Filmleri güzelleştiren adamın ardından

Türkiye sinemasına ömrünü veren ilk Rum sanat yönetmeni emektar Stavro Yuanidis yaşama veda etti. Yuanidis'i, kendisiyle azınlık toplulukları üzerine araştırma yaparken tanışan Ali Can Sekmeç şu sözlerle anlatıyor: 'Karşımda yüzü her daim gülen bir adam buldum. Şaşkındı. Bana, 'Neden bizleri araştırıyorsun, kim ne yapsın bizleri' derken, sanki unutulmuşluğun ağırlığı altında eziliyordu.'

ALİ CAN SEKMEÇ

8 Ağustos sabahı, Balıklı Rum Mezarlığı’ndaki kilise yeni bir yolcusunu uğurluyordu. Uğurlayıcılar kalabalık değildi. Birkaç yakın dost, birkaç komşu... Oysa uğurlanan, düş şatolarının o simsiyah karanlığında, bir bilet parası karşılığında bizlere filmler sunan, çoğu kez adını dahi bilmediğimiz sessiz kahramanlardan biriydi. Stavro Yuanidis, Türkiye sinemasına 50 yıldan fazla hizmet etmiş bir emekçiydi. Türkiye’nin tek Rum ‘ar direktör’ü, yani sanat yönetmeniydi. Filmleri güzelleştiren adamdı.

1998’de tanımıştım onu. Türkiye sinemasına emek vermiş, azınlık topluluklarından insanlar üzerine araştırmam için kapısını çalmıştım. Güneşliköy’de yaşıyordu. Karşımda orta boylu, tonton, yüzü her daim gülen bir adam buldum. Şaşkındı. Bana, “Neden bizleri araştırıyorsun, kim ne yapsın bizleri?” derken, sanki unutulmuşluğun ağırlığı altında eziliyordu. Haklıydı. Çünkü o ve onun gibilerin emek verdiği Yeşilçam çoktan mazi olmuştu.

Fener’den Yeşilçam’a

Stavro artık emekliydi. Fakat ruhen ve bedenen üretmeye, dekor çizmeye, kostüm tasarlamaya hazırdı. Yeni sinemacılar, eski emekçilere hep mesafeliydi. Stavro bu mesafeye hep üzülüyordu ama onu aşmak için de bir çaba göstermek istemiyordu. Evi son derece sade ve şıktı. Türkan Şoray’ın, Hülya Koçyiğit’in merdivenlerinden koşarak inip çıktıkları o görkemli konakları döşeyen Stavro, mütevazı bir yaşam seçmişti kendine. Elleriyle yaptığı vişne likörü eşliğinde anlatmıştı...

Stavro Yuanidis, 1920’de Fener’de doğar. Ailesinin tüm fertleri zamanla Yunanistan’a göç eder. Fener Rum Lisesi’nden sonra ev dekorasyonu işine girer. 1955’ten sonra, Fener’den arkadaşı olan Solon Eftimyadis’in desteğiyle sinema piyasasına girer. Turgut Demirağ’ın sahibi olduğu And Film’de işletme müdürlüğü yapan Eftimyadis, Stavro’yu biraz da zorla sinemaya sokmuştur.

Stavro, 1957’de Nişantaşı Kodaman Sokak’taki ünlü And Film Platosu’nda çalışmaya başlar. Görevi ar direktörlüktür. Allah vergisi kabiliyetiyle, yoksunluklar içinde, işini en iyi şekilde yapmaya çabalar. Şartlar çok ilkeldir. Stavro en iyiyi bulabilme çabası içinde, kendince yeni buluşlar üretir. Kostüm tasarımı işlerini de üstlenir. O yıllarda ar direktörlük dendiğinde akla gelen ilk isim Sohban Koloğlu’dur. Stavro onunla yarışa girmez. Onun ar direktörlüğünü yaptığı bir filmde yanında çalışır. Bu, Turgut Demirağ’ın büyük ümitlerle giriştiği, ‘Karasu / Black Water’ adlı filmdir. Stavro bu ilk filminde dekora karışmaz ama tüm kostümleri hazırlar. Sonrasında birçok filmde çalışır.

Sinemadan televizyona

1964’ten sonra Memduh Ün’ün Uğur Film ve Şahan Haki - Berç Arman Kürkçüyan ortaklığındaki Melek Film için çalışmaya başlar. Uğur Film için ‘Ağaçlar Ayakta Ölür’, ‘Yıldız Tepe’, ‘Yaprak Dökümü’, ‘Kırık Hayatlar’ gibi filmlerde çalışır. Melek Film, onu daha çok Türkan Şoray’lı aşk filmlerinde kullanır. Stavro, çalışmalarını bir süre sonra bağımsız devam ettirmeye başlar.

Özdemir Birsel’in Birsel Film ve Hisar Film, Muzaffer Arslan’ın Sine Film, İrfan Ünal’ın Akün Film şirketleri için birbirinden başarılı tasarımlar hazırlar. En beğenilen çalışmaları arasında Halit Refiğ’in ‘Haremde Dört Kadın’, Zafer Davutoğlu’nun ‘Kanunsuz Kahraman’, Ülkü Erakalın’ın ‘Kâtip / Üsküdar’a Giderken’, ‘Kadın Severse’, Nişan Hançer’in ‘İncili Çavuş’, Sırrı Gültekin’in ‘Zindandan Gelen Mektup’, ‘Menderes Köprüsü’ ve ‘Sazlı Damın Kahpesi’ sayılabilir.

1970’te yine Melek Film adına çalışmaya başlar. 1974’te, Yeşilköy’de kiraladığı bir köşkü Plato Lord adıyla film şirketlerine sunmaya başlar. Özellikle Arzu Film’in ünlü komedilerinin çekildiği bu plato, 1979’a kadar sinemaya hizmet eder. 1980-1982 arasında Korhan Yurtsever’le birlikte reklam dünyasında çalışır ve ardından, televizyon dünyasına geçer. Artık televizyon dizilerinde sanat yönetmenidir. Çalıştığı diziler arasında, çok beğenilen, Gazanfer Özcan’lı ‘Kuruntu Ailesi’ de vardır.

Her şeye rağmen kaldı

Onun 92 yıllık yaşam öyküsünün durakları bunlar. Kendisini tanıdığımda, güzel anılarını hapsettiği fotoğraflar ve dergiler, bir su baskınına kurban gitmişti. Kurtarabildiği üç-beş fotoğraf onun en kıymetlileriydi. Yönetmen ve oyuncu dostlarından hep saygıyla bahsediyordu, tüm unutulmuşluğuna rağmen. Aile fertlerinin çoğu Yunanistan’a gitmişti ama o gitmeyi reddediyor, “Ben Yunanlı değilim” diyordu. Varlık Vergisi’ni de, utanç verici 6-7 Eylül olaylarını da en şiddetli şekilde yaşamıştı ama İstanbul’dan vazgeçmemişti.

6 Ağustos 2012 Pazartesi günü ayrıldı aramızdan Stavro. Geriye yüzlerce film, binlerce anı ve saygın bir isim bıraktı. Türkiye sinemasının vefasızlığına gelince, bu yeni bir şey değil. Koskoca yönetmen Metin Erksan’ı bile cenazesinde yalnız bırakan starlar, neden Stavro’yu uğurlamaya gelsinler ki... Onun köşklerinde, onun kostümleriyle dolaşırken, bir gün unutulma sırasının kendilerine de geleceğini hiç düşünmüşler midir?

Güle güle, filmleri güzelleştiren adam. Rahat uyu.