<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Mon, 21 Sep 2026 17:32:02 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA["Özgürlüğümüzün önündeki zincirleri kırdık"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgurlugumuzun-onundeki-zincirleri-kirdik-41911</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/21/ozgurlugumuzun-onundeki-zincirleri-kirdik.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgurlugumuzun-onundeki-zincirleri-kirdik-41911</guid><description><![CDATA[Ermenistan Meclis Başkanı Ruben Rubinyan, Ermenistan’ın bağımsızlığının 35. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmesinin 35. yılında Ermenistan Meclis Başkanı Ruben Rubinyan, bir mesaj yayınlayarak, "Bunu büyük zorluklarla, fedakârlıklarla, acılar ve kan pahasına yaptık. Ama yaptık. Ve şimdi, nihayet uzun zamandır beklenen barışın tesis edilmesiyle birlikte, artık derin bir nefes alabilir, barış içindeki hayatımızı inşa edebilir ve yaşayabiliriz" dedi. </p>
<p>Meclis Başkanı Rubinyan'ın mesajı şöyle:</p>
<p>"Hepimizi Ermenistan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Günü dolayısıyla kutluyorum.</p>
<p>Bugün, bizim en büyük gurur günümüz, elde ettiğimiz başarıların tartışmasız zirvesidir.</p>
<p>Ermeni halkı hiçbir zaman bağımsızlıktan yoksun yaşamayı kabullenmedi. Görünüşte en umutsuz durumlarda bile özgürlük meşalesini kalbimizde taşıdık, bunun için mücadele ettik ve mümkün olduğunda onu yeniden canlandırdık. Bu, gerçekten devlet sahibi bir halk olduğumuzun en güçlü kanıtıdır.</p>
<p>35 yıl önce de böyle oldu. Özgürlüğümüzün önündeki zincirleri kırarak özgür ve bağımsız bir Ermenistan’da yaşama irademizi ilan ettik.</p>
<p>Ancak kendimize itiraf etmeliyiz ki daha ilk günden itibaren, hem içeriden hem dışarıdan, bağımsızlığımızın yalnızca kâğıt üzerinde kalan, konjonktürel, geçici veya yapay bir durum olduğu düşüncesi bizlere aşılanmaya çalışıldı. Bizi, bağımsızlıktan daha önemli bir ‘ulusal çıkar’ bulunduğuna ve belki de güvenli bir bağımlılığın bağımsızlık uğruna yapılacak fedakârlıklardan daha iyi olduğuna inandırmaya çalıştılar.</p>
<p>Ancak en zor dönemlerde bile, teslim olmanın veya bağımsızlığımızdan taviz vermenin en iyi yol gibi göründüğü anlarda dahi biz, bilge bir halk olarak, tarihin akışını değiştirecek ve gözümüzün nuru, en kutsal değerimiz olan Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının kalıcılığını güvence altına alacak kadar güçlü bir öz muhasebe yapma iradesini gösterdik.</p>
<p>Bunu büyük zorluklarla, fedakârlıklarla, acılar ve kan pahasına yaptık. Ama yaptık.</p>
<p>Ve şimdi, nihayet uzun zamandır beklenen barışın tesis edilmesiyle birlikte, artık derin bir nefes alabilir, barış içindeki hayatımızı inşa edebilir ve yaşayabiliriz.</p>
<p>Şehitlerimizin aziz hatırasına saygıyla, yaşasın Ermenistan Cumhuriyeti!”</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 21 Sep 2026 17:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[80 kadından çağrı: Yan yana, geleceği konuşalım]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/80-kadindan-cagri-yan-yana-gelecegi-konusalim-41910</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/21/80-kadindan-cagri-yan-yana-gelecegi-konusalim.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/80-kadindan-cagri-yan-yana-gelecegi-konusalim-41910</guid><description><![CDATA[Çözüm sürecinin geldiği noktaya dikkat çeken 80 kadın bir çağrı yayınlayıp "Kürt sorununun çözümü, kalıcı barışın ve demokrasinin inşasında kadınların rolünü konuşmak, erkek-devlet şiddetine karşı toplumsal bir mücadele hattını oluşturmak için" 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara'da bir konferans düzenleyeceklerini açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bir buçuk yıldır devam eden çözüm sürecinde gelinen noktada kadınlar da mücadeleye ve özgür gelecek inşa etmeye katkı vermek için yeni bir girişimde bulunuyor. </p>
<p>Siyaset, akademi, kadın hareketi, hak savunuculuğu gibi birçok alandan bir araya gelen 80 kadın “Yan Yanayız, Geleceği Konuşuyoruz” başlıklı ortak bir açıklama yayımladı.</p>
<p>İmzacılar, kadınların barış, demokrasi ve eşitlik tartışmalarına ortak sözle katılması amacıyla 31 Ekim-1 Kasım’da Ankara’da bir konferans düzenlemeyi hedeflediklerini açıkladı.</p>
<p>Yapılan açıklamada "Bugün kadınlar olarak mücadelemizin ve eşitlikçi, özgür bir gelecek inşa etmenin nasıl mümkün olacağını tartışmak istiyoruz. Türkiye’nin öncelikli gündemi olan Kürt<br>sorununun çözümü, kalıcı barışın ve demokrasinin inşasında kadınların rolünü konuşmak,<br>erkek-devlet şiddetine karşı toplumsal bir mücadele hattını oluşturmak için 31 Ekim-1 Kasım<br>tarihlerinde Ankara'da bir konferans gerçekleştirmeyi hedefliyoruz" denildi. </p>
<p>"Yan yanayız, geleceği konuşuyoruz" temasıyla bugün İstanbul Beyoğlu Bilim'de yapılan toplantıda kadınlar özetle şunları dile getirdi:<br>"Onurlu ve eşit bir yaşam için; geleceğimizi el ele verip yan yana yürüyerek kurmak için;<br>Adalet olmadan Barış olmaz, Barış olmadan Demokrasi olmaz, Demokrasi olmadan Eşitlik olmaz, Eşitlik olmadan Özgürlük olmaz diyerek ve bu değerleri yeniden kazanmak için bugün burada birlikte bir adım daha atmak istiyoruz.</p>
<p>Bugün Kürt meselesinin müzakere ve demokratik siyaset yoluyla çözümüne dair girişimler,<br>Türkiye demokrasisi açısından yeni fırsatlar yaratmış, demokrasi ihtiyacını ve herkes için<br>şiddetten uzak, barış içinde onurlu bir yaşam talebini daha da görünür kılmıştır. </p>
<h4>Kutsal aile içine sıkışan kadınlar</h4>
<p>Ortak yaşamımızın tasarlanmasına hepimizin eşit katılımı, ancak ortak mücadele ile mümkün. Bu mücadelenin itici gücü olan biz kadınlar; yeni durumu nasıl değerlendireceğimizi, kendi yaşam pratiğimizden sürece nasıl dâhil olacağımızı ve ortak geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizi konuşmak istiyoruz.</p>
<p>Türkiye'nin siyasal, toplumsal, kültürel, ekonomik ve ekolojik krizleri elbette yeni değil. Ancak son yıllarda bu yapısal sorunlar derinleşti ve toplumu nefessiz bıraktı. Erkek egemen<br>devlet, krizden çıkış yolu olarak kendini militarist, milliyetçi ve kutuplaştırıcı politikalarla yeniden tahkim ediyor. Kadınları salt “kutsal aile” içine yerleştiren, erkeklerin egemenliğini sürekli pekiştiren, devletin “makbul” sınırları dışında kalan örneğin Aleviler gibi tüm farklı kimlikleri yok sayan, özellikle de LGBTİ+'ları düşmanlaştıran ve varoluşlarını kriminalize eden, hayvanlara ve tüm canlılara kasteden toplumsal ilişkiler, hukuki ve fiili düzenlemelerle zorla dayatılıyor. Biçimsel eşitlik kazanımları dahi tahrip ediliyor; kadın hareketinin ve feminist hareketin uzun soluklu direnişlerle elde ettiği kazanımlar, patriyarka, kapitalizm ve devlet işbirliğiyle gasp edilmek isteniyor.</p>
<p>Hukukun üstünlüğünden yargı bağımsızlığına, kişi güvenliğinden laikliğe, doğanın ve ekolojik yaşamın savunulmasından yoksulluğa, emek sömürüsüne ve geçim derdine kadar her alanda yaşanan bu çöküş apaçık ortadadır. Bugün hâlâ patriyarka ve kapitalizm, kadınların bedenine ve emeğine el koyarak kendini sürdürürken; kadınlar derin yoksullukla ve farklı şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Doğal yaşam alanları sermayenin talanına açılırken hava, su, toprak güvencesiz bırakılıyor.</p>
<h4>Kimse arkada kalmasın</h4>
<p>Tam da bu yüzden, barış içinde ve demokratik bir toplumda yaşamanın önündeki engelleri kaldırmak için yan yana gelmeye ve ortak mücadeleyi büyütmeye ihtiyacımız var. Erkek egemen, otoriter ve baskıcı siyaset ve yönetim anlayışına karşı; özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojik ve demokratik bir siyasete ve toplumsal çıkışa ihtiyacımız var. İnanıyoruz ki bu, ancak biz kadınların ortak mücadelesiyle mümkündür.<br><br>Bu nedenledir ki, kadın mücadelesi bugüne kadar olmaz denilen pek çok şeyi yaptı, umut ve inanç verdi, yorulunca birbirine omuz verdi, bu dünyayı defalarca değiştirdi. Tüm bu birikimi hatırlamak, yeniden yapabileceklerimizi düşünmek, yeni bağlar kurmak ve kimseyi geride bırakmayan bir ortak yaşamı hep birlikte savunmak kararlılığındayız.<br>Sorunlarınızı cebinize koyup gelin, çözmeye doğru bir adım daha atalım. Bunu birlikte yapmaya gücümüz ve isteğimiz var. Hep beraber, yan yana bu mücadeleyi birlikte örelim."</p>
<p><strong>İmzacılar</strong></p>
<p>Arzu Gamze Kılınç<br>Arzu Erdoğan<br>Arzu Yılmaz<br>Ayla Akat Ata<br>Ayşe Berktay<br>Ayşe Gül Altınay<br>Ayşegül Devecioğlu<br>Bermal Küçük<br>Berrin Sönmez<br>Besna Tosun<br>Beyza Üstün<br>Bircan Yorulmaz<br>Birsen Atakan<br>Büşra Ersanlı<br>Canan Kaftancıoğlu<br>Ceren Önder Kandemir<br>Ceren Salmanoğlu<br>Çağlar Demirel<br>Çilem Küçükkeleş<br>Dilan Aydın<br>Ekin Yeter<br>Eren Keskin<br>Esra Mungan<br>Eylem Aktaş<br>Fatma Bostan Ünsal<br>Fatma Gök<br>Ferda Fahrioğlu Akın<br>Feryal Öney<br>Filiz Kerestecioğlu<br>Füsun Demirel<br>Füsun Üstel<br>Gözde Şeker<br>Güldestan Yüce<br>Güley Bor<br>Gülseren Onanç<br>Gülsüm Elvan<br>Gülsüm Kav<br>Gültan Kışanak<br>Gülten Kaya<br>Hadiye Yolcu<br>Hatice Erbay<br>Hüda Kaya<br>Hüsne Gölbaşı<br>Işıl Ünal<br>İlkay Akkaya<br>Jülide Kural<br>Mücella Yapıcı<br>Nadire Mater<br>Nezahat Teke<br>Nimet Tanrıkulu<br>Nur Sürer<br>Nurhayat Altun<br>Onur Bütün<br>Oya Ersoy<br>Özgür Sevgi Göral<br>Perva İnal<br>Pervin Buldan<br>Pınar Aydınlar<br>Pınar Dinç<br>Rakel Dink<br>Raziye Öztürk<br>Rojda Bedia Akkaya<br>Rugeş Filiz<br>Rümeysa Çamdereli<br>Sebahat Tuncel<br>Selda Öztürk<br>Sema Kaygusuz<br>Sema Kılıçer<br>Sümeyye Kavuncu<br>Şebnem Korur Fincancı<br>Şebnem Oğuz<br>Tuğçe Tatari<br>Yakın Ertürk<br>Yasemin Özgün<br>Yıldız Önen<br>Zeliha Burcu Acar<br>Zeynep Altıok<br>Zeynep Duygu Ağbayır<br>Zeynep Ocak<br>Zilan Leventoğlu<br><br></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 21 Sep 2026 16:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bağımsız Ermenistan 35 yaşında]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bagimsiz-ermenistan-35-yasinda-41908</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/21/bagimsiz-ermenistan-35-yasinda.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bagimsiz-ermenistan-35-yasinda-41908</guid><description><![CDATA[Ermenistan Cumhuriyeti,  bugün bağımsızlığının 35. yıldönümünü kutluyor. Resmi kutlamaların yanı sıra bu akşam Yerevan'da büyük bir konser yapılacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan, bugün "Bağımsızlık Günü"nü kutluyor. Ermenistan’ın resmi ve ulusal bayramlarından biri olan Bağımsızlık Günü, Ermenistan’da her yıl 21 Eylül’de kutlanıyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/bagimsiz2.jpg" alt="Ermenistanbagimsizlik" width="348" height="562">Ermenistan Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, 23 Ağustos 1990’da Ermenistan Cumhuriyeti Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etti. Bildirge’de Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin  feshedildiği ve yeni bir devlet olan Ermenistan Cumhuriyeti’nin kurulduğu belirtildi.</p>
<p>21 Eylül 1991 günü ise düzenlenen referandumda Ermenistan haklı bağımsızlığına evet dedi. Ermenistan nüfusunun yüzde 95’inin katıldığı oylamada, seçmenlerin yüzde 94,39’u “Ermenistan Cumhuriyeti’nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dışında, demokratik ve bağımsız bir devlet olmasını onaylıyor musunuz?” sorusuna “evet” yanıtını verdi.</p>
<p>İki gün sonra, 23 Eylül’de ülkenin Yüksek Konseyi, Ermenistan’ı bağımsız ve egemen bir cumhuriyet ilan etti. Yeni bağımsız Ermenistan’ın ilanı, Ermenistan Üçüncü Cumhuriyeti tarihinin de başlangıcı oldu.</p>
<p>Kasım 1991’de Levon Ter-Petrosyan Ermenistan’ın ilk cumhurbaşkanı seçildi. Ermenistan Cumhuriyeti 21 Aralık 1991’de Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) katıldı.</p>
<p>Üçüncü Cumhuriyet’in ilk Anayasası, 5 Temmuz 1995’te ülke genelinde yapılan bir referandumla kabul edildi. İlk kapsamlı değişiklikler 2005 yılında uygulanırken, 6 Aralık 2015’te düzenlenen bir başka referandumla kabul edilen ve günümüzde de yürürlükte kalmaya devam eden anayasa değişiklikleri gerçekleştirildi.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/bagimsiz3.jpg" alt="Ermenistan Bagimsizlik" width="343" height="517">Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 35. yılı dolayısıyla Gümrü, Vanadzor, Kapan ve İcevan’da “Kalıcı Devlet” teması altında kutlama konserleri düzenlendi. Ana kutlama konseri ise 21 Eylül’de (bugün) Yerevan'daki Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak.</p>
<p>Konserde, Sergey Smbatyan yönetimindeki Ermenistan Devlet Senfoni Orkestrası, Hovhannes Çekiciler Ulusal Akademik Korosu, Karen-Sevak Grubu ve aralarında Aram MP3, Iveta Mukuchyan, Roland Gasparyan, Saro Tovmasyan, Arman Hovhannisyan, Tata Simonyan ile diğer isimlerin yer aldığı popüler sanatçılar sahne alacak.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Fotoğrafların tümü ArmenPress'ten alındı. </em></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Başsavcı Eminağaoğlu’ndan Yargıtay Daire kararına itiraz, Şişli adliyesinde yumruklu saldırı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bassavci-eminagaoglundan-yargitay-daire-kararina-itiraz-sisli-adliyesinde-yumruklu-saldiri-41907</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/21/bassavci-eminagaoglundan-yargitay-daire-kararina-itiraz-sisli-adliyesinde-yumruklu-saldiri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bassavci-eminagaoglundan-yargitay-daire-kararina-itiraz-sisli-adliyesinde-yumruklu-saldiri-41907</guid><description><![CDATA[Dink suikastinin 20. yılı yaklaşırken Hrant'ın Arkadaşları'nın yaklaşık bir yıldır devam ettirdiği Neden Hedef Seçildim dijital hafıza çalışmasında bu hafta Yargıtay Başsavcısı  Eminağaoğlu'nun Dink'in yazılarında herhangi bir hakaret olmadığına dair verdiği görüşe rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin Dink'e ceza vermesine yaptığı itiraz ve Dink ve Agos yöneticileri hakkındaki “yargıyı etkilemeye teşebbüs” davası sırasında avukat Ceylan'a  yapılan fiziksel saldırı yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink suikastinin 20. yılı için Hrant'ın Arkadaşlarının başlattığı ve cinayete giden yolun adım adım takip edildiği dijital çalışması Neden Hedef Seçildim, bu hafta da önemli eşikleri ortaya koymaya devam etti. <a href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="noopener">X</a>,<a href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim?igsh=MTZjdDM2MjA3ZXAzbA%3D%3D" target="_blank" rel="noopener"> Instagram</a> ve<a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423" target="_blank" rel="noopener"> Facebook</a>'taki <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Neden Hedef Seçildim </a>hesaplarından yayınlanan bilgilerde bu hafta daha önce Yargıtay Başsavcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun Hrant Dink'in yazılarında herhangi bir hakaret olmadığına dair verdiği görüşe rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin Dink'e ceza vermesine yaptığı itiraz ve Hrant Dink ve Agos yöneticileri hakkındaki “yargıyı etkilemeye teşebbüs” davası sırasında avukata yapılan saldırı yer alıyor.</p>
<p><span style="color: rgb(186, 55, 42);"><strong>19 Eylül Cumartesi 2026 </strong></span></p>
<p><strong>Tarih: 6 Haziran 2006 Salı</strong></p>
<p><strong>Başsavcı Eminağaoğlu’ndan Yargıtay Daire kararına itiraz</strong></p>
<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin Hrant Dink hakkındaki mahkûmiyet kararına itiraz eder.</p>
<p><strong>O esnada</strong></p>
<p><strong>6 Haziran</strong></p>
<p>Yazar Elif Şafak, yayımladığı "Baba ve Piç" romanında bir karakterin Ermeni soykırımından bahsetmesi gerekçe gösterilerek yapılan şikâyet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında savcılığa ifade verir.</p>
<p><strong>7 Haziran</strong></p>
<p>Elif Şafak hakkında savcılık tarafından takipsizlik kararı verilir.</p>
<p><strong>11 Haziran</strong></p>
<p>“Bazı haberler ve Türkiye’nin hali”, Erdal Güven, Radikal</p>
<p><strong><span style="color: rgb(186, 55, 42);">20 Ekim Pazar 2026</span></strong></p>
<p><strong>Tarih: 4 Temmuz 2006 Salı</strong></p>
<p><strong>Şişli Adliyesi’nde Avukat Ceylan’a yumruklu saldırı</strong></p>
<p>Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, Hrant Dink ve Agos yöneticileri hakkındaki “yargıyı etkilemeye teşebbüs” davasının ikinci duruşması görülür.</p>
<p>Adliye önünde gösteri düzenleyen ırkçı gruptan bir kişi, Avukat Deniz Ceylan’a yumruk atar.</p>
<p><strong>4 Temmuz</strong></p>
<p>“Hrant Dink davasında arbede”</p>
<p><strong>5 Temmuz</strong></p>
<p>“Hrant Dink davası yine olaylı başladı”, Ali Oktay, Sabah</p>
<div class="box-12">
<h4><span style="color: rgb(186, 55, 42);"><strong>Cinayete giden yol</strong></span></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-de-ilk-durusma-trabzon-da-bomba-40117" target="_blank" rel="noopener">Şişli'de ilk duruşma, Trabzon'da bomba</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kaboglu-na-saldiri-erhan-tuncel-resmen-muhbir-40191" target="_blank" rel="noopener">Kaboğlu'na saldırı, Erhan Tuncel resmen muhbir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/fethiye-cetin-e-saldiri-yasin-hayal-in-babasindan-cagri-oglumu-disari-birakmayin-40265" target="_blank" rel="noopener">Fethiye Çetin'e saldırı, Yasin Hayal'in babasından çağrı: "Oğlumu dışarı bırakmayın"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/malatya-daki-hiristiyanlar-hedefte-icisleri-bakani-takipte-40343" target="_blank" rel="noopener">Malatya'daki Hıristiyanlar hedefte, İçişleri Bakanı 'takipte'</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/tayad-lilara-linc-adalet-bakani-ndan-hancerleme-cikisi-40420" target="_blank" rel="noopener">TAYAD'lılara linç, Adalet Bakanı'ndan "hançerleme" çıkışı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilirkisi-raporu-hrant-dink-hakaret-etmedi-orhan-pamuk-a-301-den-dava-40494" target="_blank" rel="noopener">Bilirkişi raporu “Hrant Dink hakaret etmedi”, Orhan Pamuk'a 301'den dava</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596" target="_blank" rel="noopener">“Türklüğe Hakaret” davasında Kerinçsizler ve diğerleri sahnede</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/6-7-eylul-sergisine-saldiri-duzenlenir-yasin-hayal-serbest-birakilir-40678" target="_blank" rel="noopener">6-7 Eylül sergisine saldırı düzenlenir, Yasin Hayal serbest bırakılır</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/konferans-bilgi-universitesi-nde-hrant-dink-e-bir-sorusturma-daha-40759" target="_blank" rel="noopener">Konferans Bilgi Üniversitesi'nde, Hrant Dink'e bir soruşturma daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dinke-mahkumiyet-yasin-hayal-ermenilere-karsi-buyuk-kin-besliyor-40834" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink’e mahkumiyet, "Yasin Hayal Ermenilere karşı büyük kin besliyor”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-bu-suc-benim-algilamamla-irkciliktir-ve-ben-boyle-bir-suc-islemedim-40920" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink: “Bu suç, benim algılamamla ırkçılıktır ve ben böyle bir suç işlemedim”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/umut-kitabevi-bombalanir-dink-ve-agos-yetkilileri-savciliga-ifade-verir-40998" target="_blank" rel="noopener">Umut Kitabevi bombalanır, Dink ve Agos yetkilileri savcılığa ifade verir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077" target="_blank" rel="noopener">Orhan Pamuk duruşmasında saldırı, Dink hakkında bir dava daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/basbakanlikta-milli-guvenlik-zirvesi-ve-mehmet-ali-agca-nin-tahliyesi-41158" target="_blank" rel="noopener">Başbakanlık’ta Milli Güvenlik Zirvesi ve Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/Dink%20ve%20Pamuk%E2%80%99a%20kar%C5%9F%C4%B1%20y%C3%BCkselen%20kampanyalar,%20Trabzon'da%20tehdit" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Pamuk’a karşı yükselen kampanyalar, Trabzon'da tehdit</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-da-bir-cinayet-dink-e-tehdit-mektubu-41300" target="_blank" rel="noopener">Trabzon'da bir cinayet, Dink'e tehdit mektubu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi-41371" target="_blank" rel="noopener">Rahip Santoro suikasti ve Orhan Pamuk'un düşen 301 davası</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-hrant-dinki-ne-pahasina-olursa-olsun-oldurecek-41479" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal, Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldürecek</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-savcisi-nin-karari-hrant-dink-sucsuz-41542" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Savcısı'nın kararı: Hrant Dink suçsuz!</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-alperen-ocaklari-nda-dink-cinayeti-planlari-beyazitta-bogazliyan-kaymakami-kemal-bey-bulusmasi-41617" target="_blank" rel="noopener">Trabzon Alperen Ocakları'nda Dink cinayeti planları, Beyazıt’ta Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey buluşması</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-ceza-dairesinden-hrant-dinke-mahkumiyet-cumhuriyet-e-saldiri-41709" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Ceza Dairesi’nden Hrant Dink’e mahkumiyet, Cumhuriyet'e saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/veli-kucuk-silahli-adamlariyla-adliyede-danistaya-silahli-saldiri-41775" target="_blank" rel="noopener">Veli Küçük silahlı adamlarıyla adliyede, Danıştay’a silahlı saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yakalanmasaydik-istanbul-da-ermenileri-oldurecektik-41863" target="_blank" rel="nofollow noopener">"Yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik"</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Richard Giragosian hayatını kaybetti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/richard-giragosian-hayatini-kaybetti-41904</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/20/richard-ginagosian-hayatini-kaybetti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/richard-giragosian-hayatini-kaybetti-41904</guid><description><![CDATA[Ermenistan’da faaliyet gösteren bağımsız düşünce kuruluşu Bölgesel Araştırmalar Merkezi'nin (RSC) direktörü Richard Giragosian İstanbul'da geçirdiği rahatsızlık sonucu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Giragosian geçtiğimiz hafta bir toplantı için geldiği İstanbul’da rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Giragosian’ın beyin kanaması geçirdiği öğrenildi.</p>
<p>Okmeydanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Hastanesi’nde tedavi gören Giragosian uzun süre  yoğun bakımda kaldı.</p>
<p>Giragosian dün (19 Eylül) akşam saatlerinde hayatını kaybetti.</p>
<p>Agos’a da zaman zaman yazılarıyla katkıda bulunan Giragosian bölgesel konularda görüşlerine sık sık başvurulan bir analistti. Giragosian'ın ölümü Türkiye'den sık sık biraraya geldiği dostları arasında da üzünü yarattı.</p>
<p>Uluslararası Kriz Grubu Türkiye Direktörü Nigar Göksel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları söyledi:</p>
<p>"30’lu ve 40’lı yaşlarım boyunca Batı Avrupa, Türkiye, Ermenistan ve Gürcistan genelinde sayısız panelde birlikte yer aldık; Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan meseleleri üzerine tartıştık.</p>
<p>Pek çok konuda görüş ayrılığı yaşasak da, yollarımız hep yeniden kesişirdi. Aramızda her zaman bir karşılıklı anlayış zemini ve sanki karşı tarafın hep orada olacağına ve gündemin içinde  bulunacağına dair bir varsayım vardı.</p>
<p>Richard’ın İstanbul’da vefat etmiş olması beni çok üzdü. Onun hep orada olacağını ve o diyalektiği sürdüreceğimizi varsayardım. Yokluğu, yirmi yılı aşkın süredir paylaştığımız o küçük dünyada büyük bir boşluk bırakıyor; aynı zamanda kendi kişisel tarihimde de bir eksiklik yaratıyor.</p>
<p>Huzur içinde uyu, Richard. Panellerin sonunda sıkça kullandığın o sözü ödünç alarak bitireyim: Vardığımız sonuç şu ki, ortada bir sonuç yok."</p>
<p>Bir dönem Ermenistan'da da görev yapan BBC Radio'dan Emilio Cricchio da şu mesajı paylaştı:</p>
<p>"Önde gelen Ermeni analist Richard Giragosian'ın vefat haberini almak beni derinden sarstı. İşini ciddiyetle yapar, bölgede barışın tesisi için yorulmaksızın çaba gösterirdi; ayrıca çok nazikti, harika bir mizah anlayışına sahipti. Huzur içinde uyusun"</p>
<p>Giragosian için Ermenistan'da cenaze töreni düzenlenecek. </p>
<p>Richard Giragosian 8 Ocak 1965'te Providence, Rhode Island'da dünyaya geldi. </p>
<p>Asya Kalkınma Bankası, Avrupa Birliği'nin Ermenistan Delegasyonu, Fransa Savunma Bakanlığı, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde danışmanlık yaptı. Ayrıca European Council on Foreign Relations (Avrupa Dış İlişkiler Konseyi), Le Monde, Moscow Times ve Turkish Policy Quarterly gibi yayınlarda analizleri yayınlandı.</p>
<p>2006 yılında Ermenistan'a taşınan Giragosian son olarak Ermenistan’da faaliyet gösteren bağımsız düşünce kuruluşu Bölgesel Araştırmalar Merkezi'nin (RSC) direktörlüğünü yürütüyordu. </p>
<p>Agos olarak ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 20 Sep 2026 10:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye 14 Ekim'e kadar Kavala için 'somut adımlar'ı bildirmeli]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-14-ekim-e-kadar-kavala-icin-somut-adimlar-i-bildirmeli-41903</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/kavala%20gezi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkiye-14-ekim-e-kadar-kavala-icin-somut-adimlar-i-bildirmeli-41903</guid><description><![CDATA[Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’den Osman Kavala’nın serbest bırakılması için atılan veya planlanan somut adımlar konusunda 14 Ekim’e kadar bilgi istedi. Dosya Aralık ayında yeniden değerlendirilecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, yaklaşık dokuz yıldır cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın durumunu yeniden gündemine aldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 25 Ağustos’ta açıkladığı ve Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğini bir kez daha hükme <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/mumkun-olan-en-kisa-surede-serbest-birakilmasi-gerekiyor-41622" target="_blank" rel="nofollow noopener">bağladığı kararın </a>ardından toplanan Komite, Türkiye’ye yeni bir takvim verdi.</p>
<p>15-16 Eylül’de Strasbourg’da yapılan 1569’uncu İnsan Hakları toplantısında Kavala dosyasını inceleyen Bakanlar Komitesi, Türkiye makamlarından Kavala’nın serbest bırakılmasını sağlamak için atılmış veya planlanmış somut adımlar konusunda 14 Ekim’e kadar bilgi sunmasını istedi.</p>
<p>Komitenin 1569’uncu toplantıda kabul ettiği kararlar 16 Eylül’de yayımlandı. Toplantıya Türkiye adına Adalet Bakan Yardımcısı Burak Ceyhan da katıldı.</p>
<p>14 Ekim’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1572’nci olağan toplantısı yapılacak. Avrupa Konseyi’nin resmi takviminde toplantının Strasbourg’da gerçekleştirileceği belirtiliyor. AİHM kararlarının uygulanmasına ayrılan bir sonraki kapsamlı insan hakları toplantısı ise 1-3 Aralık 2026 tarihlerinde yapılacak. Komite, Türkiye’den gelecek bilgiler ışığında Kavala dosyasında atılabilecek yeni adımları en geç bu toplantıda yeniden ele alacak.</p>
<h4>AİHM'den iki ayın karar: Bırakın</h4>
<p>Bakanlar Komitesi’nin yeni kararının arkasında AİHM Büyük Dairesi’nin 25 Ağustos 2026 tarihli Kavala/Türkiye (No. 2) kararı bulunuyor.</p>
<p>17 yargıçtan oluşan Büyük Daire, Kavala’nın 2019’daki ilk AİHM kararından sonra devam eden tutukluluğunu, Gezi davasındaki yargılamayı ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını birlikte değerlendirdi.</p>
<p>Mahkeme, Türkiye’nin Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını sağlaması ve hakkında alınan tedbirlerin sonuçlarını ortadan kaldırması gerektiğine hükmetti. AİHM ayrıca Kavala hakkındaki ceza mahkumiyetinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuku bakımından “hükümsüz ve geçersiz” kabul edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Büyük Daire, davada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3, 5, 6, 10, 11 ve 18’inci maddeleri kapsamında ihlaller tespit etti. Bunlar arasında insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğü bulunuyor. Mahkeme ayrıca Sözleşme’de öngörülen sınırlamaların amacı dışında kullanılmasını yasaklayan 18’inci maddenin de ihlal edildiğine hükmetti.</p>
<p>AİHM’nin 3’üncü madde ihlali tespitlerinden biri de Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet cezasının yapısıyla ilgili. Mahkeme, cezanın ileride gözden geçirilmesine ve tahliye ihtimalinin değerlendirilmesine imkan veren bir mekanizmanın bulunmamasını Sözleşme’ye aykırı buldu.</p>
<h4>Mahkumiyetin tüm sonuçları</h4>
<p>Bakanlar Komitesi bu nedenle dosyayı yalnızca Kavala’nın cezaevinden çıkması açısından ele almıyor.</p>
<p>AİHM’nin son kararında, Kavala’nın mahkumiyetinin Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz sayılması gerektiğinin belirtilmesi üzerine Komite, Türkiye makamlarından mahkumiyetin diğer sonuçlarının ortadan kaldırılması için alınan veya planlanan tedbirler konusunda da bilgi istedi.</p>
<p>Türkiye hukukundaki yeniden yargılama yollarının bu çerçevede değerlendirilmesi bekleniyor. </p>
<h4>9 yıldır gündemde</h4>
<p>Kavala dosyasındaki süreç 2026 tarihli kararla başlamadı.</p>
<p>AİHM ilk olarak 10 Aralık 2019’da Kavala’nın tutukluluğunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin ve 5’inci maddeyle bağlantılı 18’inci maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, Kavala’nın tutuklanmasının makul suç şüphesine dayanmadığını ve tutukluluğun Kavala’yı susturma ve diğer insan hakları savunucularını caydırma amacı taşıdığı sonucuna vardı. Türkiye’den Kavala’nın derhal serbest bırakılması için gerekli önlemleri almasını istedi.</p>
<p>Kavala’nın serbest bırakılmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Şubat 2022’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46/4’üncü maddesi uyarınca Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlattı ve dosyayı yeniden AİHM’ye gönderdi. Bu mekanizma, bir ülkenin AİHM’nin kesinleşmiş kararına uyup uymadığının Mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilmesini sağlıyor.</p>
<p>AİHM Büyük Dairesi 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli Kavala kararını uygulama yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetti. Mahkeme, daha sonra yöneltilen suçlamaların dayandığı olguların 2019 kararında incelenenlerle büyük ölçüde aynı olduğunu ve Kavala’nın serbest bırakılması yükümlülüğünün devam ettiğini belirtti.</p>
<h4>Mart 2027’ye kadar yeni eylem planı</h4>
<p>Bakanlar Komitesi’nin son kararı yalnızca Kavala’ya yönelik “bireysel tedbirlerle” sınırlı değil. Komite, AİHM kararlarının işaret ettiği daha geniş hukuki sorunlar için de Türkiye’den çalışma bekliyor.</p>
<p>Kararda ceza ve terörle mücadele mevzuatının uygulanması, makul şüphe olmaksızın tutuklama, ceza hukukunun muhalifler, insan hakları savunucuları ve gazeteciler bakımından kullanılması, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile mahkeme kararlarının uygulanması gibi alanlardaki AİHM tespitlerinin dikkate alınması isteniyor.</p>
<p>Türkiye makamlarından bu yapısal sorunların giderilmesi için atılacak somut ve etkili adımları içeren yeni bir eylem planını da Mart 2027’ye kadar sunması talep edildi.</p>
<p>Böylece Kavala dosyası ve AİHM kararlarıyla ilgili önümüzde üç ayrı tarih belirmiş durumda: 14 Ekim 2026, Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki somut adımlar hakkında Türkiye’den bilgi alınması; 1-3 Aralık 2026, dosyanın ve atılabilecek yeni adımların Bakanlar Komitesi tarafından yeniden değerlendirilmesi ve Mart 2027 daha geniş yapısal sorunlara ilişkin yeni eylem planının gündeme gelmesi açısından kritik tarihler olacak.</p>
