etkinliği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/paregamdan-yil-sonu-etkinligi-40543</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/paregamdan-yil-sonu-etkinligi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/paregamdan-yil-sonu-etkinligi-40543</guid><description><![CDATA[Ermeni toplumunda öğrencilere photoshop ve yapay zeka eğitimleri veren Paregam Topluluğu, 2025-2026 dönemi faaliyetlerini düzenlediği bir etkinlikle tamamladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>16 Mayıs Cumartesi günü Topkapı Levon Vartuhyan Okulu bahçesinde düzenlenen etkinlikte yıl boyunca yapılan etkinlikler hatırlatıldı. Yıl boyunca Bakırköy Dadyan ve Topkapı Levon Vartuhyan İlkokulları öğrencilere Yapay Zeka eğitimi verilirken, Kumkapı Bezciyan Okulu’nda ise Photoshop eğitimi sunuldu. Melisa Gülmezgil Bağ’ın ana sponsorluğunu üstlendiği projeden, eğitim ve öğretim yılı boyunca toplam 55 öğrenci faydalandı. Etkinlikte, eğitimlere katılan öğrencilere sertifikaları ve hediyeleri takdim edildi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yeşilköy’de şarkılar eşliğinde kutlama]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yesilkoyde-sarkilar-esliginde-kutlama-40542</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/yesilkoyde-sarkilar-esliginde-kutlama.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yesilkoyde-sarkilar-esliginde-kutlama-40542</guid><description><![CDATA[Yeşilköy Okulu mezunları, uzun bir aradan sonra düzenlenen mezunlar günü etkinliğinde bir araya geldi. Etkinlikte vakfın 200’üncü kuruluş yıldönümü de kutlandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>17 Mayıs Pazar günü okulun bahçesinde yapılan etkinliğe Yeşilköy Surp Istepannos Kilisesi Vakfı Başkanı Erol Ara Çınar ve yönetim kurulu üyeleri, Yeşilköy Okulu’ndan Yetişenler Derneği yönetimi ve mezunlar katıldı. Eski ve yeni mezunlar, öğretmenler ve toplum üyeleri hep birlikte bu özel yılı kutlarken, program kapsamında araştırmacı Adom Şaşkal tarafından bir tarih sunumu gerçekleştirildi. Sunumda Yeşilköy’e, okula ve cemaat yaşamına dair hafızalarda yer eden anılar ve tarihsel süreçler paylaşıldı.</p>
<p>20., 40. ve 50. yıl mezunlarına plaketleri takdim edilirken, ilk mezunlardan en yeni mezunlara kadar yaklaşık 15 farklı kuşak  a sahneye davet edilerek plaketlerle onurlandırıldı. Özellikle 50 yıl ve üzeri mezunların etkinliğe gösterdiği ilgi ve heyecan geceye ayrı bir anlam kattı. Etkinlikte mezunlar, Sercan Gazeroğlu, Maral Ayvaz Çağlıçubukçu, Nıvart Avedikoğlu, Serj Mısır ve Burak Tanışman’ın performansları eşliğinde eğlendiler. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mıhitaryanlılar Havidz’de buluştu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mihitaryanlilar-havidzde-bulustu-40541</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/mihitaryanlilar-havidzde-bulustu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/mihitaryanlilar-havidzde-bulustu-40541</guid><description><![CDATA[Pangaltı Mıhitaryan Okulu mezunları, geleneksel Havidz buluşmasında bir araya geldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>17 Mayıs Pazar günü okulu bahçesinde yapılan etkinliğe Türkiye Katolik Ermenileri Ruhani Önderi Kerabaydzar Vartan Kazanciyan, Pangaltı Mıhitaryan Mektebi Vakfı Başkanı Rafael Jozef Alik ve yönetim kurulu üyeleri, Pangaltı Lisesi’nden Yetişenler Derneği Başkanı Arsen Kovan, mezunlar ve öğretmenler katıldı. </p>
