Soykırım ve ‘‘iştirak’’ meselesi

Yazar Halil Turhanlı Agos için kaleme aldığı yazısında Fırat Aydınkaya’nın ‘1880’den 1915’e Kürt-Ermeni ve Soykırımdaki Kürt İştiraki Üzerine’ başlıklı makalesinden yola çıkarak, Kürtlerin 1915 Soykırımındaki rolünü irdeliyor.

Fırat Aydınkaya sıradan Kürtlerin 1915 Soykırımı’ndaki rolünü ele aldığı ‘1880’den 1915’ Kürt-Ermeni Hinterlandındaki Kısmi Soykırım ve Soykırımdaki Kürt İştiraki Üzerine’ başlıklı makalesinde öncelikle bu rolün sanıldığından çok daha önemli olduğunu vurguluyor: “Kürt iştiraki olmasaydı soykırımın yine de icra edileceği, Kürt coğrafyası dışındaki soykırım pratiklerinden belliydi. Ne var ki Kürt iştiraki olmasaydı, Ermenilerin Kürt-Ermeni hinterlandından silinmesi bu kadar kolay olmazdı. Belki Ermeniler Anadolu’dan silinirdi ama Kürdistan’dan silinemezdi. Kürtlerin kahir çoğunluğu tıpkı Holokost sırasında Danimarka kralının Yahudilere sahip çıktığı gibi Ermenilere sahip çıksaydı, bu hinterland muhtemelen hâlâ devam ediyor olabilirdi.” (1)

Kürtlerin Ermenilere karşı ölümcül ve yıkıcı şiddet uygulaması 93 Harbi’ni izleyen dönemde başlamıştı. Ermeni-Kürt topraklarında girişilen pogromlara iştirak etmişlerdi. Aydınkaya’nın da belirttiği gibi, 1880’lerden itibaren başlayan ve 1915’te final yapan katliamlarla, kıyımlarla dolu bir sürece bu sürecin failleri olarak başından itibaren dâhil olmuşlardı. Devletten teşvik gördüler, ancak iştirake zorlanmadılar. Bu anlamda kendiliğinden katılmışlardı. Kürtlerin büyük bir kısmı Ermeni Soykırımı’nın gönüllü cellâtlarıydılar.

Bir kısmının aktif katılımında ekonomik çıkarlar etkili olmuştu, kuşkusuz. Öldürdükleri Ermenilerin mallarını, mülklerini talan ettiler, kurbanlarının malvarlıklarına el koydular. Tıpkı Ermeni Soykırımı’nın gerçekleştiği diğer yörelerdeki katiller gibi.

Kimdi bu gönüllü cellatlığa soyunanlar? Kimdi bu sıradan Kürtler? Aydınkaya bunların genelde aşiretlerin dışında kalan, aşiret bağları olmayan, büyük kısmı reaya Kürtler olduğunu söylüyor. Soykırıma aktif olarak katılmada ekonomik çıkarlarını gözetenlerin de genelde reaya olduğunu ekliyor. (2). Tarımla uğraşan kalabalık bir kesimdir bu.

Aydınkaya, Kürtlerdeki Ermenilere yönelik bu öldürücü ve yıkıcı şiddeti, Ermeni mallarının talanını anlamak için olayı aşiret sosyoloji, özellikle Ziya Gökalp’in bu konudaki görüşleriyle birlikte incelemenin gereğine dikkat çekiyor (3). Ayrıca bu şiddetin bir başka kaynağı olarak Kürtlerdeki “hınç patolojisi”nin varlığına değiniyor.

Aydınkaya’ya göre Tanzimat reformlarından, modernleşme girişimlerinden hiç yararlanamayan Kürtler, Tanzimat’ın kaybedenleriydiler. Bu ve diğer bazı nedenler Kürtlerde “hınç patolojisi”nin gelişmesinde, büyümesinde etkili olmuştu.

Yirminci yüzyılın soykırımları modern dünyada, modernliğin ilkeleri uyarınca kurulmuş ya da henüz modernleşme sürecindeki toplumlarda vuku buldular. İyi örgütlenmiş bürokrasi hem Holokost, hem de 1915’te kitlesel ölümlerin sistemli bir biçimde gerçekleştirilmesi açısından gerekli ve mevcuttu. Yine her iki durumda, görünürdeki örgütlenmenin ardında bir de gizli ya da yarı gizli örgüt ve örgütlenmeler söz konusuydu.

İttihat ve Terakki’nin gizli örgütü Teşklat-ı Mahsusa, Ermeni soykırımında çok etkili olmuştu. Bununla beraber geçen yüzyılın bu iki büyük dehşet verici kıyımı arasında imha araçlarının niteliği açısından belirgin bir farka da değinmek gerekiyor. Thomas Mann, “ Nasyonal Sosyalizmin karakteristik ve gerçekten tehlikeli yönü, güçlü modernite ve ilerlemeye karşı olumlayıcı bir tavrın geçmiş düşleriyle kaynaşmış olmasıydı: yüksek ölçüde teknolojik bir romantizm” der. (4).

Thomas Mann’ın sözleri modern teknolojinin Holokost’a nasıl ve ne ölçüde araç olduğunu özetliyor. Weimar’ın muhafazakâr aydınları teknolojinin akıldışı araçsallığını 1930’lar boyunca hararetle savundular. Naziler ise bunu bir proje haline getirdiler ve uyguladılar.