<p>(Kaynak: Ajanslar)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 19 Sep 2026 14:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ermenistan ve Azerbaycan, geçmişi değil bugün ve geleceği değiştirebileceğini anladı"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-ve-azerbaycan-gecmisi-degil-bugun-ve-gelecegi-degistirebilecegini-anladi-41902</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/19/ermenistan-ve-azerbaycan-gecmisi-degil-bugun-ve-gelecegi-degistirebilecegini-anladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-ve-azerbaycan-gecmisi-degil-bugun-ve-gelecegi-degistirebilecegini-anladi-41902</guid><description><![CDATA[Almanya Hessen Parlamentosu'nda Hessen Barış Ödülü'nü alan Ermenistan Başbakanı Nikol Payinyan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'in de ödülü eşit derecede hak ettiğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Cuma akşamı yapılan törenle Hessen Barış Ödülü'nü aldı. Paşinyan, ödüle Azerbaycan ile barışa yönelik yaklaşımı ve Güney Kafkasya'da istikrarı teşvik etme çabaları nedeniyle layık görülmüştü.  </p>
<p>Ödül, Almanya'nın Wiesbaden kentindeki Hessen Eyalet Parlamentosu'nda düzenlenen bir törenle takdim edildi. Ödül komitesi, Paşinyan'ın askeri tırmanış yerine diplomasiye, uluslararası arabuluculuğa ve siyasi müzakerelere dayanmasını gerekçe gösterdi. </p>
<p>Hessen Eyalet Parlamentosu, Ağustos ayında Paşinyan'ı ödüle layık gördüğünü açıkladı ve bu kararda hem Ermenistan'ın Azerbaycan ile yürüttüğü barış süreci hem de ülke içindeki siyasi değişikliklere işaret etti. Organizatörler, Paşinyan'ın Ermenistan'ın 2018 Kadife Devrimi'nin ardından iktidara gelmesinden bu yana demokratik reformlar ve Avrupa Birliği ile daha yakın ilişkiler peşinde çabaladığını da belirtti. </p>
<div class="box-13">
<p><strong>Hessen Barış Ödülü</strong></p>
<p>Eski Hessen Başbakanı Albert Osswald ve ailesi tarafından 1994 yılından beri veriliyor. 25.000 euro değerindeki ödül, barışa, çatışma önlemeye ve uluslararası anlayışa yapılan katkıları desteklemek için veriliyor.</p>
<p>Önceki ödül sahipleri arasında Kuzey İrlandalı siyasetçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi John Hume, eski BM Mülteciler Yüksek Komiseri Sadako Ogata, eski AB dış politika şefi Federica Mogherini ve Dalai Lama yer alıyor. Kolombiyalı çevre ve insan hakları aktivisti Jani Silva da son ödül sahipleri arasındaydı.</p>
</div>
<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Wiesbaden’daki Hessen Eyalet Parlamentosu’nda Hessen Barış Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada, Ermenistan ve Azerbaycan halklarının geçmişi değiştiremeyeceklerini, ancak bugünü ve geleceği değiştirebileceklerini anlayarak barışı benimsediklerini ve desteklediklerini söyledi.</p>
<p>Başbakan’ın konuşmasının 8 Ağustos 2025’te, Washington Barış Zirvesi'nde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile kendisi arasında kabul edilen ve ABD Başkanı Donald Trump’ın huzurunda imzalanan ortak bildiri sonucunda Ermenistan ile Azerbaycan arasında barış tesis edildiğini vurgulayarak "En önemlisi, barış sadece kâğıt üzerinde ve medyada değil, sahada da tesis edildi ve Ermenistan ile Azerbaycan halklarının farklı düşünmelerine olanak tanıdı" dedi. </p>
<h4>Barışa giden yol</h4>
<p>Paşinyan, konuşmasına şöyle devam etti:</p>
<p>"Barışa giden gerçek yol, SSCB sonrası tarihimizde ilk kez Ermenistan ile Azerbaycan arasında sınır belirleme sürecinin gerçekleştiği 2024 ilkbaharında başladı. O zamandan bu yana, sınır olayları sonucunda her iki tarafta da hiçbir can kaybı yaşanmadı. Bu, 1990’ların başından beri eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.</p>
<p>2024'te Ermenistan ve Azerbaycan, ilk devletlerarası belgeyi —iki ülke arasındaki sınırın tespiti ve çizilmesine ilişkin komisyonların ortak faaliyetlerini düzenleyen yönetmeliği— imzalamayı ve onaylamayı başardı.</p>
<p>Bu belge, 1991 Alma-Ata Deklarasyonu’nu iki ülkemiz arasındaki sınırın belirlenmesi ve çizilmesi için temel bir ilke olarak belirlemektedir.</p>
<p>Bu, Ermenistan ve Azerbaycan’ın, iki Sovyet cumhuriyetinin sınırlarına uygun olarak birbirlerinin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tanıdığı anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bu ilke, Dışişleri Bakanlarımızın Washington Barış Zirvesi sırasında paraf ettiği Ermenistan ile Azerbaycan Arasında Barış ve Devletlerarası İlişkilerin Tesis Edilmesine İlişkin Anlaşma’da da yer alıyor.</p>
<p>Bu anlaşmanın paraf edilmesi ve Washington Barış Deklarasyonu’nun kabul edilmesi, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinde tarihi bir kırılma noktası oldu.</p>
<p>Eşit derecede bu ödülü hak eden Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e de takdirlerimi ifade etmek isterim.</p>
<p>Ayrıca Ermenistan ve Azerbaycan halklarına da şükranlarımı sunmak istiyorum. Çatışmanın yol açtuğu zorluklara, insani kayıplara ve acılara rağmen, geçmişi değiştiremeyeceklerini ancak bugünü ve geleceği değiştirebileceklerini anlayarak, sonu gelmez gibi görünen bir çatışma yerine barış, refah ve iş birliği imkânını seçip barışı benimsemiş ve desteklemişlerdir.</p>
<p>TRIPP projesi —Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası— Washington Barış Zirvesi’nin bir diğer önemli sonucudur. Projenin uygulanmasına yönelik çalışmalar şu anda günlük olarak yürütülmektedir.</p>
<h4>Yeniden birlikte yaşama</h4>
<p>Kasım 2025’ten bu yana Azerbaycan demiryolu Gürcistan üzerinden Ermenistan’a açık olmasına ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında ikili ticaret başlamış olmasına rağmen; bu proje Ermenistan’ın ulaşım güzergahlarını Azerbaycan’a ve Azerbaycan’ınkileri de Ermenistan’a açacaktır.</p>
<p>TRIPP projesi, Ermenistan’daki demiryolunun restore edilmesinin yanı sıra sadece yerel veya bölgesel amaçlara değil, aynı zamanda uluslararası ve transit amaçlara da hizmet edecek; Doğu-Batı ve Kuzey-Güney bağlantılarında yeni fırsatlar açacak karayollarının, boru hatlarının ve elektrik iletim hatlarının inşasını öngörmektedir.</p>
<p>Bu projenin hayata geçirilmesi, Ermenistan ve Azerbaycan halkları arasında barışçıl temaslara ve paylaşımlara da katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Ermenistan ve Azerbaycan halkları, 30 yılı aşkın çatışma süresince neredeyse unutulan yüzyıllık barış içinde birlikte yaşama tecrübesine sahiptir.</p>
<p>Görevimiz aslında geçmişi canlandırmak değil, bu gelenekleri birbirimizin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına saygı duyarak yeni bir devletlerarası iyi komşuluk ilişkileri çağına dönüştürmektir.</p>
<p>Ermenistan ile Azerbaycan arasında barış tesis edilmiştir. Kuşkusuz mükemmel değildir. Toplumlarımızı ilgilendiren, insani konular da dahil olmak üzere pek çok mesele vardır. Kayıp şahıslar, tutuklular, mayın temizleme — bunlar çözümü hem Ermenistan hem de Azerbaycan tarafından daha fazla çaba gösterilmesini gerektirecek konulardır."</p>
<p>(Kaynak: ArmenPress)</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 19 Sep 2026 10:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kuduz aşısını İstanbul’a getiren iki tavşan]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kuduz-asisini-istanbula-getiren-iki-tavsan-41901</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/09/19/kuduz-asisini-istanbula-getiren-iki-tavsan.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kuduz-asisini-istanbula-getiren-iki-tavsan-41901</guid><description><![CDATA[Bu topraklarda kuduzdan kurtulan herkesin hikâyesi, Paris’ten İstanbul’a getirilen o iki adsız yolcuyla başlamıştı. 1886 Aralık ayında, üç Osmanlı hekimi yanlarında kuduz virüsü zerk edilmiş iki tavşanla Pasteur'ün yanından dönmüştü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1886 yılının Aralık ayında, üç Osmanlı hekimi altı ay kaldıkları Paris’ten, Louis Pasteur’ün laboratuvarından İstanbul’a dönmüştü. Heyetin başında Mekteb-i Tıbbiye hocalarından Aleksandr Zoeros Paşa vardı; yanında Doktor Hüseyin Remzi Bey ile Baytar Hüseyin Hüsnü Bey bulunuyordu. Yanlarında bir de iki tavşan getirmişlerdi. İkisine de kuduz virüsü zerk edilmişti.¹</p>
<p>Bir buçuk yıl önce, Temmuz 1885’te Pasteur kuduz aşısını ilk kez bir insana uygulamıştı. İlk hasta, kuduz bir köpeğin 14 yerinden ısırdığı dokuz yaşında bir çocuktu. Çocuk yaşamış, haber dünya basınını dolaşıp İstanbul’a da ulaşmıştı.² Abdülhamid önce Pasteur’ü Türkiye’ye davet etmişti. Davete olumlu yanıt alamayınca, Haziran 1886’da bu üç hekimi Paris’e göndermişti.³ Heyet giderken yanına Pasteur’e takdim edilmek üzere birinci dereceden bir Mecidî nişanı ile kurulmakta olan enstitüye bağış olarak on bin frank almıştı. Nişan ve bağış, Osmanlı hekimlerine laboratuvarda ayrıcalıklı bir yer açmıştı. Zoeros Paşa çalışmaları İstanbul’a yazdığı raporlarla bildiriyordu. Bu yazışmalarda küçük bir gözlem de var. Laboratuvara Amerika’dan ve Avrupa’nın her yerinden hekimler geliyordu, ama aralarında tek bir Alman yoktu. Heyet bunu Pasteur’ün Fransızlığına yormuştu.⁴</p>
<p>Peki neden tavşan? Pasteur kuduz deneylerine köpeklerle başlamıştı, ama kudurmuş bir köpekle çalışmak tehlikeli, köpek beslemek masraflı, salyasından virüs almak başlı başına bir cesaret işiydi. Tavşan ise ucuzdu, küçüktü, laboratuvarda kolayca çoğalıyordu. Üstelik kuduz, tavşanda hastalığın saldırgan biçimini değil felçli biçimini ortaya çıkarıyordu. Hasta tavşan ısırmıyor, sessizce yatıyordu. En önemlisi de şuydu. Virüs tavşandan tavşana aktarıldıkça hastalığın kuluçka süresi kısalıyor ve sabitleniyordu; Pasteur böylece elinde her seferinde aynı biçimde davranan, güvenilir bir virüs tutabiliyordu. Aşıyı da bu tavşanların kurutulmuş omuriliklerinden hazırlıyordu. Kurutma süresi uzadıkça virüs zayıflıyor, hastaya önce en zayıfı, gün gün daha kuvvetlisi veriliyordu.⁵ Aşı yani bir şişede değil, canlı bedenden canlı bedene geçerek yaşıyordu. İstanbul’da üretilecekse virüsün de İstanbul’a gelmesi gerekiyordu. Tavşan bunun için de biçilmiş kaftandı. İki köpekle Avrupa’yı trenle geçmek zor iştir; iki tavşan bir sepette taşınır.</p>
<p>Ocak 1887’de Demirkapı’da, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin içinde Dâülkelp ve Bakteriyoloji Ameliyathanesi açılmıştı. Dâülkelp, köpek hastalığı demek. Pasteur’ün bir mektubundan anlaşıldığına göre burası, kendi laboratuvarından sonra dünyada bu maksatla açılan üçüncü laboratuvardı.⁶ İlk aylar kolay geçmemişti ama; tavşanlardan aşı üretmek aylar almış, o arada İstanbul’da ısırılan bazı hastalar tedavi için Paris’e gönderilmişti. İlk aşı ancak 3 Haziran 1887’de uygulanabilmişti.⁷</p>
<p>Sonra defterler dolmaya başlamıştı. Kayıtlara göre 1887’den 1898 sonuna kadar 2521 kişi tedavi görmüştü; 2345’ini köpek ısırmıştı. Geri kalanları 72 kurt, 38 kedi, 34 çakal, 12 at, 9 eşek, 3 domuz ve 2 sırtlan ısırmıştı. Altı kişiyi de insan ısırmıştı. Sonraki müdür Remlinger’in tuttuğu 1901 ile 1909 arası kayıtlarında listeye fare, katır ve inek eklenmişti; birer koyun, keçi ve deve ısırığı da var. İnsan ısırığı ise bu kez 27'ye çıkmıştı.⁸</p>
<p>Gelenlerin çoğu İstanbul’dandı; 12 yılda 760 kişi. Edirne’den 118 kişi gelmişti, Malatya’dan bir, Sivas’tan bir, Kayseri’den bir.⁹ Yol uzun, masraf ağırdı; devlet yol masraflarını belediyeler eliyle karşılamaya çalışıyor, bütçe yetmeyince ilaveler yapılıyordu. 1894’te Aydın’da aynı köpeğin ısırdığı yedi kişi birlikte İstanbul’a gelmiş, günlerce tedavi görmüştü.¹⁰ Tedavisi bitmeden memleketine dönenlerse kolluk eliyle geri getiriliyordu. Çatalca’nın Kızılca Ali köyünden, kuduz bir kurdun yaraladığı Ömer bin Hüseyin, tedavisi tamamlanmadan köyüne dönünce tutuklanıp hastaneye geri getirilmişti.¹¹</p>
<p>1910’da hastane Sultanahmet’te kiralanan bir konağa taşınmıştı. Taşınma sırasında bir hasta kaçmıştı. 15 yaşındaydı, Kayseri Develiliydi; belgelere adı Ohannes oğlu Kirkor diye geçmişti. Belgeler neden kaçtığını yazmıyor. Yakalanıp Dizdariye Mahallesi’ndeki tedavihaneye getirilmesi için harekete geçildiğini yazıyor.¹²</p>
<p>Yıllar içinde Şam’da, Selanik’te, Erzurum’da yeni tedavihaneler açılmış; aşı imparatorluğa dağılmıştı.¹³</p>
<p>Defterlerde yer almayan bir şey var ama. Zoeros Paşa’nın 12 yıl müdürlük yaptığını biliyoruz. Remlinger’in ayda 114 lira aldığını, hakkında şikâyet dosyaları biriktiğini bile biliyoruz.¹⁴ İki tavşana dair ise tek satır yok. Ne bir isimleri var, ne de akıbetlerini biliyoruz. Oysa bu topraklarda kuduzdan kurtulan herkesin hikâyesi, Paris’ten İstanbul’a getirilen o iki adsız yolcuyla başlamıştı.</p>
<p><em><strong>Dipnotlar</strong></em></p>
<p><em>1. İrfan Elmacı, “Bilimsel ve Teknolojik Açıdan Osmanlı İmparatorluğu’nda XVIII. Yüzyıldan XIX. Yüzyıla Çiçek Aşısı ve Kuduz Aşısı”, Belleten, c. 79, S. 285 (2015), s. 620-621; Remzi Çavuş, “II. Abdülhamid Döneminde Dâülkelp (Köpek Hastalığı-Kuduz) Tedavihanesi”, Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 2, S. 1 (2017), s. 50.</em></p>
<p><em>2. Çavuş, a.g.m., s. 49. Pasteur’ün tedaviyi bilim dünyasına duyurduğu tebliğ için bkz. Louis Pasteur, “Méthode pour prévenir la rage après morsure”, Comptes rendus de l’Académie des sciences, c. 101 (26 Ekim 1885). Haberin Osmanlı basınına yansıması için Çavuş’un andığı Tercüman-ı Hakikat, nr. 2016, 16 Mart 1885.</em></p>
<p><em>3. Davet için Elmacı, a.g.m.; heyetin 8 Haziran 1886’da gönderilişi için Çavuş, a.g.m., s. 50.</em></p>
<p><em>4. Çavuş, a.g.m., s. 49-50. Ayrıcalıklı karşılanma ve Alman hekimlerin yokluğuna dair gözlem, Zoeros Paşa’nın İstanbul’a gönderdiği yazılardan aktarılmaktadır.</em></p>
<p><em>5. Pasteur’ün tavşanla çalışma yöntemi (virüsün seri aktarımla sabitlenmesi, kurutulmuş omurilikten zayıftan kuvvetliye aşılama, tavşanda kuduzun felçli seyri) için bkz. Gerald L. Geison, The Private Science of Louis Pasteur (Princeton: Princeton University Press, 1995); Patrice Debré, Louis Pasteur, çev. Elborg Forster (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1998).</em></p>
<p><em>6. Çavuş, a.g.m., s. 50-51; Pasteur’ün mektubu için Elmacı, a.g.m., s. 620-621.</em></p>
<p><em>7. Paris’e gönderilen hastalar için Çavuş, a.g.m., s. 52 (Tarik, nr. 1030, 6 Şubat 1887); ilk aşının tarihi için s. 51.</em></p>
<p><em>8. Zoeros Paşa’nın hazırlattığı 1887-1898 istatistiği için Çavuş, a.g.m., s. 48-49 (BOA, YEE, 340/3); Remlinger’in 1901-1909 dökümü için s. 49 (Mecmua-i Fünun-ı Baytariye, Ekim 1909).</em></p>
<p><em>9. Çavuş, a.g.m., s. 53 (BOA, YEE, 340/3-6).</em></p>
<p><em>10. Çavuş, a.g.m., s. 54 (İkdam, nr. 24, 25 Ağustos 1894).</em></p>
<p><em>11. Çavuş, a.g.m., s. 55.</em></p>
<p><em>12. Çavuş, a.g.m., s. 55 (BOA, DH. EUM. THR, 55/44, 30 Kasım 1910).</em></p>
<p><em>13. Çavuş, a.g.m., s. 54.</em></p>
<p><em>14. Çavuş, a.g.m., s. 52-53 (BOA, DH. MKT, 2696/3; DH. MUİ, 54-1/11).</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 19 Sep 2026 08:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Karsu’dan Hatay’da dayanışma gecesi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/karsudan-hatayda-dayanisma-gecesi-41900</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/18/karsudan-hatayda-dayanisma-gecesi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/karsudan-hatayda-dayanisma-gecesi-41900</guid><description><![CDATA[Karsu, Koro SEDYAD ve Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Korosu, Sümerler Amfitiyatro’da düzenlenen “Dayanışmanın Ezgisi: Birlikte Daha Güçlü” konserinde sahne aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği’nin (AB) himayesinde düzenlenen “Dayanışmanın Ezgisi: Birlikte Daha Güçlü” konseri Hatay’da gerçekleştirildi. Sümerler Amfitiyatro’daki konsere ait ücretsiz biletler satışa açıldıktan kısa süre sonra tükendi.</p>
<p>Konserde Hollanda’da yaşayan Hataylı sanatçı Karsu’nun yanı sıra Serinyol El Ele Dayanışma Derneği Korosu (Koro SEDYAD) ve Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Korosu sahne aldı.</p>
<h4>Depremzedeler anısına türkü</h4>
<p>Konser, Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Korosu’nun “Dostlar Kanonu” performansıyla başladı. Karsu ise Türkçe ve İngilizce şarkılardan oluşan repertuvarını seslendirdi.</p>
<p>Karsu, “Caddelerde Rüzgâr” şarkısında görme engelli Koro SEDYAD üyesi Şükrü Can Çapar ile birlikte sahne aldı. 2023 depremlerinde hayatını kaybedenlerin anısına “Neredesin Sen?” türküsü de hep birlikte söylendi.</p>
<p>Karsu, konser sırasında Hatay’ın büyük acılar yaşadığını belirterek, “Acılar bitmedi, ama acılarımızı paylaşarak azaltabiliriz” dedi.</p>
<p>Gecenin sonunda Karsu, SEDYAD Korosu ve Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Korosu ile birlikte “Domates, Biber, Patlıcan” ve “Jest Oldum” şarkılarını söyledi.</p>
<h4>Konser öncesi kooperatif ziyareti</h4>
<p>Karsu ve AB Büyükelçisi Aivo Orav, konser öncesinde AB destekli SEECO projesinden yararlanan kadın kooperatiflerini ziyaret etti. Kadınların ürettiği ürünleri inceleyen Karsu ve Orav, çalışmalar hakkında bilgi aldı.</p>
<p>Soteria Kadın Kooperatifi üyeleri Karsu’ya taş mozaik tekniğiyle hazırladıkları portresini hediye etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yüzlerce akademisyenden LGBTİ+ operasyonlarına karşı açık mektup]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yuzlerce-akademisyenden-lgbti-operasyonlarina-karsi-acik-mektup-41899</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/18/yuzlerce-akademisyenden-turkiyede-lgbti-operasyonlarina-karsi-acik-mektup.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yuzlerce-akademisyenden-lgbti-operasyonlarina-karsi-acik-mektup-41899</guid><description><![CDATA[Judith Butler, Thomas Piketty, Slavoj Žižek, Étienne Balibar ve Wendy Brown’ın da aralarında bulunduğu yüzlerce akademisyen ve araştırmacı, LGBTİ+ dernekleri ve hak savunucularına yönelik operasyonlara tepki gösterdi. Açık mektupta gözaltıların sona erdirilmesi, soruşturmaların durdurulması ve erişim engellerinin kaldırılması çağrısı yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de LGBTİ+ dernekleri ve hak savunucularını hedef alan operasyonlara karşı dünyanın farklı ülkelerinden yüzlerce akademisyen ve araştırmacı açık mektup yayımladı.</p>
<p>Mektubun imzacıları arasında feminist ve queer teorinin önde gelen isimlerinden Judith Butler, Fransız ekonomist Thomas Piketty, filozoflar Slavoj Žižek ve Étienne Balibar ile siyaset teorisyeni Wendy Brown bulunuyor.</p>
<p>Frankfurt Okulu’nun günümüzdeki önemli temsilcilerinden Axel Honneth, Marksist düşünür Michael Löwy, trans çalışmalarının öncü isimlerinden Susan Stryker, yazar ve akademisyen Sarah Schulman, queer teori alanındaki çalışmalarıyla bilinen Jasbir Puar, antropolog Ann Laura Stoler ve Forensic Architecture’ın kurucusu Eyal Weizman da mektubun imzacıları arasında.</p>
<h4>Ankara, İstanbul ve Mersin’deki baskınlar</h4>
<p>“Türkiye’de LGBTİ+ insan hakları savunucularının kitlesel olarak gözaltına alınmasını kınayan açık mektup” başlığıyla yayımlanan metinde, 13 Eylül sabahı Ankara, İstanbul ve Mersin’de LGBTİ+ aktivistlerinin evleri ile hak örgütlerinin ofislerine düzenlenen baskınlar hatırlatıldı.</p>
<p>Operasyonların, derneklerin ve insan hakları savunucularının internet siteleri ile sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmesinin ardından gerçekleştirildiğine dikkat çekilen açıklamada, gece saatlerinde LGBTİ+ mekanlarına da baskınlar yapıldığı ve seks işçilerinin de aralarında bulunduğu kişilerin gözaltına alındığı belirtildi.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ailem Güvende” adı verilen operasyonlar kapsamında 15 ilde 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yürütüldüğünü açıklamıştı. Soruşturmalar kapsamında derneklerin finansmanı ve yurt dışından aldıkları fonlar da incelemeye alındı.</p>
<p>Akademisyenler ise gözaltına alınan ya da haklarında yakalama kararı bulunanlar arasında meslektaşlarının da bulunduğuna dikkat çekti:</p>
<p>“Gözaltına alınan ya da haklarında yakalama kararı çıkarılan kişiler arasında akademisyenler ve araştırmacılar, yani meslektaşlarımız da bulunuyor.”</p>
<p>Açık mektupta operasyonların yalnızca LGBTİ+ hareketine değil, akademik özgürlüğe de yönelik bir tehdit oluşturduğu vurgulandı.</p>
<p>Operasyonların hedefindeki derneklerin yasal olarak kayıtlı olduğuna ve bazılarının 30 yılı aşkın süredir faaliyet yürüttüğüne işaret eden akademisyenler, farklı disiplinlerden araştırmacıların bu kuruluşların ürettiği bilgi, belge ve arşivlerden yararlandığını belirtti.</p>
<p>Açıklamada, “Bu örgütlerin faaliyetlerinin suç olarak nitelendirilmesi; Türkiye’nin hem Anayasa hem de uluslararası yükümlülükleri kapsamında korumak zorunda olduğu örgütlenme özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve akademik özgürlüğe yönelik bir saldırıdır” denildi.</p>
<p>Mektupta farklı ülkelerden ve disiplinlerden yüzlerce akademisyen ve araştırmacının imzası yer aldı.</p>
<p>Listede ayrıca Wendy Brown, Axel Honneth, Michael Löwy, Susan Stryker, Sarah Schulman, Jasbir Puar, Gayatri Gopinath, Athena Athanasiou, Ann Laura Stoler, Eyal Weizman, Noura Erakat ve Nadje Al-Ali gibi sosyal bilimler, felsefe, feminist teori, toplumsal cinsiyet ve queer çalışmalarının uluslararası alanda bilinen isimleri bulunuyor.</p>
<p>Türkiye’den akademisyenler arasında ise Aslı Bali, Ayça Alemdaroğlu, Salih Can Açıksöz, Begüm Adalet, Hayal Akarsu, Emrah Altındiş, Nil Mutluer, Esra Özyürek, Ayşe Parla, Zeynep Korkman, Aylin Kuryel, Özgür Sevgi Göral, Nagehan Tokdoğan, Barış Ünlü ve Ethemcan Turhan gibi isimler mektuba imza verenler arasında yer aldı.</p>
<h4>Dört talep</h4>
<p>Akademisyen ve araştırmacılar Türkiye makamlarına dört temel çağrıda bulundu: Gözaltındaki kişilerin derhal serbest bırakılması, derneklere ve hak savunucularına yönelik soruşturmaların durdurulması, el konulan ekipmanların iade edilmesi ve internet siteleri ile sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerinin kaldırılması.</p>
<p>Üniversiteler ve akademik kuruluşlara da açık tutum alma çağrısı yapan imzacılar mektubu şu ifadelerle sonlandırdı: “Meslektaşlarımızın ve Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin yanındayız.”</p>
<p>(Kaynak: bianet, BirGün)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[KHK’yle ihraç edildi, Berlin’de Die Linke’den aday oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/khkyle-ihrac-edildi-berlinde-die-linkeden-aday-oldu-41798</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/09/khkyle-ihrac-edilen-akademisyen-betul-havva-yilmaz-berlinde-die-linkeden-aday.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/khkyle-ihrac-edildi-berlinde-die-linkeden-aday-oldu-41798</guid><description><![CDATA[Üniversiteden ihraç edilmesinin ardından Almanya’ya yerleşen akademisyen Betül Havva Yılmaz, Berlin Eyalet Parlamentosu seçimlerinde Die Linke’nin Neukölln listesinden vekil adayı. Göçmenlerin siyasi karar mekanizmalarında söz sahibi olması gerektiğini, Almanya’daki servet eşitsizliğini ve ekonomik krizin faturasının emekçilere çıkarılmasını vurgulayan Yılmaz, Agos'a konuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>“İster burada doğmuş olalım, ister buraya taşınmış olalım: Neukölln bizim evimiz.” </strong></p>
<p>Bu sözler bir göçmene, "Barış İçin Akademisyenler" bildirisine imza attığı için 2017'de Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Karışılaştırmalı Edebiyat bölümündeki görevinden KHK ile ihraç edilen Türkiyeli akademisyen Betül Havva Yılmaz’a ait. Yılmaz, aradan geçen dokuz yılın ardından Almanya'da die Linke'nin (Sol Parti) Berlin Eyalet Parlamentosu milletvekili adayı. Yılmaz, aynı zamanda Türkiye İşçi Partisi (TİP) Almanya örgütü üyesi. </p>
<p>Yılmaz’ın adaylığına giden süreç 2024 sonbaharında, Almanya federal seçimlerinde başladı. Linke Neukölln örgütünün seçim çalışmasına katılan Yılmaz, aradan geçen iki yılın ardından 20 Eylül 2026’da (Pazar günü) yapılacak Berlin eyalet seçimlerimlerinde die Linke Neukölln listesinden aday oldu. Yılmaz ile adaylık sürecini, aşırı sağın yükselişini ve göçmen politikalarını konuştuk.</p>
<p><strong>Politik nedenlerden evinizi terk etmek zorunda kaldınız ve Neukölln sizin ifadenizle yeni eviniz. Bir göçmen olarak “yeni evinizde” seçimlerde aday olmak sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Neredeyse 10 yıl önce “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyen pek çok akademisyen gibi ben de hukuksuz biçimde KHK ile ihraç edildim ve memleketimden ayrıldım. Bu on yıl içinde farklı yerlerde yaşadım. Neukölln, kendimi kendim gibi hissedip ifade edebildiğim bir yer oldu. O yüzden buraya “yeni evim” diyorum.</p>
<p>Neukölln ahenkli bir kaos. Dünyanın her yerinden insanla karşılaşabileceğiniz, gürültülü, pis, yoksul ama sahici bir yer. Burada kendinizi özgür hissedebiliyor, o kaosun bir parçası olabiliyorsunuz. </p>
<p>Nüfusunun büyük bölümü göçmenlerden oluşan, yoksulluğun Berlin ortalamasının üzerinde olduğu Neukölln’de göçmenler hayatın her alanında var ama siyasi karar mekanizmalarının dışında bırakılıyor. Bu nedenle benim gibi henüz on yıldır Almanya’da yaşayan, Almancayı sonradan öğrenmiş, Almanya vatandaşlığı olmadan bu memlekette yaşamanın ne demek olduğunu bilen, yabancılar dairesinin yollarını aşındırmış, ırkçılığa ve ayrımcılığa maruz kalmış, güvenceli bir işi olmayan, sınıf mücadelesini savunan ve emeği sahiplenen, otoriter bir devletin gölgesinde haksızlığa hukuksuzluğa karşı çıkmış ve bunun bedelini göğüslemiş bir kadının Neukölln’den aday gösterilmiş olması, öncelikle politik açıdan doğru bulduğum bir karar.</p>
<p><strong>Göçmenlerin yönetimde yer alması, söz sahibi olmasının anlamı sizin için nedir?</strong></p>
<p>Göçmenler bu memleketi ayakta tutuyorlar, fakat Almanya vatandaşlığı olmayanlar seçme hakkından mahrum bırakılıyorlar. Oysa seçme hakkı vatandaşlığa bağlı olmamalı. Yaşadığım yerde beni de bağlayacak kararlar alınacaksa bu kararları alacak kişilerin kim olacağı konusunda benim de söz hakkım olmalı hatta seçilebilmeliyiz de, bu kadar basit. </p>
<p><strong>Aynı zamanda Türkiye İşçi Partisi üyesisiniz. TİP, die Linke iş birliği nasıl oldu?</strong></p>
<p>2024’te die Linke’nin siyaset yapma biçimi dikkatimi çekti. Kapı kapı gezip halka “Yarın başbakan olsanız neyi değiştirirdiniz?” diye soruyor, aldıkları cevaplar doğrultusunda halkı da kampanyanın parçası haline getiriyorlardı. Ben de bu çalışmaya katılmak istedim. TİP’li arkadaşlarım ile birlikte Linke Neukölln’ün bir halk buluşmasına katıldık ve burada, o dönem Neukölln adayı ve daha sonra seçilen Ferat Koçak’la tanıştık.</p>
<p>Ferat’la daha sonra yeniden bir araya geldik; bu görüşmeye TİP Berlin Örgütü yönetimi de katıldı. TİP, Koçak’ın seçim kampanyasını destekleme kararı aldı. Ben de bu süreçte Koçak’ın ekibiyle TİP arasındaki iletişim ve koordinasyonu sağladım.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/whatsapp-image-2026-09-09-at-16-12-51-2.jpeg" alt="" width="577" height="325"></p>
<p><strong>Adaylık süreciniz nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Federal Meclis seçiminin ardından Berlin Eyalet seçimi gündeme geldi. Ferat Koçak’ın ekibi, politik tecrübem ve örgütlü mücadelenin bir parçası olmam nedeniyle Linke Neukölln’den aday olup olmayacağımı sordu ve adaylığımı desteklemek istediklerini söyledi.</p>
<p><strong>Türkiyeli bir partinin Almanyalı bir partiyle iş birliğinin sizin için anlamı nedir? </strong></p>
<p>Bu iş birliği benim için çok kıymetli. Almanya’da yaşadığım ilk yıllarda aklım hep Türkiye’deydi; buradaki hayatımla oradaki mücadele arasında bölünmüş hissediyordum. Sonra yüzümü Almanya’ya döndüm ve gördüm ki Türkiye’deki tezahürü farklı da olsa temelde ortaklaşan sorunlar burada da var. Almanya’da en zengin yüzde 10 servetin yüzde 60’tan fazlasını elinde tutarken, nüfusun yarısının payına toplam servetin yalnızca yüzde 2’si düşüyor. Milyarderlerin serveti ise sadece geçen yıl yüzde 30 arttı. Buna rağmen ekonomik krizin faturası yine emekçilere kesiliyor. İfade özgürlüğü desen, Filistin mevzubahis olduğunda ‘devlet politikası’ bahanesiyle rafa kaldırılıyor; Filistin’le dayanışma bastırılıyor ve kriminalize ediliyor. Dünyanın farklı yerlerindeki mücadelelerin birbirini güçlendirdiğine inanıyorum. Bu nedenle burada verdiğimiz kavga Türkiye’deki kavgaya da destek oluyor. Çünkü bizim otoriter bir rejimde edindiğimiz tecrübeler, kendi mücadele pratiklerimiz burada çok kıymetli. Özellikle yükselen sağ karşısında bu dayanışmayı büyütmekten başka çaremiz yok. </p>
<p><strong>AfD Saksonya-Anhalt seçimlerinde birinci parti çıktı. Aşırı sağın yükselişine ve faşist politikaların artışına dair neler söylemek istersiniz? </strong></p>
<p>Irkçılığın ve aşırı sağın yükselişini yalnızca göçmenler için değil herkes için ciddi bir tehdit olarak görüyorum. Saksonya-Anhalt’ta yapılan son seçimde AfD’nin yaklaşık yüzde 44 oy alması da bu tehlikenin ne kadar gerçek olduğunu gösteriyor. Bu sonucu yalnızca “insanlar sağcılaştı” diyerek açıklayamayız. Ekonomik kriz, gelecek kaygısı ve yıllardır biriken siyasi güvensizlik aşırı sağa geniş bir alan açıyor. AfD ise bu öfkeyi gerçek sorumlulara değil göçmenlere, mültecilere ve azınlıklara yönelterek büyüyor. Üstelik merkez partilerin de bu dili ve politikaları devralması aşırı sağı geriletmiyor, aksine normalleştiriyor.</p>
<p><strong>Berlin yönetiminin imkanları antifaşist bir mücadele için nasıl kullanılabilir?</strong></p>
<p>Buna karşı elimiz kolumuz kesinlikle bağlı değil. Berlin’in imkânlarını mahalle dayanışması, gençlik çalışmaları, ırkçılık karşıtı kurumlar, eşit siyasi katılım ve herkes için iyi bir yaşam yaratmak için kullanabiliriz. Irkçılıkla mücadelemiz de lafta kalmamalı; bulunduğumuz her yerde dayanışmayı örgütlemeliyiz. Çünkü faşizme karşı en güçlü cevap, insanların öfkesini birbirine yönelten bölme siyasetine karşı yan yana gelmek ve birlikte mücadele etmektir. Bizi bölmeye çalışanlardan daha kalabalığız ve örgütlendiğimizde onlardan daha güçlüyüz. Direnişin mümkün olabilmesi için de dayanışma şart, bir araya gelmek, örgütlenmek şart. Birleşe birleşe kazanacağız!</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Makbul gazeteci olmadığım için operasyon torbasına atıldım”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/makbul-gazeteci-olmadigim-icin-operasyon-torbasina-atildim-41898</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/gazeteci-tugba-tekerek-ve-kaos-gl-yoneticileri-tutuklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/makbul-gazeteci-olmadigim-icin-operasyon-torbasina-atildim-41898</guid><description><![CDATA[Gürcistan seçimleri hakkında KaosGL’de yayımlanan haberi nedeniyle tutuklanan gazeteci ve yazar Tuğba Tekerek, cezaevinden gönderdiği mektupta, “ Açık ki bu tür tutuklamalarla gazeteciler yıldırılmaya çalışılıyor, gazetecilik cezalandırılmaya çalışılıyor” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>KaosGL’de Gürcistan seçimleri hakkında yaptığı bir haber nedeniyle üç gündür tutuklu olan gazeteci ve yazar Tuğba Tekerek, Sincan Cezaevi’nden, savunmanlığını üstlenen Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’ne (MLSA) mektup gönderdi. Tekerek, mektubunda dernekle üyelik, gönüllülük veya görev ilişkisi bulunmadığını belirterek hakkındaki suçlamanın “akıl almaz” olduğunu söyledi. Tuğba Tekerek’in dayanışma gösteren meslektaşlarına da teşekkür ettiği mektubu şöyle:</p>
<h4>"Gerçekle alakası yok"</h4>
<p>"Gürcistan’a, oradaki seçimleri takip etmek üzere, uluslararası bir gazeteci grubuyla birlikte, 2024 yılında gitmiştim. Orada çok sayıda siyasi parti, medya ve STK temsilcisiyle görüşmeler yaptık. Ben serbest gazeteci olarak Gürcistan’da yaptığım görüşmeleri farklı mecralarda haberleştirdim. Bu mecralardan birisi de KaosGL haber sitesiydi. Haberim editörler tarafından internet sitesinde yayınlandıktan sonra, özel haber olduğu için KaosGL instagram hesabında da 'Tuğba Tekerek’in haberi' diye duyuruldu. KaosGL instagram hesabıyla 'bağlantım' bundan ibarettir.</p>
<p>İstanbul’da yaşıyorum. Ankara’daki KaosGL derneğinin üyesi değilim, gönüllüsü değilim, herhangi bir faaliyetine katılmadım, hiçbir şekilde herhangi bir görevim olmadı. </p>
<p>Tüm bunlar açıkça ortadayken, akıl almaz bir şekilde 'KaosGL instagram yetkilisi' olmakla suçlanıyorum. Hiçbir temeli olmayan, hiçbir delili olmayan, teknik herhangi bir rapora dayanmayan, abesle iştigal bir suçlama. </p>
<p>Bazılarının gözünde 'makbul gazeteci' olmadığım için bir operasyon torbasına atıldım, gerçekle yakından uzaktan alakası olmayan bir suçlamayla tutuklandım, adli koğuşta tutuluyorum. </p>
<p>Açık ki bu tür tutuklamalarla gazeteciler yıldırılmaya çalışılıyor, gazetecilik cezalandırılmaya çalışılıyor. Ama hakikatin peşinde koşan gazeteciler hep olacak. Mesleğine ihanet etmeyen gazeteciler hep olacak. </p>
