Öcalan’ın ağzından ‘Ermeni meselesi’

Öcalan, Ermeniler ve Ermeni Sorunu’yla ilgili olarak bugüne kadar neler söylemişti. Bu sorunun yanıtını aradık.

UYGAR GÜLTEKİN

uygargultekin@agos.com.tr

KCK Eş Başkanı Bese Hozat’ın geçtiğimiz hafta Ermeni ve Rumlarla ilgili yaptığı açıklamalar tartışmalara neden oldu. Hozat, Fırat Haber Ajansı’na verdiği röportajda  'Türkiye’de resmi devletin dışında bir de oluşan paralel devletler vardır. Mesela F. Gülen cemaati paralel bir devlettir(…) İsrail lobisi, yine milliyetçi Ermeni ve Rum lobileri paralel birer devlettir. Paralel devletlerin birbiriyle ortaklaştığı ciddi bir çıkar ilişkisi vardır” demişti. Ardından, Öcalan’ın “Ermeni vatandaşlara geniş kapsamlı bir mektuple seslenmeyi” düşündüğünü belirten açıklaması geldi. Peki, Öcalan, Ermeniler ve Ermeni Sorunu’yla ilgili olarak bugüne kadar neler söylemişti. Bu sorunun yanıtını aradık.

İmralı’da ilk görüşme

Tartışmalar, Abdullah Öcalan’ın BDP heyeti ile yaptığı ilk İmralı görüşmesi ile başladı. 23 Şubat 2013’te yapılan görüşmenin basına sızan tutanaklarında “Türkiye’de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her 3’ü de Anadolu çıkışlıdır. Sözde bir hükümet var, sözde bir parlamento var. CHP ve MHP paralel devletin izdüşümleridir, basit aletleridir; AKP’ye de, medya ve işadamlarına da sızmışlar” ifadeleri dikkat çekti.

Soykırıma gönderme

Öcalan, İmralı Adası’nda 15 yıldır tutuklu kaldığı dönem boyunca avukatları ile yaptığı görüşmelerde sık sık değerlendirmeler yaptı. Özellikle Kürt savaşının yoğunlaştığı dönemlerde Öcalan sık sık Kürtlere yönelik uygulamaları Ermeni soykırımına gönderme yaparak karşılaştırdı. Öcalan, o yıllarda henüz ‘Ermeni veya Rum lobileri’ tabirlerini kullanmıyordu. Önerdiği çalışma ve yönetim modelleri içinde bütün halkların yer alması gerektiğini sık sık belirtiyordu.

AİHM savunması

Öcalan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2004’te gönderdiği savunmasında Ermeni soykırımı üzerine “fiziki ve kültürel tasfiye” ifadeleri yer aldı:  “19.yüzyıldan itibaren Kürt tarihi ve toplumu yeni bir aşamaya girer. Osmanlıyla bozulan ilişkiler isyanlara yol açarken, İngiliz ve Fransız misyonerler, Ermeni ve Süryani kiliselerini ayrılıkçılık yönünden etkilerken karmaşık bir duruma yol açarlar. Ermeniler, Asuriler ve Kürtler arasındaki ilişkiler de bozulur. Hepsinin hem kendi aralarındaki, hem de Osmanlı yönetimine karşı ilişkilerinin bozulması, tarihlerindeki en acılı bir döneme girmelerine yol açar. Bu süreç 1918 Birinci Dünya Savaşı sonrasında bin yıllık kültürlerin sahibi olan Ermeniler ve Süryanilerin büyük oranda fiziki ve kültürel tasfiyesiyle sonuçlanır. Kürtlerle Türklerin kavimsel ilişkileri ciddi zedelenmelere rağmen Ermeni ve Süryani boyutunda bir kopmaya yol açmamıştır.”

‘Türklük adına’

Öcalan, 1915 soykırımına ilişkin değerlendirmelerine daha sonraki yıllarda da devam etti. 4 Eylül 2010’da Hrant Dink’in katledilmesi ve Malatya Zirve Yayınevi katliamına ilişkin de değerlendirmeler yaparak, yaşananları “’Türklük’ adına yapılan soykırımın uygulamaları” olarak değerlendirdi. Yine 11 Haziran 2010’daki görüşmesinde, “Savaş lobisi Erdoğan’ı götürecek dedim, bu Kılıçdaroğlu olayı da bunun bir parçası gibi görünüyor. Ermeniler akıllı oldukları için fiziksel soykırıma tâbi tutuldular. Kürtleri ise insan ile hayvan arası yaşam koşullarına terk etmişler. Kürtler çok dağınık yaşadıkları için fiziksel imhaya gelmiyorlar. Onları da kimlik soykırımına, kültür soykırımına tâbi tutuyorlar; bunu hergün yapıyorlar” dedi.

Almanya faktörü

Öcalan, 28 Haziran 2010’da ise Almanların desteği olmadan Ermeni Soykırımının gerçekleşmeyeceğini belirterek şunları söylüyordu:  “Şimdi soykırımla ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. Eğer Japonya Almanya’ya destek vermemiş olsaydı Yahudi soykırımı yapılamazdı. Aynı şekilde Almanya Osmanlı’ya destek vermeseydi Ermeni Soykırımı gerçekleşmezdi. Ermeniler ve Yahudiler oldukça bilinçliydiler, bu nedenle soykırımları ancak fiziki şekilde olabilirdi. Türkiye de İran’la anlaşarak Kürt Soykırımını gerçekleştirmeye çalışıyor. Oysa Kürtlerin durumu fiziki soykırıma fazla uygun olmadığından, kültürel soykırıma daha müsait olduğundan bu uygulanmıştır.”

‘Dar milliyetçilik’

Öcalan, 25 Mart 2011’de İmralı Adası’nda avukatları ile yaptıkları görüşmede şöyle dedi: “Ermeniler katliam ve kırıma uğradılar. Ermenilerin bugünkü durumda olmalarının nedeni dar Ermeni milliyetçiliğidir; Ermeni milliyetçiliğinin durumudur. Dar Ermeni milliyetçiliğinin bu durumundan da İngiltere sorumludur. Ermenilerin bugünkü sorunlarını aşabilmeleri için dar milliyetçilikten, dini milliyetçilikten, Hıristiyanlığa dayalı dini milliyetçilikten de vazgeçmeleri gerekir. Bu, onlara kaybettirdi.”

‘İttihat Terakki kadar tehlikeli’

Öcalan’ın bu sözlerine farklı kesimlerden eleştiriler geldi. Bunun üzerine Öcalan, konuya yeniden değinmek zorunda kaldı. 7 Mayıs 2011’de yaptığı görüşmede kendisini şu sözlerle savundu: “Ermeni milliyetçiliği konusundaki eleştirilerimi yadırgayanlar olmuş, doğru anlaşılmasını isterim. Ben Ermeni milliyetçiliğinin, soykırıma zemin oluşturduğunu söylüyorum. Onu da İttihat Terakki milliyetçiliği kadar tehlikeli buluyorum. Ermeni milliyetçiliğinde Kilise etkisini ve Hıristiyan milliyetçiliğini tehlikeli buluyorum. Etnik milliyetçiliği doğru bulmuyorum. Kendi milliyetçilikleriyle, tarihleriyle ilgili özeleştirel bir yaklaşım geliştirebilirler. Ben böyle yaptım.”

 

Kategoriler

Güncel Gündem