YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

İddianamesiz, mahkemesiz bir yıl

Baksanıza, son yaşadığımız ekonomik çalkantıyı bile “yurtdışında bir başkentte planlanmış operasyon” olarak sundular. Hatta 12 Eylül’de bile böylesi görülmemiş. 12 Eylül’deki ekonomik saldırıdan ne kast edildiğini, komplo teorisi zihniyetiyle bile çözmek imkânsız.

31 Ekim Çarşamba günü, tam bir yıldır tutuklu bulunan sivil toplum örgütü çalışanı Osman Kavala’nın avukatları bir basın toplantısı düzenleyerek gelinen süreci değerlendirdiler. 
Bu konuyu bu sütunlarda sık sık yazıyorum ve yeniden yazacağım. Çünkü karşı karşıya olduğumuz durumun ne kadar hukuk dışı olduğunu anlatmaya satırlar yetmez, yetmiyor. Bir insan düşünün ki hiç kaçma ihtimali olmamasına rağmen yurtiçinde uçaktan inerken gözaltına alınıyor. Günlerce gözaltında tutuluyor. Daha sonra adliyeye sevkedilip saatlerce bekletildikten sonra sabaha karşı 04.00’te mahkeme tarafından sorgulanıp tutuklanıyor. Ve aradan tam bir yıl geçiyor. Hakkında bir iddianame yok. İlk tutuklandığı sırada karşısına çıktığı nöbetçi mahkeme dışında mahkeme yüzü görmüş değil. 
Ve Kavala tüm bu olup bitenlere rağmen, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden, son derece öfkesiz, kendi durumunu öne çıkarmayıp öncelikli olarak bu tutukluluk meselesini gündemde tutmaya dair mesajlar gönderiyor. 
Basın toplantısında avukatlar da öncelikle Kavala’nın bu tutumunun altını çizdiler. Daha sonra da sürecin nasıl da hukuk dışı olduğuna dair örnekleri sıraladılar. Kavala ne ile suçlanıyor? Bunu bile bilmiyoruz. Dosya gizli. Sadece tutuklama maddelerine bakılarak bir çıkarım yapılıyor, ancak bu çıkarımla savunma hazırlamak imkânsız. Bunlar da yetmezmiş gibi, iktidar yanlısı medyada sürekli olarak Kavala’yı karalamaya yönelik haberler üretiliyor. 
Avukat Köksal Bayraktar’ın verdiği bir örnek çarpıcıydı. “İşkence sadece döverek, elektrik vererek ya da günlerce ışık altında tutarak olmaz” dedi ve ekledi: “Bu şekilde dört duvar arasına koymak da işkencedir.”
Doğrusu öyle bir manzarayla karşı karşıyayız ki, Kavala’ya yönelik özel bir düşmanlık olduğunu düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Bir insan neden böyle bir işkenceye maruz bırakılır? Kavala ile ilgili dert nedir? İktidar yanlısı medya sürekli olarak 15 Temmuz meselesini işliyor ancak Kavala’nın kişiliği düşünülünce böyle bir suçlamayla ilgisi olmayacağı hemen ortaya çıkar. Bir diğer suçlama da Gezi’nin finansörlüğü.
Burada biraz durmak lazım. İktidar, elindeki medya olanaklarıyla Gezi Direnişi’ni bir darbe kalkışması olarak sunmaya hâlâ gayret ediyor. Oysa orada ne olup bittiğini hepimiz gördük, biliyoruz.
Gezi hemen hemen tüm kentlere yayılmış bir protestoydu. İktidarın kendisinden olmayanı hiçleştirmesine, toplumdan saymamasına ve ‘betonülke’ projesini itirazları dikkate almadan uygulamaya koymasına yönelik bir direnişti. Ve belki de ilk günlerde güvenlik güçleri böylesine sert davranmasa, bu kadar büyümeyebilirdi.
Tekrar Gezi analizine girmeye gerek yok, ancak şurası açık: Gezi direnişi, toplumsal bir dinamikti. Yani sosyal-siyasi sorunların harekete geçirdiği, toplumsal bir vaka... 
Ancak sağ gelenek –ve bazı ‘sol’ isimli gelenekler– toplumsal vakaları oldukları halleriyle değil bir komplo olarak sunmaya gayret ederler. 
II. Meşrutiyet’in ilanından ve Abdülhamit’in düşüşünden tutun da Cumhuriyet’in kuruluşuna, yakın tarih boyunca olup biten her meseleye bir komplo olarak, olanların arkasında ‘yabancı bir güç’ arayarak (ki bunlar tercihen Batılı ve Yahudi ya da Ermeni olmalıdırlar) ya da tek bir insan arayarak bakmak, daha doğrusu böyle sunmak bir alışkanlık halini almıştır ve ne yazık ki her Allah’ın günü komplo boca edilen bir toplumda alıcısı da boldur. 
İktidar Gezi’yi de böyle açıklamak istiyor. Öyle olmadığını içten içe elbette kendisi de biliyor ancak yukarıda tarif ettiğim biçimde sunmak işine geliyor. Aslına bakarsanız, her konuyu böyle sunmak işine geliyor. Baksanıza, son yaşadığımız ekonomik çalkantıyı bile “yurtdışında bir başkentte planlanmış operasyon” olarak sundular. Hatta 12 Eylül’de bile böylesi görülmemiş. 12 Eylül’deki ekonomik saldırıdan ne kast edildiğini, komplo teorisi zihniyetiyle bile çözmek imkânsız, gerçekten anlaşılır gibi değil. Ancak şurası açık: Elbette ki Türkiye ekonomisinin sorunlarından, zayıflıklarından bahsedilmeyecekti. Top yine yurtdışına, artık meşrebinize göre, kimi anlıyorsanız, ona atılacaktı.
Yıllar boyunca totaliter rejimler üzerine okuduk, distopya filmleri izledik. Oralarda gerçeğin iktidar tarafından nasıl deforme edilip yeniden kurgulandığını gördük, “Bunlar nasıl olmuş, yapılabilmiş acaba?” diye düşündük. 
İşte şimdi canlı olarak izliyoruz, gerçeğin nasıl ‘tekrar’ kurgulandığını. Tekrarla ve tekrarla. Medyayı kontrol atında tutarak. Aynı cümleyi yıllar boyu, milyonlarca kere tekrar tekrar söyleyerek. Buna tanık olmak, hele mağdurları açısından gerçekten zor bir süreç. Dolayısıyla belki de bu kurgulanmış gerçek karşısında hakikati de ‘tekrar tekrar’ dile getirmek gerekiyor. Yılmadan “Aynı şeyleri mi söylüyoruz?” diye yılgınlığa kapılmadan. Sabır istiyor, biliyorum. 
Kavala’nın tutukluluğundan çıktık, buralara geldik, yerimiz de doldu. Temennim, Kavala’nın ve haksız yere hapiste tutulanların artık tahliye edilmesidir.