<p>Destekleriniz çok kıymetli. Benimle dayanışan herkese sonsuz teşekkürler.  Mektuplarınızı bekliyorum."</p>
<p>Ne olmuştu?</p>
<p>Tuğba Tekerek, 13 Eylül’ü 14 Eylül’e bağlayan gece LGBTİ+ örgütleri, aktivistler ve hak savunucularına yönelik, "Ailem Güvende" adı verilen operasyon kapsamında İstanbul’da gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği’nde ifade veren Tekerek’e KaosGL’nin yapısı, finansmanı ve sosyal medya hesapları hakkında sorular yöneltildi.</p>
<p>Tekerek’e ayrıca 2024’te Gürcistan’daki seçimleri izlemek üzere yaptığı gazetecilik çalışması soruldu. Tekerek, Gürcistan’da LGBTİ+ alanında faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşunun temsilcisiyle yaptığı görüşmeden haber hazırladığını ve bu haberi KaosGL’ye gönderdiğini belirtti. Haber karşılığında telif aldığını, ancak haberin sosyal medya hesabında nasıl paylaşıldığına müdahale etmediğini ifade etti.</p>
<p>İstanbul’dan Ankara’ya sevk edilen Tekerek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda da ifade verdi. Savcılık, Tekerek’in KaosGL’nin yönetim ve denetim kurulu üyeleriyle birlikte tutuklanmasını talep etti. Savcılık yazısında Tekerek’in “Kaos GL’nin Instagram hesabının yetkilisi olduğunu” öne sürdü.</p>
<p>Tekerek, Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği’ndeki ifadesinde de Kaos GL ile kurumsal bir bağının bulunmadığını ve derneğin sosyal medya hesabını yönetmediğini söyledi. Tekerek, gazetecilik faaliyeti kapsamında Kaos GL’ye bir haber gönderdiğini, bunun dışında dernekle ilişkisinin olmadığını belirtti.</p>
<p>(Kaynak: MLSA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Baba Arif Güran, Diyarbakır’dan Külliye’ye yürüyecek]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/baba-arif-guran-diyarbakirdan-kulliyeye-yuruyecek-41897</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/18/baba-arif-guran-diyarbakirdan-kulliyeye-yuruyecek.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/baba-arif-guran-diyarbakirdan-kulliyeye-yuruyecek-41897</guid><description><![CDATA[Narin Güran cinayetinde "gerçek faillerin bulunması" talebini sürdüren baba Arif Güran, 19 Eylül’de Diyarbakır’dan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne uzanacak 40 günlük adalet yürüyüşüne çıkıyor. Yürüyüş, Narin’in mezarı başında yapılacak basın açıklamasının ardından başlayacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır’ın merkez Bağlar ilçesindeki Tavşantepe mahallesinde 21 Ağustos 2024’te kaybolan ve cesedi 19 gün sonra bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ailesinin adalet mücadelesi devam ediyor.</p>
<p>Güran ailesinin avukatı Onur Akdağ, Narin cinayetinde adaletin sağlanması ve gerçek faillerin bulunması için baba Arif Güran’ın adalet yürüyüşüne başlayacağını duyurdu.</p>
<h4>Diyarbakır’dan Külliye’ye</h4>
<p>Güran ailesinin avukatı Onur Akdağ, 17 Eylül’de (dün) yaptığı paylaşımda Arif Güran’ın yürüyüşüne ilişkin şu detayları paylaştı:</p>
<p>"19 Eylül 2026 Cumartesi günü gündüz saat 11.00’da kızının mezarı başında basın açıklamasının ardından tek başına adalet yürüyüşüne başlayacak . Bir babanın adımları sadece yolları değil, vicdanları da aşındırıyor. Katledilen kızının hakkı ve tarafsız, adil bir yargılama için yollara düşen acılı bir babanın çığlığına sessiz kalmayın. </p>
<p>Arif Güran, yürüyüşüne Diyarbakır çıkışında başlayacak. 40 günlük bir yürüyüş olacak. Diyarbakır'da başlayacak yürüyüş Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde sona erecek."</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Bağlar ilçesindeki kırsal Tavşantepe mahallesinde, 21 Ağustos 2024’te kaybolduktan sonra cansız bedeni 18 Eylül günü mahalleye yakın Eğertutmaz Deresi’nde bulunan 8 yaşındaki Narin Güran cinayetinin üzerinden iki yıl geçti.</p>
<p>Narin cinayetine ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda açılan ve 28 Aralık 2024'te karara bağlanan davada, Narin’in annesi Yüksel Güran, amcası Salim Güran ve ağabeyi Enes Güran'a, ''iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme'' suçundan ''ağırlaştırılmış müebbet hapis'' cezası, Narin’in cansız bedenini dereye taşıyan komşuları Nevzat Bahtiyar'a da "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.</p>
<p>Yargıtay, Güran ailesine verilen cezaları onamış, ancak sanık Bahtiyar'ın, kasten öldürmeye yardım suçundan yargılanmasını isteyip kararı bozmuştu. Bozma üzerine yeniden yargılanan Nevzat Bahtiyar, 17 yıl hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Güran ailesi, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığına başvurarak, cinayetin "faili meçhul" olarak ele alınmasını talep etmiş, Bakanlıkça yapılan değerlendirme sonucu, Narin Güran cinayetinin "faili meçhul" olduğunu ortaya koyan veya dosyanın Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kapsamında yeniden ele alınmasını gerektirecek yeni ve somut herhangi bir olguya ulaşılamadığı gerekçesiyle başvuru reddedilmişti. Bazı sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi ve mahkumiyet hükümlerinin Yargıtay tarafından onanmış olması da ret gerekçeleri arasında yer almıştı.</p>

<p>(Kaynak: ANKA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Hikâyeler okuruna ulaşmanın yolunu bulur"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hikayeler-okuruna-ulasmanin-yolunu-bulur-41896</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/yavuz%20ekinci.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hikayeler-okuruna-ulasmanin-yolunu-bulur-41896</guid><description><![CDATA[2014 yılında yayımlanan Yavuz Ekinci’nin Rüyası Bölünenler romanı, 13 Mart 2023’te basım, dağıtım ve satışı yasaklanarak toplatılmıştı. AYM, kararın ifade ve basın özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetti. Ekinci, kararı “Bir kitabın yolunu bir süreliğine kesebilirsiniz. Ama hikâyeler okuruna ulaşmanın yolunu bulur” sözleriyle duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yazar Yavuz Ekinci’nin 2014 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlanan "Rüyası Bölünenler" adlı romanı hakkında verilen toplatma ve yasaklama kararına ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) ihlal kararı verdi.</p>
<p>İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği, kitapta “PKK propagandası yapıldığı” iddiasıyla romanın basım, dağıtım ve satışının yasaklanmasına, mevcut nüshalarının ise toplatılmasına karar <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/savunmam-yazdigim-romandir-35183" target="_blank" rel="nofollow noopener">vermişti.</a></p>
<p>Süreç, bir okurun 6 Şubat 2023 depremlerinden bir gün sonra, 7 Şubat’ta CİMER’e yaptığı şikâyet üzerine başlatılan soruşturmayla başladı. Roman, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla 13 Mart 2023’te yasaklandı ve toplatıldı. Karara yapılan itiraz ise reddedildi.</p>
<h4>Roman yoluna devam ediyor</h4>
<p>AYM’nin kararını sosyal medya hesabından duyuran Ekinci, romanının toplatılması ve basım, dağıtım ve satışının yasaklanması nedeniyle ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmedildiğini belirtti.</p>
<p>Ekinci, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Rüyası Bölünenler yoluna devam ediyor. Bir kitabın yolunu bir süreliğine kesebilirsiniz. Ama hikâyeler okuruna ulaşmanın yolunu bulur.”</p>
<p>Uzun süren hukuki mücadeleyi avukatları Can Ekinci ve Erkan Şenses ile birlikte yürüttüğünü belirten Ekinci, kitabın yasaklandığı günden bu yana destek ve dayanışma gösterenlere teşekkür etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 17:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Öcalan, silahsızlanma komisyonunda görev alacak]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-silahsizlanma-komisyonunda-gorev-alacak-41895</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/ocalan-silahsizlanma-komisyonunda-gorev-alacak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-silahsizlanma-komisyonunda-gorev-alacak-41895</guid><description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Abdullah Öcalan’ın süreç kapsamında kurulan Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda görev alacağını açıkladı. İmralı’da inşa edilen yapının cezaevine bağlı ek bir ünite olduğunu söyleyen Uçum, Öcalan’a sağlanan imkânların hukuka aykırı olmadığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın süreç kapsamında kurulan Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyon'unda görev alacağını açıkladı. Uçum, İmralı’da yapılan konutun cezaevine bağlı ek bir ünite olduğunu söyledi. Uygulamayı, "Cezaevine rolünü iyi yapması gerektiği için sağlanan bir imkandır. Rahat çalışma ortamına kavuşması için oluşan bir imkandır" şeklinde değerlendirdi.</p>
<h4>"Öcalan alt komisyonda görevli olacak"</h4>
<p>Süreç devam ederken Öcalan'ın "statüsü" ve son günlerde İmralı'da inşa edilen yapı tartışma konusu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Uçum, sürece ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Uçum, Öcalan ile yürütülen sürecin "diyalog" zemininde düşünülmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Öcalan ile yürütülen diyalog sürecidir. Hedef bedellidir. Terör örgütünün tasfiyesinin sağlanmasıdır. Örgütü kim kuruyorsa silahı kim kullandırdıysa fesh edecek de odur. Öbür türlü devlet güvenlik politikasıyla yapar diyalogda muhatap aldığı kişi bu görevini iyi yapması için bir komisyonda görevlendirilmesi daha rahat ortamda çalışması gerekliliktir sağlanan imtiyaz değildir. Görevin gerektirdiği ortam sağlamaktan ibarettir bunun dışındakiler doğru değildir.”</p>
<p>‘Çerçeve yasa’ ile kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu'nun çalışmalarından bahseden Uçum, dört alt komisyon kurulduğunu bildirdi. Uçum, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu'nda Öcalan'a görev verileceğini duyurdu.</p>
<p>Kanunda kişilerin yararlanmasına ilişkin düzenlemelerin bulunduğunu söyleyen Uçum, hükümlü üzerinden yürütülen diyaloğun hukuka aykırı olmadığını “Hükümlü üzerinden diyalog yürütüyorsan terör örgütünün tasfiyesine ilişkin, bunun hukuka aykırı bir durumu yok. Rutin dışı süreçler, rutin dışı yöntemlerle çözülür" sözleriyle savundu.</p>
<h4>"Hukuken resmi bir görev değil"</h4>
<p>Uçum, "Bu hukuken resmi bir görev değil. Sonuçta komisyonun yapısında her kişiden yararlanmaya ilişkin kanunda bir düzenleme var. Sen bir hükümlü üzerinden bir diyalog yürütüyorsan terör örgütünün tasfiyesine ilişkin, silah bırakmaya ilişkin ona da o süreci ilerletmek için üstlendiği görevleri yerine getirmesi için bir imkan verirsin. Bunun hukuka aykırı bir tarafı yok. Rutin dışı süreçler rutin dışı yöntemlerle yönetilir. Terörsüz Türkiye süreci olağan bir süreç, rutin bir süreç değildir; olağan dışı rutin dışı bir süreçtir. Rutin dışı süreçleri rutin yöntemlerin kısıtları üzerinden ilerletemezsiniz. Burada Öcalan'la ilgili geliştirilen yaklaşım; bu rutin dışı süreçte bir rol üstlenmiş, o rolün gereğini yerine getirmesi için bir takım imkanlara sahip olması gereken kişiye sunulan imkanlardır. Sağlanan imkanlar bir araç tespit sürecine ilişkin görevlerinin yerine getirilmesi için. Olağan süreçlerin bakışlarıyla bu süreci eleştirmek, değerlendirmek haksızlık olur" diye konuştu.</p>
<h4>Demirtaş'ın durumu</h4>
<p>Uçum, Kasım 2016’dan bu yana tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın durumuna ilişkin de konuştu. Demirtaş’ın başvuru yapmasının önünde herhangi bir engel olmadığını belirten Uçum, “Kişi bakımından örgüt bakımından dosyası kapsama giriyor mu bu değerlendirilecektir kararı ilgili mahkeme verecektir" dedi.</p>
<p>(Kaynak: T24, Evrensel)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 16:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteci Elif Bayburt hakkında tahliye kararı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-elif-bayburt-hakkinda-tahliye-karari-41894</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/gazeteci-elif-bayburt-hakkinda-tahliye-karari.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-elif-bayburt-hakkinda-tahliye-karari-41894</guid><description><![CDATA[ESP ve çeşitli kurumlara yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ETHA çalışanı gazeteci Elif Bayburt, ilk duruşmada tahliye edildi. Bayburt, beş yıldır sürdürdüğü saha muhabirliği faaliyetlerinin suçlama konusu yapıldığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Etkin Haber Ajansı (ETHA), DİSK/Limter-İş, Polen Ekoloji ve BEKSAV'a yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında 100’ü aşkın kişi gözaltına alınmıştı. Aynı soruşturma kapsamında ETHA çalışanı gazeteciler Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp, ve Elif Bayburt da tutuklanmıştı.</p>
<p>Bayburt’un yargılandığı davanın ilk duruşması, Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı çok sayıda gazeteci, sendika ve siyasi parti temsilcisi takip etti.</p>
<h4>"Tüm suçlamalar gazeteciliğe dönük"</h4>
<p>Elif Bayburt ve avukatı duruşmada hazır bulundu. Duruşma, kimlik tespitiyle başladı. Bayburt, hakkındaki suçlamalara dair savunmasını yaptı. Beş yıldır saha muhabirliği yaptığını belirten Elif Bayburt, iddianamede yer alan dosyaların gazetecilik faaliyetlerine ait olduğunu söyledi.</p>
<p>Elif Bayburt’un avukatı da yaptığı savunmada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Müvekkilime yapılan suçlamalar gazetecilik faaliyetlerine dönüktür. Tüm suçlamalarda tutuklamaya gerekçe yapılacak bir durum yok. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum.”</p>
<p>İddia makamı, verdiği mütalaa ile Elif Bayburt’un tutukluluk halinin devamını istedi. Mahkeme heyeti ise Bayburt’un tahliyesine karar vererek, duruşmayı 10 Aralık tarihine erteledi.</p>
<div class="box-12">Aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Pınar Gayıp 15 Eylül tarihinde tahliye olmuş, Nadiye Gürbüz’ün tutukluluğununa ise devamına karar verilmiş, duruşma, 8 Aralık’a ertelenmişti.</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 16:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ermenistan kapısı açılsın, ticaret başlasın"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-kapisi-acilsin-ticaret-baslasin-41893</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/ermenistan-kapisi-acilsin.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-kapisi-acilsin-ticaret-baslasin-41893</guid><description><![CDATA[CHP Kars milletvekili İnan Akgün Alp, Ermenistan-Türkiye sınırında 106 yıl önce dedeleri tarafından havaya uçurulduğu için yenisi yapılan köprünün üzerinde yaptığı açıklamada, "Ermenistan sınırının tekrar açılmasını ve bu hattan ticaretin başlamasını istiyoruz” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP Kars milletvekili İnan Akgün Alp, Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı Şahnalar köyünde, 1920 yılında Kars’ın kurtuluşu sırasında dedeleri tarafından havaya uçurulduğunu belirttiği eski köprünün olduğu yerde bir açıklama yaptı ve Ermenistan sınırının yeniden açılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Köprünün kendisi açısından tarihî bir öneme sahip olduğunu belirten Alp, “Kars’ın kurtuluşu sırasında 1920 yılında buradan gelen ikmal yollarını kesebilmek için benim dedelerim tarafından bu köprünün yerinde bulunan eski köprü havaya uçurulmuştu. Bundan sonra Kars’ın kurtuluşu gerçekleşti” dedi.</p>
<p>Alp, 106 yıl sonra aynı noktadan Ermenistan sınırının açılması çağrısı yaparak, “106 yıl sonra ben Kars milletvekili olarak bu köprü üzerinden Ermenistan kapısının açılmasını talep ediyorum. 106 yıl önce biz burada şehit verdik. Bugün o acılarımızın yerine halkımızın huzurunu ve refahını önceliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerine de değinen Alp, “Azerbaycan’la olan sorunlar kalıcı bir barışa evrilerek Ermenistan sınırının tekrar açılmasını ve bu hattan ticaretin başlamasını istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>(Kaynak: ANKA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan’ın PISA sonuçları ne anlatıyor?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanin-pisa-sonuclari-ne-anlatiyor-41887</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/ermenistanin-pisa-sonuclari-ne-anlatiyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanin-pisa-sonuclari-ne-anlatiyor-41887</guid><description><![CDATA[PISA 2025’in Ermenistan hakkında söylediği şey çocuklarının yetersiz olduğu değil. Tam tersine sorun, eğitim sisteminin onların potansiyelini bilgiye uygulama, sorgulama ve problem çözme becerisine yeterince dönüştürememesi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos sonunda kabul edilen Ermenistan’ın 2026-2031 hükümet programında iddialı hedefler vardı. 100 bin GPU eşdeğerinde yapay zekâ kapasitesi, 3 uydu, yıllık yüzde 6 ekonomik büyüme... Eğitim bölümünde ise eğitimin “devlet merkezli bir sosyo-psikoloji” üretmesi gerektiği yazıyordu.</p>
<p>Program hazırlanırken Ermenistan okullarının 15 yaşındaki bir çocuğa ne kadar okuma, düşünme, sorgulama ve problem çözme becerisi kazandırdığına ilişkin uluslararası bir ölçüm yoktu.</p>
<p>Artık var.</p>
<p>Ermenistan, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) üç yılda bir yaptığı PISA araştırmasına 2025’te ilk kez katıldı. Sonuçlar oldukça çarpıcı. Fen bilimlerinde 369, matematikte 376, okumada 348 puan. OECD ortalamaları ise sırasıyla 482, 463 ve 461. Bu rakamların ne anlama geldiğini ise puanlardan çok yeterlilik düzeyleri anlatıyor.</p>
<h4>İlk kez katılmak açıklayıcı değil</h4>
<p>PISA, ikinci yeterlilik düzeyini “temel” kabul ediyor. Bunun altında kalan bir öğrenci, örneğin basit bir bilimsel açıklamayı tanımakta ya da düz bir metnin ana fikrini çıkarmakta zorlanıyor. Ermenistanlı 15 yaşındaki öğrencilerin yalnızca yüzde 28'i fen ve matematikte, yüzde 19'u okumada bu temel eşiği aşabiliyor. OECD'de aynı oranlar yüzde 74, 65 ve 69. Üç alanın üçünde birden temel düzeyin altında kalanların oranı yüzde 58 iken üst düzeye çıkabilenler yalnızca yüzde 0,8.</p>
<p>Daha önemlisi, bu sonuç yalnızca “PISA’ya ilk kez katıldık” denilerek açıklanabilecek gibi görünmüyor.</p>
<p>Ermenistan 2003’ten beri Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması'na (TIMSS) katılıyor. 2019’da dördüncü sınıf matematik sonuçları uluslararası merkez noktası olan 500 civarındaydı. Kabaca söylemek gerekirse, Ermenistan’daki çocuklar ilkokulda dünya ortalamasına yakın, 15 yaşında son sıralarda. Demek ki asıl soru çocukların okula hangi kapasiteyle başladıkları değil, okul yılları boyunca bu kapasiteye ne olduğu.</p>
<p>Üstelik öğrencilerin okul hakkındaki düşünceleri ilk bakışta kötü değil. Ermenistan’da zorbalık düşük; öğrencilerin yüzde 84’ü öğretmenlerinden ihtiyaç duyduklarında ek yardım aldığını söylüyor. Yüzde 76’sı okulun değerli olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Fakat başka göstergelere bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.</p>
<p>Öğrencilerin yüzde 58’i son iki hafta içinde en az bir gün okulu astığını söylüyor. OECD ortalaması yüzde 22. Okuma testinde soruya yeterince zaman ayırmadan hızla yanlış cevap veren öğrencilerin oranı yüzde 23; OECD’de yüzde 9.</p>
<h4>Öğrencilerin bilgiyle kurduğu ilişki</h4>
<p>Daha kaygı verici olan ise öğrencilerin bilgiyle kurduğu ilişki. PISA’nın bilimin doğasına ilişkin ölçümleri, öğrencinin yalnızca ne bildiğini değil, bilginin nasıl üretildiğini, bir iddianın ne zaman kanıt sayılacağını ve bir kaynağın neden başka kaynaklarla doğrulanması gerektiğini anlayıp anlamadığını da gösteriyor. Ermenistan bu göstergede 91 eğitim sistemi arasında en alt sıralarda. Aslında meselenin kalbi de burada. Çünkü çağdaş eğitim yalnızca doğru cevabı bilmek değil. “Bu bilgi nereden geliyor?”, “Kanıtı ne?”, “Başka bir kaynak bunu doğruluyor mu?” diye sorabilmek. Yapay zekâ çağında bu becerinin önemi daha da artıyor.</p>
<p>Nitekim Ermenistan’ın müfredatında dikkat çekici bir başka boşluk bulunuyor. OECD’nin sistem formunda sorulan çevre eğitimi ve hesaplamalı düşünmenin müfredatta tanımlı olup olmadığı sorularına Ermenistan “hayır” yanıtını vermiş. Bunun tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmeyeceğini not etmek gerekiyor. Ancak sonuç düşündürücü. Ermenistan, hesaplamalı problem çözmede fen performansından beklenen seviyenin 42 puan altında kalıyor. Bir ülkenin yapay zekâ altyapısına yatırım yapmasıyla çocuklarına hesaplamalı düşünmeyi öğretmesi aynı şey değil.</p>
<h4>Sorun nerede?</h4>
<p>Peki sorun Sovyet mirası mı? Bu açıklama da tek başına yeterli görünmüyor. Estonya bugün fen bilimlerinde 527 puanda. Gürcistan 2009’da 373 puandayken 2025’te 422’ye ulaşmış durumda. Kırgızistan 2006’da 322 puanla 57 ülkenin sonuncusuyken bugün 363 puanda. Aynı geçmişten çıkan ülkelerin bugün çok farklı noktalarda olması, mirastan çok o mirasın nasıl dönüştürüldüğüne bakmamız gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Gelir düzeyi de Ermenistan’ın performansını tek başına açıklamıyor. Satın alma gücü paritesine göre kişi başına geliri yaklaşık 8 bin dolar olan Kırgızistan ile 22 bin 800 dolar civarındaki Ermenistan neredeyse aynı PISA bandında. Ermenistan’dan yüzde 18 daha fakir olan Moldova, bir öğrencinin 6 ile 15 yaşı arasına toplam 30 bin 700 dolar harcarken, Ermenistan 16 bin 300 dolar harcıyor. Sonuç; Moldova’nın fen puanı 422. Moğolistan ise daha da öğretici bir karşılaştırma. Ermenistan’dan daha düşük gelirli ve ilkokul öğrencisi başına yaklaşık aynı miktarda para harcıyor. Buna rağmen fen bilimlerinde 424, hesaplamalı problem çözmede 443 puan alıyor. Asıl fark, Moğolistan 2014’ten beri bütün okullarında her yıl ulusal değerlendirme yapıyor. Ermenistan'ınki ise örnek bazlı ve okullar için zorunlu değil. Moğolistan'ın müfredatında çevre eğitimi ve hesaplamalı düşünme yer alıyor, devamsızlık ise OECD düzeyinde.</p>
<p>Türkiye örneği ise devamsızlığın da tek başına açıklayıcı olmadığını gösteriyor. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 53’ü son iki haftada en az bir gün okula gitmediğini söylüyor. Buna rağmen Türkiye fen bilimlerinde 494, okumada 472, matematikte 462 puan aldı. 2015’e kıyasla fen bilimlerinde temel düzeyin altında kalan öğrencilerin oranı 25 puan azaldı. Türkiye’de eğitim sistemi ve özellikle son yıllardaki müfredat değişiklikleri haklı olarak yoğun biçimde tartışılıyor. Buna rağmen PISA performansındaki ilerleme dikkate değer. Dolayısıyla mesele yalnızca öğrencinin okulda kaç gün bulunduğu değil, bulunduğu günlerde okulun ona ne kazandırdığı.</p>
<p>Ermenistan’ın önünde yapılabilecekler de aslında erişilemez değil. İlk adım daha fazla bina ya da daha fazla teknoloji satın almak olmayabilir. Önce ölçmek gerekiyor. Ulusal değerlendirmeyi bütün okulları kapsayan düzenli bir sisteme dönüştürmek; hesaplamalı düşünmeyi mevcut derslerin içine yerleştirmek, okuma ve öğrenme kayıpları için düzenli telafi saatleri oluşturmak, devamsızlığı azaltmak... Ve elbette daha fazla kaynak ayırmak. Ermenistan’ın öğrenci başına eğitim harcaması benzer ülkelerle karşılaştırıldığında düşük kalıyor.</p>
<p>Tabii ki bunların hiçbiri ertesi sabah PISA puanını yükseltmeyecek. PISA eğilimlerine dayanarak yapılan iyimser bir projeksiyon bile Ermenistan’ın 2033’te ancak 420 puan civarına ulaşabileceğini gösteriyor. 2029 için ise 380-390 bandı daha gerçekçi bir hedef.</p>
<p>PISA 2025’in Ermenistan hakkında söylediği şey çocuklarının yetersiz olduğu değil. Tam tersine sorun, eğitim sisteminin onların potansiyelini bilgiye uygulama, sorgulama ve problem çözme becerisine yeterince dönüştürememesi.</p>
<p>Ekonomik büyüme, teknolojik yatırımlar nispeten kısa sürelerde gerçekleştirilebilir. 15 yaşındaki bir çocuğun okuduğu şeye "bu doğru mu" diye sormasını sağlamak ise genelde kuşak işidir. Bu nedenle hükümetin 100 bin GPU hedefi elbette önemli olabilir. Fakat yapay zekâ çağında bir ülkenin asıl kapasitesi, sahip olduğu işlemcilerin sayısıyla değil, o işlemcilerin ürettiği bilgiye doğru soruyu sorabilecek insanların sayısıyla ölçülecek. Bir devlet ikincisini yapmadan birincisini yaparsa, elinde kalan şey teknoloji değil, yalnızca pahalı bir kabuk olur.</p>
<p><strong><br><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rayların bittiği yerde başlayan hayat: "Bidzu gyol" (Բիձու գյոլ)]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raylarin-bittigi-yerde-baslayan-hayat-bidzu-gyol-pitzvw-khvl-41883</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/raylarin-bittigi-yerde-baslayann-hayat-bidzu-gyol-pitzvw-khvl.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raylarin-bittigi-yerde-baslayan-hayat-bidzu-gyol-pitzvw-khvl-41883</guid><description><![CDATA[Şatafatlı restoranların ve ticari dönüşümün uzağında, sadece Hrazdan nehrinin serin esintisini arkasına alan gizli bir halk havuzu. Müdavimlerinin çabası ve el yapımı taş basamaklarıyla şekillendirilmiş bu nehir kıyısı, kentsel hafızanın unuttuğu o eski, samimi Yerevan ruhuna ayna tutuyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yerevan yakınlarındaki Hrazdan Nehri’nin<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrazdan-kanyonu-ve-sahipsiz-bir-sovyet-mirasi-41794" target="_blank" rel="nofollow noopener"> kanyonunun </a>içinde yer alan Yerevan Çocuk Demiryolu’nun yabani otlar arasından güçlükle seçilen paslı raylarını takip edip hattın bittiği o en son noktaya ulaştığınızda, insan eliyle terk edilmiş o melankolik atmosfer, bıçak gibi kesilir. İstasyonun hüzünlü sessizliği, yerini Hrazdan kanyonunun derinliklerinden yükselen gürül gürül bir nehir sesine ve cıvıl cıvıl insan çığlıklarına bırakır.</p>
<h4>İhtiyarlar gölü</h4>
<p>Burası, resmi turizm broşürlerinde ya da lüks kulüplerin reklamlarında göremeyeceğiniz, ancak Yerevan halkının kolektif hafızasında çok özel bir yere sahip olan, Hrazdan Nehri kıyısındaki o meşhur gizli halk havuzudur. Yerel halkın deyimiyle "Bidzu Gyol" yani İhtiyarlar Gölü, kentin en organik ve en saf toplumsal alanlarından biridir.</p>
<p>İstasyonun çürüyen vagonlarına inat, burada zamanın durduğu değil, tam aksine hayatın en doğal ritmiyle aktığı bambaşka bir dünya sizi karşılar. Kanyonun dik bazalt yamaçlarının dibine, nehrin koyu renkli doğal taşları üst üste örülerek inşa edilmiş bu havuz, asırlık ağaçların yeşil şemsiyesi altında parıldayan mavi boyasıyla neredeyse gizli bir vaha gibi yükselir.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/yumruk.jpg" alt="" width="520" height="372"></p>
<p>Üst taraftaki borudan şırıl şırıl akan buz gibi dağ suyu havuzu sürekli beslerken, kentin kavurucu sıcağından kaçan her yaştan Yerevanlı için bu alan doğanın kucağında ücretsiz ve samimi bir sığınaktır. Şatafatlı mekânların ve ticari kaygıların uzağında, sadece nehrin serin esintisini arkasına alan bu taş havuz, ahşap platformu ve etrafındaki iri kayalıklarıyla kentsel dönüşümün unuttuğu o eski, samimi Yerevan ruhunu yaşatmaya devam eder.</p>
<p>Havuzun hemen yanı başında uzanan ve nehrin iki yakasını birbirine bağlayan dar asma köprü, bu alanın sadece bir serinleme noktası değil, aynı zamanda kolektif bir insani çabanın ürünü olduğunu fısıldar. Resmi kurumların eliyle değil, burayı yaşatan müdavimlerin ortak çabası ve aidiyetiyle şekillenen bu bölge, insanın bastığı yeri kendi imkanlarıyla nasıl dönüştürebileceğinin en naif kanıtıdır. Asma köprü geçildikten sonra nehir akıntısının tersine doğru ilerleyen bu dar yürüyüş yolu, ziyaretçileri Hrazdan’ın kalbindeki otantik bir spor vahasına ulaştırır. Nehir kıyısındaki bu düzlük, günün her saatinde ter döken her yaştan Yerevanlının buluşma alanıdır.</p>
<h4>El yapımı spor merkezi</h4>
<p>Yemyeşil ağaçların altında, o asırlık bazalt kayaların dibine dizilmiş ve hazır fabrikasyon ürünler yerine tamamen halkın kendi elleriyle, kendi imkanlarıyla ürettiği el yapımı spor aletleri, ziyaretçilere doğayla iç içe eşsiz bir egzersiz deneyimi sunar. Mekanik düzenekler, mekik sehpaları ve hemen yanlarındaki taşlardan, betonlardan dökülmüş o el yapımı halterler, kanyonu adeta filtresiz bir açık hava jimnastik salonuna çevirir.</p>
<p>Burası, yerel halkın Chrik (Dzor Chrik) adını verdiği, nehir şırıltısıyla demir seslerinin birbirine karıştığı o meşhur açık hava egzersiz alanıdır. Yamacın hemen yukarısında gururla dalgalanan Ermenistan bayrağının gölgesindeki o isli anıt, buradaki fiziksel mücadelenin arkasındaki manevi ruhu gözler önüne serer. Karabağ’da 27 Eylül 2020'de başlayan savaşta hayatını kaybeden genç vatan evlatlarının anısına dikilen bu kızıl tüf taşından oyulmuş dev yumruk heykeli, birlikteliği, dayanışmayı ve sarsılmaz bir gücü simgeler. İşte bu kutsal anıtın ve şehitlerin hatırasının gölgesinde spor yapmak, buradaki insanlar için sıradan bir egzersizden çok daha fazlasıdır.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/bg-04.jpeg" alt="" width="368" height="214"></p>
<p>Öyle ki bu halka açık, mütevazı spor alanında sadece amatörler değil, Ermenistan’ı dünyada temsil etmiş, din, dil veya köken farkı gözetmeksizin bu toprakların bağrından çıkmış dev şampiyonlar da halkla yan yana ter döker. Burada, Avrupa şampiyonu ve Olimpiyat madalyalı efsanevi Ezidi kökenli güreşçi Roman Hasani Amoyan'a (Hasan oğlu Roman) rastlamak ya da dünya ve Avrupa podyumlarında bayrağı dalgalandıran boksör Artak Malumyan'ı ağır döküm halterleri kaldırırken izlemek kanyonun sıradan anlarından biridir. Farklı inançların, kökenlerin ve hayatların omuz omuza verip aynı demirlere tutunduğu bu alanda mevsimlerin hiçbir hükmü yoktur. Yazın kavurucu sıcağından kışın dondurucu ayazına kadar; kar, yağmur, fırtına demeden her gün sadakatle buraya gelirler. Ağır antrenmanların bitişinde ise kaslarını zorlayan sporcular, caddeden aşağıya inen taş basamakları koşarak iner ve terli bedenlerini havuzun o kaynak suyuyla beslenen buz gibi sularına bırakırlar. Bu tavizsiz disiplin, kanyon hayatının en karakteristik yaşam felsefesidir.</p>
<h4>İhtiyarlar Gölü'nün emektarları</h4>
<p>Ancak bu nehir kenarının en sakin ve en kıymetli sakinleri şüphesiz Yerevan’ın emeklileridir. Evlerinden getirdikleri portatif sandalyeleri ağaç altlarına atan, emektar gömleklerini ağaç dallarına iliştiren ak saçlı çınarlar, burayı adeta açık hava bir kültür kulübüne çevirmiştir. Coşkuyla köpürerek akan Hrazdan’ın hemen yanı başında kurulan emektar masalarda kıran kırana oyunlar oynanır. Masanın üzerinde yan yana duran tavla ve satranç tahtası, kanyonun iki farklı yüzü gibidir: Bir yanda şakaların ve kahkahaların havada uçuştuğu kâğıt oyunları, diğer yanda derin bir sessizlik ve konsantrasyonla yapılan stratejik hamleler... Pulların ahşaba vururken çıkardığı o tok ses, nehrin gürültüsüne karışır.</p>
<p>Bir tarafta havuzun serin sularına kendini bırakan gençlerin, yukarıda şehitlerin anısı altında mevsimlere ve kadere meydan okuyan şampiyon sporcuların dinamizmi; hemen birkaç metre ötede ise ömürlerini bu şehre vermiş yaşlıların eski Sovyet döneminden kalma dostlukları, hikâyeleri ve zamana meydan okuyan dirençleri...</p>
<p>Çocuk Demiryolu’nda paslanan vagonlar geçmişin hüznünü fısıldarken, rayların bittiği bu nehir kıyısı insanlara en yalın gerçeği hatırlatır: Hrazdan nehrinde doğa cömertçe akmaya, hayat ve insan iradesi ise tüm doğallığıyla kendi hükmünü sürmeye devam etmektedir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yazamadığım bazı şeyler]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yazamadigim-bazi-seyler-41884</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/yazamadigim-bazi-seyler.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yazamadigim-bazi-seyler-41884</guid><description><![CDATA[Senin doğum gününü kutlamak sadece geçmişe bakıp ağıt yakmak değil. Her yıl doğduğun gün, senin adına ödül veriliyor. Ayrımcılıktan uzak, daha özgür ve adil bir dünya için risk alan, ezber bozan, başkalarının sustuğu yerde konuşan insanlara… Senin doğum gününü böyle kutluyoruz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bak, benim yazmamı en çok isteyen sendin ama görüyor musun, konu sana geldi mi yazamıyorum.</p>
<p>15 gündür sana mesafelenerek kurgulamak istediğim bir yazıyla oynuyorum. Bozuyorum, yeniden kuruyorum. Olmuyor. Doğum günün için yazmak istediğim yazının başlığına bak hele: “Amcam öldürüldüğünde”. Üstelik o hikâyede ben yokum. Sen öldürüldüğünde bebek olanlar var, on yaşında olanlar var, henüz doğmamış olanlar var. Hepsini büyüttüm. Okula gönderdim, babalarıyla kavga ettirdim, seni buldurdum, sana kızdırdım, seni okuttum. Bir tek kendime yer bulamadım.</p>