<p>Lise Müdürü Eva Orakyan, konuşmasında mezunların bir araya gelmesinden ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Etkinlikte, uzun yıllar dernek başkanlığı yapan Arsen Kovan’a teşekkür plaketi verildi. Kovan, yeni dönemde dernek yönetiminde yer almayacak. Mezunlar gününde 25, 40’ıncı lise mezunları ile 1980 yılında ilkokuldan mezun olan kız öğrencilere hediyeler verildi. Etkinlik Kerabaydzar Kazanciyan’ın kapanış konuşmasıyla sona erdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rupen Semerciyan Turnuvası başladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rupen-semerciyan-turnuvasi-basladi-40540</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/rupen-semerciyan-turnuvasi-basladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rupen-semerciyan-turnuvasi-basladi-40540</guid><description><![CDATA[Ermeni okulları mezunlar derneklerinin geleneksel olarak düzenlediği Rupen Semerciyan Basketbol Turnuvası’nda 33’üncü kez düdük çaldı. Karagözyan Okulu’nun açık salonda 12 takımın mücadele ettiği turnuva, çekişmeli müsabakalara sahne oluyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>16 Mayıs Cumartesi günü başlayan turnuva bu yıl Karagözyan Yetimhanesi Vakfı Başkanı Dikran Gülmezgil anısına yapılıyor.  İki gruptan oluşan turnuvada A grubunda Dadyan, Pangaltı, Feriköy, Tarkmanças, Esayan ve Getronagan; B grubunda ise Bezciyan, Sahakyan, Karagözyan, Levon Vartuhyan, Aramyan ve Semerciyan takımları yer alıyor. Geçen yıl düzenlenen turnuvada Dadyan şampiyon olmuş, Pangaltı ikinci, Bezciyan üçüncü sırada yer almıştı. Turnuva, 21 Haziran Pazar günü yapılacak final karşılaşmalarının ardından sona erecek. </p>
<p>16 Mayıs Cumartesi günü Tarkmanças, Dadyan’ı, Pangaltı Esayan’ı, Getronagan da Feriköy’ü  mağlup etti. 17 Mayıs Pazar günkü Bezciyan– Karagözyan karşılaşmasının galibi Bezciyan oldu. Sahakyan-Aramyan ile Levon Vartuhyan-Semerciyan karşılaşmaları hava muhalefetinden dolayı ertelendi. Turnuva komitesi, Sahakyan-Aramyan karşılaşmasının 7 Haziran Pazar günü saat 14:00’te; Levon Vartuhyan-Semerciyan karşılaşmasının da yine 7 Haziran’da saat 19:30’da oynanması kararını verdi. </p>
<p>19 Mayıs’ta ise Pangaltı, Tarkmanças’ı, Dadyan da  Getronagan’ı mağlup etti. Turnuvaya dair gelişmeler ‘rsbt_33’ Instagram sayfasından takip edilebilir.</p>
<p>Turnuvada karşılaşmalar hafta için salı, çarşamba ve perşembe günleri de oynanıyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şişli Spor Kulübü altyapıya yatırım yapıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-spor-kulubu-altyapiya-yatirim-yapiyor-40539</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/sisli-spor-kulubu-altyapiya-yatirim-yapiyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-spor-kulubu-altyapiya-yatirim-yapiyor-40539</guid><description><![CDATA[Ermeni toplumunun yetiştirici spor kulüplerinden Şişli Spor Kulübü, kuruluşunun 80. yılına girdi. İlk olarak 1927 yılında Nor Şişli Jimnastik Kulübü olarak kurulan Şişlispor, atletizm, boks, halter ve bisiklet dallarında hizmet veriyordu. Ancak 1940 yılında kapanan kulüp, 1946 yılında Ermeni toplumu içerisindeki çocuk ve gençlere spor yaptırmak amacıyla yeniden kuruldu. Kulüp, bu kez kurulduğunda futbol, basketbol ve voleybol branşlarına ağırlık verdi. Günümüzde sekiz farklı branşta faaliyet gösteren Şişli Spor Kulübü, 620’si Ermeni toplumundan olmak üzere toplam 765 çocuk ve sporcuyla geleceğe yatırım yapıyor. Kulüp Başkanı Alen Tekbıçak ile kulübün çalışmaları üzerine konuştuk.