‘80’lerde Türkiye’de büyümek

BÜRKEM CEVHER 

Özge Samancı’nın Farrar Straus Giroux Yayınevi tarafından basılan ‘Dare to Disappoint: Growing Up in Turkey’ (‘Hayal Kırıklığına Uğratmaya Cesaret Et: Türkiye’de Büyümek’) isimli resimli otobiyografik romanı sade metni, özgün çizimleri ve insanı kâh hüzünlendiren kâh kahkahalara boğan detaylarıyla öne çıkıyor. Yazar/çizer bu romanda 1980’li yıllarda çocuk olmayı, bir anda zenginleşen ahbaplarını, ailenin istediği meslekleri seçme zorunluluğu ile kendi hayalleri arasından parçalanan hayatını, çizimler ve metinlerle çok etkileyici bir şekilde okurlarına sunuyor. 

İyi bir yaşamın anahtarı: Mühendislik

Ablasıyla birlikte okula gitmek için çırpınan küçük Özge, ilk fırsatta ablasının okuduğu okula kaçıyor, okula başladığında ise en sevdiği kıyafeti okul önlüğü oluyor. İlkokulda boynumuza iple astığımız silgimizi, hayatımızın her alanında üzerimizde hissettiğimiz Atatürk’ün gözlerini, okul müsamerelerinde asla olmak istemediğimiz Yunan askerlerini, 12 Eylül’ü, ‘Dallas’ı, necefli maşrapayı, sıra dayağını bir bir hatırlatıyor okuyucuya Samancı. Derslerinde çok başarılı olan ablası ile kıyaslanmanın küçük yaşlardan itibaren yazarın üzerinde yarattığı baskı ise romanın sonuna kadar hissediliyor.

Daha ilkokul yıllarında rol modeli olan Jacques Cousteau’nın posteri yıllarca duvarını süslüyor, ama çok istese de onun gibi dalgıç olamıyor. Tiyatroyu çok seviyor, ama tiyatrocu olamıyor; çünkü Samancı’nın ailesi de pek çoğumuzun ailesinden farklı değil. Çocuklarının iyi bir gelecekleri olabilmesi  ve kendilerinin çektikleri ekonomik ve politik sorunları çocuklarının yaşamamaları için, onlara göre kurtuluşa giden yol iyi bir üniversitede mühendislik okumak. Ancak üniversiteyi bitirip iyi bir iş bulduktan sonra dalgıçlık veya tiyatroyla hobi olarak ilgilenebilir Özge.

Lisenin boğucu muhafazakâr ortamında tutunmaya çalışıyor, ancak dini baskının her an hissedildiği bir ortamda Özge Samancı gibi özgür bir insanın barınabilmesi çok zor. Ablası gibi mühendis olması bekleniyor; fakat tek isteği Boğaziçi Üniversitesi’nde okumak; bölüm çok da önemli değil onun için. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazansa bile, mühendislik bölümlerinden birini değil de Matematik Bölümü’nü kazandığı için, başarılı olduğunu hissedemiyor.

’80 kuşağı Türk gençlerinin çoğu gibi ailesinin istediği hayatı yaşamaya çalışıyor, başaramıyor. Bir yandan ailesini mutlu etmek isterken diğer yandan da kendi hayallerinin peşinden gitmek istiyor, yine olmuyor. Neyse ki pek çoğumuz gibi sistemin içinde eriyip gitmiyor. Sonunda kendi yolunu çizmeyi, kendi olabilmeyi başarıyor – bunu romanından değil, Samancı’nın özgeçmişinden anlıyoruz. Özge Samancı, Chicago, ABD’de bulunan Northwestern Üniversitesi’nde öğretim görevlisi, ayrıca çalışmalarının bir kısmını www.ordinarycomics.com isimli sitesi üzerinden de paylaşan bir sanatçı.

Yargısız infaz

Kitaptaki en etkileyici bölümlerden biri de İstanbul’da üniversite öğrencisi iken geçirdiği trafik kazasını anlattığı bölüm. Kazada hafif şekilde yaralanır Samancı, gözü morarır. Ancak kimseyi kaza geçirdiğine inandıramaz, zira herkes sevgilisinden dayak yediğini düşünmektedir. Sonunda dayanamaz, “Gözüne ne oldu?” diye soranlara “Sevgilim yaptı,” der. Bu yanıt fazla açıklama gerektirmez, herkes sualsiz kabul eder. Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan genç bir kadının sevgilisinden dayak yemesi sorgulanmaz bile. Bu ülkede genç kadınların gözlerinin bir kaza sonucu morarması, erkek dayağı sonucu morarmasından çok daha düşük olasılıktır çünkü.

Kitaptaki en sarsıcı bölümde ise gazetelere de yansıyan bir yargısız infaz olayını anlatır Samancı. Gazetelere göre öldürülenler – ki kim olduklarını kitaba saklayalım – teröristtir. O acı 1990’li yılları böylesine yalın bir şekilde, yazarak ve çizgilere yansıtarak hiç dolandırmadan gözler önüne serer. 

Samancı’nın romanının gücü, hepimizin son derece aşina olduğu ve o aşinalık nedeniyle de olağan kabul ettiğimiz pek çok günlük olayı öne çıkartması, aslında hiç sorgulamadığımız pek çok Türkiye gerçeğinin sanıldığı kadar da normal olmadığını fark etmemizi sağlamasından geliyor. Çizimler, kolajlar ve kulağa fısıldayan minik kuşlarıyla tüm görseller öylesine canlı ki her bir resim ayrı bir hikâye anlatıyor. Türkiye’nin hassas konularına da ustalıkla değinmeden geçmiyor Samancı. Üstelik pek çok politik tartışmanın hâlâ tüm hararetiyle geçerliliğini koruyor olması, ekonomik ve politik anlamda bir arpa boyu yol alamamamız da okurun içini acıtan ülke gerçeklerinden bazıları.

Umarız, en kısa zamanda bu güzel kitap Türkçe’ye çevrilir. Zira bazen kendimizi anlamanın en güzel yolu, ahvalimize dışarıdan bakabilmektir. Özge Samancı, resimli romanında bunu çok iyi başarıyor. 

Dare to Disappoint: Growing Up in Turkey
Özge Samancı
Farrar Straus Giroux: New York
190 sayfa.