‘Hayatımın Aşkı’ klişelere teslim

Hayatımın Aşkı'ndaki Gökçe'nin patronunu kendine aşık etmek için girdiği kılıklar, evde kalmadığını, hâlâ onun için umut olduğunu kanıtlama halleri Cem Yılmaz’ın tabiri ile burada ‘yapılmışı var’ dedirtiyor.

Geçen yıl ortalığı yıkan iki farklı dizinin başrolleri ‘Hayatımın Aşkı’ ile yeniden karşımızda. ‘Kiraz Mevsimi’nden Serkan Çayoğlu ile ‘Güneşi Beklerken’ dizisinden Hande Doğandemir var. Onlara Berk Hakman eşlik ediyor. Son zamanlarda yeniden moda olan bir konu ile geçtiğimiz Pazar ekrana geldiler. 30’larına yaklaşmış bir kadının ‘evde kalma’ stresi üzerinden giden bir romantik komedi. Kadın, kadın diye başınızı ekşitmeyeceğim. Diziye dair yorumlarıma başlamadan önce küçük bir serzeniş için mola istiyorum. 

‘Ama toplum bunu istiyor’

Daha önceki pek çok yazımda dizilerin var olan kalıpları nasıl yeniden ürettiğine dair isyanımı birçoğunuz okumuştur. Bu dizinin hem romantik hem komik unsurlarının yine bir kadının toplumda ondan beklenen roller üzerinden olmasına isyanım devam ediyor. Dizilerde ‘ama toplum bunu istiyor’ mantığı ile alternatiflerinin sunulmamasını anlamıyorum. 30’larına gelmiş ve çevresinden ‘evlen artık’ baskısı yaşayan bir erkeğin bocalamalarını hiç sunmadın ki nereden bileceksin bu diziyi ‘toplum’un beğenmeyeceğini. Yine karşımıza var olan toplumsal cinsiyet kalıpları ve değiştirilmesi sanki imkânsızmış gibi sunulan kadın ve erkek algıları çıkıyor. Moladan çıkmadan son bir ekleme. Bu dizi, 30 yaş paniği nasıl da çevre baskısı ile yaratılıyor, kendi istekleri olan bir kadın nasıl bocalıyor bunu anlatsa ve bundan doğan komik ve romantik unsurları sunsa daha çok sarılacaktım. İşte bir ‘ama’ kalıyor içimde.

Mola bitti. Diziye dönelim. Diğer diziler sezon finaline ya da finale yaklaşırken, bu dizi yaz için soğuk kahve tadında diyebiliriz. Gökçe 30’larında bekâr ve reklam ajansında çalışan bir kadındır. Yunan Tanrısı kıvamında, fırından yeni çıkmış kadar ateşli patronu Demir’e aşıktır. Tüm arkadaşları evlenirken bir düğüne daha bekar gitmek istememektedir ve tam bu anda Demir’i kendine aşık etmesinde yardımcı olacak Kaan çıkar. Ta da! Sihirli üçlü karşımızda; iki erkek bir kadın. İtiraf ediyorum bu diziyi Berk Hakman’ın canlandırdığı Kaan için izlemeye devam ederim.

Dizinin ilk bölümü her şeyi katalım havasında idi. Tüm karakterleri gördük ama bu hızlı bir slayt geçişi tadında idi. Kadro iyi kurulmuş ancak onları DNA sarmalı haline getirecek bir şeyler eksikti. Belki ilerleyen bölümlerde bu bağları daha kuvvetli bir senaryo sağlar. İlk bölüm fazlasıyla Hande Doğandemir üzerine idi. Bu böyle devam ederse manşetlerde yeni bir ‘tükenmişlik sendromu’ vakası görebiliriz çünkü dizi yurtdışında maksimum 30 dakika olan örneklerine inat 120 dakika. Her bölüm bu şekilde devam edebilecek bir esas kadın düşünemiyorum. Gökçe karakteri fazla overdose idi. İzlerken yoruldum. Kıvamını tutturabilirse, içine girdiği haller izlenilebilir.

Benim açımdan 30’larında bekâr bir kadının patronunu kendine aşık etme çabaları yerine, farkında olmadan kendi olduğu ve buna rağmen komik/romantik olabildiği halleri daha izlenilesi. Bakınız; Kaan-Gökçe sahneleri. Ötesi klişelerle dolu. Yaratıcı klişelerle gelseler başım üstüne. Patronunu kendine aşık etmek için girdiği kılıklar, evde kalmadığını, hâlâ onun için umut olduğunu kanıtlama halleri Cem Yılmaz’ın tabiri ile burada ‘yapılmışı var’. Yolu açık olsun.

 

 

 

 

Kategoriler

Yaşam



Yazar Hakkında