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Şişli Spor Kulübü’nün altyapılarda sporcu yetiştirme misyonunu temel ilke olarak benimsediğini; futsal, basketbol, voleybol, satranç, masa tenisi, tenis, atletizm ve jimnastik branşlarında faal olduklarını söyleyen Tekbıçak, Kadıköy Aramyan Uncuyan, Bakırköy Dadyan, Şişli Karagözyan okullarında spor salonlarının yapılmasının kulüp için önemli olduğunu vurguladı. Tekbıçak, kulüp olarak Kadıköy, Bakırköy, Yeşilköy, Şişli, Feriköy, Taksim bölgelerinde spor okullarının yoğun çalışmalar yürüttüğünü söyledi. 2025-2026 döneminde yüzde 75’lik başarı elde ettiklerini söyleyen Tekbıçak, yüksek atlama branşında Aksel Beşiryan’ın İstanbul birinciliği bulunduğunu ve Türkiye şampiyonasında yarışacağını; Rina Çolak’ın ise 60 metre koşuda İstanbul yarışlarında önemli derece elde ettiğini hatırlatarak altyapıdan yetişen sporcular için örnek teşkil ettiklerini belirtti. Masa tenisi branşında kulüp olarak dereceler elde ettiklerini kaydeden kulüp başkanı, satranç branşında ise liglere katıldıklarını vurguladı. Kulübün emektarlarından merhum Nazar Hançer anısına satranç turnuvası düzenlediklerini ve bunun geleneksel hale geldiğini söyleyen Tekbıçak, futsal branşında ise bu yıl liglere katılmadıklarını açıkladı.</p>
<h4>Futsal’da gelen başarı ve zorluklar</h4>
<p>Tekbıçak Futsal branşındaki performansı şu sözlerle özetledi:</p>
<p>“Futsalda üç yıl üst üste şampiyon olduk. Ancak UEFA Şampiyonlar Ligi ilk turunda elendik. Türkiye Futbol Federasyonu’nun maalesef futsala bir yatırım yapmadığını gördük. Yetkililerde bu konuyu defalarca görüştük. Futsal için bir altyapı ligi olmasını talep ettik. 15-16 yaşındaki sporcuların oynayacağı bir lig yok. Futsal sadece üniversiteler arası düzeyde ve belediyeler tarafından organize ediliyor. Mesela İstanbul’daki bir takım, Diyarbakır’a lig müsabakası için gidiyor ve bir hafta orada kalıyor. 15 sporcuyu ve antrenörü götürüyorsunuz ve bu da bir yığın masraf. Bunun altından hangi kulüp kalkar? Biz bunu üç sene yaptık. Ama Federasyon’dan maddi anlamda bir destek alamadık. Bu yüzden bu yıl lige katılmadık. Üç buçuk yıl önce, 13 yaşında kulübe kattığımız Ermeni toplumundan 16 genç var. Kulüp salonumuzda haftanın 2-3 günü antrenman yapıyorlar. Bu gençleri Sahakyan Derneği’nin ve Yeşilköy’de Sasun Bitlis Hayder’in düzenlediği turnuvalara gönderdik. 2027 yılında yapılacak Hamahaygagan Oyunları’na (Pan Armenian Games) bu gençleri götüreceğiz. Futsal antrenörlüğünü Saro Sarraf yapıyor. Kendisi eski sporcu ve lisanslı antrenör.”</p>
<h4>Kulübün borcu yok</h4>
<p>Tekbıçak, kulüp olarak bütçe açıkları bulunmadığını açıkladı. Spor okullarından ve yıldız takımlar kategorisine gelen gençlerden aidat aldıklarını söyleyen Tekbıçak, spor okul ve antrenmanların yapıldığı Dadyan'a, Karagozyan'a, Aramyan'a, Yeşiköy Okulu'na, Feriköy Derneği'ne kiralar ödediklerini ve antrenörlere aylık maaş verdiklerini söyledi. Tekbıçak, kulübün hesap verilebilir yapıda olduğunu, 40-60 yaş aralığındaki eskiden kulüp forması giymiş üyelerden de yıllık bağış aldıklarını söyledi. </p>
<h4>“Yeni branşlar açılabilir”</h4>
<p>Şişli Spor Kulübü yeni branşlar açmayı de planlıyor. Kulüp tarihinde bisiklet branşının olduğunu, olimpiyatlara kulüpten sporcuların katıldığını söyleyen Tekbıçak, Türkiye’de pedal branşına ilginin artmaya başladığını ve bu branşı açmayı planladıklarını belirtti. Türkiye’de son yıllarda artış gösteren, akran zorbalığına da değinen Alen Tekbıçak, spor okullarının çalışmaları esnasında benzer bir vaka ile karşılaştıkları zaman anında müdahale ettiklerini söyledi. Kulüp olarak vakıf yöneticilerinin birbirini yakından tanıması ve sağlıklı bir yaşamın teşvik edilmesi amacıyla başlattıkları yürüyüş etkinliğinin bu yıl da yapılacağını söyleyen Tekbıçak, Patrik Sahak Maşalyan’ın projeyi desteklediğini, yürüyüşlere katıldığını hatırlattı. </p>