<p>Hem bulmak da istemiyorum ki. Mahremimi kamuya açmak olmuyor mu? Gerçi şimdi “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” diyebilirsin. Daha önce de birkaç yazıda sana bir şeyler anlattım. Yazı yayımlandığında ise kaçmak istedim. Satırların arasında ola ki hissedilebilecek en ufak acı, bir zaaf gibi görünür diye korktum. Kim söyledi bize bunu? Ah, bir bulsam o kişiyi.</p>
<p>Hani insan ağlarken öne doğru çöker ya… Küçülür, büzüşür, acı insanı ufaltır. Bize o günlerde, o cenaze kalabalığında, sonra mahkeme koridorlarında ağlarken bile omuzlarımızı dik tutmayı kim öğretti? Gözyaşımızı saklamadan ama başımızı da eğmeden yürümeyi kim tembihledi? Ah, bir bulsam onu…</p>
<p>Geçenlerde sesini dinlerken yine rastladım o kayda. “Anadolu’da hoş bir laf vardır ve biz Anadolu insanıyız,” diyorsun. Sonra acıyı onurla sırtlayıp taşımaktan söz ediyorsun. Yaygara yapmadan, patırtıya vermeden… Neyse. Konumuza dönelim. Doğumuna.</p>
<h4>Hafızanın odalarındaki ses</h4>
<p>Doğumunu kutlamak istiyorum ama “Amcam doğduğunda” diye yazmak ötekinden daha da zor. Doğduğun evi, sen gittikten sonra yine senin adını taşıyan vakfın bir çalışması için gidip bulduğumda, zaten yıkılmak üzereyken üzerindeki kapı numarasını söküp aldım. Sonra bulamadık, biliyor musun? Nereye koyduğumu bulamadım. Başka hayati şeyler de oldu bulamadığım. Sen biliyorsundur şimdi hepsinin yerini. Kızdın mı bana?<br><br>Ben seni anlatamam ama Tuba Çandar ne güzel anlattı seni. Bir şey itiraf edeceğim: Hâlâ “Hrant” kitabını bitiremiyorum. Bir yere kadar geliyorum, sonra içim sıkışıyor, nefes alamadığımı hissediyorum. Kapatıyorum. Erteliyorum. Tuba Çandar öyle müthiş bir hediye bıraktı ki bize. Seni çok güzel anlattı.</p>
<blockquote>
<p>Sana bir şey daha itiraf edeceğim. Bazen seni anlatmaktan usanıyorum. Daha doğrusu seni ve adını sürekli bir şeyleri temsil etmek üzerinden anlatmaktan. Özellikle Yerevan’da yaşadığım bu yedi yılda karşıma çıkan insanlara seni anlatmaktan… Türkiye’ye Ermenileri anlat, Ermenistan’a Türkiye’yi anlat. Birine 1915’i anlat, ötekine bugünü. Bazen içimden düpedüz “Aman bana ne ya, yeter” diyorum. Yalan yok. Seni anıtlardan, sergilerden, yazılardan çıkarıp sadece pazar sabahları eve gelen, gürültülü kahkahası olan amcam yapasım geliyor bazı sabahlar. Sonra oğluma bakıyorum.</p>
</blockquote>
<p>Bak bir şey diyeceğim, aramızda. Biz anlatamadık seni. Bu hayatta en zor şey seni anlatmakmış. Adına 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı’nı kurarken kaç yıl çalışıldı, kaç toplantıya girildi, dünyadaki hafıza mekânlarına kaç gezi düzenlendi biliyor musun?</p>
<p>Eninde sonunda yine senin sesine döndük. İnsanlar oraya geliyor; hayatını, derdini, mücadeleni senin sesinden dinliyor. Benim için senin en büyük gücün, en büyüleyici yanın, benim hem derdim hem kurtarıcım: Sesin. Sesindeki samimiyetin kudreti.</p>
<h4>Sesi eksik mutluluk</h4>
<p>Roland Barthes, annesinin ölümünden sonra o çok iyi bildiği sesi zihninde artık yeniden üretemeyişinden, bir tür “yerel sağırlık”tan bahseder. Bende ise tam tersi bir musallat hâli. Ben senin sesini hafızamın odalarında hâlâ dipdiri duyabiliyorum. Aslında sadece ben değil. Her 19 Ocak’ta Halaskargazi Caddesi’nde binlerce insan toplanıp “Su çatlağını buldu”yu yine senden dinliyor.</p>
<p>O ses gitmiyor. İnsan ölen biriyle konuşmayı bırakmıyor. Karşındaki yok ama o sessiz odaya çekilip içindeki diyaloğu sürdürüyorsun. Bizim ailede bu durum biraz daha yüksek sesle yaşanıyordur belki.</p>
<p>Açıkçası senin sesini en çok kutlanacak bir şey olduğunda özlüyorum. Hayatımda senin kadar coşkulu birini hiç tanımadım. Ya da sen gittikten sonra coşkuyla mutlu olmanın ne olduğunu unuttum. Her hâlükârda sesini özlediğim kesin.</p>
<p>Hiç öyle mutsuz olduğumda, düştüğümde “Ah, keşke olsa,” demiyorum. Acıyı paylaşacak dostlarım var, şükür. Mutlu olduğumuz anlarda senin yokluğun büyüyor, büyüyor ve odayı dolduruyor. O da nereden geliyor biliyor musun? Adaletsizlikten.</p>
<h4>Alışmak ile kabullenmek arasında</h4>
<p>Bakma böyle rahat söylediğime, insan meğer sevdiği birinin yokluğuna alışıp onunla bir tür suç ortaklığı kurabiliyormuş. Fotoğrafına bakıp sonra mutfağa geçip çay demliyor. Sesini duyup ağlıyor, ertesi sabah çocuğunu okula bırakıyor. Doğum gününü kutluyor, dört ay sonra öldürüldüğün günü anıyor, sonra yine hayatına devam ediyor. Sofra kuruluyor, çocuklar büyüyor, insanlar yaşlanıyor.</p>
<p>Yokluğuna alıştık. Ama bir şeye alışamadık: Seni bizden alan suikastin cezasız bırakılmasına, o pişkin adaletsizliğe. </p>
<p>İnsan birinin artık o kapıdan girmeyeceğini kabullenebiliyor. Ama o insanın neden bir daha o kapıdan giremediğinin hesabının verilmemesini kabullenemiyor. Üstelik faillerin isimleri tek tek, açıkça ortadayken.</p>
<p>Zamanın kendiliğinden geçmesi, acının yatışması başka şey; bir hakikatin iradi olarak üzerinin örtülmesi, zamanın arkasına saklanması başka.</p>
<h4>Temsil etmenin yorgunluğu </h4>
<p>Ama sana başka bir şey daha itiraf edeceğim. Bazen seni anlatmaktan usanıyorum. Daha doğrusu seni ve adını sürekli bir şeyleri temsil etmek üzerinden anlatmaktan. Özellikle Yerevan’da yaşadığım bu yedi yılda karşıma çıkan insanlara seni anlatmaktan… Türkiye’ye Ermenileri anlat, Ermenistan’a Türkiye’yi anlat. Birine 1915’i anlat, ötekine bugünü.</p>
<p>Bazen içimden düpedüz “Aman bana ne ya, yeter” diyorum. Yalan yok. Seni anıtlardan, sergilerden, yazılardan çıkarıp sadece pazar sabahları eve gelen, gürültülü kahkahası olan amcam yapasım geliyor bazı sabahlar. Sonra oğluma bakıyorum.</p>
<h4>Bir damar yolu açmak</h4>
<p><br>Yedi yaşında. Sen öldürüldüğünde daha doğmamıştı. Seni hiç görmedi. Ama seni biliyor. Düşünüyorum: Ben ona seni nasıl anlatacağım? Ekranlarda, arama sonuçlarında birkaç saniyede önüne yüzlerce görüntün düşecek zaten. Bilgiye ulaşmak kolay ama neyin hakikat olduğunu ayırt etmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Her şeyin eğilip bükülebildiği bir dünyada oğlumun seni sadece kayıtlar üzerinden değil, benden duyması hâlâ hayati.</p>
<p>Büyük laflardan korkuyorum artık. “Kuşaklara aktarmak”, “mirası devralmak”… İnsanın omuzları ağrıyor bunları söyleyerek kendini bir temsilciye dönüştürürken. Kendime gereğinden fazla anlam yüklemek de istemiyorum. Az önce sözünü ettiğim o konuşmada başka bir şey daha söylüyorsun: “Ermeniler Türklerin doktoru, Türkler de Ermenilerin doktoru…”</p>
<blockquote>
<p>Ben 41 oldum. Sen 72 olacaktın. 72 yaşındaki sesini hâlâ çok merak ediyorum. İyi ki doğdun. Daha çok kutlanacaksın.</p>
</blockquote>
<p>O doktorluk kısmından artık o kadar emin değilim. İnsan kimi iyileştirebilir ki bu saatten sonra? Ama damar yolu açabilir. Bir insanda küçücük bir damar yolu. Bir gedik. İçeri biraz merak girsin, biraz şüphe. Kendisine anlatılanın dışında başka bir hikâye olabileceği ihtimali girsin. Karşısındakini hemen cevaplamadan ya da mahkûm etmeden önce dinleme isteği girsin. Gerisini o insanın kendi kanı dolaştırsın.</p>
<p>Belki senin “doktorluk” dediğin de buydu zaten. Oğluma yapabileceğim de bu. Bir damar yolu açmak. Sonrasını ona bırakmak.</p>
<h4>Elden ele devredilen ses</h4>
<p>Senin doğum gününü kutlamak sadece geçmişe bakıp ağıt yakmak değil. Her yıl doğduğun gün, senin adına ödül veriliyor. Ayrımcılıktan uzak, daha özgür ve adil bir dünya için risk alan, ezber bozan, başkalarının sustuğu yerde konuşan insanlara… Senin doğum gününü böyle kutluyoruz. Senin başlattığın cesareti, dünyanın başka bir ucunda hiç tanımadığın bir insanın sesinde yeniden duyarak.</p>
<p>Ölülerin işi gerçekten bitmiyormuş. Ya da iş el değiştiriyordur belki. Biz senin mirasını bir bayrak gibi taşımıyoruz. Sadece elden ele veriyoruz. Bir süre bizde kalıyor, sonra başkasında. Bir gün bizim aradaki el olmamıza bile gerek kalmayacak. Bu kötü bir şey değil. Senin derdin senin adından bağımsız yaşayabiliyorsa, asıl o zaman yaşamaya başlamış demektir.</p>
<p>Sadece bir süreliğine aradaki eliz işte. Şimdi mesafe iki elimin arası kadar; bir elim sende, bir elim oğlumda. Yarın o el uzanmaya devam edecek.</p>
<p>Ben 41 oldum. Sen 72 olacaktın. 72 yaşındaki sesini hâlâ çok merak ediyorum. İyi ki doğdun. Daha çok kutlanacaksın.</p>
<p>Ha bu arada, “Amcam öldürüldüğünde” öyküsünü çöpe atmadım. Onu da göndereceğim sana. Ama zamanı var belli ki. Daha “amcam öldüğünde” yerine “amcam öldürüldüğünde” demeyi yeni öğrendim. Daha zamanı var. Biz daha buradayız ya.</p>
<p><strong> </strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Asıl güvenlik sorunu olan]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/asil-guvenlik-sorunu-olan-41879</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/15/lgbti-lara-yonelik-operasyonlar-turkiyeyi-karanlik-bir-yola-surukluyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/asil-guvenlik-sorunu-olan-41879</guid><description><![CDATA[LGBTİ+ kimliğini ve hak savunuculuğunu kriminalize ediyor, güvenlik sorunu olarak sunuyorsunuz. Evet, gerçekten bir güvenlik sorunumuz vardır ve bu sorun çok ciddidir. Bu güvenlik sorununun adı da “hukuki güvenlik” sorunudur.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği gibi, evrensel hukukun öznesi insandır.</p>
<p>Evrensel hukuk normları, insanlığın bir kısmı, diğer hiçbir kısmını insanlıktan çıkaramasın, devletler, yurttaş olsun olmasın bireylere bir daha insanlık dışı muamele yapamasın diye düzenlenmiş, yürürlüğe konmuştur.</p>
<p>Türkiye, evrensel hukuk normlarının ve sözleşmelerin tarafıdır ve üstelik Anayasa’da devletin bir hukuk devleti olduğu yazılıdır.</p>
<p>Ama ne yazık ki ilkeleri insan hakları rejimince belirlenmiş ancak uygulaması tek adamın insafına bırakılmış bu sistemde, iktidar ‘biz’i kurarken öteki olarak tanımladığını dışarı atıyor. Dışarı attığı bireylere yönelik şiddeti de meşrulaştırma amacını taşıyan nefret dilini yaygınlaştırıyor ve bu çok tehlikeli girişimi giderek artan ölçüde yaygınlaştırıyor.</p>
<p>Yurttaş olup olmadığına bakmaksızın egemenlik alanındaki insanların haklarını ihlal ediyor, insanların bir kısmını geçici ya da sınırlı haklarla tanımlıyor yani insandışılaştırıyor.</p>
<p>İnsan olmak, varlığını sürdürme gücünün asla elinden alınamayacağı bir varoluştur. Kendi varlığını sürdürme gücü elinden alındığında ortadan kalkan bir varlıktır sözünü ettiğimiz.  </p>
<p>Değer taşıyıcısı ve değer üreticisi, eşitleriyle birlikte kendisini kuran, oluşturan, biçimlendiren, yapan bir tür olarak insandır söz konusu olan. Son zamanlarda operasyon adı altında yapılanlar ve yürütülenler insanın varoluşunu ortadan kaldırıyor.</p>
<p>Çünkü biliyoruz ki her türlü yasadan önce ve her türlü yasadan bağımsız olarak önce insan vardı, önce hak vardı. Evrensel hukuk, her türlü yasanın içermesi gereken dokunulamaz, insan olmak bakımından sahip olunan niteliklerin tasnifidir bir bakıma.</p>
<p>Bir yandan Anayasaya hukuk devleti olduğunuzu yazıyor, insan hakları evrensel hukuku adını verdiğiniz koca bir külliyatı yürürlüğe sokuyor, uluslararası sözleşmeleri imzalıyorsunuz ama öte yandan yurttaşlarınızın bir kısmının insan olmaktan kaynaklanan haklarını sürekli ihlal ediyor, varoluşlarına saldırıyorsunuz.</p>
<p>Üstelik bu saldırıları, aslında başta gelen görevi insanı ve haklarını savunmak olan yargı uygulayıcıları eliyle yapıyorsunuz, insana, onun varoluşuna saldırıyorsunuz.</p>
<p>Son günlerde kafanızdaki ‘biz’in dışına atmak istediğiniz bir kesimi, “ailem güvende” adı altında ‘güvenlik sorunu’ olarak tanımlayıp hukuka, yürürlükteki yasa ve yasal düzenlemelere tamamen aykırı biçimde bir gece evlerini basıp gözaltına alıyor, tutukluyorsunuz.</p>
<p>Üstelik ceza hukukunda böyle bir suç tipi olmadığı, suç olarak tanımlanmadığı halde dışarı atmak istediklerinizin varlıksal özelliklerini topluma suçmuş gibi sunuyorsunuz.</p>
<p>‘Ailem güvende” ve ‘adli işlem’ adı altında yürüttüğünüz operasyonlar ile kullandığınız ‘güvenlik’, ‘adli işlem’ gibi tanımlarda bir yandan adaletsizliği görünmez kılıyor öte yandan da ‘bizden değil’ mesajı vererek toplumun yeni düşmanla nasıl ilişki kuracağını da belirliyorsunuz. </p>
<p>LGBTİ+ kimliğini ve hak savunuculuğunu kriminalize ediyor, güvenlik sorunu olarak sunuyorsunuz.</p>
<p>Evet gerçekten bir güvenlik sorunumuz vardır ve bu sorun çok ciddidir.</p>
<p>Bu güvenlik sorununun adı da “hukuki güvenlik” sorunudur.</p>
<p>Hukuki güvenlik ilkesi, kanunların açık, net, öngörülebilir ve istikrarlı olması, keyfi uygulamalara yer verilmemesi ve adil yargılanma hakkının korunmasını içermektedir.</p>
<p>Hukuk devleti, bireylerin temel haklarının korunmasını güvence altına alan ve hukuki güvenliğin sağlanmasını zorunlu kılan bir yönetim anlayışıdır.</p>
<p>Hukuk devletinde devlet ve bütün kurumları, özellikle yargı eliyle hem kendi koyduğu kurallara uymak hem de bireylerin hak ve özgürlüklerini korumakla yükümlüdür.</p>
<p>Hukuki güvenliğin olmadığı bir ülkede neyin ‘suç’ sayılacağını asla önceden bilemezsiniz ve her an kapınız çalınabilir.</p>
<p>Ülkenin en önemli ve başta gelen güvenlik sorunu hukuki güvenlik sorunudur.</p>
<p>Hukuki güvenliğin olmadığı bir ülkede hiç kimse güvende değildir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bunun adı cadı avı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/bunun-adi-cadi-avi-41878</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/LGBT%C4%B0-ONUR.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/bunun-adi-cadi-avi-41878</guid><description><![CDATA[LGBTİ+ operasyonlarında “müstehcenlik” işin kılıfı; yapılan kendi ideolojilerine uymayan başka bir kimliği, başka bir yaşam biçimini toptan hedef almaktır. Öyle bir hava yaratılıyor ki sanki gözaltına alınan herkesin ortada “müstehcen” görüntüleri dolaşıyor veya bu kişi ve kurumların faaliyetleri hep “müstehcenlik” etrafında dönüyor. Bir-iki kişinin dolaşıma sokulan fotoğraflarıyla bu insan avını meşrulaştırmaya kalkıyorlar.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>LGBTİ+ bireylere ve kurumlarına karşı tam bir cadı avı başlatıldı. 15 ili kapsadığı söylenen operasyonlarda dernekler, evler basıldı, 160’tan fazla kişi gözaltına alındı, bu yazı yazılırken 20’ye yakın tutuklama vardı. Ayrıca, birçok derneğin ve kişinin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi.</p>
<p>Bütün bunları gerekçelendirmek ve meşrulaştırmak için kullanılan argümanlardan öne çıkan iki tanesi adı geçen sivil toplum örgütlerinin yurtdışından fon almış olmaları ve “müstehcenlik ve fuhuş” iddiaları.</p>
<p>Ülkemizde yurtdışından para almak sık sık “foncu” ibaresi altında hedef alınan, şeytanlaştırılan, kriminalize edilmeye çalışılan bir durum. Bu son operasyonda da bu sivil toplum örgütlerinin dışarıdan aldığı paralar sanki gizli bir şey ortaya çıkarılmış gibi ortaya konup bir suç yaratılmaya çalışılıyor. Oysa, yurtdışından para almak kendi başına bir suç değildir. Nitekim, yalnız sivil toplum örgütleri değil devletin resmi kurumları da her sene yurtdışından yüksek miktarda fon alır. Bu tutum, daha ziyade Batı’dan alınan paraları şeytanlaştırır ama madem yurtdışından para almak suç, bakılsın bakalım hangi resmi ve sivil kurumlar mesela körfez ülkelerinden, Arap sermayesinden ne için, ne kadar para alıyor?</p>
<p>Bunları söylediğinizde, “Batılı ülkeler o paraları o insanların kara kaşına kara gözüne mi veriyor?”, diye soruluyor. Tabii ki, kara kaşına kara gözüne vermiyor; insan hak ve özgürlüklerinin korunması, ifade hürriyetinin, demokrasinin ilerletilmesi için veriyorlar. “Bunlar hepsi bahane, Batılı devletler ülkemizi karıştırmak için bu paraları veriyor”, diyorsanız onun da kolayı var. İnsanlara, gruplara, kimliklere baskı yapmayı, eziyet etmeyi bırakın; ülke içinde eşitlik, özgürlük, adalet ortamını sağlayın; kültürlerin, kimliklerin korunması için gerekli kaynakları ayırın insanlar da haklarını ve varlıklarını korumak için başka yerlerden para aramasınlar, Batılılar da ülkenizi karıştıramasınlar. Siz insanları hem sıkıştırıyor, haklarını çiğniyorsunuz hem de “dışarıdan yardım alma”, diyorsunuz. Yani, istiyorsunuz ki haklarının çiğnenmesine, varlıklarının bastırılmasına karşı koymadan kaderlerine razı olsunlar.    </p>
<p>Diğer gerekçelere gelince, “müstehcenlik ve fuhuş” denince herkes bunlarla ilgili sorgulama yapmaya, kamuoyu önünde bu büyük “günahları” savunuyormuş durumuna düşmeye çekiniyor. Onun için de birilerine bu suçlamaları yönelttiğinizde onu ekstra olarak korumasız bırakıp istediğinizi yapabiliyorsunuz. LGBTİ+ operasyonlarında “müstehcenlik” işin kılıfı; yapılan kendi ideolojilerine uymayan başka bir kimliği, başka bir yaşam biçimini toptan hedef almaktır. Öyle bir hava yaratılıyor ki sanki gözaltına alınan herkesin ortada “müstehcen” görüntüleri dolaşıyor veya bu kişi ve kurumların faaliyetleri hep “müstehcenlik” etrafında dönüyor. Bir-iki kişinin dolaşıma sokulan fotoğraflarıyla bu insan avını meşrulaştırmaya kalkıyorlar.</p>
<p>Tutuklananalar arasında bulunan gazeteci Tuğba Tekerek’in durumu bu operasyonların nasıl yapıldığının bir göstergesi. Tekerek, 2024’te Gürcistan seçimlerini takip etmek üzere bu ülkeye gitmiş ve Türkiye’deki çeşitli mecralarda yayınlanmak üzere seçimlerle ilgili birden fazla haber yapmış. Bunlardan bir tanesi de o gün Gürcistan’da iktidar olan partinin seçim kampanyasında LGBTİ+ bireyleri ve hareketini hedefe oturtmasını ele alıyor ve hareketin aktivistlerinden Tamar Jakeli’yle yaptığı bir söyleşiyi içeriyor. Bu haber Kaos GL’nin sitesinde yayınlanmış, hepsi bu! (Bu arada, her ne kadar site erişime kapatıldığı için okuyamayacak olsanız da haber, Türkiye’de ve Gürcistan’da LGBTİ+ karşıtlığının ne kadar benzer söylemler üzerinden yürütüldüğünü göler önüne seriyor.) Başka bir ülkedeki LGBTİ+ hareketiyle ilgili bir haber yapmış gazetecinin bile hedef alınması, bu işin nasıl körlemesine, tamamen ezmek kastıyla yapıldığını gösteriyor. Denizin dibini süpüren trol gibi ne var ne yok toplamışlar, bundan o sonuç çıkıyor.</p>
<p>Kimilerinin zannettiğinin veya iddia ettiğinin tersine eşcinselliğin doğuştan mı geldiği veya sonradan mı edinildiğinin konumuz açısından hiçbir önemi yok. Burada mesele toptan bir gruba haksızlık yapmak, baskı altına almak, hayat tarzından dolayı suçlu muamelesi yapmaktır. Doğuştan da gelse sonradan da edinilse insanları kimliklerinden dolayı baskı altına almaya, kriminalize etmeye, eziyet etmeye, özgürlüklerinden hukuksuz olarak mahkûm etmeye hakkınız olmaz.</p>
<p>Aynı şekilde, eşcinselliğin “doğruluğu-yanlışlığı” tartışmasının da burada bir önemi yok. Eşcinselliğin devlet ve toplumun bir kesimi tarafından yanlış bulunması, o kimlik üzerindeki baskıyı, o gruba mensup bireylere yapılan haksızlıkları meşrulaştırmaz. Kimse kimsenin yaptıklarını, hayat tarzını beğenmek, doğru bulmak zorunda değil; fakat bu, o kimliği, hayat tarzını ortadan kaldırmak, silmek veya göz önünden uzaklaştırmak için her şeyi yapabileceğiniz manasına gelmez.</p>
<p><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD’nin sol düşmanı iç ve dış cepheleri]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/abdnin-sol-dusmani-ic-ve-dis-cepheleri-41877</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/abdnin-sol-dusmani-ic-ve-dis-cepheleri-41877</guid><description><![CDATA["ABD yönetiminin başını çektiği, antifaşist sola dünya sathındaki bu taarruz rastlantı değil. Antifaşist sağ, aşırı sağa el vererek siyaset sahnesinden çekilince sol küresel faşizmle mücadelede tek başına kaldı. Ve kavganın daha başındayız."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Trump’ın, içinde bilim, bulgu, veri, farklılık, eşit vatandaşlık, kadın, göçmen, antifaşizm, cinsel tercih, iklim değişikliği, sol siyaset bulunan, bulunduran her şeye, her kelâma, her faaliyete nasıl kin ve nefret beslediği mâlum.</p>
<p>Hazret tarafından atanmış İç Politika Konseyi (Domestic Policy Council) tarafından kaleme alınan “Saving America’s Story” (Amerika’nın Hikâyesini Kurtarmak) başlıklı rapor tesadüfe bakın ki millî gün 4 Temmuz’da yayımlandı. Konsey, 162 sayfalık rapor boyunca Smithsonian Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nin (National Museum of American History -NMAH) ırk, göç ve toplumsal cinsiyet gibi konuları nasıl ele aldığını ayrıntılı biçimde mercek altına alıyor. Trump geçenlerde ön alıp, ahaliyi kurumun “solcu önyargısına” karşı “uyarmak” amacıyla müzenin dış mekânına uyarı levhaları yerleştirilmesini emretti.</p>
<p>Sözkonusu rapor, Trump yönetiminin Mart 2025’te akdettiği ve Smithsonian’a bağlı 21 müze, çeşitli eğitim merkezleri ile Ulusal Hayvanat Bahçesi’nde (!) “bölücü anlatıların” sona erdirilmesini talep eden başkanlık kararnamesinin ardından geldi.</p>
<p>Yönetimin NMAH’ye yönelttiği en tuhaf suçlamalardan biri, müzenin “beyaz karşıtı aktivizm” yaptığı iddiasıydı. Rapora göre müze, İngilizce konuşamayanlar ve ABD vatandaşı olmayanlar gibi belirli gruplara yönelik işe alım uygulamaları ve programlar geliştirirken benzer fırsatları “beyazlar, Hristiyanlar, erkekler ve Amerikalılar” için yaratmadı.</p>
<p>İhbar niteliğindeki rapor müzeyi ayrıca, 2017’den bu yana gezilebilen “Many Voices, One Nation” (Birçok Ses, Tek Ulus) sergisi aracılığıyla “milyonlarca kaçak göçmene vatandaşlık verilmesini teşvik etmekle” suçluyor. Söz konusu sergi, ABD halkını oluşturan ve çeşitli kökenlere sahip toplulukların birikimlerinin federal ve yerel kurumlara nasıl yansıdığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu iç cepheden bir kesit!</p>
<p>Dış cephede, hazretin dışişleri bakanlığını yapmaya çabalayan ve geçen Şubat ayında Münih Güvenlik Konferansında hukuka dayalı dünya düzenin sonunu ilân eden Mario Rubio 16 Temmuz’da “Siyasî terörizmin yeniden yükselişi” başlığı altında 60’ın üzerinde memleketi bir araya getirdi. Toplantıda, solun “yaklaşan bir karanlık” olduğunu serdetti ve uluslararası ağlarını “tek tek söküp dağıtma” sözü verdi. Beyaz Saray’ın karanlıklar prensi Stephen Miller ise “solcu aşırılıkçılığı” “medeniyet için ölümcül bir kanser” olarak nitelendirdi ve solcuların “haset, nefret ve kıskançlıkla” hareket ettiğini iddia etti.  </p>
<p>Vaşington’un nevzuhur “Kızıl Korku” (Red Scare) kampanyası yine Temmuz’da başka bir araç daha icat etti: Dışişleri Bakanlığı’nın “Küba: 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti” başlıklı 100 sayfalık raporu! İçinde Küba Devrimi’ne yönelik upuzun bir suçlama listesi yer alıyor; Küba, ABD’ye karşı “yıpratma savaşı” yürütmekle ve bu savaşta “dikkate değer başarılar elde etmekle” itham ediliyor.</p>
<p>ABD’ye göre bu yalnız casusluk, sızma, sabotaj üzerinden yürütülen bir mücadele değil. Aynı zamanda, ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik köklü bir öfke ve temel bir nefret etrafında şekillenen ideoloji vasıtasıyla verilen bir savaş!  </p>
<p>Elbette raporun muradı Küba’da rejim değişikliğini hazırlamak. Bu hedef doğrultusunda Küba’ya yakın ABD’li kuruluşları açıkça hedef gösteriliyor. Rapor, Trump yönetiminin Avrupa’daki MAGA çizgisine yakın gruplara ve ABD içindeki anti-komünist girişimlere büyük malî destek açıkladığı bir dönemde yayımlandı. Ayrıca dünya genelinde aktivistlere ve örgütlere yönelik artan baskılarla da aynı zamana rastladı.</p>
<p>Karşımızda kararlı bir saldırı var. 2025 Eylül’ünde yayımlanan 7. Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırasından bu yana yönetim, hukukî dayanaktan külliyen yoksun “yerli terörizm” (domestic terrorism) lakırdısı üzerine kurulu sol karşıtı kampanya yürütüyor. Muhtırada her memlekette var olan “Antifa” (anti-faşist) söylem ve pratikler terör örgütü olarak tanımlanıyor! Antifa ne bir hareket ne bir örgüt ne de dolayısıyla üyesi var, sadece siyasî bilinç temelli tekil faaliyetleri kapsıyor. Esasen Muhtıra faşizme karşı çıkan her kesimi her yerde baskılamak için sınırsız hareket alanı sağlıyor.</p>
<p>                                                                                   ***</p>
<p>ABD yönetiminin başını çektiği, antifaşist sola dünya sathındaki bu taarruz rastlantı değil. Antifaşist sağ, aşırı sağa el vererek siyaset sahnesinden çekilince sol küresel faşizmle mücadelede tek başına kaldı. Ve kavganın daha başındayız.   </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:58:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hera Büyüktaşçıyan ve Nermin Er’in eserleri aynı seçkide]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hera-buyuktasciyan-ve-nermin-erin-eserleri-ayni-seckide-41876</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/hera-buyuktasciyan-ve-nermin-erin-eserleri-ayni-seckide.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hera-buyuktasciyan-ve-nermin-erin-eserleri-ayni-seckide-41876</guid><description><![CDATA[İstanbul Altunizade’de sanat, tasarım, edebiyat ve gastronomiyi bir araya getiren FAMİ’nin yeni sanat seçkisi 10 Eylül’de ziyaretçilere açıldı. Seçkinin merkezinde Nermin Er’in mekâna özel ürettiği “Yağmur” yer alırken, Hera Büyüktaşçıyan’ın eseri de doğa, bellek ve dönüşüm ekseninde bir araya getirilen çalışmalar arasında.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, tasarım, edebiyat ve gastronomiyi aynı çatı altında buluşturan FAMİ, her yıl yenilenen sanat seçkisiyle yeni dönemini karşılıyor. Berfin Çeçen Şenol ve Elif Çeçen tarafından hayata geçirilen mekân, sanat eserlerini gündelik yaşamın bir parçası olarak konumlandırırken farklı disiplinlerden üretimleri bir araya getiriyor.</p>
<p>Bu yılki seçkinin çıkış noktasını Nermin Er’in FAMİ için özel olarak ürettiği “Yağmur” oluşturuyor. Kâğıt üzerine suluboya ve mürekkeple üretilen eser, yağmurun su yüzeyinde bıraktığı titreşimlerden yola çıkıyor. Eserdeki titreşimlerin halka halka yayılması, doğanın hareketi ile izleyicinin deneyimi arasında bir ilişki kuruyor.</p>
<p>Er’in “Yağmur”u, seçkinin doğa olayları, iz bırakma ve dönüşüm etrafında şekillenen genel çerçevesini de belirliyor. Eser, kimi zaman hafif ve oyunbaz, kimi zaman daha içe dönük bir atmosfer yaratırken izleyicinin kendi duygusal dünyasına açılan bir alan oluşturuyor.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/hera-buyuktasciyan.jpg" alt="" width="426" height="568">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Hera Büyüktaşçıyan.</span></figcaption>
</figure>
<h4>Hera Büyüktaşçıyan da seçkide</h4>
<p>Seçkide Hera Büyüktaşçıyan da yer alıyor. Büyüktaşçıyan son olarak “Hayalet Kuartet” sergisiyle Arter'de izleyicilerin karşısına çıkmıştı. </p>
<p>Büyüktaşçıyan'ın yanı sıra seçkide Murat Akagündüz, Deniz Aktaş, Tayfun Erdoğmuş, Ahmet Doğu İpek, Oliver C. Jones ve Yaşam Şaşmazer’in çalışmaları yer alıyor. Farklı malzeme ve üretim biçimleriyle ortaya çıkan eserler; doğanın dönüştürücü gücü, zamanın ve belleğin bıraktığı izler ve insanın çevresiyle kurduğu ilişki etrafında bir araya geliyor.</p>
<p>FAMİ’nin yeni sanat seçkisi 10 Eylül itibarıyla ziyaret edilebiliyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Okullarımızda öğrenci sayısı bu yıl da azaldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/okullarimizda-ogrenci-sayisi-bu-yil-da-azaldi-41875</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/ermeniokullar%C4%B1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/okullarimizda-ogrenci-sayisi-bu-yil-da-azaldi-41875</guid><description><![CDATA[Ermeni okullarında öğrenci sayısı, azalmaya devam ediyor. Okullardan edindiğimiz bilgilere göre 2026-2027 döneminde 2589 öğrenci eğitim alacak. Bu sayı geçtiğimiz yıl 2686 idi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>2026-2027 eğitim öğretim dönemi, 14 Eylül Pazartesi günü başladı. Öğrenciler üç aylık yaz tatilinin ardından ders başı yaptı. Her yıl yaptığımız gibi bu yıl da 16 Ermeni okulundan yeni kayıt ve toplam öğrenci sayılarına ilişkin verileri derledik. 2026-2027 eğitim döneminde Ermeni okullarında toplam 2589 öğrenci öğrenim görecek. 16 Ermeni okuluna bu yıl 388 yeni öğrenci kayıt yaptırdı. Öğrencilerin 1992’si anasınıfı, ilk ve ortaokullarda; 597’si ise liselerde eğitim alacak. Bomonti Mıhitaryan Okulu, deprem güçlendirme çalışmaları nedeniyle bu yıl da eğitime ara verecek.</p>
<p>Son altı yıldır Ermeni okullarındaki öğrenci sayısında yaşanan düşüş eğilimi bu yıl da devam etmiş oldu. 2021-2022 döneminde Ermeni okullarında 3 bin 16 öğrenci eğitim gördü. 2022-2023 döneminde ise bu sayı 2 bin 865’e düştü, 480 öğrenci Ermeni okullarına kayıt yaptırdı. 2023-2024’te Ermeni okullarında 2 bin 795 öğrenci eğitim görürken, 478 öğrenci Ermeni okullarına kayıt yaptırmıştı. 2024-2025’te Ermeni okullarındaki öğrenci sayısı 2 bin 695 olurken, Ermeni okullarına yeni kayıt yaptıran öğrenci sayısı 429 olmuştu. Geçtiğimiz yıl ise Ermeni okullarında 2 bin 686 öğrenci eğitim alırken, Ermeni okullarına 422 öğrenci yeni kayıt yaptırmıştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 03:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistanlı öğrencilerin eğitim hakkı ne olacak?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanli-ogrencilerin-egitim-hakki-ne-olacak-41874</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/27/milletvekili-sivacioglu-milli-egitim-bakani-ile-gorustu-yeni-bir-duzenleme-yok.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanli-ogrencilerin-egitim-hakki-ne-olacak-41874</guid><description><![CDATA[Okullar açılmadan hemen önce MEB’e bağlı müfettişlerin, Ermeni okullarına bir kez daha gittiğini ve bilhassa geriye dönük olarak Ermenistanlı öğrencilere yönelik idarecilerden bilgi talep ettiğini öğrendik. En az iki teftişten sonra bazı Ermeni okullarının idarecileri de nasıl davranacakları konusunda tedirginlik yaşamaya başladı ve yeni kayıt için gelen Ermenistanlı öğrenciler için ne yapmaları gerektiğini bilemez haldeler. Duyumlarımıza göre, çocuklarını okula yazdırmak için gelen Ermenistanlı ailelere kayıt yapamayacaklarını söylüyorlar.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>13 Ağustos’ta İşhan Erdinç’in imzasıyla yayınladığımız haberde şu gelişmeyi duyurmuştuk:</p>
<p>“Milli Eğitim Bakanlığı’ndan müfettişler, geçtiğimiz hafta Ermeni okullarını incelemeye başladı. Müfettişlerin okul idarecilerine, Ermeni okullarının artık Ermenistanlı öğrenci kabul edemeyeceğini ve bu öğrencilerin eğitimlerine devlet okullarında veya özel okullarda devam etmesi gerektiğini belirttiği öğrenildi. Müfettişler ayrıca geçmiş yıllarda eğitim alan Ermenistanlı öğrencilerin akıbetleri hakkında da bilgi talep ediyor.”</p>
<p>Haberimiz gerek Türkiye’de gerekse Ermenistan’da yankı uyandırdı. Çünkü 20 Mart 2012 tarihli Resmi Gazete’de Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği yayınlanmıştı. Yönetmelikte “Okullarda, kurum kontenjanı dikkate alınarak yabancı uyruklu misafir öğrenciler de öğrenim görebilir, ancak bu öğrencilere diploma düzenlenemez. Okuldan ayrılanlara gördükleri derslere ve aldıkları notlara ilişkin okul yönetimince düzenlenen belge verilir” maddesi yer almıştı.</p>
<p>Ermeni okulları, bu maddeyi dikkate alarak yaklaşık 14 yıldır Ermenistanlı öğrencileri kabul ediyor. Ancak bu öğrencilere diploma verilemiyor. Diploma verilmemesi zaten bir hak kaybı iken Ermenistanlı öğrencilere yönelik bu teftişin ve şifahi bildirimin ne gerekçeyle yapıldığı anlaşılamadı ve gelişme gerek Türkiye’deki Ermeni okullarında gerekse Ermenistanlı öğrenci ve velilerde büyük kaygı yarattı.</p>
<h4>Bakanla görüşüldü ama…</h4>
<p>Haberimiz ardından konu 24 Ağustos’taki Ermeni Vakıflar Birliği toplantısında da gündeme geldi ve AKP İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Sevan Sıvacıoğlu sorunla ilgileneceğini söyledi.</p>
<p>Sıvacıoğlu 26 Ağustos sabahı Agos'a yaptığı açıklamada Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile konuyu görüştüğünü söyledi. Sıvacıoğlu'nun açıklamasına göre Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile yapılan görüşmede bakanlıkça, "Son günlerde Ermeni cemaati okullarında okuyan misafir öğrenciler ile ilgili yeni bir düzenleme olmadığı, mevcut olan yönetmelik doğrultusunda okulların eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam ettiği" mesajı verildi.</p>
