YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Temsilciler Meclisi kararı: Hakikat kimin söylediğine göre değişir mi?

Soykırım bu topraklarda gerçekleştiğine göre çözüm de bu topraklarda olmalıdır. Bu gayet açık. Ve bu olmadıkça hiçbir zaman çözüm olmayacak. Bu da açık. Ancak şu da bir gerçek ki, büyük kısmı sindirilmiş ve ses çıkaramaz hale getirilmiş, ses çıkaranları (Hrant Dink gibi) devletin de içinde olduğu bir operasyonla öldürülmüş Türkiyeli Ermeniler, -siyasi pozisyon alabilenler dışında- özgürce konuşabilir halde değildirler.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Ermeni Soykırımı’nı 405 evet oyuna karşılık 11 hayır oyu ile tanıması, bu alandaki en kritik kararlardan biri. Gelişme Türkiye’de hükümet, ana muhalefet ve  kimi muhalif çevrelerce ABD’nin Türkiye’yi cezalandırması olarak okundu, anlaşıldı. 
Hiç şüphesiz Soykırım kararının peşine gelen yaptırım kararı, Kongre’de Türkiye’ye karşı bir kızgınlık olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Kongre’nin böylesi büyük bir çoğunlukla Ermeni Soykırımı’nı tanımasını bu basitlikte değerlendiremeyiz.
Öncelikle, bu tasarı ile ilgili çalışanlar neredeyse 30 yıldır, aralıksız, böyle bir karar için çaba göstermekte idiler. Ve her seferinde Türkiye’nin ABD ile iyi ilişkileri sayesinde Beyaz Saray ya da Dışişleri tarafından böyle bir tasarının Kongre’den geçmesi “engellendi”. Yani gayet siyasi ve diplomatik bir tavırla Türkiye “ödüllendirildi”. İlginçtir, böyle olduğunda Türkiye’den kimse çıkıp “Karar siyasi” demiyordu. Ancak Soykırımı tanıyan bir karar çıktığında karar siyasi oluyor, tarihin siyasete alet edilmesi oluyor. 
Bu açıdan, Kongre’nin kararı siyasidir ama zaten bu konuya dair bütün süreç ve bütün bir tarih siyasi idi. Ayrıca böyle bakarsak zaten Soykırım'ın inkarı da siyasidir. Ve Soykırım'ın kendisi de siyasidir. Dolayısıyla evet, bu karar değişen siyasi denklemlere göre verilmiş olabilir ama bu sonuçta talidir. Onun kadar önemli olan bir mesele daha var. Kararda bahsedilenler tarihsel bir gerçeğe işaret ediyor mu, etmiyor mu? 
Buraya da geleceğiz ama önce Türkiye’nin iktidarıyla muhalefetiyle bu konuyu anlama ve anlatma şekline de bakmak gerekir. Genel mantık şu: "ABD yaptı". Türkiye siyaseti zaten genel olarak bütün ülkeleri tek bir şekilde (iktidarıyla, bir blok olarak) anlamaya yatkındır ama burada durum artık iyice göz tırmalıyor. Kararı veren Demokratıyla Cumhuriyetçisiyle 405 temsilci. Ve bu temsilciler bütün bölgelerden gelen, hayli farklılık gösteren temsilciler. İçlerinde Soykırım’dan kurtulanların torunları olduğu gibi, 30 yıldır bu işle uğraşan, gayret gösterenler de var. Bu insanların önemli bir kısmı Trump ile başı hiç de hoş olmayan, şu anki ABD yönetiminden zerre hazzetmeyen insanlar. Her şeyi geçtim çoğu zaten birbirleri ile de anlaşamıyor. Dolayısıyla bu karar için Türkiye siyasetinin anladığı anlamda yani yönetim ve Kongre bir blokmuş gibi kastedilerek “ABD yaptı” demek zor. Ancak şu açıdan ABD yaptı denilebilir: Evet 405 vekil ABD’yi gayet temsil etmekte. 
Bundan daha önemli bir şey var. Bu karar her şeyden önce ABD’de yaşayan Ermeniler için önemli. Türkiye Devleti ve hükümetleri, Ermenileri, Türkiye’de yaşayan ve kendisini devletle iyi geçinmek zorunda hissedenlerden ibaretmiş gibi anlamak ister ve öyle sunar. Devletle iyi geçinmek kaygısıyla ve korkusuyla resmi Ermeni kurumlarından yapılan açıklamaları, büyük bir marifetmiş gibi dünyanın gözüne sokar. Ancak gerçek tablo böyle değil.
ABD’de Soykırım’dan kurtulmuş Ermenilerin yüz binlerce torunu var. Keza aileleri Soykırım’dan etkilenmemiş Ermenilerin de bu konuda hayli hassas olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu karar her şeyden önce ABD’de yaşayan ve kendilerini o ülkeye ait hisseden Ermeniler için çok önemli bir gelişmedir. İki gündür okuduğumuz mesajlar, onların bu kararla bir tür teselli bulduklarını gösteriyor. Ve elbette dünyanın diğer ülkelerindeki Ermenilerin.
Karar öncelikle bu açıdan önemlidir. Hiç şüphesiz  Soykırım bu topraklarda gerçekleştiğine göre çözüm de bu topraklarda olmalıdır. Bu gayet açık. Ve bu olmadıkça hiçbir zaman çözüm olmayacak. Bu da açık. Ancak şu da bir gerçek ki, büyük kısmı sindirilmiş ve ses çıkaramaz hale getirilmiş, ses çıkaranları (Hrant Dink gibi) devletin de içinde olduğu bir operasyonla öldürülmüş Türkiyeli Ermeniler, -siyasi pozisyon alabilenler dışında-  özgürce konuşabilir halde değildirler. Unutmayalım ki daha geçen hafta Hrant Dink Vakfı’nın Kayseri konferansı Şişli Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. 
Toparlarsak. Evet karar siyasi dengelerin ürünüdür ama Türkiye kendi kendine 1915 ile yüzleşme iradesinden ve niyetinden de yoksundur. Olmadığı gibi Kürt muhalefetine yaklaşımı da 1915’ten pek ders çıkarmış gibi değildir. Seçilmiş temsilciler ya hapistedir ya da yerlerine kayyım atanmıştır. Sınır içinde ve sınır dışında Kürt coğrafyası bir ateş çemberi içinde tutulmaktadır ve bu tercih edilmiş bir politikadır. Yani aslında böyle olmayabilirdi. 
İkinci olarak. Kongre’nin kararı tarihsel gerçeklere işaret etmektedir. 1915’te olanlar bir doğal afet değildi. 1-Planlıydı: Ermeni nüfusu bu topraklardan silinmek isteniyordu. 2-Örgütlü bir şekilde yapıldı: Yazışmalar, telgraflar, tehcire karşı çıkan valilerin görevden alınması, 1918 ve sonrasında yapılan yargılamalar... Bunların tümü bir örgütlülüğe işaret eder. 3-Sonuçları oldu: Bütün bu “operasyon” sonucunda Ermeniler kendi anavatanları olan topraklardan kazınmış, küçük bir azınlık seviyesine indirilmişler, pek çoğu geri dönememiş, yine pek çoğunun da mallarına el konulmuştur. 
Tablo böyle iken, hakikat, kimin söylediğine göre değişir mi?