<p>Kulüpte kış spor okulları 7 Haziran’da sona erecek, 1 Temmuz’da ise yaz okulları başlayacak.</p>
<div class="box-9">
<h4>Alen Tekbıçak yeniden başkan</h4>
<p>Öte yandan Şişli Spor Kulübü’nde olağan genel kurul da yapıldı. 18 Mayıs Pazartesi günü Taksim’deki kulüp binasında yapılan genel kurula kulüp üyeleri katıldı.<img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/sisili-genel-kurul.jpeg" alt="" width="401" height="301"> </p>
<p>Mevcut başkan Alen Tekbıçak, oybirliğiyle yeniden başkan seçildi. 2026-2029 dönemi Şişli Spor Kulübü yönetimi şu isimlerden oluşacak.</p>
<p><strong>Asil üyeler: </strong>Alen Tekbıçak, Arto Pehlivanyan, Diana Altun, Arek Dolar, Azat Zare Karakaş, Sarven Çakmak, Aret Mıgırdiçoğlu.</p>
<p><strong>Yedek üyeler:</strong> Julia Erbek, Sevan Şahingöz, Haçik İngilizoğlu, Selin Armav Gezeroğlu ve Artun Tekiroğlu,</p>
<p><strong>Denetleme Kurulu: </strong>Haykaram Karasu, Harutyun Arif Ergüneş, Yervant Rupen Semerciyan, Garo Tomayan ve Rafi Kayıkçıyan</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ordakyan Dans Okulu ‘Huys’ için İstanbul’daydı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ordakyan-dans-okulu-huys-icin-istanbuldaydi-40538</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/ordakyan-dans-okulu-huys-icin-istanbuldaydi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ordakyan-dans-okulu-huys-icin-istanbuldaydi-40538</guid><description><![CDATA[16 Mayıs Cumartesi Dadyan Okulu Dikran Gülmezgil Sahnesi’nde, ‘Huys’ Derneği yararına Ermenistan’ın Eçmiadzin şehrinden gelen Ordakyan Dans Okulu’nun gösterisi vardı. Huys, Ermeni toplumunda özel gereksinimli çocuklar için farkındalık yaratmak amacıyla kurulan bir dernek. Dolayısıyla hep birlikte anlamlı bir etkinliğe tanık olduk.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Levon Yıldırımyan’ın  açılış konuşmasıyla başlayan gecenin ilk performansı Oti Dans grubundan  geldi. Selda Topaloğlu eşliğinde dansın birleştirici gücünü ve birlikte olmanın güzelliğini, yeniden hissettirdiler bizlere.</p>
<p>Bu anlamlı gecenin konuşmacıları Aylin Manukyan ve Arek Çatak tek tek dansları sunmaya başladıklarında hiç ara vermeden yaklaşık 20 oyunu seyredeceğimizin farkına vardım.</p>
<p>İlk halk oyunu ‘Fincan’dı. ‘Garno Koçari’, ‘Eçmiadzin’, İşhannats Bar’, ‘Musa Ler’, ‘Karavan’, ‘Oror’ ve daha birçok oyun oynandı gecede. Bizler ise kah Erzurum’a gittik kah Musa Dağı’na kah Eçmiadzin’e... Dolaştıkça dolaştık eski tarihi şehirlerde.</p>
<p>Onlar kostüm değiştirdikleri sırada sahnede hemen yerlerini alan solist Kristin Akgün Vural’a piyanoda Sevan Agoşyan eşlik ediyordu.</p>
<p>Solo davul performanslarıyla geceye damgasını vuran bir diğer isim ise Artur Kazalyan’dı. Kazaryan sahnede tam üç kez davul performansı sergiledi. </p>
<p>Gösterinin sondan bir önceki parçası ‘Vordeğ Kıdnem Kez’de Kristin Akgün Vural ve Sevan Agoşyan’a Hugas Arzuman eşlik etti.</p>
<p>Gecenin kapanış konuşmalarını Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan ve Ordakyan Dans Okulu Kurucusu ve Müdürü Bedros Ordakyan gerçekleştirdi.</p>
<p>Patrik Sahak Maşalyan ‘Huys’ Derneği’nin önemini vurgulayan konuşmasında,Ordakyan Okulu'nun kurucusunu, öğrencilerini, tebrik ederek başarılarının devamını temenni etti. </p>
<p>İstanbul, Ordakyan Dans Okulu’nu sadece birkaç gün ağırladı. Sadece bir gösteri ‘Huys’ yararına yapıldı. Şunu düşünmeden edemedim: Bu kadar güzel bir grup ağırlanmışken keşke farklı okulların sahnesinde birkaç gösteri daha yapılsaydı.</p>
