‘Taşradan gelen öğrenciler için İstanbul bir tür pagan tanrısı’

Uşak Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan A. Çağlar Deniz’in geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları etiketiyle çıkan ‘Öğrenci İşi: Üniversite Öğrencilerinin Gündelik Hayatı: İstanbul Örneği’ adlı çalışması, tam da öğrencilerin İstanbul’u üzerinden, üniversite öğrencilerinin bu büyük şehre uyum ‘taktiklerini’ tespit etmeye çalışıyor. Biz de A. Çağlar Deniz’le İstanbul’da öğrenci olma hallerinin ayrıntılarına dair söyleştik.

ÖZGÜN ÇAĞLAR
ozguncaglar@agos.com.tr

Öğrencilerin metropole uyum sağlamak için ürettiği taktiklerin barınma mekânları, sosyal ve kültürel sermayeleri, üye oldukları dini ve ideolojik gruplar, etnisite ve cinsiyet değişkenleri gibi farklı toplumsal kanallara bağlı olduğunu ileri sürmek mümkün. Eğitimlerinin sonunda da kendilerini memleketlerinden ziyade, metropol kente daha yakın hissediyorlar.

Tarih boyunca hep bir çekim merkezi olan İstanbul, 20. yüzyılın ortalarından itibaren de ‘daha iyi bir yaşam’ sürmek için memleketlerinden kalkıp gelenler sayesinde hep gözde bir şehir oldu. İstanbul, aynı zamanda ‘daha iyi bir eğitim’ almak isteyenler için de hep bir cazibe merkeziydi ve hâlâ da bu özelliğini korumakta; her sene binlerce öğrenci memleketlerinden ‘okumaya’ bu şehre geliyor. Uşak Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışan A. Çağlar Deniz’in geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları etiketiyle çıkan ‘Öğrenci İşi: Üniversite Öğrencilerinin Gündelik Hayatı: İstanbul Örneği’ adlı çalışması, tam da öğrencilerin İstanbul’u üzerinden, üniversite öğrencilerinin bu büyük şehre uyum ‘taktiklerini’ tespit etmeye çalışıyor. Bu taktiklerin gençlerin sosyal ve kültürel sermayelerine göre değişip değişmediğini, ideolojik veya dini gruplara üye olunmasıyla farklılaşıp farklılaşmadığını, etnisite yahut cinsiyet değişkenlerine göre ayrışıp ayrışmadığını değerlendiriyor. Deniz’in çalışması, üniversite öğrencilerinin, İstanbul’da yaşarken çektikleri sıkıntıları ve onlarla baş etmeye çalışırken nasıl bir değişim yaşadıklarını, doğrudan kaynaklarından aktarması nedeniyle önemli bir eser. Çalışmasına eksen olarak İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’ni seçen yazar, bu üniversitelerin kampüslerinde görünür olan hemen hemen tüm gruplarla ve bağlantısız olan öğrencilerle iletişim kurarak, mülakat yöntemiyle 90 kişiyle derinlemesine konuşmuş. Biz de A. Çağlar Deniz’le İstanbul’da öğrenci olma hallerinin ayrıntılarına dair söyleştik.

  • Araştırmanızda neden özellikle İstanbul, Boğaziçi ve İstanbul Bilgi üniversiteleri üzerinde yoğunlaştınız?

Bu üç üniversiteyi, üç farklı eğitim geleneğini takip ettiklerini düşünerek seçtim. Kitapta da belirttiğim üzere Astin; hoca merkezli, kaynak merkezli ve öğrenci merkezli üç farklı üniversite modelinden bahsediyordu. Kendi deneyim ve gözlemlerimden hareketle, İstanbul Üniversitesi’nin hoca merkezli eğitime, Boğaziçi Üniversitesi’nin kaynak merkezli eğitime, Bilgi Üniversitesi’nin de öğrenci merkezli eğitime örnek olduğunu düşündüm.

  • Çalışmanızın çıkış noktası olan ‘İstanbul’a okumaya gitmek’, öğrenciler ve aileleri için ne ifade ediyor?

