<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>Agos</title><link>https://www.agos.com.tr/tr</link><description>Agos Güncel Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Thu, 06 Aug 2026 18:00:40 +0300</lastBuildDate><image><title>Agos</title><url>https://static.agos.com.tr/logos/agos-sm.png</url><link>https://www.agos.com.tr/tr</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://www.agos.com.tr/rss/turkish'/><item><title><![CDATA["Bu bir başlangıç, ben başlamaktan yanayım"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-bir-baslangic-ben-baslamaktan-yanayim-41437</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/resul%20emrah%20s%CC%A7ahan.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-bir-baslangic-ben-baslamaktan-yanayim-41437</guid><description><![CDATA[Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, TBMM'ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin yaptığı açıklamada, teklifin eksikleri bulunduğunu ancak "hukukun kapısının ilk kez aralandığını" belirterek, "Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç. Ortak gelecek için ben başlamaktan yanayım" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, AKP tarafından TBMM’ye sunulan ve resmi adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olan 12 maddelik “çerçeve yasa” teklifine ilişkin düşüncelerini paylaştı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından açıklama yapan Şahan, Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç ve ben başlamaktan yanayım” dedi.</p>
<p>Şahan'ın mesajının tamamı şu şekilde:</p>
<h4>"Bu bir başlangıç"</h4>
<p>“Cezaevinde zaman yavaş akıyor. O yavaşlık, kırk yılın acıları üzerine derinlemesine düşünme imkanı veriyor.</p>
<p>Bugün Meclise sunulan metni okurken aklımdan ilk geçen buydu. Evet, eksikleri var. Kaygı veren yanları var. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kapsamlı demokratikleşmenin de hayli gerisinde.</p>
<p>Ama bu toprağı yıllardır acıya, evleri yasa boğan bir meselede hukukun kapısı ilk kez aralanıyor. Ben o kapının yeniden kapanmamasından yanayım.</p>
<p>Kürt meselesinin çözümü kimsenin kimseye lütfu olmamalı. Esas olan, hepimizin eşit yurttaşlar olarak ortak bir gelecek kurma iradesidir.</p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bu ülkenin her bir ferdinin hak ettiği eşit yurttaşlığın, adaletin ve demokrasinin yeniden hayat bulduğu bir Türkiye mümkündür. O hedefe ulaşana kadar, koşullar ne olursa olsun, hukuksuzluklara da, butlanlara da, haksız tutuklamalara da aynı kararlılıkla itiraz etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Hayalini kurduğumuz YENİ nesil siyaset de bunun taşıyıcısı olmalı. Geçmişin korkularını devralıp büyüten bir siyaset değil, birlikte yaşama cesaretini büyütecek bir siyaset.</p>
<p>Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç. Ortak gelecek için, ben başlamaktan yanayım.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[HDV, Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı başvuruları başladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hdv-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-basvurulari-basladi-41436</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/hdv-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-basvurulari-basladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/hdv-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-basvurulari-basladi-41436</guid><description><![CDATA[Hrant Dink Vakfı'nın beşinci dönemine giren Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı kapsamında, Ermenistan ve Türkiye'den toplam üç profesyonel, Ocak-Temmuz 2027 tarihleri arasında komşu ülkede 3 ila 6 ay sürecek bir programa katılma imkânı bulacak. Başvurular 14 Eylül 2026'ya kadar devam edecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink Vakfı, Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı'nın beşinci dönem başvurularını açtı. Program kapsamında Ermenistan ve Türkiye'den toplam üç profesyonel, Ocak-Temmuz 2027 tarihleri arasında komşu ülkedeki bir ev sahibi kuruluş bünyesinde 3 ila 6 ay boyunca özel olarak hazırlanmış bir programa katılabilecek.</p>
<p>Bu dönem desteklenecek öncelikli çalışma alanları çevre ve iklim değişikliği, kültürel miras ve turizm olarak belirlendi. Ancak bu alanlarda yapılan başvuruların sayısı veya niteliğinin yetersiz olması durumunda diğer çalışma alanlarındaki başvurular da değerlendirilebilecek.</p>
<p>2026-2027 döneminde Türkiye'den 17, Ermenistan'dan ise 12 farklı ev sahibi kuruluş, komşu ülkeden gelecek profesyonelleri ağırlayacak. Ev sahibi kuruluşların önerdiği programların yanı sıra kendi proje fikirlerini komşu ülkede hayata geçirmek isteyen adaylar da başvuruda bulunabilecek.</p>
<h4>Başvuru koşulları</h4>
<p>Programa, Ermenistan veya Türkiye vatandaşlığına sahip olan ve bu ülkelerden birinde yasal olarak ikamet eden herkes başvurabilecek.</p>
<p>Başvuru sahiplerinin 18 yaşından büyük olması, başvurdukları burs programının şartlarına uygun olduklarını kanıtlaması ve yazılı ile sözlü İngilizceye hâkim olması gerekiyor. Tüm başvuru belgelerinin İngilizce olarak hazırlanması isteniyor.</p>
<p>Adayların doldurulmuş Burs Öneri Formu ile en fazla iki sayfadan oluşan güncel mesleki özgeçmişlerini (CV) Çevrimiçi Başvuru Formu üzerinden yüklemeleri gerekiyor. Ayrıca Hrant Dink Vakfı, Seçici Kurul veya ilgili Ev Sahibi Kuruluşun talebi doğrultusunda ek belgeler de istenebilecek.</p>
<h4>Burs kapsamında neler karşılanacak?</h4>
<p>Program kapsamında bursiyerlere, burs süresince konaklama, yerel ulaşım ve geçim masraflarını karşılamak üzere aylık ödenek sağlanacak. Ayrıca Ermenistan ile Türkiye arasındaki uluslararası gidiş-dönüş seyahati, Ev Sahibi Kuruluşun bulunduğu şehre yapılacak ulaşım, vize ve oturma izni ücretleri ile seyahat sigortası da burs kapsamında karşılanacak.</p>
<h4>Başvurular 14 Eylül'e kadar</h4>
<p>Başvuru yapmak isteyen adayların çevrimiçi başvuruya başlamadan önce Burs Öneri Formu'nu indirip doldurmaları, ardından bu formu ve özgeçmişlerini Çevrimiçi Başvuru Formu üzerinden yüklemeleri gerekiyor.</p>
<p>Başvurular, 14 Eylül 2026 saat 17.00'ye kadar kabul edilecek. Vakıf, adayların başvuru öncesinde uygunluk kriterleri, başvuru şartları ve seçim sürecini içeren Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı Yönetmeliği'ni dikkatle incelemelerini öneriyor.</p>
<p>Program hakkında ayrıntılı bilgi almak veya soru yöneltmek isteyenler, <a target="_blank">fellowship@hrantdink.org</a> adresi üzerinden proje ekibiyle iletişime geçebiliyor.</p>
<p>Türkiye-Ermenistan Uzun Dönem Burs Programı, daha önce 2014-2018 yılları arasında gerçekleştirilen dört dönemde İstanbul, Yerevan ve Gümrü'de Ermenistan ve Türkiye'den toplam 44 bursiyeri destekledi.</p>
<p>Detayları Hrant Dink Vakfı'nın <a href="https://hrantdink.org/tr/faaliyetler/projeler/turkiye-ermenistan-programi/turkiye-ermenistan-burs-programi/4657-turkiye-ermenistan-uzun-donem-burs-programi-yeni-donem-basvurularini-bekliyor" target="_blank" rel="nofollow noopener">internet sitesinden</a> öğrenebilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:03:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Şehit ailelerin gözüne bakamayacağımız işlerin içinde hiçbir zaman olmayız”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sehit-ailelerin-gozune-bakamayacagimiz-islerin-icinde-hicbir-zaman-olmayiz-41434</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/sehit-ailelerin-gozune-bakamayacagimiz-islerin-icinde-hicbir-zaman-olmayiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sehit-ailelerin-gozune-bakamayacagimiz-islerin-icinde-hicbir-zaman-olmayiz-41434</guid><description><![CDATA[YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Güvenpark’ta gazilerin eylemine katıldı, çerçeve yasa hakkında konuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>13 Temmuz’dan beri özlük hakları için Ankara Güvenpark’ta eylemde olan gazileri ziyaret eden Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, çerçeve yasa ve çözüm süreci hakkında konuştu. Özel, "Bütün hassasiyetleri takip ediyoruz. İlk gün nasıl hassas bir yerdeysek bugün de aynı noktadayız" dedi. </p>
<p>Çözüm sürecine ve dün (5 Ağustos) Meclis Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasaya ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Özel, “Bizim temel yaklaşımımız şu; biz silahların tamamen susmasını, bir tek silahın dahi terör örgütünün elinde kalmamasını, geri dönüşümsüz olarak silahsızlanmayı ve Türkiye’de bir daha kan akmaması için bütün düzenlemelerin demokratik zeminde yapılmasını savunuyoruz.” dedi. </p>
<h4>"AK Parti'nin teklifi beklentiyi karşılamıyor"</h4>
<p>"Biz şehit ailelerin yanına varamayacağımız, gözüne bakamayacağımız işlerin içinde hiçbir zaman olmayız" diyen Özel şunlar söyledi: </p>
<p>“Şimdi beraberimde sizin de ben burada yokken sürekli andığınız Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu var. Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu ve göreve gelir gelmez ki Milli Savunma Gölge Bakanımızdı bizim. Türkiye’de örgütlü oluşmuş gazi ve şehit ailelerinin; hem polislerin, hem askerlerin en üst üç yapısıyla sürekli temas kurdu ve biz bir araya getirdi defalarca. Türkiye’de 250’nin üzerinde derneği ziyaret etti. İstanbul’da bir çalıştay düzenledi, son günü ben de vardım. Sizler oradaydınız hepiniz; bütün dernekler, bütün vakıflar, bütün yapılar. Dört başı mamur bir hazırlığı, hep birlikte o salondan ‘Böyle olursa olur’ diye çıktık; toplam net 19 talep ve toplam 18 kanununda değişiklik yapıyor. Bu yapıldığı takdirde ‘Herkes benim sorunum çözüldü’ diyordu. Biz öyle bir teklif hazırladık, bizzat ben de imzaladım. Bu hafta da Yeni Parti Genel Başkanı ve milletvekilleri olarak imzaladık. O gün Cumhuriyet Halk Partisi’nin başındaydık.”</p>
<p>“Teklif biraz önce bahsettiğiniz ilgili komisyona ve komisyonlara gitti. Orada bekliyor iki yıldır. O teklif yasalaşsa Türkiye’de ne bir şehit ailesinin, ne bir gazinin artık bir beklentisi, eksik kalmış bir talebi kalmayacak. Öyle bir teklif. Bunu da herkes kabul ediyor, siz de kabul ediyoruz, bütün dernekler ve aileler de kabul ediyor. Yani biraz önce bahsettiğiniz bütün sorunların çözümü Meclis’te duruyor. 25 gün önce daha kötü bir noktadaydık şu açıdan. Sizin yarattığınız farkındalığın ve mücadelenin buna katkısı var. O 19 maddede şimdi üçünü ilgilendiren bir teklif. Sanki sorunların tamamı çözülüyormuş havası verilerek AK Parti tarafından hazırlandı ve bizim kapsamlı teklifimizden altı saat sonra verildi. Bunun iletişimini yapıyorlar. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Verilen teklif elbette sıfırdan iyidir. Ne oluyor? Bazı sorunları çözüyor. Ne çözüyor, ben söyleyeyim. Eksiğim varsa komutanım tamamlar, siz tamamlarsınız. Birincisi bizim hep söylediğimiz bir şey vardı ve diyorduk ki…</p>
<h4>"Şehit aileleri ve gaziler için hangi düzenlemeler öngörülüyor?"</h4>
<p>Gazilerin ailelerinin ya da şehit olmuş erlerin nasıl rütbeli birini kaybettiğimizde, bir rütbeli asker şehidimiz olduğunda ailesi sanki şehit olmamış, devresi kıdem aldıkça, rütbe aldıkça maaşı yükseldikçe albaylığa kadar aynı maaşı alıyor. Oysa burada öyle bir şey olmadığı gibi fevkalade düşük maaşları ifade ettiniz, biz utandık. 8 bin lira, 10 bin lira, 22 bin lira… Bizim bu noktadaki temel yaklaşımımız; ‘Bir er şehit olduysa ailesine uzman çavuş emsali maaş verilsin’ di. Yasada buna ‘bir asgari ücret kadar’ diye yazmışlar. Eskiden iyi, beklentinin altında. İkincisi ki biraz önce söylediniz. Düzenlemede gazi sayılmayanlara biz onur aylığı teklif ediyorduk düzenlememizde. Kendileri 17 bin ek gösterge gibi bir şey koymuşlar. Hiç yoktan iyi, beklentinin çok altında. Yine bir diğer tarafta yaralandığı halde maluliyet kabul edilmeyenlerle ilgili bizim düzenlemelerimiz vardı. O konuda da yine beklentinin çok altında bir düzenleme var. Şimdi bunlar hiç yoktan iyi ama beklentiyi asla karşılamıyor. Bunların düzgün hale getirilmesi önemli ama diğer 16 madde için fırsat var önümüzde.”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>İktidarın "Terörsüz Türkiye", DEM Parti’nin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifi 592 vekilden 360'nın imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Kanun teklifi, 7 Ağustos Cuma günü komisyonda, 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul'da görüşülerek Meclis'ten geçecek."Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" ismi verilen teklif 277 milletvekili bulunan AKP ile 46 milletvekilli MHP'nin tam desteğiyle TBMM'ye sunuldu. Teklife ayrıca 44 milletvekili bulunan CHP'nin grup başkanvekilleri, 57 milletvekili bulunan DEM Parti'nin eş genel başkanları, grup başkanvekilleri ve TBMM başkanvekili, 4 milletvekili bulunan HÜDA PAR, iki Yeni Yol milletvekili, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) milletvekilleri ile bağımsız milletvekilleri de imza attı. Yeni Parti, teklifi inceledikten sonra imzalama kararı vereceğini açıkladı. </p>
<p>Kaynak: T24<strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Bu kapıdan girmeli ve ardına kadar ortak mücadeleyle açmalıyız“]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-kapidan-girmeli-ve-ardina-kadar-ortak-mucadeleyle-acmaliyiz-41433</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/bu-kapidan-girmeli-ve-bu-kapiyi-ardina-kadar-ortak-mucadeleyle-acmaliyiz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bu-kapidan-girmeli-ve-ardina-kadar-ortak-mucadeleyle-acmaliyiz-41433</guid><description><![CDATA[DEM Parti Sözcüzü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında Meclis’e sunulan çerçeve yasayla ilgili konuştu. DEM Part’nin ilk kez bir yasa teklifine imza attığını belirten Doğan, sürecin başarıya ulaşması için hep birlikte mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>5 Ağustos’ta TBMM Başkanlığı’na sunulan çerçeve yasaya ilişkin DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde açıklama yaptı.</p>
<p>DEM Parti’nin ilk kez bir yasa teklifine imza attığını ve atılan imzanın sıradan bir imza olmadığını belirten Doğan, yasaya ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>"Siyasi ve hukuki bir dönemin ilk kapısı aralandı. On yıllara yayılan çatışmaların ardından barışa giden yolun çok aşamalı olması da kaçınılmaz. Böyle dönemlerde atılan adımları ne olduğundan büyük göstermek ne de küçümsemek, görmezden gelmek doğru bir yaklaşım olur. Eleştirilerimiz ve önerilerimizle süreci güçlendirmeye çalışacağız. Yapıcı katkılar bu süreci zayıflatmaz, aksine güçlendirir. </p>
<h4>"Bu bir başlangıç"</h4>
<p>Bu düzenleme bütün sorunları bir anda çözen bir nihai düzenleme değil. Bir başlangıç. Bir anda Türkiye'yi demokratikleştirecek bir yasal düzenlemeden de bahsetmiyoruz. Böyle sihirli bir etkiyle Kürt sorununu da çözmeyecek. Tüm bunlar bizim ortak mücadelemize bağlı. Bundan sonra. Ama tüm bunlar için çok kritik bir kapı aralandı. Bu kapıdan girmeli ve bu kapıyı ardına kadar ortak mücadeleyle açmalıyız. İşte bu nedenle diyoruz ki ilk günden beri barış ve demokratik toplum sürecinin esas barış ve demokrasi mücadelesi verenlerdir. Ve bu mücadele onların omuzlarında yükseldi bugüne kadar. Bundan sonra da onların omuzlarında yükselmeye devam edecek."</p>
<h4>Teklife yönelik eleştiriler </h4>
<p>Ayşegül Doğan, yasa tekifine getirilen eleştiriler hakkında ise şöyle konuştu:</p>
<p>"Teklif hakkında son derece haklı kaygılarla çeşitli değerlendirmeler de yapılıyor. Kimi pozitif, kimi eleştiriler eleştirel olması gerektiği gibi. Ancak biz parti olarak diyoruz ki içinde bulunduğumuz anda sorulması gereken temel soru teklifin tek başına bütün beklentileri karşılayıp karşılamadığından ziyade önümüzde açılan tarihsel imkanı nasıl değerlendireceğimiz ve nasıl bir yolu birlikte inşa edeceğimiz. Yine teklifin kapsamı çok tartışılıyor. Daha da tartışılacak. Ama dünden bu yana teklifin kapsamıyla ilgili zaten açık bazı bilgiler var yasada.</p>
<p>'Hukuki belirsizlik sonsuza kadar sürmemeli’</p>
<p>Teklif hukuki belirsizliği tabii ki sonsuza kadar sürdürmemeli. Teklif bir yol açıyor. ülkeye dönüş yolu açıyor. Ülkeye dönmek silahlı çatışmadan demokratik hayata geçmek ilk kez ayrıntılı ve öngörülebilir bir hukuk prosedürüne bağlanıyor. Onlarca yasa yapıldı Türkiye'de bugüne kadar. Geçmişte çıkarılan düzenlemelerin bir bölümü bireysel kopuş, etkin pişmanlık, itiraf veya bilgi verme anlayışı üzerine kurulmuştu biliyorsunuz. Ve hiçbiri soruna çare olmadı. Aksine çözümsüzlüğü derinleştirdi, aksine acıları arttırdı. Ancak ilk kez bu teklif örgütün feshi ve silahsızlanması sonrasında ortaya çıkan kolektif durumu düzenleyen bir yaklaşım içeriyor ve biz bu yaklaşımı önemsiyoruz.</p>
<p>İnsanları onur kırıcı bir pişmanlık ilişkisine zorlamak yerine dayatmacılık yerine çatışmanın sona ermesinin hukuki sonuçlarını tanımlayan bir yasa teklifinden bahsediyoruz. Tabii ki ülkeye dönüşler yalnızca sınırı geçip gelmek değil. Elbette. Bunun da gerekleri var. İşte bu yüzden de çeşitli mekanizmalar öngörüyor. Biz bunu çağrısını daha önce de yapmıştık. Gerekirse yeni kurullar oluşturulsun sürecin ivme kazanması için. Süreçte oluşabilecek risklerin bertaraf edilebilmesi için. Ve bunları yaparken de korkulardan özgürleşmeliyiz demiştik."</p>
<h4>“Ortak demokratik gelecek inşa etmek herkesin sorumluluğu”</h4>
<p>Sürecin başarıya ulaşması için tüm siyasi öznelerin dahil olması gerektiğini ifade eden Doğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>"Bu açıdan bazı kurulları öngörüyor olması yasanın yine o hukuki belirsizlikleri giderebilecek bir önem taşıyor. Dinamik bir süreçten bahsediyoruz. Gerekçesinde de var. DEM Parti'nin sorumluluğu dün olduğu gibi bugün de demokratik siyasetin temel öznelerinden biri olarak mecliste gerekli hukukun kurulmasına katkı sunmak toplumun temel talep ve kaygılarını bu siyasal alana taşımak uygulamayı denetlemek ve sürecin demokratikleşmesi doğrultusunda ilerlemesi için kurucu bir sorumluluk üstlenmek gibi. Ancak yine ilk günden beri söylediğimiz bir konu var. Yaptığımız bir çağrı var. Bu yalnızca DEM Parti'nin sorumluluğu değil. Bu tüm siyasetin sorumluluğu. Bu farklı toplumsal kesimlerin aynı zamanda sorumluluğu. Türkiye'de ortak bir demokratik gelecek inşa etmek için çaba sarf eden herkesin sorumluluğu.</p>
<h4>"Barış için olanakları birlikte artırmalıyız"</h4>
<p>Farklı düşünebiliriz. Aynı yerlerden bakmıyor olabiliriz. Farklı acıların özneleri olabiliriz. Ancak bir daha bu acıların yaşanmaması için ülkede çatışmaların tamamen ve kalıcı bir biçimde sona ermesi için önümüzdeki yüz yılı inşa edebilmek için bu sorumluluğu ortak bir biçimde paylaşmalıyız. konuşarak, diyalog kurarak çözemeyeceğimiz bir sorunun olmadığını hem siyaset kurumuna hem topluma ispat etmek gösteriyor. Gündelik hayatta bunun somut değişimlerini dönüşümünü emarelerini iz düşümünü yaratmak başta tabii ki siyasi kararlılık gerektiriyor. Ancak toplumsal mücadeleyi de zorunlu kılıyor. Barış için olanakları birlikte artırmalıyız. Barış süreci aynı zamanda empati sürecidir. Dil de en azından yasalar kadar kurucu bir özelliktir. Biz dilimizi baştan beri yasadan, özgürlükten, eşitlikten yana kullanmak üzere inşa ettik."</p>
<p>Kaynak: BirGün</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bergama Tiyatro Festivali başlıyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bergama-tiyatro-festivali-basliyor-41435</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/bergama-tiyatro-festivali-basliyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bergama-tiyatro-festivali-basliyor-41435</guid><description><![CDATA[7-9 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Bergama Tiyatro Festivali, bu yıl "Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak." temasıyla 30'dan fazla oyun, performans, atölye ve söyleşiyi tarihi Bergama'nın farklı mekânlarında sanatseverlerle buluşturacak. Festival, sahne sanatlarını kentin tarihi ve kültürel mirasıyla bir araya getiren çok katmanlı bir program sunacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İlki 2018’de yapılan ve bölgeye özgü tasarımıyla dikkat çeken Bergama Tiyatro Festivali, 7-9 Ağustos tarihleri arasında 30'dan fazla oyun, performans ve etkinliğe ev sahipliği yapmaya gün sayıyor. Bu yıl festivalin programına yön veren düşünce ise dört kelimeyle özetleniyor: Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak.</p>
<p>Bergama Tiyatro Festivali, bu yıl 7-9 Ağustos tarihleri arasında yedinci kez sanatseverleri tarihi Bergama'da buluşturacak. Antik dönemden günümüze uzanan kentin kültürel mirasını sahne sanatlarıyla buluşturacak festival, üç gün boyunca tiyatro, müzik, performans, atölye, söyleşi ve kent yürüyüşlerinden oluşan geniş bir programa ev sahipliği yapacak.</p>
<h4>Festivalin kalbi yine Asklepion Antik Tiyatrosu'nda</h4>
<p>Festivalin ana sahnesi bu yıl da 2 bin 400 yıllık Asklepion Antik Tiyatrosu olacak. Açılış, 7 Ağustos'ta müzisyen Gökhan Türkmen'in akustik konseriyle yapılacak. Festival kapsamında 8 Ağustos'ta Semaver Kumpanya'nın Serkan Keskin ve Canan Ergüder'i bir araya getiren "Cimri" oyunu, 9 Ağustos'ta ise DasDas'ın Haldun Taner klasiği "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" Asklepion'da seyirciyle buluşacak.</p>
<p>Festival programında ulusal tiyatro yapımlarının yanı sıra genç sanatçılar, üniversite toplulukları ve Bergamalı ekiplerin hazırladığı oyunlar da yer alacak. Arasta Meydanı, Kale Mahallesi, Odeon Pergamon, Çamlıpark ve farklı kamusal alanlarda gerçekleştirilecek etkinlikler arasında interaktif performanslar, çocuk oyunları, stand-up gösterileri ve mekâna özgü projeler bulunuyor.</p>
<h4>Çok katmanlı bir deneyim</h4>
<p>Program kapsamında ayrıca Bergama'nın kültürel mirasını tanıtan kent ve lezzet yürüyüşleri, oyun yazarlığı atölyesi, müze turları ile antik tiyatroları kapsayan geziler de düzenlenecek. Festival, tiyatro gösterilerinin yanı sıra kentin tarihini, gastronomisini ve kamusal yaşamını sanatla buluşturan çok katmanlı bir deneyim sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Festival programı, biletler ve detaylı bilgi için Bergama Tiyatro Festivali’nin internet<br>sitesini ve sosyal medya hesaplarını ziyaret edebilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uğur Mumcu ailesi Adalet Bakanı Gürlek'le görüştü]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu-41432</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ugur-mumcu-ailesi-adalet-bakani-gurlek-le-gorustu-41432</guid><description><![CDATA[Uğur Mumcu suikastının üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmadığını vurgulayan ailesi, dosyanın akıbeti ve firari sanık Oğuz Demir'in yakalanmasına ilişkin Adalet Bakanı Akın Gürlek'le görüştü. Görüşmenin ardından Güldal Mumcu, "Tetikçilerin arkasında kim olursa olsun ortaya çıkarılması yönündeki talebimizi ilettik. Sayın Bakan da bunun için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>24 Ocak 1993 sabahı Ankara büyük bir patlamayla sarsıldı. Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, Karlı Sokak’taki evinin önünde park halinde bulunan otomobiline yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti. Cinayetin ardından tüm Türkiye’de protesto yürüyüşleri düzenlendi, faillerin bulunacağı yönünde sözler verildi. Ancak cinayetin üzerinden 33 yıl geçti ancak failler hâlâ bulunamadı. </p>
<p>Bugün, Uğur Mumcu'nun ailesi, Uğur Mumcu suikastına ilişkin Adalet Bakanı Akın Gürlek ile görüştü.</p>
<p>Bakan Gürlek, Uğur Mumcu’nun ailesinin talebi üzerine bugüm saat 11.30'da aileyi kabul etti. Görüşmeye Uğur Mumcu'nun eşi Eşi Güldal Mumcu, oğlu Özgür Mumcu ve aile avukatı Turgut Kazan katıldı. </p>
<h4>"Görüşme olumlu geçti"</h4>
<p>Görüşmenin tamamlanmasının ardından Güldal Mumcu Halk TV'ye<a href="https://halktv.com.tr/turkiye/ugur-mumcu-ailesi-ile-bakan-gurlek-gorusmesi-basladi-1047170h" target="_blank" rel="nofollow noopener"> konuştu:</a></p>
<p>"Görüşme olumlu geçti. Biz, tetikçilerin ve azmettiricilerinin kim olursa olsun ortaya çıkarılması yönündeki talebimizi ilettik. Sayın Adalet Bakanı da tetikçilerin arkasında kim olursa olsun, bağlantıları ne olursa olsun ortaya çıkması için elimizden geleni yapacağız dedi. Hem Sayın Bakanı hem de bu işle görevlendirilmiş ekibi olumlu bulduk. Umarım 33 yıl sonra bu cinayetin tüm bağlantıları ve azmettiricilerini tam manasıyla öğrenmiş oluruz"</p>
<h4>Cinayet hâlâ aydınlatılmayı bekliyor</h4>
<p>Suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun ailesi, Mumcu'nun ölümüne ilişkin dosya hakkında bilgi almak ve firari Oğuz Demir'in yakalanması için Adalet Bakanı Akın Gürlek'ten randevu istedi.</p>
<p>Aile tarafından yapılan açıklamada, Mumcu'nun ölümünün "Türkiye’nin hâlâ bütün yönleriyle aydınlatılmayı bekleyen en ağır siyasal cinayetlerinden biri" olduğu vurgulandı.</p>
<p>Akın Gürlek'in dosyaların yeniden inceleneceğine dair sözlerine yer verilen açıklamada, "Yargılaması mahkeme önünde sürmekte olan bir dosyanın hangi amaçla, hangi kapsamda ve hangi usulle Bakanlık masasında ayrıca incelemeye alındığı müvekkillerimiz bakımından ciddi bir belirsizlik ve kaygı yaratmıştır" denildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Unutmanın siyaseti]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/unutmanin-siyaseti-41431</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/unutmanin-siyaseti.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/unutmanin-siyaseti-41431</guid><description><![CDATA[Çiğdem Mater’i düşünüyorum. Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı, Mine Özerden’i… Bugün bu isimleri konuşuyoruz. Her gün yenileri ekleniyor. Dün başkaları da vardı, yarın başkaları olacak. Mesele isimlerin değişmesi değil; alışma biçimimizin değişmemesi, zamana yayılan adaletsizliklerin o sinsi doğası… Bir deprem olur, hayat birkaç saniye içinde altüst olur. Oysa uzun tutukluluklar böyle değildir; gündelik hayatın kılcal damarlarına sessizce karışırlar.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İlk yazıda insan hafızasının neden yorulduğunu anlamaya çalışmıştım. Bu kez baktığım şey hafızanın kendisi değil, onu kuşatan düzen. Çünkü hafıza yalnızca beynimizin içinde çalışan biyolojik bir mekanizma değildir; aynı zamanda yaşadığımız çağın temposundan, gündemin akışından, siyasetin dilinden ve kamusal hayatın örgütlenişinden etkilenir. Neyi ne kadar süre hatırlayabildiğimiz yalnızca zihnimizle değil, içinde yaşadığımız dünyanın ritmiyle de ilgilidir. Belki de bu yüzden ikinci soru artık “İnsan neden unutur?” değil de şudur: “İnsan neden alışır?”</p>
<p>Uzun süre cevabın yalnızca insan zihninin sınırlarında saklı olduğunu düşündüm. Bir deprem, bir patlama ya da bir anda çöken bir bina… Ani ve sarsıcı yıkımlar zihne tutunup kalıyordu. Ama zamana yayılan yıkımlar öyle değildi; sessizce ilerleyen haksızlıklar, her gün biraz daha eksilen hayatlar hafızaya aynı kuvvetle yerleşmiyordu. Peki mesele gerçekten sadece hafızanın sınırları mıydı? Yoksa neyi unuttuğumuz kadar, neye alıştığımız da mı belirleyiciydi?</p>
<h4>Kanıksamanın vahameti</h4>
<p>Sanılanın aksine, bir topluma bir şeyi unutturmanın en etkili yolu hafızasını silmek değildir; önce onu alıştırmaktır. Elbette her iktidarın kendine özgü unutturma yöntemleri vardır: Geçmişi yeniden yazmak, bazı isimleri tarihten kazımak ya da bazı hikayeleri görünmez kılmak bunlardan yalnızca birkaçıdır. Ama çoğu zaman en etkili yöntem bunların hiçbiri değil; insanları unutturmadan önce alıştırmaktır.</p>
<p>İnsan bir bombanın sesine kolay kolay alışamaz. Ama her gün biraz daha normalleşen hukuksuzluğa, her sabah biraz daha sıradanlaşan yoksulluğa, her hafta biraz daha kanıksanan ölümlere alışabilir. Olağanüstü olan, tekrarlandıkça gündelik hayatın dokusuna karışır. İlk gün “Nasıl olur?” diye irkildiğimiz bir haber, aylar sonra arka planda çalan bir ses gibi duyulmaya başlar. Kanıksamak tam da böyle işler: Büyük bir kırılmayla değil, küçük tekrarlarla; bir anda değil, her gün biraz daha. İnsan yalnızca unuttuğu için değil, alıştığı için de başka birine dönüşür.</p>
<h4>Olağanüstü olanın sıradanlaşması</h4>
<p>Kanıksamayı yalnızca bireysel bir psikoloji meselesi olarak görmek eksik kalır. Çünkü alışmak yalnızca zihnimizle ilgili değildir; içinde yaşadığımız çağın ritmiyle de ilgilidir. Gündem hızlandıkça şaşırma süremiz kısalıyor; yeni bir olay eskisinin yasını yarıda bırakıyor. Siyaset, medya ve dijital akış durmaksızın dikkatimizi bir sonraki olaya çağırıyor. Böylece hiçbir acının içinde yeterince uzun süre kalamıyoruz.</p>
<p>Üstelik bu yalnızca çağın kendiliğinden işleyen bir sonucu da değil. Kanıksama, iktidarlar için çoğu zaman en kullanışlı toplumsal zemindir. Çünkü insanlar en sert adaletsizliklere bile bir anda değil, azar azar alıştırılır. Olağanüstü olan tekrarlandıkça sıradanlaşır; sıradanlaşan ise zamanla itiraz edilmeyen bir düzene dönüşür. Hafızamızın biyolojik sınırları vardı; çağımız o sınırları daha da zorlayan bir düzen kurdu. Kanıksama yalnızca zihnimizin değil, içinde yaşadığımız dünyanın da ürettiği bir sonuç hâline geldi.</p>
<h4>Zamana yayılmış haksızlıklar</h4>
<p>Bazen tek bir isim, bin istatistikten daha ağır gelir. Çünkü istatistikler sayılır; insanlarsa hatırlanır.</p>
<p>Çiğdem Mater’i düşünüyorum. Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı, Mine Özerden’i… Bugün bu isimleri konuşuyoruz. Her gün yenileri ekleniyor. Dün başkaları da vardı, yarın başkaları olacak. Mesele isimlerin değişmesi değil; alışma biçimimizin değişmemesi, zamana yayılan adaletsizliklerin o sinsi doğası…</p>
<p>Bir deprem olur, hayat birkaç saniye içinde altüst olur. Oysa uzun tutukluluklar böyle değildir; gündelik hayatın kılcal damarlarına sessizce karışırlar.</p>
<h4>İki kelime: Cezaevi nakli</h4>
<p>İlk günlerde öfkeleniriz, paylaşımlar yaparız, isimlerini yüksek sesle söyleriz. Sonra günler geçer: Yüz gün. Beş yüz gün. Bin gün. Takvim ilerledikçe sayı büyür ama öfke aynı hızla büyümez. Çünkü dışarıdaki bizler, içeride ağır ağır akan zamanı hiçbir zaman aynı ağırlıkta yaşamayız. İçeride geçen bir gün gerçekten yirmi dört saatlik bir bekleyiştir; sayılan, gökyüzüne bakılan uzun bir zamandır. Dışarıda ise bazen yalnızca ekranımıza düşen bir bildirim ömrü kadardır.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Çiğdem Mater ile Mine Özerden’in İstanbul’dan İzmir Şakran Cezaevi’ne sonra tekrar Silivri’ye sevk edildiğini okudum. İki satırlık soğuk bir haberdi: “Cezaevi nakli.” Oysa o iki kelimenin içine sığmayan bir hayat vardı orada. Artık daha uzun yollar katetmek zorunda kalacak aileler, daha yorucu görüş günleri ve bir insanın alıştığı gökyüzünü bile kaybetmesi vardı. Bazı adaletsizlikler siren sesleriyle gelmez; sessiz bir kurum yazısıyla gelir. Belki de bu yüzden daha kolay görünmezleşir. Bir haksızlığı unutmuyoruz aslında; onu gündelik hayatın doğal bir parçasına dönüştürüyoruz.</p>
<h4>Arama motoruna sıkışan ömürler</h4>
<p>İlk yazıda sözünü ettiğim o arama motorunu yeniden düşündüm. Bazı felaketlerin tarihini hatırlamak için nasıl ekrana başvuruyorsam, aynı şeyi insanlar için de yapmaya başladığımı fark ettim. “Kaç yıldır içeride?”, “Hâlâ tahliye edilmedi mi?” Bir isim yazıyoruz. Bir tarih çıkıyor. Birkaç haber bağlantısı… Sonra ekranı kapatıyoruz.</p>
<p>Oysa içeride zaman akmaya devam ediyor. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ama hiçbir bilgiyle yeterince uzun süre yaşamıyoruz artık. Hatırlamayı bilmekten ibaret sanıyoruz. Oysa aynı şey değiller. Bilgi zihnin bir köşesinde durur; hatırlamak ise insanın hayatında, vicdanında yer kaplar.</p>
<h4>Aşınan adalet ve çatlayan kabuk</h4>
<p>Adaletsizlikler de üst üste yığılıyor. Üstelik deprem gibi sarsarak değil; damlayan su gibi sessizce aşındırarak… Garip olan şu ki, toplum olarak ölülerimizi hatırlamayı yaşayanları hatırlamaktan çok daha iyi biliyoruz. Ölenlerin arkasından ağıtlar yakıyor, fotoğraflarını duvarlarımıza asıyoruz. Çünkü ölüm, ne kadar ağır olursa olsun tamamlanmış bir hikâyedir; yasın tutunabileceği somut bir dili vardır. Ama yaşayanları hatırlamak çok daha zordur. Çünkü tutsaklık tamamlanmış bir hikâye değildir; bitmemiş, her sabah yeniden yazılan bir cümledir.</p>
<p>Bir haksızlık görünmez olduğunda ortadan kalkmaz; yalnızca vicdanımızdaki yerini kaybeder. Görünmezleşen her adaletsizlik biraz daha kalıcı hâle gelir. Yine de bazen tek bir fotoğraf, bir mektuptan sızan tek bir cümle ya da bir annenin titreyen sesi bütün bu kalın kanıksama kabuğunu bir anda çatlatabiliyor. Demek ki vicdan tamamen yok olmuyor; yalnızca üzeri örtülüyor. Yeter ki o örtü bir anlığına aralansın; sarsılma hissi bıraktığı yerden yeniden başlıyor.</p>
<h4>Hatırlama sorumluluğu</h4>
<p>Elbette hiçbirimiz dünyadaki bütün acıları aynı canlılıkta taşıyamayacağız. Bütün isimleri ezberleyemez, bütün haksızlıklara aynı güçle karşı çıkamayız; insan zihni de vicdanı da buna muktedir değildir. Ama kendimize sormayı bırakmamamız gereken tek bir hayati soru var: “Ben buna alıştım mı?”</p>
<p>Çünkü insan unuttuğu için susmaz; sustuğu için unutur. Vicdan bazen unutarak ölmez; şaşırmayı, öfkelenmeyi ve itiraz etmeyi bıraktığı gün ölür.</p>
<p><strong><br><br></strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Bir gün zulüm biter, menekşeler de açılır üstümüzde"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-gun-zulum-biter-menekseler-de-acilir-ustumuzde-41421</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/bir-gun-zulum-biter-menekseler-de-acilir-ustumuzde.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bir-gun-zulum-biter-menekseler-de-acilir-ustumuzde-41421</guid><description><![CDATA[Bugün Gezi Direnişi davası hükümlüsü Çiğdem Mater'in doğum günü. Çiğdem Mater'e Özgürlük hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: "Bir gün zulüm biter, Menekşeler de açılır üstümüzde. Leylaklar da güler..."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gezi davasından 18 yıla mahkum edilen film yapımcısı, sinemacı Çiğdem Mater’in bugün doğum günü. Arkadaşları sosyal medya paylaşımları ile Mater’in doğum günün kutluyor.</p>
<p>Ayrıca, Çiğdem Mater’e Özgürlük hesabından da şu paylaşım yapıldı:</p>
<p>"Bir gün zulüm biter<br>Menekşeler de açılır üstümüzde<br>Leylaklar da güler...</p>
<p>İyi ki doğdun Çiğdem!<br>Seni çok seviyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">BİR GÜN ZULÜM BİTER <br>MENEKŞELER DE<br>AÇILIR ÜSTÜMÜZDE<br>LEYLAKLAR DA GÜLER…<br><br>İyi ki doğdun Çiğdem! <br>Seni çok seviyoruz. <a href="https://t.co/AjbGJ4jdbe">pic.twitter.com/AjbGJ4jdbe</a></p>
— Çiğdem Mater'e Özgürlük (@freecigdemmater) <a href="https://x.com/freecigdemmater/status/2085115290094887408?ref_src=twsrc%5Etfw">August 5, 2026</a></blockquote>
<h4>Yeni mektup adresleri</h4>