<p>Onlar kısa bir süre şehrimizi gezip, sadece ağzımıza bir parça bal çalıp gittiler. Tadı, tınıları anılarımızda kaldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[1863 Ermeni Nizamnamesi ışığında “üst birlik” tartışmaları]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/1863-ermeni-nizamnamesi-isiginda-ust-birlik-tartismalari-40537</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/1863-ermeni-nizamnamesi-isiginda-ust-birlik-tartismalari.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/1863-ermeni-nizamnamesi-isiginda-ust-birlik-tartismalari-40537</guid><description><![CDATA[Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Vakfı’nın başlattığı konferanslar dizisi  devam ediyor. Patrik Maşalyan’ın da katıldığı ‘Geçmişten Günümüze 1863 Ermeni Nizamnamesi izleri ve Azınlıkların Örgütlenmesi’ başlıklı konferansta Dr. Aylin Koçunyan ile avukat Setrak Davuthan, nizamnamenin tarihsel boyutunu anlattı. Konferansta Ermeni kurumlarında bir üst yapı mekanizmasının nasıl oluşturulabileceği üzerine de duruldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Konferans 16 Mayıs Cumartesi günü Kilise’nin Naregyan Salonu’nda düzenlendi. Etkinliğin moderatörlüğünü vakıf yönetim kurulundan Avukat Aren Dadıroğlu yaptı. Dadıroğlu, Ermeni Nizamnamesi’ni hazırlayan Krikor Odyan ve Nahabet Rusinyan’ı rahmetle andı. </p>
<p>İlk olarak söz alan Dr. Aylin Koçunyan, Osmanlı Devleti döneminde nizamnamelerin ortaya çıkışına dair bilgiler verdi. Ermeni Nizamnamesi ile Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığı sırada tanıştığını söyleyen Koçunyan, millet sisteminin 19. yy’da kurumsallaşmaya başladığını, nizamnamenin İstanbul’un fethi ile oluşturulan sistemden oldukça farklı olduğunu belirtti. Koçunyan sunumunda Fransız İhtilali ile birlikte eşitlik söyleminin domino etkisi yarattığını ve Osmanlı Devleti’nde fermanların ortaya çıktığını, tüm bu gelişmelerin Ermeni Nizamnamesi’nin hazırlanmasına zemin oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h4>Üst yapı mekanizması kurulabilir mi? </h4>
<p>Avukat Setrak Davuthan ise azınlık toplumlarında örgütlenme modelleri üzerine konuştu. Ermeni Nizamnamesi’nin son derece başarılı bir metin olduğunu vurgulayan Davuthan, Nizamname ile Ermeni toplumuna ait kurumların hükmi şahsiyete haiz yani tüzel kişiliğe sahip olduklarını hatırlattı. Davuthan, Nizamname ile oluşturulan ruhani ve cismani meclislerin toplumu idare ettiğini belirtti. Davuthan, Cumhuriyet sonrasında Nizamname’nin 1960’lı yıllara kadar sadece patrik seçimleri için kullanıldığını, meclislerin oluşturulmasının  ise geçersiz hale geldiğini kaydetti. Davuthan, Ermeni vakıflarının denetlenebilirliği bakımından bir üst yapının kurulmasının elzem olduğunu, Türkiye Ermeni Patriği’nin inisiyatif alması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Davuthan şöyle konuştu: “Cumhuriyet'te bu tür vakıfları ortak amaç ve ilkeler etrafında birleştirecek, idari ve rasyonel devamlılıkta aksayan yönleri tespit edecek, yapılacak gönüllü bağışların ilgili vakıflara aktarılmasını düzenleyecek, sistemlerin yapılandırılmasını sağlayacak, gayrimenkul stoğunu belirleyecek, gelirlerin günün koşullarına uygun ekonomik düzeye çıkartılmasını sağlayacak, hazırlanan münferit bütçelerin yeterliliğini  denetimini sağlayacak, rasyonel tedbirleri tespit edecek, yaptırım gücü bulunan bir organın varlığına şiddetle gereksinim bulunduğunu hepimiz muhakkak kabul ederiz diye düşünüyorum.” </p>
<p>Davuthan şöyle devam etti: “İhtiyaç duyduğumuz bu yapı, eğitim kurumlarının finansal yeterlilik sorunlarını çözmeli, çalışanların eğitim ve din hizmeti veren kadrosunun özlük haklarını gözetmeli, eğitimde ve dilde erozyonu önlemek için gayret sarf etmeli, etik kurallar koyabilmeli ve ayrıca dağınık halde bulunan cemaat vakıfları arasında iç denetim ve koordinasyonu temin edebilmeli ve yasal yetkilerle donatılmalı.” </p>