Taşralılar için İstanbul bir tür pagan tanrısı âdeta; hem korkulan, hem hayranlık duyulan bir ilahe gibi. Bu şehirde tutunabilmek için türlü taktik geliştirmeleri ve sonunda büyük çoğunlukla kendilerini buraya ait hissetmeleri de bunun bir göstergesi. Uyum sağlamak için kurban sundukları bu tanrıçaya ait olabilmek için tapınıyorlar. Öğrenciler, İstanbul’da eğitim almanın memleketlerindeki akranları arasında kendilerini prestij sağladığını düşünüyorlar.

Ailelerle birebir görüşmedim ama mülakatlardan öğrendiğime göre ebeveynler, İstanbul’da okumak için akranlarından nispeten daha yüksek puan alan çocuklarının geleceklerinden daha bir umutlu. İstanbul’da okuyan bir üniversite öğrencisi, yakın akraba ve akran çevresi için hem bir rol model, hem de bir kıskançlık yahut imrenme nesnesi haline gelebiliyor.

  • İstanbul’u Türkiye’deki diğer büyük kentlerden ayıran ne? Sizce İstanbul’un kaç yüzü var?

İstanbul herkese kendisini ve beklediklerini gösteren sihirli bir ayna. Muhafazakâr bir genç bu durumu kendi zaviyesinden şöyle ifade ediyordu: “Dünyada İslamiyet’i en iyi yaşayacağın yer, Haremeyn’den sonra belki İstanbul. Ama bunun yanında pisliği de en güzel yaşayabileceğin yer, Las Vegas’tan ya da Kıbrıs’tan sonra. İki zıt kutbun bir arada bulunduğu yer. Mesela, solcuların mitinginin eksik olmadığı Kadıköy’deki Osmanbey Camii’nde, bütün namazlar Cuma namazı kalabalığında kılınıyor. Akın akın geliyor insanlar.” İstanbul’un mekânsal ve ideolojik bölünmüşlüğünün nasıl olup da, melezliklerle bu denli sıvanabildiğini bundan daha iyi anlatacak az cümle vardır herhalde.

  • 'Metropoldışı’ olarak tanımladığınız İstanbul dışından gelen öğrenciler, şehre uyum sağlarlarken ne tür taktikler oluşturuyor?

Öğrencilerin ürettiği taktiklerin barınma mekânları, sosyal ve kültürel sermayeleri, üye oldukları dini ve ideolojik gruplar, etnisite ve cinsiyet değişkenleri gibi farklı toplumsal kanallara bağlı olduğunu ileri sürmek mümkün. Gençler, benzer sıkıntılara değişik çözümler bulurken, tam da bahsettiğimiz bu farklı toplumsal kanalları işletiyorlar.

  • Yani öğrenciler İstanbul’da okumaya başlayarak hem metropollü olmaya başlıyor, hem de haliyle öğrenci... Peki, bu ikili kimlik edinme süreci, beraberinde ne gibi sıkıntılar ve kazanımlar getiriyor?

Bu iki kimlik edinme süreci, çoğu zaman birbirini destekliyor. Simmel’in metropolü para ekonomisi ve rasyonalitenin mekânı olarak nitelemesi, üniversite öğrencilerinin eğitimlerinin sonunda kendilerini neden memleketlerinden ziyade metropol kente daha yakın hissettiklerini anlamada açıklayıcı olabilir. Üniversite ortamında, yarı şeffaf akran gruplarında kendilerine yer bulan öğrenciler, akran gruplarının kimi zaman sadece manevi, kimi zamansa maddi ve lojistik destekleriyle de metropolleşme sürecini ikmal ediyorlar.

  • Metropolleşen öğrenciler memleketlerine döndüklerinde ne gibi sıkıntılar ve kazanımlar edinmiş oluyorlar?

Çalışmamızla bu noktada çok fazla veriye ulaştık. Belki de, öğrenciler, kendilerini ne denli şanslı ve özel olarak gördüklerini anlamamızı istedi. Başlangıçta sıkıntı gibi olan hemen her şey, bir süre sonra benimsenip bir avantaj haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Konuşurken ağız kullanımından beden kullanımına, pratik düşünmeden metropol kentin keşmekeş ve hızını özümseyişe değin pek çok noktada metropollü gibi davrandıklarını, hatta memleketlerinde metropol kente dair bu özellikleri ‘özledikleri’ni ifade ettiler. Tatil için memleketlerine gittiklerinde, orada yaşayan yahut okumak için başka şehre gitmiş arkadaşlarıyla buluşmalarında, gittikçe daha az ortak konu bulduklarını da ayrıca söylediler.