<p>Gezi Direnişi davası hükümlüsü Çiğdem Mater ve Mine Özerden, geçen hafta önce sevk edildikleri İzmir'deki Şakran Cezaevi'nden, Silivri'deki Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na nakledildi.</p>
<p>Mater ve Özerden'in arkadaşları, yaptıkları açıklamayla iki ismin yeni mektup adreslerini kamuoyuyla paylaşırken, onlar için adalet çağrısını yineledi.</p>
<p>Açıklamaya göre Çiğdem Mater'in yeni mektup adresi şöyle:</p>
<p><strong>Çiğdem Mater Utku</strong><br>Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu<br>10 No'lu - C3<br>Semizkumlar Mahallesi, Çanta Caddesi, No: 162/2<br>Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü<br>Silivri / İstanbul</p>
<p>Mine Özerden'in yeni mektup adresi ise şöyle:</p>
<p><strong>Mine Özerden</strong><br>Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu<br>10 No'lu - C2<br>Semizkumlar Mahallesi, Çanta Caddesi, No: 162/2<br>Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü<br>Silivri / İstanbul</p>
<p>Arkadaşları, kamuoyunu Çiğdem Mater ve Mine Özerden'e mektup göndererek dayanışmayı sürdürmeye çağırdı.</p><script async="" src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çerçeve yasa: Umut ve soru işaretleri]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cerceve-yasa-umut-ve-soru-isaretleri-41420</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/06/cerceve-yasa-umut-ve-soru-isaretleri.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cerceve-yasa-umut-ve-soru-isaretleri-41420</guid><description><![CDATA[Elbette ki çok önemli bir adım. Özellikle bu meselenin ağırlığını yıllardır üzerinde taşıyanlar için artık bir “nefes alma” dönemi kapıda. Umutlu olmak için çok sebep var. Umalım ki atılan adım bu kez menzile varsın. Bununla birlikte elimizde şu an örgüt üyelerinin olağan hayata dönmesine yönelik bir yasal teklif var. Kürt meselesinin çözümü için nasıl adımlar atılacağı henüz belli değil. İktidar kanadında bu meselesinin çözümünde “esasa” girmeye dair pek ipucu yok. Beri yandan tüm bunlar olurken  İstanbul’da ve ülke çapında CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmiyor, siyasi tutsaklar hapiste tutuluyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>MHP lideri Bahçeli’nin Ekim 2024’te Öcalan için, "Gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, ‘Umut Hakkı’nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın” çıkışıyla başlayan, Kürt meselesinde çözüm bekleyenlerin “Çözüm Süreci”, iktidarın ise “Terörsüz Türkiye” dediği süreçte ilk somut adım atıldı ve PKK üyelerinin cezalarının ertelenmesinin, örgütün silah bıraktığının teyit edilmesinin ana eksenini oluşturduğu ‘çerçeve yasa’  teklifi TBMM’ye sunuldu.</p>
<p>"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" ismiyle ve 360 vekilin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunulan teklif, 7 Ağustos Cuma günü Adalet Komisyonu’nda, 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul'da görüşülerek Meclis'ten geçecek. Görüşmelerin hafta sonu tamamlanamaması halinde düzenlemenin en geç 11 Ağustos Salı günü Meclis'ten geçirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Tasarı hazırlanırken Abdullah Öcalan’un durumu üzerinde dikkatle durulmuş. Zira teklif 2005’ten önce işlenen ve müebbet ceza hükmü verilen suçları kapsamıyor. Dolayısıyla Öcalan  bu tekliften yararlanamayacak. Peki kimler yararlanacak?</p>
<p>Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası alanların infazı 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların infazı da 10 yıl süreyle, infaz hakimi kararıyla ertelenecek.</p>
<p>Milli Güvenlik Kurulu tarafından PKK/KCK ile bağlantılı her türlü oluşumun kendini feshettiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit ve teyit etmesi şartı aranacak. Bu şartların yerine getirilmesi durumunda, "örgütü kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörün finansmanına ilişkin suçlar" ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ertelenecek. Erteleme olduğu için aynı suçu işlememeleri şartı aranacak.</p>
<p>Bu haliyle “Kürt meselesinin esastan çözümüne yönelik” bir çerçeve olduğunu söylemek zor. Daha çok örgüt üyelerinin cezaevlerinden tahliyesi ve PKK/KCK’nin feshinin kayıt alınmasına yönelik bir düzenleme.</p>
<p>Elbette ki çok önemli bir adım. Özellikle bu meselenin ağırlığını yıllardır üzerinde taşıyanlar, evlatlarını, eşlerini kaybedenler, askere giden çocuklarından gelecek haberi endişeyle bekleyen ya da dağdaki evlatlarından haber almayı umut edenler için artık bir “nefes alma” dönemi kapıda. Umutlu olmak için çok sebep var. Umalım ki atılan adım bu kez menzile varsın ve bu meselenin “silahlar üzerinden” konuşulduğu dönem -her açıdan- sona ersin.</p>
<p>Bununla birlikte az evvel de bahsettiğim gibi elimizde şu an örgüt üyelerinin olağan hayata dönmesine yönelik bir yasal teklif var. Kürt meselesinin çözümü için nasıl adımlar atılacağı henüz belli değil. Mesela anadil konusunda adımlar atılacak mı, Kürt halkının bilhassa kamusal hayatta eşit biçimde yer almaya dair beklentileri karşılık bulacak mı, bu konulara AKP ve MHP nasıl yaklaşıyor? Bunları bilemiyoruz.</p>
<p>Öcalan daha önceki <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-kurt-olgusu-tum-boyutlariyla-cumhuriyetin-yasalligina-dahil-edilmeli-36209" target="_blank" rel="nofollow noopener">açıklamalarında </a>“Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır” diyordu. Son açıklamalarında bu konuda tutumunu eskisi kadar dile getirmedi ve TBMM’ye gitmeden önce İmralı’ya ulaştırıldığı anlaşılan çerçeve yasa teklifi için “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan, bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır” dedi.</p>
<p>DEM Parti’den gelen mesajlar da bu yönde. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları “Bizim açımızdan bu yasa bir kök yasadır. Bundan sonra demokratikleşmeyle ilgili adımlar atılması, Türkiye’deki bütün farklı halkların ve inançların sorunlarına çözüm üretecek yeni yasaların çıkarılması bakımından bir kök yasa niteliği taşımasını diliyoruz” dedi.</p>
<p>MHP’li Feti Yıldız da yeni adımlar atılacağını vurguladı ancak daha çok teknik düzenlemeler üzerinde durdu ve şöyle dedi: “Bundan sonra Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, İnfaz Hukuku'nda mutlaka değişiklikler yapılacaktır".</p>
<p>AKP’li Ömer Çelik ise “PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye bütün Avrupa'daki illegal unsurlarla sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracak. Bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona ermesiyle bu sürecin başarıya ulaşması için gayret etmeye devam edeceğiz. Hiçbir üçüncü göze gerek yok” diye konuştu.</p>
<p>Özetle iktidar kanadında az evvel bahsettiğim Kürt meselesinin çözümünde “esasa” girmeye dair pek ipucu yok.</p>
<p>Beri yandan tüm bunlar olurken iktidar tarafından yargı eliyle CHP genel başkanlığından  uzaklaştırılan YENİ Parti’nin (aynı zamanda ana muhalefet partisinin) Genel Başkanı Özgür Özel hakkında dokunulmazlığının kaldırılması için yeni fezleke hazırlanıyor, İstanbul’da ve ülke çapında CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmiyor, son olarak Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ve Etimesgut belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu tutuklanıyor.</p>
<p>Yine beri yandan Selahattin Demirtaş hâlâ hapiste tutuluyor, Osman Kavala da yıllardır zindanda. Gezi direnişi gerekçe gösterilerek hapse atılan Çiğdem Mater ve Mine Özerden önce İzmir’e sonra da Silivri’ye naklediliyor, Bahçeli’nin bile talep ettiği “Ahmetler” (görevden alınan belediye başkanları Ahmet Türk, Ahmet Özer) görevlerine iade edilmiyor. Bir de elbette Barış Akademisyenleri var. 10 yıl önce barış çağrısı yaptıkları için KHK ile ihraç edilen 406 akademisyen. 385'inin iade başvurusu reddedildi, 10 yıldır mücadelelerini sürdürüyorlar. </p>
<p>Bu tablo içinde Özgür Özel bence yerinde bir değerlendirme yaptı teklif TBMM’ye geldikten sonra. YENİ Parti henüz kurumsal bir açıklama yapmadı ama Özgür Özel gazeteci Murat Yetkin’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:</p>
<p>"Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Elbette milletvekilleri, parti grupları Meclis Komisyonu’nda metne katkı sağlayabilirler, eleştirilerini söyleyebilirler. Ancak teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığına teslim etmek meselenin ruhuna aykırı.”</p>
<p>Özel şöyle devam etti: “İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım. 6 Ceza Kanunuyla ilgili, 7 demokratikleşmeyle ilgili, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarına uyulmasından kayyım uygulamasının sonlandırılmasına ve çok sayıda demokratik açılımın düzenlenmesine kadar. Bu konudaki hassasiyetimiz, şerhimiz devam ediyor.”</p>
<p>Velhasıl ilk adım atıldı ve artık elimizde bir metin var. Bundan sonrası elbette en az bu adım kadar önemli. Demokratikleşmeyle desteklenmeyen, siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşmadığı, tüm Türkiye’ye nefes aldırmayan bir “Çerçeve Yasa”, gayet açık ki eksik kalacaktır.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41416</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41416</guid><description><![CDATA[Yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'na seçildi. Geçen yıl yönetim kuruluna katılan Boghosian, yeni görevinde vakfın eğitim, film restorasyonu ve gazetecilere yönelik destek çalışmalarını yönlendirecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Asbarez'in haberine göre Altın Küre Vakfı (Golden Globe Foundation), yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian'ı Yönetim Kurulu Başkanı olarak atadı.</p>
<p>Boghosian, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Altın Küre Vakfı Başkanı seçildiğimi paylaşmaktan onur duyuyorum" ifadesini kullandı. Boghosian, "Bana duyulan güven için minnettarım; Vakfa hizmet etmeyi, misyonunu desteklemeyi ve olumlu bir etki yaratmayı sabırsızlıkla bekliyorum" diye ekledi.</p>
<p>Altın Küre Vakfı, sinemacılara yönelik eğitim programları, film restorasyon projeleri ve dünya çapındaki gazetecilere yönelik finansal yardım, kaynak ve hizmetler de dahil olmak üzere geniş bir kâr amacı gütmeyen kuruluş yelpazesini desteklemesiyle tanınıyor.</p>
<p>Boghosian, deneyimli ve başarılı bir yapımcı, gazeteci ve televizyon sunucusu. Medya sektöründe on yılı aşkın deneyime sahip olan Boghosian, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi'ndeki yayıncılık sektörüne hizmet veren Hollywood merkezli yapım şirketi Boghos Entertainment'ın sahibi ve yöneticisi. Boghosian ayrıca Dubai merkezli televizyon kanalı El-Arabiya'nın Hollywood muhabiri olarak görev yapıyor.</p>
<p>Raffi Boghosian, tanınmış bir Ermeni ailenin çocuğu olarak 31 Mart 1990'da Irak'da dünyaya geldi. Çocukluğunu Suriye ve Ürdün'de geçiren Boghosian, ilerleyen yıllarda Los Angeles'a taşındı. Eğitimini Amerika'da tamamladıktan sonra uzun yıllar muhabir olarak çalıştı. Haberleri ve röportajları, çok büyük bir Arapça konuşan izleyici kitlesi tarafından izleniyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yesayan Derneği çocukları buluşturmaya devam ediyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yesayan-dernegi-cocuklari-bulusturmaya-devam-ediyor-41415</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/yesayan-dernegi-cocuklari-bulusturmaya-devam-ediyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yesayan-dernegi-cocuklari-bulusturmaya-devam-ediyor-41415</guid><description><![CDATA[Yesayan Kültür ve Edebiyat Derneği’nin çocuklar için düzenlediği yaz atölyeleri sürüyor. ‘Amaranots Aşkhadanots’ (Yazlık Atölye)  başlıklı etkinlik dizisinde Temmuz ayı boyunca çocuklar üç ayrı atölyede bir araya geldi. Farklı yaş gruplarından çocuklara hitap eden atölyeler, Nersesyan Korosu’nun desteğiyle Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin bahçesinde yapılıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz’un son etkinliğinde çocuklar; Talar Midoyan’ın yürütücülüğünde, farklı basım teknikleri kullanarak yaratıcı üretimlerde bulundular. Kâğıt üzerine patates ve limon baskı teknikleriyle yaratıcılıklarını konuşturan katılımcılar, üretimlerini panoya asarak hatıra fotoğrafı çektirdiler. Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin dinî lideri Rahip Harutyun Damadyan’ın da katılım gösterdiği atölyede çocuklar anadillerini gündelik yaşamlarında kullanma fırsatı buldular.</p>
<p>Atölyeler Ağustos boyunca da devam edecek. 6 Ağustos Perşembe günkü çocuklarla felsefe atölyesi Tina Kopma tarafından yürütülecek. Ayın ikinci atölyesinde çocuklar Narod Avcı ile birlikte ellerini kirleterek kilden neler yapabileceğine bakacak. Etkinlik, 12 Ağustos Çarşamba günü yapılacak ve saat 16.00’da başlayacak. Bir sonraki atölyede çocuklar bu kez Yesayan Derneği’nin çıkardığı ‘Hargav’ fanzininin yeni sayısını beraber hazırlayacak. Bu atölyenin tarihi 20 Ağustos Perşembe, saat 16.00. Etkinlik dizisinin sonuncusu 27 Ağustos’ta yapılacak. Mihran Tomasyan’ın yürütücülüğündeki atölyede çocuklar, birlikte özgürce dans edecekler.</p>
<p>Her yaş grubundan çocuklar için tasarlanan birbirinden farklı atölyeler hakkında daha fazla bilgi almak ve etkinliklere kayıt olmak için <a href="https://yaz.yesayan.org/" target="_blank" rel="nofollow noopener">yaz.yesayan.org</a> adresi ziyaret edilebilir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıklı yaşam için Kınalıada’da yürüyüş]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/saglikli-yasam-icin-kinaliadada-yuruyus-41414</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/saglikli-yasam-icin-kinaliadada-yuruyus.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/saglikli-yasam-icin-kinaliadada-yuruyus-41414</guid><description><![CDATA[Şişli Spor Kulübü, toplum üyelerini sağlıklı yaşama teşvik amacıyla başlattığı geleneksel yürüyüş etkinliğini bu yıl da sürdürdü. Patrik Maşalyan ve toplum üyelerinin katıldığı yürüyüş, kahvaltı ile sona erdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1 Ağustos Cumartesi günü sabah saatlerinde Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Vakfı işbirliğiyle düzenlenen etkinliğe AKP İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Sevan Sıvacıoğlu, Üstrahip Harutyun Damadyan, Patrik Vekili Kıdemli Peder Krikor Damadyan, Kınalıada Muhtarı Erdal Aydın, vakıf yöneticileri ve halk katıldı. İlginin  yoğun olduğu yürüyüş etkinliğinde katılımcılar, spor yaparak ada turu atmış oldu. Kilise’de tamamlanan yürüyüş sonrası katılımcılar, Kınalıada Vakfı tarafından verilen kahvaltıya geçti. Patrik Maşalyan, konuşmasında toplum üyelerinin bir araya gelmesi ve kaynaşması adına bu tür vesilelerin artması temennisinde bulundu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İskenderun Kilisesi için bağış kampanyası başladı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iskenderun-kilisesi-icin-bagis-kampanyasi-basladi-41413</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/iskenderun-kilisesi-icin-bagis-kampanyasi-basladi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/iskenderun-kilisesi-icin-bagis-kampanyasi-basladi-41413</guid><description><![CDATA[İskenderun Karasun Manuk Kilisesi’nin restorasyonu için Kınalıada’da ayin düzenlendi. Patrik Maşalyan, riyaset ettiği ayinde vaaz verdi ve kilisenin onarımı için toplumun maddi desteklerini esirgememesi gerektiğini söyledi. Agos’a açıklama yapan İskenderun Karasun Manuk Kilisesi Vakfı Başkanı Yusuf Tabaş şu ana kadar 500 bin TL civarında bağış toplandığını söyledi. Kilisenin onarımı için belirlenen maliyet ise 77 milyon TL.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş depremlerinde İskenderun Kilisesi hasar almıştı. Kilise’nin yanı sıra vakfın aylık gelir elde ettiği dükkanlar da zarar gördü. Kilise vakfı, onarım için maddi kaynak arayışını sürdürüyor. Kilise onarımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 5 milyon TL’lik yardım sağlanacak. </p>
<p>2 Ağustos Pazar günü Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nde düzenlenen ayine Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan riyaset etti. Hatay Kiliseleri Din görevlisi ve Anadolu’daki cemaatler ruhani gözetmeni Peder Avedis Tabaşyan’ın yönettiği ayinde Üstrahip Harutyun Damadyan hazır bulundu. İlahiler Artun Tekiroğlu yönetimindeki Nersesyan Korosu tarafından</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/haber/2025/12/25/iskenderun-kilisesinin-restorasyonu-icin-maddi-kaynak-araniyor.jpg" alt="" width="458" height="305">
<figcaption>Fotoğraf: İşhan Erdinç</figcaption>
</figure>
<p>seslendirildi. İskenderun Karasun Manuk Kilisesi Vakfı Başkanı Yusuf Tabaş, Kınalıada Kilisesi Vakfı Başkanı Levon Şadyan ve yönetim kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu, halkın ilgi gösterdiği ayinde Patrik Maşalyan vaaz verdi. Verme bilincini hatırlatan Patrik Maşalyan, İskenderun Kilisesi için ‘Bugün Sahip Çıkalım Yarın Gurur Duyalım’ başlıklı bağış kampanyası başlatıldığını söyledi. Patrik Maşalyan Hatay, özellikle de İskenderun cemaatinin kilisenin onarımı için maddi desteğe ihtiyacı olduğunu, toplum olarak Hatay’daki Ermeni toplumuna yardım etme yükümlülüğü içinde olduklarını vurguladı. Ayinin ardından kilisenin salonunda kurulan sevgi sofrasına geçildi. Vakıflıköyü Kalkındırma ve Dayanışma Derneği’nin katkı sunduğu yemekte Patrik Maşalyan, İstanbul’daki Ermeni toplumu ile diasporaya seslenerek İskenderun Kilisesi’nin onarımı ve ayağa kalkması için herkesi katkı vermeye çağırdı.</p>
<p>İskenderun Kilisesi Vakfı’nın açıkladığı verilere göre, 2025 yılında mülklerden 804 bin TL kira geliri elde edilirken, giderler ise 743 bin TL’yi buldu. Restorasyon için dört aşamalı bir plan açıklayan vakıf yönetimi, vakfa ait dükkanların onarımının 20 milyon TL, kilisenin tadilatının 45 milyon TL, müştemilatın yapımının 12 milyon TL’yi bulacağını öngörüyor. Vakıf yönetimi, onarımı tamamlanan dükkanları kiraya vererek kilise restorasyonu için ek maddi kaynak yaratmayı amaçlıyor. Agos’a konuşan İskenderun Karasun Manuk Kilisesi Vakfı Başkanı Yusuf Tabaş, bağış kampanyasına şu ana kadar 500 bin TL’lik yardım yapıldığını, bazı kilise vakıflarından ise destek sözü aldıklarını söyledi.</p>
<div class="box-12">
<p>Bağış kampanyası için banka hesap bilgileri şu şekilde:</p>
<p>BANK/BRANCH HESAP ADI / ACCOUNT HOLDER</p>
<p>VAKIFBANK İSKENDERUN / TC KARASUN MANUK ERMENİ KİLİSESİ</p>
<p>PARA BİRİMİ / CURRENCY | İBAN</p>
<p>TRY(TL)</p>
<p>TR07 0001 5001 5800 7319 7029 45</p>
<p>USD</p>
<p>TR28 0001 5001 5804 8022 5338 81</p>
<p>EURO</p>
<p>TR33 0001 5001 5804 8022 5538 88</p>
<p>GBP</p>
<p>TR02 0001 5001 5804 8023 1333 47</p>
<p>SWIFT CODE</p>
<p>TVBATR2AXXX</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:31:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Özür dilemeye hazırım, dönmek istiyorum”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozur-dilemeye-hazirim-donmek-istiyorum-41412</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/berge%20photo%20zakeyos%20hayr%20surp%2031078kucuk.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozur-dilemeye-hazirim-donmek-istiyorum-41412</guid><description><![CDATA[Türkiye Ermeni Patrikliği Ruhani Meclisi kararıyla ruhani rütbesi tardedilen Başrahip Zakeos Ohanyan (sivil hayattaki adıyla Toros Ohanyan), uzun bir aradan sonra yeni bir açıklama yayınladı. Ohanyan,  sosyal medya hesabından görüntülü olarak yaptığı açıklamada tedavi gördüğünü, iyileştikten sonra özür dileyerek İstanbul’a, kiliseye dönmek istediğini duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta sonu Facebook’ta bir video yayınlayan Ohanyan, sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi. Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi’nde psikolojik tedavi gördüğünü belirten Ohanyan, ağır ilaçlar kullandığını ifade etti. Ohanyan, davranış bozukluğu tanısı konduğunu söyleyerek “Gereken tedaviyi alacağım, toparlanacağım ve iyileşeceğim ve tekrar baba ocağıma, kiliseme, Badriarkaranıma (Patrikhaneme) geri döneceğim” dedi. Ohanyan, özür dilemeye hazır olduğunu da açıkladı. </p>
<p>Ohanyan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Eğer kendileri de uygun görürlerse, her kimden özür dilemem gerekiyorsa, her ne yapmam gerekiyorsa kendi açımdan ben yapmam gerekeni yapacağım. Gerisi Ruhani Meclis'in, başta Sırpazan Badriyarkayrımız (Patrik Maşalyan) olmak üzere kilisenin takdiridir. Dualarınızı eksik etmeyin, doğru ve iyi bir yolda olduğumu inanıyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Geçtiğimiz yıl boyunca verdiğim tüm huzursuzluk ve rahatsızlık için en büyüğünüzden en küçüğünüze her birinizden ayrı ayrı özür diliyorum.”</p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Patrikhane 2 Ekim 2025’te yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: </p>
<p>"Ruhani Meclis Bildirisi</p>
<p>Türkiye Ermenileri Patrikliği rahiplerinden Başrahip Zakeos Ohanyan yaşadığı ruhsal ve bedensel sağlık sorunları kabul edilemez, üzücü ve sarsıcı olaylara neden olmuştur.</p>
<p>Başrahip Zakeos Ohanyan Ruhani Meclis tarafından kendisine sunulan tövbe fırsatını belirlenen süre içinde cevaplamamıştır.</p>
<p>Bu nedenle Ruhani Meclisimiz Kadasetli Patrik Hazretleri’nin riyasetindeki 2 Ekim 2025 tarihli 51. oturumunda Başrahip Zakeos Ohanyan’ı ruhani rütbesinden oybirliğiyle tard ederek, (Garkalıuydz) kendisini  vaftiz ismi Toros Ohanyan kimliğiyle siviller sınıfına dahil etmiştir.</p>
<p>Ruhani Meclis Divanı"</p>
<p>Ohanyan bu açıklama üzerine çevresiyle paylaştığı mesajda günahkar olduğunu kabul etmekle birlikte "Tek çürük domates ben miyim?" demişti.</p>
<p>Ohanyan daha sonra yaptığı açıklamada ise kendisine yurtdışında bir görev teklif edildiğini belirterek şu ifadeleri kullanmıştı: </p>
<p>“Uzak ya da yakın birçok ülke ve şehirden oraya gidip kilise hizmetime tekrar devam etmem için onlarca teklif aldım, bu yerlerin isimlerini şu an itibarıyla veremem, aksi halde teklif eden liderlerin kimler olduğunu onların onayını almadan beyan etmiş olurum. Ayrıca, olsun Mayr Ator (Ana Taht) Surp Eçmiadzinden olsun diğer kentlerden birçok yüksek rütbeli Ruhani Önder ve Hovivlerden (Ruhanilerden) destek mesajları alıyorum. Kanaat önderi önemli isimlerin tam desteğine sahibim”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Agos'un 30. yılı için Los Angeles'ta özel etkinlik]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agos-un-30-yili-icin-los-angeles-ta-ozel-etkinlik-41411</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/agos-un-30-yili-icin-los-angeles-ta-ozel-etkinlik.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/agos-un-30-yili-icin-los-angeles-ta-ozel-etkinlik-41411</guid><description><![CDATA[Gazetemizin 30’uncu kuruluş yıldönümü vesilesiyle Los Angeles’ta özel bir etkinlik düzenlendi. Bolsahay Miutyun (İstanbullu Ermeniler Derneği) tarafından düzenlenen etkinlikte Agos ekibinin yanı sıra Asbarez, Nor Or, Masis gazetelerinden editörler, Rakel Dink ve dernek yöneticileri konuşmalar yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>2 Ağustos Pazar günü dernek lokalinde yapılan etkinliğin sunuculuğunu Bolsahay Miutyun Mütevelli Heyeti üyesi Garbis Sarafyan yaptı. Agos’un bir köprü görevi gördüğünü belirten Sarafyan, “Köprünün İstanbul ayağı Hrant Dink, Los Angeles ayağı Edvin Minassian. Ne yazık ki ikisi de hayatta değil. Bu köprülerden çok insanlar gitti geldi karşılıklı. İstedim ki, biz de bu sağlam köprünün üzerinde yan yana gelelim. Los Angeles'taki gazeteler ve Agos karşılıklı yan yana otursun, onlar kendi pencerelerinden bakarak Agos'u değerlendirsinler” dedi.</p>
<p>Asbarez gazetesi editörü Ara Haçaduryan, etkinlikte yaptığı konuşmada, Hrant Dink ve Agos’un Türkiye Ermenilerinin mücadelesini ileriye taşıdığını, Kamp Armen’e el konulmaması için çaba sarf ettiğini hatırlattı. Haçaduryan, dernek yönetimine etkinlik için teşekkür ederek Agos’un 30’uncu yılını kutladı.</p>
<p>Masis haftalık gazetesinin editörü Krikor Khodenyan da  “Otuz yıl önce Hrant Dink ve arkadaşları Agos haftalık gazetesini kurduklarında, sadece yeni bir yayın organına hayat vermekle kalmadılar; tüm Ermeniliğe adı İstanbul olan kapıyı açık tutan bir anahtar verdiler. Hrant Dink, nefret ekmeden de yaşanabileceğini, köprüleri yakmadan da mücadele edilebileceğini kanıtladı ve bugün Agos'un sayfalarında yaşayan değerler işte bunlardır. Agos, kişisel tehlikelerden kaygılanmadan bu görevi onurla yerine getiriyor ve bizler yayın kuruluna ve çalışanlarına gerçekten hak ettiği saygıyı sunuyoruz" dedi.</p>
<p>Nor Or gazetesinden Kevork Köşkeryan ise “İstanbul, kültürümüzün en büyük merkezi sayılırdı. Aydınlar ve edebiyatçılar yetiştirdi. Şimdi o sayfa kapandı ve İstanbul bize 'Marmara', 'Jamanak' ve 'Agos' gazeteleri aracılığıyla görünerek onların işini sürdürüyor. Agos'un emektar kadrosunu kutluyor, kesintisiz bir yolculuk ve yeni başarılar diliyorum” dedi ve Hrant Dink'in kendi gözünde bir kahraman olduğunu belirtti.</p>
<p>Mütevelli Heyeti Başkanı Parunak Çelikyan’ın da bir konuşma yaptığı etkinlikte Agos yayın yönetmeni Yetvart Danzikyan, Agos Ermenice sayfalar editörü Pakrat Estukyan ve Agos yazarı Ohannes Kılıçdağı’nın görüntülü mesajların da katılımcılarla paylaşıldı.</p>
<p>Görüntülü bir mesaj gönderen Hrant Dink’in eşi ve Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink de,  Agos’un uzun bir yol yürüdüğünü ve yürümeye devam edeceğini belirtti. Derneğin mütevelli heyet başkanı Parunak Çelikyan ve üyesi Sarafyan, kapanış konuşmalarında konuşmacılara teşekkür etti.</p>
<p>Sarafyan etkinlik sonrasında Agos’a yaptığı açıklamada “Yalnız değilsiniz, burada bütün gazeteler size el uzatıyorlar” dedi  ve tüm çalışanlara selamlarını gönderdi.  Sarafyan etkinliğin düzenlenmesinde İstanbul Ermenilerinden Markrit Atmaca’nın da emeği olduğunu ekledi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 06 Aug 2026 04:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel: Komisyon raporundaki 6. ve 7. madde içiçe olmalıydı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-komisyon-raporundaki-6-ve-7-madde-icice-olmaliydi-41410</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/ozel-komisyon-rapordaki-6-ve-7-madde-icice-olmaliydi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozel-komisyon-raporundaki-6-ve-7-madde-icice-olmaliydi-41410</guid><description><![CDATA[YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasa teklifine ilişkin olarak, "Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş" dedi.  Özel "İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım" diye konuştu]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasaya ilişkin YetkinReport'a yaptığı değerlendirmede, şunları kaydetti:</p>
<p>"Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Elbette milletvekilleri, parti grupları Meclis Komisyonu’nda metne katkı sağlayabilirler, eleştirilerini söyleyebilirler. Ancak teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığına teslim etmek meselenin ruhuna aykırı.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım. 6 Ceza Kanunuyla ilgili, 7 demokratikleşmeyle ilgili, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarına uyulmasından kayyım uygulamasının sonlandırılmasına ve çok sayıda demokratik açılımın düzenlenmesine kadar. Bu konudaki hassasiyetimiz, şerhimiz devam ediyor. Bu kanunun yasalaşmasından sonra, silahların bırakıldığının teyit ve tespiti ile ilgili geçecek sürede mutlaka yedinci kısmın hızla hazırlanması için çalışılması gerekiyor.</p>
<p>Kürt sorununu çözmek altıncı kısımda tek başına yeterli değil. Kürtlerin sorunlarını çözmek ya da Türkiye’nin demokrasi sorununu çözmek altı ile olmaz. 6’ncı madde bir sürecin sonu, teknik bir gereklilik olabilir ama 7’nci madde demokratik bir sürecin başlangıcı, barışın başlangıcı, kardeşliğin başlangıcı, Kürtlerle Türklerin ortak geleceğinin birlikte güvenli bir şekilde yürümesinin başlangıcı olmalı. Ayrıca ceza hukukçusu arkadaşlarımızın ve hukukçu milletvekillerimizin kanun teklifi ile ilgili teknik eleştirileri de var, onları da ayrıca dile getireceğiz. Ama esas dikkat çekmek istediğimiz mesele, bugün çözmeye çalıştığımız sorunun kök sebeplerini, komisyon raporunun 7’nci kısmına yönelik cesur kararlı hızlı adımlar atarak çözebiliriz. Yoksa infaz düzenlemesi bazı sonuçları ortadan kaldırır ama sebebi ortadan kaldırmaz."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 21:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yetimhanelerde salgın hastalıklarla mücadele]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yetimhanelerde-salgin-hastaliklarla-mucadele-41409</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/yetimhanelerde-salgin-hastaliklarla-mucadele.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yetimhanelerde-salgin-hastaliklarla-mucadele-41409</guid><description><![CDATA[1920 yılına geldiğimizde, Mayıs ayında yayınlanan bir genelgede çocuklardan bazılarının kronik bulaşıçı hastalıklardan mustarip olmalarının diğer çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğu ve bu nedenle bu çocukları ayrı bir yetimhanede toplayıp tedavi etme yönünde bir girişim olduğu bilgisi verilir, yetimhanenin sorumlu doktorunun ivedilikle çocukları ciddi bir muayeneden geçirmesi ve kronik bulaşıcı hastalığı olanların listesinin gönderilmesi rica edilmektedir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Mütareke dönemi İstanbulunda, savaş sonrası kötü yaşam koşulları nedeniyle salgın hastalık riski oldukça yüksektir. Buna ek olarak yetimhanelerdeki yoğunluk ve zor şartlar bulaşıcı hastalıkların çocuklar arasında hızla yayılmasına neden olur. Balat Yetimhanesi özelinde baktığımızda arşiv belgelerinin üçte birine yakın kısmının yetimlerin sağlık sorunları ve özellikle bulaşıcı hastalıklar ile ilgili olduğunu okuyoruz.</p>
<p>Balat Yetimhanesi’nin Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu’na bağlanması ve yetim sayısının kısa sürede 100’ün üstüne çıkması ile hastalıklar da kendini göstermeye başlar. Organizasyonun merkezi yönetimi, Doktor Gorigyan’ı Balat Yetimhanesi sorumlu doktoru olarak görevlendirir. Ayrıca yetimhanede daimi olarak bir hemşire de görev yapmaya başlayacaktır. Hastalıklar ile ilgili ilk belgeler Haziran 1919’da uyuz hastalığına yakalanan 50 kadar yetimin Salmatomruk Surp Tateos-Partağomeos Okulu’na nakledilerek tedavilerinin burada yapılması ile ilgili. Yetimler, Balat Yetimleri Himaye Heyeti’nden Hulyane Rupinyan’ın gözetiminde tedavi edilirler. Heyet aynı zamanda ayda 400 kuruş ile iki kalıcı hemşire görevlendirilmesine karar verir. İyileşip geri dönen çocukların kıyafet ve eşyalarının dezenfeksiyonuna büyük özen gösterilir.  2 Temmuz 1919’da Salmatomruk’ta çıkan yangında Surp Tateos-Partağomeos Okulu kül olur ve çocukların orada tedavi edilme süreci sona erer.</p>
<p>Ekim 1919 tarihli bir genelgede bulaşıcı hastalıkların çok yaygın olması ve özellikle kirli ortamlarda yayılan uyuz ve benzeri hastalıkların yetimhanelerde yayılması nedeniyle temizlik konusunda sert önlemler alınması uyarısı yapılmaktadır. Aynı günlerde Dr. Gorigyan da Balat yönetimine yetimhanede mevcut olan uyuz hastalığının etkilerinin geçtiği, ancak hastalığın sona ermediği, bu nedenle yetimlerin kıyafet, çamaşır ve yatak takımlarının dezenfekte edilmesi gerektiği konusunda bir mektup yazar. Saç derisi uyuzu da yetimlerin aynı tarakları kullanıyor olması nedeniyle çok hızlı yayılan bir hastalık olur.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda uyuz ve diğer pek çok hastalık ile ilgili olarak çocukların Surp Pırgiç Hastanesi’ne gönderildiklerini biliyoruz. Bu çocukların tedavi masrafları Balat Yetimhanesi bütçesinden karşılanmaktadır.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/ermeni-kizil-haci-nin-prinkipo-daki-buyukada-tedavi-evi-nin-acilisini-bildiren-yazi-kaynak-hdva-balat-koleksiyonu-arsiv-no-oa5k5y5b002.jpg" alt="" width="482" height="595">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Ermeni Kızıl Haçı'nın Prinkipo'daki (Büyükada) Tedavi Evi'nin açılışını bildiren yazı.</span> </figcaption>
</figure>

<h4>Çiçek, veba, kolera</h4>
<p>Kasım 1919’da ise bu kez İstanbul'da çiçek, veba, kolera ve tifüs hastalıklarının görülmeye başlanması nedeniyle yetimhane yönetiminin gerekli tüm önlemleri alması ve yetimhane doktoru tarafından aşıların yapılması talep edilir. Yetimlerin mümkün mertebe dışarı ile temasta bulunmamaları istenir. Yetimhaneye ziyaretler de bir süreliğine yasaklanır.</p>
<p>1920 yılına geldiğimizde, Mayıs ayında yayınlanan bir genelgede çocuklardan bazılarının kronik bulaşıçı hastalıklardan mustarip olmalarının diğer çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğu ve bu nedenle bu çocukları ayrı bir yetimhanede toplayıp tedavi etme yönünde bir girişim olduğu bilgisi verilir, yetimhanenin sorumlu doktorunun ivedilikle çocukları ciddi bir muayeneden geçirmesi ve kronik bulaşıcı hastalığı olanların listesinin gönderilmesi rica edilmektedir.</p>
<h4>Hasköy Kızlar Trahom Hastanesi</h4>
<p>Chlamydia trachomatis adlı bakterinin neden olduğu, göz kapaklarının iç yüzeyini ve korneayı etkileyen bulaşıcı bir göz enfeksiyonu olan Trahom, yetersiz hijyen ve kalabalık yaşam koşullarında hızla yayılıp, tedavi edilmediğinde kirpiklerin göze batmasına ve kalıcı körlüğe yol açabilmekteydi. Yetimhanelerde hızla yayılan hastalık sıkı kontrol altında tutulmaya çalışılmış, tedavisi için Hasköy Yetimhanesi bünyesinde ayrı bir tedavi evi açılmıştı. Teşhis konulan kızlar her türlü kişisel eşyaları ile buraya naklediliyor ve tedavileri tamamlanana kadar burada kalıyorlardı. Balat Yetimhanesi’nden pek çok yetim kızın da bu süreçten geçtiğini okuyoruz.</p>
<h4>Ermeni Kızıl Haçı nasıl kuruldu?</h4>
<p>I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği günlerde İstanbul Ermeni toplumunun önde gelen isimlerinden Dr. Vahram Torkomyan Ermeni Kızıl Haç örgütünün kurulması çalışmalarına başlar. Örgütün amaçlarından biri de İstanbul’a akın etmekte olan sürgün mağdurları ve yetimlerin sağlık sorunları ile ilgilenmektir. Torkomyan’ın anılarından okuduğumuza göre ilk temaslarını 1918 Kasım ayında İstanbul’a gelmiş olan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nün temsilcisi Comte de Lapalisse ile yapar ve kendisinin de desteğini alarak Ermeni Kızıl Haçı’nın kurar ve ilk başkanı olur. Mimar Bilge Ar, çalışmasında Ermeni Kızıl Haç örgütünün adresini Asmalı Mescit, No: 33 Pera olarak veriyor. Bu bina tahminen, 1914 yılına kadar Levat Herald Gazetesi’nin merkezi olmuş olan ve bugün Asmalı Mescit Apartmanı olarak bilinen yerde. Ermeni Kızıl Haçı İstanbul’un pek çok semtinde şubeler ve Şişli’de bir hastane açar. Balat Vakfı arşivinde bulduğumuz belgelerden Şişli’deki hastanenin adresinin Nişantaşı Hacı Emin Efendi sok. No: 10 olduğunu öğreniyoruz. Torkomyan’ın anılarında bahsetmemesine rağmen Balat Arşivi’nde bulunan 4 Mart 1920 tarihli bir belgeden ise Ermeni Kızıl Haçı’nın Büyükada’da bir verem tedavi merkezi açtığını ve hasta yetimleri de kabul etmeye başladığını okuyoruz. Ermeni Kızıl Haçı’nın himayesinde ayrıca Üsküdar Amerikan Koleji binasında bir kızlar yetimhanesi de vardır.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/trahom-hastanesi-olarak-da-kullanilan-haskoy-kalfayan-yetimhanesi-kaynak-istanbul-ermeni-okullari-egitim-ve-ogretim-tarihi-kevork-b-hagopyan.jpeg" alt="">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Trahom Hastanesi olarak da kullanılan Hasköy Kalfayan Yetimhanesi.</span></figcaption>