<h4>“Uzlaşma nasıl sağlanacak?”</h4>
<p>Konferansın katılımcıları arasında yer alan Cemaat Vakıfları Temsilcisi Can Ustabaşı, Davuthan’ın söz ettiği üst birlik önerisine dair söz aldı ve şunları söyledi:  “Vakıflar Genel Müdürlüğü 167 cemaat vakfını denetleme hakkına sahip. Son beş yılda denetlenen cemaat vakfı sayısı çok az. Denetlensin istiyorsak bunun önünde bir engel yok. Denetleme firması ile anlaşarak bu yapılabilir. Ancak üst kuruluşun ne yapacağı kafamda tam olarak şekillenmedi. Bu kuruluş görev paylaşımı ve aktarımı nasıl yapacak? Ruhani ve sivillerin ayrı görüşleri var. Uzlaşma nasıl sağlanacak?” Ustabaşı,  “Biz hep şu olsun bu olsun demek yerine dilekleri ve istekleri yazılı halde yetkili makamlara sunalım” teklifinde bulundu.  </p>
<h4>“Yeni nizamname çabasında değiliz”</h4>
<p>Kapanış konuşmasını yapan Patrik Maşalyan, “Yeni nizamname yapma çabasında değiliz. Küçük rötuşların olması önemlidir” dedi.</p>
<p>Maşalyan şöyle konuştu: “En büyük beklentimiz devletimizden. En büyük sorunumuz örgütlenme sorunu. Patrik geleneksel olarak millet başı ama yetkisi yok. Bu yetki Osmanlı döneminde vardı. Sonra elimizden alındı. 43 yıldır Patrikhane’deyim. Yıllarca Ankara’ya gittik elimiz boş döndük.  Nizamname başarılı oldu çünkü ruhbanların tek başına yapamayacağı ortak aklı yarattı. Kiliseye karşı saygısızlık hareketi değildi. Taşları yerine oturttu. İyi ki bu nizamname vardı. Yapanları anıyorum. Devrimler oldu. Yeni nizamname çabasında değiliz. Küçük rötuşlar olması önemlidir.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şirinoğlu’ndan okullar için ‘iktisadı teşekkül’ önerisi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sirinoglundan-okullar-icin-iktisadi-tesekkul-onerisi-40536</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/sirinoglundan-okullar-icin-iktisadi-tesekkul-onerisi.JPG'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sirinoglundan-okullar-icin-iktisadi-tesekkul-onerisi-40536</guid><description><![CDATA[Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nde Hampartsum yemeği düzenlendi. Hastane gelenek olarak her yıl Hampartsum Yortusu’nda (İsa Mesih’in dirilişinden 40 gün sonra göğe yükselmesi) bir yemek düzenliyor ve yönetim gündeme dair değerlendirmelerde bulunuyor. Patrik Maşalyan ve kilise vakıf yönetim kurullarının katıldığı yemekte Başkan Bedros Şirinoğlu, hastanenin sağlık harcamaları ve ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımlar hakkında bilgi verdi, maddi sıkıntı çeken okullar için öneride bulundu. Patrik Maşalyan ise yapılamayan hastane seçimlerine değindi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>14 Mayıs Perşembe günü Hastane kilisesinde Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’ın riyaset ettiği Badarak ayinini Rahip Kaspar Garabedyan yönetti. Ayinde ilahileri Vartanants Korosu seslendirdi. </p>
<p>Ayininin ardından Gomidas Salonu’nda yemeğe geçildi. Yemeğe hayırseverler Hayk Arslanyan, Aret Yerganyan, İrma Polat; doktorlar ve yöneticiler katıldı. Yemekte hastanedeki yeni servis ve cihazların yer aldığı video, barkovizyonda gösterildi. Vakıf sekreteri Markrit Arslan, yeni hizmetleri duyurmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Vakıf Başkanı Bedros Şirinoğlu, kardiyovasküler cerrahi, girişimsel cerrahi bölümleri için 9 milyon dolarlık harcama yapıldığını hatırlattı. Nükleer tıp bölümünün inşaatına gelecek sene başlanacağını söyleyen Şirinoğlu, cerrahi operasyonlarda kullanılan ‘Da Vinci Cerrahi Robotik Sistemi’ni hastaneye kazandırdıklarını, bu yenilik için 850 bin Euro harcandığını açıkladı. Hastane vakfının gelir-gider tablosunu Patrik Maşalyan’a ve bütün vakıflara kitapçık olarak göndereceğini ifade eden Bedros Şirinoğlu, ihtiyaç sahiplerine vakıf olarak yardımda bulunduklarını kaydetti. Şirinoğlu, şunları söyledi: </p>
