OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Şirinoğlu’nun dediğine göre bu veliler, çocuklarının “söylemlerinin, düşüncelerinin değişmesinden” ‘şikâyet’ ediyormuş. Bir çocuk eğitim alacak ama söylemleri ve düşünceleri değişmeyecekse o eğitimi niye alıyor? Eğitimin amacı zaten çocuklarda değişiklik, fark yaratmaktır.

Geçen hafta 6-7 Eylül’ün yıldönümü vesilesiyle acı bir sarkazm minvalinde şöyle bir tweet attım: “Arada sorarım, günü geldi gene sorayım. Ermeni’yi, Rum’u, Yahudi’yi temizlediniz. Geri kalan memlekette siz size nasılsınız, eğleniyor musunuz gençler? Allah neşenizi bozmasın.” Buna verilen kimi tepkiler ilginç bir yelpaze oluşturdu ve ‘azınlıklar’, tarih, tarihle yüzleşme konularında küçük bir Türkiye profili çıkarmaya imkân verdi diye düşünüyorum.

6-7 Eylül ve diğerleriyle yüzleşmek benzer olayların tekrarının önlenmesinde önemlidir diyoruz. Nitekim 6-7 Eylül 1955’ten sonra da hedef grup değişmekle birlikte benzer dehşetler yaşanmadı mı? Bugün Türkiye’de Ermeni, Rum, Yahudi bulmak mesele ama farklı gruplara karşı benzer bir pogromun tekrarlanmayacağını kim söyleyebilir?

Bana daha ilginç gelen kurbanların ‘o anki’ psikolojisi, ruh ve duygu durumu. Evlerini arkalarında bırakıp yola çıkmaları söylendiğinde hissettikleri, gösterdikleri teslimiyet, uysallık…Bazen binlerce kişilik kafileye kilometrelerce sadece bir avuç muhafız eşlik ediyor, nasıl olabilmiş?

Kürtler, onurlarını koruyarak ve kendileri olarak ülkenin bir parçası olmaya çalışıyorlar. Onları iteleyen, öteleyen merkezdeki tekçi devlet aklı ve onun toplumsal tabanı. Ülke meclisine girmeye çalışıyorlar, bütün engelleri çıkarmanıza rağmen giriyorlar, bu sefer de orada yok muamelesi yapıyorsunuz. Belediye başkanlarını oy verip seçiyorlar, kayyım atıyorsunuz, bir daha seçiyorlar, soyut gerekçelerle bir daha kayyım atıyorsunuz.

Bu karar, daha evvel de belirttiğim üzere, hayli ilerici, özgürlükçü ve ince düşünen bir anlayışı yansıtıyor. O kadar ki, üzülmeli mi sevinmeli mi bilmem ama mahkeme, yazdığı gerekçede Ermeni toplumunun patrik seçme teamüllerine Ermeni toplumunun kimi kesimlerinden daha fazla hassasiyet göstermiş.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) patrik seçimine devlet müdahalesinin din özgürlüğünün ihlali olduğu yönündeki kararının uzunca bir analizi hak ettiğini söylemiştik. Bu hafta bunu yapmayı deneyelim. Öncelikle şunu belirtelim ki AYM, başvurucuların ‘Ermeni cemaati üyeleri’ olmalarını mağduriyet için yeterli saymıştır. Bu, daha sonraki olası başvuruların da önünü açan bir yaklaşımdır. Bu demektir ki, Ermeni toplumunun herhangi bir üyesi bu süreçte hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünürse dava açabilir, başkaca bir özelliğe veya makama sahip olması gerekmez.

Şeffaflık adına daha vahim bir durum, gene Ateşyan’ın ifadelerinde ortaya çıkıyor. Valilik’ten gelen ve değabah seçiminin ertelenmesini isteyen yazının üzerinde ‘gizli’ ibaresi varmış. Sonunda halk tarafından seçilecek bir patriğin seçim sürecinde kamuoyundan gizli herhangi bir şeyin olması meşru değildir. Bu, toplumun arkasından iş çevirmek manasına gelir. Neymiş burada kimsenin bilmemesi gereken ‘gizli’ durum?

Evet, çoğunluk veya baskın grup mensupları aralarında kimin azınlık olarak tarif edilen gruptan olduğunu bilmez, çünkü azınlığa mensup bireyler kendilerini gizlerler. O kadar ki, haksızlığa uğradıklarında bile, genellikle ortaya çıkıp haklarını açıkça savunmaktan kaçınırlar, çünkü bilirler ki, haklı olmalarının bir önemi yoktur, kolayca haksız duruma düşürülebilirler ve gördükleri zarar büyüyebilir.