RONALD G. SUNY

Ronald G. Suny

MICHIGAN MEKTUPLARI

İmparatorluk ve demokrasinin bir arada var olması kolay değildir. İmparatorluk, bir hâkim gücün çıkarlarını madun bir halka dayatırken, demokrasi daha güçsüz halkların çıkarlarına ve tutumlarına saygı gösterir. Geçen ay bütün dünya, Amerika’nın Afganistan’ı terk edişine tanık oldu; 1975’te Saygon’daki ABD elçiliği binasından helikopterlerin kalkışına çok benzer şekilde, küçük düşürücü bir nitelik taşıyan bu ricat, Vaşington ve New York’taki dış siyaset seçkinlerini, şapkalarını önlerine koyup ciddi bir şekilde düşünmeye sevk etmesi gereken bir dönüm noktası teşkil ediyor.

Çıkış yolu var mı? Otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü ülkelerde mücadele etmek şüphesiz daha zor; oralarda mücadelenin, demokratik olanakları artırma yolundan ilerlemesi gerekiyor. Seçimler –tabii, seçimlerin yapılabildiği yerlerde– zorba yöneticileri zayıflatabilir, hatta safdışı bırakabilir ama hem otokrasilere özgü yozlaşma ve kayırmacılıktan, hem de liberal demokrasilerde siyasetin herkese açık olmasından nemalanan plütokratların nüfuzunu etkilemez.

Birçok modern devlet, etnik temizlikler ya da soykırımların ardından kuruldu. ABD’yi, Avustralya’yı, İsrail’i düşünün örneğin. Homojen etnik-millî devletler kurma süreci dünyanın her yerinde devam ediyor, çünkü insanlar geçmişteki imparatorluklar gibi çok uluslu, çok dinli devletleri tahayyül etmekte zorlanıyor.

Bir zamanların Anadolu’da ışıldayan, o dört başı mamur Ermeni kültürü, Avrupalı Yahudilerin Yidiş kültürü gibi, büyük ölçüde yok edildi.

Biden’ın şimdi yeniden canlandırdığı, Amerikan dış siyasetine dair liberal yaklaşımın kendine ait bir tarih anlatısı var.

ABD demokrasisi belki gerçekten de hilelidir, ama Trump ve taraftarlarının düşündüğü şekilde değil. Bu ‘sistem’ zenginlerin, varlıklıların, ayrıcalıklıların, kırsal kesimin, Beyazların ve erkeklerin lehinde hileli. İktisadi ve ırksal olarak bu kadar bölünmüş; oy verirken bilgiye dayalı, rasyonel tercihlerde bulunmanın önünde bu kadar fazla engelin olduğu bir ülkede nasıl, herkesin tek bir oyla temsil edildiği, adil ve eşit seçimler yapılabilir ki?

ABD’nin sağlam demokratik sistemi saldırıya dayandı ama demokrasinin, ahlaki değerleri hiçe sayan, ilkesiz siyasetçiler, demagoglar ve iktidar düşkünü oportünistlerin oluşturduğu tehdit altında, her daim kırılgan bir sistem olduğunu bir kez daha açıkça gördük.

Hükümetler de, birçok insan gibi, gerçeklerle yüzleşmekte zorlanırlar. Geçmişle, ülkenin iç ve dış düşmanlarıyla ilgili masallar uydururlar. İnkârcılık ve kullanışlı hikâyeler yazmak, kişisel çıkarını düşünen siyasetçilerin iktidarını sürdürmesine yardımcı olur. Fakat hakikat önünde sonunda döner, kişiyi olgusal gerçeklere bakmak zorunda bırakır.