Nazilerin Holokost’u gerçekleştirdikleri mekânların, ölüm kamplarının 1945 yılında açılmasından sonra kitlesel kıyımların, uzun ölüm yolculuğunun düzenlenmesinde modern teknolojiden nasıl yararlanıldığı çok net biçimde görüldü. Ölüm kamplarının inşası gaz odaları, öldürücü gazlar… Oysa Ermenilere yönelik etnik temizlik, toplu katliamlar Holokost ile kıyaslandığında hayli ilkel araçlarla gerçekleştirildi. Ermeniler bıçaklar ve palalarla boyunları boğazları kesilerek katledildiler. 1915 Soykırımı’nın bu bakımdan Ruanda’daki soykırıma daha çok benzediği savı doğru. (5)

Ermeni Soykırımına devletin etnik temizlik için örgütlediği güçlerin dışında sıradan insanlar, devletle organik bağları olmayan siviller de aktif olarak katılmışlardı. Doğrudan devletçe örgütlenmemiş, ama devletten teşvik görmüşlerdi. “Sıradan Kürtler” bu iştirakçilerin örneği. Oysa Alman halkının soykırıma doğrudan ve aktif olarak katılmadığı, Yahudileri ölüm yolculuğuna götüren trenleri boş gözlerle izlemekle yetindikleri yaygın olarak dile getirilir. İzleyenlerin masum sayılamayacaklarına dair en önemli itiraz Emmanuel Levinas’ın bizlere “ötekinin yüzü” karşısındaki sorumluluk yükleyen radikal etiğidir.

Ancak şu da var: Alman halkının pasif izleyiciler olarak kalmadıklarını ileri süren çalışmalar da yayımlandı. Daniel Goldhagen’in 1997 yılında yayımlanan ve yayımlandığı andan itibaren çok tartışılan, yoğun eleştiriler alan Hitler’s Willing Executionars (Hitler’in İstekli Cellatları ) başlıklı kitabı bu konudaki en uç iddiaları içeriyor. (6)

Goldhagen bütün Alman halkını kapsayan ağır suçlamalar yöneltiyor. Holokost’un köklerini Almanların kolektif zihin dünyasında buluyor. Goldhagen’e göre antisemitizm Alman kültürünün ve karakterinin bir parçası, Alman halkının paylaştığı ortak bir duygu. Bu duygu Yahudilerin sistematik ve kitlesel olarak öldürülmelerinde birinci derecede etkili olmuştu. Ruhları, zihinleri Yahudi düşmanlığıyla dolu Alman halkı harekete geçmek için fırsat kolluyordu; Hitler ve onun inşa ettiği Nazi rejimi Almanlara duyguları, inançları doğrultusunda harekete geçme, sınırsızca davranma imkânı tanıdı. “Yahudi Sorunu” (Judenfrage) Naziler’den çok önce, Alman toplumunda hep olagelmiştir. Ölüm kampları da bu toplumu zihin ve ruh dünyasının sembolleriydi. Goldhagen’e yöneltecek ilk eleştiri Nazilerin ölüm kamplarında sadece Yahudileri değil; Romanları, göğüslerine pembe üçgen takılan gayleri, komünistleri de imha ettikleri. İkincisi, bütün bir Nazi vahşetini Alman halkının antisemitizmine bağlıyor.

Faşizmin tarihsel koşulları, hangi sınıfların destek verdiği Goldhagen’i ilgilendirmiyor. Weimer Almanya’sının karmaşık sınıf yapısını göz ardı ediyor. Fabrika işçisi, ekonomik krizin çaresiz bıraktığı orta sınıf, dönemin Almanya’sında gün be gün sayısal olarak büyüyen ve politik gelişmeler karşısında nasıl tavır alacağı kestirilemeyen lümpen proletarya, Prusyalı toprak sahibi Junker’ler… Bunların hepsini homojen bir bütün içinde düşünüyor.

Ona göre hepsi de aynı ölçüde ve aynı yoğunlukta Yahudi düşmanı. Goldhagen böylelikle tam da Nazilerin kurguladığı idealize edilmiş, hiçbir içsel farklılaşma barındırmayan homojen halk (volk) mitini kabul etmiş oluyor.

DİPNOTLAR1- F. Aydınkaya , “1880’den 1915’e Kürt-Ermeni Hinterlandındaki Kısmi Soykırım ve Soykırımdaki Kürt İştiraki Üzerine “ , Utanç ve Onur içinde ( Haz.Çubukçu, Onaran, Zariç, Öztürk), Evrensel Basım Yayın, 2. Basım , s. 107 2-Ferda Balancar’ın F. Aydınkaya ile Agos için yaptığı söyleşi www.agos.com.tr/tr/yazi…/bir-başka-acidan-kurtlerin- ermeni-soykirimimdaki-rolu3-F.Aydınkaya, Utanç ve Onur, s.974- Aktaran jeffrey Herf , Reactionary Modernism, Cambridge University Press,1984 ,  s. 25- F. Aydınkaya, Utanç ve Onur, s. 986- Daniel Jonah Goldhagen, Hitler’s Willing Executionars , Vintage Books ,NY, 1997.

Kategoriler

Güncel Türkiye



Yazar Hakkında