OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Bu ‘aynı labirent içinde dönüp durma’ hissi, hâliyle, tarihle iştigal edenlerde biraz daha fazladır. Bazen, okuduğum bir şeyi dün gazetede mi okumuştum, yoksa II. Meşrutiyet meclis tutanaklarında mı diye tereddüte düşüyorum.

Kaybedilen her seçim hakkı demokrasiye vurulmuş bir darbedir. Dediğim gibi, cemaat vakıfları seçiminde bir fiili durum yaratıp, meseleyi soğutup, uyutup, seçim hakkını tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar. Sekiz senedir yönetmelik hazırlanmamasının başka bir izahatı varsa siz bana söyleyin.

Yoksa, operasyonun amacı tutsakları kurtarmak değil, örgüte darbe vurmak, zarar vermek, korkutmak, gözdağı vermek miydi? Esirlerin orada olduğunun bilinmemesi ihtimal dışı, ki bilinmiyorsa o da bir zafiyet. Yok, esirlerin orada olduğunu bile bile böyle toplu tüfekli bir operasyona girişilmişse o da büyük sorumsuzluk, hatta vahim bir hata.

Rektör atamasını protesto edenlere tepki gösterenlerin söylediği bir söz de “Devletimin yanındayım.” Devleti kendine ait bir şeymiş gibi düşünmek en büyük yanlış kanılardan biridir, bir yanılgıdır, illüzyondur. Devletin ‘sizin’ olma hâli, siz devlet denen örgütü yöneten insanlarla ters düşene kadardır.

Rejimin oynadığı oyun hep aynı. Demokratik bir taleple ortaya çıkanların üstüne şiddetle gidiyor, ortamı gerdikçe geriyor, onlardan gelecek en ufak bir karşı hamlede veya bir falsoda “Gördünüz mü işte, bunlar terörist, bunlar din-millet düşmanı, bunlar şöyle, bunlar böyle” diye, terekesinde ne varsa döküyor.

Amacın söylendiği gibi sadece vurguncuyu, istifçiyi, karaborsacıyı vurmak olmadığını gösteren bariz başka bir hâl ise şoför, komisyoncu, sekreter, terzi, garson gibi, emeğiyle hayatını kazanan Hıristiyan ve Yahudilere de vergi salınmış olmasıdır.

O öldükten sonra birilerinin ona atfetmeye çalıştığının aksine, ne soykırıma soykırım demekten vazgeçmişti, ne de diasporayı şeytanlaştırıyor veya sorunların tek kaynağı olarak görüyordu. Evet, diaspora kurumlarını da eleştiriyordu. Dürüst bir aydının yapması gerektiği gibi, yanlışı nerede görürse orayı eleştiriyordu ama halkının başına gelenleri ne unutmuş, ne de unutturmaya çalışmıştı.

Aynı HDP’li belediyelerde olduğu gibi, rejim, sonucu hoşlarına gitmeyen seçimi tanımadı. Birinci kayyumun atanmasından önceki seçimde Gülay Barbarosoğlu neredeyse %90 oyla seçilmişti ama rejim kayyum atamaktan çekinmedi.

Biz bir fragman gördük sadece. Onda bile yaşamla ve belki ondan da ilginci ölümle olan ilişkimiz, ölüme karşı hislerimiz rayından çıktı. Hani, ölüm karşısında ‘hayvanileştik’ desem yeridir.

Ermeniler söz konusu olduğunda da Halide Edip’te farklı dönemlerde farklı yaklaşımlar ve uygulamalar görüyoruz. Kimi zaman Ermenilerin acılarını açıktan tanıyan ve hatta “mensup olduğu kavim adına” Ermenilerden özür dileyen bir Türk aydını olur.