OHANNES KILIÇDAĞI

Ohannes Kılıçdağı

MUHALEFET ŞERHİ

Soykırım, katliam, pogrom gibi ayrımları yapmak için Rober Melson’ın ‘Revolution and Genocide’ [Devrim ve Soykırım] kitabında da bahsettiği ölçütler işimize yarayabilir. Melson, ayrımı yaparken, faillerin, kurbanların fiziksel varlığının yanı sıra, sosyal, siyasal ve kültürel varlığını, kimliğini ve mirasını da hedef alıp almadığına bakıyor.

Yönteme, mantıkbilime, retoriğe dair bir parantez açmak isterim, zira bu söyleşiye verilen tepkiler bunların memlekete pek uğramadığını bir kez daha gösterdi. Hadi onları da geçtim, bir metni satır satır okuyup anlama yetisi ve sabrı bile yok. Eğer öyle olsaydı, mezkûr söyleşi hakkında söylenen çoğu sözün söylenmemesi gerekirdi.

“Suriyeliler burada eğleniyor, bizim askerimiz onların yerine orada ölüyor” lafına dair bir iki söz söyleyelim. Türkiye’nin askerlerini oraya gönderen, Türkiye’nin Suriye politikasını belirleyen Türkiye’deki Suriyeli göçmenler değil herhalde.

Fakat çoğumuzun hemfikir olacağı bir şey varsa, o da hayatın çok kısa olduğu, zamanın çok hızlı aktığıdır. Gene çoğumuzun, hayatta bir atımlık barutu var. Bunun sebepleri hem hayatın kısalığı, hem de insanoğlunun yarattığı sınıflı toplum düzeni.

William Saroyan’ın ‘Ödlekler Cesurdur’ isimli hikâyesinde anlattığı gibi, etrafın baskısına, aşağılamalarına, hatta saldırılarına maruz kalmak, sürüye uymaktan daha zordur aslında. Hayatınızın normal akşını bozmak, daima kaçarak yaşamanın getirdiği zorluklar da cabası. Onun içindir ki korkanlar da cesurdur, hatta belki daha cesurdur.

Bu ülkenin İçişleri Bakanı’nın, polise “Yakaladığınız uyuşturucu satıcılarının ayaklarını kırın, suçu bana atın” demesinin üstünden daha bir sene bile geçmedi ama doğru dürüst konu bile olmadı. Dikkatinizi çekerim, salık verdiğinin bir suç olduğunun o da farkında.

Bunu tek başına yapmıyor tabii. Hatta, Avrupa’yı ‘bitiren’ faktörler arasında en üst sıralarda da yer almayabilir ama bir rol oynuyor. Önce Avrupa’nın bitmesiyle kastımız nedir kısaca onu açıklayalım, sonra Türkiye’nin devlet ve ülke olarak bundaki payına bakalım.

Biz bugün Ermenilerin Osmanlı ordusunda askere alınmaları konusunu ne derece, nasıl ve hangi şartlarda hatırlıyoruz? Başka bir deyişle, bunun tarihi nasıl yazılıyor? Hatta, hatırlanıyor ve yazılıyor mu diye de sorabiliriz.