<p>“Bu yılki yatırımımız 8 milyon 367 bin dolar. Vakıflardan ihtiyaç sahipleri için gönderdiğimiz evraklara geri dönüş olmasa da biz cemaat mensubu 1344 ihtiyaç sahibinin sağlık masraflarını karşıladık. Bu da 13 milyon 168 bin TL’dir. Öğrencilere verilen eğitim bursu toplam 1 milyon 359 bin TL’dir. ‘Az değil mi?’ diyebilirsiniz ancak biz üniversitelerin tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrencilere burs veriyoruz. Bu seneki masrafımız 355 milyon TL. Bunların içerisinde yangın sisteminin yenilenmesi var. Bolu’daki otel yangını sonrası devlet belirli kararlar aldı. Hastanenin yangın sistemi, elektrik tesisatının baştan aşağı yenilenmesi istendi. Altıncı ayın sonunda tamamlanıyor. Bu sene vakıftaki 25’inci yılım. Bu zaman zarfında yönetim kurulu arkadaşlarımla birlikte ödediğimiz kıdem ve ihtar tazminatları 7 milyon 227 bin doları buldu. Satın aldığımız, yenilediğimiz mülklere 9 milyon 397 bin dolar harcamışız. Bazı arkadaşlar bana ‘Hesap vermiyor’ diyor. Ben 25 senedir hesap veriyorum. Biz hastaneyi yeni yönetime, kıdem tazminatları bitimiyle 1 milyar TL üzerinde parayla teslim edeceğiz.” </p>
<h4>Hastaneye yönelik eleştiriler</h4>
<p>Şirinoğlu, toplumun bazı kesimlerinin hastaneden bekledikleri hizmeti alamadığı yönündeki  eleştiriler için de “Hastanemizi üst düzey bir hastane ile kıyaslıyorlar. Bu ne perhiz ne lahana turşusu. Bizim büyüklerimiz var. Bir şeyler öğrendiysek onlardan öğrendik. Ölümsüz değiliz. Bizim gayemiz hastaneyi daha ileriye taşımak. Teknolojiye ayak uydurmamız lazım” dedi. </p>
<h4>Okullar için öneri</h4>
<p>Şirinoğlu, maddi açıdan sıkıntı içindeki okulların birleştirilmesi yönündeki önerisini hatırlatarak yeni bir öneride bulundu ve şöyle dedi:  “Okullarla ilgili sıkıntılar yaşayacağız. İktisadi teşekkül olmaları fikri kafamdan geçiyor. Erol bey (Yerganyan) döneminde burası iktisadi teşekkül oldu. Daha iyi oldu” dedi. Şirinoğlu bütçenin önümüzdeki yıl 2 milyar TL’yi bulacağını ifade etti. Şirinoğlu, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde bir dersliğe Prof. Dr. Agop Kotoğyan’ın isminin verilmesini yetersiz bulduğunu da belirterek Prof. Dr. Kotoğyan’ın dünya çapında bir üne sahip olduğunun altını çizdi.</p>
<h4>Maşalyan: Halkın beklentisi seçim</h4>
<p>Yemekte vakıf tarafından Ağavni Utaş’a kiliseye hediye ettiği litürjik perde için plaket verildi. Kapanış konuşmasını yapan Patrik Maşalyan, hastanedeki yenilikleri gördüğünü belirterek</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/05/hastane-1-ishan-erdinc.jpg" alt="" width="334" height="188">
<figcaption>Fotoğraf: İşhan Erdinç</figcaption>
</figure>
<p>mirasın iyi korunduğunu ve geliştirildiğini vurguladı. Halkın beklentisinin  azınlık hastaneleri yönetimleri için yapılacak seçimler olduğunu kaydeden Patrik Maşalyan, 2023’te yapılması beklenen seçimin hala yapılamadığını hatırlattı.  