Sinemacıların seyir rehberi

Bu sene 15. yılını kutlayacak olan ‘!f İstanbul’, 18 Şubat’ta İstanbul’da başlayacağı yolculuğuna Ankara ve İzmir’le devam edecek. Yönetmenler, oyuncular ve yazarlara !f İstanbul’da izlemek istedikleri üç filmi ve nedenlerini sorduk; ortaya, festivalin farklı bölümlerine dair heyecan verici bir seyir rehberi çıktı.

Belmin Söylemez (yönetmen): “Sıradanın yorumu”

‘Bağlar’a, zorluklara rağmen basketbol oynayarak var olmaya çalışan Diyarbakırlı gençlerle bağ kurmak için, ‘Dinle Beni Marlon’a, Marlon Brando hayranı olduğum ve oyuncuların dünyasını merak ettiğim için, ‘Geri Sayım’a, çok beğendiğim ‘Müze Saatleri’ filminin yönetmeni Jem Kohen’in gündelik/sıradan hayatı nasıl yorumladığını görmek için gidilir.

Tülin Özen (oyuncu): “ ‘Anomalisa’ banko film”

Festivalin adı ‘!f’ ise benim için üç film seçmek gerçekten çok zor. Ben !f’i sadece güzel filmler seyretmek için takip eden biri değilim. Şaşırmak ve çevremden farklı insanlarla, bakışlarla karşılaşmak için takip ediyorum. !f’te kendi hareket ettiğim eksende bir üçlü şöyle olabilir: ‘Anomalisa’yla kesin ilgileneceğim; Charlie Kaufman olması, “İnsan olmak nedir?” diye başlaması ve animasyon olmasıyla, benim için ‘banko !f filmi’. ‘Sayende Prenses’, dijital dünyanın bangır bangır gelen, hem ‘fırsat’ , hem ‘ünlü olmak’, hem ‘yalnızlık’, hem ‘dayanışma’, hem ‘hediye’ üzerine bir film. Bu kelimelerin hepsi filmde var; hiçbiri kelimenin yıllardır bilinen asıl anlamını taşımıyor. Bir de, !f’e gidiceksek müziksiz olmaz. ‘Körlük Üzerine Notlar’da körlük üzerine daha önce duymadığım, düşünmediğim, hayal bile edemeyeceğim hisler ve gerçeklerin yattığını düşünüyorum. Son söz: 3, acımasız bir rakam.

Mahmut Fazıl Coşkun (yönetmen): “Yarıda kalan film”

‘Anomalisa’ filminin senaryosunu Charlie Kaufman yazmış ve Duke Johnson’la beraber yönetmiş. Bu yıl en çok merak ettiğim filmlerden. Kaufman bence yaşayan en iyi senaristlerden. ‘Uncle Howard’, 80’lerin New York’una, sanat ortamına, yarıda kalan bir film aracılığıyla uzanan bir belgesel. Merak uyandırıcı... ‘Kedi’nin fragmanına bayıldım.

Hakan Bıçakçı (yazar/senarist): “Türkiye’den arızalı bir film”

!f ile de özdeşleşmiş bir isim olan Takashi Miike ,son filmi ‘Yakuza Cehennemi’nde bir vampir yakuza hikâyesi anlatmış. Tam da Miike’ye göre bir delilik... ‘Ceset’, Türkiye’den, arızalı bir film! Konusundan dolayı ilgimi çekti. ‘Güllerin Cenaze Töreni’, 1969 yapımı ‘kült’ bir film. Yıllar önce izleyip çok etkilenmiştim. Eskiden sanat ne kadar serbest ve deneyselmiş; şimdi ise ne kadar anlatımcı ve formüllere dayalı. Bana bunu düşündürmüştü. Bu tuhaf filmi beyazperdede izlemek ilginç olacaktır.

Güllerin Cenaze Töreni

Ramin Matin (yönetmen): “David Bowie bölümü kaçmaz”

‘Anomalisa’... Nasıl olmuş da Charlie Kaufman bugüne kadar animasyon yapmamış, bana çok şaşırtıcı geldi. Ekstra bir sebep gerekiyorsa: Carter Burwell. David Bowie bölümü kaçmaz. Gönül isterdi ki, kendine en uzak karakteri oynadığı ‘Merry Christmas Mr. Lawrence’ da olsun fakat Nicolas Roeg’i büyük ekranda izleyebilmek ve Tony Scott’un ‘garip’ ilk filmini tekrar görme fırsatı kaçmaz. Belgesel efsanesi Frederick Wiseman’ın son filmi ‘In Jackson Heights’ı başka yerde yakalamak zor olur, kaçırmamak gerek. Zira bu kadar katmanlı ve derinlikli film yapan az yönetmen var.

