OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Can sıkan, insanı bezdiren bunca alavere dalavereye rağmen, herkes doğru bildiğini söylemeye devam etmek zorunda. Hakka, adalete, Ermeni toplumuna olan sorumluluğumuzun gereği bu. Öyleyse, enerjimiz tükenene kadar anlatmaya devam edeceğiz.

Bugünün kavgaları tarih üzerinden veriliyor. Her kesim tarihin meşrulaştırıcı gücünü arkasına almak istiyor. Birçok akademik tarihçi bundan hoşlanmaz. Bunu tarihin, daha doğrusu tarihçiliğin ‘ayağa düşmesi’ olarak görürler. Özellikle Türkiye söz konusu olduğunda pek de haksız sayılmazlar. Payitaht gibi dizilerde tarih gerçekten de ayağa düşüyor. Peki, bu engellenebilir mi? Herhalde engellenemez. Öyleyse, tarihçi yakıcı bir soruyla karşı karşıya

‘Tarih tekerrür eder mi?’ sorusunun cevabı da ‘tekerrür’den ne anladığınıza bağlı. Eğer olayların şablon gibi birebir tekrarını anlıyorsanız, o durumda değil tarih, gün bile tekerrür etmez. Size tıpatıp aynı gelen günler arasında bile farklılık vardır.

Soykırım, katliam, pogrom gibi ayrımları yapmak için Rober Melson’ın ‘Revolution and Genocide’ [Devrim ve Soykırım] kitabında da bahsettiği ölçütler işimize yarayabilir. Melson, ayrımı yaparken, faillerin, kurbanların fiziksel varlığının yanı sıra, sosyal, siyasal ve kültürel varlığını, kimliğini ve mirasını da hedef alıp almadığına bakıyor.

Yönteme, mantıkbilime, retoriğe dair bir parantez açmak isterim, zira bu söyleşiye verilen tepkiler bunların memlekete pek uğramadığını bir kez daha gösterdi. Hadi onları da geçtim, bir metni satır satır okuyup anlama yetisi ve sabrı bile yok. Eğer öyle olsaydı, mezkûr söyleşi hakkında söylenen çoğu sözün söylenmemesi gerekirdi.