</figure>

<p>Torkomyan’ın anılarından devam edersek, İlk başta Ermeni Kızıl Haçı’nın kurulmasına destek vermiş olan Comte de Lapalisse daha sonraki aylarda Hilal-i Ahmer’in şikayetlerinin de etkisinde kalarak İstanbul Ermeni toplumunun Kızıl Haç ismini kullanmasına karşı çıkar. Bunun üzerinde Torkomyan durumu Cenevre’de bulunan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü başkanı Leopold Fabre’a bildirir ve Ermeni Kızıl Haçı isminin ve örgütünün onaylanmasını sağlar.  Armanveni Miroğlu’nun çalışmasından okuduğumuza göre 27 Ocak’ta 1919 tarihinde Ermeni Ulusal Merkezi Yönetimi’nin düzenlediği toplantıda, ayrı ayrı çalışmalar yürüten Sürgünleri Himaye, Yetimleri Himaye ve Ermeni Kızıl Haç örgütlerinin aynı çatı altında birleşmesi önerilir. Neden bilmiyoruz ancak Ermeni Kızıl Haçı daha sonraki toplantılara katılmaz ve bağımsız çalışmayı tercih eder.</p>
<h4>Kurumlar arası sürtüşmeler</h4>
<p>Sürgünleri Himaye ve Yetimleri Himaye örgütleri ise 28 Şubat 1919’da Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu (Ազգային Խնամատարութիւն) adı altında birleşir. Vahram Torkomyan anılarında bu kararın kendi isteğini yansıtmadığını ancak önemli bir adım olduğunu yazar. Ermeni Kızıl Haçı’nı dışlanmış görmektedir. Ancak örgüt çalışmalarına devam eder. Nisan 1919’da Balat ve Salmatomruk Şubesi açılır. Şube, Vahram Ardzruni aracılığı ile hızlıca Balat Yetimhanesi ile temasa geçerek yetimlerin sağlığı ile ilgilenecek bir doktor görevlendirmek ister. Ancak Balat yönetimi merkezden atanmış bir doktorları olduğunu belirterek bu teklifi reddeder. Bu yazışmalar da Merkezi Yönetim ile Ermeni Kızıl Haçı arasında bazı yetki çatışmaları olduğuna işaret ediyor, ancak Kızıl Haç ile yetimhane arasında ilişkilerin olumlu bir şekilde devam ettiğini de görüyoruz. Hastalanan Balat Yetimhanesi çocuklarının Ulusal Bakım ve Yardım Organizasyonu aracılığı ile hem Şişli, hem Büyükada hastanelerinde gördükleri tedavilere dair pek çok yazışma mevcut.</p>
<h4>“Yetimhanelerin sahibi millettir”</h4>
<p>20 Mart 1920 tarihli bir belgede Ermeni Kızıl Haçı Edirnekapı-Topkapı-Eyüp şubesi tarafından kendi sorumluluklarında olan 19 yetimin iki gün süre ile Balat Yetimhanesi'nde himaye edilmiş olması nedeniyle ne kadar ödeme yapmaları gerektiğinin sorulduğunu, Balat Yetimhanesi’nin yanıtında ise herhangi bir borçlarının olmadığı, yetimhanenin sahibinin millet olduğun ve tüm yetimlerin millete ait olduğu ifadesini okuyoruz. Vahram Torkomyan anılarında Ermeni Kızıl Haçı’nın 1921 yılına kadar olan çalışmalarından bahsederken, Balat Yetimhanesi arşivinde 1922 yılı sonuna kadar pek çok yazışma görebiliyoruz.</p>
<p>Zor şartlarda da olsa yetimlerin sağlık sorunları ile ilgili tüm bu çabaların olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Tedavi için hastanelere gönderilen yetimler iyileşerek geri dönerler, Balat Yetimhanesi’nin üç yetimi hariç: Mihran Özeyan, Zaruhi Sinanyan ve Hayganuş Azadyan isimli yetimler malesef Surp Pırgiç Hastanesi’nde hayatlarını kaybedeceklerdir.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong> Bu yazıda yararlanılan arşiv belgeleri Hrant Dink Vakfı Arşivi (HDVA), Balat Surp Hreşdagabed Kilisesi ve Khorenyan Okulu Koleksiyonu’na aittir.</p>
<p><strong>DİĞER KAYNAKLAR:</strong></p>
<p>- Bilge Ar, İşgal Altındaki İstanbul’da Kentsel Ve Mimari Ortam, Yüksek lisans tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, 2006.</p>
<p>- Vahram  Torkomyan, Անցուկը Մոռցուկ, Aras Yayıncılık, 2006.</p>
<p>- Nazan Maksudian, E. Möller vd. (editörler), Gendering Global Humanitarianism in the Twentieth Century, Palgrave Macmillan Transnational History Series,<a href="https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5" target="_blank" rel="noopener"> https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5</a>, sayfa 117-142 (2020)</p>
<p>- Armaveni Miroğlu, Կ.Պոլսոյ Ազգային Խնամատարութիւնը.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Başka bir şey var”]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/baska-bir-sey-var-41408</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/baska-bir-sey-var-41408</guid><description><![CDATA["Esasen ülkede parmakla sayılacak sayıda misyoner olmasına rağmen bu grubun, yeni bir tehdit grubu olarak seçilmesiyle, ‘misyonerlik-dış güçler’ – azınlıklar çağrışımı propaganda edilerek, toplumda korkunun ve milliyetçiliğin yükseltilmesi amaçlanmıştı."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği mahkûmiyet kararının ardından Milliyet gazetesinden Derya Sazak’a verdiği röportajında, “Anlamadılar ya da anlamak istemediler… Nasıl olsa savcı ve hâkim anlar diye düşündüm, yazılarda neler kastettiğimi anlattım. Okumasını bilen anlar, anlamadılar ben ne yapayım….</p>
<p>Ya da sorun anlamak ya da anlamamakla ilgili bir şey değil. Başka bir şey var” demişti.</p>
<p>Çok haklıydı Hrant, sorun anlamak ya da anlamamakla ilgili bir şey değildi, başka bir şey vardı.</p>
<p>Neydi bu başka şey? Bu soruya verilecek cevabım var, şöyle:</p>
<p>1982 Anayasası’yla, devletin yetki şemasının zirvesine yerleştirilen Milli Güvenlik Kurulu, 2001 yılının aralık ayında yeni bir iç tehdit belirledi ve buna da ‘misyonerlik’ dedi.  </p>
<p>İç-dış tehdit ve iç-dış düşman belirleme; belirlediği hedef ve tehditlere karşı içeride ve dışarıda her türlü tedbiri alma yetkisiyle donatılan bu kurumun, ‘tehdit’ olarak belirlediklerine karşı psikolojik harekât planları hazırlamak, uygulamaya geçirmek, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’ni hazırlamak, takibi ile kontrolünü üstlenmek gibi görev ve yetkileri de bulunmaktaydı.</p>
<p>Bu kurumun böylesine geniş yetkilerle donatılması ve tüm alanlarda icrai ve idari bir makam olarak örgütlenmesi neticesinde kamuoyu, Milli Güvenlik Kurulu’nu, ‘Gölge Hükümet’; MGK tarafından hazırlanan Milli Güvenlik Siyaseti Belgesini de ‘Gizli Anayasa’ olarak adlandırmıştı. </p>
<p>Esasen ülkede parmakla sayılacak sayıda misyoner olmasına rağmen bu grubun, yeni bir tehdit grubu olarak seçilmesiyle, ‘misyonerlik-dış güçler’ – azınlıklar çağrışımı propaganda edilerek, toplumda korkunun ve milliyetçiliğin yükseltilmesi amaçlanmıştı.</p>
<p>İç tehdit olarak seçilen gruplar, zaman içinde değişse de iç tehdit sıralamasında hiç değişmeyip ve her dönemde yerini koruyan grup zaten azınlıklar olmuştur. Bu plana göre artık, azınlık faaliyeti yürüttüğü varsayılan kişi ve gruplar yanında misyoner olarak sunulan kişi ve gruplara karşı yürütülecek hareketler de ‘savunma harekat tarzı’ olarak kabul ediliyor, bu gruplara karşı yürütülecek mücadele, ‘düşman’a karşı devletin savunulması, yani meşru müdafaa siyasetinin bir unsuru haline getiriliyor, ‘düşman’a karşı hukuk dışına çıkma, suç işleme, ‘düşman’ı yok etmeye yönelik operasyonlar meşru müdafaa kapsamında sayılıyordu.</p>
<p>O günler itibarıyla Türkiye’nin son 11 yılında din değiştirip Hıristiyan olan insan sayısı yalnızca 100’lerle ifade edilirken ‘misyonerler ordusunun’ ülkeyi kuşattığı korkusu yaratılıyordu.</p>
<p>TBMM’de bazı milletvekilleri kürsüyü bu paranoyayla dolduruyor, Milli Güvenlik Kurulu’nun sözde laik paşaları hayali ‘misyoner ordusu’ karşısında askeri düzen alıyor, polisler kiliselere operasyonlar yapıyor, medya savaş tamtamları çalıyordu.</p>
<p>Misyonerliğin bir AB projesi olduğu da öne sürülerek AB’ye karşı mücadelenin parçası haline getiriliyordu. Bu hedefe yönelik olmak üzere, seminerler düzenleniyor, kitaplar basılıyor, devletin televizyonunda ve yazılı basında bu konu sürekli işleniyordu.</p>
<p>2005 yılında Rahşan Ecevit’in “AB süreciyle birlikte dinimiz elden gidiyor. Müslümanlığın gerilemesine razı olamam” çıkışı ilginçti.</p>
<p>MGK Genel Sekreterliği, 2003 tarihli “Gizli” ibareli yazılarla misyonerlik ve azınlık tehlikesi ve tehdidinin önemini ve artık üniter devleti tehdit eder boyutlarda olduğunu, alınacak tedbirleri devlet kurumlarına dikte ediyordu.</p>
<p>23 Ocak 2004 tarihli MGK toplantısında; çeşitli irticai ve bölücü hareketler ile misyonerlik faaliyetleri anlatıldı. Takdimin sonunda Devlet Bakanı M. Ali Şahin söz alarak ‘misyonerlik faaliyetinin çok tehlikeli olduğunu, bunun önlenmesi gerektiğini ifade etti. (…) Söz alan Başbakan, misyonerlik ile mücadelenin iyi Müslüman yetiştirmek olduğunu, bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı Kuran Kursu yönetmeliğinin gerekli olduğunu belirtti.</p>
<p>Misyonerliğe karşı mücadele, uzlaşmaz gibi görünen ve esasen o zamanlar birbirleriyle çatışmalı iktidar partisi ile askerleri, ulusalcı muhalefeti buluşturmuştu…</p>
<p>Yukarıda değinilen yayınlar ve seminerlerin ardından, gayrimüslimlere ve gayrimüslim din görevlilerine karşı saldırıların birdenbire artacağı bir sürece girildi.</p>
<p>Hrant Dink cinayeti davası sanıklarından Yasin Hayal, 2002 Mart ayında askerden izinli olarak geldiği sırada, Trabzon Santa Maria Katolik Kilisesi rahibi Pierre Brunissen’i komaya sokacak şekilde darp etmesinin gerekçesi olarak ‘misyonerlik faaliyetlerini’ gösterdi.</p>
<p>Trabzon’da aylarca devam eden Hıristiyan ve misyoner karşıtı bir kampanyanın sonucunda 5 Şubat 2006 Trabzon Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro, kilisede ibadet ettiği sırada arkasından açılan ateş sonucu olay yerinde yaşamını yitirdi.</p>
<p>16 Aralık 2007’de İzmir’de Aziz Antuan Kilisesi Rahibi Adriano Franchini bıçakla yaralandı.</p>
<p>Orhan Pamuk aleyhine açılan davanın ilk duruşmasında fiziksel ve sözlü saldırılar yanında adliye önünde açılan bir pankart dikkat çekiciydi: Misyoner Çocukları O.Pamuk, H.Dink, H.Cemal, M.Belge, H.Şahin, E. Katırcıoğlu, İ. Berkan”</p>
<p>Hrant Dink’in yargılandığı gün adliyenin önündeki pankartta misyonerlik vurgusu yapılması, yürütülen plan hakkında ipucu sunuyordu.</p>
<p>“Misyoner çocuğu Hrant, Türk Ermenilerinin huzurunu bozma, Hrant yediğin ekmeğe ihanet etme”</p>
<p>Devlet esasen var olmayan bir tehdit yaratmış bütün kurumlarını, yargısal makamları, medyayı ve paramiliter güçleri seferber ederek ‘misyoner’ avına çıkmıştı.</p>
<p>Sonuçları korkunç olan bu plan hakkında anlatacaklarım bitmedi, anlatmaya devam edeceğim.   </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Dayatılan” laiklik değildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dayatilan-laiklik-degildi-41407</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/dayatilan-laiklik-degildi-41407</guid><description><![CDATA[" Ben kendi adıma hem Türkiye’deki laikliğin kuruluşunda ciddi sakatlıklar olduğunu, hem de laikliğin modern demokrasinin, eşitlikçi ve çoğulcu yönetim biçiminin olmazsa olmaz bir gereği olduğunu düşünüyorum. "]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de sonu gelmeyen tartışmalardan biri de laiklik tartışmasıdır. Geçtiğimiz hafta bu tartışma bu kez de Lena Salaymeh isimli bir akademisyenin Serbestiyet sitesine verdiği röportajla alevlendi. Fakat Türkiye’de adet olduğu üzere sadece “alevlendi”, ortamın ısısını ve tansiyonunu yükseltmekle kaldı, içeriğe dair pek de kayda değer bir tartışma olmadı. Gerçekten de Salaymeh o röportajda tartışmalı, olgusal zemini pek de sağlam olmayan, yoruma açık birçok şey söyledi ama gene Türkiye’de adet olduğu üzere tepkilerin çoğu hakaret düzeyinde kaldı, konunun önemine yakışan ağırbaşlı cevaplar görebildiğim kadarıyla oldukça azdı.</p>
<p>Bu yazının da ne niteliği ne boyutu o röportajı veya genel anlamda laiklik meselesini bütünlüklü bir şekilde ele almaya yetmez. Fakat bu vesileyle Türkiye’deki laiklik tartışmalarına dair bir iki temel noktayı hatırlatmakta fayda olabilir.</p>
<p>Bir ayrım yapmakla başlamak yerinde olur; şöyle ki, bazıları farkında olarak bazıları olmayarak evrensel bir ilke ve düşünce olarak laiklikle, Osmanlı’dan Türkiye’ye laiklik tartışmalarını bir ve aynı şeymiş gibi tartışıyor, anlatıyor ve karşılarındakinin söylediğini de bu aynılık çerçevesi içine yerleştiriyor. Halbuki, İsa’nın "Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” sözünden tutun da St. Augustine’in “city of God” (Tanrı’nın Şehri) “city of man” (insanın şehri) karşılaştırmasına, Aydınlanma’ya, Fransız Devrimi’ne kadar laiklik düşüncesinin uzun bir tarihi var. Türkiye’nin laiklik tarihi ise, tabii ki Türkiye dışı bağlamlarla benzeşen tarafları olmasına rağmen kendine özgü. Belli bir cenah, bu böyle değilmiş gibi Türkiye Cumhuriyeti’ndeki laiklik uygulamalarına eleştirel yaklaşımları, sanki bir bütün olarak laiklik ilke ve düşüncesine karşı olmak, hatta İslamcı siyaseti desteklemek olarak çerçeveliyorlar.</p>
<p>Bir kerede açıkça söylemek gerekirse, Türkiye’de laiklik adına yapılanların yanlış, eksik veya tutarsız olduğunu söylemek ne kaçınılmaz ve kategorik olarak laiklik karşıtlığıdır ne de İslamcı siyaseti desteklemek manasına gelir. Ben kendi adıma hem Türkiye’deki laikliğin kuruluşunda ciddi sakatlıklar olduğunu, hem de laikliğin modern demokrasinin, eşitlikçi ve çoğulcu yönetim biçiminin olmazsa olmaz bir gereği olduğunu düşünüyorum. Salaymeh, “Laik bir toplum; ilerici, demokratik veya kapsayıcı olabileceği gibi baskıcı, otoriter veya yabancı düşmanı da olabilir” diyor. Olabilir ama laik toplumlar, laik oldukları için değil demokratik ve özgürlükçü bir toplum olmanın diğer gereklerini yerine getirmedikleri için baskıcı, otoriter ve yabancı düşmanı olurlar. (Bu arada, editoryal hislerim röportajın çevirisinde sorunlar olabileceğini söylüyor.)</p>
<p>İkinci olarak, her ne kadar çok açık olsa da tartışmalara bakıldığına sıkça unutulduğunu gözlemlediğimiz başka bir hususu hatırlatmak gerek sanırım: laikliğin öznesi devletler veya kamu otoritesidir. Yani, laiklik soyut bir düşüncedir, onu hayata geçirecek olan esas itibariyle devlettir, bürokrasidir. Kişiler, laikliği fikren destekleyebilir veya karşı olabilirler ama laikliği kamu üzerinde uygulayamazlar. Dolayısıyla, bir ülkenin laiklikle ilgili durumu devletin ne yaptığına ve ne yapmadığına bakarak anlaşılır ve bu, devlet açısından bir zorunluluklar, yükümlülükler listesidir. Belki o listenin uzunluğu, maddeleri hakkında herkes bütünüyle hemfikir olamaz ama devlet, o listede yazanların birine, ikisine değil hepsine riayet etmek zorundadır.</p>
<p>Misal, laik devlet, vatandaşlarının mensup olduğu din ve mezheplere eşit mesafede durur, ayrımcılık yapmaz, hiçbirini diğerine karşı kayırmaz. Bunu yapmayan devletin laikliği, diğer gerekleri yerine getirmiş olsa bile sakatlanır, tartışmaya açık hale gelir. Öte yandan, dinler ve mezhepler arası eşitlik de laikliğin tek belirleyeni değildir. Sanırım mezkur röportajda Salaymeh’in atladığı husus burası zira “Batı 19. yüzyılda Osmanlı’ya laikliği dayattı” dediği şey aslında Hristiyanların devlet ve hukuk zemininde eşitliğiydi. Mahkemelerde eşit muamele, Hristiyanların bürokrasinin üst kademelerine ve subaylık dahil orduya (dinlerini muhafaza ederek) kabulü, İslam’dan çıkıp Hristiyan olanlara (mürtetlere) ölüm cezasının kaldırılması, bu konunun kimi alt başlıklarıydı. Hukuk önünde ve devlet uygulamalarında eşitlik, tabii ki olması gereken doğru bir haldi. Osmanlı devleti ve toplumu bunu kendi yapmadığı, yapmaktan kaçtığı için Batı, ama samimi olarak, ama kendi çıkarlarının kılıfı olarak, “dayattı”.  Velhasıl, Batılı devletlerin Osmanlı devletine “dayattığı” laiklikten ziyade Hristiyan tebanın Müslümanlarla eşitliğinin sağlanmasıydı. “Bundan kelli gavura gavur denmeyecek” lafının arkasındaki hikaye budur. Benzer şekilde, Salaymeh’in “Lozan’da laiklik dayatıldı” derken atıfta bulunduğu maddeler de Müslüman olmayan vatandaşlara ve onların kurumlarına yapılacak muameleyle ilgilidir.  </p>
<p>19. yüzyılın ortalarından itibaren bazı ilerlemeler kaydedildi ama cumhuriyet dönemi de dahil Müslüman olan ve olmayan vatandaşların eşitliği hiçbir zaman tam manasıyla tesis edilemedi. Cumhuriyet de dini kimlik temelli ayrımcılıkları açık biçimde sürdürdü. Röportajda zikredilen Lozan Antlaşması’nın hükümlerine rağmen, kamu kaynaklarının aktarımında İslam hatta Sünni-Hanefi mezhebi lehine açık ara ayrımcılık yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, 1924’te yeni cumhuriyetin ilk kurumlarından biri olarak kuruldu ve kamu kaynakları buraya aktarıldı. Tek bir mezhep, bizzat devlet eliyle beslendi. Bunu yapmış bir devletin laikliğinin sorgulanması da gayet doğaldır.</p>
<p>İşin ironik tarafı şu ki İslamcılar iktidara geldiklerinde laik cumhuriyet tarafından yapılandırılmış ve yayılmış merkezi bir dini teşkilatı hazır buldular, yaptıkları şey onu kendi anlayışları doğrultusunda palazlandırmak ve bir dev haline getirmek oldu. Diyalektik işledi, İslam’ı devlet kontrolü altında tutmak için oluşturulan kurum, İslami hakimiyetin başat araçlarından biri oldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sandıktan kadroya: İktidarın yeni mimarisi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sandiktan-kadroya-iktidarin-yeni-mimarisi-41406</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/sandiktan-kadroya-iktidarin-yeni-mimarisi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sandiktan-kadroya-iktidarin-yeni-mimarisi-41406</guid><description><![CDATA[Türkiye-Ermenistan hattında ise yeni mimarinin ilk sonucu bir boşluk. Rubinyan, Meclis Başkanı seçilmesiyle özel temsilcilik görevini sürdürmeyeceğini daha önce açıklamıştı. Halefi ise hâlâ belli değil. Paşinyan da Ankara'yla iletişim biçiminin ve mantığının yeniden düşünüleceğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan’daki 7 Haziran seçimlerinde sandıktan çıkan yetki, 2 Ağustos'tan itibaren kadrolara aktarılmaya başlamış gözüküyor. Yeni meclisin ilk oturumuyla hükümet Anayasa gereği istifa etti; Cumhurbaşkanı Haçaduryan, çoğunluğun adayı Nikol Paşinyan'ı yeniden başbakan olarak atadı. Ama asıl değişim tek bir koltuğun değiştiği Bakanlar Kurulu’nda değil, Meclis yönetimi ve Başbakanlık Ofisi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Bu yeni mimari dört hamleyle okunabilir. Birincisi, Meclis başkanlığına Türkiye ile normalleşme sürecinin özel temsilcisi Ruben Rubinyan'ın 63 oyla seçilmesi. Henüz 36 yaşındaki Rubinyan, cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde yetkileri geçici olarak üstlenecek konuma yükseldi. Görev dönemini yüksek görünürlük ve sert polemikle yürüten Alen Simonyan'ın yerine mesajını daha kontrollü veren bir ismin geçmesini otomatik bir "yumuşama" diye okumamak gerekiyor çünkü Rubinyan bilhassa iç politika ile ilgili konularda gerektiğinde aynı ölçüde sertleşebiliyor. Ama bu tercih, Paşinyan'ın Meclisi gündem üreten ayrı bir güç merkezinden çok, hükümet programını düzenli biçimde taşıyan disiplinli bir kuruma dönüştürmek istediğini düşündürüyor.</p>
<h4>Eski büyükelçi Makunts artık “Ofis”te</h4>
<p>İkincisi, Washington Büyükelçisi Lilit Makunts'un Başbakanlık Ofisi’nin başına getirilmesi. Washington mutabakatının birinci yıldönümü arefesinde, Batı başkentlerinin dilini ve çalışma biçimini bilen bir koordinatörün yürütmenin merkezine yerleştirilmesi net bir sinyal. Batı yönelimi artık sadece dış politika tercihi değil, iç yönetişim mimarisinin parçası olarak da okunabilir.</p>
<p>Üçüncüsü, kadroların yeniden dağıtımı. Makunts'un koltuğunu devraldığı, Paşinyan'ın en eski çalışma arkadaşlarından Arayik Harutyunyan artık milletvekili. Üstelik yardımcısı Daron Çakoyan ve basın sözcüsü Nazeli Bağdasaryan da onunla birlikte meclise taşındı. Başbakanlık Ofisi'nin bu toplu geçişi, hem Makunts'a temiz bir sayfa açıyor hem de -gündemdeki anayasa tartışmaları düşünülürse- Meclis’te Paşinyan’a yakın, güvenilir bir çekirdek oluşturuyor. Alen Simonyan ise şimdilik tabloda hiç yok. Kazandığı vekilliğin mazbatasını dahi almadı, "kendimi Paşinyan'sız hiçbir siyasi süreçte görmüyorum" dedi, dolayısıyla yeni görev dağılımında şimdilik görünmüyor. 2018 Kadife Devrimi'nin ön saftaki kuşağı kademeli biçimde geriye çekilirken, yerlerine bütünüyle yeni insanlar değil Paşinyan'la çalışırken yükselen ikinci halka geliyor. Dolayısıyla bunu bir tasfiye değil; sadakatin korunduğu, işlevlerin ve görünürlüğün yeniden dağıtıldığı bir kuşak değişimi olarak görmek gerekiyor.</p>
<p>Dördüncüsü, kürsü yönetimi. Parti içinde Meclis başkanlık ön seçimini Rubinyan'a kaybeden eski grup başkanı Hayk Konjoryan, 63 lehte ve 28 aleyhte oyla Meclis başkan yardımcısı seçildi. İkinci koltuğun adayı, partinin en sert polemikçilerinden Vahakn Aleksanyan'ın oylaması bu satırlar yazılırken kesinleşmemişti fakat benzer bir oy dağılımıyla seçilmesi bekleniyor. Grup başkanlığı ise Arusyak Manavazyan'a emanet edildi. Konjoryan grup disiplinini, Aleksanyan iktidarın saldırgan savunma dilini temsil ediyor ve ikisinin kürsüye taşınması, Meclis Başkanlığının parti iletişiminin de merkezi olacağını gösteriyor.</p>
<h4>Kabinede tek değişiklik</h4>
<p>Kabine ise bu tablonun en durağan köşesi. Tek değişiklik, "kendi isteğiyle" ayrılan Yüksek Teknoloji Bakanı Mıhitar Hayrabetyan'ın yerine, bakanlığa bağlı stratejik bir şirketi yöneten Tavit Tatevosyan'ın getirilmesi oldu. Bu yeni atama büyük bir politika değişikliğinden çok devamlılık tercihi gibi duruyor. Açık seçim zaferinin ardından kabinede tek koltuğun değişmesi, asıl yeniden yapılanmanın devlet aygıtının diğer katlarında yapıldığını da teyit ediyor.</p>
<p>Yeni dönemin asıl sınırı ise aritmetikte. Beşte üç çoğunluk 63 oy demek ve iktidarın elinde 64 sandalye var. Yani yüksek yargıdan bağımsız kurumlara uzanan kritik atamalarda teorik olarak kimseye ihtiyacı yok, fakat yalnızca tek fireyi kaldırabiliyor. Anayasa değişikliği için gereken üçte iki, yani 70 oy, hâlâ uzakta. Önceki yazılarda söylediğim gibi seçim Paşinyan'a yönetme yetkisi verdi ama ülkeyi tek başına yeniden kurma yetkisi vermedi. Yakın gündemde ise hükümet yapısı değişikliği tasarısı ile yirmi gün içinde Meclise sunulacak hükümet programı var. Değişiklik tasarısı ve programın "Gerçek Ermenistan" fikrini hangi somut politikalara çevirdiğini ise Mecliste onaylanmasından sonra ele almak üzere şimdilik not etmekle yetinelim.</p>
<h4>Türkiye- Ermenistan hattı</h4>
<p>Türkiye-Ermenistan hattında ise yeni mimarinin ilk sonucu bir boşluk. Rubinyan, Meclis Başkanı seçilmesiyle özel temsilcilik görevini sürdürmeyeceğini daha önce açıklamıştı. Halefi ise hâlâ belli değil. Paşinyan da Ankara'yla iletişim biçiminin ve mantığının yeniden düşünüleceğini söyledi. Böylece özel temsilciler kanalı, yeni bir isim atanmadığı sürece fiilen askıya alınmış durumda. Bunun daha üst düzey ve kurumsal bir diplomasiye geçiş mi, yoksa Azerbaycan dosyasının ilerlemesini bekleyen yeni bir dönem mi olduğunu henüz bilmiyoruz. Rubinyan'ın "Azerbaycan süreci Türkiye sürecinden daha ileride" demesi, buna karşılık "yarın bile diplomatik ilişki kurulabilir" diye eklemesi çelişki değil, sorunun tarifi. Yerevan'ın iradesi var fakat Ankara'nın kararı Bakü'yle kurduğu dengeye bağlı. Ocak 2022'den beri işleyen kanalın kapandığı bu tablo, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin önündeki meselenin artık irade sorunundan ziyade, mimari bir sorun olduğunu gösteriyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kripto paradan sonra kripto kent]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kripto-paradan-sonra-kripto-kent-41405</link><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kripto-paradan-sonra-kripto-kent-41405</guid><description><![CDATA[]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan içinde yaşadığı topluluklardan azad olma hedefiyle, yalnız kafa dengi insanlardan oluşan, küçük boyutlarda, korunaklı ütopik cemaatler oluşturmaya hep eğilimli olmuş. Bilinen girişimlerin tümü Batılılarca hayata geçirilmiş, bilinen mekânların çoğu da Güney Amerika’da. </p>
<p>Türlü projeler mevcut: 19. yüzyıl sonunda Paraguay'da safkan Almanlarca kurulan, Yahudilerden arındırılmış koloni “Yeni Almanya” “Nueva Germania”. Hâlen faaliyette. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra pek çok Nazi ve Nazizm’e bulaşmış işbirlikçi Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Şili’ye kaçtı. Firarîler Nueva Germania gibi Alman kolonilerinden destek aldılar.</p>
<p>Diğer örnek Şili’de yine Almanlar tarafından kurulan Colonia Dignidad. Adındaki haysiyet iddiasının aksine Güney Amerika’nın faşist rejimleriyle içli dışlı, mafyavarî ilişkilere bulaşmış, çocuk istismarına teşne, hâsılı berbat bir deneyimdi.</p>
<p>Bu nispeten eski “özgürlük” alanları bugün çok daha iddialı olanaklarla faaliyet gösteren köy, kent, adacık ve devletçiklerle temayüz ediyor. Tuhaftır ki çoğu yine Güney Amerika’da. Muratları, devlet yetkilerini sınırlayan veya devre dışı bırakan, özel modellerle yönetilen ve oralara gönüllü veya cebren intikal etmiş insanları yeniden tasarlamayı amaçlayan bu projelerin soykütüğü zengin. Bu soykütüğünde günümüzde revaçta olan libertaryen iddialarla elele yürüyen otoriter, dışlayıcı ve kimi zaman kriminal ütopyalar var.</p>
<p>İki güncel örnekle ilerleyelim. İlki mâlum Epstein’in sefil sefahat adaları Küçük ve Büyük Saint James; üzerlerine çok yazıldı, çizildi, arkası gelecek. Diğeri ise Próspera!</p>
<p>Próspera yani “müreffeh” adlı, devlet otoritesinden olabileceği kadar bağımsız ve özerk kent, Honduras’ın Roatán Adasında. Benzer girişimler ABD’de denenmiş ancak ciddî muhalefetle karşılaştıkları için girişimciler Honduras gibi hukuken ve siyaseten daha “kolay” memleketlere yönelmiş.</p>
<p>Próspera’nın fikir babası ve CEO’su Venezuelalı yatırım fonu yöneticisi Erick Brimen.  İddiası, Honduras’ta yoksulluğu azaltmak! Kent doğrudan doğruya, girişim sermayesi yatırımcıları tarafından finanse edilen ve dokuz üyeli Honduras Próspera Inc. tarafından yönetiliyor.</p>
<p>Kent, yaşama, çalışma ve yönetilme yordamlarını kökten değiştirmeyi vaat eden özel bir yerleşim bölgesi. Ada, ebedî gençliğin hayalini kuran ve devleti tümüyle ortadan kaldırarak onun yerine özel şirketleri koymak isteyen girişimci ve yatırımcıları cezbediyor ama bunu yerel halkın çıkarlarını tamamen göz ardı ederek yapıyor.</p>
<p>İnsan yaşamını nasıl uzatabilecekleri saplantısı insanlık kadar eski olsa da Próspera, bu amaca yönelik deneylerin ciddî ciddî yürütülebildiği dünyadaki tek yer. Bir gazeteci orada yaşam süresini yirmi yıl daha uzatacağını iddia eden ürünler geliştiren kişilerle tanışmış. Hiçbiri bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da deneyler hız kesmeden sürüyormuş Müreffeh Kentte. </p>
<p>Kent, Dünya Bankası eski başekonomisti Nobelli Paul Romer’in “charter city” modelinin bir sürümü. Fikriyat, hukukun üstünlüğü, tam ekonomik özgürlük, özel kolluk sayesinde yatırım çeken yeni kentler yaratmayı amaçlar. Próspera da bu mantığı izleyerek sadeleştirilmiş iş düzenlemeleri, son derece düşük vergiler ve uyuşmazlıkların çözümünde özel tahkim mekanizmaları sunuyor. Vergi oranları işletme gelirleri için %1, ücretler için %5, satışlar için %2,5 ve 2025 verilerine göre, kişisel gelirler için %5. Bitcoin kent içinde ödeme aracı.</p>
<p>Gelelim madalyonun diğer yüzlerine. </p>
<p>Ceza hukuku bakımından Honduras yasalarına tâbi olmakla birlikte, Próspera kendi medeni hukuk ve ticaret hukukuna sahip. </p>
<p>Sadece özel izinle girilebilen Próspera’nın komşu köyü Crawfish Rock’un bu varsıl ve fevkalade iddialı girişimden nemalanması beklenirken ortada somut bir şey yok. Aksine köylüler milyarder komşularının arazilerini hızla yutabileceklerinden endişeli.</p>
<p>Gayrimenkul satışlarının yanı sıra kent, biyoteknoloji ve kripto para alanlarında konferanslara ev sahipliği yapıyor. 2024’te düzenlenen biyoteknoloji etkinliklerinde 1,5 milyon dolar girişim sermayesi yatırımı sağlanmış, etkinliklerden birinin sloganı ise “ölümü isteğe bağlı hâle getirmek” imiş. Kent 2025’te de bir “kripto şehirler zirvesi” düzenlemiş.</p>
<p>Gelirin %88’i kent bütçesine, geri kalan %12 Honduras’ın kalkınması için öngörülen fona yönlendiriliyor.</p>
<p>Yatırımcılar arasında Balaji Srinivasan, Peter Thiel ve Marc Andreessen gibi Trumpçı teknosermayenin milyarderleri var.  </p>
<p>Kuramcısı Romer, Próspera için “hükümetten tamamen bağımsız olunabileceği iddiasında libertaryen bir fantezi” diyor. Tarihçi Quinn Slobodian’a göreyse libertaryen ideolojiyi pratikte uygulamayı amaçlayan koca bir ekosistemin parçası.</p>
<p>Biz de şöyle diyelim: Mars gezegeninde kurup ilelebet yaşayacakları, sıradan insandan arınmış kolonilerin pilot projeleri bunlar… </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çözüm sürecinde "yazılı" dönem]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cozum-surecinde-yazili-donem-41404</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/cozum-surecinde-yazili-donem.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cozum-surecinde-yazili-donem-41404</guid><description><![CDATA[Çözüm sürecinin en kritik aşamalarından biri de geçildi. İki yıla yaklaşan süreçte yapılan çalışmalarla oluşturulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", Çarşamba günü Meclis Başkanlığı’na sunuldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmaları bir yıldan fazladır süren Kürt sorunu çözüm sürecinin hukuki belgesi olan "çerçeve yasa", "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" ismiyle 5 Ağustos Çarşamba günü 360 vekilin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklif, 7 Ağustos Cuma günü Adalet Komisyonu’nda, 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul'da görüşülerek Meclis'ten geçecek.</p>
<p>Görüşmelerin hafta sonu tamamlanamaması halinde düzenlemenin en geç 11 Ağustos Salı günü Meclis'ten geçirilmesi hedefleniyor. Yasanın kabul edilmesinin ardından TBMM'nin, yeni yasama yılının başlayacağı 1 Ekim'e kadar çalışmalarına ara vermesi bekleniyor.</p>
<h4>Yasa neleri kapsıyor?</h4>
<p>TBMM'ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nde belirli hükümlüler için ceza infazının ertelenmesi, sürecin Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki bir kurul tarafından izlenmesi, silah ve mühimmatın kayıt altına alınması, başvuru süresinin altı ay olarak belirlenmesi ve düzenlemeyi uygulayan kamu görevlilerine hukuki güvence sağlanmasına ilişkin hükümler yer aldı. Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilere bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluk doğmayacak.</p>
<p>12 maddelik yasa teklifinin yürürlüğe girmesi için Milli Güvenlik Kurulu tarafından PKK/KCK ile bağlantılı her türlü oluşumun kendini feshettiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit ve teyit etmesi şartı aranacak. Bu şartların yerine getirilmesi durumunda, "örgütü kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörün finansmanına ilişkin suçlar" ile ilgili soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri ertelenecek. Ancak bu bir af olmayacak.</p>
<p>Buna göre, bu suçlar kapsamında zamanaşımı süreleri olmaksızın 15 yılın altındaki suçlarda 5 yıl, 15 yılın üzerindeki suçlarda ise 10 yıl ceza ertelemesi öngörülüyor. Bu sürelerin sonunda gerekli şartların yerine getirilmesi hâlinde de cezanın düşmesi öngörülüyor.</p>
<p>Ancak düzenlemeyle, "örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu" ile 1 Haziran 2005 yılından önce ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar veya ağırlaştırılmış müebbet yükümlülüğü doğuran suçlar, yasa kapsamı dışında tutulacak. Böylece, fesih kararı alan PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan'ın yasadan yararlanamayacak.</p>
<h4>Kimler yararlanacak?</h4>
<p>Teklifin 6'ncı maddesine göre, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altındaki tüm silah ile mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla Resmi Gazete'de yayımlanması halinde, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar hariç olmak üzere, belirli hükümlülerin cezalarının infazı ertelenebilecek.</p>
<p>Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası alanların infazı 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların infazı da 10 yıl süreyle infaz hakimi kararıyla ertelenecek. Erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilecek.</p>
<h4>İzleme mekanizmaları</h4>
<p>Teklifin 7'nci maddesine göre, kanunun uygulanmasının takibi ve koordinasyonu için Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan bir kurul kurulacak. Kurul gerektiğinde alt komisyonlar oluşturabilecek ve ilgili kurum temsilcilerini toplantılara davet edebilecek.</p>
<p>Kurul, örgütün tasfiyesine ilişkin gelişmeleri dönemsel olarak değerlendirecek, gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenleme taleplerinde bulunabilecek. Ayrıca infazı ertelenen kişilerle ilgili süreçleri de izleyerek, belirli sürelerin geçmesinin ardından soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyetlerden kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılmasını ilgili yargı mercilerinden talep edebilecek. Kurulun çalışmaları hakkında TBMM düzenli olarak bilgilendirilecek ve Meclis bünyesinde bir İzleme Komisyonu kurulacak.</p>
<h4>Silahlar kayıt altına</h4>
<p>Teklifin 8'inci maddesine göre, kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının teslim ettiği veya beyan ettiği silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve diğer malzemeler kayıt altına alınacak. Uygulamanın usul ve esasları İçişleri ile Milli Savunma bakanlıklarınca, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak belirlenecek.</p>
<h4>Başvuru süresi altı ay</h4>
<p>9'uncu maddeye göre, düzenlemeden yararlanmak isteyenlerin, MGK kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından 6 ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına veya kurulun görevlendireceği kurumlara yazılı başvuruda bulunması gerekecek.</p>
<h4>Görevlilere hukuki güvence</h4>
<p>Kanun teklifinin 10. maddesinde görev ve sorumluluklar düzenleniyor. Maddenin ikinci fıkrası, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağını öngörüyor. Bu fıkranın gerekçesinde, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanıyor.</p>
<p>Teklifin 11. maddesi kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe gireceğini, 12. maddesi de kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı'nın yürüteceğini düzenliyor.</p>
<div class="box-8">
<h2>Kim ne dedi?</h2>
<p>Aylardır beklenen yasa tasarısının Meclis Başkanlığı’na sunulması sonrası, siyasilerden de açıklamalar geldi.</p>