<p>Bu açıklamayla aynı hafta kaleme aldığımız başyazıda şöyle demiştik:  “Bu gelişmeyle sorun şimdilik çözülmüş gibi görünüyor. Yani Ermenistanlı öğrencilerin Ermeni okullarında –yine diploma alamadan- öğrenim görebileceği anlaşılıyor. Ancak soru işaretleri bitmiş değil. Bu teftiş hangi gerekçeyle yapıldı ve müfettişler kimlerce görevlendirildi? İki haftadır gündemde tuttuğumuz konuyla ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı’ndan neden resmi bir açıklama yapılmadı, yapılmıyor? Azınlık okullarının başta statü olmak üzere pek çok sorunu var. Ancak diğer meselelerimizde olduğu gibi sorunlar ‘şifahi’ olarak ortaya çıkıyor, ‘şifahi’ olarak çözüm mesajları veriliyor. Bu konuların kamuoyu önünde açıkça konuşulması, tartışılması ve çözüme ulaştırılması ‘azınlık’ mensupları olarak en büyük beklentimiz ve hakkımız.”</p>
<h4>Okullarda tedirginlik hâkim</h4>
<p>Tüm bunlar olduktan sonra okullar açılmadan hemen önce MEB’e bağlı müfettişlerin, Ermeni okullarına bir kez daha gittiğini ve bilhassa geriye dönük olarak Ermenistanlı öğrencilere yönelik idarecilerden bilgi talep ettiğini öğrendik.</p>
<p>En az iki teftişten sonra bazı Ermeni okullarının idarecileri de nasıl davranacakları konusunda tedirginlik yaşamaya başladılar ve yeni kayıt için gelen Ermenistanlı öğrenciler için ne yapmaları gerektiğini bilemez hale geldiler. Hatta duyumlarımıza göre, çocuklarını okula yazdırmak için gelen Ermenistanlı ailelere kayıt yapamayacaklarını söylüyorlar. Okullarda halihazırda diploma almadan öğrenim gören Ermenistanlı öğrencilerin ise okullara devam edebileceğini anlıyoruz, ancak bu konu da net değil ve mevcut tablo nedeniyle bazı Ermenistanlı aileler çocuklarını devlet veya özel okullara kaydettirmek durumunda kaldı.</p>
<p>Dolayısıyla sorun çözülmüş değil. Hatta bırakın çözülmeyi ilkokula ya da liseye başlamak zorunda olan Ermenistanlı çocuklar için sorun ortada duruyor. Burada Milli Eğitim Bakanlığı’nın artık resmi ve doyurucu bir açıklama yapması gerekiyor. Çünkü şifahi, muğlak ve kişisel temaslara dayalı olarak yapılan açıklamalar, konuya bir açıklık getirmediği gibi Ermenistanlı öğrencilerin uğradığı temel hak kaybını da çözmüyor.</p>
<p>Haberi ilk duyurduğumuzda şu hatırlatmayı yapmıştık. Geçtiğimiz yıl Ermeni okullarında toplam 50 Ermenistanlı öğrenci eğitim görmüştü.</p>
<p>Şunları soralım: 50 Ermenistanlı öğrenci Milli Eğitim Bakanlığı için nasıl bir “sorun” oluşturuyor? Öncelikle bu soruya yanıt arıyoruz. Ve en önemlisi bu öğrencilerin hak kaybına uğramaması için kurumlarımız ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri nasıl bir temas içindeler? Bu belirsizliği –olumlu anlamda elbette- çözmek ve bu öğrencilerin en temel haklarından biri olan eğitim hakkına kavuşabilmeleri için bir çalışma yapılıyor mu? Yapılıyorsa açıklayın. Yapılmıyorsa neden yapılmadığını da bilmek istiyoruz. Sadece biz değil. Okullarımız ve Ermenistanlı veliler, öğrenciler ve elbette tüm hak savunucuları.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 03:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rober Haddeciyan vefatının birinci yıldönümünde anıldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rober-haddeciyan-vefatinin-birinci-yildonumunde-anildi-41873</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/rober-haddeciyan-vefatinin-birinci-yildonumunde-anildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rober-haddeciyan-vefatinin-birinci-yildonumunde-anildi-41873</guid><description><![CDATA[Marmara gazetesinin başyazarı Rober Haddeciyan  vefatının birinci yıldönümünde 12 Eylül Cumartesi günü, Şişli Mezarlığı’nda anıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Anmaya ailesi, Marmara gazetesi çalışanları ve Haddeciyan’ın dostları katıldı.</p>
<p>Anma töreni sırasında Kıdemli Peder Sarkis Kuyumcuyan, Rahip Şnork Donikyan, Kıdemli Peder Goryun Fenerciyan ve Mıhitarist Birliğinden Başrahip Hagopos Çopuryan dualarıyla Rober Haddeciyan ve eşi Suzan Haddeciyan'ı andılar. Törende müzisyen Maral Ayvaz da günün anlam ve önemine uygun ezgiler seslendirdi. </p>
<p>Marmara gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Rober Haddeciyan 6 Eylül  2025’te 99 yaşında hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Rober Haddeciyan  2024'te eşi Suzan Haddeciyan'ı kaybetmişti.  Son yıllarda gazeteyi oğulları Ari ve Ayk Haddeciyan yönetiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 03:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dikran Gülmezgil anısına futbol turnuvası]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dikran-gulmezgil-anisina-futbol-turnuvasi-41872</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/17/dikran-gulmezgil-anisina-futbol-turnuvasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/dikran-gulmezgil-anisina-futbol-turnuvasi-41872</guid><description><![CDATA[Sasun Bitlis Hayder ile Yeşilköy Okulu’ndan Yetişenler Derneği’nin geleneksel hale gelen minyatür kale futbol turnuvası başladı. Turnuva bu yıl Dikran Gülmezgil anısına düzenleniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Taksimspor’un katkı sağladığı turnuva 14 Eylül Pazartesi günü başladı. Turnuvada karşılaşmalar Yeşilköy Okulu bahçesinde oynanıyor. Turnuvanın açılış gününe Taksimspor Kulübü Başkanı Alen Bağ ve Gülmezgil ailesi de katıldı. Yoğun bir izleyici katılımıyla başlayan turnuvada 16 takım mücadele ediyor. Turnuvaya ilişkin tüm bilgiler, SSA – Sasun Sport Activities uygulaması üzerinden takip edilebilir. Uygulama App Store ve Google Play Store üzerinden indirilebilir. Uygulamada oynanacak karşılaşmalar, puan durumlarının yanı sıra turnuvada forma giyen oyunculara dair bilgilere de erişilebiliyor. Turnuvaya dair açılan sosyal medya hesaplarında oynanan karşılaşmalardan özet görüntüler de yayınlanıyor.</p>
<p>Turnuva, iki ay boyunca sürecek. Agos’a bilgi veren turnuva tertip heyeti, sporun birleştirici gücüne inandıklarını, hayırsever Dikran Gülmezgil adına düzenlenen bu anlamlı turnuvanın dostluk, dayanışma ve kardeşlik duygularını güçlendireceğini ifade etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 03:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Richard Giragosian İstanbul’da rahatsızlandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/richard-giragosian-istanbulda-rahatsizlandi-41871</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/2016/04/giragosian.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/richard-giragosian-istanbulda-rahatsizlandi-41871</guid><description><![CDATA[Ermenistan’da faaliyet gösteren bağımsız düşünce kuruluşu Bölgesel Araştırmalar Merkezi'nin (RSC) direktörü Richard Giragosian geçtiğimiz hafta bir toplantı için geldiği İstanbul’da rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Giragosian’ın beyin kanaması geçirdiği öğrenildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Okmeydanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavi gören Giragosian halen uyutuluyor. Beyin kanamasının bir hasara yol açıp açmadığı önümüzdeki günlerde netleşecek. Agos’a da zaman zaman yazılarıyla katkıda bulunan Giragosian bölgesel konularda görüşlerine sık sık başvurulan bir analist. Giragosian’ın sağlık durumu ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü nezdinde Ermenistan’ın İstanbul temsilciliği de ilgileniyor. Agos olarak Giragosian’a acil şifa diliyoruz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 17 Sep 2026 03:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[AP, Ermenistan'ın AB ihracatının yüzde 80'inin gümrük vergisiz olmasını onayladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ap-ermenistan-in-ab-ihracatinin-yuzde-80-inin-gumruk-vergisiz-olmasini-onayladi-41865</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/ap-ermenistan-in-ab-ihracatinin-yuzde-80-inin-gumruk-vergisiz-olmasini-onayladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ap-ermenistan-in-ab-ihracatinin-yuzde-80-inin-gumruk-vergisiz-olmasini-onayladi-41865</guid><description><![CDATA[Avrupa Parlamentosu Ermenistan'ın AB'ye sattığı mal ve ürünlerin yüzde 80'ine sıfır gümrük vergisi uygulanarak serbest dolaşıma açılmasını onayladı. Karar, AB Resmi Gazetesi'nde yayınlanınca uygulama başlayacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Parlamentosu, Ermenistan'dan ithal edilen çeşitli ürünlere uygulanan gümrük vergilerinin geçici olarak askıya alınmasına ilişkin Avrupa Komisyonu'nun önerisini onaylayarak, Ermenistan ile Avrupa Birliği arasında genişletilmiş ticaret fırsatlarının önünü açtı.</p>
<p>Tasarı, Strasbourg'daki Parlamento genel kurulunda 583 milletvekilinin lehte, 49 milletvekilinin aleyhte ve 39 milletvekilinin çekimser oyuyla onaylandı.</p>
<p>Önerilen düzenlemeye göre, Ermenistan'dan AB'ye gönderilen ürünlere uygulanan gümrük vergileri iki yıl süreyle askıya alınacak. Paket ayrıca üzüm, kayısı, kiraz, şeftali ve salatalık da dahil olmak üzere sekiz kategori Ermeni tarım ürünü için gümrüksüz ithalat kotası getiriyor.</p>
<p>Parlamentonun onamasından sonra yönetmeliğin artık AB Konseyi'nden resmi onay alması bekleniyor. Yönetmelik onay aldıktan sonra, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayımlandığı günü takip eden gün yürürlüğe girecek.</p>
<p>Avrupa Konseyi, Rusya'nın son dönemde uyguladığı ticaret kısıtlamaları karşısında Ermenistan ekonomisini desteklemeyi amaçlayan geçici ticari serbestleştirme önlemlerini kabul ederek, 2 Eylül'de Komisyon'un önerisine evet demişti. Bu önlemlerin Ermenistan'ın AB'ye ihracatının yaklaşık yüzde 80'ini serbestleştirmesi bekleniyor.</p>
<p>Avrupa Konseyi, öneriyi değişiklik yapılmadan onayladı ve böylece Avrupa Parlamentosu'nun oylamasının ardından düzenleme hızla yürürlüğe girdi.</p>
<h4>Temmuz'dan beri bekleniyordu</h4>
<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Temmuz'da Ermenistan'a yaptığı ziyarette Haziran 2026'da duyurulan 52 milyon avroluk yardıma ek olarak "Ermenistan’ın AB’ye yönelik ihracatının yüzde 80’inin gümrük vergisinden muaf olacağını" ilan etmişti.</p>
<p>Von der Leyen, yaptığı açıklamada, Kremlin tarafından Yerevan'a uygulanan çok sayıda ticari ambargoyla mücadele eden Ermenistan'ı desteklemeyi amaçlayan bir dizi yeni önlemi duyurmuştu.</p>
<p>Düzenlenen ortak basın toplantısında, von der Leyen "Bu geçici önlemler Ermeni mallarının AB pazarına daha kolay girmesini sağlayacak" ve "Ermenistan’ın daha önce Rusya’ya ihraç ettiği taze meyve, sebze ve çiçeklerin yaklaşık yüzde 99’unu, içecek ve alkollü içkilerin ise yüzde 91’inden fazlasını kapsayacak" demişti.</p>
<p>Avrupa Komisyonu Başkanı, “Ermenistan, Rusya'nın ciddi ekonomik baskısıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Bu, açıkça bir ekonomik şantajdır” ifadelerini kullanmıştı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 17:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Şirketler kazanıyor, halklar kaybediyor”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sirketler-kazaniyor-halklar-kaybediyor-41864</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/sirketler-kazaniyor-halklar-kaybediyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sirketler-kazaniyor-halklar-kaybediyor-41864</guid><description><![CDATA[“Yaşamlarımızı da, yaşam alanlarımızı da savunmak zorundayız” diyen eko-feminist Süheyla Doğan ile inşaat mühendisliğinden ekolojik aktivistliğe ve direnişin yarattığı umuda dair: “Mücadele etmeyince hiçbir şansımız yok, kesin kaybediyoruz. Ama mücadele edince….”]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Küçükken öfkelendiğinde, babasının “Keçi kız” diye isimlendirdiği Süheyla Doğan, 15 Eylül’de yapılan Hrant Dink Ödülü’nü alırken doğaya, çevreye, ağaca, toprağa, hayvana, çocuğa, kadına, havaya ve tüm insanca yaşama “keçi gibi inatla” ama akıl ve umutla sarılmanın ödülünü de alıyordu.</p>
<p>Onu kadın hareketinden, Alamos Gold direnişinden, çadırları yerle bir edilen "Su ve Vicdan Nöbeti"nden, maden şirketlerinin önüne dikilişinden, Akçay Sulak Alanı'na dikilecek villalara itirazından, "Ekofest" etkinliğinin yasaklanmasını protestosundan, Çanakkale'deki Su Zirvesi’nde altın madeni şirketlerinin sponsorluğunun kabul edilemez olduğunu anlatmaya çalışırken ağzı kapatılarak sahneden indirilişinden, Eşitlik İçin Kadın Platformu açıklamalarından ve köylü kadınların yanında duruşundan tanıyorduk. Tüm bu emekleri, 2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü’yle bir kez daha onurlandırıldı.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/odul1.jpg" alt="" width="443" height="296"></p>
<p>Ödül gerekçesi tam yerindeydi: “Kazdağları'nı ve bütün doğal ve kültürel varlıklarıyla bölgesini cesaretle savunmaktan vazgeçmediği, kadının insan hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkarmaya, doğayla birlikte yaşam hakkını savunmaya devam ettiği için 2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün sahibi Süheyla Doğan.”</p>
<p><strong>2026 Hrant Dink Ödülü sahibi oldunuz. Ne hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Hrant Dink gibi kıymetli bir insanın adına verilen ödülü almak, çok onur verici. Daha önce aldığım ödüller daha çok doğa koruma mücadelesiyle ilgiliydi. Hrant Dink Ödülü, hak savunuculuğu ve hak mücadelesinin sonucunda verildi. Bütünlüklü bir mücadelenin değerlendirilmiş olması, çok daha anlamlı.</p>
<p><strong>Hrant Dink ile herhangi bir tanışıklığınız var mıydı? </strong></p>
<p>Tanışmıyordum. Hrant öldürüldükten sonra daha Hrant Dink'in ve Agos'un duruşunun ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Ondan öncesinde tabii bir fikrim vardı, takip ediyordum ama bu kadar derin değildi bilgim.</p>
<p><strong>Ödül “yaşam ve ekoloji savunuculuğu”nuza verildi ama aslında hikâyeniz inşaat mühendisliğiyle başlıyor. </strong></p>
<p>Tokat Erbaa’da büyüdüm.  Çocukluğum dağlarda geçti. Anne tarafım hayvancılıkla geçiniyordu, her baharda hayvanlarla yaylaya çıkarlardı. Okulum biter bitmez hemen yaylaya kaçardım. Oradan dağlara, ırmaklara, bulutlara bir sevdam var. Annemin bana aşıladığı bir şeydi: Doğaya yakın olma, doğayı sevme, doğayla ilişki kurma. Sevdiğiniz bir şeye verilen zarar, insanı daha çok harekete geçirebiliyor. Öte yanan okulda güçlü olduğum alanlar matematik, fizikti. Üniversite tercihlerinde de ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ne girdim. Orada Liman Mühendisliğini seçtim. Mezun olunca 8-10 sene liman mühendisliği yaptım. Sonra biraz inşaat sektörüne geçtim. Ama çok hoşlanmadım. Betonarme, çelik gibi büyük büyük devasa yapılar. Onların doğadan ne kadar çok malzeme çaldığını gördüm ve ilk fırsatta emekli oldum.  Çanakkale Nusratlı köyüne yerleştik. Orada bir ev aldık ve kendimiz tamir ettik. O süreçte gördüm ki aslında biz üniversitede doğayla, ekosistemle barışık bir mühendislik okumamışız. Orada toprağın kıymetini gördüm. Evin taşların arasındaki yapıştırıcı malzeme, saman, kerpiç, topraktı. Gerçek mühendisliği, kendi hayatımıza uygulayarak görmüş olduk.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/suheyla.jpg" alt="" width="478" height="640"></p>
<p><strong>Sizce gerçek mühendislik nedir? </strong></p>
<p>Doğadan çok kaynak çalmadan, onları birer varlık gibi görüp ne kadar ihtiyacınız varsa en fazla o kadar alıp ekosistem bütünlüğünü bozmadan yapılan mühendislik. Doğayı rant aracı olarak görmeden, ona önem verip ihtiyacımız kadar ödünç almak ve mümkünse yerine koymak gibi yaklaşımla mühendislik yapmamız lazım.</p>
<p><strong>Ama siz böyle olmadığını yaşayarak gördünüz. Özellikle de aktivist olarak yer aldığınız Alamos eylemleri ya da Su ve Vicdan Nöbetleri gibi eylemlerde. Doğa savunuculuğunuz nasıl başladı? </strong></p>
<p>Çanakkale’ye gelene kadar çok ciddi bir sivil toplum hayatım olmuştu zaten. Kadın hareketi, ODTÜ Mezunlar Derneği gibi. Çanakkale’ye gelirken biraz daha sessiz sakin bir yaşam arzulamıştım. Ama öyle olmadı. Nusratlı köyünde, kadınların ve çocukların güçlenmesi için dernek kurduk. İki yıl sonra baktık ki köyümüzün çok yakınında bir sondaj var. O bizi harekete geçirdi. Sonra öğrendik ki, Alamos’un sondajı. Kaz Dağları Bölgesi'ndeki metalik madenciliğe karşı mücadelemiz, kendi köyümün yakınındaki alanı savunmakla başladı. Sonra baktık ki yalnız bizim köyün yakındaki ruhsat değil sorun, dağın birçok bölgesine ruhsat verilmiş. Yani kendi bölgeni kurtarmak yetmiyor, hepsine sahip çıkmak gerek. Böylece bölgenin bütününe dönük bir mücadeleye başlattık. İki yıllık bir mücadeleydi o.</p>
<p><strong>İnsan şunu da merak ediyor: Siz de mühendissiniz, orada çalışanların bir kısmı da mühendis. Nasıl bu kadar dev bir fark olabiliyor arada?</strong></p>
<p>Fark, kimin yanında olduğunuzla ilgili. Yaşamdan, doğadan yana mısınız yoksa cebinizin, gelirinizin derdinde misiniz? Ya da şirketlerden yanı mısınız? Mesela ODTÜ’lü mühendis bir arkadaşımız, şu an bizim derneğimizde, yaptığı işin doğaya ne kadar zarar verdiğini görünce şirketten ayrıldı ve bizim saflarımıza geçti.</p>
<p><strong>Bir direnişten başka bir direnişe. Durmadan bunu yapmak zor olmalı, ama bir şey de sizi direnmeye itiyor da olmalı. Sizi motive eden nedir?</strong></p>
<p>Sanıyorum yaşamı sevmek, yaşamdan yana olmak ve bunun çok kıymetli olduğunu bilmek. Çünkü mücadele etmeyince hiçbir şansımız yok, kesin kaybediyoruz. Mücadele ettiğimizde en azından bir şansımız olduğunu biliyoruz. Ve bunun da denemeye değer bir şans olduğunu biliyoruz.  Bir yerin, bir ormanın, bir dağın kurtulduğunu görmek, dünyadaki en kıymetli şeylerden biri. O da benim kendi yaşam enerjimi sağlıyor. Topluma yararlı olmak, doğaya yararlı olmak, kendi değerlerime saygılı olmak iyi geliyor.</p>
<p><strong>Artık </strong><strong>bir yeşil aklama durumu da var şirketlerde. Sizin de yaka paça aşağı indirildiğiniz 2025'te Çanakkale'deki Su Zirvesi’nde altın madeni şirketlerinin sponsorluğu gibi… </strong></p>
<p>Şirketler<strong> </strong>göz boyuyor. Aynı şekilde yine işte maden şirketleri bir yandan da yeşil enerji dediğimiz RES’lere, jeotermallere yatırım yapıyorlar ve şirin görünüyorlar. Şimdi maden şirketlerinin çoğu bu şekilde yeşil enerji alanına da girmeye başladı. Biz yenilenebilir enerjinin de tartışılması gerektiğini savunuyoruz. Yenilenebilir enerji demek, temiz bir enerji demek değil. Orada da çünkü bir sürü hem uygulama hataları var. Mesela biz elektrikli arabayı çok da savunamıyoruz. Çünkü onun için gereken, yeni aküler için gereken lityum, kobalt gibi bir sürü maden de çok vahşi bir şekilde çıkartılıyor. Temiz enerji diye bir şey yok.</p>
<p><strong>“Yani insanlar hiçbir şey yapmasın mı” eleştirisine ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Kimin için veya hangi kaynaklarla enerji ve maden diyoruz biz? Kimin için diyoruz? Kimin yararına? Ve ne ölçüde? Ne miktarda? Çünkü bunların aslında kamu yararı ve toplumsal yarar gözetilerek planlanması lazım. Oysa bizdeki enerji ve madencilik politikaları tamamen şirketler yararına yapılan bir şey. Ne ulus çıkarları gözetiliyor, ne halkın, ne doğanın çıkarları. Sadece şirketler kazanıyor, halk kaybediyor. Tam bir sömürü düzeni. Kolonyal bir bakış açısıyla dünyadaki çok uluslu şirketlerin de hiç umurunda değil. Türkiye'de olup bitenler Türkiye'yi sömürülecek bir kaynak olarak görüp hem enerji yatırımlarıyla hem maden yatırımlarıyla kendileri daha fazla kar elde etsin, daha fazla hammmade elde etsin, onları satsın ya da işte ara ürün elde etsin istiyorlar.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/11111.jpg" alt="" width="416" height="416"></p>
<p>Örnek vereyim: Amerika'daki çok varlıklı insanların evlerini yapıp satan bir programa denk geldim geçenlerde. Evde 10 banyo var. 10 banyoda ne yapacaksın! O 10 banyo için gereken mermerler Türkiye'den gidiyor. Yani Finike dağlarının yok edilerek elde edilen mermerler onlar. O dağlar yok ediliyor ki, o insanların 10 banyosu olsun. Tabii burada o Finike dağlarını korurken, Ali Ulvi ve Ayşin Büyüknohutçu katlediliyor. Yani sizin banyonuz için ben kendi ülkemin hem kaynağını hem insanını neden kaybedeyim?</p>
<p><strong>Bir tarafta ekoloji mücadelesi devam ederken siz bir de kadın dayanışmasına da içindesiniz yıllardır. Kadın ve doğa birbirine çok bağlı, ama aynı zamanda ikisi de yıkıma çok açık. </strong></p>
<p><strong> </strong>Ekoloji mücadelesinde kadınlar çok öndeler, daha korkusuz, daha cesurlar. Erkekler sistemle çabuk uzlaşıyor. Şirketler onları biraz daha rahat satın alabiliyor. İşle, prestijle, parayla ya da aileleriyle tehdit ederek. Ama kadınlar bu tehditlere pek boyun eğmiyor. Köylü kadınlar da öyle, diğer ekoloji çocukları da öyle. Kadınlar harekete liderlik ediyorlar. O süreç kadınlar için de çok dönüştürücü oluyor. O güne kadar evine bakmış, tarlasında çalışmış kadınlar, mücadeleye girdiklerinde bambaşka bir hayat kuruyorlar, özgürleşiyorlar. Sözünü daha fazla söylüyor ya da lider oluyorlar. Ekoloji mücadelesi kadınları güçlendiriyor.</p>
<p>Ben de kendimi o yüzden eko-feminist olarak tanımlıyorum. Yaşamlarımızı da yaşam alanlarımızı da savunmak zorundayız.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 16:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yakalanmasaydik-istanbul-da-ermenileri-oldurecektik-41863</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/yakalanmasaydik-istanbul-da-ermenileri-oldurecektik.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yakalanmasaydik-istanbul-da-ermenileri-oldurecektik-41863</guid><description><![CDATA[Hrant'ın Arkadaşlarının bir yıla yakındır sürdürdüğü Neden Hedef Seçildim' hafıza çalışmasında bu hafta Ankara'daki Danıştay cinayeti sanıklarının emniyette "Yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik" demesi ve Hrant Dink'in hemen kaleme aldığı "Kayıtsız Kalmayın" başlıklı yazısı konu ediliyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>19 Ocak 2007'deki Hrant Dink suikastinin 20. yıldönümüne birkaç ay kalmışken, Hrant'ın Arkadaşlarının başlattığı Neden Hedef Seçildim dijital hafıza çalışmasıyla geliyorum diyen suikastin gün gün detayları ortaya koyuluyor. Suikaste giden günelrdeki siyasi atmosferi ve gelişmeleri Neden Hedef Seçildim isimli <a href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="noopener">X</a>,<a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423" target="_blank" rel="noopener"> Facebook </a>ve <a href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim/" target="_blank" rel="noopener">Instagram</a> hasaplarından paylaşılıyor. Bu hafta Ankara'daki Danıştay cinayeti sanıklarının emniyette "Yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik" demesi ve Hrant Dink'in hemen kaleme aldığı "Kayıtsız Kalmayın" başlıklı yazısı konu ediliyor. </p>
<p><strong>Tarih: 26 Mayıs 2006 Cuma</strong></p>
<p><strong>“Yakalanmasaydık İstanbul’da Ermenileri öldürecektik”</strong></p>
<p>Danıştay cinayeti sanıklarının emniyetteki sorgularında sarf ettikleri bu ifade, Yeni Şafak gazetesinde manşetten yayımlanır. Bu itiraf resmî tutanağa geçirilmemiş ve, yaklaşan tehlikeyle ilgili hiçbir önlem alınmamıştır.</p>
<p><strong>Tarih: 2 Haziran 2006 Cuma</strong></p>
<p><strong>Hrant Dink: "Kayıtsız Kalmayın"</strong></p>
<p>Hrant Dink, Yeni Şafak gazetesinin manşeti üzerine bir yazı kaleme alır. Aynı gün hem Agos gazetesinde hem de Birgün gazetesinde yayınlanır.</p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kayitsiz-kalmayin-41867" target="_blank" rel="nofollow noopener">Yazının tamamını okumak için tıklayın</a></p>
<p>Dink yazısında özetle şöyle diyordu:</p>
<p>"Basının kayıtsızlığı böyle de, hükümet üyelerinin, sorumlu ya da yetkili bürokratların kayıtsızlığı farklı mı?</p>
<p>Allah için, siz Adalet Bakanı, siz İçişleri Bakanı, siz İstanbul Valisi ya da siz Emniyet Müdürü ağzınızı açın da şu itirafçının ettiği lafa biraz açıklık getirin.</p>
<p>Önemli bir şey varsa "Tedbir alınmıştır kimse tereddüt etmesin" ya da "Dedikleri zırvadan ibarettir kimse kaygılanmasın" türünden iki çift laf edin.</p>
<p>•••</p>
<p>Eğer itirafçı herhangi bir kişiyi ya da adresi net olarak belirtseydi durum bu kadar vehamet taşımayabilirdi. Sonuçta o adres ya da kişi için alınacak tedbirlerle, tehdit bir nebze kontrol altına alınabilirdi. Ancak burada ifade edilen kesim İstanbul Ermenileri ve bu belirsiz bir genişliği kapsıyor.</p>
<p>Ve biz biliyoruz ki, bu adamlar yakalandı ama onlar o kadar değil!</p>
<p>Tüm sorumlu kesimleri sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.</p>
<p>En azından biz kayıtsız kalmayacak ve ileride en ufak bir sıkıntı yaşandığında, bugün kayıtsız kalanların yakasına yapışacağız."</p>
<div class="box-12">
<h4><span style="color: rgb(224, 62, 45);"><strong>Cinayete giden yol</strong></span></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-de-ilk-durusma-trabzon-da-bomba-40117" target="_blank" rel="noopener">Şişli'de ilk duruşma, Trabzon'da bomba</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kaboglu-na-saldiri-erhan-tuncel-resmen-muhbir-40191" target="_blank" rel="noopener">Kaboğlu'na saldırı, Erhan Tuncel resmen muhbir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/fethiye-cetin-e-saldiri-yasin-hayal-in-babasindan-cagri-oglumu-disari-birakmayin-40265" target="_blank" rel="noopener">Fethiye Çetin'e saldırı, Yasin Hayal'in babasından çağrı: "Oğlumu dışarı bırakmayın"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/malatya-daki-hiristiyanlar-hedefte-icisleri-bakani-takipte-40343" target="_blank" rel="noopener">Malatya'daki Hıristiyanlar hedefte, İçişleri Bakanı 'takipte'</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/tayad-lilara-linc-adalet-bakani-ndan-hancerleme-cikisi-40420" target="_blank" rel="noopener">TAYAD'lılara linç, Adalet Bakanı'ndan "hançerleme" çıkışı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilirkisi-raporu-hrant-dink-hakaret-etmedi-orhan-pamuk-a-301-den-dava-40494" target="_blank" rel="noopener">Bilirkişi raporu “Hrant Dink hakaret etmedi”, Orhan Pamuk'a 301'den dava</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596" target="_blank" rel="noopener">“Türklüğe Hakaret” davasında Kerinçsizler ve diğerleri sahnede</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/6-7-eylul-sergisine-saldiri-duzenlenir-yasin-hayal-serbest-birakilir-40678" target="_blank" rel="noopener">6-7 Eylül sergisine saldırı düzenlenir, Yasin Hayal serbest bırakılır</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/konferans-bilgi-universitesi-nde-hrant-dink-e-bir-sorusturma-daha-40759" target="_blank" rel="noopener">Konferans Bilgi Üniversitesi'nde, Hrant Dink'e bir soruşturma daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dinke-mahkumiyet-yasin-hayal-ermenilere-karsi-buyuk-kin-besliyor-40834" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink’e mahkumiyet, "Yasin Hayal Ermenilere karşı büyük kin besliyor”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-bu-suc-benim-algilamamla-irkciliktir-ve-ben-boyle-bir-suc-islemedim-40920" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink: “Bu suç, benim algılamamla ırkçılıktır ve ben böyle bir suç işlemedim”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/umut-kitabevi-bombalanir-dink-ve-agos-yetkilileri-savciliga-ifade-verir-40998" target="_blank" rel="noopener">Umut Kitabevi bombalanır, Dink ve Agos yetkilileri savcılığa ifade verir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077" target="_blank" rel="noopener">Orhan Pamuk duruşmasında saldırı, Dink hakkında bir dava daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/basbakanlikta-milli-guvenlik-zirvesi-ve-mehmet-ali-agca-nin-tahliyesi-41158" target="_blank" rel="noopener">Başbakanlık’ta Milli Güvenlik Zirvesi ve Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/Dink%20ve%20Pamuk%E2%80%99a%20kar%C5%9F%C4%B1%20y%C3%BCkselen%20kampanyalar,%20Trabzon'da%20tehdit" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Pamuk’a karşı yükselen kampanyalar, Trabzon'da tehdit</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-da-bir-cinayet-dink-e-tehdit-mektubu-41300" target="_blank" rel="noopener">Trabzon'da bir cinayet, Dink'e tehdit mektubu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi-41371" target="_blank" rel="noopener">Rahip Santoro suikasti ve Orhan Pamuk'un düşen 301 davası</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-hrant-dinki-ne-pahasina-olursa-olsun-oldurecek-41479" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal, Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldürecek</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-savcisi-nin-karari-hrant-dink-sucsuz-41542" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Savcısı'nın kararı: Hrant Dink suçsuz!</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-alperen-ocaklari-nda-dink-cinayeti-planlari-beyazitta-bogazliyan-kaymakami-kemal-bey-bulusmasi-41617" target="_blank" rel="noopener">Trabzon Alperen Ocakları'nda Dink cinayeti planları, Beyazıt’ta Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey buluşması</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yargitay-ceza-dairesinden-hrant-dinke-mahkumiyet-cumhuriyet-e-saldiri-41709" target="_blank" rel="noopener">Yargıtay Ceza Dairesi’nden Hrant Dink’e mahkumiyet, Cumhuriyet'e saldırı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/veli-kucuk-silahli-adamlariyla-adliyede-danistaya-silahli-saldiri-41775" target="_blank" rel="nofollow noopener">Veli Küçük silahlı adamlarıyla adliyede, Danıştay’a silahlı saldırı</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 16:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Onlar soykırımcı, onlar suçlu ve hesap vermeliler"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/onlar-soykirimci-onlar-suclu-ve-hesap-vermeliler-41862</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/onlar-soykirimci-onlar-suclu-ve-hesap-vermeliler.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/onlar-soykirimci-onlar-suclu-ve-hesap-vermeliler-41862</guid><description><![CDATA[Hayatını Filistin halkının hak mücadelesine adayan, Gazze’de insan hakları ihlallerini belgelemenin neredeyse imkânsız olduğu koşullarda çalışmalarını sürdüren Filistinli hukukçu ve insan hakları savunucusu Raji Sourani, Filistin’de devam eden soykırıma karşı hukuki mücadelesini sürdürürken tüm dünyayı da ses çıkarmaya çağırıyor: “Yeryüzündeki hiçbir güç bizi caydıramaz. Gözlerinin içine bakıp gerçeği söylemeliyiz: Onlar soykırımcı, onlar suçlu ve hesap vermeliler!"]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl 18. kez verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün sahibi, Gazze’de insan hakları ihlallerini belgelemenin fiilen imkânsızlaştığı koşullarda dahi çalışmalarını sürdüren; tehditlere, tecritlere boyun eğmeden iktidara karşı doğruları savunan, Filistinli hukukçu ve insan hakları savunucusu Raji Sourani oldu.</p>
<p>Sourani ile ödül gecesinden birkaç saat önce buluşmaya giderken yaptığı işlere ve mücadelesine büyük saygı duyuyordum. Tanışıp sohbet ettikten sonra bu saygıya hayranlık da eklendi. 73 yaşındaki Sourani'nin Filistin ve insan hakları mücadelesini sürdüren tükenmez bir inadı var. Kendini insan hakları savunucusunun yanı sıra “yaptığı şeye sonuna kadar inanan romantik devrimci” olarak tanımlıyor. Gazze söz konusu olduğunda ise dünyanın gözleri önünde yaşanan soykırımı, uluslararası hukukun hiçe sayılmasını ve sergilenen ikiyüzlü tutumu anlatırken öfkesi artıyor. </p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/raji1.jpg" alt="" width="568" height="379">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: İşhan Erdinç</span></figcaption>
</figure>
<p>Sourani, İsrail'in 1967'den bu yana süregelen işgali altındaki Gazze Şeridi'nde, askeri mahkemelerde yargılanan ve aralarında 12 yaşındaki çocukların da bulunduğu Filistinli sivillerin avukatlığını yaptı. Hukuk kariyerinin başından itibaren sürdürdüğü hak savunuculuğu nedeniyle tutuklandı, üç yıl hapis yattı, işkence gördü. 1985-1988 arasında beş kez daha tutuklandı. Uluslararası Af Örgütü, bu tutukluluklar nedeniyle kendisini 1985 ve 1988'de iki kez Vicdan Mahkûmu ilan etti.</p>
<h4>"Asla pes etmeyeceğiz"</h4>
<p>2015'ten bu yana insan hakları ihlaline uğrayan Filistinlileri temsil eden hukuk ekibine liderlik ediyor Sourani. Ve bitmek tükenmek bilmeyen bu mücadelesi, onu da hedef haline getirdi. Ekim 2023'te Democracy Now'a verdiği iki günlük özel röportajın ardından evi bombalandı. Ailesiyle birlikte saldırıdan sağ kurtulan Sourani, tehditlere boyun eğmedi. Güney Afrika'nın İsrail'i Gazze'de soykırımla suçladığı davayı 11 Ocak 2024'te Uluslararası Adalet Divanı'na taşıyan hukuk ekibine katıldı.</p>
