OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Almanya’daki yüzleşme sürecinin bir kısmını anlatan bir film var: Yönetmenliğini Giulio Ricciarelli’nin yaptığı 2014 tarihli ‘Labyrinth of Lies’ [Yalan Labirenti]. Olaylar birebir filmin anlattığı gibi gelişmiş olmasa da film, gerçek olaylara dayanıyor ve 1963-1965 yılları arasına Almanya’nın Frankfurt şehrinde yaşanan Auschwitz yargılamalarına giden süreci konu ediyor.

Tutuklananlar arasında doğrudan siyasi bir kimliği olmayan da çok isim var. Onu da geçtim, madem çete reisiydiler, tek tek yargılandılar mı? Mahkemeleri yapıldı mı? Sonları ne oldu? Bunları anlatmadan “Çete reisiydiler” deyip bugün ferahlamak için ağzınızın içine bakanları kandırmak kolay.

Bu tanıma Türkiye’de bir sorgulamaya yol açar mı? Sanmam. Tam tersine, “Biz bunlar emperyalizmin oyunu dememiş miydik”, yollu laflarla inkar daha da şiddetlenecektir. Ama hakikatin kimseyi bekleyecek sabrı kalmadı. Ermenilere gelince. Ermeniler tarafından bu tanınmaya gösterilecek tavrın coşku veya sevinç değil, alçakgönüllü bir vakar olması gerektiğini düşünüyorum.

"Kapı", Süryaniler nezdinde bu ülkenin Türk-Müslüman olmayan kesimlerine yapılan baskıyı ele alan nadir eserlerden olması sebebiyle kıymetli bir iş. Film, bu topraklardan silinenlerin yokluğuna bir saygı duruşu, bir ağıt.

İki ülke, iki devlet, iki toplum anlaşamayabilirler, hatta savaşabilirler fakat savaşta ve savaşın sonrasında aşılmaması gereken bazı sınırlar olmalıdır ve vardır ki insan denen varlık olarak birbirimize yapabileceklerimizin bir sınırı olduğunu bilelim ve şu hayatta tutunacak bir dalımız olsun.

Bir hususun altını çizeyim. Vakıflar seçim kararı alırsa her şey çok güzel, çok kolay, çok hızlı olur ve yeni yöneticiler mutlaka seçilir demiyorum. Bunu diyemem, çünkü karşıda muhatap olarak iyi niyetli, haklara ve özgürlüklere saygılı, sorunları bu prensipler temelinde çözmek isteyen bir yönetim yok. Olsaydı zaten bu sorunları yaşamıyor olurduk. Fakat sonuçta mahkeme seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiğini söyleyerek ve bunu bütün yasa ve yönetmeliklerin üzerinde olan Anayasa’ya atıfla yaparak seçim için bir yol açtı.

Sık tekrarlanan bir yanlış da, seçim için VGM’nin iznine gerek olduğu. Vakıfların VGM’ye yazacakları yazı bir izin yazısı değildir, seçimi haber veren bir yazıdır. Vakıf yöneticilerinin seçim sürecini başlatmalarının önünde herhangi bir engel yoktur.

Ermeni Soykırımı ve arşiv meselesine dönecek olursak; tam da bahsettiğim mantıkla, Osmanlı arşivlerinde bir temizlik yapıldığı söylenir. Doğrusu, böyle bir temizleme girişiminde bulunulması beni ve herhâlde birçoklarını şaşırtmaz. Fakat soru şu: Osmanlı arşivlerinde, 1915 ilkbaharıyla birlikte Osmanlı Ermenilerinin başına gelenleri, daha doğrusu getirilenleri anlamamızı engelleyecek bir temizlik mümkün mü? ‘

Eğer belli kişi ve grupları belli kategoriler içine yerleştirmeyi, onlara belli sıfatları yakıştırmayı ve onları öyle sunup kabul ettirmeyi başarabiliyorsanız, onlara, onların mal-mülklerine, onurlarına yapabileceklerinizin bir sınırı yoktur.

1936 Beyannamesi yıllar sonra mülklerle ilgili başka sorunların da kaynağı, daha doğrusu bahanesi oldu. Şöyle ki, bu beyannamede olmayıp daha sonra satın alma, bağış vs. yoluyla bu kurumların uhdesine geçen mallara, bu beyanname –hukuk hilafına– bir vakıf senedi sayılarak ve o vakıf senedinde ileri dönük mal edinmeyle ilgili bir beyan olmadığı gerekçesiyle el konmaya başlandı. Bu konuda açılan davalarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1974’te hem ibretlik, hem de bu konuda devlet erkânının zihniyetini özetleyen bir karara ve gerekçeye imza attı.