<h4>Öcalan: Henüz her şey çözülmüş değildir</h4>
<p>3 Ağustos Pazartesi günü ise Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol’dan oluşan DEM Parti İmralı Heyeti, PKK’nin kendini feshetmesini isteyen açıklamasıyla süreci başlatan Abdullah Öcalan ile yaptıkları “'çerçeve yasa” görüşmesini ve Öcalan’ın mesajını yayınladı. Öcalan mesajında şöyle dedi:</p>
<p>“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız.</p>
<p>Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan, bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.</p>
<p>Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır."</p>
<h4>Kurtulmuş: Yeni dönemin kapısını aralayacak</h4>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yaptığı açıklamada, “Gazi Meclisin çatısı altında yürütülen çalışmaların, devlet aklı ile millet irfanını aynı amaçta buluşturan eşsiz bir demokrasi örneği olduğunu” ifade ederek “Farklı siyasi anlayışları böylesine önemli bir ortak paydada buluşturan bu çalışmanın, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda ülkenin iç kalesini tahkim edecek, millî birlik ve kardeşliği daha da güçlendirecek önemli bir merhale” olduğunu söyledi.</p>
<p>Meclis Başkanı Kurtulmuş, "İnanıyoruz ki bu adım; siyasi ve fikri iklimin değişmesiyle, Cumhuriyetimizin ikinci asrında ülkemizin önüne yeni imkânlar ve fırsatlar sunacak, demokrasimizin güçlenmesini, milletimizin refahının artmasını, güven ve kardeşliğin pekişmesini sağlayarak yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır” dedi.</p>
<h4>Bakırhan: Ortak geleceğimize atılmış bir imza</h4>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, tasarıyı imzaladıktan sonra yaptığı açıklamaya süreçte yaşamını yitiren Sırrı Süreyya Önder’i anarak başladı.  Çerçeve yasa teklifinin Türkiye siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtığını belirten Bakırhan, “1985’ten 2015’e kadar bu mesele bağlamında bugüne kadar 11 düzenleme yapıldı. Hiçbirisinden tam bir sonuç çıkmadı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Teklifin bir son değil, başlangıç olduğunu söyleyen Bakırhan, “Bu yasa bir son durak değil. Tam tersine değerli ve tarihi bir başlangıçtır. Yasanın eksiklerini, önemini de biliyoruz ve önemini de savunacağız. Bugün attığımız imza sadece bir metnin altına atılmış bir imza değil barışa, demokrasiye ve ortak geleceğimize atılmış bir imzadır” dedi.</p>
<h4>Hatimoğulları: Somut adım atılması umut veriyor</h4>
<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da imza sonrası yaptığı konuşmada “Bu yasa elbette tek başına yüz yıllık bir sorunu çözebilecek bir yasa değil. Ama bir adım atma konusunda, bir kapıyı aralama konusunda son derece tarihi bir yasadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Teklifin “Negatif barıştan pozitif barışa geçiş konusunda önemli bir evre” olduğunu söyleyen Hatimoğulları, “Silahsız ve çatışmasız bir sürecin başlangıcı bakımından somut bir adımın atılması bizi ilerletme konusunda umut veriyor” dedi ve şöyle devam etti: “Bizim açımızdan bu yasa bir kök yasadır. Bundan sonra demokratikleşmeyle ilgili adımlar atılması, Türkiye’deki bütün farklı halkların ve inançların sorunlarına çözüm üretecek yeni yasaların çıkarılması bakımından bir kök yasa niteliği taşımasını diliyoruz.”</p>
<h4>Yıldız: Devamı gelecek</h4>
<p>Yasa teklifinin Meclis Başkanlığı’na tesliminden sonra AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in yaptığı basın toplantısına katılan MHP’li Feti Yıldız da, konuya ilişkin olarak “50 yıldır milletimizin başına bela olan terör belasını inşallah bu kanunun işlemeye başladığı tarihten itibarin tarihin karanlık çöplüğüne gönderiyoruz. Bu elbette devam edecektir. Bundan sonra Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, İnfaz Hukuku'nda mutlaka değişiklikler yapılacaktır" değerlendirmesinde bulundu. MHP Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan’a umut hakkı isteyen ve Meclis’e çağırarak süreci başlatan isimdi.</p>
<h4>Çelik: Hiçbir üçüncü göze gerek yok</h4>
<p>AKP Sözcüsü Ömer Çelik, çerçeve yasa teklifiyle ilgili açıklama yaptı. Çelik, "Tarihi bir gündeyiz. Kardeşliğimiz için önemli adımlar atıyoruz. Daha özenli dil kullanacağız, hassasiyetleri daha iyi yöneteceğiz" dedi.</p>
<p>Çelik’in öne çıkan açıklamaları şöyle:</p>
<p>“Geldiğimiz noktada kanun teklifi verildi. Bu süreçlerle ilgili olarak kimsenin elinde nihai bir formül yok. Onun için bir güven ortamının bir güvenceye dönüşmesi için, silah bırakmak isteyen ve terör örgütünü tasfiye etmek isteyenlere yönelik olarak bir yasal güvencenin oluşması gerektiği konusu son derece önemlidir. </p>
<p>PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye bütün Avrupa'daki illegal unsurlarla sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracak. Türkiye bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona ermesiyle bu sürecin başarıya ulaşması için gayret etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Hiçbir üçüncü göze gerek yok. Bütün bu sürece bakacak olan milli göz var. O da 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır.”</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ben fotoğraf çekmedim, yaşadığım döneme tanıklık ettim"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ben-fotograf-cekmedim-yasadigim-doneme-taniklik-ettim-41403</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/06/ben-fotograf-cekmedim-yasadigim-doneme-taniklik-ettim.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ben-fotograf-cekmedim-yasadigim-doneme-taniklik-ettim-41403</guid><description><![CDATA[45 yıl boyunca toplumsal olayları fotoğraflayan gazeteci Ali Öz, bu yıl yeniden basılan “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’” albümüyle semtteki günlük hayatı gözler önüne seriyor. 10 yıl boyunca Tarlabaşı’ndaki insanların mutluluklarına, üzüntülerine ortak olan fotoğrafçı, yaptığı çalışmayla semtin hafızasını taşıyarak tarihe dipnot düşüyor. Öz, Tarlabaşı’nın dönüşümünü ve insanların hikayelerini Agos’a anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yıllarca Tarlabaşı’nı fotoğraflayan gazeteci Ali Öz’ün “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’” kitabı 10 yıl aradan sonra Mast Enerji’nin desteğiyle yeniden basıldı. Albümün ilk baskısı “Tarlabaşı ‘Ayıp Şehir’” olarak yayınlanmıştı ve dünyanın en seçkin kütüphanelerinden olan İskenderiye Kütüphanesi’nde yerini almıştı. 50 bin fotoğraf arasından seçilen ve kitaba konan fotoğrafların her biri farklı bir hikaye anlatıyor. Bu kitaptan elde edeceği gelirle 1980’ler Türkiye fotoğraf albümünü basmayı planlayan Ali Öz ile yeni basılan kitabı ve Tarlabaşı üzerine konuştuk.</p>
<p><strong>Tarlabaşı’nı fotoğraflamaya nasıl başladınız?</strong></p>
<p>Ben zaten 1983'ten sonraki toplumsal olaylarda hep oradaydım. Çatışmalar sırasında 1 Mayıs'ta, IMF Çatışmalarında, Kürt Meselesinde, Tarlabaşı Bulvarı'nın açılması sırasında yine oradaydım. Tarlabaşı'na yabancı bir insan değildim. Tarlabaşı Yıkım Kentsel Dönüşüm Projesi diye bir proje başladığı vakit, 2010 yılları civarı, ben kolları sıvadım, dedim ki “burada bir kültür var, bir mimari bir doku var, yok olmadan belgelemeliyim.”</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/dscf2464-2.JPG" alt="" width="483" height="322">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p>Ve çalışmaya başladım. Çalışırken şunu düşündüm, tamam çalışıyorum ama bu insanların sesini duyurmam lazım. Sosyal medyayı kullanmaya başladım. Bu sosyal medyada bomba etkisi yaptı. </p>
<p>Beyoğlu’nda gün içinde bir sürü insan dolaşır ama bir de arkada hayat var. Mesela oraya girmesi, insanlarla çalışması, az bir zaman değil, on yılımı verdim bu işe. Ben fotoğraf çekmedim; yaşadığım döneme tanıklık ettim. Fotoğraf makinem ise o tanıklığın dili oldu. 2013’te yaklaşık 125 fotoğraflık bir sergi açtık ve ardından bu sergiler Türkiye çapında devam etti: Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de, İzmir’de…</p>
<p><strong>Bir fotoğrafçı olarak Tarlabaşı’nı neden fotoğraflama ihtiy</strong><strong>acı duydunuz?</strong></p>
<p>Ben zaten 45 yıldır politik belgesel alanında çalışıyordum. Gücümün yettiği kadarıyla bütün toplumsal olayları fotoğraflıyordum. İşçi eylemlerinde, 1 Mayıslarda, Cumartesi Anneleri’nde beni görmeniz mümkün. </p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/1000289128.jpg" alt="" width="528" height="352">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p>Fotoğraf benim için hiçbir zaman estetik bir gösteri olmadı. </p>
<p>Objektifimi, sesi duyulmayan insanların hayatına çevirdim. Çünkü inanıyorum ki bir toplumun gerçek tarihi, saraylarda değil; sokaklarda, fabrikalarda, köylerde, meydanlarda ve yıkılmaya terk edilen mahallelerde yazılır. Ben 45 yıl boyunca o tarihin sessiz tanığı olmaya çalıştım. Eğer geriye bir iz bırakabildiysem, bunun nedeni iyi fotoğraflar çekmiş olmam değil; insanın hikâyesine sadık kalmış olmamdır.</p>
<p>Tarlabaşı, insan hikayelerinin bol olduğu, fotoğrafa iyi gelen bir mahalle. Bir de çok alengirli, çetrefilli bir yer. Kentsel dönüşümü duyduğum vakit “Buradaki hayatı yok olmadan belgelemeliyim, tarihi belge olarak bırakmalıyım.” diye düşündüm. O nedenle 10 yılım Tarlabaşı’nda geçti.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/1000298917.jpg" alt="" width="333" height="514">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p><strong>Kitabın 10 yıl önceki ilk baskısındaki adı “Tarlabaşı ‘Ayıp Şehir’” iken yeni baskısındaki adı “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’”. Sizin için buradaki “ayıp” ve “kayıp” kavramları ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Fotoğrafın ilk baskısında kapakta horoz fotoğrafı vardı. Horoz, her zaman karşı çıkan, diklenendir hatta horozlanmak deyimi vardır. Biz de o dönemde Gezi olaylarına ithafen bu fotoğrafı seçmiştik.</p>
<p>O dönemdeki kentsel dönüşüm ve soylulaştırma, soysuzlaştırma hareketleri falan... Tarlabaşı çok büyük ses getirmişti. O nedenle horoz fotoğrafını koyduk. Ve ayıp kelimesini de Feyyaz Yaman koydu. Fakat bu ayıp, oradaki insanların ayıbını değil, aslında devletin ayıbını ifade ediyordu. </p>
<p>Çünkü orası Birleşmiş Milletler Kampı gibi çok farklı kültürlerin bir arada yaşadığı yer. Çok eski, Yahudi, Ermeni ve Rum toplumunun ağırlıkta yaşadığı bir semt. Bedrettin Dalan, Tarlabaşı Bulvarı'nın yapımı sırasında “Ne olacak 2-3 tane Rum'un evini yıkmakla” dedi. Ve yıllarca o insanlar kendi kaderlerine terk edildi. </p>
<p>Şimdi horoz, başta söylediğimiz gibi diklenme, karşı çıkma, direnmeyi anlatan bir fotoğraftı. Bugün geldiğimiz noktada ülkece teslim olduk. Şu anda korkunç günler yaşıyoruz. Yani kaybedilmiş, hatta bitik bir ülkede yaşıyoruz. Demokrasisi olmayan, hukuku olmayan, ahlakı olmayan bir ülke olduk. Kentsel dönüşüm diye insanların evlerinden atıldığı, kaybedilmiş bir dünyada yaşıyoruz şu anda. O yüzden kayıp şehir adını koyduk yeni baskıda. </p>
<p><strong>Tarlabaşı ile bağınızı nasıl kurdunuz, sizin için neden özel bir yer?</strong></p>
<p>Sadece Tarlabaşı değil, insana dair her şey benim için çok ilintili. Ben zaten hep insan olarak odaklı çalıştığım için, Tarlabaşı da benim için en önemli yerdi. Yani oradaki insanların dramını anlatmak.</p>
<figure class="image float-md-start float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/img-20260731-wa0009.jpg" alt="" width="455" height="281">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Ali Öz arşivinden.</span></figcaption>
</figure>
<p>Ben tabii bu insanlarla çok güzel günler yaşadım. Acılarına, sevinçlerine, düğünlerine ortak oldum. Pavyonlarının içine girdim. Evime döndüğümde gördüklerimden, yaşadıklarımdan kafamı yastığa koyduğum vakit ağladığım zamanlar oluyordu. </p>
<p>Bir de, her gün gidiyordum, sabah 9’dan gece 12'lere kadar. Dolayısıyla Tarlabaşı insanıyla çok kolay bağ kurdum, beni çok seviyorlardı. Artık “köyün delisi geldi” diye bakıyorlardı bana.</p>
<p><strong>Tarlabaşı’nda fotoğraf çektiğiniz dönemde unutamadığınız bir anınız var mı, bize anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p>Oranın sembol bir kadını vardı: Nuray ablam. Bu kadıncağız Bingöl Depreminde ailesini kaybettikten sonra Ankara’da yurtta kalmış. Yurtta kaldığı dönemde tecavüze uğrayıp hamile kalınca yurttan İstanbul’a kaçmış. İstanbul’a geldiğinde barlarda, pavyonlarda çalışmış. Onu tanıdığım dönemde tuvalet bekçiliği yaparak ve mendil satarak hayatta kalmaya çalışıyordu. Hayat kadınıydı yani hayat tecrübesiyle dolu bir kadındı. Her zaman çok iyi bir dostluğumuz vardı onunla, çok iyi kalpli bir insandı. O benim için çok özel bir insan. En güzel anım, Nuray ablayla olan anım.</p>
<p>Oradaki diğer insanlarla da tabii çok güzel anılarım var. Mesela Azeri bir aile vardı. Çocukları beni gördükleri vakit “Ali amca” diye yüz metreden koşarlardı.</p>
<p>Benim sayemde, yaptığım işler sayesinde oradaki yoksul insanlara yardımlar ulaştı, oradaki binalar boşaltılınca insanlar kediler, köpekler için mama bırakmaya başladılar. Böyle güzel anılar kaldı. </p>
<p><strong>Kentsel dönüşümün insanlar ve mahalle kültürü üzerinde nasıl etkileri olduğunu gözlemlediniz?</strong></p>
<p>Tarlabaşı’nda insanlar bir gecede buharlaşmaya başladı. Çünkü devlet hırsızlara “Bu binaların içine girin, kazı yapın.” diyerek yol verdi. Temelini kazınca binalar gözümün önünde kendi kendine yıkıldı. Sonrasında oradaki insanlar uzaklara gittiler. </p>
<p>Unutamadığım anımı anlatayım. Ahmet amca diye bir adam vardı. Çok mücadele verdi. “Sen Tayyip nerede oturuyorsun? Sen Kadir Topbaş nerede oturuyorsun? Ben para istemiyorum. Ben evimi istiyorum.” dedi. Ve adamı en sonunda evinden atmaya kalktılar, kalpten öldü adam.</p>
<p>Türkler ve Romanlar zaten buradaydı sonra Kürt göçüyle birlikte Kürtler geldiler, midye işi yapıyorlar. Ondan sonra Suriyeliler akın etti. Son gittiğimde Araplar ve Siyahiler yoğunluktaydı. </p>
<p>Yoksul insanlar orada tutunup yaşamaya çalışıyorlar. Oradan uzaklaşan insanlar da çok uzaklara gittiler: Arnavutköy, Dolapdere, Hacıhüsrev. Mahalle kültürü tam anlamıyla yok olmadı ama bozuldu.</p>
<p><strong>Tarlabaşı’nda uzun yıllar çalıştıktan sonra aynı sokaklarda bugün yürürken ne hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>İnsan profili çok değişti, hızla değişmeye devam ediyor. Çocuklar büyüyorlar. Mesela on kadar çocuğun fotoğrafını çekmişim. Eminönü'de karşılaştım 7-8 tanesiyle. Hepsi okuyor.</p>
<p>Şimdi bu ekonomik krizle birlikte yozlaşma orada da arttı. Yani hiç başıma gelmeyen bir olay geldi geçen sene ramazan davulcusunu çekmek için gittiğimde. Çünkü bayramlar orada çok ilginçti. Ramazan davulcusu dolaşır, çocuklar da onun peşinde. Çok ilginç kareler çekebiliyorum. Bir gün siyah bir kadının fotoğrafını çekecektim. Uyuşturucu satıcısı birileri huylanıp benim üstüme geldi. Sonra arkadan bir tane oğlan ensemden çok kalleşçe yumruk attı.</p>
<p>Ama ben yine de gelip gidiyorum. Rahatça dolaşabiliyorum o mahallede. Yeni çocuklar tabii kimisi tanıyor kimisi tanımıyor. Eskisi kadar yoğun gidemiyorum çünkü. Bu çalışmamla Beyaz Türklerle Tarlabaşı arasında bir köprü görevi gördüm aslında. Yani birbirlerine dokundular. </p>
<p>Ali Öz’ün “Tarlabaşı ‘Kayıp Şehir’” kitabının yeni baskısını satın almak için <a href="mailto:gazetecialioz@gmail.com" target="_blank" rel="noopener">gazetecialioz@gmail.com</a> adresine mail atabilirsiniz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 17:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41399</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-baskani-olarak-atandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/raffi-boghosian-altin-kure-vakfi-yonetim-kurulu-baskani-oldu-41399</guid><description><![CDATA[Yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian, Altın Küre Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'na seçildi. Geçen yıl yönetim kuruluna katılan Boghosian, yeni görevinde vakfın eğitim, film restorasyonu ve gazetecilere yönelik destek çalışmalarını yönlendirecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni kökenli yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian, uluslararası sinema dünyasının önemli kurumlarından Altın Küre Vakfı'nın en üst yönetim görevine getirildi. Asbarez'in haberine göre Altın Küre Vakfı (Golden Globe Foundation), yapımcı ve gazeteci Raffi Boghosian'ı Yönetim Kurulu Başkanı olarak atadı.</p>
<p>Geçen yıl yönetim kuruluna atanan Boghosian, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Altın Küre Vakfı Başkanı seçildiğimi paylaşmaktan onur duyuyorum" ifadesini kullandı. Boghosian, "Bana duyulan güven için minnettarım; Vakfa hizmet etmeyi, misyonunu desteklemeyi ve olumlu bir etki yaratmayı sabırsızlıkla bekliyorum" diye ekledi.</p>
<p>Altın Küre Vakfı; sinemacılara yönelik eğitim programları, film restorasyon projeleri ve dünya çapındaki gazetecilere yönelik finansal yardım, kaynak ve hizmetler de dahil olmak üzere geniş bir kâr amacı gütmeyen kuruluş yelpazesini desteklemesiyle tanınıyor. </p>
<div class="box-12">Boghosian, deneyimli ve başarılı bir yapımcı, gazeteci ve televizyon sunucusu. Medya sektöründe on yılı aşkın deneyime sahip olan Boghosian, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi'ndeki yayıncılık sektörüne hizmet veren Hollywood merkezli lider bir tam kapsamlı yapım şirketi olan Boghos Entertainment'ın sahibi ve yöneticisi. Boghosian ayrıca Dubai merkezli televizyon kanalı El-Arabiya'nın Hollywood muhabiri olarak görev yapıyor.</div>
<p><br><br></p>
<p>Kaynak: Public Radio of Armenia</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 14:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ani Köprüsü için Yerevan'da ikinci toplantı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ani-koprusu-icin-yerevan-da-ikinci-toplanti-41398</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/ani-koprusu-icin-yerevan-da-ikinci-toplanti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ani-koprusu-icin-yerevan-da-ikinci-toplanti-41398</guid><description><![CDATA[Ermenistan-Türkiye Ortak Çalışma Grubu, dün Yerevan'da Ani Köprüsü restorasyonu konusunda ikinci toplantısını yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye -Ermenistan Normalleşme sürecinde adımlar devam ediyor. Daha önce demiryolu restorasyonları için de bir araya gelen iki ülkenin yetkilileri, bu kez de tarihi Ani Köprüsü için Yerevan'da bir araya geldi. </p>
<p>4 Ağustos 2026'da, tarihi Ani Köprüsü'nün Restorasyonuna İlişkin Ermenistan-Türkiye Ortak Çalışma Grubu'nun ikinci toplantısı Yerevan'da yapıldı.</p>
<p>Toplantıda taraflar, tarihi Ani Köprüsü Ortak Restorasyanuna İlişkin Protokolün, 4 Mayıs 2026'da Yerevan'da imzalanmasının önemini vurguladılar.</p>
<p>Protokol 4 Mayıs 2026'da Yerevan'da yapılan Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından imzalanmıştı. </p>
<p>Dün yapılan toplantıda taraflar, imzalanan Protokolün en kısa sürede uygulanmasına yönelik çabaları sürdürme konusunda mutabık kaldılar.</p>
<p>Yerevan'daki zirvede Türkiye Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz, Paşinyan ile imzaladıkları protokoller sonrası<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ani-koprusu-ermenistan-ile-ortak-restore-edilecek-40349" target="_blank" rel="nofollow noopener"> şunları söylemişti</a>:</p>
<p>"Bugün mutabakat zaptı ile imza altına aldığımız Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu gibi sembolik ve somut iş birliği alanlarının da kalıcı barış ve güven ortamına katkı sunacağına inanıyoruz. Bölgesel barış, diyalog ve istikrar temelinde; Güney Kafkasya’da normalleşmenin ilerletilmesi, ekonomik iş birliğinin artırılması ve halklarımız arası temasların güçlendirilmesi yönündeki yaklaşımımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, Sayın Paşinyan’a nazik ev sahipliği için teşekkür ediyorum."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 14:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yönetmen Bingöl Elmas: "Asıl mesele korkunun sinemayı susturması"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yonetmen-bingol-elmas-asil-mesele-korkunun-sinemayi-susturmasi-41400</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/yonetmen-bingol-elmas-asil-mesele-korkunun-sinemayi-susturmasi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/yonetmen-bingol-elmas-asil-mesele-korkunun-sinemayi-susturmasi-41400</guid><description><![CDATA[Kapadokya'daki doğa tahribatını anlatan "Şiirli Oda'nın İzinde" belgeseli için Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nden yapım desteği alan yönetmen Bingöl Elmas, desteğin filmin politik olduğu gerekçesiyle daha sonra faiziyle birlikte geri istendiğini belirterek, yaşadıklarının istisna olmadığını söylüyor. "Geri ödeme talep edilen başka filmler de var. İnsanlar yaşadıklarını anlatamıyor" diyen Elmas, filminin başına gelenleri, sinema sektöründe giderek derinleşen korku iklimini ve sansür tartışmalarını anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen Bingöl Elmas, "Gün batımına karşı diz çöktüğüm bir yer" dediği Kapadokya'ya taşındığında takvimler 2005 yılını gösteriyordu. Elmas, hayran kaldığı bu coğrafyada, Kapadokya'nın tahrip edilen coğrafyasını korumak için mücadele veren yerel tarihçi Mükremin Tokmak'la tanışıyor, arkadaş oluyor ve mücadelesini yakından takip ediyor.</p>
<p>Ve bir sinemacı olarak en iyi bildiği şeyi yapmaya karar veriyor: Bölgenin ve Tokmak'ın mücadelesini anlatan bir belgesel yapıp ses çıkarmak!</p>
<h4>İki farklı gerekçe</h4>
<p>Daha önce imza attığı filmlerde yaptığı gibi 2025 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden belgesel projesi için yapım desteğine başvuruyor. "Şiirli Oda'nın İzinde" adlı belgesel filmi için yaptığı başvuru kabul ediliyor.Bir yıl gibi kısa bir sürede 25 Nisan 2026'da filmi teslim ediyor.</p>
<p>Ancak daha sonra filmin başvuru dosyasındaki senaryoyla “uyumlu” olmadığı ve teknik şartları karşılamadığı gerekçesiyle faiziyle birlikte geri istendiğini öğreniyor. Fakat ikircilikli bir durum var. Yönetmen, Bakanlık yetkilileriyle yaptığı telefon görüşmelerinde kendisine "Filminizde Kapadokya'da yaşananlarla ilgili bakanlığın ihmali olduğunu öne sürüyorsunuz. Politik bir film. Biz buna destek veremeyiz" denildiğini anlatıyor.</p>
<h4>"Geri ödeme talep edilen başka filmler de var"</h4>
<p>Elmas, aldığı yapım desteğini faiziyle ödediğini, hukuki mücadeleye ise hem masrafı hem de hukuk sistemine duyduğu güvensizlik nedeniyle vazgeçtiğini söylüyor. Neticede elinde tamamlanmayı bekleyen bir film, ödemek zorunda olduğu borçlar ve Türkiye sinema sektörünü ilgilendiren bir dizi soruyla kalıyor Elmas. </p>
<p>Hatırlarsanız, Bingöl'ün belgeselinin başına gelenlerin benzerini, yönetmen Emin Alper "Kurak Günler" filmiyle yaşamıştı. 2022'de Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, yönetmen Emin Alper’in "Kurak Günler" filmine verdiği finansal yapım desteğini çekmiş, verilen desteği faiziyle ödemesini istemişti. Gerekçe aynıydı: Bakanlık, ilk taslak ile nihai film arasında senaryo uyumsuzluğu olduğunu iddia etmişti. Bu film için de yapım şirketi verilen desteği faizliyle ödemişti. Elmas bu durumun çok fazla örneği olduğunu ancak herkesin dile getirmediğini, "Geri ödeme talep edilen başka filmler de var. Bu insanlar yaşadıklarını anlatamıyor" sözleriyle anlatıyor.</p>
<p>Yönetmen Bingöl Elmas ile "Şiirli Oda'nın İzinde"nin başına gelenleri, Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle ilgili tartışmaları, sansür mekanizmasını ve bundan sonra ne yapacağını konuştuk. </p>
<p><strong>Nası</strong><strong>l ba</strong><strong>şladı bu filmin hikâyesi?</strong></p>
<p>2005’te Kapadokya’ya geldim, coğrafyasına hayran kaldım. Çok özel bir yer. Acımasızca yaptıklarımıza rağmen hâlâ öyle. Buradakilerin doğayla iç içeliği, yerel hayatın devam etmesi beni etkiledi. Yoksa Anadolu’da nefes almak politik olarak da çok kolay değil, zor bir bölge. Burada hayata benzer şekilde baktığımız insanlarla tanışıp bir araya gelmeye başladık. Mükremin Tokmak da onlardan biri.</p>
<p><strong>Kimdir Mükremin Tokmak?</strong></p>
<p>Kendisi Kapadokya Çevre Platformu üyesi. Kapadokya'da yaklaşık iki yıl önce peribacalarının arasından iş makineleriyle yol açılması sürecinde, bunun durdurulması için mücadele etti, kamuoyu oluşması için aktif rol aldı. Yapılan tahribatı gün gün kaydetti ulusal ve uluslararası basına bilgi geçti ve bunun ülke gündemine girmesini sağladı. Kendi imkânlarıyla drone çekimleri yaptırarak bölgedeki tahribatı belgeledi ve bu görüntüleri uluslararası medyayla paylaştı. Bütün bunları tek başına yaptı. Ben filmi çektiğimde bu süreç geride kalmıştı. Ancak o döneme ait arşiv görüntülerine ve haber kayıtlarına filmde yer verdim. O süreç birçok televizyon kanalında haber oldu. Bakanlık ve diğer yetkililer yapılan yolun kurallara uygun olduğunu savunuyordu. Ancak görüntüler, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan bir alana iş makineleriyle müdahale edildiğini açıkça gösteriyordu.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/image00207.jpeg" alt="" width="643" height="362">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Mükremin Tokmak. Fotoğraflar: Bingöl Elmas.</span></figcaption>
</figure>
<p><strong>Siz Mükremin Tokmak ’ın hikâyesini anlatmaya nasıl karar verdiniz?</strong></p>
<p>Mükremin yakın arkadaşım ve uzun süredir verdiği mücadeleyi biliyorum. Ben de Kapadokya’nın ciddi şekilde tahribata uğradığını görüyorum. Sinemacı olarak ses çıkarma şeklimiz film yapmak. Ben de bunu yaptım.</p>
<p><strong>Ne anlatıyor filminiz?</strong></p>
<p>Kapadokya’da bir yerel tarihçi, çöpe atılmış arşivleri kurtarıyor, unutulmuş hikâyelerin peşine düşüyor ve Kapadokyadaki yıkıma karşı bedenini siper ediyor. Siyasi baskılarla şekillenen yaşamına rağmen Mükremin Tokmak, geçmişin izlerini geleceğe taşıyacak bir hafıza merkezi kurmaya çalışıyor. Aslında film, geçmişle kurduğumuz sorunlu ilişkiye de dikkat çekiyor. Eskiyi çoğu zaman yıkarak ya da ona gelişigüzel müdahale ederek koruduğumuzu sanıyoruz. Oysa gerçek anlamda bir koruma bilincimiz yok. Bu korumayı sağlaması beklenen bakanlığın izlediği politikalar da tartışmalı. Film de tam olarak bu tartışmayı görünür kılıyor.</p>
<figure class="image float-md-end"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/img-20251027-165445.jpg" alt="" width="456" height="608">
<figcaption>Çekimler devam ederken, Kapadokya. </figcaption>
</figure>
<h4>"Politik bir film, biz destek veremeyiz"</h4>
<p><strong>Filminize destek almak için bakanlığa başvurdunuz. Nasıl işliyor bu süreç</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bizden sinopsis ve yaklaşım metin isteniyor. Ben de başvurdum ve destek aldım. Desteği aldıktan sonra iki yıl sürem olmasına rağmen bir yıl gibi bir sürede tamamladım, kalan ödemeyi alabilmek için. Malum enflasyon karşısında eriyor o paralar.</p>
<p>Filmi gönderdikten sonra bir türlü cevap gelmedi. Ben bu arada kalan prosedürleri yerine getiriyor, dosyamı hazırlıyordum. Sonra bir telefon geldi. "Biz sizin filmi kabul edemeyeceğiz" dediler, şok oldum. "Kabul edemeyeceğiz" derken ne demek istediklerini sordum. "Uygun bulunmadı" dediler. Ardından filmin politik bulunduğunu söylediler.</p>
<p>Sonra "Sizi bir üst yetkiliye bağlayalım, onunla konuşun" dediler. Ama o kişiyle görüşmeye çalışırken zaman geçti. Bazen yurtdışında oluyorlardı, bazen başka bir nedenle ulaşılamıyordu. En sonunda Sinema Genel Müdürlüğü Daire Başkan Yardımcısına ulaşabildim. Bana, "Filminizde Kapadokya'da yaşananlarla ilgili bakanlığın ihmali olduğunu öne sürüyorsunuz. Politik bir film. Biz buna destek veremeyiz" dedi.</p>
<p><strong>Siz nasıl bir yanıt verdiniz, sonrasında neler oldu?</strong></p>
<p>Ben de "Ben bu ülkenin vatandaşıyım. Siz burada bir uygulama yapıyorsunuz, ben de bu uygulamayla ilgili eleştirileri olan insanların hikâyelerini anlatıyorum. Aslında bize teşekkür etmeniz gerekiyor. Çünkü bir uygulama yapıyorsunuz ama gelip buradaki halka sormuyorsunuz. Sıradan insanlara sorsanız, yaptığınız uygulamanın karşılığını siz de öğrenirsiniz" dedim.</p>
<p>Daha yetkili birine ulaşmaya çalıştım ama asla ulaşamadım. Daha sonra o yetkili, meslek birliğini arayıp, "Siz niye karışıyorsunuz? Bu film zaten asla onay almaz. Bu karar alınmıştır" diye kestirip atmış. Yani bunu bu kadar rahat söyleyebiliyorlar.</p>
<p>Ardından 14 Temmuz tarihinde bana resmi yazı geldi. Resmi yazıda filmin teknik şartlara uymadığı, senaryoya uygun olmadığı yazıyordu. Aslında ortada ikili bir durum vardı. Bana sözlü olarak söylenen gerekçe bambaşkaydı, resmi yazıda yer alan gerekçe ise tamamen farklıydı.</p>
<p><strong>Sizce </strong><strong>ö</strong><strong>zellikle takıldıkları bir ifade ya da b</strong><strong>ö</strong><strong>lü</strong><strong>m var m</strong><strong>ı</strong><strong>yd</strong><strong>ı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bence özellikle yol yapımına ilişkin arşiv görüntüleri ve filmin bu konuda söyledikleri. Alan Başkanı "Biz çok ince çalışıyoruz" diyor ama görüntülerde kepçeler var. Bayağı kepçelerle yapılan bir çalışma görüyorsunuz. Sanırım o "ince çalışmayı" yeniden görmek çok hoşlarına gitmedi.</p>
<p><strong>Ne kadar destek almıştını</strong><strong>z?</strong></p>
<p>Toplam destek 350 bin liraydı. Bana ilk etapta 175 bin lira ödendi. Faiziyle birlikte benden geri alınan tutar 271 bin liraydı.</p>
<p><strong>Ödeme konusunda nasıl bir yol izlediniz?</strong></p>
<p>Faiziyle birlikte ödedim. Hukuki mücadele vermeyi de düşündüm açıkçası. Ama bunun masrafı neredeyse filmin bütçesi ve benden istenen para kadar. Ekonomik olarak bunu karşılayabilecek durumda değilim.</p>
<p>Bir başka mesele de şu: Bu tür davaların çoğu devlet lehine sonuçlanıyor. Bu da insanın moralini bozuyor. Memlekette hukukun nasıl işlediğini bildiğim için, orayı gerçekten bir mücadele alanı olarak görüp görmeme konusunda tereddüt yaşadım. Yani borçlanarak ödedim. Şimdi de bu filmi tamamlayabilmek için yeni bir yol bulmam gerekiyor. Zaten ekonomik şiddete maruz kaldığımız bir dönemde bunu nasıl çözeceğimizi düşünmek zorundayız. Her zamanki gibi kıt kanaat yaşayacağız, bir yolunu bulacağız.</p>
<p>Çünkü belgesel sinema zaten para kazanılan bir alan değil. Biz bu işi başka bir motivasyonla yapıyoruz. Sesimizi duyurabilmek, insanlarla etkileşim kurabilmek, bazı meseleleri kayıt altına alabilmek, buradaki insanların sesini duyurabilmek için yapıyoruz. O yüzden yaşadıklarımızı da bu mücadelenin bir parçası olarak görüyorum.</p>
<figure class="image float-md-start"><img class="" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/img-20251027-165301.jpg" alt="" width="479" height="639">
<figcaption><span style="font-size: 10pt;">Fotoğraf: Bingöl Elmas.</span></figcaption>
</figure>
<h4>"Kültür savaşlarının izdüşümü"</h4>
<p><strong>Destek verilmediğini öğrenince şok oldum dediniz. Daha </strong><strong>ö</strong><strong>nceki filmleriniz için bakanlıktan destek almış mı</strong><strong>yd</strong><strong>ınız? Ne düşünüyorsunuz bakanlık desteği ve işleyişi hakkı</strong><strong>nda?</strong></p>
<p>Birden fazla film için destek aldım. “Evcilik”, “Komşu Komşu! Huuu!” filmlerim de bu desteklerle yapıldı, birçok uluslararası festivalde gösterildi. Hiçbir zaman filmi kesip biçerek, özetleyerek vermedim ya da sonradan sahne eklemedim. En fazla filmi güzelleştirmek, teknik olarak daha iyi hale getirmek için çalışmalar yaptık.</p>
<p>Eskiden bakanlık sadece teknik olarak kontrol ederken şimdi filmlerin içeriklerini ve biçimlerini belirlemeye çalışan bir konuma geldi. Sanırım kültür savaşlarının izdüşümü tüm bu olanlar. Bu arada filmi seçen destekleme kurulu sektöreden temsilcilerin yer aldığı bir yapı ama ama filmi kabul sürecinde kimler olduğunu nasıl mesleki yetkinliğe sahip kişilerden oluştuğunu bilmiyoruz.</p>
<p>Ve bu kararı verdikten sonra bizim hiçbir söz hakkımız yok. Yeniden değerlendirilmesi ya da bizim kendimizi savunmamız ya da bununla ilgili başka taleplerimizin olması gibi bir şey yok. Tek başına verilmiş bir karar, teknik standartlara uymadığınız senaryonuza uygun değildir denilerek reddediliyor.</p>
<p><strong>Hen</strong><strong>üz tamamlayamadığınız filminize dair bir soru sorayım bir de. Şiirli Oda neresi, neden </strong><strong>ö</strong><strong>nemli?</strong></p>
<p>Filmde anlattığımız yerlerden biri. Şiirli Oda, mübadeleden önce Rumların yaşadığı döneme ait çok özel bir yer. Kostis Meliadis adında biri burada yaşıyor. Bağ bozumu zamanı İstanbul'dan ve başka yerlerden Rumlar eğlenmek için buraya geliyor. Gelmeden önce Kostis’e şiir sipariş ediyorlar ve o da insanlar için duvarlara şiirler yazıyor. Gördüğünüz zaman tüyleriniz diken diken oluyor. Mükremin Tokmak, bu mekânı bulmak için çok uğraşmış, Kostis’in hikâyesinin peşine düşmüş. Filmin bir bölümü de bunu anlatıyor.</p>
<p>Dünyanın başka bir yerinde olsa gerçekten pamuklara sarılacak kadar özel bir mekân. Şimdiyse tavanından içine yağmur suları akıyor, insanlar girip bu şirlerin üstünü karalıyor özcesi kaderine terk edilmiş bir yer. Mükremin Tokmak ise tek başına gidip akan yerleri onarıyor, insanların zarar vermemesi için önlemler almaya çalışıyor. Aslında mesele bir değeri korumak. Peribacalarını korumak, Şiirli Oda'yı korumak, bir yapının yıkılmaması için emek vermek, çöpe atılmış arşivleri kurtarmak... Bence vatanseverlik ve gerçek yurttaşlık tam da böyle bir şey. Benim için hamaset yapanlar ya da sürekli "vatan, millet" diyenler değil; ülkesini bu kadar güzel seven insanlar gerçek anlamda vatansever. Bu insanların sesinin duyulması gerekiyor. Film de tam olarak bunu anlatıyordu. Üstelik slogan atan, ajitasyon yapan bir film de değildi. Ne varsa onu anlatan bir filmdi. O yüzden bu gerekçeyi çok komik buluyorum. Hem hayatta politik olmayan ne var ki?</p>
<p><strong>Hayalini kurduğunuz emek verdiğiniz filminiz. </strong><strong>Nasıl etkiledi bu süreç </strong><strong>sizi?</strong></p>
<p>Zaten bir sürü sorunla boğuştuğumuz üretim sürecinde canınızı sıkıyorlar bir tür yolunuzu tıkıyorlar gibi hissediyorsunuz. Yaşadığımız ülkenin gerçekliğinin farkında olduğumuz için her yer kavga mahalli. Geçmişte belgeselci arkadaşlarımızın deneyimlerinden biliyoruz ki kamunun vatandaşına takma gibi bir huyu var işi gücü bırakıp size alanı dar ediyorlar. Sanki memleket onca sorun yokmuş gibi bir filme takabiliyorlar. Festivallerde ya da başka alanlarda gösterimine engel olabiliyorlar ama biz de inat ve mücadele damarı var. Ben vergisini ödediğim kurumların bu muamelesine neden maruz kalıyorum? Beni buna karşı koruyacak bir mekanizma neden yok? Ben neden bu mücadeleyi vermek zorundayım?</p>