Patrik Maşalyan, Bedros Şirinoğlu’nun gelecek seçimlerde mücevher bırakmak için çaba sarf ettiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Cemaatimizin bütün ilgisi burada. Bizim halkımız ‘ya hep ya hiç’çidir. Amatör ruhla gönüllülükle çalışan kişiler hakkında yorumlar yapılıyor. Bu gelecek için sıkıntılıdır. Yapılan işleri takdir etmeyi öğrenmek gerekiyor. Yapılan bir çaba var. Hastane en zengin ve en işlevsel kurumdur. Beklentiler çoktur ama ne kadar gerçekçidir? Yönetim kurulu bunu biliyor. Sosyal medyada küfürler ediliyor. Vakıf biliyor bunları. Ama her vakıf kendi mirasının bekçisidir. Halkımız fakirleri hizmet bekliyor. Fakirlik giderek artıyor ve yardımlar edilmeli. Biz bardağın dolu kısmını görmeliyiz  ve iyimser olmalıyız.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 17:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şişli Belediyesi'nde bir hafta içinde ikinci kayyım değişikliği]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-belediyesi-nde-bir-hafta-icinde-ikinci-kayyim-degisikligi-40535</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/sisli-belediyesi-nde-bir-hafta-icinde-ikinci-kayyim-degisikligi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-belediyesi-nde-bir-hafta-icinde-ikinci-kayyim-degisikligi-40535</guid><description><![CDATA[İstanbul'da Şişli Belediye'sinde bir hafta önce kayyım olarak göreve gelen Ayhan Terzi'nin yerine Büyükçekmece Kaymakamı Ali İkram Tuna atandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP'li Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, 23 Mart 2025'te "kent uzlaşısı" soruşturması kapsamında tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. Şahan'ın yerine kaymakam Cevdet Ertürkmen kayyım olarak atandı. </p>
<p>Ertürkmen’in yerine ise geçen hafta İstanbul Vali Yardımcısı Ayhan Terzi getirildi. Yedi gün sonra yeniden bir görevlendirme yapıldı.</p>
<p>Büyükçekmece Kaymakamı Ali İkram Tuna, Şişli Belediye'sine yeni kayyım olarak atandı. Ayhan Terzi'nin de Güngören Kaymakamı olarak görev yapacağı öğrenildi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 16:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nişan Hançer Oyuncuları'ndan "Tekrar Çal Sam"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/nisan-hancer-oyunculari-ndan-tekrar-cal-sam-40534</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/20/nisan-hancer-oyunculari-sahnede.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/nisan-hancer-oyunculari-ndan-tekrar-cal-sam-40534</guid><description><![CDATA[Aramyan Okulu’ndan Yetişenler Derneği Nişan Hançer Oyuncuları, Woody Allen’ın "Tekrar Çal Sam" eserini sahneye uyarladı. Oyun, düzenlenen gala ile izleyiciyle buluştu. Oyun 21 Mayıs ile 5-7-9 ve 16 Haziran’da tekrar sahnelenecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>15 Mayıs Cuma akşamı Aramyan Okulu’ndan Yetişenler Derneği’nde sahnelenen oyuna davetliler katıldı. İki perdeli romantik komedi türündeki oyunun yönetmenliğini İBB Şehir Tiyatroları sanatçısı Rahmi Elhan yaptı. Oyuncu kadrosunda ise Ari Meşalecioğlu, Nazen Külegeç, Arda Gülyan, Melis Özçelik, Zakar Nevruz ve Ester Daoudian yer alıyor.</p>
<p>Woody Allen tarafından kaleme alınan ‘Tekrar Çal Sam’ adlı oyun, eşinden boşanan film eleştirmeni Allan Felix’in aşk yolculuğu esnasında yaşadığı komik anları konu ediniyor. Felix’e bu yolculukta dostları Linda ve Dick de eşlik eder ancak yaşadığı birtakım talihsizlikler onu çıkmaza sürükler. İki saatlik oyunda izleyiciler, bazı sahnelerde kahkahalara boğuldu. Oyunun sonunda konuşma yapan dernek başkanı  Sevan Ataoğlu, derneğin 75’inci yıl kutlamaları için oyunun hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p>"Tekrar Çal Sam", 21 Mayıs ile 5-7-9 ve 16 Haziran’da sahnelenmeye devam edecek.</p>
<p>Davetiye temini için 0546 648 54 93 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 20 May 2026 16:03:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>