NAZAR BÜYÜM

Nazar Büyüm

DÖNÜP BAKTIĞIMDA 

Ay, ey ay, uykusuz gözlerinle... (4)

                           “Sessiz ve duyarsız kalmak günahların en büyüğüdür.”

Elie Wiesel – Nobel Barış Ödülü sahibi

Nisan: Hatırlama ve anma ayı.

Nisan: Vicdanların uyanma ayı.

Nisan: Kalbin karalar bağladığı ay.

 

Hatırlamalıyız: Bir daha olmasın diye.

Anmalıyız: Daha sonra yaşananlarla, yaşatılanlarla birlikte.

 

Ermeni Soykırımı’nda Almanya’nın rolü, payı ve sorumluluğunu konu eden bu dördüncü yazı. Tam da 24 Nisan gününe rastladı.

Bu yazıda, sözü pek edilmeyen bir başka gerçeğe değinmek istiyorum. Konuyu yakından bilmeyenler için şaşırtıcı, taze bir bilgi olabilir; oysa 100 yıldan daha eskidir.

1900’lerin başında Almanya rakipleri İngiltere ve Fransa ölçüsünde sanayileşmemiş, sömürge sahibi olmayan bir devlettir. Önce Şansölye Bismarck, ardından Kayser II. Vilhelm bu sorunun çözümünü bulurlar. Teorisyeni Şansölye, uygulayıcısı Kayser’dir.

En büyük rakip İngiltere, gücünü sanayileşmesine, onu da Hindistan gibi kolonilerini sömürmesine borçludur. Eğer Almanya’dan Basra’ya uzanacak bir demiryolu yapılırsa, İngiltere’nin Uzak Doğu ve Hindistan’a ulaşımı kesilecek, ayrıca Almanya Mezopotamya’daki petrole sahip olacaktır.

İstanbul-Bağdat demiryolu, Almanya’nın o güne kadar en büyük yatırımı olarak inşa edilir.

Almanya ayrıca, Anadolu’daki büyük Ermeni nüfusunu Suriye ve Mezopotamya’ya taşıyarak, bu Hıristiyan, işbilir, eliuz millet vasıtasıyla o yöreleri geliştirebileceğini,  daha kolay ve etkili bir kontrol altında tutabileceğini planlar. Yani, Ermeni tehciri ilk ve en önce Almanya’nın planı ve eseridir.

 Başlayan dünya savaşı bu planı engeller. Fakat ne gam! Savaşta Almanya Osmanlı ile müttefiktir. Almanya’nın kendi stratejisinin parçası olan tehcire seyirci kalması, hatta onu desteklemiş olması, böylece bir açıklamaya kavuşmuş olabilir.

Yahudi Soykırımı’nın yaşandığı günlerden çok önce, Ermeni sorununun çözümü için seçilen yöntem hakkında, 1916 yılında, Fransız tarihçi René Pinon,

“Ermenilerin yok edilmesi: Alman Yöntemi, Türk İşi”  kitabıyla, teşhisi erkenden koymuştur.

“Almanlar Osmanlı ordusunu kontrol ediyordu. Donanmayı kontrol ediyordu. Her Osmanlı ordusunun bir Alman kurmay başkanı vardı. Enver Paşa’nın altında da bir Alman Genelkurmay Başkanı vardı, Bronsart von Schellendorf.

Bu arada, savaşla ilgili çok önemli bir ayrıntı: Her şeye Berlin’de karar veriliyordu. İstanbul’da değil. Osmanlı ordusu Alman kontrolü altındaydı. Hatta Osmanlı maliyesi bile.”

Firoz Ahmed, Tarihçi 

İttihat ve Terakki'nin Ermeni Sorunu’nun çözümü için geliştirdiği planı, Alman Devleti’nin dışında bir “çözüm” olarak görmek mümkün değildir. 

Ermenilerin tehcir edilmesi kararının alınmasında birinci derecede rolü bulunan Almanların uygulamadan da bilgi sahibi olduklarını, Ermenilerin karşı karşıya kaldıkları soykırımın önlenmesi, hiç değilse hafifiletilmesi yönünde herhangi bir girişimde bulunmadıklarını, en başta Almanlar, herkes biliyor. 