<p>Eğer filmin işlediği konularla ilgili gerçekten bir sorun varsa, bunu neden resmi olarak yazmıyorlar? Telefonda söyledikleri şeylerden bu kadar eminseler, neden bunları resmi gerekçe olarak sunmuyorlar? Çünkü kendileri de bunun hukuki olmadığını, geçerli bir gerekçe olmadığını ve aslında güç kullandıklarını biliyorlar. O yüzden ikili davranıyorlar. Telefonda söyledikleriyle resmi yazıda gönderdikleri birbirinden tamamen farklı.</p>
<p><strong>Mükremin Tokmak bu duruma ne diyor?</strong></p>
<p>Zaten proje ortaya çıktığında bana, "Bakalım bu projeyi nasıl durdurabilirler?" demişti. Çünkü kendisi bölgede yıllardır ses çıkarmanın sık sık cezalandırıldığına bizzat şahitlik eden biri.</p>
<h4>"Yaşanan ama konuşulamayan çok şey var"</h4>
<p><strong>Bu olay maalesef tek değil ve sinemacılar birçok sorunla uğraşıyor. Nası</strong><strong>l g</strong><strong>ö</strong><strong>rüyorsunuz sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rün durumunu?</strong></p>
<p>Türkiye'de çok yaygın bir ruh hali var: İnsanlar başlarına bir şey gelecek korkusuyla yaşıyor. Bu çok üzücü ve çok sinir bozucu. En apolitik insan bile cezaevine girebiliyor. Yani bir şey yapsanız da yapmasanız da bu garip hukuk düzeni bir şekilde sizin ayağınıza dolanabiliyor.</p>
<p>Bir yandan da hepimizin yaşadığı birtakım olaylar var. Bunlara ses çıkarmaktan daha doğal ne olabilir? Böyle bir durumda nasıl geri durabilirsiniz? Ben bunları içime atıp kendi kendime söylenerek hayatıma devam edemem. Bir şey oluyorsa, bunu etrafımdaki insanlara anlatmak zorundayım. Aslında sinema sektöründeki arkadaşlarımızın da, kadın hareketindeki Me Too sürecinde olduğu gibi, "Ben de bunları yaşadım ve bunları yaşamamamız gerekiyor" diyebilmesini istiyorum. Bakanlığa da şunu söylemeleri gerekiyor: “Vergilerimizle oluşan bu fonu bu şekilde kullanamazsınız."</p>
<p>Çünkü yıllardır bu alanda yaşanan ama konuşulamayan çok şey var. Geri ödeme talep edilen başka filmler de var. Bu insanlar yaşadıklarını anlatamıyor. Bence asıl üzerine düşünmemiz gereken konu bu. Bu korkuyla nasıl ilişkilendiğimiz, kendi alanımızı nasıl giderek daralttığımız, nasıl adım atamaz hale geldiğimiz... Bunları konuşmamız gerekiyor.</p>
<h4>"Cezalandırılma korkusunu aşmamız gerekiyor"</h4>
<p><strong>Sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rden destek ve dayanışma g</strong><strong>ö</strong><strong>rdünüz mü</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bu olan bitenin kişisel bir mesele ve münferit olmadığının farkında olan insanlar ve kurumlar var ve birlikte çözüm yolları üretmeye çalışıyoruz. Yanlış giden bu işleyişe dur demenin mücadelesini veriyoruz. Bu meselenin yalnızca<em> "</em>Şiirli Oda" filmiyle sınırlı olmadığını, sektörün tamamını ilgilendiren yapısal bir sorun olduğunu konuşuyor ve ortak hareket etmenin yollarını arıyoruz. Elbette Türkiye koşullarında, gücün bu kadar sert kullanıldığı bir ortamda bu dayanışmanın da sınırları var. Ama en azından bir tartışma başlatabiliriz. Daha önce eser işletme belgesi konusunda verilen mücadeleyle geri adım attırılabildi. Bugün festivaller belgesellerden eskisi kadar rahat eser işletme belgesi istemiyor. Demek ki sektör olarak cezalandırılma korkusunu aşmamız gerekiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 13:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Abhazya’ya doğrudan ulaşım ve tanınma talebi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abhazyaya-dogrudan-ulasim-ve-taninma-talebi-41293</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/27/iki-kardesin-arasina-duvar-cekemezsiniz.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abhazyaya-dogrudan-ulasim-ve-taninma-talebi-41293</guid><description><![CDATA[Uluslararası toplum tarafından hukuken Gürcistan’ın bir parçası kabul edilen Abhazya, de facto bağımsız bir yapıya sahip olsa da dünyadan izole edilmiş durumda. Bu izolasyon insani krizlere de neden oluyor. Bu insani krizlere dikkat çekmek için Türkiye'deki diasporan ve sivil toplum kuruluşları, Abhazya'nın tanınması ve doğrudan ulaşımın başlaması nedeniyle bir kampanya başlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Abhaz pasaportlarının tanınması ve doğrudan ulaşımın başlaması talebiyle Temmuz ayında başlatılan kampanya devam ediyor. Kampanyanın yürütücülerinden avukat Anıt Baba, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na iletilmek üzere başlatılan bu sivil başvuru kampanyasının özünde, uluslararası alanda ağır bir izolasyon ve tecrit altında tutulan Abhazya’da yaşanan temel insan hakları ihlallerine son verilmesi olduğunu söylüyor. Siyasi tanınma süreçleri devam ederken en azından insani boyutların göz önünde bulundurulmasını hedefleyen kampanya, Abhazya pasaportlarının Türkiye sınırlarında geçerli kimlik ve seyahat belgesi olarak kabul edilmesini ve iki ülke arasında doğrudan deniz ile hava ulaşımının başlatılmasını talep ediyor.</p>
<p>Bugün uluslararası toplum tarafından hukuken Gürcistan’ın bir parçası kabul edilen Abhazya, de facto bağımsız bir yapıya sahip olsa da dünyadan izole edilmiş durumda. Ülkede yaşayan Abhaz halkı, seyahat, eğitim ve sağlık gibi temel haklarını kullanırken ciddi engellerle karşılaşıyor. Abhazya pasaportu uluslararası alanda ve Türkiye’de geçerli bir seyahat belgesi olarak tanınmadığı için halk, yurtdışına çıkabilmek için çoğunlukla Rusya Federasyonu pasaportu kullanmak zorunda kalıyordu. Ancak son dönemde Ukrayna Savaşı nedeniyle Rus pasaportlarının da Avrupa ve genelinde geçersizleşmesi, edinilmesinin zorlaşması ve muhalifler için imkânsız hale gelmesi, Abhazya’daki tecriti tam anlamıyla bir insani krize dönüştürdü. Sağlık imkânları kısıtlı olan ülkede hastalar tedavi için Türkiye’ye gelemez, öğrenciler yurtdışına çıkamaz hale geldi.</p>
<h4>"Abhazya hakkında bilgi sahibi olan az"</h4>
<p style="text-align: left;">Kampanyayı başlatanlardan biri olan Baba, Abhazya'nın Gürcistan'la Rusya Federasyonu arasında, Karadeniz'e yaklaşık 230 kilometre sahili olan, 10 bin kilometrekare kadar bir ülke olarak tanımlıyor.</p>
<p style="text-align: left;">“Türkiye’ye çok yakın olmasına ve Türkiye'de çok sayıda Abhaz yaşıyor olmasına rağmen Abhazya hakkında bilgi sahibi olan insan sayısı çok sınırlı” diyen Anıt Baba, Abhazya’nın dönem dönem Roma İmparatorluğu, Bizans, Osmanlı ve Çarlık Rusya gibi devletlerin yönetimi altına girdiğini ancak Abhaz tarihi açısından en acı dönemin 1800'lerde yaşandığını ekliyor. Bu süreçte ülke nüfusunun çok büyük bir kısmı zorunlu göçe tabi tutulmuş. </p>
<p style="text-align: left;">Sürgünlerin bir bölümü önce Balkanlar'a gönderilmiş. Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'ı da kaybetmesiyle ikinci bir göç yaşayıp Anadolu'ya yerleşmişler. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Gürcistan tarafından Abhazya’nın ortadan kaldırılmak istendiğini ifade eden Baba, buna sadece Abhazların değil tüm Kuzey Kafkas halklarının birlikte karşı koyduğunu söylüyor. Gürcistan'ın 1992'de başlayan bu saldırısının 1993'te başarısızlıkla sonuçlandığını ve Abhazya’nın de facto bağımsız bir ülke olduğunu ekliyor. Abhazya’nın, önce Rusya ve sonra dokuz ülke tarafından tanındığını da belirtiyor.</p>
<h4 style="text-align: left;">“Çözüm insani adımlarda”</h4>
<p style="text-align: left;"><strong>Kampanyadan bahsedebilir misiniz? </strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu kampanyada temel talep tanınmadır ancak şu an bu kampanyada öne çıkarılan konu insani mülahazalar; yani yaşam ve eğitim hakkı gibi engellenemez taleplerdir. 2008’den sonra Rusya’nın Abhazya’daki etkisi arttı fakat son dönemde Ukrayna Savaşı'nın yarattığı ortamla birlikte Rusya'nın verdiği pasaportlar Avrupa’da geçersiz hale geldi, halkın bu pasaportları alması zorlaştı, muhalif kesimler içinse imkânsızlaştı. Yeterli sağlık imkânı bulunmayan Abhazya'da insanlar eskiden tedavi için rahatlıkla yurtdışına çıkabilirken, şimdi Türkiye’ye geliş gidişlerde ciddi sorunlar yaşanıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kampanyanın somut talepleri ve şu ana kadar atılan adımlar nelerdir?</strong></p>
<p style="text-align: left;">İki ana talebimiz var: Birincisi, Abhazya pasaportlarının Türkiye sınır kapılarında geçerli bir seyahat belgesi olarak tanınması. İngiltere, KKTC’yi tanımadığı halde KKTC pasaportlarını seyahat belgesi olarak kabul ediyordu; benzer bir adım Türkiye tarafından da atılabilir. Türkiye, Tayvan'ı tanımadığı halde doğrudan ulaşım mümkün.</p>
<p style="text-align: left;">İkincisi ise doğrudan ulaşım sağlanması. 1990’lardaki savaştan sonra üç yıl boyunca Trabzon ve Samsun’dan Abhazya'nın başkenti Sohum’a katamaranlarla seyahat edilebiliyordu. Bağımsız Devletler Topluluğu ambargosu sonrası duran bu ulaşım, istenirse bugün deniz veya hava yoluyla tekrar başlatılabilir.  </p>
<p style="text-align: left;">İlk adım olarak CİMER üzerinden Dışişleri Bakanlığı’na yüzlerce dilekçe gönderdik, yanıt bekliyoruz. Bu adım, Gürcistan ve Abhazya basınında geniş yer buldu. İlerleyen süreçte akademisyenlerle bir sempozyum düzenlenmesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin davetine pasaport engeli nedeniyle gelemeyen Devlet Halk Dansları Topluluğu üyeleri, tedavi gören hastalar ve çocuklarla İstanbul’a sembolik bir gemi yolculuğu yapılması da gündemde.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Uygulanan tecrit ve gidiş-geliş zorlukları diasporadaki yeni nesilleri ve ilişkileri nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Türkiye’den Abhazya’ya gitmek pratik ve güvenli değil. Ukrayna Savaşı sebebiyle Rus hava ve deniz sahasında İHA saldırıları riski var. Oysa Trabzon’dan uçakla 30-45 dakikada Abhazya’ya ulaşmak mümkün. Bu tecrit yüzünden temaslar zayıfladı. Devlet Halk Dansları Topluluğu’nun gelemediği gibi durumlar topluluk ve genç nesiller üzerinde ciddi bir olumsuzluk ve kopuş hissiyatı yaratıyor.</p>
<h4 style="text-align: left;">“Uluslararası hukukta çifte standart olmaz”</h4>
<p style="text-align: left;"><strong>Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve NATO çizgisi gerekçesiyle uyguladığı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu tutum hukuki olmadığı gibi insani açıdan da doğru değil. Hukukta çifte standart olmaz. Kosova’yı tanırken kullandığınız parametreleri Abhazya’ya gelince reddedemezsiniz. Türkiye 'Tek Çin' politikasını tanıdığı halde Ankara’da Tayvan’ın fiili elçiliği var, vize verip konsolosluk işlemi yapıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Türkiye ile Abhazya arasında yüzlerce yıllık kader ortaklığı var. Türkiye’de, Abhazya’dakinden daha fazla Abhaz vatandaşı yaşıyor. İki kardeşin arasına çekilen bu görünmez duvar bir eziyete ve toplu cezalandırmaya dönüşmüş durumda. Gazze’deki haksızlığa nasıl karşı çıkıyorsak, yeni doğmuş bir bebeğin tedavi hakkını engelleyen bu cezalandırma mantığına da karşı çıkmalıyız. Talebimiz siyasi tanınmadan ziyade ertelenemez insani çözümlerdir.</p>
<h4 style="text-align: left;">AGOS’tan Jineps’e</h4>
<p style="text-align: left;"><strong>Türkiye’deki diğer azınlık toplulukların kültürel varoluş mücadelesiyle Abhazlar’ın mücadelesini nasıl bağdaştırıyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Anadolu’daki tüm kadim halkların kültürlerini koruma mücadelesinden feyiz alıyoruz. Hatta yayıncılık serüvenimizde bunun somut bir örneği var. Rahmetli avukat arkadaşım Hakan Bakırcıoğlu (2023 yılında hayatını kaybeden Dink ailesi avukatlarından) vesilesiyle AGOS ile tanışmış ve 'Biz Çerkeslerin de bir AGOS'u olmalı' diyerek Jineps gazetesini çıkarmıştık. Hatta arkadaşlarımız Hrant Dink ile görüşüp gazetecilik deneyimlerinden ilham aldılar. Jineps bugün Türkçe ve Adigece yayınlanan, alanındaki en uzun ömürlü yayınlardan biri oldu. Tüm halkların varoluş mücadelesi birbirine ilham veriyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 12:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Demirtaş evine dönmeli"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-umuda-ahmetler-goreve-demirtas-evine-donmeli-41397</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/04/07/bahceli-yasal-duzenlemelerin-meclise-tasinmasi-memnuniyet-verici.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ocalan-umuda-ahmetler-goreve-demirtas-evine-donmeli-41397</guid><description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, süreç yasası teklifine ilk imzayı atmasının ardından yaptığı açıklamada, düzenlemeyi "bin yıllık kardeşliğin tescili" olarak nitelendirdi. Bahçeli, "Öcalan umut hakkına, Ahmetler görevine, Demirtaş evine dönmelidir" sözlerini yineleyerek sürecin bir "devlet projesi" olduğunu söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, süreç yasasının teklifine ilk imzayı atmasının ardından açıklama yaptı. Millet Haber Ajansı çalışanı Sinan Burhan'a konuşan Bahçeli daha önce de dile getirdiği "Öcalan umuda, Ahmetler göreve, Demirtaş evine dönmelidir" ifadesini tekrarladı.</p>
<p>Çerçeve yasaya attığı imza ile ilgili konuşan Bahçeli, "Attığımız bu imza hayırlı ve uğurlu olsun. Bu imzayla bin yıllık kardeşliğimiz bir kez daha tescillenmiştir. Türk’üyle, Kürt’üyle, dili ve kimliği ne olursa olsun herkes kazanmıştır. 86 milyon vatandaşımız ve Orta Doğu halkları kazanmıştır. Aynı zamanda küresel projelerin bozulmasının ilk adımı da atılmıştır. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Meclis Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi.</p>
<h4>"Devletimiz gerekli çalışmaları yürütüyor"</h4>
<p>Bahçeli, sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Bu proje bir devlet projesidir. Meclisimiz bu konuyla ilgili gerekli inisiyatifi almıştır. Devletimiz gerekli çalışmaları yürütüyor. Hep birlikte bu süreci takip edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Bahçeli, son dönemde MHP grup toplantılarında “Terörsüz Türkiye” sürecine neden değinmediğine ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi: “Bize zaman zaman soruyorlar; son grup konuşmalarında niçin ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine değinmiyorsunuz diye… Biz devlet adabına riayet ederiz. Sayın Cumhurbaşkanımız süreci yakından takip ediyor. Sayın Meclis Başkanımız da konuya vaziyet ediyor. Biz de kendilerine destek veriyoruz. Onların yürüttüğü çalışmaların önüne geçmek doğru değildir.”</p>
<h4>"Demirtaş'ın halini hatrını sorarım"</h4>
<p>Demirtaş'la avukatları aracılığıyla görüştüğünü aktaran Bahçeli, "Halini hatırını sorarım. O da bana selamlarını iletir. İyi bir hukukumuz var. Ayrıca kendisinin herhangi bir talebi veya isteği olup olmadığını da sorarım. Demirtaş’la Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde birlikte çalıştık. Ben yine aynı şeyi söylüyorum. Selahattin Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan umut hakkına kavuşmalıdır. Türkiye huzur bulmalıdır. Hedefimiz Türkiye’nin ve bölgenin huzura kavuşmasıdır” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[BM raporu, İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığına ilişkin delilleri destekliyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bm-raporu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-iliskin-delilleri-destekliyor-41395</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/bm-raporu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-iliskin-delilleri-destekliyor.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/bm-raporu-israilin-gazzede-soykirim-yaptigina-iliskin-delilleri-destekliyor-41395</guid><description><![CDATA[Filistin Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan raporun İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığına dair delilleri desteklediğin belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Filistin Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM) Sağlık Hakkı Özel Raportörü Tlaleng Mofokeng tarafından yayımlanan raporun, İsrail'in Gazze’de soykırım yaptığına dair delilleri güçlendirdiğini belirtti. </p>
<p>Filistin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Gazze'ye ilişkin rapor konusunda değerlendirmelere yer verildi.</p>
<p>Raporun, İsrail’in Gazze'ye yönelik saldırılarının sağlık sistemindeki etkisinin BM raporuyla belgelendiği belirtilerek, "BM raporu, İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığına dair diğer delilleri desteklemektedir" ifadeleri kullanıldı. Hastalar ve sağlık çalışanlarının sistematik olarak hedef alındığını belirten raporda, "ilaç, tıbbi malzeme ve yakıt girişinin engellenmesi ile insani yardım ve tıbbi tahliyelerin zorlaştırılması" yoluyla "tıbbi soykırım" işlendiği belirtildi.</p>
<h4>Anne ve bebeklerin yaşamı tehlikede</h4>
<p>Raporda, doğumevlerinin yıkılması ile hamile kadınların sağlık hizmeti, gıda, su ve ilaca erişimden mahrum bırakılmasının; annelerin, anne karnındaki bebeklerin ve yenidoğanların yaşamını tehlikeye atan uygulamalar olarak belgelendiği, bu uygulamaların ise Gazze'de yaşanan soykırımın bir parçası olduğuna işaret ettiği belirtildi.</p>
<p>BM Özel Raportörü Tlaleng Mofokeng, 30 Temmuz tarihli raporunda, Gazze'de hastanelerin ve sağlık çalışanlarının sistematik olarak hedef alınması, sağlık malzemelerinin girişinin ve tıbbi tahliyelerin engellenmesi ile annelik ve doğum hizmetlerinin ortadan kaldırılmasının insanlığa karşı suç teşkil ettiğini belirtmişti.</p>
<p>Kaynak: Anadolu Ajansı</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özgür Özel hakkında dokunulmazlık fezlekesi Adalet Bakanlığı’na gönderildi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgur-ozel-hakkinda-dokunulmazlik-fezlekesi-adalet-bakanligina-gonderildi-41393</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/05/savcilik-ozgur-ozelin-dokunulmazliginin-kaldirilmasini-talep-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ozgur-ozel-hakkinda-dokunulmazlik-fezlekesi-adalet-bakanligina-gonderildi-41393</guid><description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, YENİ Parti Genel Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel ile YENİ Parti Malatya Milletvekili Veli Ağbaba hakkında “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçlamasıyla yürütülen soruşturmaları tamamladı. Başsavcılık, her iki isim hakkında da milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezleke düzenleyerek Adalet Bakanlığı’na gönderdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur ve Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın dokunulmazlıklarının kaldırılması için düzenlenen fezlekeyi Adalet Bakanlığı’na gönderdi. </p>
<p>Özel ve Ağbaba, “Zincirleme şekilde rüşvet almak” ile suçlandı. </p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamada şunlara yer verildi:</p>
<p>“28’inci Dönem Manisa Milletvekili ve CHP Genel Başkanı olan Özgür Özel’in sahip olduğu nüfuz ve yetkiyi kötüye kullanarak 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak olan yerel seçimlerde Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına aday gösterilebilmesini sağlamak amacıyla Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Muhittin Böcek ve oğlu olan Mustafa Gökhan Böcek'ten tek suç işleme icrası kapsamında değişik tarihlerde doğrudan veya 28’inci Dönem Milletvekili Veli Ağbaba aracılığıyla menfaat temin ettiğinden ve aynı şekilde Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'dan 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan CHP Kurultayında kullanılmak üzere tek suç işleme icrası kapsamında değişik tarihlerde maddi menfaat temin ettiğinden bahisle ayrı ayrı birer defa 5237 sayılı TCK'nin 252/2 delaleti ile 252/1, 43/1, 53/1-2-3 maddeleri uyarınca, ‘Zincirleme Şekilde Rüşvet Almak’ suçunu işlediği anlaşıldığından 28’inci Dönem Manisa Milletvekili Özgür Özel hakkında Anayasanın 83’üncü maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaati ile fezleke düzenlenip Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.”</p>
<h4>Veli Ağbaba hakkında da açıklama</h4>
<p>Başsavcılığın Veli Ağbaba hakkında yayımladığı açıklamada ise yürütülen soruşturmanın ayrıntıları paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamaya göre Ağbaba’nın, Özgür Özel’in talimatıyla Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in oğlu Mustafa Gökhan Böcek’ten, Muhittin Böcek’in belediye başkan adaylığı için farklı tutarlarda menfaat temin ettiği iddia edildi.</p>
<p>Başsavcılık ayrıca, Ağbaba’nın Çankaya Belediye Başkanı üzerinde nüfuzunu kullanarak katı atık toplama ihalesinin şartnameye aykırı biçimde pazarlık yöntemiyle kendi istediği şirkete verilmesi konusunda ısrarcı olduğu ve bu süreçte maddi menfaat sağladığını öne sürdü.</p>
<p>Açıklamada, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde kullanılmak amacıyla İzmir ve çevresindeki belediye ile meclis üyelerinden de maddi menfaat temin edildiği iddiasına yer verildi.</p>
<p>Başsavcılık, Ağbaba’nın da Türk Ceza Kanunu’nun 252/1, 252/2, 43/1 ve 53/1-2-3 maddeleri kapsamında “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçunu işlediği kanaatine varıldığını belirterek dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla fezleke düzenlediğini bildirdi.</p>
<h4>Fezlekeler Adalet Bakanlığı’na gönderildi</h4>
<p>Her iki açıklamada da Başsavcılık, Anayasa’nın 83. maddesi uyarınca milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezlekelerin düzenlenerek Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini duyurdu.</p>
<p>Kaynak: Medyascope, BirGün. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir usul olarak mücver]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/bir-usul-olarak-mucver-41394</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/05/bir-usul-olarak-mucver.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/bir-usul-olarak-mucver-41394</guid><description><![CDATA[Son yıllarda, mücver evimizde pek sevildiğinden, bırakın dolmadan artan kabak içi ile yapmayı, kilo ile kabak alıp yaptığım çok oluyor. Bence mükemmel mücverin iki sırrı var: Malzemeyi basit tutmak ve kabağın suyunu iyice sıkmak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Mutfak dediğimiz zat-ı şahaneleri aslında tamamen bir yaratıcılık sahnesi. Bazı mesleklerde ölçüsüz, ayarsız iş göremezsiniz. Mutfağın tatlı tarafında da durum pek farklı değildir. Tatlıcılık ve pastacılık bütünüyle tarif, ölçü ve kimya işidir. Modern kafalar buna “reçete” diyor, biz eski kafalar hâlâ “tarif” diyebiliriz.</p>
<p>Mutfakta yemek diye bildiğimiz bazı kavramlar aslında birer teknik, birer usuldür. Dolma mesela. Bakın, sarma konusuna girmiyorum! Keza graten de öyle, ilerleyen satır ve paragraflarda müjgan olarak anacağım mücver de.</p>
<p>Kısaca tanımlamak icap ederse, mücver dediğimiz aslında rendelenmiş veya ince doğranmış sebzenin yumurta ve un, galeta unu veya nişasta gibi bir bağlayıcıyla birleştirilip muhtelif baharatlarla lezzetlendirilerek tavada kızartılmasıdır.</p>
<p>Mücver, benim çocukluğumdan hatırladığım kadarıyla, kabak dolma olan günlerin yancısı idi. Çünkü oyulan kabakların içleri asla çöpe atılmazdı. Şimdilerde bir kavrama dönüşen geri dönüşüm/atıksız mutfak, aslında yayalarımızın mutfaklarından bize zaten böyle miras kaldı.</p>
<p>Tarif ve ölçü veriyorum ama malzeme kalitesi ve ölçüleri farklılık göstereceğinden, azcık deneme yanılma(ma) yöntemi ile kendi ölçünüzü bulabilirsiniz.</p>
<div class="box-12">
<p><strong>Malzemeler:</strong></p>
<p><strong>Ana malzemeler</strong></p>
<ul>
<li>2 iri kabak</li>
<li>2 yumurta</li>
<li>Taze dereotu</li>
<li>Tuz, karabiber</li>
<li>Kıvam verecek kadar un</li>
</ul>
<p><strong>İsteğe bağlı</strong></p>
<ul>
<li>Yeşil veya kuru soğan</li>
<li>Maydanoz</li>
<li>Taze ya da kuru nane</li>
<li>Beyaz peynir</li>
<li>Başka baharatlar</li>
</ul>
</div>
<p>Ben iki kabağı (bizimkiler irice oluyor, Türkiye’de satılan daha küçük kabaklarla dört-beş adet) iyice yıkayıp soymadan iri rendeliyorum. Bolca tuzlayıp biraz beklettikten sonra bir bez içinde sıkarak suyunu iyice çıkarıyorum. Salata kâsesine iki yumurta kırıp çırpıyorum. Prensip olarak kabak sayısı kadar yumurtadan yanayım ancak tekrar edeyim, burada bizim dev kabakları baz alıyorum. Çırptığım yumurtalara iyice sıktığım rendelenmiş kabakları ve sekiz-on dal taze soğanın yalnızca yeşil kısımlarını ekliyorum. Kıvamına göre azıcık azıcık un ekliyorum. Bu malzemenin asıl lezzet vereni taze dereotu ama ben nane de çok yakıştırıyorum. Kıvamı hafif bozamsı olmalı; kaşığa gelecek ama katı da olmayacak.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/mucver-2-jpg.jpeg" alt="" width="499" height="374">Ana hatlarıyla malzemeler bence bunlar. Kabaklar suyunu bıraksın diye tuzladığım için sonra tuz eklemiyorum. Bazen harca beyaz peynir de rendelediğim oluyor, öyle olunca tuzuna dikkat etmek lazım. Maydanoz, nane, reyhan; ceviz, çam fıstığı veya badem de eklenebilir. Mühim olan kıvamını yakalayabilmek ki ne yağ çeksin, ne kuru olsun. Domates kurusu ekledim bir gün mesela, bence umami listesine alınmalı güneşte kurutulmuş domates, Garine dediydi dersiniz.</p>
<p>Ben derin yağ yapmıyorum. Şahsi tercihim zeytinyağı ama siz hangi yağı isterseniz kullanın. Yarım santim derinliği olacak sıvı yağı yayvan bir tavada ısıtıyorum. Hazırladığım harcı büyük bir kaşıkla yağa koyup incelsin diye üzerine hafif bastırıyorum. Çok kısa sürede zaten renk alıyor, spatula ile çevirip iki tarafı da altın rengi olunca bir kâğıt havlu üzerinde iki dakika dinlendirip servis tabağına diziyorum. Bu kadar da basit, yapın yapın yiyin.</p>
<p>Haa, bu arada bu karışımı yağladığınız bir cam fırın kabına döküp fırınlayabilirsiniz de, böreğimsi bir şey oluyor ama mücver diyorsak pişirme tekniği kesinlikle kızartma olmalı. Gerek bütün olarak fırınlamak, gerekse porsiyon porsiyon air fryerlamak, ikisi de yapılır elbet. Güzel de olur. Ama bana sorarsanız ortaya çıkan ürün artık mücver değil, mücverden ilham alan başka bir yemektir.</p>
<p>Müjgan konusunda asla mütevazı olamıyorum. Klasik tarife her seferinde minnak dokunuşlar yapıyorum: Bazen kabartma tozu, bazen başka sebzeler, bazen galeta unu veya beyaz peynir... Fakat kızgın yağda eriyip harca karışmayan, kendini hâlâ hissettiren tek peynir yine bildiğimiz beyaz peynir, Ezine ya da feta oluyor.</p>
<p>Mesela bir gün üç yumurta, bir iri kabak rendesi, bir kapya, çeyrek yeşil ve çeyrek sarı paprika, taze dereotu, un, tuz ve kabartma tozu kullandım. Alabaş yaprağıyla dolma sardığım bir gün ise alabaşın saplarını ve kalın damarlarını da mücvere doğradım. Sıfır atık. Kızartma yağını da süzer tekrar kullanırım ekseri.</p>
<p>Son yıllarda, mücver evimizde pek sevildiğinden, bırakın dolmadan artan kabak içi ile yapmayı, kilo ile kabak alıp yaptığım çok oluyor. Bence mükemmel mücverin iki sırrı var: Malzemeyi basit tutmak ve kabağın suyunu iyice sıkmak.</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/mucver-1-jpg.jpeg" alt="" width="576" height="576">Ermenistan’a giderseniz bol yeşillikli (leğenle yeşillik -ganançi- ikram edilen memleketten bahsediyorum arkadaşlar) versiyonunun yapılabiliyor olacağını düşünüyorum, o ki gözleme yapıyorlar, mücver de bence muhtemelen vardır, adı, lakabı, sanı farklı olsa da.</p>
<p>Az biraz araştırınca içgüdülerimin beni yanıltmadığını gördüm. Misal, elin Grek’i, feta koyuyor mücverine. Nane de ekliyor, adına da Kolokythokeftedes diyor. Kıbrıs boş durur mu? Basıyor hellim peynirini, Kolokouthkia oluyor o da. Ermenistan beni en çok güldüren versiyonunu yapmış: Tsukini kotlet. Kabak kotleti. “Kotlet” sözcüğünün Avrupa’dan Kafkasya’ya uzanan macerası başlı başına başka bir yazı konusu; bana şimdilik adı bile yeterince eğlenceli geldi. Bilmeyenler için, kotlet bazı ülkelerde pirzola için kullanılsa da Doğu Avrupa’da kıyma veya sebze köftesi olarak kullanılır. Çoğu coğrafya mutfağında kabağa ek olarak veya tek ürün olarak patates rendesi de kullanılıyor.</p>
<p>Şuraya bir benzer sebze köftelerinden bir liste konduralım da araştırmacı gazeteci imajı yapalım. Şaka ayol, ne haddime, ben kendi halinde bir yazanım. Bakın, yazar değil, asla, haddim değil, yazan.</p>
<p>Buyrun:</p>
<div class="box-8">
<p><strong>Ülke/Bölge               </strong><strong>Yemek                        </strong><strong>Ana malzeme</strong></p>
<p><strong>Türkiye</strong>                     Mücver                      Kabak (klasik), patates, pırasa vb.</p>
<p><strong>Lübnan </strong>                    Kousa fritters             Kabak</p>
<p><strong>Suriye   </strong>                    Kousa ajeen              Kabak</p>
<p><strong>İsrail      </strong>                    Latke (kabak versiyonları da var)   Genelde patates</p>
<p><strong>Almanya  </strong>                  Kartoffelpuffer            Patates</p>
<p><strong>İsviçre  </strong>                      Rösti                          Patates</p>
<p><strong>Çekya </strong>                        Bramborák                 Patates, sarımsak, mercanköşk</p>
<p><strong>Japonya</strong>                     Okonomiyaki              Lahana esaslı</p>
<p><strong>Kore   </strong>                       Jeon (Pajeon, Hobakjeon)   Pırasa, kabak vb.</p>
<p><strong>Çin </strong>                            Luo bo bing                  Turp</p>
</div>
<p>Liste böyle uzayıp duruyor. Görüyoruz ki dünyanın birçok mutfağında, küçük değişikliklerle de olsa, mücver tekniğinin bir karşılığı var.</p>
<p>Evet, alın sevdiğiniz sebzeyi, yapın mücverinizi. Netice itibarıyla mücver dediğimiz şey kabak değil, bir usuldür. Gerisi sizin mutfağınızın hikâyesi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Paşinyan’ın teklifine 1.100’den fazla başvuru]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyanin-teklifine-1-100den-fazla-basvuru-41392</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/pasinyanin-cagrisinin-ardindan-ermenistan-kamu-yonetimine-katilmak-icin-1-100den-fazla-kisi-basvurdu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyanin-teklifine-1-100den-fazla-basvuru-41392</guid><description><![CDATA[Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın dünya sıralamasında ilk 200'e giren üniversitelerin mezunları için açtığı “kamuda nitelikli iş gücü havuzuna” 1141 kişi başvurdu. Ermenistan Başbakanı, Ermenistan kamu yönetimine katılmaya davet etmişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın 15 Haziran 2026'da kişisel Facebook hesabından yaptığı, dünya sıralamasındaki en iyi 200 üniversiteden mezun olanlara yaptığı Ermenistan'a gelip<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/pasinyan-dunyanin-en-iyi-200-universitesinden-mezun-olanlari-kamu-yonetimine-katilmaya-cagirdi-40853" target="_blank" rel="nofollow noopener"> kamuda çalışma çağrısına</a>, 1141 kişi başvuru yaptı. </p>
<p>Paşinyan, çağrısının büyük ilgi gördüğünü belirtti. Başvuruların incelenmesi ve ilk eleme sürecinin ardından, tüm başvuru sahiplerinin yaklaşık yüzde 40’ına denk gelen 459 adayın ikinci aşamaya geçtiğini açıkladı. Bir sonraki aşamaya geçen adayların yaş ortalamasının ise 34 olduğu belirtildi.</p>
<p>Başbakan’a göre, mülakatların ve mesleki değerlendirmelerin sonuçları, hükümet bünyesinde bir "nitelikli iş gücü havuzu” oluşturmak amacıyla kullanılacak. Seçilen adayların eğitim geçmişleri, iş deneyimleri ve mesleki becerileri, Ermenistan kamu yönetimi sisteminin personel ihtiyacına göre eşleştirilecek.</p>
<p>Paşinyan, girişimi başlatırken, "nitelikli iş gücü havuzuna” dahil edilen adaylara takip eden bir yıl içerisinde kamu yönetimi sisteminde iş teklifleri veya başka işbirliği imkanları sunulabileceğini belirttiğini hatırlattı.</p>
<p>Paşinyan ayrıca, bazı başvuru sahiplerinin üst düzey hükümet görevlerine atanmasına ilişkin kararların halihazırda alındığını açıkladı ve söz konusu atamaların resmî olarak hayata geçirilmesinin yakın gelecekte kamuoyuna duyurulacağını söyledi.</p>
<p>Başbakan, çağrısına yanıt veren tüm başvuru sahiplerine ve girişime güçlü destek veren kamuoyuna teşekkür etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 16:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD, TRIPP Fonunu 201 milyondan 402 milyon dolara çıkardı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-tripp-fonunu-201-milyondan-402-milyon-dolara-cikardi-41391</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/abd-ermenistan-daki-projeler-icin-olusturulan-tripp-fonunu-402-milyon-dolara-cikardi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/abd-tripp-fonunu-201-milyondan-402-milyon-dolara-cikardi-41391</guid><description><![CDATA[ABD hükümeti, TRIPP+ Yatırım Fonu’na sağlanan finansmanı iki katına çıkararak başlangıçta 201 milyon dolar olan fonu 402 milyon dolara yükseltti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD hükümeti, Ermenistan'la ortak yaptığı TRIPP Projesi'ndeki TRIPP+ Yatırım Fonu'na yönelik finansmanını ikiye katlayarak başlangıçta söz verdiği 201 milyon dolardan 402 milyon dolara çıkardı. ArmenPress'in haberine göre, yeni finansman miktarı, ABD hükümet harcamalarının kamuya açıklandığı USAspending.gov sitesinde yayınlandı.</p>
<p>Finansman, Ermenistan ve Amerika Birleşik Devletleri'nin geçen Ağustos ayında anlaşma sağladıkları ve Kafkasya'daki ulaşım ağlarını güçlendirmeyi amaçlayan ve Ermenistan'ın güneyinden geçmesi planlanan Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası (TRIPP) etrafındaki daha geniş yatırımlarla ilgili olarak değerlendiriliyor.</p>
<h4>TRIPP+ Yatırım Fonu nasıl oluştu?</h4>
<p>TRIPP+ Yatırım Fonu, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Washington'da yapılan görüşmeden iki hafta sonra, 26 Ocak 2026'da kuruldu.</p>
<p>Görüşmenin sonunda taraflar, TRIPP projesine yönelik altyapının geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini sağlamaktan sorumlu olacak TRIPP Development Company'nin kurulacağını belirten bir belge yayımladı. Şirkette Ermenistan Cumhuriyeti'nin yüzde 26, ABD'nin ise yüzde 74 oranında<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hukumet-onayladi-trippte-yuzde-74-amerikanin-yuzde-26-ermenistanin-41207" target="_blank" rel="nofollow noopener"> pay sahibi olması öngörülüyor</a>.</p>
<p>Yayımlanan verilere göre, 30 Ocak 2026'da ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşleri Bürosu, TRIPP+ Yatırım Fonu'na 201 milyon dolarlık hibe tahsis etti. Projenin uygulama süresinin 31 Aralık 2036'ya kadar devam etmesi öngörüldü. 16 Temmuz'da hibe anlaşmasına yapılan bir değişiklikle, projenin tamamlanma tarihi uzatılmadan finansman miktarı 402 milyon dolara çıkarıldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 16:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çerçeve yasaya ilk imza Bahçeli'den, yasa yarın Meclis'e geliyor]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cerceve-yasaya-ilk-imza-bahceli-den-yasa-yarin-meclis-e-geliyor-41390</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/cerceve-yasanin-adi-belli-oldu-ilk-imza-bahceli-den.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cerceve-yasaya-ilk-imza-bahceli-den-yasa-yarin-meclis-e-geliyor-41390</guid><description><![CDATA[PKK'nin silah yakmasından sonrasında beklenen çözüm sürecinin hukuki zeminini oluşturacak çerçeve yasa teklifinin adı belli oldu.  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” yasa tasarısını ilk imzalayın Bahçeli olurken, AKP'nin Meclis'teki diğer partilerle görüşmeleri devam ediyor. Tasarının yarın Meclis gündemine gelmesi bekleniyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmaları neredeyse bir yıldan fazladır süren Kürt sorunu çözüm sürecininin hukuki belgesi olacak "çerçeve yasa"nın tamamlandığı, çerçeve yasanın “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” olarak adlandırılacağı bildirildi. </p>