<p>Ofisinin ve evinin yıkılmasına, defalarca yerinden edilmesine, meslektaşlarını ve dostlarını kaybetmesine rağmen hukuki mücadelesinden vazgeçmedi. Kendini Filistin halkına ve insan haklarına adayan Raji Sourani, şimdi daha önce gelip hiç gezme fırsatı bulamadığı İstanbul'a, bu kez ödülünü almak için geldi. Ancak İstanbul’da da kendine vakit ayırmaya pek niyeti yok. Şehri gezmek yerine, “Duramam, yapmam gereken işler var” diyor. Ama her fırsatta Gazze ve hak mücadelesi hakkında konuşmaktan geri durmuyor. Bulduğu her fırsatta bu haksızlığı anlatıyor.  Ödül töreninin ardından ofiste karşılaştığımızda yaptığımız kısa sohbetten bir cümleyle sözü Sourani’ye bırakayım: </p>
<p>“Asla pes etmeyeceğiz.”</p>
<p><strong>Sizi tebrik ederek başlayayım. Ödülü aldığınızı öğrendiğinizde ne hissettiniz? </strong></p>
<p>Çok sevindirici bir haberdi. Ödüle aday gösterilmek ve bu ödülü almak bizim için büyük bir anlam taşıyor. Bunu gerçekten çok değerli buluyoruz.  Bize doğru şeyi yaptığımızı, doğru yolda olduğumuzu ve tarihin doğru tarafında durduğumuzu göstermesi de ayrıca güven verici.</p>
<p><strong>Hrant Dink’i tanıyor muydunuz, Hrant Dink Vakfı’nın çalışmalarından haberdar mıydınız?</strong></p>
<p>Ne yazık ki Hrant Dink ve mirası hakkında biraz bilgim vardı ama çok fazla değil. Elbette bunları daha yakından tanımamız ve anlamamız gerekiyor. Bence bu ödül, vakfın ne kadar güvenilir ve bağımsız olduğunu, dünyanın farklı yerlerinde yaşananların ne kadar farkında olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Elbette mesele ben değilim. Mesele Gazze ve Filistin’deki mağdurlar; Gazze ve Filistin’de devam eden soykırım, etnik temizlik, apartheid ve tüm bu zulümler. Bence böylesine önemli bir kuruluşun aldığı bu tutum çok değerli ve ilkeli. Bu, insan onuruna ve adalete inanan Hrant Dink’in mirasının ve mücadelesinin devamı. Aynı zamanda Filistin’deki soykırıma ve herkesin karşı çıkması gereken “orman kanununa” karşı bir duruş.</p>
<p>Ödül ayrıca güçlü bir mesaj veriyor: Bunun artık devam etmemesi gerekiyor. Evet, soykırım devam ediyor ve bu insanların onur ve adalet hakkı var. Ödülün tam da böyle bir dönemde verilmesi bu nedenle önemli. Herkesin artık yaşananlardan bıktığı ve yorulduğu bir dönemde bu ödül, verilen mücadelenin yanında durulduğunu gösteriyor. Hrant Dink’in sahip olduğu ahlaki otoriteyle bu ödül, yaptığımız mücadeleye yönelik derin bir dayanışma ve kelimelerin ötesinde bir destek anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Şu an Kahire’de yaşadığınızı biliyorum. En son ne zaman Gazze’deydiniz?</strong></p>
<p>30 Kasım 2023.</p>
<p><strong>Şu an Gazze’de neler oluyor, oradaki durumu anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Ekim 7’nin, soykırımın neredeyse üç yıllık bilançosuyla örtüşeceği bir döneme giriyoruz. Ama bu soykırımdan önce şunu hatırlatmam gerekiyor: Gazze, 2006’dan bu yana abluka altında. Dolayısıyla sosyoekonomik hayatımızı boğan ve bizi adeta dilenci durumuna düşüren bir abluka vardı. Çok şeyi yıkan ve çok sayıda insanın hayatını alan beş savaş yaşandı. Tüm bunların ortasında ise siviller hedef alındı.</p>
<p>Şimdi bunun üzerine bir de bugüne kadar 76 binden fazla insanın ölümüne yol açan bu soykırımla karşı karşıyayız. Hâlâ insanlar öldürülüyor. On binlerce insanın akıbetini bilmiyoruz. Ya enkazların altında ya da İsrail hapishanelerinde zorla kaybedilmiş durumdalar. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) bu insanları hâlâ göremedi ve çoğu ziyaret edilmedi.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/31/abd-baskani-trump-hamas-silahsizlanacak-israil-gazze-den-cekilecek.webp" alt="" width="556" height="313"></p>
<h4>“Gazze’nin yüzde 85’i silindi”</h4>
<p>On binlerce insandan söz ediyoruz. Gazze’nin yüzde 85’inin silindiğini söylüyoruz. Yani yüzde 85’inde fiziksel olarak ev diye bir şey kalmadı. İnsanların yüzde 85’inin evi, barınacak bir yeri yok. Derme çatma çadırlarda yaşıyorlar.</p>
<p>Bir yerden başka bir yere taşınıp duruyorlar. Bazıları neredeyse 12, 14 kez yer değiştirdi. Elektrik santralinin bombalanıp yok edilmesinden söz ediyoruz. Su şebekesi yok edildi. Tuzdan arındırma tesisleri artık yok.</p>
<p>Hastaneler saldırıya uğradı ve yıkıldı. 39 hastaneden yalnızca çok küçük bir bölümü kısmen çalışabiliyor. Yüzlerce doktor bu hastanelerin içinde öldürüldü. Hastalardan, hemşirelerden söz ediyoruz. Bir de kıtlık var.</p>
<p>İnsanlar gerçekten açlıktan ölüyor. Bu, yaşananların en kronik ve en acı verici boyutlarından biri. Biz daha önce hiç kıtlık yaşamadık. Üstelik bu doğal bir afet değil. Bu, bilinçli bir tercih ve bunu yapmak istiyorlar. Yapıyorlar da.</p>
<h4>“Tarih 7 Ekim’de başlamadı”</h4>
<p>Bütün bunlarla yetinmiyorlar. Geriye kalan 2,3 milyon insanı Gazze’nin dışına çıkmaya zorlamak istiyorlar. Bu açık ve ortada. Gizli değil, saklı değil.</p>
<p>Tarihte hakkında en fazla hukuki belgenin bulunduğu çatışmadan söz ediyoruz. Hukuki dosyalar var, raporlar var. Tarih 7 Ekim’de başlamadı. 7 Ekim’den önce de sonra da gerekli mercilerin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ), neler olduğunun fazlasıyla farkında olmasını sağladık. Bunu yapacak kadar profesyonel ve güvenilir olduğumuzu düşünüyorum.</p>
<p>Trump’ın yaklaşık bir yıl önce, kendi ifadesiyle Gazze’yi yeniden inşa etmeye yönelik bir planı vardı. Ama içeri tek bir torba çimento bile girmedi. Temel ilaçlar hâlâ eksik. Gıdaya ulaşmak son derece zor. İnsanları hayatta kalmanın sınırına itiyorlar. Bu, soykırımın kurumsallaşması anlamına geliyor. Hastaneniz yok. Üniversiteniz yok. Okulunuz yok. Hiçbir şeyiniz yok. Sonunda insanın aklına gitmek geliyor. Gazze’deki durum korkunç. Şu anda ya da öngörülebilir gelecekte bu durumun değişeceğine dair herhangi bir siyasi irade görünmüyor. Bir hukukçu olarak sadece şunu hatırlatmak isterim: Sözleşmenin adı Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi. Onlar bunu önlemiyor. Üç yıldır yaşanan şey bu ve devam ediyor.</p>
<p><strong>Bu hatırlatmanız üzerine ben de şunu sormak istiyorum. Tüm bu koşullarda adil bir barışa inanıyor musunuz? Filistin’de nasıl bir adalet görmeyi umuyorsunuz? </strong></p>
<p>Biz iş odaklı ya da yolsuzluk yapan, davaları bir iş gibi gören avukatlar değiliz. Biz insan hakları savunucularıyız. Yaptığımız şeye derinden inanan romantik devrimcileriz. Bunun bedelini ödedik, ödüyoruz ve çok ağır bir bedel ödemeye de hazırız. Hrant Dink de böyle yaptı.</p>
<p>Hrant bunun bedelini ödeyeceğini biliyordu. Yaptığınız davaya inanmanız gerekiyor. Ve bunun bedelini ödemeye hazır olmalısınız. Vazgeçemezsiniz. Siz mağdurları, onların kanını, acısını ve çektiği sıkıntıları temsil ediyorsunuz. Kadınları, çocukları…</p>
<p>“Elimizden geleni yaptık. En iyimizi ortaya koyduk. Bütün yolları ve yöntemleri denedik. Dünya bizi dinlemek istemiyor. Vicdanım rahat” demek gibi kolay bir yol da var. Ama hayır. Bunu söyleyemeyiz. Görevimizi yerine getirene kadar devam etmek zorundayız. Onur ve adalet, bedeli çok ağır olan bir mücadele. Ama buna devam etmek zorundayız. Vazgeçmeye hakkımız yok. Haklı bir davayı savunduğumuza inanıyoruz. Tarihin doğru tarafındayız ve buna devam etmek zorundayız.</p>
<p><strong>Bir sonraki sorum aslında bununla bağlantılı. Daha önce defalarca kez tehdit edildiniz, tutuklandınız, tehditler aldınız, eviniz bombalandı. Hiç korkmuyor musunuz? Tüm bunlara rağmen bunlara rağmen bu mücadeleyi sürdürme gücünü nereden buluyorsunuz?</strong></p>
<p>Hapse atıldım, işkence gördüm, seyahat etmem engellendi, tehdit edildim. Gazze’de ekibimizden üç kişi öldürüldü. Asistanım ve bu zor koşullarda bu işi yapan iki genç, harika avukat hayatını kaybetti.</p>
<p>Biz halkın bir parçasıyız. Bu bizim görevimiz. Bunları düşünemeyiz. Yeryüzündeki hiçbir güç bizi caydıramaz. Tam tersine, bizim görevimiz bedeli ne kadar ağır olursa olsun güce karşı gerçeği söylemek. İşimizi bırakarak, görevimizden vazgeçerek suçluları ödüllendirmemeliyiz. Gözlerinin içine bakıp onlara gerçeği söylemeliyiz: Onlar soykırımcı, onlar suçlu ve hesap vermeliler. Bunun ne kadar süreceği önemli değil. </p>
<p><strong>Bugün ABD ve Avrupa’da İsrail’e karşı bir şey söylediğinizde ya da Filistin halkının yanında duran birkaç kelam ettiğinizde bile “antisemitik” olmakla suçlanıyorsunuz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Biz yeterince güveniliriz. Yeterince profesyoneliz. Kendimize de yeterince güveniyoruz. Söylediklerimizden korkması gereken onlar. Çünkü gözlerimizin içine bakamıyorlar. Avrupalı liderlerle konuştuğumuzda masaya yumruğumuzu vuruyor ve onlara “Yazıklar olsun size” diyoruz.</p>
<p>Soykırımı meşrulaştırmak, İsrail’in gerçekleştirdiği bu soykırımın hukuki bir savunma olduğunu söylemek... Siz onları kışkırtıyorsunuz. Onları koruyorsunuz. Onlara hukuki ve siyasi kılıf sağlıyorsunuz. Ne kadar utanç verici!</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/haber/2026/05/11/gazze-belgeseli-bafta-odulu-kazandi.jpg" alt="" width="502" height="282"></p>
<p>Yargıçların, savcıların, avukatların, özel raportörlerin ABD tarafından cezalandırıldığını gördüğünüzde... Dünyadaki en önemli mahkeme cezalandırılıyor ve siz hiçbir şey yapmıyorsunuz. Tepki vermiyorsunuz. Uluslararası hukuku biz icat etmedik. Uluslararası insancıl hukuku biz icat etmedik. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni biz icat etmedik. Bunlar bize ait değil. Uluslararası Adalet Divanı da bize ait değil. Bunlar ortak değerler.</p>
<p>Bu, dünyanın yeni bir Holokost’la, yeni bir Ermeni Soykırımı’yla, yeni bir Roman Soykırımı’yla karşı karşıya kalmaması gerektiği anlamına geliyor. Şehirlerin ve köylerin yok edilmesine, insanların yaşadıkları yerlerden silinmesine izin verilmemeli. Yeni bir Nagazaki ya da Hiroşima yaşanmamalı. Savaş zamanında sivilleri korumak zorundasınız. Oysa onlar sivilleri hedef alıyor. Bütün bunlar gözlerimizin önünde, açıkça yaşanıyor. Herkes bunun farkında. Herkes görüyor.</p>
<h4>“Dünyanın canlı yayında izlediği bir soykırım”</h4>
<p><strong>Röportajın başında “orman kanunu” ifadesini kullandınız. Uluslararası hukukun bu kadar açık biçimde uygulanmadığı bir ortamda devletlerin ve hükümetlerin tutumunu nasıl görüyorsunuz? </strong></p>
<p>Sıradan insanların tepkisine bakın. Avrupa’daki Sumud Filosu'nda yer alan insanların tepkisine bakın. İtalya’da, İspanya’da, İrlanda’da, Belçika’da ve Türkiye’de insanların nasıl tepki verdiğine bakın. Bir de hükümetlerin tepkisine bakın.</p>
<p>Bu utanç verici. Yazıklar olsun onlara!</p>
<p>Üç yıldır süren bir soykırımdan söz ediyoruz. Bütün dünyanın gözleri önünde, canlı yayınlarla izlenen bir soykırım. Ve onlar hiçbir şey yapmıyor. Ukrayna’ya bakın. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline nasıl tepki verdiler? Elbette bu korkunç bir şey, bu bir kötülük. Ukraynalıların direnme hakkı var, silahlı direniş hakkı var. Avrupalılar da silahlanıp Ukraynalılara yardım etmeli. Rusya’ya yaptırım uygulamalı, Ukrayna’ya ekonomik ve askeri destek sağlamalıyız. İşgalle böyle mücadele edilir.</p>
<p>Ama söz konusu İsrail olduğunda “İsrail’in meşru müdafaa hakkı var” diyorsunuz. Suç teşkil eden bir işgalin meşru müdafaa hakkı olabilir mi? Uluslararası hukuk nerede? Uluslararası insancıl hukuk nerede? Orman kanununu mu istiyorsunuz? İşte orman kanunu bu. Savaş hukuku değil.</p>
<p><strong>Genç Filistinliler hakkında ne düşünüyorsunuz? Onların kendi direniş biçimleri var ama aynı zamanda devraldıkları bir miras da var. Sizce kuşaklar arasında ve direniş biçimlerinde bir farklılık var mı?</strong></p>
<p>Hayır. En fazla travmayı yaşayanlar genç Filistinliler. Tabii bu, bizim travma yaşamadığımız anlamına gelmiyor. Ben de kişisel olarak travma yaşadım. Oğlum 32 yaşında. Kendisi genç bir avukat. Liverpool’da, Londra Üniversitesi’nde ve Cenevre’de eğitim gördü. Savaşın ilk iki ayında bana, “Gazze, uluslararası hukukun mezarlığı” dedi. “İnanmaya devam etmeli miyiz?” diye sordu. “Hayatının 40 yıldan fazlasını buna adadın. Şimdi ben de bunu yapıyorum. Gerçekten buna inanıyor muyuz?” dedi.</p>
<p>Evet, travma yaşadık. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bunun çok seçici ve siyasallaştırılmış olduğunu düşünüyoruz. Ama vazgeçemeyiz. Çünkü doğru olanı yapıyor ve doğru olanı söylüyoruz. İnsanlığın üzerinde uzlaştığı ortak değerleri savunuyoruz. Ve en önemlisi, suçluları ödüllendiremezsiniz. Ayağa kalkmalı, konuşmalı ve gücün karşısında durmalısınız.<strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Umudu ve insanlığı aydınlatan "Işıklar"a selam]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/umudu-ve-insanligi-aydinlatan-isiklar-a-selam-41861</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/umudu-ve-insanligi-aydinlatan-isiklar-a-selam-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/umudu-ve-insanligi-aydinlatan-isiklar-a-selam-41861</guid><description><![CDATA[Uluslararası Hrant Dink Ödülü'yle birlikte açıklanan "Işıklar"da 2026'da Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında, yaptıklarıyla insanlığa ‘ışık’ tutanlar hatırlandı, umut veren insanlar ve topluluklar alkışlarla selamlandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün bir parçası olan "Işıklar" bu yıl da özel bir video ile sunuldu. 2026'te Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında, yaptıklarıyla insanlığa ‘ışık’ tutanlar hatırlandı, umut veren insanlar ve topluluklar selamlandı. </p>
<h4>Women for Change</h4>
<p>Pretoria'da "Women for Change" öncülüğünde binlerce kadın, günde ortalama 15’i bulan kadın cinayetlerini protesto için 15 dakika yere uzandı. Eylem etkili oldu, hükümet toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ulusal afet ilan etti. Kadın cinayetlerinin en sık yaşandığı ülkelerden Güney Afrika’da bu karar, tarihî bir kırılma noktası yarattı.</p>
<h4>Gaza Sunbirds</h4>
<p>Gazze'de kurulan Gaza Sunbirds, savaş boyunca bombalanmış mahallelere bisikletle yiyecek, ilaç ve temel ihtiyaç malzemeleri taşıdı. Engelli sporculardan oluşan ekip, insani yardımın yanı sıra hak ihlallerini belgeleme çalışmaları da yürüttü.</p>
<h4>Belfast ırkçılık karşıtı göstericileri</h4>
<p>Belfast'ta göçmenlerin evlerinin yakıldığı ırkçı şiddet dalgasına karşı binlerce kişi sokakları doldurdu.“Sokaklarımızdaki tek tehdit, nefrettir!” söylemleriyle Belfast Belediye Binası önünde toplanan göstericiler, ırkçı şiddetin Belfast'ı temsil etmediğini ortaya koydu, pogroma karşı şehrin gerçek sesini duyurdu.</p>

<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/lmSZ01-2NI8?si=e8G9oplH_TTNcPSs" width="560" height="315" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<h4><br>Dargeçit aileleri</h4>
<p>Mardin’in Dargeçit ilçesinde kayıp yakınları, açtıkları davanın bu sene, 30 yıllık zamanaşımı süresi dolar dolmaz düşürülmesine rağmen mücadeleden vazgeçmiyor. 90’lı yıllarda yürütülen jandarma operasyonlarında, üçü çocuk yedi sivil zorla kaybedilmişti. Aileler, "Biz ölsek de çocuklarımız bu mücadelenin peşini bırakmayacak" sözleriyle hakikati aramaya devam ediyor.</p>
<h4>Mor Singh</h4>
<p>Hindistan’daki Piplodi köyünde, hiç okula gitmemiş 60 yaşındaki çiftçi Mor Singh, muson yağışlarında çöken köy okulunun yedi çocuğun ölümüne yol açmasının ardından iki odalı evini yaklaşık 60 öğrenciye sınıf olarak açtı ve ailesiyle birlikte yakına kurduğu tenteli bambu barakaya taşındı. Singh'in bu inisiyatifi devleti harekete geçirdi; hükümet Piplodi'yi model köy ilan ederek yeni okul ve köy altyapısı için kaynak ayırdı.</p>
<h4>Flamingo Devrimi</h4>
<p>Arnavutluk'ta lüks turizm projesinin flamingo üreme alanlarını ve koruma altındaki kıyı şeridini tehdit etmesiyle başlayan protestolar kısa sürede "Flamingo Devrimi"ne dönüştü. "Arnavutluk satılık değil" sloganıyla sokaklara çıkan binlerce kişi, diasporanın da katılımıyla çevre tahribatına ve hükümetin şeffaflıktan uzak kıyı politikasına birlikte isyan etti. Eylemler, uluslararası sermayeye karşı toplumsal direncin somut bir örneği oldu.</p>
<h4>Hind Rajab Vakfı</h4>
<p>Filistinli Hind Rajab, Filistin Kızılayı'nın güvenli geçiş için yaptığı koordinasyona, alınan izinlere ve tüm çağrılara rağmen mahsur kaldığı araçta öldürüldü. Onun anısına kurulan Hind Rajab Vakfı, İsrail'in Filistinlilere yönelik savaş suçlarının hesabını uluslararası ve ulusal mahkemelerde sormak için hukuki mücadele yürütüyor. Failleri ve suç ortaklarını yargı önüne çıkarmayı hedefleyen vakıf, süregelen cezasızlık kültürüne karşı hukuku bir mücadele aracına dönüştürüyor; hayatını kaybedenlerin anısını yaşatıyor ve Filistinlilerin sesini dünyaya taşıyor.</p>
<h4>İnuit kadınları</h4>
<p>Grönland'da Danimarka'nın sömürge yönetimi döneminde rızaları alınmadan doğum kontrolü uygulanan İnuit kadınları, onlarca yıl sonra bu uygulamanın hesabını sormak için mücadele ediyor. Tanıklıklarını kamuoyuyla paylaşan yaklaşık 150 kadın, tazminat davaları açarak Danimarka'yı sömürge geçmişiyle yüzleşmeye zorluyor.</p>
<h4>Adalet Peşinde Aileleri Platformu</h4>
<p>Türkiye'de 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden aileler, Adalet Peşinde Aileleri Platformu çatısı altında müteahhitlerden yapı denetim firmalarına, kamu görevlilerinden bakanlık yetkililerine uzanan sorumluluk zincirindeki herkesin yargılanması için mücadele ediyor. Bilirkişi çelişkileri, uzayan yargı süreçleri ve tutuksuz yargılanan sanıklar gibi adalet önündeki engelleri, milletvekili görüşmeleri, basın açıklamaları ve saha eylemleriyle gündemde tutuyorlar.</p>
<h4>Oslo LGBTİ+ Hareketi</h4>
<p><span style="font-size: 16px; font-weight: 500;">Oslo'da, yıllardır süren LGBTİ+ hak mücadelesinin sonucunda Norveç Kilisesi, 2022'de saldırıya uğrayan ve en bilinen LGBTİ+ mekânı olan London Pub'da kamuoyu önünde özür diledi. Kilise Başkanı Tveit, kilisenin LGBTİ+ bireyleri onlarca yıl dışladığını, haksızlık yaparak eşcinselleri bir dönem "küresel boyutta bir toplumsal tehlike" olarak nitelendirdiğini kabul etti.</span></p>
<h4>ABD göçmen gösterileri</h4>
<p>ABD'de federal yetkililerin göçmenleri toplu gözaltına almasının ardından, onlarca eyalette haftalarca süren bir direniş dalgası örgütlendi; bazı bölgelerde iş yerleri ve okullar günlerce kapandı, genel grev boyutuna varan eylemler yaşandı. Göçmen mahallelerinde başlayan protestolar, sendikalar, öğrenciler, dini cemaatler ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla kısa sürede ülke geneline yayıldı ve on binlerce kişiyi sokağa döktü. Yetkililerin göstericilere yönelik zor kullanmasına rağmen direniş aylarca kesintisiz sürdü ve yüzlerce kişi gözaltına alındı. Göstericiler operasyonların durdurulmasını, gözaltındakilerin serbest bırakılmasını ve göç politikasının bütününün yeniden ele alınmasını talep etti.</p>
<h4>Kurye Hakları Derneği</h4>
<p>Türkiye'den Kurye Hakları Derneği, kuryelerin güvencesiz çalışma koşullarına, iş cinayetlerine, düşük ücretlere ve temel haklardan yoksun bırakılmasına karşı mücadele ediyor. Kuryelerin insanca ve güvenli çalışma koşullarına, adil ücretlere ve yasal güvenceye erişmesi için hak temelli savunuculuk, saha araştırmaları ve dayanışma çalışmaları yürütüyor. Kadın ve göçmen kuryelerin yaşadığı ayrımcılığa karşı da mücadele eden dernek, afet dönemlerinde dayanışma ağları kuruyor; Türkiye’de ve dünyada kurye örgütlenmeleriyle güç birlikleri oluşturuyor.</p>
<h4>Z Kuşağı</h4>
<p>Bulgaristan, Endonezya, Fas, Filipinler, Kuzey Makedonya, Kenya, Madagaskar, Nepal, Peru, Tanzanya, Timor-Leste ve Togo'da yolsuzluğa, ekonomik eşitsizliğe ve antidemokratik yönetimlere karşı düzenlenen sokak eylemlerine Z kuşağı öncülük etti. Her ülkedeki hareketin kıvılcımı farklı olsa da adil ekonomi, erişilebilir kamu hizmetleri ve hesap verebilir siyaset talebi ortaktı. Meydanları ve parlamento önlerini dolduran bu kuşak, eşit fırsatlar ve demokratik temsil mücadelesinin yeni yüzü oldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 38’e yükseldi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gulistan-doku-sorusturmasinda-tutuklu-sayisi-38e-yukseldi-41860</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/gulistan-doku-sorusturmasinda-tutuklu-sayisi-38e-yukseldi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gulistan-doku-sorusturmasinda-tutuklu-sayisi-38e-yukseldi-41860</guid><description><![CDATA[Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturmada 4 kişi daha gözaltına alındı. Şüphelilerden 2’si tutuklanırken 2 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Son tutuklamalarla soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 38’e yükseldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin Tunceli ve Erzurum Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sürüyor.</p>
<p>Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 4 kişiden 2’si tutuklandı, 2 kişi de adli kontrol ile serbest bırakıldı.</p>
<h4>Tutuklu sayısı 38 oldu</h4>
<p>Son tutuklamalarla birlikte Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 38’e yükseldi.</p>
<p>Soruşturma kapsamında, 7 ilde eş zamanlı 6. dalga operasyonu düzenlenmiş, delillerin karartılması ve soruşturma sürecine müdahale edildiği gerekçesiyle aralarında emekli ve görevdeki emniyet mensuplarının da bulunduğu 11 şüpheliye yönelik gözaltı, arama ve el koyma işlemleri başlatılmıştı.</p>
<p>Önceden adliyeye sevk edilen zanlılardan polis memurları Gökcan M, Ahmet B, Osman Nuri G. ve Hüseyin Ü. tutuklanmış, B.K. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Tunceli Munzur Üniversitesi öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, 6 Ocak 2020'de kayıp ihbarında bulundu ancak başlatılan arama çalışmalarından sonuç alınamadı.</p>
<p>6 yıl sonra Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Aralarında Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu'nun da bulunduğu 38 kişi tutukladı.</p>
<p>(Kaynak: Kısa Dalga, BirGün, Medyascope)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteci Tuğba Tekerek ve Kaos GL yöneticileri tutuklandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-tugba-tekerek-ve-kaos-gl-yoneticileri-tutuklandi-41859</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/16/gazeteci-tugba-tekerek-ve-kaos-gl-yoneticileri-tutuklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-tugba-tekerek-ve-kaos-gl-yoneticileri-tutuklandi-41859</guid><description><![CDATA[Ankara’da “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında gözaltına alınan 21 kişiden 20’si hakkında karar verildi. Kaos GL yöneticileri, denetim kurulu üyeleri ve gazeteci Tuğba Tekerek’in de aralarında bulunduğu 8 kişi tutuklanırken, 7 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da “Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyon kapsamında gözaltına alınan 21 kişiden 20’si hakkında karar çıktı.</p>
<p>5 trans kadının ardından, Kaos GL’nin asli yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile gazeteci Tuğba Tekerek’in de aralarında bulunduğu 8 kişi tutuklandı. 7 kişi ise tutuklama talebinin reddedilmesinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p>
<p>Tekerek, gözaltındayken avukatı aracılığıyla gönderdiği mesajda, soruşturmanın 2024 yılında Gürcistan’daki seçimleri izlerken Kaos GL’nin internet sitesi için hazırladığı telifli bir habere dayandırıldığını açıklamıştı. Gazeteci olmasına ve dernekte herhangi bir görevi bulunmamasına rağmen polis raporunda Kaos GL’nin “Instagram yetkilisi” olarak gösterildiğini belirten Tekerek, suçlamayı “akla ziyan” olarak nitelendirmişti.</p>
<h2>Tutuklamaya üç ayrı suçlama</h2>
<p>Tutuklama kararında şüphelilere Dernekler Kanunu’na muhalefet, müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek ve çocuğun görebileceği yerlerde müstehcenlik suçlamaları yöneltildi.</p>
<p>Hakimlik; şüphelilerin dernekteki konumlarını, kolluk araştırma tutanaklarını ve Kaos GL’nin internet sitesi ile sosyal medya hesaplarında yayımlanan içerikleri gerekçe gösterdi. Kararda, “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu” savunuldu.</p>
<p>Şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğunu ileri süren hakimlik, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı değerlendirmesiyle tutuklama kararı verdi.</p>
<h4>Tekerek'ten mesaj</h4>
<p>Tekerek, avukatı aracılığıyla kendisiyle dayanışma gösterenlere mesaj gönderdi. Tekerek’in mesajı şu şekilde:</p>
<p>“Piyango bu kez bana vurdu. 2024’te Gürcistan’a seçim öncesi gitmiş, pek çok mecraya çeşitli haberler yapmıştım. Bu arada KAOS GL haber sitesine de telifli bir haber yapmıştım. Kendimi KAOS GL’nin Instagram yetkilisi olarak buldum polis raporunda! Hiçbir dayanağı olmayan akla ziyan bir suçlama! Ben sadece gazetecilik kapsamında bir haber yaptım. Gerçek er ya da geç ortaya çıkacak. Lütfen daha fazla gecikmesin. Dayanışma mesajları çok kıymetli! Dayanışma gösteren herkese bin teşekkür!”</p>

<h4>Mersin'de 28 tutuklama</h4>
<p>Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının koordinesinde yürütülen "Ailem Güvende" operasyonu kapsamında 13 Eylül'de polis ekiplerince gözaltına alınan zanlıların işlemleri tamamlandı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 28'i çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğince tutuklandı, 8'i adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p>
<p>(Kaynak: Kısa Dalga, DW Türkçe, BirGün)</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tavuk suyuna çorba]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/tavuk-suyuna-corba-41858</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/09/16/tavuk-suyuna-corba-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/tavuk-suyuna-corba-41858</guid><description><![CDATA[Benim içimi en ısıtanı, baba evinde, yaya mutfağında, anne eteğinde içtiğim tel şehriyeli tavuk suyuna çorbadır.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>90’ların sonu idi, hatta tam olarak 2000’lere bir kala filan olmalı. “Ben bu memlekette ölmek istemiyorum!” diyerek, üstüne üstlük bir de evlenerek çekip gittim. Pişman hiç olmadım. Çok özlediğim doğrudur. Bazen bir şarkıya, bazen göl görünce hüngür hüngür ağladığım da doğrudur. Kâh cenazelere gidemediğim için, kâh gidenlerle vedalaşamadığım için lanet okuduğum da oldu gurbetliğe ama pişmanlık olmadı hiç. </p>
<p>Giderken “her şey çok güzel olacak” diyecek kadar optimist olmasam da “memleket İran olacak” diyecek kadar da pesimist değildim. Son birkaç seneye kadar olmadım da. Ama artık sanırsam ümidimi sıfırladım. Sadece memlekete dair değil, memleketle bütünleşmiş minik toplumumuza da bulaştı bu ümitsizlik.</p>
<p>Zaman değiştikçe dertler de çözüm şekilleri de değişti. Burada ben her ne kadar bizim küçük toplumdan bahsediyor olsam da, peşinen kabul ettiğim bir fikrim var: Asimile olmasa dahi, entegre olmuş mikro toplum, belirli veya belirsiz bir süre sonra, içinde yer aldığı makro toplumun izdüşümü haline gelir. Bu benim tespit ve düşüncem.</p>
<p>* * *</p>
<p><em>"Kendimize sosyal medya diye bir oyuncak uydurduk. Tüm değerlerimizi de kaybettik."<br>Serhat Kılıç</em></p>
<p>Öncelikle, bu olayı "onu bunu", "orayı burayı" arayarak çözmeye çalışmaya mecbur kaldığım için (cemaatimizde bu tip bir durumda, düzgün bir işleyiş olmadığı için) gerçekten çok ama çok üzgünüm.</p>
<p>Geçenlerde başıma gelmese de başımı epey bir yoran, ağrıtmasa da oyalayan bir olay oldu. Yaşlıca bir insanımız Pazar öğlen saatlerinde Taksim civarında bir aşevinin çalışanları tarafından bulundu. Darp edilmiş olabileceği düşünülen yaşlı adam bitkin, fiziksel olarak yıpranmış ve zihni epey karışık hâldeydi. Aşevi gönüllülerinden arkadaşım Rakela bana ulaşarak durumu aktardı ve kendisi çok şükür ki zeki ve duyarlı (duyar kasmayan bir duyarlı, anlayabilmek zor elbet!) bir insan evladı olduğundan Patrikhane ve Taksim Ermeni Katolik kilisesine ulaşmayı denemişti. Ne yazık ki günlerden pazardı; kurumların çoğu kapalıydı. Bu sebeplerle birilerine ulaşabilmemiz çok kolay olmadı.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/whatsapp-image-2026-09-14-at-03-24-07-3.jpeg" alt="" width="402" height="536">Adamın durumu çok iç açıcı olmadığından acil çözüm arıyorduk. Patrikhane’ye ulaşmak pazartesiye kalmıştı ve bu yüzden sosyal mecralarda en aktif üç medya kuruluşumuza başvurduk. Rakela bunlardan birinin WhatsApp hattına yazdı. Kendisinin diğer medya kurumunun sosyal medya hesabına üyeliği askıda olduğu için ben doğrudan mesaj ile bu kurumun en faal üyesine ulaştım. Bir de AGOS gazetesinden Yetvart Danzikyan’a da e-posta yolladım.</p>
<p>Buradan açık açık yazıyorum. Bana sadece Yetvart geri dönüş yaptı. Kendisi, tatil gününde olmasına ve tüm imkânsızlıklarına rağmen bana bir iki isim iletti, onlara ulaşabileceğimi söyledi. </p>
<p>Bu arada zaman akıp gittiğinden oturup bir ileti yazdık ve sosyal medyada paylaştık. En azından belki birilerine başka yollarla ulaşabilmemizi sağlar diye düşündük. Sağ olsun hiçbir arkadaşım kırmadı, paylaşarak, akıl vererek, fikir üreterek yardımcı olmaya çalıştı. Tanımadığım insanlardan yazanlar oldu. Hepsi de var olsun. Bu insanlar buradan itibaren yazdıklarımı sakın üzerlerine alınmasınlar.</p>
<p>Bulunan yaşlı insanımız hastanemizde tedavi altında. Tahmin ettiğimiz gibi darp görmüş, fiziksel ve mental olarak yıpranmış. Ben bu yazıyı kaleme aldığımda kendisinin kardeşi de bulunmuş, olay biraz feraha ermişti ama ben şahsen bu durumda olan başka insanlarımızın olduğunu, onların bu bey kadar “şanslı” olamayacağını düşününce çok da sevinemiyorum.</p>
<p>Ben kendimi elli kollu sanırdım, resmen tıkanıp kaldım. Çünkü toplumumuzda bu tip durumlar söz konusu olunca muhatabımız yok. Ancak tanış yollarını zorlayıp birilerine ulaşarak çözüm arayabiliyoruz.</p>
<p>Telefon, yazışma, tartışma, sinirlenme, üzülme, delirme arasında geçirdiğimiz yaklaşık 10 saat boyunca ve ertesinde aklımın alamadığı şeyler oldu. Mesela önceki tarihlerde çekilmiş bir video sosyal medyada viral oldu. Birtakım mesnetsiz kelamlarla birtakım insanlar itham ediliyordu ve altında da define bulmuş mortocular toplanmış, hoşlanmadıkları insanların gömülmelerine ellerinde telefonları en şahane klavyeşörler gibi toprak atmaktan gerçek hayatta bir şey yapmayı, birilerini arayıp “ne yapılabilir?” diye sormayı, kalkıp adamcağızın yanına giderek konuşmayı akıl edemiyorlardı. Seçim veya politik bir kriz döneminde abalıya vuran yurdum insanı misali vurmak istedikleri mikro toplum üyelerini/olaylarını su yüzüne çıkarıp krizi fırsata dönüştürüyorlardı.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/whatsapp-image-2026-09-14-at-03-24-07-2.jpeg" alt="" width="354" height="472">Bu sırada saatlerce ölü taklidi yapanlar, olay sonuca ulaşınca meydana döküldüler. Canlı yayın yapan mı dersiniz, olayı kendi çözdüklerinin haberini yapan mı dersiniz, utanmadan klavyeşörlüklerine kılıf uydurmaya çalışan mı, veya hâlâ ölü taklidi yapmaya devam eden mi dersiniz. Aklınız almaz diyeceğim ama aklı alan o kadar çok ki, ben kendi aklımdan şüphe ettim. Gazeteciliğimizin, haberciliğimizin geldiği nokta konusuna giremiyorum bile.</p>
<p>Bizim (Rakela ve ben olarak) içimiz rahat. Gece son aldığımız haberlerle rahat uyuyabildik. </p>
<p>* * *</p>
<p>Üzgünüm, evet üzgün. Haklı çıktığım durumlarda gururlanan ben, “ölmüşüz ağlayanımız yok” kıvamında haklı çıktığım için çok üzgünüm. Bir insanımız kötü şartlarda iken yardımlaşmaya çalışırken, işi eline yüzüne bulaştırıp sonra da olaydan pasta payını afiyetle yiyenlerle aynı havayı solumaktan hicap duyuyorum.</p>
<p>Son aylarda, hatta neredeyse yıllarda diyebileceğim kadar uzun gelen bu sürede sadece komedi programları, kedi videoları ve eski klasik dizilerin tekrarlarında ekran süremi kullanıp sosyal medyayla arama gözle görülür bir mesafe koymamın; işimi bahane ederek iyice asosyalleşmemin sebeplerinden biri işte bu yozlaşma aslında. </p>
<p>Demem o ki, dünya, bazı insanlar için yaşaması çok zor bir mekan haline dönüştü...</p>
<p>* * *</p>
<p>Şimdi soracaksınız bu konunun yemekle alakası nedir diye. Ben bazen yemekten yola çıkıp anılarıma bağlarım yazdıklarımı, bazen bir anıdan yola çıkıp yemeğe yatay geçiş yapabilirim. Tüm bu olayları yaşarken, nedendir bilinmez aklıma hep, hastalandığımda veya moralim bozukken beni koşarak mutfağa sokan, sıfır zahmetli tavuk suyuna çorba geldi. Basit ve sıfır riskli bir yemek.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/whatsapp-image-2026-09-14-at-03-24-07.jpeg" alt="" width="430" height="322">Sonra Rakela’ya o gün aşevinde hangi menü olduğunu sordum ve tahmin edim çorba olarak ne varmış. Evet, bildiniz, tavuk suyu. Eh demek ki benim en sevdiğim çorbanın hikayesine kavuşma sırası gelmiş.</p>