Zeynep Dadak (yönetmen): “Oyuncu olarak Mustafa Irgat”

‘No Home Movie’ye, bir yönetmenin dünyayla arasına koyduğu sınır ve sınırsızlık üzerine düşünme imkânı için; ‘In Jackson Heights’a, sinemadan salt bir hikâye anlatma sanatı olarak değil de, şiir, deneme, belge gibi topyekûn bir form olarak söz etmemizi sağlayan bir başyapıt olduğu için; ‘Tekerleme’ye, en sevdiğim sinema yazarı ve şair Mustafa Irgat’ı oyuncu olarak izlemek için gidilir.

Jackson's Height

Doğu Yücel (yazar/senarist): “David Foster Wallace ile beş gün”

‘Anomalisa’, Kaufman’ın çılgın filmografisine göre sıradan diyenler olsa da, mutlaka görülmeli. Bir nevi, Kaufman’ın ‘Straight Story’si olabilir. ‘Yolun Sonu’, bir Rolling Stone muhabirinin, yazar David Foster Wallace’la geçen beş gününü anlatan bir film; ‘Almost Famous’un edebiyat versiyonu gibi... ‘Sığınak’, genelde hor görülen bir tür olsa da, korku-komedi melezliğinden iyi filmler çıkmaya devam ettiğini gösteren, eğitim üzerine, karanlık bir kara komedi.

Murat Özer (sinema yazarı): “Chantal Akerman’a layıkıyla veda”

‘Belirsizlik Teorisi: The Residents Hakkında Bir Film’... “Merak kediyi öldürür” derler, ama ‘The Residents’ı merak etmemek mümkün değil. 1969’dan bu yana gündemde olan bu ‘grup’ hakkında bir belgesel çekilir de izlenmez mi! ‘No Home Movie’; Chantal Akerman’a layıkıyla veda etmek için elimize bir fırsat geçmiş, harcamamak gerek. Onun annesine vedası oldu, bizim de ona vedamız olacak bu film. ‘Quincy’de Mevsimler: John Berger’in Dört Portresi’ filmini görme arzusunu hissetmek için tek şey yeterli herhalde: John Berger... Bir de Tilda Swinton eklenince buna, iştah artıyor haliyle.

Berke Göl (sinema yazarı): “Çılgın bir ‘Kral Oedipius’ uyarlaması”

Güllerin Cenaze Töreni’, Toshio Matsumoto’nun, tazeliğini bugün bile koruyan 1969 yapımı ilk uzun metrajı. Cemiyette yükselmeye çabalayan trans Eddie’nin öyküsünü anlatırken, hem savaş sonrası Japonya’sının sosyopolitik yapısına dair fikir veren, hem 60’ların karşı- kültürüne yakından bakan, hem de farklı türleri büyük bir fütursuzlukla harmanlayan, çılgın bir ‘Kral Oedipius’ uyarlaması. ‘Şov Dünyası’, işinde ve hayatta başarısız bir stand-up komedyeninin izbe kulüplerden, yol kenarlarından ve uçsuz bucaksız çöllerden geçen öyküsünü anlatıyor; son yılların en tuhaf Amerikan bağımsızlarından biri olarak nitelendiriliyor. İspanyol yönetmen Miguel Llansó’nun Etiyopya’da çektiği kıyamet sonrası filmi ‘Kırıntılar’, kurduğu sıradışı dünya ve gizemli atmosferle merak uyandıran bir bilimkurgu.

The Residents

Kısalara dikkat!

Festivalin ‘Dört Duvar Arası Kapanmaz Ki!’ bölümünde gösterilen, Tahranlı genç yönetmen Ali Farkhonde’nin deneysel kısası ‘Ziba’, şiddetin kadın ruhundaki etkilerini güçlü bir atmosferle perdeye taşıyor. Kobane’de IŞİD’e karşı savaşırken aynı zamanda toplumsal tanımlara başkaldıran kadınların direnişini belgeleyen, Leyla Toprak’ın yönettiği ‘Dûr e / Uzak mı’ belgeseli ise, savaşın insanlar ve doğa üzerindeki yıkımını gösteriyor. Hale Güzin Kızılaslan’ın yönettiği ‘Veratarts / Dönüş’ belgeseli, büyük bir çiftlikte, üyeleri birbirine kenetlenmiş Ermeni bir aile üzerinden geçmişle yüzleşirken, farklı kuşakların kimlik ve hafızayla kurdukları ilişkiyi görünür kılıyor. Festivalin ‘Ev’ bölümünde gösterilen, David Hovan’ın yönettiği ‘Doğum Yeri: Adana’da ise, 93 yaşındaki Antranig Teğararyan, 1915’te hayatta kalabilmek için, Diyarbakır’dan Halep’e, oradan Adana’ya giden babasının hikâyesini anlatıyor. 

Kategoriler

Kültür Sanat Sinema


Yazar Hakkında