<p>Öte yandan AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, partilerle yaptığı görüşmeler öncesinde çerçeve yasanın yarın Meclis’e sunulabileceğini açıkladı.</p>
<p>Yasa tasarısının detayları yavaş yavaş basına yansırken, yasayı ilk imzalayan, süreci de açıklamalarıyla götüren MHP lideri Devlet Bahçeli oldu. Bahçeli ile birlikte MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, TBMM Başkanvekili Celal Adan, MHP Grup Başkanvekilleri Filiz Kılıç ve Erkan Akçay da yasa teklifine imza attı.</p>
<p>Süreç kapsamında Meclis'te "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi" adıyla 51 üye ile Komisyon kuruldu. Komisyon çeşitli görüşmelerden sonra ortak bir rapor hazırladı. Rapordan sonra TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş TBMM’de grubu bulunan partilerle yasa teklifi çıkarılması için görüştü. Çerçeve yasa dün  AKP'li milletvekillerinin imzasına açılmıştı.</p>
<p>Yasa teklifi "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünlüğün Sağlanması" adıyla yarın TBMM Başkanlığı’na sunulacak ve ardından Adalet Komisyonu ile Genel Kurul gündemine gelmesi bekleniyor.</p>
<p>Bugün içerisinde, AKP milletvekilleriyle birlikte diğer MHP milletvekillerinin de kanun teklifine imza atması ve imzaların TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor.</p>
<p>AKP Grup Başkanı Abdullah Güler imzasıyla AKP'li milletvekillerine gönderilen duyuruda, "Grup Başkanlığımızca 'Çerçeve Kanun Teklifi'ni tüm milletvekillerimizin eksiksiz imzalamaları kararı alınmıştır. Grup Yönetim Kurulu salonumuzda imzaya açılan teklifi 4 Ağustos 2026 Salı günü saat 17.00'e kadar imzalamanız gerekmektedir" denildi.</p>
<h4>Öcalan'ın notu</h4>
<p>DEM Parti İmralı heyeti dün, Pazar günü görüştükleri Abdullah Öcalan'ın çerçeve yasa ile ilgili, "En az Cumhuriyet'in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız"<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/henuz-her-sey-cozulmus-degil-ama-negatif-yaklasmayi-gerektiren-bir-durum-da-yok-41372" target="_blank" rel="nofollow noopener"> notunu paylaştı</a>.</p>
<p>AKP Grup Başkanı Güler'in, teklifin içeriği hakkında bilgi vermek üzere Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileriyle bugün görüşmesi bekleniyor. Temaslarda taslak metnin paylaşılmayacağı, yalnızca teklifin kapsamına ilişkin bilgilendirme yapılacağı öğrenildi.</p>
<h4>DEM Parti Eş Başkanı Bakırkan</h4>
<p>Çözüm sürecinin siyasi aktörlerinin en önemlilerinden biri olan DEM Parti de bugünkü grup toplantısında tutumunu bir kez daha dile getirdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bugüne kadar tarihî adımlar atıldı. Şimdi bu adımları hukukla bağlamanın zamanıdır. Çerçeve yasa, tarihî eşiğin hukuk yoluyla aşılmasının ilk adımıdır" dedi. Bakırhan şöyle devam etti: "Biliyoruz ki tek bir yasal düzenleme, yüz yıllık bir meselenin bütün siyasal ve toplumsal yükünü bir günde ortadan kaldırmaz. Ancak yine de çok önemli bir işlev görür: Meseleyi şiddet zemininden siyasetin ve hukukun zeminine taşır. Silahın sustuğu yerde sözün, sözün olduğu yerde ise siyasetin önü açılır. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılacağı yeni bir dönemin kapısı aralanır.</p>
<p>Açıkça ifade ediyoruz: Çerçeve yasa bir ayrıcalık yasası değildir. Tarihsel bir sorunun çözümü için gerekli olan geçiş sürecini demokratik hukuk güvencesine kavuşturacak bir yasadır. Yüzyıldır yok sayılan Kürt meselesinin ilk kez müzakereye dayalı bir yasal çerçeveyle buluşmasıdır. Çerçeve yasa, barışa açılan kapıdır. Barış ise çatışmayı yeniden üreten koşulların ortadan kaldırılmasıdır. Çerçeve yasa tam da bunun için gereklidir: Çatışmalı dönemi sona erdirmek ve kalıcı barışın kapılarını aralamak.</p>
<p>Bu yasayla kalıcı barışın hukukunu güçlendirmeliyiz. Barışın kalıcılaşması için Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanmalıdır. Meclis de tarihî rolünü üstlenmeli, Meclis bünyesinde bir Barış İzleme Kurulu kurulmalıdır. Süreç, bütün partilerin katılımıyla, demokratik katılım ve şeffaflık içinde sürdürülmelidir.</p>
<p>Bu yasayla işimiz bitmeyecek. Tam tersine, asıl demokratik dönüşüm bundan sonra başlayacak. Çerçeve yasayı güçlendirecek siyasi, hukuki ve idari düzenlemeler sonbahardan itibaren hayata geçirilmelidir. Meclis’in sonbaharda açılmasıyla birlikte bir yol haritası çıkarmalıyız. Bu nedenle diyoruz ki Ağustos, çerçeve yasayla barışın temellerinin atıldığı ay olsun. Ekim ise demokratik Türkiye’nin inşasında yeni bir baharın başlangıcı olsun."</p>
<h2>YENİ Parti: Taslağı görmedik</h2>
<p>AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, yasa tasarıyla ilgili meclisteki partilerle görüşmeler yaparken, CHP'den ayrılarak kurdukları YENİ Parti ele ana muhalefet olan YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, yasayla ilgili AKP'den görüşme talebi aldıklarını belirtti. Emir, taslağın kendileriyle paylaşılmadığını belirtti ve "Bizim görmediğimiz bir yasa taslağına açıktan bırakın altına imza atmayı, destek olup olmamayı söylememiz akla aykırıdır" dedi. Emir, taslağın somut olarak paylaşılması gerektiğini belirterek muhalefetin eleştiri ve katkılarının alınmasının şart olduğunu belirtti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ermenistan’da yeni hükümet kuruldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanda-yeni-hukumet-kuruldu-41389</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/06/16/pasinyan-dunyanin-en-iyi-200-universitesinden-mezun-olanlari-kamu-yonetimine-katilmaya-cagirdi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistanda-yeni-hukumet-kuruldu-41389</guid><description><![CDATA[Ermenistan Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan, yeni hükümetin üyelerini atayan bir dizi kararname imzaladı. Atamalar Başbakan Nikol Paşinyan'ın tavsiyesi üzerine yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>7 Haziran seçimlerinde birinci olan Sivil Sözleşme Partisi lideri ve Başbakan Nikol Paşinyan, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan’a hükümetin istifasını sundu. İstifasının ardından Cumhurbaşkanı tarafından tekrar Başbakan olarak atandı. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Haçaturyan, Başbakan Paşinyan’ın tavsiyesi üzerine yeni hükümete şu isimleri atadı: </p>
<p>Mher Grigoryan – Başbakan Yardımcısı</p>
<p>Tigran Haçaturyan – Başbakan Yardımcısı</p>
<p>Ararat Mirzoyan – Dışişleri Bakanı</p>
<p>Suren Papikyan – Savunma Bakanı</p>
<p>Arpine Sargsyan – İçişleri Bakanı</p>
<p>Vahe Hovhannisyan – Maliye Bakanı</p>
<p>Gevorg Papoyan – Ekonomi Bakanı</p>
<p>Anahit Avanesyan – Sağlık Bakanı</p>
<p>Zhanna Andreasyan – Eğitim, Bilim, Kültür ve Spor Bakanı</p>
<p>Arsen Torosyan – Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı</p>
<p>David Khudatyan – Bölgesel Yönetim ve Altyapı Bakanı</p>
<p>Srbuhi Galyan – Adalet Bakanı</p>
<p>Hambardzum Matevosyan – Çevre Bakanı</p>
<p>Davit Tadevosyan – Yüksek Teknoloji Sanayi Bakanı</p>
<h4>Liderler yeni hükümeti tebrik etti</h4>
<p>Armenpress’in aktardığına göre Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, görevdaşı Paşinyan’ı tebrik etti. Cumhurbaşkanı Tokayev, Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir mektupta, "Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı olarak yeniden atanmanızdan dolayı tebrikler" dedi.  Moldova Dışişleri Bakanı, Letonya Dışişleri Bakanı, Estonya Dışişleri Bakanı ve Ukrayna Dışişleri Bakanı görevdaşları Ararat Mirzoyan’ı yeniden atanması sebebiyle tebrik etti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 14:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Massive Attack üyelerine Filistin bayrağı nedeniyle Singapur yasağı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/massive-attack-uyelerine-filistin-bayragi-nedeniyle-singapur-yasagi-41388</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/massive-attack-uyelerine-filistin-bayragi-nedeniyle-singapur-yasagi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/massive-attack-uyelerine-filistin-bayragi-nedeniyle-singapur-yasagi-41388</guid><description><![CDATA[Singapur'da verdikleri konser sırasında Filistin bayrağı açan Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ve Grant Marshall, konser sonrası polis tarafından sorgulandı. Grup, pasaportlarına geçici olarak el konulduğunu ve otel odalarının arandığını açıklarken, Singapur yönetimi ülkeye girişlerini süresiz yasakladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İngiltereli müzik grubu Massive Attack’in 29 Temmuz’da Singapur’da verdikleri konser sırasında grubun iki üyesi Robert Del Naja ve Grant Marshall Filistin bayrağı açtılar. Ardından seyircilerin başlattığı “Özgür Filistin” sloganına eşlik ettiler.</p>
<p>Konser sonrasında müzisyenler, polis tarafından sorgulandı. Singapur yetkilileri ise grup üyelerine “sert uyarıda bulunulduğunu” ve Massive Attack grubunun ülkeye girişinin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu. Singapur’da, “toplumsal uyumu koruma” gerekçesiyle yabancı devletlere ait bayrakların izinsiz olarak kamusal alanda açılması ve halka açık etkinliklerde siyasi mesaj verilmesi kısıtlanıyor.</p>
<p>Massive Attack, olay sonrası sosyal medyada yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın birbirlerinden ayrı sorgulandıklarını, pasaportlarına geçici olarak el konulduğunu ve otel odalarının arandığını belirtti.</p>
<h4>"Filistin'le dayanışma ahlaki bir sorumluluk"</h4>
<p>Konser sırasında yaşanan dayanışmadan gurur duyduğunu ifade eden grup, Filistin halkıyla dayanışmanın ahlaki bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak Filistin bayrağı açmanın yasayı ihlal edeceğini öngöremediklerini söyledi. Ve sözlerini “Özgür Filistin” sözleriyle bitirdi.</p>
<p>Singapur İçişleri Bakanlığı, 7 Ekim 2023’ten sonra yaptığı açıklamalarda yabancı ülkelere ait ulusal sembollerin kamuya açık alanlarda taşınmaması ve sergilenmemesi yönünde uyarılarda bulunmuştu. Ve ülkede daha önce izinsiz düzenlenen Filistin’le dayanışma eylemlerine katılan kişiler, para cezası almıştı.</p>
<p>Singapur yönetimi, bu sınırlamaları farklı etnik ve dini topluluklar arasındaki ilişkilerin korunması gerekçesiyle yaptıklarını savunsa da hak örgütleri için bu düzenlemeler siyasi ifade alanını daraltıyor.</p>
<p>Kaynaklar: BBC, bianet</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Başkan İlkay Çiçek dahil 13 kişi gözaltına alındı]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/baskan-ilkay-cicek-dahil-13-kisi-gozaltina-alindi-41387</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/baskan-ilkay-cicek-dahil-13-kisi-gozaltina-alindi.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/baskan-ilkay-cicek-dahil-13-kisi-gozaltina-alindi-41387</guid><description><![CDATA[İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Menderes Belediyesi'ne yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in de aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Çiçek dahil 13 şüpheli gözaltına alınırken, belediye binası ve başkanın konutunda arama başlatıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Menderes Belediyesi’ne düzenlenen operasyonda aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in de aralarında bulunduğu 16 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.</p>
<p>Çiçek dahil 13 şüpheli gözaltına alınırken, 3 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.</p>
<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”, “rüşvet”, “irtikap”, “resmî belgede sahtecilik”, “görevi kötüye kullanma” ve “imar kirliliğine neden olma” suçlarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında toplam 16 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği belirtildi.</p>
<p>Çiçek’in konutunda ve Menderes Belediyesi binasında arama başlatıldı, ekiplerin arama çalışmaları sürüyor. Gözaltına alınan kişilerin emniyetteki işlemleri de devam ediyor.</p>
<p>Çiçek, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yüzde 46,12 oyla CHP’den Menderes Belediye Başkanı seçilmişti.</p>
<h4>Başsavcılıktan açıklama</h4>
<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan operasyona ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:</p>
<p>"İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında; “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma (TCK m.220), Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma (TCK m.220/2), Rüşvet (TCK m.252), İrtikap (TCK m.250), Resmî Belgede Sahtecilik (TCK m.204), Görevi Kötüye Kullanma (TCK m.257) ve İmar Kirliliğine Neden Olma (TCK m.184)” suçlarını işledikleri tespit edilen şüphelilere yönelik soruşturma yürütülmektedir.</p>
<p>Soruşturma kapsamında yapılan çalışmalarda; aralarında Menderes Belediye Başkanı İ. Ç.’nin de bulunduğu toplam 16 şüpheli tespit edilmiştir.</p>
<p>Şüphelilere yönelik gerçekleştirilen eş zamanlı operasyon neticesinde; 13 şüpheli gözaltına alınmıştır. 3 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam etmektedir. Soruşturma, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde çok yönlü ve titizlikle sürdürülmektedir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Ermenistan'da kilise liderlerine açılan dava dini özerkliği ihlal ediyor"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-kilise-liderlerine-acilan-dava-dini-ozerkligi-ihlal-ediyor-41386</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/upload/Agos/Images/II.%20Karekin%20Tutuklama.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-kilise-liderlerine-acilan-dava-dini-ozerkligi-ihlal-ediyor-41386</guid><description><![CDATA[Norveç merkezli din özgürlüğü izleme kuruluşu Forum 18, Tüm Ermeniler Katolikosu II. Karekin ve altı piskopos hakkında açılan davanın Ermeni Apostolik Kilisesi'nin anayasal güvence altındaki özerkliğini ihlal ettiğini öne sürdü. Kuruluş, 7 Ağustos'ta görülecek ön duruşma öncesinde yayımladığı analizde, devletin dini kurumların iç işlerine müdahale edemeyeceğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası din özgürlüğünü izleyen Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu Forum 18, Tüm Ermeniler Katolikosu II. Karekin ve altı üst düzey piskopos hakkında açılan <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-da-ilk-kez-katolikos-hakkinda-dava-acildi-41356" target="_blank" rel="nofollow noopener">davaya ilişkin</a> değerlendirmesini yayımladı. Kuruluş, 7 Ağustos'ta Armavir Bölgesi İlk Derece Mahkemesi'nde görülecek ön duruşma öncesinde yaptığı açıklamada, davanın Ermeni Apostolik Kilisesi'nin anayasal güvence altındaki özerkliğini ihlal ettiğini söyledi.</p>
<p>Civilnet'te yayımlanan Siranush Adamyan imzalı habere göre davada Katalikos II. Karekin ile birlikte altı üst düzey din adamı, mahkeme kararına rağmen görevden alınan Piskopos Gevorg Saroyan'ı görevine iade etmemekle suçlanıyor. Yedi sanık hakkında "mahkeme kararını uygulamamak veya uygulanmasını engellemek" suçlaması yöneltilirken, suçlu bulunmaları halinde para cezasından iki yıla kadar hapis cezasına uzanan yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekleri belirtiliyor.</p>
<h4>Nasıl başladı?</h4>
<p>Soruşturma, Ermeni Apostolik Kilisesi'nin 10 Ocak'ta Piskopos Gevorg Saroyan'ı görevden almasının ardından başladı. Başbakan Nikol Paşinyan'ın Kilise yönetiminde değişim çağrılarını desteklediği belirtilen Saroyan, görevden alma kararına itiraz etti. Armavir'deki bir mahkeme, nihai karar verilene kadar 16 Ocak'ta Saroyan'ın geçici olarak <a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/gorevden-alinan-episkopos-saroyan-geri-donuyor-39222" target="_blank" rel="nofollow noopener">görevine iadesine hükmett</a>i. Kilise ise din adamlarının atanması ve görevden alınmasının kilise hukuku kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, bunun sivil mahkemelerin yetki alanına girmediğini belirterek kararı<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/katolikos-hakkinda-kamu-davasi-acildi-39488" target="_blank" rel="nofollow noopener"> uygulamadı.</a></p>
<p>Forum 18, Ermenistan Anayasası ile ilgili mevzuatın dini kuruluşların özerkliğini güvence altına aldığını ve devletin bu kurumların iç işlerine müdahalesini yasakladığını savundu. Kuruluş ayrıca Ermenistan'ın taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin de dini kurumların özerkliğine saygı gösterilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.</p>
<p>Erasmus Avrasya Ortaklık Vakfı'ndan Isabella Sargsyan da Forum 18'e yaptığı değerlendirmede, davanın uluslararası din ve inanç özgürlüğü standartlarıyla bağdaşmadığını belirtti. Sargsyan, devletin dini kurumların hiyerarşisine müdahale edemeyeceğini ve görevden alınan din adamlarına ilişkin uyuşmazlıkların sivil mahkemelerde görülemeyeceğini söyledi.</p>
<h2>Yetkililer soruları yanıtsız bıraktı</h2>
<p>Forum 18, haberini yayımlamadan önce Ermenistan'daki çeşitli devlet kurumlarından görüş talep ettiğini aktardı. Kuruluşa göre Başsavcılık, Kilise'nin iç kararı olarak değerlendirilen bir konuda neden ceza soruşturması yürütüldüğüne ve davanın siyasi etkilerden bağımsız olduğunun nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.</p>
<p>Kuruluşun görüştüğü soruşturmayı yürüten müfettiş Ara Avakyan'ın ise Kilise liderlerinin neden kilisenin bir iç meselesi nedeniyle yargılandığı sorusuna "Hiçbir şey sormayın. Hoşçakalın." diyerek telefonu kapattığı aktarıldı.</p>
<p>Forum 18 ayrıca daha önce Soruşturma Komitesi'ne yönelttiği benzer sorulara da yanıt alamadığını bildirdi. Komitenin yazılı açıklamasında, ön soruşturmanın gizliliği gerekçe gösterilerek soruların esasına yanıt verilmediği, siyasi saiklere ilişkin değerlendirmelerin ise kurumun yetki alanında olmadığı ifade edildi.</p>
<p>İnsan Hakları Savunucusu Anahit Manasyan'ın Ofisi de devam eden yargı sürecine müdahale edemeyeceğini ve adaletin işleyişini etkileyebilecek açıklamalar yapamayacağını belirterek davanın esası hakkında görüş bildirmedi.</p>
<p>Piskoposlardan ikisini temsil eden avukat Armine Fanyan ise yargılamanın hukuka aykırı olduğunu savunarak yedi sanığın da beraat etmesi gerektiğini söyledi. Forum 18 ayrıca iki piskopos hakkındaki ceza soruşturmasının uzatılmasına karşı yapılan itirazın mahkeme tarafından kabul edildiğini, ancak savcılığın bu kararlara itiraz ettiğini aktardı.</p>
<p>Dava, Ermenistan hükümeti ile Ermeni Apostolik Kilisesi arasında uzun süredir devam eden gerilimin gölgesinde görülüyor. Başbakan Nikol Paşinyan, 2025'ten bu yana Katolikos II. Karekin'i defalarca istifaya çağırırken, Kilise yönetiminde değişiklik yapılmasını savunuyor. Kilise ise hükümeti anayasal güvence altındaki iç işlerine müdahale etmekle suçluyor.</p>
<p>(Kaynak: Civilnet)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Kuyu tipi hapishaneler yalnızlaştıran bir sistem"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kuyu-tipi-hapishaneler-yalnizlastiran-bir-sistem-41385</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/07/03/savci-deniz-goktas-in-tutuklanmasini-talep-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/kuyu-tipi-hapishaneler-yalnizlastiran-bir-sistem-41385</guid><description><![CDATA[YouTube'da yayımlanan "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, tutukluluğunun birinci ayında kaldığı Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu'ndan mektup gönderdi. Cezaevindeki koşulları ve "kuyu tipi" hapishaneleri anlatan Göktaş, kamuoyuna yansıyan bazı iddiaları da düzelterek, "Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem" ifadelerini kullandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>YouTube’da yayınlanan "Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisinin yayımlanmasının ardından çıkarıldığı mahkemede tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, tutukluluğunun birinci ayında, kaldığı Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan mektup gönderdi. </p>
<p>Mektubuna yan hücresinden gelen "Aşkın mapushane, içinde ben mahkum" sesleri eşliğinde başladığını belirterek kendisiyle aynı cezaevindeki Haluk Levent’in şarkısına göndermede bulunan Göktaş, ilk olarak dışarıda kendisiyle ilgili yayılan bazı haberleri ve iddiaları düzeltti.</p>
<p>Göktaş mektubunda, “kuyu tipi” hapishanelere de değindi. 7 metrelik duvarları olan bir avluda kaldığını söyleyen Göktaş, “yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor” dedi. Cezaevinde yaşadıklarını anlattı, kamoyuna yansıyan haberleri düzeltti.</p>
<p>Göktaş’ın mektubu şöyle:</p>
<p>"Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.</p>
<p>Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum”  dizeleri eşliğinde yazıyorum.</p>
<p>Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.</p>
<p>Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.</p>
<p>Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.</p>
<p>Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.</p>
<p>Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.</p>
<p>Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.</p>
<p>Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.</p>
<p>Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.</p>
<p>Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.</p>
<p>Anarchy in THE UK</p>
<p>AcunMedya in Turkey</p>
<p>Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.)  Burçin ve Tolğa favorim.</p>
<p>İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.</p>
<p>“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:</p>
<p>- Epstein ile kanka olmak</p>
<p>- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi</p>
<p>Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.</p>
<p>(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.</p>
<p>Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler."</p>
<h4>Kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevinde yaşamını yitirmişti</h4>
<p>Siyasi tutsak Gürkan Türkoğlu, “kuyu tipi” hapishanelerdeki tecrit koşullarına ve hak ihlallerine karşı başlattığı açlık grevinin sonucunda geçtiğimiz ay yaşamını yitirmişti. Türkoğlu, 266 gündür açlık grevindeydi.  </p>
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisinin YouTube’da herkese açık şekilde yayınlanmasından sonra komedyen Deniz Göktaş, 2 Temmuz Perşembe günü tatile gittiği yurtdışından İstanbul'a dönüşünde havalimanında pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındı. 3 Temmuz'da Çağlayan adliyesine getirilen Göktaş, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.</p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Göktaş'a "Cumhurbaşkanına hakaret" ile "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçlamaları yönetildi, tutuklama gerekçesi olarak da aynı suçlamalar getirildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Çocuklar bir kentin kalbidir]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cocuklar-bir-kentin-kalbidir-41384</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/04/cocuklar-bir-kentin-kalbidir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/cocuklar-bir-kentin-kalbidir-41384</guid><description><![CDATA[Çocuklar bir kentin kalbidir. Onların sağlığını korumaya yönelik her türlü çaba, eylem ve politika nihayetinde bir kenti tüm sakinleri için yaşanabilir ve sağlıklı kılacaktır.]]></description><content:encoded><![CDATA[<div class="box-19">Sağlık sorunlarım nedeniyle Agos’taki yazılarıma iki ay ara vermek zorunda kalmıştım. Bu süreçte merak eden, sevgisini ve desteğini hissettiren tüm okurlarıma yürekten teşekkür ederim. Agos’ta yeniden birlikte düşünmeye ve tartışmaya devam...</div>
<p>Bu yazının başlığı ilk bakışta edebi bir benzetme gibi görünse de halk sağlığı literatürünün uzun zamandır ortaya koyduğu somut bir gerçeği yansıtıyor: Bir kentin çocukları sağlıklı büyüyebiliyorsa; temiz hava soluyabiliyor, güvenli su içebiliyor, sağlıklı gıdaya ulaşabiliyor ve oyun oynayabilecek güvenli alanlara sahip olabiliyorsa, o kent büyük ölçüde <strong>herkes için</strong> sağlıklı bir yaşam ortamı sunuyor demektir. Tersinden bakıldığında; çocuklarda görülen büyüme geriliği, solunum hastalıkları, obezite, kurşun başta olmak üzere toksik kimyasallara maruziyet ve yetersiz beslenme gibi sorunlar da kentin çevresel ve sosyal koşullarındaki yetersizliğin veya bozulmanın alarm veren göstergeleri olarak görülmelidir.</p>
<p>Çocuklar bir kentin kalbidir. Onların sağlığını korumaya yönelik her türlü çaba, eylem ve politika nihayetinde bir kenti tüm sakinleri için yaşanabilir ve sağlıklı kılacaktır.</p>
<p>Bugün birçok kentte gıda politikaları, haklı olarak çocukların yeterli ve dengeli gıdaya erişimini önceliyor. Bu önceliklendirme yanlış değil ama günümüz koşullarında artık epeyce yetersiz kaldığını da görmemiz gerekiyor.</p>
<p>Çocukların sağlıklı büyüyüp gelişebilmesi yalnızca yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlı değil. Örneğin küresel bir sağlık krizine dönüşen ultra işlenmiş gıdaların kentteki bolluğu, çocukluk çağı obezitesi ve kentsel toksik maruziyet gibi sorunlar artık gıda politikalarının ana başlıkları arasına girmelidir. Göz ardı edilen toksik kimyasal maruziyeti, yeterli ve dengeli beslenen bir çocukta bile ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.  </p>
<p>Kentte yeterli ve dengeli gıdaya erişimi sağlamak, ultra işlenmiş gıda tüketimini azaltmak, toksik kimyasal maruziyetini önlemek, sağlıklı beslenme hakkında basit ve anlaşılır rehberler oluşturmak, çocuklar, gıda güvenliği ve bağırsak mikrobiyomu arasındaki bağlantıları görünür kılmak gibi bir dizi meseleyi bir arada ele almak gerekiyor.</p>
<h4>Yerel yönetim neler yapılabilir?</h4>
<p>Bir yerel yönetim bütün bu meseleleri bütüncül bir şekilde ele almak için neler yapabilir?</p>
<p>Sağlıklı gıdaya erişimi destekleyen sosyal politikalar geliştirmenin halihazırda pek çok yerde uygulandığı bir gerçek. Ancak dediğim gibi meseleleri birbirine bağlayan ve odak noktasına çocukların yerleştirildiği bütüncül bir bakış açısına ihtiyacımız var.</p>
<p>Bu bağlamda şunları not düşmek mümkün:</p>
<p>Kurum bünyesindeki belediye yemekhaneleri, kent lokantaları ve toplu beslenme yapılan alanlar için beslenme standartları oluşturmak.</p>
<p>Sağlıksız gıda özellikle de ultra işlenmiş gıda tüketimini azaltıcı politikalar geliştirmek.</p>
<p>Üretici pazarlarını ve yerel üretimi destekleyerek taze gıdaya erişimi kolaylaştırmak.</p>
<p>Hava, su, toprak ve gıda kirliliğini düzenli olarak izlemek; özellikle de yoksulluğun ve çevre kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde çocukların kurşun, pestisit ve diğer toksik kimyasallara maruz kalma riskini azaltacak çevresel önlemler almak.</p>
<p>Çocuklar için temiz, kurşunsuz ve güvenli oyun/yeşil alanları artırmak.</p>
<p>Elbette bu meseleleri görünür kılmak, tartışmak ve davranış değişikliği sağlayacak faaliyetler yürütmek de gerekiyor. Yerel yönetimler bu konuda bir dizi eğitim-uygulama çalışmasını mutlaka başlatmalı. Çocuklara, belediye çalışanlarına, yurttaşlara, konu ile ilgili sivil toplum örgütlerine çocukların sağlıklı beslenmesi konusunda bilimsel bilgiye dayalı rehberlik hizmeti sunmalı. Örneğin düzenli bir eğitim-öğretim programının uygulandığı ve ilgililerin ücretsiz katılımına açık “Çocuklar İçin Güvenli Sofralar Okulu” (ismi ben uydurdum) açmak neden mümkün olmasın...  </p>
<p>Çocukların sağlıklı büyümesini temel ölçüt kabul eden bir kent yönetimi anlayışı benimsendiğinde, gıda politikası, çevre politikası, sosyal destek, halk sağlığı ve şehir planlaması aynı hedefte buluşacaktır. Çünkü çocukların sağlığını koruyan kentler, yalnızca çocuklar için değil, herkes için daha adil, daha güvenli ve daha yaşanabilir kentler olacaktır.</p>
<p><strong><em>NOT:</em></strong><em> Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım bu konu bir köşe yazısının çerçevesini çok aşıyor. Önümüzdeki haftalarda yerel yönetimlerin toksik kimyasal madde maruziyetini önleme, ultra işlenmiş gıda tüketimini azaltma, çocukluk çağı obezitesi sorunu ve çocukları odağa alan bir gıda güvenliği anlayışı geliştirme gibi konular üzerinden neler yapabileceğini anlatmaya çalışacağım.</em></p>
<p><em> </em></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ceuta: Hakikat, görüntü ve tanıklık]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ceuta-hakikat-goruntu-ve-taniklik-41382</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/04/ceuta-hakikat-goruntu-ve-taniklik.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/ceuta-hakikat-goruntu-ve-taniklik-41382</guid><description><![CDATA[Birileri için bu görüntüler korkuya sebep oldu. Bir yığın insanın deniz kıyılarına varması, bir yığın insanın karaya koşması bir dehşete sebep oldu. Tuhaftır ki, yine bu görüntüler arasında bir çiftin el ele koşmasına denk geldim. Yüzlerinde çok canlı bir gülüş vardı. Tıpkı bir yağmurun altında bir çiftin yaşadığı sevinç gibi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bir siyah ekranın karşısındayız. Bu ekran gerçekten de siyah ve karanlığın içinde bir boşluk barındırıyor. Hepimizi bu boşluğun içine çekiyor. Bu ekranlardan aldığımız gerçeklik bize ulaştığında çarpıtmalarla dolup taşıyor. Öyle ki, üst üste binen görüntüler, sadece durumun vahametini değil, aynı zamanda inceliklerini de ayırt etmeyi neredeyse imkânsız kılıyor. Bunun nedeni, görüntülerin belirli bir tür gerçekliği kapsıyor olması -çoğu zaman onu çarpıtarak, karmaşıklaştırarak, yerinden oynatarak, neredeyse hapsederek.</p>
<p>Bu görüntülerle karşılaştığımda, ki sık sık karşılaşıyorum, bize başka bir şey daha yaptığını düşünüyorum. Bizi bir tür seyirciye dönüştürüyor. Ayakta dururken, yatakta uzanırken ya da bir sandalyede otururken -gündelik hayatımızı sürdürürken- kendimizi, yaşanan şiddeti izlediğimiz bir konumda buluyoruz. Hatta bunu yaparken o şiddetin bir parçası olma riskini aldığımızı bile unutacak kadar ileri gidiyoruz ve sadece izliyoruz.<br><br>Hakikat bizden uzak ve bu hakikat başka yerlerde yaşanıyor. Neredeyse dört gündür, İspanya’nın kıyı kenarında olduğu gibi. Tek bir gün içinde 60 binden fazla göçmenin Ceuta bölgesi sınırlarına ulaştığını dair haberler geldi. Ceuta, Fas’ın kuzey kıyısında yer alıyor. En az 57 kişi hayatını kaybetti. İspanyol hükümeti, göçmenlerin neredeyse 48 binini o günden bu yana Fas’a geri gönderdi. Şimdi geriye birkaçı kaldı.</p>
<p>Bunun neden ve nasıl olabileceğine dair bilinmezlikle karşı karşıya olan halkın elinde sadece video görüntüleri ve fotoğraflar kaldı. Ceuta’nın Tarajal plajına yüzerek ve tırmanarak ulaşan insanlar, aynı gün ve gece içinde on binlerce kişi, onlarca ölü... Bu olayı destekleyecek somut gerçekler ya da açıklamalar olmadığı için, bu tür görüntüler önce hayal gücümüze yansıdı. Daha sonra bir ülkenin, evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar konusundaki tutumu da işte bu hayal gücünde şekillendi.<br><br>Bu hayal gücünün yarattığı eşzamanlı bir etki daha var: Korku. Birileri için bu görüntüler korkuya sebep oldu. Bir yığın insanın deniz kıyılarına varması, bir yığın insanın karaya koşması bir dehşete sebep oldu. Tuhaftır ki, yine bu görüntüler arasında bir çiftin el ele koşmasına denk geldim. Yüzlerinde çok canlı bir gülüş vardı. Tıpkı bir yağmurun altında bir çiftin yaşadığı sevinç gibi. Nasıl olur da bu tür görüntüler bazı insanlar için bir dehşete dönüşüyor sorusu akla gelmiyor değil. Belli ki o siyah ekran karşısında yalnızca bir izleyiciye dönüşüyor. O siyah ekranın yarattığı görüntü, bir tür hayalete dönüşüyor. Zamanın ötesinde bir hayalet — düşüncelerimiz, duygularımız ve empati kurma yeteneğimiz söz konusu olduğunda bile herkes korkuyor. İçlerinin derinliklerinde bu korkuyu taşıyor. Oysa bu korkuyu besleyen, gerçekliği tersine çeviren, başka bir tür gerçeklik yaratan “hakikat sonrası” dönemin medyası. Bize başka bir şey yapıyor. Yukarıda da belirttiğim gibi, bizi duygusuz bir izleyici haline getiriyor. O şiddetin bir parçası yapıyor.<br><br>Şunu belirtmek istiyorum: Medya söz konusu olduğunda, kelimelerin ve görüntülerin ardında gizleyenler -ve gerçekliğin yeniden nasıl üretildiği-  oldukça açık. Birçok ana akım medya, İspanya’dan gelen görüntüleri paylaşırken “İnsanlık krizi”, “Avrupa’da bir başka göç krizi” veya “Düzensiz göçmenler” gibi başlıklar kullanıyor. Bu başlıkların yansıttığı gerçeklik, yukarıda da belirttiğim gibi gerçeği tam tersine çeviriyor. Başka bir deyişle, bu görüntüler hepimizi bir sel gibi sürekli altüst eden bir enkaza dönüştürüyor ve tanıklık imkansızlaştırıp hakikati bizden daha da uzaklaştırıyor.</p>
<h4>Görüntüler, kelimeler, görüşler</h4>
<p>İnsanların kullandığı kelimelerde, İspanya’daki bu özel durumda, görüşlerin zaman içerisinde nasıl değiştiğini görebiliriz. Bir gün önce, göç konusundaki kamusal söylem sıradan ve tarafsızdı. Konuşmalar çoğunlukla uyum, çalışma izinleri ve yerleşik yaşamın olağan bürokratik işlemleriyle ilgiliydi.</p>
<p>Ceuta’dan gelen görüntüler ise bunu bir kenara iterek daha sert bir üslup getirdi. “İstila”, “savaş”, “sel” ve “kontrol” gibi kelimeler artık kamu açıklamalarında ve sosyal medyada baskın hale geldi.</p>
<p>Sıradan insanlar için bu, komşusu, iş arkadaşı ya da sınıf arkadaşının ebeveyni olabilecek bir insanın (göçmenin); yüzü olmayan bir figüre, sahili geçen bir sayıya dönüşmesi anlamına geliyor. Bir sayı için yas tutmak, bir insan için yas tutmaktan çok daha zordur. Sayılarla işleyen bir dil ise acımasız bulunmadan istediği kadar soğuk olabilir.</p>
<p>Öte yandan, şu anda televizyon ekranlarında ve sosyal medyada tekrar tekrar gösterilen görüntüler gibi bir görüntü, bir argüman sunmadan bir iddiada bulunabilir. Retorik, dinleyicinin yanıt verebileceği bir şey söylemek için ikna etmekten başka bir şey değil; ve görüntüler, bunun altında yatan duyguya giden bir kestirme yol sunuyor. Bu görüntüler, konuyla ilgili her türlü konuşmanın başlangıç noktasını değiştiriyor.</p>