<p>Benim içimi en ısıtanı, baba evinde, yaya mutfağında, anne eteğinde içtiğim tel şehriyeli tavuk suyuna çorbadır. Yapımı en kolay olan şekli bence budur. Tavuğu bütün veya but olarak tuz eklenmiş suda haşla, içine az tel şehriye at, pişince limon ve karabiber ekleyerek sıcak sıcak iç. Haa, tavuğu tencerede haşlamak yerine düdüklüde az su ile de hazırlayabiliriz ama benim neznimde tavuk uzun süre mum ateşinde mığıl mığıl pişince çorbanın hakkını vermiş oluyor. Tamamen alışkanlık meselesi. Çünkü on yıllar önce tavuk öyle yarım saatte helvaya dönüşecek kadar kolay pişen bir ürün değildi. </p>
<p>Bu tarifin bir sonraki sürümü, çok az salçalı ve tel yerine arpa şehriyeli olan versiyonu. Buna az nane de ekebiliriz içerken. </p>
<p>Ben son yıllarda haşladığım tavuğu da çorbaya didikleyerek katar oldum. Çocuk büyütürken besleyici tek öğün olarak bu çorbaya sebze katardım mesela. Sonra salçalı didiklenmiş tavuklu çorbaya bamya da ekleyerek daha nefis bir versiyona ulaştım.</p>
<p>Bir de bazen en basit haline 1 yumurta sarısı, 2 kaşık yoğurt ve bol limonla yaptığım terbiyeyi katıp kıvamlandırdığım şekli var. Ben çorbanın sıvı içilmesi gerektiğine inandığım için unla koyulaştırma kısmını mutfağıma sokmuyorum, dilerseniz onu da katabilirsiniz, o da sizin keyfinize kalmış.</p>
<p>En basit haliyle tel şehriyeli olanını hem kendi çocuklarım, hem nüfusuma almama ramak kalan komşu çocukları “makarna çorbası” olarak sevdiler. Çünkü gurbet şartlarında tel şehriyelerimiz biraz uzunca. Ufalayıp çorbaya katmaya dahi üşendiğimden bu çorbamız makarna çorbası olarak isimlendirildi. Ve nihayetinde “hasta iyileştiren” çorbamız budur.</p>
<p>Bu yemeğin tarifi çok basit olduğundan ben size <strong>bamyalı tavuk suyuna çorba</strong> tarifini vereceğim.</p>
<div class="box-12">
<h4>Bamyalı tavuk suyuna çorba</h4>
<p><strong>Malzemeler</strong></p>
<p>1 kalçalı tavuk butu</p>
<p>1 kutu konserve çiçek bamya (ancak bunu bulabiliyorum)</p>
<p>1 yemek kaşığı domates salçası (dilerseniz biber salçası da ekleyebilirsiniz)</p>
<p>1 limonun suyu</p>
<p>Tuz, karabiber</p>
<p><strong>Yapılışı</strong></p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/whatsapp-image-2026-09-14-at-03-24-07-1.jpeg" alt="" width="398" height="298">Tavuk butunu 1,5 litre suda helmelenme kıvamına gelene dek haşlayın. Sonra tavuğu tencereden çıkarıp çorbaya salça, tadına göre tuz, karabiber ekleyin. 10 dakika kadar orta ateşte pişirip en son yıkadığınız konserve çiçek bamyalarını ve didiklediğiniz tavuk etini ekleyin. Bu haliyle bir taşım kaynatıp limonunu ekleyerek altını kapatın.</p>
<p>Bu haliyle zaten leziz ama ben bazen elimde haşlanmış nohut varsa bu çorbaya ekliyorum, fevkaladenin de fevki oluyor.</p>
<p>Afiyet olsun.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:54:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Koroyu yaşatan sadece ses değil]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/koroyu-yasatan-sadece-ses-degil-41857</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/09/16/koroyu-yasatan-sadece-ses-degil.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/koroyu-yasatan-sadece-ses-degil-41857</guid><description><![CDATA[Aidiyet ve sevgi çok kıymetli. Hatta onsuz hiçbir şey olmaz. Ama artık sadece bu duygularla kurum yürümüyor, koro da yürümüyor. Sevginin yanına planlama koymak gerekiyor. Arşiv koymak gerekiyor. Repertuvar koymak gerekiyor. Ulaşım koymak gerekiyor. Çocuk politikası koymak gerekiyor. Düzenli destek koymak gerekiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da Ermeni koroları üzerine düşünürken aklıma sık sık Gomidas gelir.</p>
<p>1910’da İstanbul’a gelen Gomidas Vartabed’in burada 300 kişilik Kusan Korosu’nu kurmuş olması, bugün insana neredeyse hayal gibi geliyor. 300 kişi… Aynı şehirde, aynı dilin etrafında, aynı müzik heyecanıyla bir araya gelen 300 ses.</p>
<p>Bugünden bakınca ister istemez şu soruyu soruyor insan: O günlerden bugüne ne değişti?</p>
<p>Bu soruya yalnızca “nüfus azaldı” diye cevap vermek bana eksik geliyor. Elbette nüfus azaldı, bunu görmezden gelemeyiz. Çocuk sayısı azaldı, genç sayısı azaldı, Ermeni okullarının doğal besleyici gücü zayıfladı. Ama mesele sadece kaç kişi kaldığımız değil. Bence asıl mesele, kalan insanları nasıl bir araya getirdiğimiz.</p>
<p>Eskiden koro, hayatın doğal akışının içindeydi. Kilise, okul, dernek, semt ve aile birbirine daha yakındı. Çocuk okulda Ermenice şarkı duyuyor, kilisede koroyu dinliyor, dernekte arkadaşlık kuruyor, ailesi de bu çevrenin içinde yer alıyordu. Koro yalnızca prova yapılan bir yer değildi; bir yere ait olmanın yollarından biriydi.</p>
<p>Bugün o yol eskisi kadar kendiliğinden işlemiyor.</p>
<p>Aileler şehrin farklı uçlarında yaşıyor. Çocuklar farklı okullara gidiyor. Hafta sonları ders, kurs, sınav, trafik ve yorgunluk arasında bölünüyor. Ermenice birçok çocuk için artık evde doğal olarak akan bir dil değil; okulda, şarkıda, törende ya da büyüklerin konuşmasında karşılaştığı özel bir alana dönüşüyor. Böyle olunca Ermenice koro çalışması da sadece müzik çalışması olmaktan çıkıyor. İçinde dil var, hafıza var, aidiyet var, emek var.</p>
<p>Bu yüzden bugünün korosunu dünün şartlarıyla yürütmeye çalıştığımızda zorlanıyoruz.</p>
<p>Uzun yıllardır çocuklarla, gençlerle ve korolarla çalışan bir müzik insanı olarak şunu çok net görüyorum: İnsan hâlâ var. Çocuk hâlâ var. Genç hâlâ var. Ama onları koroya taşıyan yol eskisi gibi açık değil. O yolu yeniden kurmak gerekiyor.</p>
<p>Burada koro şefinin rolü çok önemli hale geliyor. Bazen koro şefliği yalnızca müzikal bir görev gibi düşünülüyor; notalar çalışılır, sesler ayrılır, eser hazırlanır ve konser verilir. Elbette bu işin temelinde müzik bilgisi var ancak bugün müzik bilgisi tek başına yetmiyor. Bugünün koro şefi biraz da insan toplayan kişi. Çocukla bağ kuran, genci heyecanlandıran, aileyi ikna eden, kurumu harekete geçiren, repertuvar arayan, proje düşünen, prova odasının enerjisini diri tutan kişi. Bir yerde doğru yaklaşım, doğru enerji ve güven ilişkisi varsa insanlar oraya geliyor. Bazen “çocuk yok” denilen yerde 50-60 çocuğun bir araya gelebildiğine bizzat tanık oldum. Demek ki mesele her zaman yokluk değil; bazen çocuklara ulaşacak dilin, yolun ve düzenin kurulması.</p>
<p>Ama bu yük yalnızca şefin omzuna bırakılmamalı. Güçlü bir şef bir koroyu canlandırabilir fakat o enerji kurumsal bir yapıyla desteklenmezse kalıcı olmaz. Şef gider, çalışma durur. Nota kaybolur. Repertuvar unutulur. Fotoğraflar bir telefonda kalır. Konser yapılır, sonra hafızası tutulmaz. Birkaç yıl sonra aynı sorulara yeniden başlarız: Kim çalıştıracak? Ne söyleyeceğiz? Çocukları nasıl toplayacağız? Ailelere nasıl ulaşacağız?</p>
<p>Bence artık bu döngüyü kırmamız gerekiyor:</p>
<p><strong>İlk adım,</strong> çocuk korolarını geçici bir etkinlik gibi görmemektir. Çocuk korosu yalnızca yıl sonunda sahneye çıkarılacak sevimli bir grup değil, kendi başına ciddi bir eğitim ve kültür alanıdır. Çocuk orada sadece şarkı öğrenmiyor; dinlemeyi, beklemeyi, birlikte hareket etmeyi, Ermenice bir kelimeyi merak etmeyi, sahne disiplinini ve topluluğun parçası olmayı öğreniyor. Gelecekte güçlü gençlik ve yetişkin koroları istiyorsak, çocuk korolarını bugünden ciddiye almalıyız.<br><br></p>
<p><strong>İkinci adım,</strong> ortak bir repertuvar aklı kurmaktır. Her şefin her sezon tek başına nota araması, düzenleme yapması, çocuklara uygun eser bulmaya çalışması sürdürülebilir değil. Çocuklar için ayrı, gençler için ayrı, yetişkin korolar için ayrı; kolaydan zora giden, denenmiş, ses kayıtlarıyla ve telaffuz örnekleriyle desteklenen bir Ermenice repertuvar havuzuna ihtiyacımız var. Bu, hem şeflerin işini kolaylaştırır hem de korolar arasında ortak bir müzik hafızası oluşturur.</p>
<p><strong>Üçüncü adım,</strong> arşiv meselesini ciddiye almaktır. Bir konser bittikten sonra geriye sadece alkış kalmamalı. Program, repertuvar, nota, kayıt, afiş, fotoğraf, korist listesi, hatta prova sürecinden küçük notlar bile saklanmalı. Hafıza kendiliğinden oluşmuyor; tutulursa kalıyor.<br><br><strong>Dördüncü adım,</strong> aileyi ve ulaşımı işin merkezine almaktır. Bugün bir çocuğun koroya gelmesi yalnızca kendi isteğine bağlı değil. Ailenin zamanı, ulaşım imkânı, prova saati, güven duygusu, arkadaş çevresi... Hepsi bu kararın içinde. “İlgi yok” demeden önce “Bu çocuk buraya nasıl gelecek?” diye sormak gerekiyor.<br><br><strong>Beşinci adım, </strong>şef yetiştirmektir. Bu belki de en önemli başlıklardan biri. Koro geleneğinin devamı için sadece iyi koristlere değil, yeni şeflere de ihtiyacımız var. Ancak bu şeflerin yalnızca müzik bilmesi yetmez. Çocukla çalışmayı, gençle iletişim kurmayı, kurumla ilişki yürütmeyi, repertuvar düşünmeyi ve topluluk oluşturmayı da öğrenmeleri gerekir.</p>
<p>Ve son olarak, “kültürel aidiyet ve sevgi bağı” meselesini yeniden düşünmemiz gerekiyor.</p>
<p>Aidiyet ve sevgi çok kıymetli. Hatta onsuz hiçbir şey olmaz. Ama artık sadece bu duygularla kurum yürümüyor, koro da yürümüyor. Sevginin yanına planlama koymak gerekiyor. Arşiv koymak gerekiyor. Repertuvar koymak gerekiyor. Ulaşım koymak gerekiyor. Çocuk politikası koymak gerekiyor. Düzenli destek koymak gerekiyor.</p>
<p>Bunları söylerken kesin hükümler vermek istemem; her kurumun şartı başka, her koronun hikâyesi başka. Ama sahada gördüğüm şu: Bir koro kendiliğinden yaşamıyor. Ona emek veren insanlar varsa yaşıyor. O emeği taşıyacak bir sistem varsa büyüyor. Çocuklara ve gençlere gerçek bir alan açılıyorsa geleceğe kalıyor.</p>
<p>Belki de bugün sormamız gereken soru “Eskiden kaç kişiydik?” değil. Elbette bunu bilmek önemli; Gomidas’ın 300 kişilik korosundan bugüne gelen yol bize çok şey anlatıyor. Ama bugünün asıl soruları bana göre şunlar:</p>
<p>Bugün elimizde kalan sesleri nasıl bir araya getireceğiz? Çocukları nasıl bağlı tutacağız? Gençlere nasıl sorumluluk vereceğiz? Şefleri nasıl destekleyeceğiz? Ve bir konserden sonra o emeğin kaybolmaması için nasıl bir hafıza kuracağız?</p>
<p><strong>Meg Nota</strong>’nın adı bana bunu düşündürüyor: Bir nota tek başına küçük görünebilir. Ama doğru yerde, doğru nefesle, başka notalarla buluştuğunda müziğe dönüşür.</p>
<p>Korolarımız için de belki mesele tam olarak bu.</p>
<p>Ses hâlâ var.<br>Şimdi o sesleri yeniden buluşturacak aklı, emeği ve yolu kurmamız gerekiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü, Süheyla Doğan ve Raji Sourani'ye verildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/2026-uluslararasi-hrant-dink-odulu-suheyla-dogan-ve-raji-sourani-ye-verildi-41853</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/15/2026-uluslararasi-hrant-dink-odulu-suheyla-dogan-ve-raji-sourani.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/2026-uluslararasi-hrant-dink-odulu-suheyla-dogan-ve-raji-sourani-ye-verildi-41853</guid><description><![CDATA[Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün 18.'si, 15 Eylül Salı akşamı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapılan törenle sahiplerini buldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl 18. kez verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün sahipleri Türkiye'den yaşam ve doğa savunucusu Süheyla Doğan ile Filistinli hukukçu ve insan hakları savunucusu Raji Sourani oldu. </p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/bfd01e6d-32c9-4e89-926d-b5d91d0f90c0.jpg" alt="Süheyla Doğan" width="470" height="313">
<figcaption>Süheyla Doğan</figcaption>
</figure>
<p><strong>Süheyla Doğan'a ödül, </strong>Kazdağları'nı ve bütün doğal ve kültürel varlıklarıyla bölgesini cesaretle savunmaktan vazgeçmediği, kadının insan hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkarmaya, doğayla birlikte yaşam hakkını savunmaya devam ettiği için verildi. </p>
<p>Raji Sourani'nin ödül gerekçesi ise <strong>Filistin’den</strong> Gazze'de insan hakları ihlallerini belgelemenin fiilen imkânsızlaştığı koşullarda dahi çalışmalarını sürdürdüğü; tehditlere, tecritlere boyun eğmeden iktidara karşı doğruları savunduğu; hukukun üstünlüğünü, adaleti ve savaştan etkilenen herkesin onurunu mesleki yaşamının ve ahlaki tutumunun kılavuz ilkeleri olarak kabul ettiği ve cezasızlığa karşı hukukun hâlâ geçerli bir yol olabileceğini göstermesi olarak belirlendi. </p>
<h4>Işık doğar, karanlık dağılır</h4>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/rakeldink.jpeg" alt="" width="468" height="312">
<figcaption>Rakel Dink</figcaption>
</figure>
<p><strong>Şebnem Hassanisoughi’nin</strong> sunuculuğunu üstlendiği ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde yüzlerce insanın katılımıyla yapılan törende, vakıf adına izleyicilere hoşgeldiniz mesajını Hrant Dink Vakfı Başkanı <strong>Rakel Dink</strong> iletti. Rakel Dink izleyicileri “Her ne kadar umutsuz da olsa, yorucu da olsa, bıkkınlık da uyandırsa, barış, barış, barış diyeceğiz. Barış istiyoruz. Huzur ve adalet için harcanan her emek, her çaba değerlidir. Gayret edenler için de onurdur. Elbette ki gerçek barış cesaretle, gerçeklerle, derinlerle yüzleşmektir. 'Adalet mülkün temelidir' bir Tanrı sözüdür. Adalet temel pekiştirir, yaslı, yaralı, kırılmış yürekleri onarır, şifa verir, göçük bedenleri güçlendirir, yeniler, bitmiş umutları geliştirir ve umutlu kılar. Işık doğar, karanlık dağılır” sözleriyle karşıladı. </p>
<p><a href="https://hrantdink.org/attachments/article/4695/Rakel%20Dink%20Konus%CC%A7mas%C4%B1.pdf" target="_blank" rel="noopener">Rakel Dink’in konuşması için tıklayınız.</a></p>
<h4>İyileşme, dokunarak konuşmakta</h4>
<p>Uluslararası Hrant Dink Ödülü Komitesi’nin daveti üzerine törende konuşma yapan, <em>Hrant</em> biyografi kitabının yazarı <strong>Tûba Çandar</strong>, “Çünkü gazeteci Hrant Dink bir şifacıydı da… Elleriyle çalışırdı. Konuşurken dayanamaz, dokunurdu insanlara. Dokunduğu her insanı da değiştirir, dönüştürürdü. Çünkü herkese yetecek sevgi ve sıcaklığı içinde barındırırdı ve kendisine bahşedilmiş bu özelliği de paldır küldür bir doğallıkla sunardı. Her şifacı gibi, bizi şifalandırırken kendisi de şifalanırdı. Çünkü bizler, yani hem Türkler hem de Ermeniler hastalanmıştık 100 yıl kadar önce… Bu topraklarda yaşatılanlar ve yaşananlar yüzünden… İyileşmenin yolu birbirimize dokunmaktan geçecekti. Dokunarak konuşmaktan… Konuşarak birbirimizi anlayacak, kabul edecek ve geçmişimizle yüzleşecektik.” </p>
<p> <a href="https://hrantdink.org/attachments/article/4695/Tuba%20C%CC%A7andar%20Konus%CC%A7mas%C4%B1.pdf" target="_blank" rel="noopener">Tûba Çandar'ın konuşması için tıklayınız.</a></p>
<h4>Ödül hayatta kalanlara ve mağdurlara</h4>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/raji.jpg" alt="" width="422" height="281">
<figcaption>Raji Sourani </figcaption>
</figure>
<p>Ödül sahibi <strong>Süheyla Doğan</strong> yapıtığı konuşmada “Umudumuzu büyütüyoruz…Umuttan başka şansımız olmadığını ve güzel günlerin geleceğini biliyoruz... Ve ben de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da eşitlikçi, adil, laik ve ekolojik bir yaşam için tüm varlığımla, inancımla, sevgimle, umudumla mücadele etmeye devam edeceğim” dedi.</p>
<p>Süheyla Doğan’ın konuşmasının tamamı için <a href="https://hrantdink.org/tr/uluslararasi-hrant-dink-odulu/odul-sahipleri/son-yilin-odul-sahipleri/4687-2026-yili-odul-sahibi-suheyla-dogan" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</p>
<p>Ödül sahibi <strong>Raji Sourani</strong> konuşmasında “Bu ödül, hakikatin önemli olduğuna ve bir gün adaletin galip geleceğine inandıkları için, bize güvenerek, yaşamlarının en acı anlarını anlatarak tanıklıklarını bizimle paylaşan mağdurlara ve hayatta kalanlara aittir. Bu ödül, halklarının yaşadıkları acı ve ıstırabın silinmesine veya normalleştirilmesine izin vermeyi reddeden gazeteciler, doktorlar, insani yardım çalışanları ve kurtarma ekipleri dahil olmak üzere Filistin toplumun tüm kesimlerine aittir. Ve bu ödül, Filistin’de ve Filistin’in ötesinde, uluslararası hukukun milliyet, ten rengi veya ırk ayrımı gözetmeksizin herkesi eşit biçimde koruması gerektiğinde ısrar etmeyi sürdüren herkese aittir.” dedi.</p>
<p>Raji Sourani’nin yaptığı konuşmanın tamamı için <a href="https://hrantdink.org/tr/uluslararasi-hrant-dink-odulu/odul-sahipleri/son-yilin-odul-sahipleri/4689-2026-yili-odul-sahibi-raji-sourani" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</p>
<h4>Parıldayan ışıklar</h4>
<p>Türkiye'de ve dünyanın dört bir yanında, yaptıklarıyla insanlığa 'ışık' tutanların hatırlandığı, umut veren insanların ve toplulukların selamlandığı videoyla 2026 yılının 'Işıklar'ı takdim edildi. Bu yılın 'Işıklar'ı arasında, Güney Afrika'dan Hindistan'a, Grönland'dan Filistin'e, Arnavutluk'tan ABD'ye ve gençliğin meydanları doldurduğu Bulgaristan'dan Nepal'e uzanan bir coğrafyada; kadın cinayetlerine, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı direniş, zorla kaybedilenler için hakikat arayışı, ekolojik hak savunuculuğu, sömürge ve savaş suçlarıyla hesaplaşma, emek ve göçmen hakları, gençlik öncülüğünde demokrasi mücadelesi gibi pek çok başlıkta yaptıklarıyla ilham olan kişiler ve girişimler yer aldı.</p>
<p>Gecede <strong>Maral Ayvaz</strong>, <strong>Ari Barokas</strong>, <strong>Anna Sara Poghosyan</strong>, <strong>Raffi Hayra</strong> ve <strong>Sasa Serap</strong> da müzikleriyle sahne aldı.</p>
<p>Her sene, Uluslararası Hrant Dink Ödülü töreninin vazgeçilmez anlarından biri de, tören için üretilen özgün videolar. 2009 yılından bu yana hazırlanan videoların konseptini <strong>Ümit Kıvanç</strong>; videoların ruhuna hayat veren seslendirmeleri ise <strong>Mahir Günşiray</strong> ve <strong>Eric Nazarian</strong> yaptı.</p>
<h4>2026 Jürisi</h4>
<p>Ödülün bu yılki jürisinde, 2025 Uluslararası Hrant Dink Ödülü Sahibi Bülent Şık, 2025 Uluslararası Hrant Dink Ödülü Sahibi Helena Maleno Garzon, bellek çalışmaları ve müzecilik alanında uzman Bonita Bennett, araştırmacı, editör ve kültür kuruluşu yöneticisi Asena Günal, tarihçi ve akademisyen Cemal Kafadar, araştırmacı gazeteci ve yazar Fariba Nawa, uluslararası ilişkiler akademisyeni Kalypso Nicolaidis, tiyatro yazarı ve yönetmen Berkun Oya, insan hakları savunucusu Feray Salman, demokrasi ve insan hakları alanında sivil toplum temsilcisi Naira Sultanyan, Hrant Dink Vakfı başkanı Rakel Dink yer alıyor.</p>
<div class="box-12">
<h4>Daha önce ödül verilen isimler</h4>
<p>Uluslararası Hrant Dink Ödülleri, 2025'te gıda güvenliği ve çevre sağlığı araştırmacısı, kamuoyundan gizlenen kanserojen madde verilerini açıkladığı için yargılanan <strong>Bülent Şık</strong>'a ve Avrupa sınırlarında göçmenlerin hayatını ve haklarını savunmak için çalışan insan hakları savunucusu<strong> İspanya'dan Helena Maleno Garzón</strong>'a, 2024'te kadına yönelik şiddetle mücadelede uzun yıllardır çalışan <strong>Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'</strong>na ve <strong>Sierra Leone'de</strong> kadın genital mutilasyonuna karşı mücadele eden <strong>Rugiatu Neneh Turay</strong>'a, 2023'te bağımsız radyo kanalı <strong>Açık Radyo</strong>'ya ve <strong>Kolombiya'da</strong> insan hakları ve ekolojik haklar için mücadele eden <strong>José Alvear Restrepo Avukatlar Kolektifi</strong>'ne, 2022'de insan hakları örgütü <strong>Türkiye İnsan Hakları Vakfı</strong>'na ve <strong>Afganistan'dan</strong> kadın hakları savunucusu <strong>Shaharzad Akbar</strong>'a, 2021'de kadın hakları savunucusu, avukat <strong>Canan Arın</strong>'a ve <strong>Filipinler'den</strong> gazeteci <strong>Maria Ressa</strong>'ya, 2020'de insan hakları aktivisti <strong>Osman Kavala</strong>'ya ve <strong>Mısır'da</strong> kadın hakları aktivisti <strong>Mozn Hassan</strong>'a, 2019'da kadın hakları aktivisti <strong>Nebahat Akkoç</strong>'a, <strong>Hindistan'da</strong> insan hakları ve çevre hakları aktivisti <strong>Agnes Kharshiing</strong>'e, 2018'de geçmişle yüzleşme ve diyalog odaklı çalışmalar yürüten insan hakları aktivisti <strong>Murat Çelikkan</strong>'a ve <strong>Yemen'de</strong> insan haklarını savunmak ve korumak için mücadele eden <strong>Mwatana İnsan Hakları Örgütü</strong>'ne, 2017'de insan hakları ihlallerini hem Türkiye'nin hem de uluslararası toplumun gündemine taşıyan avukat <strong>Eren Keskin</strong>'e ve eserleriyle tüm dünyada yaşanan eşitsizliklere dikkat çeken Çinli sanatçı <strong>Ai Weiwei</strong>'ye, 2016'da <strong>Malavi'de</strong> çocukların insan hakları üzerine çalışan kabile reisi <strong>Theresa Kachindamoto</strong> ve insan hakları ve hukukun üstünlüğü için mücadele eden <strong>Diyarbakır Barosu</strong>'na, 2015'te <strong>Suudi Arabistan'dan</strong> kadın hakları savunucu <strong>Samar Badawi'</strong>ye ve LGBT hakları için mücadele eden <strong>KAOS GL</strong>'ye, 2014'te adli tıp uzmanı ve insan hakları savunucusu <strong>Şebnem Korur Fincancı</strong>'ya ve <strong>İngiltere'de</strong> anti nükleer aktivisti <strong>Angie Zelter</strong>'e, 2013'te insan hakları savunucusu <strong>Sırbistan'dan</strong> <strong>Nataša Kandic</strong>'e ve gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan <strong>Cumartesi Anneleri / İnsanları</strong>'na, 2012'de yazar <strong>İsmail Beşikçi</strong>'ye ve <strong>Rusya'da</strong> insan hakları örgütü <strong>Uluslararası 'Memorial' Topluluğu</strong>'na, 2011'de gazeteci, yazar <strong>Ahmet Altan</strong>'a ve gazeteci, <strong>Meksika'dan</strong> insan hakları savunucusu <strong>Lydia Cacho</strong>'ya, 2010'da T<strong>ürkiye Vicdani Ret Hareketi</strong>'ne ve <strong>İspanya'dan</strong> hukukçu B<strong>altasar Garzón</strong>'a, 2009'da gazeteci, yazar <strong>Alper Görmüş</strong>'e ve gazeteci, İsrailli gazeteci ve yazar <strong>Amira Hass</strong>'a verildi.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 15 Sep 2026 22:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rusya'nın kısıtlamaları Ermenistan'ın tarım ihracatını yüzde 15 düşürdü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rusya-nin-kisitlamalari-ermenistan-in-tarim-ihracatini-yuzde-15-dusurdu-41851</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/15/rusya-nin-kisitlamalari-ermenistan-in-tarim-ihracatini-yuzde-15-dusurdu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rusya-nin-kisitlamalari-ermenistan-in-tarim-ihracatini-yuzde-15-dusurdu-41851</guid><description><![CDATA[Ermenistan'ın Avrupa Birliği'yle yakınlaşması sonrası Moskova'nın Ermenistan ürünlerine karşı başlattığı kısıtlamalar günden güne artıyor. Dünya Bankası raporuna göre Ermenistan'ın tarım ihracatı Temmuz ayında keskin bir düşüş gösterdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Bankası'nın Pazartesi günü yayınlanan "<em>Ermenistan Aylık Ekonomik Gelişmeleri: Eylül 2026" </em>raporuna göre, Rusya'nın Ermeni gıda ürünlerine yönelik kısıtlamaları sıkılaştırmasının ardından Ermenistan'ın tarım ihracatı Temmuz ayında keskin bir düşüş gösterdi.</p>
<p>Rapora göre, sebze ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 52,2 azalırken, genel tarım ihracatı yüzde 15,2 düştü.</p>
<p>Rusya, Nisan ayında Ermenistan'dan yapılan tarım ürünleri ithalatına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırmaya başladı. 12 Haziran'dan itibaren, Avrasya Ekonomik Birliği içinde ticareti yapılan yaklaşık 130 ürünün ithalatını yasakladı; bu ürünler arasında yaş meyve sebze ve çiçek de bulunuyordu. Balık ürünlerine yönelik kısıtlamalar ise 26 Haziran'da yürürlüğe girdi.</p>
<p>Alınan önlemler, Ermenistan'ın Temmuz ayındaki toplam ihracatında yüzde 15,7'lik bir düşüşe, ithalatında ise yüde 21,5'lik bir artışa yol açtı.</p>
<p>Toplam ihracattaki düşüş, önemli bir yeniden ihracat kategorisi olan değerli ve yarı değerli taş ihracatındaki yüzde 66,2'lik düşüşten de kaynaklandı. Bu mallar hariç tutulduğunda, ihracat yüzde 6,8 oranında arttı; bu artışın büyük kısmı, mineral ihracatının düşük bir seviyeden yüzde 59,1 oranında yükselmesinden kaynaklandı.</p>
<p>2026 yılının ilk yedi ayında Ermenistan'ın ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 7,9 azalırken, ithalatı yüzde 7,7 arttı. Ticaret açığı, hizmet ve gelir akışlarıyla kısmen dengelenmiş olsa da, tahmini yıllık GSYİH'nin yüzde 10'una denk gelecek şekilde genişledi.</p>
<p>Rusya, birçok tarım üreticisi için Ermenistan'ın ana ihracat pazarı olmaya devam ediyor ve bu durum, çiftçileri ve ihracatçıları Rusya'nın ithalat kurallarındaki değişikliklere karşı savunmasız bırakıyor.</p>
<p>(Kaynak: CivilNet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kadınlar ve LGBTİ+’lar Çağlayan’da, gözaltılar var]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kadinlar-ve-lgbti-lar-caglayanda-gozaltilar-var-41849</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/15/kadin-ve-lgbti-lar-caglayanda-ablukada.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kadinlar-ve-lgbti-lar-caglayanda-gozaltilar-var-41849</guid><description><![CDATA[“Ailem Güvende” operasyonlarında gözaltına alınan ve tutuklananların serbest bırakılması talebiyle Çağlayan Adliyesi önünde bir araya gelen kadın ve LGBTİ+’lar polis ablukasına alındı. Polis, herhangi bir açıklama ve eyleme izin vermeyeceğini bildirdi. Basın alandan uzaklaştırıldı, gözaltılar var.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Feminist örgütler, sendikalar, sosyalist gruplar ve LGBTİ+ oluşumları, “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında yapılan gözaltı ve tutuklamalara karşı basın açıklaması düzenleyeceklerini duyurmuştu.</p>
<p>Yapılan çağrıda, 15 Eylül Salı günü saat 12.30’da Çağlayan Adliyesi önünde bir araya gelineceği belirtildi.</p>
<p>Çağrı metninde, LGBTİ+ dernekleri ve bazı mekanlara yönelik operasyonlara tepki gösterilirken, gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin serbest bırakılması istendi.</p>
<h4>Polis ablukası ve gözaltılar</h4>
<p>Kalabalık, Çağlayan Adliyesi önünde toplanmaya başladı. Polis, kitlenin etrafını çevirerek herhangi bir açıklama ve eyleme izin vermeyeceğini bildirdi.</p>
<p>Kadın ve LGBTİ+’lar polis ablukasına alınırken, çevik kuvvet ekipleri ve gözaltı araçlarıyla çevreleri sarıldı. Bazı kadın ve LGBTİ+’lar ters kelepçeyle gözaltına alınarak çevik kuvvet otobüsüne götürüldü.</p>
<p><em>(Güncellenecek)</em></p>
<div class="box-12">
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Türkiye genelinde LGBTİ+ örgütleri, aktivistler ve işletmelere yönelik "Ailem Güvende" adlı geniş çaplı polis operasyonları 15 ilde yürütüldü. Adalet Bakanı Gürlek'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Aile ve Nüfus On Yılı" politikası doğrultusunda çocukları ve aileyi korumak amacıyla yapıldığını açıkladığı operasyonlarda  162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hedef alındı.</p>
<p>İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda başlatılan soruşturmalarda; Kaos GL başta olmak üzere pek çok LGBTİ+ derneğinin yönetim ve denetim kurulu üyeleri gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alındı, dernek binalarında aramalar yapılarak dijital materyallere el konuldu.</p>
<p>"Müstehcenlik", "fuhşa aracılık" ve "Dernekler Kanunu’na muhalefet" suçlamalarıyla yürütülen operasyon sürecinde aralarında Kaos GL, Pembe Hayat, SPoD ve 17 Mayıs’ın da bulunduğu çok sayıda derneğin internet sitesi ile aktivist, avukat ve gazetecilerin sosyal medya hesapları erişime engellendi. Soruşturma kapsamında ayrıca İstanbul Beyoğlu ve Şişli'deki gece kulüpleri ile masaj salonlarına da eş zamanlı baskınlar düzenlendi.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 15 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Osman Kavala'ya verilen Gilel Storch Ödülü'nü Ayşe Buğra aldı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/osman-kavala-ya-verilen-gilel-storch-odulu-nu-ayse-bugra-aldi-41848</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/15/osman-kavala-ya-verilen-gilel-storch-odulu-nu-ayse-bugra-aldi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/osman-kavala-ya-verilen-gilel-storch-odulu-nu-ayse-bugra-aldi-41848</guid><description><![CDATA[Gezi davasında tutuklanan ve dokuz yıldır içeride tutulan iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala'ya İsveç'te verilen Gilel Storch Ödülü'nü eşi Ayşe Buğra aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık olarak dokuz yıldır cezaevinde tutulan iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala'ya İsveç'te verilen 2026 Gilel Storch Ödülü'nü, 7 Eylül’de Kavala’nın eşi Ayşe Buğra aldı.</p>
<p>Stockholm Konser Salonu’nda düzenlenen törende Buğra, ödülü Gilel Storch Komitesi Başkanı Gabriel Urwitz ve ödülün kurucusu Marcus Storch’tan aldı.</p>
<p>Ödül komitesi, ödül verme gerekçesinde Anadolu Kültür’ün kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olan Kavala’nın Türkiye’de sivil toplum ve kültür hayatında önemli rol oynadığını belirtti.</p>
<p>Komiteye göre Kavala’nın ortak Avrupa kültür girişimlerine katkıları, ortak kültürel faaliyetler aracılığıyla farklı toplumlar ve insanlar arasında bağ kurulmasına yardımcı oldu.</p>
<p>Kavala’nın Anadolu Kültür aracılığıyla Türkiye ile komşu ülkeler arasında yakınlaşmaya katkı sunduğunu belirten komite, onu “evrensel hümanizm ve demokrasi değerlerinin savunucusu” olarak tanımladı.</p>
<p>Ödül gerekçesinde Kavala’nın 25 Nisan 2022’de müebbet hapis cezasına çarptırıldığı da hatırlatıldı. Komite, Kavala hakkındaki suçlamaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin davayla ilgili iki kararında dayanaksız bulunduğunu kaydetti.</p>
<h4>Gilel Storch Ödülü</h4>
<p>Kavala'ya verilecek olan ödül, adını 1902–1983 yılları arasında yaşayan Gilel Storch'tan alıyor. Letonya doğumlu olan ve İkinci Dünya Savaşı nedeniyle İsveç'e sığınan Storch, çok sayıda Yahudi'nin Holokost'tan kurtulmasını sağlayan çabalarından ve cesaretinden ötürü saygıyla anılan bir isim.</p>
<p>Gilel Storch Ödülü, ilk kez verildiği 2018 yılında eski Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck'a takdim edilmişti. Ödülün geçen yılki sahibi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy olmuştu. Bir önceki yıl ise Hint asıllı yazar Salman Rüşdi bu ödüle layık görülmüştü.</p>
<p>Gilel Storch Ödülü, 2018’den bu yana demokratik, evrensel ve hümanist değerlerin geliştirilmesine katkıda bulunan ve bunu yaparken sivil cesaret gösteren kişilere veriliyor.</p>
<p>Programda soprano Clarice Granado ile kemancı Henrik Naimark Meyers ve piyanist John Nalan da sahne aldı.</p>
<h4>Kavala ve Shlosberg için serbest bırakılma çağrısı</h4>
<p>Ödül töreninde ayrıca 2023 Gilel Storch Ödülü sahibi Rus siyasetçi Lev Shlosberg’in Rusya’da yönetimi eleştirdiği gerekçesiyle 11 yıl hapis cezasına çarptırılması da protesto edildi.</p>
<p>Gilel Storch Komitesi, Osman Kavala ve Lev Shlosberg’in “derhal serbest bırakılması” çağrısında bulundu.</p>
<p>Öte yandan törende 2020’de ödüle layık görülen feminist ve politik aktivist Gloria Steinem’ın (1934-2026) hayatını kaybetmesinden duyulan üzüntü ifade edildi.</p>
<p>(Kaynak: Bianet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 15 Sep 2026 12:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ne aile güvende ne de hiçbirimiz"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ne-aile-guvende-ne-de-hicbirimiz-41847</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/tulay%20hatimogullari.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ne-aile-guvende-ne-de-hicbirimiz-41847</guid><description><![CDATA[DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, LGBTİ+ dernekleri ve aktivistlerine yönelik 15 ilde düzenlenen "Ailem Güvende" operasyonlarına tepki göstererek gözaltı ve tutuklamaların son bulmasını istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları LGBTİ+ dernekleri ve aktivistlerine yönelik operasyona tepki gösterdi.</p>
<p>Hatimoğulları  X hesabından yaptığı paylaşımda “Ailem güvende” diyerek bir ailenin LGBTİ+ çocuğunu hedefe koyuyorsanız, kimi kimden koruyorsunuz? Kadın örgütlerinin ortak bildirisinde söylediğimiz gibi: “Ne aile güvende ne de hiçbirimiz” dedi.</p>
<p>Hatimoğulları şöyle devam etti:</p>