 

“Ermeni Meselesi’ni Ermeni ırkının tamamen imhasıyla halletme planını gerçekleştirmesinde Türk Hükümeti bizim temsilcilerimiz tarafından durdurulmamış,  Batı kamuoyu da umursanmamıştır.”

Paul Wolff Mettternich, Osmanlı’da’da Almanya Büyükelçisi

“Türkler Transkafkas’daki tüm Ermenilerin yokedilmesi eylemine başladılar… Hiç kuşku yok ki, Türkler, bugüne kadar sağ bıraktıkları birkaç yüzbin Ermeniyi de sistemli bir biçimde imha amacını gütmektedirler.”Otto von Lossow, Tümgeneral, Osmanlı’da Almanya Fevkalade Elçisi ve Batum Konferansı’nda Almanya Delegesi (Almanya Dışişleri Bakanlığı Arşivi)

"Bir devletin orduda, siyasette, memleket idaresinde sır denilebilecek nesi varsa hepsi yabancı devlet memurlarına emanet edilmişti. Bu devlet müttefik de değildi, dünya siyasetinde ikiye ayrılmış saflardan birisini yönetiyordu. Alman Islah Heyeti memleketin içinde olup bitenleri günü gününe izler durumdaydı."

İsmet İnönü

Savaş sonrasında, 1919 Paris Konferansı hazırlık komisyonlarında Almanya’nın Ermeni katliamlarındaki rolü “insanlığa karşı işlenmiş suç” olarak kayıtlara geçecekti. 

“1982’de yüreğime yakın duran bir konudaki kolokyuma katılmayı reddettim. İsrailli iki ppsikiyatri profesörü tarafından organize edilen, benim de başkanlığını yapacağım bu sempozyum soykırım üstüneydi. Her şey hazırdı. Birkaç kıtadan bilim insanları ve tarihçiler daveti kabul etmişti, aralarında Ermeniler de vardı. Onları yakından etkileyen bu konuda onların da düşündükleri olacaktı elbet. Türk ordusunun elinde katliama uğrayan atalarını insan nasıl unutabilir? Son anda büyük bir sorunla karşılaştık. Türkiye’nin baskısı neticesinde İsrailliler benden Ermenilere davetimizin iptalini istediler. Reddettim. Aşağılayıcı bir tutum olurdu bu. Ve aşağılamak günahtır. Baskı arttı. Tek bir Ermeni katılımcı dahi olsa, İsrael-Türkiye ilişkilerinin zarar göreceğini söylediler. Bunun bazı Arap ülkelerindeki İsrailliler için de kötü olacağı anlatıldı. Her ne ise. Ermeni konuklarımızı rencide edemezdim. Başkanlıktan çekildim. Tek bir insanın canı, insanlığın hayatı üstüne yazılacak bütün kitaplardan daha değerlidir. Sessiz ve duyarsız kalmak günahların en büyüğüdür.”

Elie Wiesel – Nobel Barış Ödülü sahibi

Tekrar edelim:

Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda kilit komuta kademeleri dahil olmak üzere 35.000 Alman subay, astsubay ve er görev yapıyor. Bunlar sıradan subaylar değil; mareşal, general, amiral olanlar, aralarında Genelkurmay Başkanlığı, ordu komutanlığı yapanlar var.

Osmanlı Devleti nezdinde, özellikle İttihatçı üç şerik Enver-Talat-Cemal paşalar üstünde kesin etki sahibi Almanya’nın, istese, soykırımı önleme gücüne sahip olduğundan kuşku duyulabilir mi? Soykırımda Almanya’nın sorumluluğunun Osmanlı yönetiminden geri kalır yanı var mı?

Bugün Almanya batının muteber bir demokratik ülkesi. Yahudi Soykırımı tanıdı, sorumluluğunu vakarla kabul etti. Onurlu bir davranıştı bu. Öyleyse, Yahudi Holokost’unun öncülü olan Ermeni Soykırımı o ülkede niçin hala sümen altında? Dün ve bugün Almanya’yı yönetenler Şansölye Bethmann-Hollweg’in soyundan mı geliyorlar, Şansölye Willy Brandt’ın kanından mı? 

Soykırımın 100. yılı tüm dünyanın, ama özellikle Almanya’nın diz çöküp tövbe edeceği yıldır.

 

 

*Ay, ey ay, uykusuz gözlerinle

 Sahip ol Ermeni kemiklerine