<p>Ceuta sınır geçişi, İspanya’nın kendisi hakkında beslediği olumlu fikirlerden birini sarsıyor. Uzun yıllar süren faşist diktatörlüğün ardından ülke, son yıllarda kendini göçü ve çeşitliliği kucaklayan bir yer olarak yeniden şekillendirirken Avrupa’nın büyük bir kısmı duvarlar ve savunmadan bahsediyor.<br><br>Bu, İspanya’nın gerçek bir inançla anlattığı bir hikâye – Avrupa ile Afrika’nın kesişme noktasında yer alan ve yüzyıllar süren kültürel birlikteliğinin şekillendirdiği bir ulus ve bu idealleri sıklıkla hayata geçiriyor – sadece altı ay önce, halihazırda ülkede yaşayan ve çalışan yüz binlerce göçmene yasal ikamet imkânı sağlayan bir yol açtı.     <br><br>İspanya’nın sağcı muhalefet partisi Partido Popular’ın (PP) lideri, sınır geçişini İspanyol hükümetinin Şubat ayında uygulamaya koyduğu toplu yasallaştırma politikasıyla ilişkilendirmiş ve bu politikanın bir “çekici faktör” yarattığına dair asılsız bir iddiada bulunmuştu.</p>
<p>İspanya’nın aşırı sağcı Vox partisinin lideri ise daha da ileri giderek sınırdan gelenleri, askere alınabilir yaştaki erkekleri “işgalci” olarak nitelendirdi. ABD’li iş insanı Elon Musk da aynı argümanı ileri sürdü ve görüntüleri 2013 yapımı zombi filmi World War Z’deki bir sahneye benzetti.</p>
<p>Ancak aşırı sağ için bu durum tek bir haber döngüsünün ötesine uzanıyor. Aşırı sağın kullandığı dil artık aşırı gelmediğinde, ana akım sağ da aynı terimlerle yanıt vermek zorunda kalıyor; aksi takdirde zayıf görünme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Konuşma yön değiştirdiğinde, İspanya’nın açık ve misafirperver bir ülke imajını savunan herkes, daha tek kelime etmeden özür dilerken zaten savunmasız bir duruma düşüyor.</p>
<p>Ceuta olayının ardından İspanya’nın kaybetme riski taşıdığı şey şudur: Yerinden olmuş insanları kucaklayan ve çeşitliliği benimseyen hikayesini, öncelikle bunun için özür dilemek zorunda kalmadan anlatabilme yeteneği. </p>
<h4>Faslı genç tanığın ifadesi</h4>
<p>İspanya’nın mevcut tutumu aynı zamanda jeopolitik bir tartışmayı içeriyor. İran’a yönelik savaşa karşı çıkan ve İsrail ile ABD’ye karşı duran İspanya, şimdi bunun bedelini ödüyor. Şu anda en çok konuşulan bir başka konulardan birisi de bu. Peki, şimdi kıyıya ulaşmış bu insanlar için gerçeklik nedir? Şu anda ne düşünüyorlar ya da iç dünyalarında neler yaşıyorlar?</p>
<p>Asıl mesele jeopolitik bir bağlamda tartışılsa da, bunun mikro düzeydeki tezahürlerini dokunmak önemli olan.</p>
<p>Fransız filozof ve yazar Edgar Morin, ölümünün birkaç ay öncesinde, yaptığı Filistin soykırımı konuşması için “şu anda tanıklık etmekten başka çaremiz yok” demişti. Öyle görünüyor ki, tanıklık etmek, bize bir seyirci olmanın ötesine geçen bir yol sunuyor. Bu, tüm inceliklerle ilgilenmek ve onlara değinmek, hatta kendi varlığımızla onları hissetmek anlamına geliyor. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Tekrar ediyorum: Hakikat, bizden uzakta. Uzakta olup bitenlere tanıklık etmek mümkün mü?<br><br>Bu soruyu yanıtlamak için, kıyıya ulaşmayı başaran tek bir Faslı genç tanığın ifadesini İnglizceden Türkçeye sizler için çevirdim. Bu, bir CBS News muhabiri tarafından yapılan kısa ve öz bir röportaj. "Bir çözüm yok mu?” sorusuyla başlayan, Faslı genç sonunda Fas’ta “Umut yok, umut yok” diyor. İspanya’ya ulaşabileceğine inanan bu Faslı gencin gözlerinde hâlâ bir umut parıltısı var.</p>
<p>En yakından temas etmek -incelikler, yüz ifadeleri, bakışlar, başka bir dilde kendini ifade etme çabası, doğru kelimelerin seçimi, nefes alma biçimi, konuşma sırasındaki duraklamalar ve daha fazlası- bu ifadenin derinliğini ortaya çıkaran jestler, insanın içindeki ruh halini temsil ediyor. Ve çoğu zaman bunlar fark edilmez. Neden? Çünkü büyük anlatıların hakim olduğu bir zaman içinde bu incelikler görünmez hale geliyor.<br><br>Buyurun, sizi bu tanıklığı okumaya davet ediyorum. Süre 1 dakika 54 saniye. Ve bu kısa zamansal tanıklık, uzun bir tarihin gerçek bir temsiline işaret ediyor. Bu, Fas’ın en kısa tarihini temsil eden bir tanıklık olarak değerlendirilebilir. Burada sözler ve görüntüler, büyük anlatılara meydan okuyor. <br><br>Belki de Edgar Morin, “Tanıklık etmekten başka çaremiz yok” derken bunu kastetmişti.</p>
<p><em>Muhabir: Bütün bu insanlara burada sığınma hakkı alamayacakları söylendi, bu yüzden geri çevrilip oraya geri gönderiliyorlar.<br></em><em> </em><br><em>Faslı genç: Çözüm yok mu? </em><br><em><br>Muhabir: Hayır, insanların kalmasına izin vermiyorlar. Polis bize böyle söyledi. Herkesi gitmeye zorluyorlar.  </em><br><em><br>Faslı genç: Ama Kuzrukha’daki bazı insanlar İspanya’ya gidiyor. </em><br><em><br>Muhabir: Gördüğün gibi, ama çoğu bu yöne doğru yürüyor çünkü polis ve ordu onları gitmeye zorladı. Ordu, insanların burada kalmasına izin vermediklerini, geri dönmeniz gerektiğini söylüyor. </em><br><em><br>Faslı genç: Peki ya birçok kişi burada kalırsa? Sorun olmaz. </em><br><em><br>Muhabir: Yani umudun burada kalabilmek mi? </em><br><em><br>Faslı genç: Evet.  </em><br><em><br>Muhabir: Ah. Demek buraya gelirsen sığınma talebinde bulunup İspanya’da yaşayabileceğini söyleyen bir haber okudun. Bunu okuduktan sonra yüzerek geçmeye karar verdin. </em><br><em><br>Genç Faslı: İspanya’nın kapılarını açtığını söylüyorlar. </em><br><em><br>Muhabir: İspanya’nın kapılarını açtığı yazıyordu. Bu sosyal medyada mıydı? Nerede, Twitter’da mı, Instagram’da mı, Facebook’ta mı, Instagram’da mı? Herkes burada olmak istiyor. Neden Fas’a, evine dönmek istemiyorsun? </em><br><em><br>Faslı genç:  Hayır, hayır, hayır. Fas'a dönmek yok mu? Hayır, hayır, hayır. Fas'a dönmek yok. Fas'ta para yok.  </em><br><em><br>Muhabir:  Ailen var mı, çocukların varsa, hayatın boyunca mutlu olabilirsin. Ailen var mı? </em><br><em><br>Faslı genç: Annem, benim... Ama iyi bir hayat sürmek için bir şey olmalı. </em><br><em><br>Muhabir: Yani Fas’tan gerçekten ayrılmak istiyorsun. Nereye gideceğin umurunda değil. </em><br><em><br>Faslı genç: İspanya’ya giderim, nereye olursa. </em><br><em><br>Muhabir: İspanya, Türkiye, sadece Fas’tan ayrılabilmek istiyorsun. Peki neden? Neden Fas’tan bu kadar çok ayrılmak istiyorsun? </em><br><em><br>Faslı genç: Umut yok, umut yok.  </em></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Normalleşme Özel Temsilcisi Ruben Rubinyan, Meclis Başkanı oldu]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/normallesme-ozel-temsilcisi-ruben-rubinyan-meclis-baskani-oldu-41381</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/normallesme-ozel-temsilcisi-ruben-rubinyan-meclis-baskani-oldu.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/normallesme-ozel-temsilcisi-ruben-rubinyan-meclis-baskani-oldu-41381</guid><description><![CDATA[Ermenistan’ın Türkiye - Ermenistan Normalleşme Süreci temsilcisi Ruben Rubinyan, meclis çoğunluğuyla Ermenistan Meclis Başkanı seçildi. Yeni özel temsilcinin ismi ise henüz açıklanmadı. Rubinyan, ayrıca 2017 ve 2018'de Hrant Dink Vakfı’nda akademik araştırma da yapmıştı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye - Ermenistan Normalleşme Süreci’nin resmi olarak başladığı 2021 yılından beri görev yapan Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Ermenistan Özel Temsilcisi Ruben Rubinyan, Paşinyan'ın yeni kurduğu hükümette bugün Meclis Başkanı olarak seçildi. </p>
<p>Nikol Paşinyan’ın liderlik ettiği Sivil Sözleşme Partisi’nin çoğunluğu oluşturduğu parlamentonun 105 milletvekilinden 91'i oylamaya katıldı. Paşinyan’ın adayı Rubinyan, 63 kabul ve 28 red oyuyla Meclis Başkanı oldu. </p>
<p>Bir önceki dönemde Ermenistan Meclis Başkanlığı yapan Alen Simonyan, 25 Haziran'da Parti Meclisi tarafından yerine Ruben Rubenyan’ın aday gösterilmesi sonrası, partisinden ve milletvekilliğinden<a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/meclis-baskanligi-na-aday-gosterilmeyen-simonyan-vekillikten-de-cekildi-41059" target="_blank" rel="nofollow noopener"> istifa etmişti. </a></p>
<p>Ermenistan’ın yeni özel temsilcisi henüz açıklanmazken, geçtiğimiz günlerde Armenpress’e konuşan Paşinyan, “Özel temsilciyle ilgili henüz bir karar yok. Türkiye ile iletişim formatında çalışmalarımıza nasıl devam edeceğimizi, hangi mantık ve hangi formatta ilerleyeceğimizi belirlememiz gerekiyor. Bu konuda şu anda görüşmeler devam ediyor” demişti. </p>
<h4>Normalleşme süreci mesajları</h4>
<p>Rubinyan, Sivil Sözleşme Partisi tarafından Meclis Başkanlığına aday gösterildiği gün yaptığı konuşmada Türkiye - Ermenistan Normalleşme Süreci’ne de değindi. </p>
<p>Rubinyan, Türkiye’nin görüşmelere yaklaşımının "Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine bağlı" olduğunu savundu. </p>
<p>Ön koşulsuz bir görüşmenin söz konusu olmadığını belirten Rubinyan, “Türkiye'nin Ermenistan'la ön koşullar öne sürerek görüşmeye devam etmesi. Ermenistan'a baskı uygulandığını gösteriyor" dedi. Rubinyan ayrıca, Haziran ayındaki seçim zaferi sayesinde Azerbaycan ile bir başka savaşın önlendiğini iddia etti.</p>
<h4>Ruben Rubinyan kimdir?</h4>
<p>36 yaşındaki Ruben Rubinyan, Erivan Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun olduktan sonra University College London'dan Siyaset ve Güvenlik alanında yüksek lisans yaptı.</p>
<p>2018-2019 yılları arasında Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini yürüttü. Aralık 2018'de Ulusal Meclis'e seçildi ve Ocak 2019'da Dış İlişkiler Daimi Komitesi Başkanlığı görevine başladı. Haziran 2021'deki erken parlamento seçimlerinin ardından Sivil Sözleşme partisi listesinden yeniden parlamentoya seçildi ve daha sonra Ulusal Meclis Başkan Yardımcılığına seçildi.</p>
<p>Rubinyan, ayrıca 2017 ve 2018 yıllarında Hrant Dink Vakfı’nda akademik araştırma da yapmıştı.</p>
<h4>Parlamentodaki durum</h4>
<p>7 Haziran'daki parlamento seçimlerini kazanan Sivil Sözleşme Partisi, sandalye sayısında azalma olsa da çoğunluğu elde etti. Muhalefet ise yeni kurulan Güçlü Ermenistan'ın 29 sandalyesi ve eski cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı'nın 12 sandalyeden oluşuyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Katiller gidecek, hayvanlar kalacak!"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/katiller-gidecek-hayvanlar-kalacak-41375</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/katiller-gidecek-hayvanlar-kalacak.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/katiller-gidecek-hayvanlar-kalacak-41375</guid><description><![CDATA[Kamuoyunda “katliam yasası” olarak anılan 7527 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ikinci yılında yaşam hakkı savunucuları Kadıköy’de yürüyüş ve basın açıklaması düzenledi. İnisiyatifler, yasanın hayvanlara yönelik sistematik hak ihlallerini derinleştirdiğini savunarak iptal edilmesini istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kamuoyunda “katliam yasası” olarak anılan 7527 sayılı Kanun’un kabul edilmesinin üzerinden 2 yıl geçti. Katliam yasasının 2. yılında yaşam hakkı savunucuları, Kadıköy Süreyya Operası önünde ve İskele’de yaptıkları eylemde yasanın iptal edilmesine çağrıda bulundu.</p>
<p>Kadıköy’de yürüyüş ve ardından basın açıklaması yapıldı. Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, Cüret Antikapitalist Hayvan Özgürlüğü Hareketi, Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları’nın yaptıkları basın açıklaması şu şekilde:</p>
<p>Bugün, yüzyıllardır bu topraklarda sokaklarımızı, mahallelerimizi ve yaşamı paylaştığımız hayvanları hedef alan Katliam Yasasının Meclis'ten geçirilmesinin ikinci yılı.İki yıl önce yürürlüğe konan bu kanlı yasa; merkezi iktidar ile yerel yönetimlerin ortaklaşa yürüttüğü toplama, tecrit ve öldürme politikalarını kurumsallaştırarak hayvanlara yönelik katliamı ve soykırımı sistematik bir yönetim pratiğine dönüştürdü.</p>
<h4>"Tüm hayvanları kapsayan bir katliam siyaseti"</h4>
<p>Ana akım medya ve sosyal medyada bilinçli olarak üretilen hayvan karşıtı söylemler; iktidarın desteği, yarattığı cezasızlık politikası ve Güvenli Sokaklar Derneği gibi oluşumların hedef gösterici kampanyalarıyla güçlendirildi. Bu düşmanlaştırma politikalarının sonucunda çıkarılan yasa; yaşam hakkını hedef alan, şiddeti ve rantı büyüten, tetikçi güç odaklarına alan açan bir katliam düzeni kurdu. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun temelini oluşturan "aşıla, kısırlaştır ve yerinde yaşat" ilkesi tasfiye edildi; yerine "ihale ver, rant elde et; topla ve katlet" düzeni getirildi.</p>
<p>Katliam siyaseti artık yaşamın her alanına yayılmış durumda. Bu politikanın ilk adımı, "yasaklı ırk" adı altında belirli köpeklerin hedef hâline getirilmesi oldu. Oysa hiçbir canlının yaşam hakkı, ait olduğu ırka göre sınırlandırılamaz ya da ortadan kaldırılamaz. Belirli ırkları hedef alan bu ayrımcı ve türcü anlayış, bugün sokakta yaşayan tüm hayvanları kapsayan bir katliam siyasetine dönüştü.</p>
<p>Bu siyaset artık yalnızca sokaklarla sınırlı değil. Mahallelerden üniversitelere, tüm kamusal alanlar bu şiddet politikalarının hedefi hâline getiriliyor. NATO Zirvesi bahanesiyle Ankara'da on binlerce köpek toplatıldı. Bugün üniversiteler de aynı politikanın hedefi hâline getiriliyor. Diyarbakır'da 120, Hacettepe Üniversitesi'nde ise 39 köpek toplatıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü'nde öğrenciler, kayyım rektörlüğün hayvanları hedef alan toplama planına karşı günlerdir nöbetlerini sürdürüyor.</p>
<h4>"Yaşam hakkı savunucuları tehdit ediliyor"</h4>
<p>Saldırılar yalnızca hayvanlara yönelmiyor. Necla Teyze'yi hedef gösteren, hakaret ve şiddet tehditleriyle yaşam hakkı savunucularını sindirmeye çalışan nefret dili giderek daha da yaygınlaştırılıyor. İzmir'de yaşam hakkı savunucusu Beray Yürek'in belediye personeli tarafından darbedilmesi, bu nefret ikliminin yaşam hakkı savunucularına yönelik fiili saldırılara dönüştüğünü göstermektedir. Bugün birçok yaşam hakkı savunucusu hedef gösterilmekte ve tehdit edilmektedir. Hayvanları hedef alan katliam siyasetiyle yaşam hakkını savunanlara yönelen saldırılar, aynı baskı ve sindirme politikasının parçalarıdır.</p>
<p>Bu katliam düzeni yalnızca toplama ve tecrit politikalarıyla değil; hayvanları metalaştıran ticaret, üretim ve sömürü düzeniyle de sürdürülüyor. Pet shop fuarlarından devasa üretim çiftliklerine, yetiştiricilik sektöründen ihale ağlarına kadar uzanan bu sistem rant ağlarını genişletirken; bir yanda mama, ilaç ve ötanazi ihaleleri üzerinden yandaş şirketlere kaynak aktarılıyor, diğer yanda ölüm kamplarına dönüştürülen bakımevlerinde hayvanlar açlığa ve sistematik şiddete mahkum ediliyor.</p>
<p>Bu şiddet düzeninin sürdürülebilmesi için barınaklar kamuoyunun denetimine kapatılıyor. Gönüllülerin, bağımsız gözlemcilerin ve yaşam hakkı savunucularının bu alanlara girişi engelleniyor. İçeride yaşanan açlık, şiddet ve ölümler gizleniyor. Denetimsizlik ve cezasızlık, bu katliam düzeninin en önemli güvencelerinden biri haline geliyor.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/image1-3.jpeg" alt="" width="532" height="355"></p>
<h4>"Toplama ve tecrit politikası yayılıyor"</h4>
<p>Bugün yaşananlar; merkezi iktidar, yerel yönetimler ve kendisini muhalefet olarak tanımlayan siyasi partiler eliyle birlikte yürütülen sistematik bir ölüm politikasını gözler önüne seriyor. Halka "Bu yasayı uygulamayacağız" diyerek söz verenler; iktidarın ölüm politikasına karşı etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yürütmek yerine, toplumsal muhalefetin direnişine sırtını dönüyor, hayvanların toplatılmasına, tecrit edilmesine ve katledilmesine ortak oluyor. Bu siyasal zeminden güç alan iktidar, İçişleri Bakanı aracılığıyla yılbaşına kadar sokakta yaşayan köpeklerin tamamının barınaklara toplanacağını ilan ederek toplama ve tecrit politikasını ülke çapında yaygınlaştıracağını duyuruyor.</p>
<p>Kapitalist metalaştırmanın sömürü halkasının en büyüklerinden birisini oluşturan hayvanlar; piyasalarda ürünleştirilerek, yarıştırılarak bedensizleştirilir. Ticarileştikçe tekil birer hayvan olarak varoluşları ve yaşamları anlamsızlaştırılır. Hayvanın birey kimliği yok edilir, nesneleştirilir. Hayvan salt ürüne indirgenir. Değerli yaşamları da amansız bir piyasa rekabetinde kâra ve istatistiki verilere, performans kapitalizminin malzemesine dönüşür. Bugün gelinen noktada yalnızca alınıp satılabilen, bakanlık, belediye ve şirketlere büyük paralar kazandıran, damızlık olarak kullanılabilen cins kedi ve köpekler yaşam hakkı bulabiliyor, ta ki terk edilene kadar.</p>
<p>İktidar ve yerel yönetimler dahil tüm siyasi partiler sokakta yaşayan hayvanlarını bakımevi denilen tecrit kamplarında toplayarak öldürüyorlar. Biz hayvan yaşam savunucuları yalnızca kedi ve köpekleri değil, güvercin, karga ve martıları da düşmanlaştıran zihniyete karşıyız, yaşamın yanındayız. Onları da beslemeye, yaşatmaya devam edeceğiz. Hayvanlardan arındırılmış, yoksullardan, işçi emekçilerden arındırılmış, güvenlikli lüks sitelerle çevrilmiş, soylulaştırma yapılarak yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmiş steril kentler yaratılıyor. Halkı soyarak servet transferinin tepesinde yer alanlar bu steril beton kentlerde hayvanlara olduğu gibi bizlere de yaşam alanı bırakmıyor. Yeşil alanların ve insan dışında hiçbir hayvan türünün kalmadığı açık hava hapishanesi şehirlerde daha kötü günleri yaşamamak için bugünden hayvanlar dahil her kültürden, görüşten insanlarla komşularımız için mücadele etmek ses çıkarmak ve örgütlenmek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Tüm türlerin tasmalardan, zincirlerden, prangalardan, kafeslerden kurtulduğu, baskısız, sömürüsüz, eşit, özgür, vegan ekolojik bir toplumu ve dünyayı mücadeleyle yaratacağız.</p>
<p>Bu sömürü ve katliam sistemini hep birlikte yıkacağız!</p>
<p>Katliam yasasını geri çekin, hayvanlara şiddetin önüne geçin!</p>
<p>Hayvanlar rant malzemeniz değildir!</p>
<p>Bu yasa kanla yazıldı, direnişle silinecek!</p>
<p><img class="float-md-end" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/image2.jpeg" alt="" width="534" height="356"></p>
<h4>"Yaşam kazanacak, dayanışma kazanacak"</h4>
<p>Sevgili dostlar, yaşam hakkı savunucuları;</p>
<p>Yolumuz uzun, mücadelemiz zorlu. Bir yandan katliam politikalarına karşı yaşamı savunuyor, diğer yandan bu politikaların hedefi haline getirilen hayvanları kurtarmaya çalışıyoruz. Her gün yeni bir saldırıyla, yeni bir hukuksuzlukla, yeni bir katliam girişimiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ama bu düzeni değiştirecek iradeye sahibiz.</p>
<p>Umudunu kaybedenler olabilir. Yorulanlar, öfkelenenler, çaresiz hissedenler olabilir. Tam da böyle zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılacak, dayanışmayı büyütecek ve bu çürümüş düzen karşısında mücadeleyi daha da güçlendireceğiz.</p>
<p>İktidara ve sözde muhalefete buradan bir kez daha sesleniyoruz! Katiller gidecek, hayvanlar kalacak! Siz gideceksiniz; yaşam kazanacak, dayanışma kazanacak, mücadelemiz kazanacak."</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sınırın dili neyi anlatır?]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinirin-dili-neyi-anlatir-41376</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/sinirin-dili-neyi-anlatir.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/sinirin-dili-neyi-anlatir-41376</guid><description><![CDATA[Fas'tan binlerce göçmen Sebte'ye (Ceuta) girmesi uluslararası bir güvenlik krizine yol açtı. Avrupa medyasında nerdeyse tüm basında, göçmenleri tehlike-tehdit olarak gösteren "işgal", "savaş", "istila" manşetleri atıldı. Ancak günlerdir Avrupa’nın büyük bir kısmı yanıyor. Ve hala kontrol altına alınamamış yerler var. Yangın olunca kimse "iklim yasalarını hemen değiştirin" demiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sebte</strong> ya da <strong>Ceuta</strong>, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı. 1580 yılında İspanyol toprağı oldu. Mart 1995'te Özerklik Statüsü’nün kabul edilmesiyle İspanyol Anayasası'nda öngörüldüğü gibi, özerk bir şehir haline geldi. Mart 1995 öncesinde ise İspanya'nın Cádiz eyaletine bağlı bir belediyeydi.</p>
<p><strong>Sebte </strong>ya da<strong> Ceuta’da gerçekten ne oldu?</strong></p>
<p>2026 Temmuz'unun son haftasında, Fas'tan binlerce göçmen Sebte'ye (Ceuta) girdi ve bu uluslararası bir güvenlik krizine yol açtı.</p>
<p>Belediye Başkanı Juan Jesús Vivas, merkezi hükümete "ulusal acil durum" ilan etmesi çağrısında bulundu. Ulusal Polis sendikası, Fas'ı geleneksel askeri güçleri, diğer saldırıları ve dezenformasyon kampanyalarını birleştiren bir strateji uygulamakla suçladı.</p>
<p>Bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeler hemen sınırlarını kapatıp İspanya’nın derhal Schengen bölgesi kapsamından çıkarılmasını ve bu göçün önlenmesini istedi. Avrupa medyasında nerdeyse istisnasız tüm basında, göçmenleri tehlike-tehdit olarak gösteren "işgal", "savaş", "istila" manşetleri atıldı. Avrupa'ya karşı koordineli bir eylem yanılsaması yaratan bütün sözcükler kullanıldı.</p>
<p>İspanya, çoğunluğu gençlerden oluşan, yalnızca mayo ve su gözlükleriyle sınır hattını geçmiş bu göçmenlere karşı orduyu devreye soktu.</p>
<p>Gerçekten yaşanan şey bir işgal, istila ve savaş mıydı, haber dili için bu kelimeler neden seçildi? Yoksa olay öncelikle insani bir trajedi miydi?</p>
<h4>Dil gerçeği nasıl değiştiriyor?</h4>
<p>Avrupa medyasının Ceuta'daki göçmenler için kullandığı "işgal", "istila", "savaş" gibi kelimelerin hepsi askerî bir hareketi belirten-içeren kelimeler ve yalnızca bir olayı tarif etmiyor bunlar; okurun olaya nasıl bakacağını da belirliyor.</p>
<p>Oysa Sebte ya da Ceuta’da günlerdir kameralar aracılığıyla gördüklerimiz çok başka: Mayolarıyla, ellerinde kendilerini filme almak için bir telefonla yüzerek suyu geçen insanlar ve yoksullukları var. Açıkçası topuyla tüfeğiyle gelen kimse yok. Sonra, muhafazakâr sağ görüşlü medya kuruluşlarının gücünü ideolojik amaçlarla ve siyasi yönlendirmelerle kullanarak 60 bin  göçmen rakamını durmadan tekrarlarken, 24 saat içinde 48 bin kişinin zaten geriye döndüğünü fısıldayarak söylemesi var... Bu demek ki, gelen kişilerin yüzden 80’i 24 saat içinde geri dönmüş zaten. Sıfır işgal yani...</p>
<p>Anlatıyla gerçek arasında tam bir kopuş var.</p>
<p>Ve kesin sayı henüz belirsiz olmakla birlikte, tanıkların ifadelerine göre çok sayıda kişinin sınırı geçerken boğulduğu biliniyor.</p>
<h4>Medya neden sonucu konuşuyor?</h4>
<p>Göç elbette bir şeyin sonucu.</p>
<p><img class="float-md-start" src="https://static.agos.com.tr/2026/08/4772182af9dd3b6896764ecbb049dcbd.webp" alt="" width="612" height="408">Bolloré medyası olarak adlandırılan, Fransız milyarder Bolloré’nin sahip olduğu ve kontrol ettiği devasa basın, televizyon, radyo ve yayıncılık imparatorluğu kapsamında ve diğer Avrupa medyasında koro halinde tekrar edilen, savaş, işgal ve diğer askeri terimlerle tanımlamaların tercih edildiği yayınlarda, neden yalnızca “göç” sonucu konuşuluyor acaba?</p>
<p>Medya gücünün sağ ideolojileri besleyen amaçlarla ve siyasi yönlendirmelerle kullanılması, neden hiç gündem değil mesela?</p>
<p>Hangi pay savaşının ve gelir eşitsizliğinin bu göçlere sebep olduğu, Avrupa’nın sömürge tarihinin bu göçlerdeki payının ne olduğu, Avrupa'nın uyguladığı ekonomik politikaların ve paylaşım pazarlarının bu göçleri nasıl doğurduğunun konusu neden hiç açılmıyor mesela?</p>
<p>Ya da <em>“özgür ve demokratik Avrupa’nın”</em> dünyada giderek gericileşen ve diktatörleşen, halklarının kanını emen rejimlere, pay almak için verdikleri desteklerin bu halkların göç sebeplerinden en önemlisi olduğu neden hiç söz konusu edilmiyor?</p>
<p>1956'da bağımsızlığını kazanan Fas kendi bölgesinde istikrarlı sayılacak bir ülke. Afrika'nın beşinci büyük ekonomisine ve hem Afrika'da hem de Arap dünyasında önemli bir etkiye sahip. Küresel ilişkilerde orta güç olarak kabul ediliyor. Afrika'da İnsani Gelişme Endeksi'nde yüksek sıralarda yer alan az sayıdaki ülkelerden biri. Seçilmiş bir parlamentoya sahip üniter yarı anayasal bir monarşi ile yönetiliyor.<strong> </strong>Otoriter bir rejimden demokratik bir rejime geçişin tamamlanamaması sonucunda ortaya çıkan karma bir siyasi sistem türünde, hibrit bir rejim. Aynı anda hem siyasi baskıları hem de düzenli seçimleri içinde barındırıyor.</p>
<p>Fas, makroekonomik göstergeleri bakımından Afrika'nın istikrarlı ülkelerinden biri gibi görünse de özellikle genç işsizliği, gelir dağılımı ve siyasal özgürlükler konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Kitlesel göçü anlamak için bu yapısal eşitsizlikleri konuşmak gerekir. Fas genç bir nüfusa sahip: Gençlerin çoğu işsiz ve özgürlükten yoksun. 2011 başlarında meydana gelen demokrasi ayaklanmalarından Fas da etkilendi, halkın idareye karşı rahatsızlıkları çeşitli yürüyüş ve gösterilere sebep oldu. Yapılan kimi reformlar eşit paylaşımı sağlamaya yetmedi. Ayrıcalıklı azınlık, ayrıcalıklı kalmaya devam etti.</p>
<h4>Ceuta gerçekten spontane miydi?</h4>
<p>Bu kadar büyük bir hareket Ceuta’da gerçekten tamamen kendiliğinden mi gelişti? Eğer değilse, kimlerin bundan siyasi çıkar sağladığı önemli.</p>
<p>Bağımsız sosyal medya kaynaklarına konuşan kimi tanıklar, "Yollarda normal polis kontrol noktaları vardı, ancak olağanüstü bir konuşlandırma yoktu" diyor. Fas polisi neden müdahale etmedi? Neden Ceuta’da geçişlerin serbest olduğu söylentisi yayıldı?</p>
<p>Bu "hibrit bir operasyon"<strong> </strong>muydu?<strong> </strong></p>
<p>Fas ile İsrail arasında İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) kapsamında Aralık 2020'de imzalanan mutabakatların, bu göç dalgasıyla bir ilişkisi var mı? Konu, Cebelitarık Boğazı’nın kontrolüne dönük bir hamle mi?</p>
<p>İspanya hükûmetinin şu anki başbakanı Pedro Sánchez, ABD ve Avrupa’nın istediği hatta durmayı red ettigi için yalnız bırakılıp zora mı sokuldu? Bu ihtimaller araştırılmayı hak ediyor.</p>
<h4>Aşırı sağ neden bu görüntüleri çok seviyor?</h4>
<p>Ceuta’daki görüntüler, uzun süredir göç üzerinden siyaset yapan Avrupa aşırı sağı için güçlü bir propaganda malzemesine dönüştü. Görüntüler;</p>
<ul>
<li>2022'den bu yana aşırı sağ parti Ulusal Birlik Partisi’nin Fransa Meclisindeki parti lideri olarak görev yapan Marine Le Pen’in ve Fransa cumhurbaşkanı ve ayrıca Andorra'nın iki eş prensinden biri olan Emmanuel Macron’un,</li>
<li>Aralık 2013 tarihinde kurulan aşırı sağ bir İspanyol partisi olan Vox'un,</li>
<li>Almanya'da 2013 yılında kurulan sağ popülist ve millî muhafazakâr parti AfD'nin,</li>
<li>Ekim 2022’den beri İtalya'nın Kardeşleri partisinin lideri ve Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular Partisi'nin başkanı olan Giorgia Meloni’nin, siyasetine hizmet ediyor.</li>
</ul>
<p>Çünkü 15- 17 yaş aralığındaki bir çocuk kamera açısından "işgalci" olarak gösteriliyor. Burada medyanın rolünü anlatmaya gerek var mı bilmem… Görüntüler hızla çok yönlü göçmen avları başlatılmasına zemin hazırlıyor.</p>
<h4>Fas neden konuşulmuyor?</h4>
<p>Fas suçlu mu bu konuda peki?</p>
<p>İnsanların dört günlük bir zaman aralığında kitlesel bir göçe katılıp gitmeleri nedendir? Fas Krallığına sorulması gerekiyor bunun.</p>
<p>Çünkü gelecek umudu olan, işi ve özgürlüğü olan, kâr payının eşit bölüşüldüğü, tarımın, ekonomik hayatın çökmediği, bir avuç zenginin refah içinde ama halkın sefalet içinde olmadığı bir yerde, hayatlarını tehlikeye atan, böylesi bir kitlesel kaçışın parçası olmaz insanlar.</p>
<p>Belli ki, Fas'ın kendi halkına sunacak pek bir şeyi yok, bu yüzden tüm gençleri ülkeyi terk etmek istiyor. 24 saatte 60 bin kişi... Mevcut yönetimin ihracata yönelik tarımla karşı karşıya kalan gençlere sunabileceği hiçbir şey yok... Gelecek yok, özgürlük yok ve kelimenin tam anlamıyla bir kısım halk için yiyecek hiçbir şey yok. Değilse, sınırın belirsizliğini hangi halk göze alabilir ki?</p>
<p>Modern sınırlar yalnızca coğrafi çizgiler değildir; bazı hayatların korunmaya, bazılarının ise görmezden gelinmeye daha açık olduğu siyasal alanlardır. Sınır bu anlamda bir geçiş noktası değil, <strong>hukuki belirsizliğin kurumsallaştığı bir eşiktir</strong>. Bu eşikte beden, hak taşıyan bir özne olmaktan ziyade yönetilen bir nesneye dönüşür.</p>
<p>Bu nedenle İtalya–Tunus hattındaki her kaybolma, Fas İspanya sınırındaki her ölüm, Fransa’nın Calais bölgesindeki her çocuk cesedi yalnızca “kaza” değil, geniş ve yaygın <strong>politik bir tasarımın sonucudur.</strong></p>
<p>Her sınır, Öteki’nin kapısıdır. Devlet, Büyük Öteki'dir. Sınır görevlisi, büyük Öteki’nin sesi. Pasaport, Öteki’nin seni tanıdığı ya da tanımadığı belgedir. Bir sınır memurunun “haddini bil” bakışı bile, <em>özneyi nesneye</em> dönüştürebilir. Hiçbir halk bunu hak etmez.</p>
<h4>Avrupa'nın çifte standardı</h4>
<p>Günlerdir Avrupa’nın büyük bir kısmı yanıyor. Ve hala kontrol altına alınamamış yerler var. Yangın olunca kimse <strong>"iklim yasalarını hemen değiştirin"</strong> demiyor. Avrupa'nın çifte standardı şaşırtmıyor bizi.</p>
<p>Ama göçmen görünce, hemen şimdi, 24 saatte göç yasaları değişsin deniyor.</p>
<p>Göçmenler, zengin dünyanın yarattığı eşitsizliklerin sonucudur. Ama siyaset, çoğu kez olduğu gibi yine sonuçla savaşıyor; nedeni değiştirmeyi ise reddediyor. Belki de bu yüzden her yeni trajedi, bir öncekinden daha büyük oluyor.</p>
<p>Belki de asıl sorun göç değildir. Asıl sorun, göçü üreten eşitsizliklerle yüzleşmek yerine, sınırda görünen insanları sorunun kendisi ilan etmektir…</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Cezaevinde ölen Özcan Aksu için Meclis’te iki soru önergesi]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cezaevinde-olen-ozcan-aksu-icin-mecliste-iki-soru-onergesi-41374</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/cezaevinde-olen-ozcan-aksu-icin-mecliste-iki-soru-onergesi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cezaevinde-olen-ozcan-aksu-icin-mecliste-iki-soru-onergesi-41374</guid><description><![CDATA[Tutuklandıktan kısa süre sonra ağır yaralı halde ailesiyle görüştürülen ve daha sonra hayatını kaybeden Özcan Aksu'nun ablası Melek Aksu, kardeşini kapalı görüşte ağır yaralı, bilinci bulanık ve kendisini tanımayacak halde gördüğünü anlattı. Aile, kötü muamele ve ihmal iddialarının aydınlatılması, tüm kamera kayıtlarının incelenmesi ve etkin bir soruşturma yürütülmesini isterken, olay DEM Parti ve TİP tarafından Meclis gündemine taşındı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cezaevine girdikten sonra yaşamını yitiren Özcan Aksu’nun ablası Melek Aksu, kardeşinin kötü muameleye uğradığını iddia etti. 22 Haziran 2026’da gözaltına alınan Özcan Aksu, tutuklanmasının ardından gönderildiği Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’ndaki sürecin ardından 5 Temmuz’da hastanede yaşamını yitirdi. Ablası Melek Aksu, kardeşini 26 Haziran’daki kapalı görüşte yüzünde ve vücudunda ağır yaralanmaların olduğunu, bilincinin bulanık ve kendisini tanımayacak halde gördüğünü anlattı.</p>
<p>İlke TV’den Ahmet Ayva’nın <a href="https://ilketv.com.tr/cezaevindeki-14-gununde-olum-haberi-geldi-ailesini-taniyamadi-ablasi-gardiyanlari-isaret-etti-ozcan-aksu-iskenceyle-mi-olduruldu/" target="_blank" rel="nofollow noopener">haberine </a>göre 22 Haziran 2026’da gözaltına alınan Özcan Aksu, tutuklanıp Silivri Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Oradaki sürecin ardından 5 Temmuz’da hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p>Ablası Melek Aksu, kardeşini 26 Haziran’daki kapalı görüşte gördüğünde yüzünde ve vücudunda ağır yaralar bulunduğunu, bilincinin bulanık ve kendisini tanımayacak halde olduğunu anlattı. Ailesi, Özcan Aksu’nun ne yaşadığının, hastane ve cezaevi sevklerinin neden yapıldığının ve tıbbi müdahalenin neden geciktiğinin gün yüzüne çıkarılmasını istiyor.</p>
<p>Melek Aksu yaşananları İlke TV’den Ahmet Ayva’ya anlattı:</p>
<p>“Hemen Silivri’ye gidecektim. Saat beşe doğru olmuştu, resmî kurumların kapanış saatiydi. Direkt avukatın ofisine geçtim. Kardeşimin Silivri’de olduğunu avukatı da benden öğrendi. Bu, 24 Haziran’da, tutukluluğunun ikinci gününde oldu.”</p>
<p>Aksu, 25 Haziran sabahı saat 10.00’da Silivri Cezaevi’ne giderek kardeşiyle ilk görüşmesini yapmak istediğini söyledi. Ancak kardeşiyle görüştürülmediğini, karşısındaki iki görevlinin kendi aralarında Özcan Aksu’nun beyin tomografisinin çekildiğini konuştuklarını duyduğunu aktardı:</p>
<p>“Kardeşimin hastanede olduğunu söylediler. Hangi hastanede olduğunu sordum. ‘Burada, cezaevi içerisindeki hastanede de olabilir; Çam ve Sakura’da da olabilir; Bakırköy’de de olabilir’ dediler. Bana kesin olarak hangi hastanede olduğunu söylemediler. 25 Haziran’da Silivri’ye kardeşimi görmeye gittim ama göremedim" dedi.</p>
<h4>"Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi"</h4>
<p>Aksu, bir gün sonra, 26 Haziran’da saat 15.45 civarında yeniden Silivri Cezaevi’ne gitti. İlk başta görüşmenin geciktirildiğini düşündüğünü anlatan Aksu, ikinci kez geldiğini gören bir görevlinin “Ablası gelmiş, görüşsün” demesinin ardından kapalı görüş alanına alındığını söyledi. Aksu, kardeşini ilk gördüğünde "şok geçirdiğini" söyledi: "Onu görmemle şok geçirmem aynı dakikada oldu. Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi. Kaşını, gözünü, yüzünü patlatmışlardı.”</p>
<p>Melek Aksu, Özcan Aksu’nun sağ kaşının üzerinde 7-8 civarında dikiş bulunduğunu, sağ gözünün şişlik nedeniyle kapandığını ve gözünün kan çanağına döndüğünü söyledi. Aksu, “Sağ gözünü hayal edin; burun kısmından kulağına kadar mosmor yapmışlardı. Üst dudağı, iki dişinin üstü patlaktı. Ensesinde, saçlarında, her yerinde kan vardı” dedi.</p>
<p>Aksu, görüş sırasında kardeşinden arkasını dönmesini istediğini ve kolunda ağır bir yaralanma gördüğünü anlattı: “Bana arkasını döndüğünde, dirseği ile bileği arasındaki ön kol derisi yüzülmüştü. Eti yüzersiniz ya, o şekildeydi. Nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Ensesinde ve saçlarında kan vardı.”Kardeşinin ellerinde ve kollarında şişlikler olduğunu belirten Aksu, Özcan Aksu’nun ayakta durmakta zorlandığını, bir oturup bir kalktığını ve sürekli titrediğini söyledi.</p>
<h4>"Gardiyanlar da farkındaydı"</h4>
<p>Özcan Aksu’nun kapalı görüşte kullanılan telefonu nasıl kullanacağını bilmediğini anlatan Melek Aksu, infaz koruma memurlarının zaman zaman kardeşinin yanına gelerek koluna girdiğini söyledi:</p>
<p>“Telefonun nasıl kullanılacağını bilmiyordu. Gardiyan geliyordu, koluna giriyordu. ‘Telefonu kulağına götüreceksin’ diyordu. Oradaki gardiyanlar bile vahametin farkındaydı. Kardeşim bir oturuyor, bir kalkıyordu. Gardiyan arada gelip koluna giriyordu.”</p>
<p>Melek Aksu, kardeşinin bu durumunun yalnızca kendisinin gözlemi olmadığını, görevlinin kendisine yönelttiği sorunun da bunu gösterdiğini savundu: “Arkamdaki gardiyan geldi, ‘Kardeşin seni tanıdı mı?’ dedi. Ben de ‘Siz bunu ne hale getirmişsiniz, siz bunu dövmüşsünüz’ dedim.”</p>
<p>Aksu’nun anlatımına göre görevli, kendisine “Bize böyle geldi” karşılığını verdi. Melek Aksu, kardeşine kendisini kimin bu hale getirdiğini sorduğunu anlattı:</p>
<p>“Kardeşime ‘Seni kim dövdü, kim böyle yaptı, bunlar mı?’ dedim. Arkasındaki gardiyanları işaret etti. O andan itibaren gardiyanlar zaten sürekli yanı başımızdaydı. Hem tehdit hem baskı hem korku altındaydı. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Tir tir titriyordu.”</p>