<p>“LGBTİ+’lar bu toplumun da hayatın da parçasıdır. Onları tehdit görmek, nefret suçlarının hedefi haline getirmek, gözaltı ve tutuklamalarla örgütlenmelerini kriminalize etmeye çalışmak antidemokratiktir ve kabul edilemez. Korunması gereken bütün yurttaşların yaşamı, hakları ve özgürlükleridir. Gözaltındakiler ve tutuklananlar derhal serbest bırakılsın. LGBTİ+ örgütlerine ve hak savunucularına yönelik baskılara son verilsin!”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Türkiye genelinde LGBTİ+ örgütleri, aktivistler ve işletmelere yönelik "Ailem Güvende" adlı geniş çaplı polis operasyonları 15 ilde yürütüldü. Adalet Bakanı Gürlek'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Aile ve Nüfus On Yılı" politikası doğrultusunda çocukları ve aileyi korumak amacıyla yapıldığını açıkladığı operasyonlarda  162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hedef alındı.</p>
<p>İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda başlatılan soruşturmalarda; Kaos GL başta olmak üzere pek çok LGBTİ+ derneğinin yönetim ve denetim kurulu üyeleri gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alındı, dernek binalarında aramalar yapılarak dijital materyallere el konuldu.</p>
<p>"Müstehcenlik", "fuhşa aracılık" ve "Dernekler Kanunu’na muhalefet" suçlamalarıyla yürütülen operasyon sürecinde aralarında Kaos GL, Pembe Hayat, SPoD ve 17 Mayıs’ın da bulunduğu çok sayıda derneğin internet sitesi ile aktivist, avukat ve gazetecilerin sosyal medya hesapları erişime engellendi. Soruşturma kapsamında ayrıca İstanbul Beyoğlu ve Şişli'deki gece kulüpleri ile masaj salonlarına da eş zamanlı baskınlar düzenlendi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[LGBTİ+’lara yönelik operasyonlar Türkiye’yi “karanlık bir yola” sürüklüyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/lgbti-lara-yonelik-operasyonlar-turkiyeyi-karanlik-bir-yola-surukluyor-41846</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/15/lgbti-lara-yonelik-operasyonlar-turkiyeyi-karanlik-bir-yola-surukluyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/lgbti-lara-yonelik-operasyonlar-turkiyeyi-karanlik-bir-yola-surukluyor-41846</guid><description><![CDATA[Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, LGBTİ+ örgütleri ve aktivistlere yönelik ülke çapındaki gözaltı ve baskın dalgasını “baskının şoke edici biçimde tırmanması” olarak niteledi. Amor, “ahlaki gündemin dayatılmasının” temel hakların açık ihlali olduğunu söyleyerek Türkiye’nin “karanlık bir yola” sürüklendiğini belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye genelinde LGBTİ+ örgütleri, aktivistler ve işletmelere yönelik "Ailem Güvende" adlı geniş çaplı polis operasyonları 15 ilde yürütüldü. Adalet Bakanı Gürlek'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Aile ve Nüfus On Yılı" politikası doğrultusunda çocukları ve aileyi korumak amacıyla yapıldığını açıkladığı operasyonlarda  162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hedef alındı.</p>
<p>İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda başlatılan soruşturmalarda; Kaos GL başta olmak üzere pek çok LGBTİ+ derneğinin yönetim ve denetim kurulu üyeleri gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alındı, dernek binalarında aramalar yapılarak dijital materyallere el konuldu.</p>
<p>"Müstehcenlik", "fuhşa aracılık" ve "Dernekler Kanunu’na muhalefet" suçlamalarıyla yürütülen operasyon sürecinde aralarında Kaos GL, Pembe Hayat, SPoD ve 17 Mayıs’ın da bulunduğu çok sayıda derneğin internet sitesi ile aktivist, avukat ve gazetecilerin sosyal medya hesapları erişime engellendi. Soruşturma kapsamında ayrıca İstanbul Beyoğlu ve Şişli'deki gece kulüpleri ile masaj salonlarına da eş zamanlı baskınlar düzenlendi.</p>
<p>Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, Türkiye genelinde LGBTİ+ örgütleri, aktivistler ve LGBTİ+ların gittiği işletmelere yönelik geniş çaplı polis operasyonlarına tepki gösterdi ve gelişmeleri ülkedeki baskının “şoke edici biçimde tırmanması” olarak niteledi.</p>
<p>AP Türkiye Raportörünün açıklamasının tamamı şöyle:</p>
<p>“Dün gece LGBTİ aktivistlerine yönelik geniş çaplı gözaltı ve baskın dalgası, Türkiye’de baskının şoke edici biçimde tırmanmasıdır. Bu ahlaki gündemin dayatılması, temel hakların ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir ve ülkeyi karanlık bir yola sürüklemektedir.”</p>
<h4>Engeller devam ediyor</h4>
<p>Kaos GL ve Velvele’nin internet siteleri ile çok sayıda LGBTİ+ örgütü, aktivist ve hak savunucusunun sosyal medya hesapları erişime engellendi. Erişim engellerine ve LGBTİ+ örgütlerine yönelik operasyonlara siyasetçiler, hukukçular, gazeteciler ve hak savunucularından tepki geldi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Şimdi siyasi irade ve pratiği ortaya koyma zamanı"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/simdi-siyasi-irade-ve-pratigi-ortaya-koyma-zamani-41843</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/14/simdi-siyasi-irade-ve-pratigi-ortaya-koyma-zamani.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/simdi-siyasi-irade-ve-pratigi-ortaya-koyma-zamani-41843</guid><description><![CDATA[Dün DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol, çerçeve yasanın TBMM'den geçmesinin ardından ilk kez Öcalan ile İmralı'da görüşmüştü. Görüşmeye ilişkin olarak bugün yapılan açıklamada Öcalan'ın sürece dair mesajlarına yer verildi: "Barış iradesinin boşlukta kalmaması, somut hukuki ve siyasi düzenlemelerle güvence altına alınması ertelenemez bir görevdir."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol, dün (13 Eylül) Abdullah Öcalan ile görüştü. Görüşmede Türkiye’deki süreç, demokratik çözüm ve kalıcı barışın geliştirilmesi, sürecin ilerletilmesi için atılması gereken somut adımlar ile bölgesel gelişmeler ele alındı.</p>
<p>Görüşmenin ardından DEM Parti İmralı Heyeti tarafından yapılan açıklamada, Öcalan’ın kamuoyuna yansıtılmak üzere yaptığı değerlendirmelere yer verildi.</p>
<p>Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin tarihi sorumlulukların gecikmeden yerine getirilmesini gerektiren bir aşamada olduğunu belirterek, yasanın çıkmasının ardından karşılıklı pratik adımların atılması ve kurulların aktif şekilde çalışmaya başlamasının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Öcalan, sürecin amacını ise “barış ve siyasallaşmanın gerçekleştirilmesi” olarak tanımladı. Öcalan, “Barışın karşılığı silah bırakmaya, siyasallaşmanın karşılığı demokratik siyaset ve demokratik topluma tekabül eder” dedi.</p>
<div class="box-12">
<p>Açıklamanın tamamı şu şekilde:</p>
<p>"DEM Parti İmralı Heyeti olarak 13 Eylül 2026’da İmralı Adası’nda Sayın Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdik.</p>
<p>Görüşmede Türkiye’nin içinde bulunduğu süreç, demokratik çözüm ve kalıcı barışın geliştirilmesi, sürecin ilerletilmesi için atılması gereken somut adımlar ve bölgesel gelişmeler ele alındı.</p>
<p>Sayın Abdullah Öcalan’ın kamuoyuna yansıtılmak üzere yaptığı değerlendirmeler özetle şöyledir:</p>
<p>“Barış ve Demokratik Toplum Süreci, tarihi sorumlulukların gecikmeden yerine getirilmesini gerektiren bir aşamadadır. Yasanın çıkmasından sonraki dönemde bu sorumluluk çerçevesinde karşılıklı pratik adımların atılması ve kurulların aktif olarak çalışmaya başlaması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>“Benim amacım barış ve siyasallaşmanın gerçekleştirilmesidir. Barışın karşılığı silah bırakmaya, siyasallaşmanın karşılığı demokratik siyaset ve demokratik topluma tekabül eder.</p>
<p>“Türkiye’nin önünde tarihsel bir fırsat bulunmaktadır. Bunun kalıcı bir barışa ve demokratik çözüme ulaştırılması için herkesin ve her kesimin bu bilinçle hareket etmesini bekliyor ve edeceğine inanıyorum. Barış iradesinin boşlukta kalmaması, somut hukuki ve siyasi düzenlemelerle güvence altına alınması ertelenemez bir görevdir.</p>
<p>“Barış ve Demokratik Toplum Süreci aynı zamanda Orta Doğu’daki tüm halkların ve inançların barış içinde, özgür ve eşit olarak bir arada yaşamasını hedeflemektedir. Bölgedeki gelişmeler, sürecin hassas dengeler üzerinde işlediğini açıkça göstermektedir ve bunlar süreci doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle muhtemel provokasyonların boşa çıkarılması için bölgedeki sorunların diyalog ve müzakere temelinde ele alınması esas olmalıdır. Rojava’da gerçekleşen olaylar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.”</p>
<p>DEM Parti İmralı Heyeti olarak Sayın Öcalan’ın temel yaklaşımının barışın kalıcılaştırılması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz.</p>
<p>Barışın yolu açıktır. Şimdi bu yolu ilerletecek siyasi irade ve pratiği ortaya koyma zamanıdır."</p>

</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ari Aliciyan’dan Khachatur Avetisyan’ın 100. yılına özel albüm]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ari-aliciyandan-khachatur-avetisyanin-100-yilina-ozel-album-41842</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/14/ari-aliciyandan-khachatur-avetisyanin-100-yilina-ozel-album.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ari-aliciyandan-khachatur-avetisyanin-100-yilina-ozel-album-41842</guid><description><![CDATA[Besteci, aranjör ve piyanist Ari Aliciyan, Ermeni müziğinin önemli bestecilerinden Khachatur Avetisyan’ın doğumunun 100. yılı anısına hazırladığı “A Centenary Tribute” albümünü yayımladı. Sekiz eserden oluşan albümde Avetisyan’ın eserleri piyano, kanun, ud ve klasik kemençenin farklı tınılarıyla yeniden yorumlanıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Besteci, aranjör ve piyanist Ari Aliciyan, Ermeni müziğinin önemli bestecilerinden Khachatur Avetisyan’ın doğumunun 100. yılı anısına hazırladığı “Khachatur Avetisyan — A Centenary Tribute | 1926–2026” albümünü dinleyicilerle buluşturdu.</p>
<p>Avetisyan’ın müzikal mirasını yeni bir yaklaşımla ele alan albümde Ari Aliciyan (piyano), Marianna Gevorgyan (kanun), Sercan Halili (klasik kemençe), Altuğ Öncü (ud) ve Sevan Inyapan (kanun) bir araya geliyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/kapak-4.png" alt="" width="415" height="415"></p>
<h4>Müzikal mirasa saygı duruşu</h4>
<p>Sekiz eserden oluşan albümde sanatçıların özgün yorumları; piyano, kanun, ud ve klasik kemençenin farklı tınılarıyla buluşuyor. Proje, Avetisyan’ın eserlerini yeniden yorumlarken bestecinin müzikal mirasına da farklı bir perspektiften bakıyor.</p>
<p>Albümde ayrıca Ari Aliciyan’ın Khachatur Avetisyan’a ithafen bestelediği “Romance for Khachatur Avetisyan” adlı özgün eser de yer alıyor.</p>
<p>1926’da doğan Khachatur Avetisyan’ın 100. yılına ithaf edilen albüm, bestecinin müziğine ve bıraktığı mirasa bir saygı duruşu niteliğinde.</p>
<p>“Khachatur Avetisyan — A Centenary Tribute | 1926–2026” tüm dijital müzik platformlarında dinlenebilir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gazeteci Pınar Gayıp hakkında tahliye kararı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-pinar-gayip-hakkinda-tahliye-karari-41840</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/14/gazeteci-pinar-gayip-hakkinda-tahliye-karari.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/gazeteci-pinar-gayip-hakkinda-tahliye-karari-41840</guid><description><![CDATA[Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanı  Pınar Gayıp, ilk duruşmasında yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Gayıp savunmasında, “Bizden susmamız isteniyor. Susmadığım için terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Etkin Haber Ajansı (ETHA), DİSK/Limter-İş, Polen Ekoloji ve BEKSAV'a yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında 100’ü aşkın kişi gözaltına alınmıştı. Aynı soruşturma kapsamında ETHA çalışanı gazeteciler Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp, ve Elif Bayburt da tutuklanmıştı.</p>
<p>Pınar Gayıp, tutukluluğunun 7’nci ayında görülen ilk duruşmada yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi.</p>
<p>İlke TV muhabiri Tuğba Özer'in <a href="https://ilketv.com.tr/gazetecilerin-durusmasi-oncesi-aciklama-pinara-nadiyeye-elife-ozgurluk/" target="_blank" rel="nofollow noopener">haberine </a>göre Pınar Gayıp, “Gazeteci arkadaşlar olarak aramızda gönderdiğimiz çay paraları nedeniyle bile yargılandığımız, tutuklularla dayanışmanın tutuklanma gerekçesi yapıldığı bu ortamda bana destek olan gazeteci arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” diyerek savunmasına başladı.</p>
<h4>"Susmamız isteniyor"</h4>
<p>Pınar Gayıp, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Peki biz devrimci, sosyalist gazeteciler neden birbirimizle dayanışıyoruz? Gazetecilik etik ilkelerinden sapmadan, gerçeklerden taviz vermeden yaptığımız için mi? Gazeteciler için haber yapmak adeta ateşten gömlek giymek. 90’lı yılların karanlığında yaşananları duyurduğu için Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink ve Kadri Bağdu katledildi. Daha yakın tarihte ise özgür basın geleneğini yaratanların öğrencilerinden olan Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, savaş bölgesindeki gerçekleri duyururken katledildi.”</p>
<p>Gayıp, “Bizden susmamız isteniyor. Susmadığım için terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gazeteci Gayıp gözaltına alındığı güne dair ise şöyle konuştu:</p>
<p>“Ev baskını sırasında yaşadığım binada ve mahallede OHAL ilan edildi. Yaşadığım yerde ‘burada terörist var’ denilerek kriminalize edildim. Kadın polisler tarafından taciz edildim. Tuvalete benimle girip beni gözetlemek istediklerini söylediler. Ben 40 yaşımdayım böyle bir uygulamayla hiç karşılaşmadım. Tuvalet hakkını savunmak bana çok absürt geliyor.”</p>
<h4>"İtirafçılar üzerinden toplum yozlaştırılmaya çalışılıyor"</h4>
<p>“Savcı yüzü görmeden tutuklandım. Bu son dönemin zaten moda uygulaması. 7,5 aydır tutukluluk incelemesinde neden tutuklandığımı anlamak için bekliyorum. Bir tiyatro oyunundan ibaret tutuklama incelemeleri. SEGBİS odasına girmemle birlikte hakim ‘tutukluluğunun devamına karar verildi’ çıkabilirsin dedi. Yani benim savunma yapmama bile izin verilmedi. Aylar sonra 5,5 sayfalık bir iddianame elime ulaştı. 10 itirafçı olunca ne oluyor ben ne yapmışım diye baktım. Hepsi benim gazeteciliğimi ihbar etmiş.”</p>
<p>İddianamedeki Mustafa Bozali isimli itirafçının beyanlarına da savunmasında değinen Gayıp, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Ben bu zatı tanımam bilmem o beni tanıdığını söylemiş. Bu kişinin ismini iHD’de düzenlenen basın toplantısında duydum. Orada anlatılan; bu kişi çocuk istismarı suçlamasıyla ESP’den atılmış ve yurtdışına kaçmış orada çetelere katılmış. Şu anda uyuşturucu suçundan tutuklu bildiğim kadarıyla bu kişi. Bozali benim ETHA çalışanı olduğumu söylüyor. Ben 10 yıldır ETHA’da çalışıyorum. 10 yıldır da ETHA’da çalıştığımı ispat etmeye çalışıyorum. Bunun için itirafçılara başvurmaya gerek yok ben zaten bağıra bağıra söylüyorum. İtirafçılar üzerinden toplum yozlaştırılmaya çalışılıyor. En büyük örneği de son dönemde görülen İBB davasıdır.”</p>
<h4>Savcı tutukluluğun devamını istedi</h4>
<p>Davada savcı, mütalaasında tutukluluğunun devamını istedi. Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme Pınar Gayıp’ın yurtdışına çıkış yasağı ile tahliye edilmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 7 Aralık’ta görülecek.</p>
<div class="box-12">
<h4>"Göreceğiz, yazacağız, duyuracağız"</h4>
<p>Duruşma öncesi üç gazeteci için basın açıklaması yapıldı.</p>
<p>Açıklamada “Pınar, Nadiye ve Elif’i yalnızca ‘tutuklu gazeteciler’ olarak tanımlamak eksik kalır. Onlar sosyalist gazetecilerdir. Gazeteciliği, egemenlerin görmek istemediğini görünür kılmak; işçinin, kadının, Kürt halkının, LGBTİ+’ların, gençlerin ve doğanın sesini duyurmak; sömürüye, baskıya ve adaletsizliğe karşı yükselen mücadeleleri topluma taşımak olarak yapıyorlar” denildi.</p>
</div>
<div class="box-2">Aynı soruşturma kapsamında tutuklanan gazeteciler Nadiye Gürbüz’ün duruşması 15 Eylül 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Elif Bayburt’un ise  29 Eylül tarihinde 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:03:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kültürel değişim]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kulturel-degisim-41841</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/09/14/kulturel-degisim.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kulturel-degisim-41841</guid><description><![CDATA[Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos’un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı ‘Lensler konuşabilseydi’ başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor. Bu hafta kültürel kodlardan ya da başka bir deyişle yeni bir ülkeye taşınmak ve kültürüne aşina olmamaktan kaynaklanan "aptalca" hatalardan bahsediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>“Cehalet nimettir!” derler. Kısmen katılıyorum! Genellikle öyle, çünkü görünen o ki bilmediğinizde endişelenmiyorsunuz da… Hayat, hep nasıl yaşıyorsanız o haliyle geçip gidiyor. Stres, endişe ve kafa karışıklığı olmadan… Ama bu sözün yersiz olduğu anlar da var. Sözgelimi kültürel cehaleti ele alalım. Yeni bir ülkeye taşınmak heyecan verici olabilir, ancak yerli halkın yaşamına dair hiçbir fikriniz yoksa, bir sürü saçma sapan hataya meyledersiniz. Hatta bazen vahim hatalar... Bu sadece göçmenler için değil, yerel halkın yeni gelenlerin kültürü karşısındaki cehaleti için de geçerli.</p>
<p>Bu konu açılınca yumuşak bir örnek olarak, yıllar evvel, bizden de önce Halep'ten göç eden, babamın arkadaşı Hagop'u hatırlarım. Bir gün, yıllarca süren sıkı bir çalışmanın ardından satın aldığı eve, ilk evine yerleşen Hagop, karşı bahçedeki komşusunu kahve içmeye davet etmiş. Komşu isteksizce kabul etmiş daveti. Kahve ve sohbet faslından sonra komşusu, kalkıp gitmek üzereyken, gerilerek “Ne kadar?” diye sormuş. Hagop bu hikâyeyi anlatırken ''işe bak'' dercesine başını sallayıp kahvenin parasını ödemeye yeltenen komşunun cahilliğine gülerdi. Bu hikayenin ne kadar abartıldığını bilmiyorum ama buna benzer komik anekdot çoktur.</p>
<p>Toronto'daki ilk yılımda, kuru temizleme teslimatı işine başladığım yıl, Hintli görünen mahallelileri gözüm hemen seçerdi. Çocukluğumda o kadar çok Bollywood filmi izlemiştim ki, bu giyim tarzı, bu insanlar ancak Hintli olabilirdi. Birdenbire, okulum ve binam onlarla doldu ve şehrin dört bir yanında ırkçı şiddet eylemleri başladı. Bu göçmenlerin bazıları, aksanları nedeniyle dövüldü, taciz edildi, taklit edilerek aşağılandı ve duyduğuma göre, bir kişi metro raylarına itildi. Yerel halkın çoğu onlara Pakistanlıları aşağılamak için kullanılan “Paki”yle hitap ediyordu... Neredeyse Afrikalılar için “negro” veya İtalyanlar için “wap” demek kadar saldırgan bir hitap şekli. Acınası olan, çoğu insanın bu göçmenlerin Pakistan'la hiçbir ilgisi olmadığını bilmiyor olmasıydı. Idi Amin'in en acımasız dönemiydi. Bir gecede Uganda'daki tüm Güneydoğu Asya nüfusunu ülkeden sürmüştü. Nesillerdir orada yaşayan insanlardı bunlar. Aslen İngiliz sömürgeciliği nedeniyle göçmüşlerdi. Mültecilerdi Toronto'da. Ortalama cahil olan Kanadalıların mülteci düşmanlığı üzerine ırkçı endişelerini ifade etmesine malzeme olmuşlardı. </p>
<p>Bu ''yeni gelenler''in görünüşlerinden, giyimlerinden, baharatlı yemeklerinden nefret ediyorlardı. Üstelik kalabalık bir şekilde yaşıyorlardı... Küçük alanlarda çok fazla oluyorlardı. Ayrıca garip bir aksanla konuşuyorlardı. Birdenbire herkes “Paki” şakası yapmaktan çekinmez hale geldi. Bunların hepsi kültürel cehaletten kaynaklanıyordu. Cehalet şüphe ve korku getirir. Korku ise ırkçı hoşgörüsüzlüğü ve nefreti doğurur.</p>
<p>Doğrusunu söylemek gerekirse, her kuru temizlemeyi teslim ettiğimde, onların yaşadığı bazı katların koridorlarını kaplayan baharatlı kızarmış yemeklerin ağır kokusundan ben de rahatsız olurdum. Ama bu sadece geçici bir rahatsızlıktı. Ne olursa olsun kapılarını çalıyor ve kıyafetleri topluyordum. Ayrıca çoğuyla sohbet edip, dinleyip sonunda Uganda'daki trajik hikâyelerini anladım. Belki de izlediğim tüm Hint filmleri sayesinde onlara biraz aşina olmam, beni tipik bir Kanadalıdan farklı kılıyordu. Kim bilir? Belki de insanların kim oldukları veya nereden geldikleriyle ilgili neredeyse hiçbir sorunum olmamasındandır.</p>
<p>Ancak bu yazıyı nefret ve bağnazlık hakkında kötü bir notla bitirmek istemiyorum. Başlangıçta yeni bir ülkeye taşınmak ve kültürüne aşina olmamaktan kaynaklanan aptalca hatalardan bahsetmiştim. Üniversitenin ilk yılında başıma gelen olay da aynen böyleydi. France adında platonik aşık olduğum bir öğrenci vardı. Birkaç kez konuşmuştuk. Çok sevimli biriydi. Bir sabah üniversiteye giden otobüste bitişik koltuklara denk geldik. Sohbete başladık. Bir ara bana “Sevgililer Günü kutlu olsun” deyip okul çantasından bir kart çıkardı. “kavalyem olmak ister misin?” diye ekledi. Ne demek istediğini idrak edemedim ama nedense “Tabii” çıktı ağzımdan. Sevgililer Günü'nün çiftler için olduğunu biliyordum. Ama bunun tek nedeni hiç kız arkadaşım olmamış olmasıydı. Bu yüzden birinin kavalyen olmayı kabul etmenin ne anlama geldiğini hiç bilmiyordum. Onun bana açıklamasını bekliyordum. Kafam karıştığı için konuşamadım ve aramızda bir sessizlik oluştu. Durağa yaklaştıkça, France'ın neşeli hali yavaş yavaş kayboldu. Artık gülümsemiyordu. Otobüs durunca indi ve tek kelime etmeden gitti. Bir şeylerin tamamen yanlış olduğunu hissediyordum. Birkaç gün sonra bir arkadaşıma o gün olanları anlatınca, kahkahaya boğuldu bana çok tuhaf olduğumu söyledi. Görünüşe göre, o gece onu romantik bir randevuya davet etmem gerekiyordu çünkü o beni sevgilisi olarak seçmişti. Benden hoşlanıyordu. Belirtmeme bile gerek yok, France o günden sonra benimle hiç konuşmadı. Beni aptalın teki olarak gördüğüne eminim!</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ODTÜ Rant Yolu’ndaki ısrar neden?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/odtu-rant-yolundaki-israr-neden-41836</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/13/odtu-rant-yolundaki-israr-neden.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/odtu-rant-yolundaki-israr-neden-41836</guid><description><![CDATA[2017'de yapımına başlanan yol, üniversite öğrencilerinin ve Ankara halkının direnişiyle defalarca  kez engellendi.  Bugün tekrar ABB'ye ait iş makineleri yolu yapmak için alanda ve Mansur Yavaş bu konuda ısrarcı gözüküyor, bu ısrarın nedeni ise halkın yola taktığı isimde gizli.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Rant Yolu, resmi adıyla Bilkent-İncek Bulvarı Çevre Yolu Bağlantı Projesi, 2017 yılında Melih Gökçek yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Rektörlüğü arasında yapılan protokolle kesinleşen ve yapımına başlanan bir yol. </p>
<p>Yol; protokolün imzalandığı ilk günden bugüne kadar geçen 9 yılda pek çok davaya, rapora konu oldu, hakkında yazıldı çizildi. Meslek örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, öğrenci hareketinin bir numaralı gündemi oldu. Yola dair ortak görüş yola takılan isimde de belirtilmişti: Yolun pek çok yol gibi “rant” için yapıldığı ve “kamu yararı” için değil “bir avuç zenginin yararı” için yapıldığıydı.</p>
<p>Yol, Gökçek döneminde başlasa da MHP geçmişli Mansur Yavaş döneminde de devam ettirilmek istendi. Öyle ki, Gökçek döneminde yola dair dava açılmış, 2019 yılında Ankara 9. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurmuştu. Pek çok kent suçunda olduğu gibi bu karar da daha sonra bozulmuş ve dava reddedilmişti. ABB’nin Eylül 2026’da internet sitesinden <a href="https://s.ankara.bel.tr/s3/abb/2026/09/05/1c2d3744-46bb-4bb7-a6f6-10beb99c38dd.pdf" target="_blank" rel="noopener">yayımladığı bilgilendirmeye</a> göre, mahkeme yolda “kamu yararı” olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştu. </p>
<p>Kararın ardından Mansur Yavaş 2022’de yolu tekrar ihaleye açtı. Gökçek döneminde de olduğu gibi Yavaş döneminde de Ankara halkının ve ODTÜlü öğrencilerin direnişi sonrasında yol yapılamamış ve ABB’ye ait iş makineleri ODTÜ Ormanı’ndan püskürtülmüştü. Bugün, tekrar ABB’ye ait iş makineleri ODTÜ Ormanı’na girdi ve Mansur Yavaş, AKP’li Melih Gökçek’ten miras kalan yolu yapmakta ısrarcı görünüyor.</p>
<h4>Güzergahta artan inşaat rantı</h4>
<p>Her şeyden önce bu ısrarın altında Rant Yolu güzergahında bulunan ve 2017’de yolun yapımının duyurulmasından bugüne kadar yapılan inşaatlar yatıyor. 2017’de halk tarafından bu yola “Rant Yolu” isminin takılma sebebi, yolun bölgeye götüreceği yapılaşma baskısı ve halihazırda yapılmakta olan rezidans projelerine ulaşımı kolaylaştırmasıydı. </p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/screenshot-2026-09-13-at-5-25-20-pm.png" alt="" width="587" height="508">
<figcaption>2017-2025 yılları arasındaki yeryüzü değişimleri. (Değişim arttıkça bölge sarılaşıyor)<br>Görsel: Agos Gazetesi, Kaynak: Google Earth</figcaption>
</figure>
<p>Aradan geçen 9 yılın ardından yol güzergahı üstünde inşaatlar arttı, rezidans sayıları yükseldi. Kamu yararı bir kenara dursun, İncek ve çevresinde gelişen üst sınıfa yönelik konut alanları oluştu. Yeni Yargıtay binası, Bilkent Şehir Hastanesi ve Niğde Otoyolu arasında yer alan bölgede arsa fiyatları büyük bir artış gördü. Yukarıdaki görsel 2017-2025 yılları arasındaki yeryüzü değişimlerini uydu verilerini kullanarak gösteriyor. Değişim geçiren bölgelerin çoğu konut alanları ve rezidanslardan oluşuyor. Üstelik, bu durumu ABB'nin yaptığı bilgilendirmeden de anlamak mümkün. Bilgilendirmeye göre Beytepe, Alacaatlı, İncek ve Taşpınar mahallelerinde nüfusun 160 bin kişi arttığı ve yeni imar planı değişiklikleriyle de 200 bin kişi daha artacağı belirtiliyor. Rant Yolu ise bu konut bölgelerine ve dolayısıyla ranta kapı açıyor.</p>
<p>Bölgedeki yapılaşmayı Nefes Gazetesi’nden Nisanur Yıldırım’ın haberinde Önder Algedik’in verdiği görüşlerle anlamak da mümkün. Algedik’in söylediğine göre yolun geçmesi planlanan bölgede toplam 31 adet rezidans projesi var. Bu projelerin 20’si Melih Gökçek döneminde tamamlanan projelerden, kalan 11’i ise Mansur Yavaş döneminde başlayan projelerden oluşuyor. Bu projelerin yarattığı toplam rant ise 288 milyar TL. </p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/09/adsiz-tasarim-8.png" alt="" width="586" height="420">
<figcaption><em>Sarı işaret noktaları yapılaşan ve plan değişikliği yapılan alanları; kırmızı alan ise Rant Yolu'nu <br>gösteriyor. </em>Görsel: Agos Gazetesi</figcaption>
</figure>
<p>Üstelik çoğu rezidanstan oluşan bu yapı stoklarının önemli bir bölümü AKP ile ilişkili isimlere ait. AKP Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun şirketinin, AKP Ankara Milletvekili Asuman Erdoğan’ın, Sinpaş’ın rezidans projeleri bulunmakta veya devam etmekte. Aynı zamanda Melih Gökçek’le bağlantılı Genç İnşaat'a ait Park Joven Kuleleri de yolun güzergahı üstünde. ABB paylaştığı bilgilendirmede bu kulelerin mühürlendiğini söylese de emlak sitelerinde daire satışlarının yapıldığı görülebiliyor. </p>
<h4>Bölgedeki plan değişimleri</h4>
<p>İdari yönetimlerin ODTÜ Ormanı üzerindeki “pay alma” savaşı Kasım 2025’te Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından devam ettirildi. Bakanlık, ODTÜ Ormanı sınırlarında ve 3. Derece Doğal Sit Alanı çeperinde bulunan (kamuoyunda “Ahlatlıbel Tuğla Fabrikası” olarak biliniyor) büyük bir alanı ticari alan ilan etti. </p>
<p>Hukuken korunma sınırında yer alan, ekolojik olarak binlerce ağacın, 249 kuş türünün yaşadığı ve göçmen kuşlar için önemli bir durak niteliğindeki bu ekosistemin sınırında yer alan bir alanda yapılacak bir ticari merkezin ekosistemin kendisine verebileceği zararlar aşikar. Bunun yanında bir diğer dikkat çekici kısım plan değişikliği yapılan alanın Rant Yolu’na yakınlığı. </p>
<p>Rant Yolu söylemi bu durumda da kendi kendini kanıtlıyor. Plan değişikliği iptal edilmezse muhtemelen bir AVM olarak değerlendirilecek alan ranta kapı açacak. Üstelik bu alan üzerindeki plan değişikliği ısrarı da tıpkı rant yolu gibi uzun yılların ısrarına ve dava süreçlerine uzanıyor. Daha evvel Bakanlık tarafından konut alanı ilan edilmek istenen bu bölge, açılan davalar sonucunda iptal edilmişti. Tuğla fabrikası üzerinde rant ısrarı devam ediyor. </p>
<h4>Kamuya değil ranta yarar</h4>
<p>ODTÜ Ormanı, Ankara ekosistemi açısından önemli bir alan. Bu nedenle orman yalnızca ODTÜ öğrencileri ve çalışanları için değil, tüm Ankara halkı açısından da önem taşıyor. Rant Yolu projesi ise idare tarafından “kamu yararı” gerekçesiyle savunuluyor. Ancak aradan geçen dokuz yılda bölgede yapılan rezidanslar, bu yapıların kimler için inşa edildiği ve gerçekleştirilen imar planı değişiklikleri, yol projesinin kamu yararından ziyade bölgedeki rantın artırılmasına hizmet ettiğini yani “Rant Yolu” söyleminin kendisini kanıtlıyor.</p>
<p>ABB, son olarak yaptığı bilgilendirmede yol güzergahında bir “metrobüs” hattına da yer veriyor. Fakat metrobüs yolunun, yolun yaratacağı rantı görünmez kılmak ve projeye kamu yararı niteliği kazandırmak amacıyla öne çıkarıldığı görülebiliyor. </p>
<p>Ankara halkı ve bu ekosistemde yaşayan yüzlerce canlı türü, kent suçu olan bu yolun yapımından doğrudan zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya. Geçen 9 yılda defalarca yapılmaya çalışılan bu yol, tekrar ve tekrar üniversite öğrencilerinin, sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve Ankara halkının mücadelesiyle engellendi; tekrar engellenecektir. Zira, bu yol üzerindeki ısrar, bir avuç zenginin cebini doldurmaktan ileri gitmeyecek ve Ankara ekosistemi için geri dönülemez bir zarara yol açacak. </p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İzmir'de 16 kişi tutuklandı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/izmir-de-16-kisi-tutuklandi-41839</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/09/14/izmir-de-16-kisi-tutuklandi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/izmir-de-16-kisi-tutuklandi-41839</guid><description><![CDATA[İzmir’de Emniyetin “Ailem Güvende” adını verdiği operasyon kapsamında gözaltına alınan 18 kişiden 16’sı “toplumun huzur ve sükununu bozmak”, “müstehcenlik” ve “fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek” suçlamalarıyla tutuklandı. İki kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'de "Ailem Güvende" adı verilen operasyon kapsamında gözaltına alınan 18 kişiden 16'sı tutuklandı.</p>
<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve Emniyetin "Ailem Güvende" adını verdiği operasyon kapsamında gözaltına alınan 18 kişinin emniyetteki işlemleri tamamlandı. "Toplumun huzur ve sükununu bozmak", "müstehcenlik" ve "Fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek" iddialarıyla adliyeye sevk edilenlerden 16'sı çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı. İki kişi ise adli kontrolle serbest bırakıldı.</p>
<h3>Ne olmuştu?</h3>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Ailem Güvende" adıyla 15 ilde yürütülen operasyonlar kapsamında 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığını duyurmuştu.</p>
<p>İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda başlatılan soruşturmalarda; Kaos GL başta olmak üzere pek çok LGBTİ+ derneğinin yönetim ve denetim kurulu üyeleri gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alınmış, dernek binalarında aramalar yapılarak dijital materyallere el konulmuştu</p>
<p>"Müstehcenlik", "fuhşa aracılık" ve "Dernekler Kanunu’na muhalefet" suçlamalarıyla yürütülen operasyon sürecinde aralarında Kaos GL, Pembe Hayat, SPoD ve 17 Mayıs’ın da bulunduğu çok sayıda derneğin internet sitesi ile aktivist, avukat ve gazetecilerin sosyal medya hesapları erişime engellenmişti. Soruşturma kapsamında ayrıca İstanbul Beyoğlu ve Şişli'deki gece kulüpleri ile masaj salonlarına da eş zamanlı baskınlar düzenlenmişti.</p>
<p>İzmir'de 24 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, 18 kişi dün gözaltına alınmıştı.</p>
<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca kent genelinde sosyal medya paylaşımları üzerinden "müstehcenlik" ile "fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek" suçlarını işledikleri iddia edilenlere yönelik soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma kapsamında 24 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, 18 kişi dün gözaltına alınmıştı. </p>
<p>(Kaynak: BirGün, Evrensel)</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:56:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>