<p>Melek Aksu, kardeşinin kendisini tanımaması, telefonu kullanamaması, ayakta durmakta güçlük çekmesi ve sürekli titremesine rağmen cezaevinde tutulmasına tepki gösterdi: “Gardiyanlar bile durumun farkındaydı. Buna rağmen onu orada tuttular. 26 Haziran’dan, tutukluluğunun dördüncü gününden bahsediyorum.”</p>
<p>Aksu, babasına, amcasına ve ağabeylerine haber verdiğini anlattı. Aksu, kardeşini gördüğü ana kadar kafa travmasının üzerinden 72 saat dahi geçmediğini düşündüğünü ve acil tıbbi müdahale yapılması gerektiğini savundu. “Ben kardeşimi belki de o gün, o an son olarak o şekilde gördüm” dedi.</p>
<h4>Metris'e sevk edildi</h4>
<p>Ailenin anlatımına göre Özcan Aksu, ölümünden üç gün önce, 2 Temmuz’da Metris Cezaevi’ne sevk edildi. Avukatın da Özcan Aksu’nun Metris’e sevk edildiğini ancak oraya gittiklerinde kendisini göremediklerini, hastaneye gönderildiğinin söylendiğini aktardığını belirtti.</p>
<p>Özcan Aksu’nun Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaklaşık iki gün kaldığını belirten Melek Aksu, 5 Temmuz günü saat 11.00 civarında ölüm haberinin verildiğini söyledi: "Bize ‘Kardeşiniz öldü, gelin Yenibosna’dan cenazenizi alın’ dediler.”</p>
<h4>Ölüm nedeni yazmıyor</h4>
<p>Ailenin paylaştığı ölüm belgesinde ölüm tarihi 5 Temmuz 2026, ölüm saati 11.01 ve ölüm yeri hastane olarak kayıtlı. Belgede otopsi yapıldığı belirtilirken kesin ölüm nedeni yazmıyor. Melek Aksu, ölüm belgesinde kesin bir neden bulunmadığını ve otopsi raporunun henüz çıkmadığını belirtti.</p>
<p>Aile kesin otopsi raporunu bekliyor. Ancak Melek Aksu, cezaevi sürecinde yaşandığını söylediği ihmaller ve olayların örtbas edildiği yönündeki kuşkuları nedeniyle raporun güvenilirliği konusunda endişeli olduklarını söyledi.</p>
<p>Melek Aksu, savcılığın olayla ilgili bir soruşturma başlattığını yeni avukatlarından öğrendiğini ancak soruşturmanın içeriğinin henüz aile tarafından bilinmediğini söyledi. ÖHD İstabul tarafından üstlenilen ve ilgilenilen dosya yakından inceleniyor.</p>
<p>Aksu sürece dair, “Savcılık ne zaman soruşturma başlattı, tam olarak bilmiyorum. Avukatımız dosyanın içeriğini göremediğini söyledi. Nasıl bir soruşturma başlatıldı? Cinayet mi, işkence mi? Birileri ifadeye çağrıldı mı? Bunları bilmiyoruz” dedi.</p>
<p>Aile; gözaltı merkezi, sevk araçları, Silivri Cezaevi, kapalı görüş alanı, revir, Metris Cezaevi ve hastanelerdeki bütün kamera kayıtlarının alınmasını istiyor.  Ayrıca Aksu’nun yaralarının ne zaman ve nerede oluştuğunun, Metris’e fiilen girip girmediğinin, hastaneye hangi sağlık durumunda ulaştırıldığının ve tıbbi müdahalenin neden daha erken yapılmadığının ortaya çıkarılmasını bekliyor. Kesin ölüm nedeni ile yaralanmaların ölümle bağlantısına ilişkin nihai değerlendirme, otopsi raporu ve devam eden adli soruşturma sonucunda yapılacak.</p>
<div class="box-12">
<p>Özcan Aksu’nun şaibeli ölümünü DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Meclis gündemine taşıdı. Boz, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması için verdiği soru önergesinde 8 soru yöneltti.</p>
<p>Sorular şu şekilde:</p>
<p>1. Özcan Aksu’nun cezaevine kabul muayenesinde vücudunda yara, morluk veya darp izi tespit edilmiş midir? Tutukluluğu süresince kaç kez muayene edilmiş ve hangi tedaviler uygulanmıştır?</p>
<p>2. Ailenin 26 Haziran’daki görüşte gözlemlediği darp izleri, bilinç kaybı ve ayakta duramama durumu cezaevi görevlilerince kayıt altına alınmış mıdır? Aksu neden derhâl hastaneye sevk edilmemiştir?</p>
<p>3. Aksu hangi gerekçeyle Metris Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir? Sağlık durumu ağırlaşmış olmasına rağmen neden cezaevi koşullarında tutulmaya devam edilmiştir?,</p>
<p>4. İşkence, kötü muamele ve sağlık hakkının engellenmesi iddiaları hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmış mıdır? Olayla bağlantılı kamu görevlileri görevden uzaklaştırılmış mıdır?</p>
<p>5. Cezaevi, sevk aracı ve hastane girişlerine ait kamera kayıtları ile sağlık ve sevk belgeleri eksiksiz biçimde koruma altına alınmış mıdır?</p>
<p>6. Otopsi raporunda Aksu’nun vücudunda hangi travmatik bulgular tespit edilmiştir? Kesin ölüm nedeni belirlenmiş ve rapor aileyle paylaşılmış mıdır?<br>7. Özcan Aksu’nun ölümündeki işkence, kötü muamele, ihmal ve sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması için Bakanlığınız hangi somut<br>işlemleri yapmıştır?</p>
<p>8. Son beş yılda cezaevlerinde kaç tutuklu veya hükümlü yaşamını yitirmiş; bu ölümlerden kaçı hakkında işkence, kötü muamele veya ihmal iddiasıyla kamu görevlilerine yönelik soruşturma açılmıştır?</p>
<h4>Ahmet Şık'tan da soru önergesi</h4>
<p>TİP Milletvekili Ahmet Şık, Özcan Aksu’nun cezaevinde ölmesini Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sordu. Şık, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e şu soruları yöneltti:</p>
<p> -Özcan Aksu'nun gözaltına alındığı tarihten yaşamını yitirdiği tarihe kadar geçen süreçte bulunduğu tüm gözaltı birimleri, ceza infaz kurumları ve sağlık kuruluşları hangileridir? Bu kurumlarda kalış tarih ve saatleri nelerdir?</p>
<p> -Özcan Aksu'nun ceza infaz kurumuna kabulü sırasında giriş sağlık muayenesi yapılmış mıdır? Yapıldıysa düzenlenen raporda herhangi bir darp veya yaralanma bulgusuna yer verilmiş midir?</p>
<p> -Ceza infaz kurumunda bulunduğu süre boyunca Özcan Aksu hakkında kaç kez sağlık değerlendirmesi yapılmıştır? Hastaneye sevk edilmesi yönünde kim tarafından, hangi tarihlerde karar verilmiştir?</p>
<p> -Kamuoyuna yansıyan ağır yaralanma ve kötü muamele iddiaları hakkında Bakanlığınız tarafından idari soruşturma veya inceleme başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa hangi aşamadadır?</p>
<p> -Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma yürütülmekte midir? Soruşturma kapsamında ceza infaz kurumu personeli hakkında herhangi bir işlem tesis edilmiş midir?</p>
<p> -Özcan Aksu'nun tutulduğu koğuş, koridor, revir, sevk güzergâhı ve görüş alanlarına ilişkin kamera kayıtları muhafaza altına alınmış mıdır? Bu kayıtlar soruşturma dosyasına teslim edilmiş midir?</p>
<p> -Ailenin, tıbbi müdahalenin geciktiği yönündeki iddiaları Bakanlığınız tarafından araştırılmış mıdır? Araştırıldıysa ulaşılan tespitler nelerdir?</p>
<p> -Ceza infaz kurumuna kabulünden ölümüne kadar geçen süreçte Özcan Aksu hakkında disiplin işlemi, zor kullanma tutanağı veya olay tutanağı düzenlenmiş midir?</p>
<p> -Son beş yıl içerisinde Marmara Ceza İnfaz Kurumu'nda meydana gelen tutuklu ve hükümlü ölümlerinin sayısı kaçtır? Bunlardan kaçı doğal ölüm, kaçı intihar, kaçı şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçmiştir? Son beş yıl içerisinde aynı ceza infaz kurumu hakkında işkence, kötü muamele veya orantısız güç kullanımı iddiasıyla Bakanlığınıza ulaşan başvuru sayısı kaçtır? Bu başvuruların kaçı hakkında disiplin veya ceza soruşturması açılmıştır?</p>
<p> -Bakanlığınız, kamuoyunda ciddi endişeye yol açan bu olayın tüm yönleriyle, bağımsız ve etkili biçimde aydınlatılması amacıyla hangi tedbirleri almayı planlamaktadır?</p>
<p>Kaynaklar: İlke TV, bianet</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Beyaz ferman devam ediyor"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/beyaz-ferman-devam-ediyor-41373</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/beyaz-ferman-devam-ediyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/beyaz-ferman-devam-ediyor-41373</guid><description><![CDATA[3 Ağustos, Ezidi toplumunun 2014’te Irak’ta IŞİD tarafından uğradığı soykırımın yıldönümü.  Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu üyesi ve eski HDP Milletvekili Feleknas Uca, IŞİD’in zorla alıkoyduğu 2 bin 700 kadının akıbetinin belirsizliğine dikkat çekti. Uca, Avrupa’da Ezidi toplumu üzerinde beyaz fermanın (sessiz soykırım) devam ettiğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Irak’ın Musul kentine bağlı Şengal ilçesine yaptığı saldırılarda, 2 bin 213 Êzidî katledildi, 390 bini göçe zorlandı, yedi bini kaçırıldı, 68 dini mekân <a href="https://www.gazetesabro.org/2026/08/03/suryani-kurumlarindan-sengal-ve-ninova-ovasi-icin-adalet-mesaji/" target="_blank" rel="nofollow noopener">yağmalandı.</a></p>
<p>2016 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi tarafından yayınlanan rapora göre IŞİD’in Êzidîlere yönelik soykırım suçu işlediği, kadınlar ile çocukların köleleştirildiği ve yok edilmeye çalışıldığı paylaşıldı. Katliamın üzerinden 12 yıl geçti, kaçırılan binlerce kişinin akıbeti hâlâ bilinmiyor ve failler yargılanmış değil.  </p>
<h4>TBMM’de araştırma talebi </h4>
<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, Şengal’deki katliamın ardından ortaya çıkan insani krizin yanı sıra Türkiye’de yaşayan Êzidîlerin maruz bırakıldığı hak ihlalleri ve insan ticareti iddialarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) araştırma komisyonu kurulmasını talep etti.</p>
<p>Önergede, Şengal saldırıları sırasında binlerce Êzidî’nin yaşamını yitirdiği, yaşları 6 ile 70 arasında değişen 5 binden fazla kadın ve çocuğun kaçırıldığı belirtildi. Kaçırılanların Musul, Rakka ve Telafer’de kurulan pazarlarda satıldığı, zorla din değiştirmeye ve cinsel köleliğe maruz bırakıldığı ifade edildi.</p>
<h4>Dünyada yankılanan adalet talebi</h4>
<p>Avrupa Süryani Birliği (ESU) ve Bethnahrin Ulusal Birlik Partisi (HBA), kayıpların bulunması, gasp edilen mülklerin iadesi, Şengal’de Êzidî ve Ninova Ovası’nda Süryani özerk yönetim haklarının uluslararası güvenceye alınması çağrısında bulundu.</p>
<p>ESU’nun yayınladığı açıklamada, “Ağustos 2014, Mezopotamya’nın kadim halklarının tarihinde derin bir kırılma yarattı. 3 Ağustos’ta Şengal’de Êzidî halkı, IŞİD’in saldırısına uğrayarak ağır bir soykırıma maruz kaldı. 6 Ağustos’ta Ninova Ovası’nda Süryani (Asuri-Arami-Keldani) halkı hedef alındı, yüz binlerce kişi yurtlarını terk etmek zorunda kaldı” sözlerine yer verildi.</p>
<p>HBA’nın yayınladığı açıklamada ise “Êzidî'nin halkımızın ve Süryani halkımızın terör örgütü IŞİD eliyle maruz kaldığı soykırımın 12. yıl dönümü vesilesiyle Bethnahrin Ulusal Birlik Partisi; vahşice katledilen binlerce masum kurbanın ruhlarını, cariye olarak satılan ve köleleştirilen kadın ve kız çocuklarını, çocuklukları ellerinden alınan çocukları ve yerlerinden edilen aileleri, modern çağın tanıklık ettiği en korkunç suçlardan birinde derin bir acı ve saygıyla anmaktadır.” sözlerine yer verildi. </p>
<p>Öte yandan Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin katılımıyla Êzidî Soykırımı’nın 12. Yıl Dönümü Anma Töreni düzenlendi. Barzani, konuşmasında hala kayıp olan Êzidîler için arama çalışmalarının sürdüğünü belirterek, Şengal Anlaşması’nın uygulanması ve IŞİD’lilerin yargılanacağı özel bir mahkemenin kurulması çağrısını yineledi.</p>
<h4>Diyarbakır'da kurulan hak platformu</h4>
<p>Kaçırılan ve zorla alıkonulan Ezidi kadın ve çocukların kurtarılması ile haklarının savunulması için Diyarbakır’da 2015 yılında Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu <a href="https://ilketv.com.tr/2-bin-700-ezidi-kadin-ve-cocuk-hala-isidin-elinde-beyaz-ferman-devam-ediyor/" target="_blank" rel="nofollow noopener">kuruldu.</a></p>
<p>Platform üyesi ve eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Feleknas Uca, saldırıların yıl dönümüne ve platformun çalışmalarına dair MA’ya açıklama yaptı. Uca, tüm dünyanın sessizliğine dikkat çekerken IŞİD’in zorla alıkoyduğu 2 bin 700 kadının akıbetinin belirsizliğine dikkat çekti. Avrupa’da Ezidi toplumu üzerinde beyaz fermanın (sessiz soykırım) devam ettiğini söyleyen Feleknas Uca, şu ifadeleri kullandı:</p>
<h4>"Beyaz ferman devam ediyor"</h4>
<p>“Ezidi toplumu üzerindeki büyük tehlikeler ve korkular devam ediyor. Dünyanın gözü önünde Ezidi toplumumuza yönelik ‘beyaz ferman’ devam ediyor. Bir fermandan kurtuldular ama başka fermanlar önlerinde duruyor. Bir fermandan kurtuldular ama bu fermanda daha fazlası diasporada başlarına geldi, geliyor. Bugün 2 bin 700 kadının akıbeti hâlâ belirsiz, IŞİD’in elinde. Onlarca toplu mezar henüz tam olarak açılmadı. Resmî rakamlara göre görülen, bilinen şeylerden bahsediyoruz; fakat bilinmeyen, akıbeti belli olmayan, tüm ailesi katledilen, öldürülen ve aileden geriye hiç kimsenin kalmadığı durumlar da var. </p>
<p>Êzidîlerin yaşadığı tüm köylerde toplu katliamlar yapıldı. Orada kadınlar, kızlar ayrıldı. Erkekler bir araya toplanıp toplu mezarlarda diri diri katledildi. Kafeslerde dinini değiştirmek istemediği için Ezidi kadınlar yakıldı. Din değişikliğini kabul etmedikleri için diri diri yakıldılar, videoları çekildi ve bu videolar yayımlandı. Bu yüzden diyoruz; bu ferman dünyanın gözü önünde oldu. IŞİD çetelerinin Êzidî kadınlarına yaptığı o çirkin eylemler kanallarda yayımlandı. Yani bu, yaşatılanların tanımının yapılamayacağı bir durum. Sözlerle anlatılamaz. Bu yaranın, bu acının tarifi imkansız çünkü gözümüzün önünde hâlâ canlı. Haykırışları kulağımızda, yaşadıkları gözümüzün önünde.”</p>
<div class="box-12">
<h4>Ne olmuştu?</h4>
<p>Avrupa Parlamentosu IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Êzidîlere yönelik gerçekleştirdiği katliamı “Êzidî Soykırımı” olarak tanımıştı.</p>
<p>Ardından ilk olarak 30 Kasım 2021'de Almanya’da bir mahkeme tarafından “soykırım” olarak tanındı. Bu tanım daha sonra çok sayıda parlamento ve uluslararası kuruluşlar tarafından da gerçekleştirildi. Almanya parlamentosu da 2023 yılının Ocak ayında Êzidî Soykırımı’nı tanıdı. </p>
<p>Uluslararası kurumların hazırladıkları raporlarda “insanlığa karşı işlenen suçlar” kategorisine alınan bu katliam, Türkiye’de ise siyasi iktidar tarafından henüz resmi olarak kınanmadı. </p>
</div>
<p>Kaynaklar: Sabro, İlke TV, MA.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rahip Santoro suikasti ve Orhan Pamuk'un düşen 301 davası]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi-41371</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/rahip-santoro-suikasti-ve-orhan-pamuk-un-dusen-301-davasi-41371</guid><description><![CDATA["Neden Hedef Seçildim"de bu hafta 2006 5 Şubat'ta Trabzon Katolik Kilisesi’nde görev yapan İtalyan rahip Andrea Santoro'nun kilisede ibadet ederken vurularak öldürülmesi ve mahkemece 301'den yargılanmamasına karar verilen yazar Orhan Pamuk'un duruşma çıkışında aracının saldırıya uğraması yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hrant'ın Arkadaşlarının, Hrant Dink cinayeti 20. yılına yaklaşırken bilinenleri bir kez daha ortaya koymak ve cinayete giden yolun taşlarını tek tek kamuoyuna bir kez daha göstermek için hazırladığı Neden Hedef Seçildim dijital hafıza çalışmasında 25. haftaya gelindi. <a href="https://x.com/hedefsecildim" target="_blank" rel="noopener">X</a>, <a href="https://www.instagram.com/nedenhedefsecildim/" target="_blank" rel="noopener">Instagram</a> ve <a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=61588194547423" target="_blank" rel="noopener">Facebook</a> hesaplarından takip edebilebilinen "Neden Hedef Seçildim"de bu hafta 2006 5 Şubat'ta Trabzon Katolik Kilisesi’nde görev yapan İtalyan rahip Andrea Santoro'nun kilisede ibadet ettiği sırada vurularak öldürülmesi ve mahkemece 301'den yargılanmamasına karar verilen yazar Orhan Pamuk'un duruşma çıkışında aracının saldırıya uğraması yer alıyor. </p>
<p><strong><span style="color: rgb(224, 62, 45);">1 Ağustos 2026 </span></strong></p>
<p><strong>Tarih: 5 Şubat 2006 Pazar</strong></p>
<p>2000 yılından bu yana Trabzon Katolik Kilisesi’nde görev yapan İtalyan rahip Andrea Santoro, kilisede ibadet ettiği sırada arkasından açılan iki el ateş sonucu olay yerinde yaşamını yitirir. Görgü tanıklarının ifadesine göre siyah bere giyen katil "Allahu Ekber" diye bağırarak havaya bir el ateş ettikten sonra olay yerinden koşarak uzaklaşmıştır. Suikastı gerçekleştirdiği iddia edilen 16 yaşındaki O. A., ertesi gün suç aletiyle birlikte yakalanır.</p>
<p>Türkiye’de ve dünyada büyük tepki uyandıran suikast, Trabzon’da aylardır devam eden Hıristiyan ve misyoner karşıtı milliyetçi ve dinî bir kampanyanın sonucunda gerçekleştirilmiştir. Üstelik kampanyanın hedefinde Rahip Santoro’nun kendisi ve kilisesi açıkça yer almıştır. Buna rağmen olay, kamu görevlileri tarafından münferit bir vaka olarak ele alınır, olayın ne arkasındaki sorumlular ne de daha önceki olaylarla ilişkisi ne de kamu görevlilerinin ihmali araştırılır.</p>
<p>Rahip Santoro’nun öldürüldüğü sırada polis takibi altında olduğu ve Yasin Hayal ile birlikte telefonunun dinlenmesine karar verildiği ise bir yıl sonra, Hrant Dink’in avukatlarının incelemeleri sayesinde ortaya çıkacaktır.</p>
<p><strong>6 Şubat 2006 Adana</strong></p>
<p>8 Ocak’ta saldırıya uğrayan ve yaptığı şikâyet üzerine herhangi bir  işlem yapılmayan Adana Protestan Kilisesi Pastörü Kamil Kıroğlu, Rahip Santoro'nun öldürülmesinin ardından emniyete çağırılır. Kendisine üç kişinin fotoğrafı gösterilir. Pastör, kendisini tehdit eden üç kişiyi teşhis eder.</p>
<p><strong><span style="color: rgb(224, 62, 45);">2 Ağustos 2026</span></strong></p>
<p><strong>Tarih: 7 Şubat 2006 Salı</strong></p>
<p><strong>Orhan Pamuk davası 2. duruşmada düşer</strong></p>
<p>Mahkemenin Adalet Bakanlığı’ndan talep ettiği yargılama iznine ilişkin cevap dosyaya konmuştur. Bakanlık, cevapta yeni Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi uyarınca izin alınmasına gerek olmadığı bildirilmiştir. Mahkeme ise bu yazıyı “izin verilmedi” şeklinde yorumlar ve dava düşer.</p>
<p>Duruşma çıkışında Orhan Pamuk yine tehlike altında kalır, aracı saldırıya uğrar.</p>
<p>O esnada:</p>
<p><strong>7 Şubat</strong></p>
<p>Hasan Cemal, İsmet Berkan, Murat Belge, Haluk Şahin ve Erol Katırcıoğlu hakkında açılan davanın ilk duruşması görülür. Mahkeme salonunda müştekiler ile polisler arasında kavga çıkar.</p>
<p>O esnada medyada:</p>
<p>“Cinayetin Siyasi Tahlili: Trabzon”, Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak</p>
<p>“Papazını Vuranların Ülkesi”, Murat Belge, Radikal</p>
<p><strong>8 Şubat</strong></p>
<p>Danıştay 2. Dairesi, okula gidiş gelişlerde başörtüsü takan bir öğretmenin anaokulu müdürü olarak atanmasını kanuna aykırı bulan tartışmalı bir karara imza atar.</p>
<p>O esnada medyada:</p>
<p>Zaman gazetesinde Santoro cinayetiyle ilgili haber çıkar</p>
<p><strong>9 Şubat</strong></p>
<p>Hrant Dink, Urfa’da katıldığı bir panelde sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında açılan davada beraat eder.</p>
<p><strong>10 Şubat Trabzon</strong></p>
<p>Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürmek üzere yetiştirdiği yönündeki bilgileri polislere bildirilen ve polislerin “işinde gücünde” diye değerlendirdiği Zeynel Abidin Yavuz, üç kişiyi bıçakla yaralar. Bu kayıtlara geçen dördüncü suç olur.</p>
<p>O esnada medyada:</p>
<p><strong>10 Şubat</strong></p>
<p>Zaman gazetesinde Santoro cinayetiyle ilgili haber çıkar</p>
<p><strong>13 Şubat</strong></p>
<p>Vakit gazetesi, başörtülü öğretmenle ilgili tartışmalı kararı veren hakimleri hedef gösteren bir habere imza atar.</p>
<p>Radikal Gazetesi’nde Neşe Düzel, Empati Grubu kurucularından Şinasi Haznedar ile Santoro cinayeti üzerine bir röportaj yapar.</p>
<div class="box-12">
<h4><span style="color: rgb(224, 62, 45);"><strong>Cinayete giden yol</strong></span></h4>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/neden-hedef-secildim-39533" target="_blank" rel="noopener">Hrant'ın Arkadaşları cinayete giden yolu anlatıyor: Neden Hedef Seçildim?</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sabiha-gokcen-haberi-hurriyet-manseti-ve-genelkurmay-bildirisi-39554" target="_blank" rel="noopener">Sabiha Gökçen haberi, Hürriyet manşeti ve Genelkurmay Bildirisi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-istanbul-valiliginde-tehdit-edilir-39636" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sikayet-dilekceleri-baslar-medya-onunde-tehdit-edilir-39724" target="_blank" rel="noopener">Şikayet dilekçeleri başlar, medya önünde tehdit edilir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turk-ortodoks-patrikhanesi-nden-sikayet-emniyet-ten-suc-duyurusu-39808" target="_blank" rel="noopener">Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden şikayet, Emniyet'ten suç duyurusu</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-talebi-ve-agos-un-onunde-bir-gosteri-daha-39884" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni talebi ve Agos'un önünde bir gösteri daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasin-hayal-polis-kamerasinda-adalet-bakanligi-ndan-sorusturma-izni-39965" target="_blank" rel="noopener">Yasin Hayal polis kamerasında, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/dink-ve-karakasli-ya-turkluge-hakaret-ten-dava-yasin-hayal-firarda-40052" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Karakaşlı'ya "Türklüğe hakaret"ten dava, Yasin Hayal firarda</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/sisli-de-ilk-durusma-trabzon-da-bomba-40117" target="_blank" rel="noopener">Şişli'de ilk duruşma, Trabzon'da bomba</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/kaboglu-na-saldiri-erhan-tuncel-resmen-muhbir-40191" target="_blank" rel="noopener">Kaboğlu'na saldırı, Erhan Tuncel resmen muhbir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/fethiye-cetin-e-saldiri-yasin-hayal-in-babasindan-cagri-oglumu-disari-birakmayin-40265" target="_blank" rel="noopener">Fethiye Çetin'e saldırı, Yasin Hayal'in babasından çağrı: "Oğlumu dışarı bırakmayın"</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/malatya-daki-hiristiyanlar-hedefte-icisleri-bakani-takipte-40343" target="_blank" rel="noopener">Malatya'daki Hıristiyanlar hedefte, İçişleri Bakanı 'takipte'</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/tayad-lilara-linc-adalet-bakani-ndan-hancerleme-cikisi-40420" target="_blank" rel="noopener">TAYAD'lılara linç, Adalet Bakanı'ndan "hançerleme" çıkışı</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/bilirkisi-raporu-hrant-dink-hakaret-etmedi-orhan-pamuk-a-301-den-dava-40494" target="_blank" rel="noopener">Bilirkişi raporu “Hrant Dink hakaret etmedi”, Orhan Pamuk'a 301'den dava</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/turkluge-hakaret-davasinda-kerincsizler-ve-digerleri-sahnede-40596" target="_blank" rel="noopener">“Türklüğe Hakaret” davasında Kerinçsizler ve diğerleri sahnede</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/6-7-eylul-sergisine-saldiri-duzenlenir-yasin-hayal-serbest-birakilir-40678" target="_blank" rel="noopener">6-7 Eylül sergisine saldırı düzenlenir, Yasin Hayal serbest bırakılır</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/konferans-bilgi-universitesi-nde-hrant-dink-e-bir-sorusturma-daha-40759" target="_blank" rel="noopener">Konferans Bilgi Üniversitesi'nde, Hrant Dink'e bir soruşturma daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dinke-mahkumiyet-yasin-hayal-ermenilere-karsi-buyuk-kin-besliyor-40834" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink’e mahkumiyet, "Yasin Hayal Ermenilere karşı büyük kin besliyor”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/hrant-dink-bu-suc-benim-algilamamla-irkciliktir-ve-ben-boyle-bir-suc-islemedim-40920" target="_blank" rel="noopener">Hrant Dink: “Bu suç, benim algılamamla ırkçılıktır ve ben böyle bir suç işlemedim”</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/umut-kitabevi-bombalanir-dink-ve-agos-yetkilileri-savciliga-ifade-verir-40998" target="_blank" rel="noopener">Umut Kitabevi bombalanır, Dink ve Agos yetkilileri savcılığa ifade verir</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/orhan-pamuk-durusmasinda-saldiri-dink-hakkinda-bir-dava-daha-41077" target="_blank" rel="noopener">Orhan Pamuk duruşmasında saldırı, Dink hakkında bir dava daha</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/basbakanlikta-milli-guvenlik-zirvesi-ve-mehmet-ali-agca-nin-tahliyesi-41158" target="_blank" rel="noopener">Başbakanlık’ta Milli Güvenlik Zirvesi ve Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/Dink%20ve%20Pamuk%E2%80%99a%20kar%C5%9F%C4%B1%20y%C3%BCkselen%20kampanyalar,%20Trabzon'da%20tehdit" target="_blank" rel="noopener">Dink ve Pamuk’a karşı yükselen kampanyalar, Trabzon'da tehdit</a></p>
<p><a href="https://www.agos.com.tr/tr/haber/trabzon-da-bir-cinayet-dink-e-tehdit-mektubu-41300" target="_blank" rel="nofollow noopener">Trabzon'da bir cinayet, Dink'e tehdit mektubu</a></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Henüz her şey çözülmüş değil ama negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yok"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/henuz-her-sey-cozulmus-degil-ama-negatif-yaklasmayi-gerektiren-bir-durum-da-yok-41372</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/henuz-her-sey-cozulmus-degil-ama-negatif-yaklasmayi-gerektiren-bir-durum-da-yok.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/henuz-her-sey-cozulmus-degil-ama-negatif-yaklasmayi-gerektiren-bir-durum-da-yok-41372</guid><description><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile dün yapılan görüşmenin ardından yazılı açıklama yaparak, Öcalan'ın mesajını paylaştı. Öcalan, çıkarılacak yasanın sürecin önünü açacak anahtar niteliğinde olduğunu belirterek, demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralandığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol, dün adaya giderek Abdullah Öcalan ile TBMM'ye sunulması beklenen 'çerçeve yasa' konusunda görüştü.</p>
<p>Heyet, üç saatlik görüşmenin ardından bugün bir açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada, Öcalan'ın 'süreç', yürütülen çalışmalar ve önümüzdeki dönemin tarihsel sorumluluklarına dair değerlendirmelerde bulunduğu aktarıldı.</p>
<p>DEM Parti İmralı heyeti, Öcalan'ın kamuoyuna iletilmesini istediği mesajı da paylaştı.  Abdullah Öcalan’ın mesajları şöyle:</p>
<div class="box-12">
<p>“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.</p>
<p>Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız.</p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa, şimdi de demokratik Cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.</p>
<p>Bu yalnızca Kürtlerin veya bir kesimin değil, bu topraklarda herkesin ihtiyacıdır. Atılacak adım, ülkenin ve bölgenin kaderini etkileyecek; demokratik hukukun gelişmesinin, ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir.</p>
<p>Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız. Bu adımın barışa ve ekonomiye devasa katkısı olacaktır.</p>
<p>Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan, bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.</p>
<p>Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır."</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Göçmen çocuk 3]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/gocmen-cocuk-3-41370</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/yazi/2026/08/03/gocmen-cocuk-3.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/gocmen-cocuk-3-41370</guid><description><![CDATA[Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos’un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı ‘Lensler konuşabilseydi’ başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor. Kendi "göçmen çocukluğunu" anlattığı üçüncü yazısında, liseye başlaması ve hiç beklemediği bir arkadaşlığı yazıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık, yabancı kıyılardaki her göçmen için kaçınılmazdır. En azından ilk yıl boyunca, çoğu durumda… Her şeyi geride bırakırsınız, ailenizi, arkadaşlarınızı, dilinizi, mahallenizin sokaklarını, yüzleri, sesleri, kokuları ve çok iyi bildiğiniz renkleri... Ve aynı kaderi paylaştığınız arkadaşlarınızla söylediğiniz, sözlerini aynı duygularla ezberlediğiniz şarkıları… Çünkü onlar sizin ortak kaderinizin şarkılarıydı. Aynı acıyı ve ıstırabı, umutları ve özlemleri, aynı aşk sözlerini ortaya döktüğünüz tek sesle söylediğiniz şarkılar!</p>
<p>Benim durumumda, bu yalnızlık Toronto'da geçirdiğim 37 yıl boyunca benimle kaldı. İyileşecek ama tamamen iyileşmeyecek büyük bir yara gibi. Bu tedavi edilemez yalnızlık ve ait olmama hissinin nereden geldiğini bilmiyorum. Belki de melankolik ve hüzünlü doğmuşumdur. O ilk yaz ve sonbahar, hayal ettiğimden daha zor geçti.</p>
<p>Dil okulundan ayrıldıktan sonra, lisenin başlaması için bir ay beklemek zorunda kaldım. Bir bakıma çok sıkıcı bir yazdı, özellikle gündüzleri. Abilerim bütün gün çalışır ve sadece akşam yemeği vaktinde eve dönerlerdi. Babam ise gündüzleri dil okuluna gidiyordu. Hiç arkadaşım yoktu ve bütün günü küçük kız kardeşim ve annemle geçiriyordum. Mahallemizdeki çarşıya gider ve sadece takılır, bazen gazoz içer, çikolata veya kurabiye yerdim. Ama o yaşta sigara içiyordum. Kimse bilmiyordu. Bu yüzden sigara alır, birkaç tane içer ve eve gitmeden önce paketi atardım. O yıllarda sigaralar o kadar ucuzdu ki, bir süre her gün yeni bir paket aldım, annemin bana verdiği günlük harçlığım yetiyordu. Bir süre sonra yaptığım şeyin aptalca olduğunu fark ettim. Neden sadece ailemin öğrenmesinden korktuğum için paketleri atıyordum? Bu yüzden sigara paketlerini binamızın asansör tavanındaki ışık panelinin içindeki bir köşeye saklamaya başladım. Kimse oraya bakmazdı. Ertesi gün oradan alırdım.</p>
<p>Gazoz ve çikolata aldığım dükkânı, hiç gülümsemeyen kısa boylu bir adam işletiyordu. Adam, belirgin bir yabancı aksanla İngilizce konuşuyordu. Bir şeyler almaya gittiğimde, çoğu zaman benim yaşlarımda bir çocuğu, açık buzdolabına süt kartonları ve büyük plastik kaplar koyarken görürdüm. Diğer zamanlarda ise rafları düzenlerdi. Sanırım o adamın oğlu ya da yardımcısıydı. Ama bir gün dükkana girdiğimde beni şaşırtan şey, adamın çocukla Türkçe konuşuyor olması oldu. Ses tonu kızgın gibiydi ve tek hatırladığım, çocuğun konuşmayı “Tamam tamam, patron” diyerek bitirmesiydi. Sempati duyduğum kişi çocuktu. Çalışkan bir çocuk olmasına rağmen, adamın ona kötü davrandığını hissettim. Zaten dükkan sahibini hiç sevmemiştim. Sadece soğuk biri olmakla kalmayıp, çirkin ve korkutucu bir yüzü de vardı. Onu ilk gördüğümde, çocukluğumda izlediğim filmlerde Herkül'ün yok ettiği dev gibi kötü karakterleri hatırlatmıştı bana. Onlar da dükkan sahibi gibi kötü karakterlerdi.</p>
<p>O yaz boyunca günlerimi mahallede geçirdim. Akşamları daha heyecanlıydı çünkü aile hep bir aradaydı. Ailemin Kamışlı'dan gelen ve bizden önce Toronto'ya taşınan arkadaşları vardı. Bazı akşamlar onlar bizi ziyaret ederdi, bazı akşamlar da biz onların evlerine giderdik. Akşamlar her zaman memleket anılarıyla doluyordu. Çok nostaljik… Bazı akşamlar daha heyecanlıydı çünkü abim Hraç beni sinemaya, kafeye veya Ermeni toplum merkezinde arkadaşlarıyla toplantılara götürürdü. O ve arkadaşları sanat ve kültüre meraklıydılar ve hatta yılda birkaç kez edebiyat dergisi yayınlıyorlardı. Abim Hraç, Toronto'daki ilk yıllarımda hissettiğim tüm o yalnızlıkta benim için bir kurtarıcı gibiydi. O, kendine atfedilmiş ayrı bir hikayeyi hak ediyor.</p>
<p>Neyse, Eylül geldiğinde liseye başladım. Sıkıcı bir yazın ardından benim için oldukça heyecan verici bir şeydi. Orada Harut adında benim yaşımda bir çocuk dışında kimseyi tanımıyordum. Onunla bir topluluk yemeğinde kardeşi vesilesiyle tanışmıştım. Kardeşi benim kardeşlerimin arkadaşıydı. Harut beni okulumuzdaki tüm Ermeni öğrencilere tanıtmaya çalıştı. İlk tanıştığım ikisini pek sevmedim; onlar Ermeni'den çok Kanadalıydılar. Ama üçüncüsünü hemen sevdim. Adı Hampar'dı ve İstanbullu bir Ermeni'ydi. O gün arkadaşlığımız başladı; 14 yıl süren koşulsuz bir arkadaşlık… Mahallemdeki bir dükkanda çalışıyordu. Hani şu korkunç sahibi olan dükkan... Buna kader derim!</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 11:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Cadı avı yerine sorumluluklarını yerine getirmeliler"]]></title><link>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cadi-avi-yerine-sorumluluklarini-yerine-getirmeliler-41369</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.agos.com.tr/haber/2026/08/03/cadi-avi-yerine-sorumluluklarini-yerine-getirmeliler.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://www.agos.com.tr/tr/haber/cadi-avi-yerine-sorumluluklarini-yerine-getirmeliler-41369</guid><description><![CDATA[Türkiye İşçi Partisi, Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “tehdit” suçlamalarıyla soruşturma başlatılmasına tepki gösterdi. TİP, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, "sosyal medyada ‘cadı avı’ yapmak yerine haksızlık ve hukuksuzluklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeleridir” çağrısı yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, Sera Kadıgil hakkında 31 Temmuz 2026 tarihinde TİP tarafından İzmir’de düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada "Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yönelik ifadeleri" nedeniyle soruşturma başlatıldığı bildirildi. </p>
<h4>TİP'ten açıklama</h4>
<p>Türkiye İşçi Partisi (TİP), İzmir’de katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşma nedeniyle Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil hakkında soruşturma başlatılmasına ilişkin yazılı açıklama yayımladı.</p>
<p>Parti, soruşturmanın düşünce ve ifade özgürlüğünü hedef aldığını savundu. </p>
<p>TİP’in açıklamasında, Kadıgil hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “tehdit” suçlamalarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı hatırlatıldı.</p>
<h4>"Cadı avı"</h4>
<p>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>“Cumhurbaşkanı hakkında konuşmayı ve eleştirmeyi suç haline getiren, her söz söyleyene soruşturma başlatan yargı mekanizması, düşünce ve ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmıştır.”</p>
<p>illetvekillerinin siyaset yapmasının ve söz söylemesinin engellenmeye çalışıldığını savunan TİP, açıklamasında şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“Milletvekillerinin dahi siyaset yapmasını ve söz kurmasını yasak hale getirme çabası bugünkü rejimin ana karakteridir. Siyasi iktidarın ‘ya bizden olursun ya da yargılanırsın’ anlayışı, toplumsal rıza üretemedikçe yargı sopasıyla halkı sindirme çabasıdır.”</p>
<p>TİP, soruşturmanın pazar akşamı başlatılıp sosyal medyadan duyurulmasına da tepki gösterdi.</p>
<p>Açıklamada, “Ülkedeki adaletsizliklerle ilgilenmek yerine bir milletvekili hakkında pazar akşamı soruşturma başlatan ve bunu da sosyal medyadan duyuran Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sözümüz, sosyal medyada ‘cadı avı’ yapmak yerine haksızlık ve hukuksuzluklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeleridir” denildi.</p>
<p>Kaynak: bianet, Cumhuriyet</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>