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosunun gençlere, kurulan sistemi devam ettirici yeni kuşak olarak baktığı malum. Türkiye’de gençliğe, dolayısıyla üniversiteliye bakışta neler değişti sizce?

Pek bir şeyin değiştiğini söyleyemem. Gençliği zararlı akım ve alışkanlıklara karşı koruma ve kollama, devletin halihazırda anayasal göre-vi ve siyasetçiler de kendi ideolojilerine göre bir gençlik yetiştirme planlarını söylemekten yahut bunları birer proje olarak eğitim politikalarına içermekten çekinmiyorlar.

Bu konuda ilginç bir şey paylaşmak istiyorum sizinle. Geçen yıl bir İç Anadolu kenti üniversitesinde katıldığım uluslararası bir sempozyumda, akademisyenler için düzenlenen akşam yemeğinin haremlik-selamlık tarzında yapılmasına, diğer akademisyen arkadaşlarımızla bir anlam verememiştik. Bu durumu yetkililere sorduğumuzda aldığımız cevap daha da şaşırtıcı oldu. Öğrencilerin de belirli bir cemaatten olduğunu; bu yüzden de akşam yemeğinin kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı düzenlendiğini ifade ettiler. Üniversitesine çağırdığı akademisyenlerin bile birbiriyle tanışma imkânını ahlaki sebeplerle kısıtlayan bir üniversite yönetiminin, öğrencileri için nasıl tedbirler düşüneceğini tahmin etmek çok zor değil aslında.

Bu zihniyete göre, gençlik edilgen ve yapılması gerekenleri yapmakla yükümlü bir şey. O yüzden, gençlerin siyasal eylemselliği korkutucu ve yine bu yüzden gençler eğer protesto hareketlerinde yer alıyorlarsa ya kandırılmışlardır ya da tefessüh edip şeytanileşmişlerdir. Demet Lüküslü hocanın, devletin apolitik gençlik yetiştirme gayretlerini ortaya koyan eserinden bugüne, devletin geçlere bakışında çok fazla bir değişiklik olmasa da, gençlerin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan sebeplerle gündelik siyasete katılım düzeylerinde ciddi bir artış olduğunu söylemek mümkün.


‘Anadolu kentlerindeki üniversitelilerin barınma ihtiyacı ciddi boyutta’

  • Kitapta üç üniversiteden öğrencilerin, okudukları üniversitelere dair şikâyetlerini de okuyoruz. Bunlardan hareketle, üniversite eğitiminde düzeltilmesi gerekenler sizce nedir?

Üniversite kavramının neoliberal politikalarca yeniden belirlenmeye çalışıldığı bu günlerde, asıl düzeltilmesi gereken şeyin eğitimin hak mı, meta mı olduğuna dair algı kirlenmesi olduğunu düşünüyorum. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Starbucks İşgali, Bilgi Üniversitesi’ndeki kantin boykotları, İstanbul Üniversitesi’ndeki yemekhane ücreti protestolarını bu noktada önemsiyorum. Öğrencilerin kaldıkları yurtlar, apartlar ve evlerde ciddi ücretlendirme baskılarıyla karşılaştıklarını, bazılarının bu yüzden –pek de gönüllü olmadıkları halde– dini ve ideolojik grupların içinde barınmaya çalıştıklarını tespit ettim. Üniversitelerin hormonlu diyebileceğimiz ölçüde büyüdüğü Anadolu kentlerinde, barınma ihtiyacının daha ciddi boyutlarda olduğunu gözlemlemek mümkün.

Öğrencilerin bir diğer ana şikâyet konusu, ulaşım giderleri. Okudukları veya ailelerinin bulunduğu şehirlerden başka şehirlere gittiklerinde, indirimli bilet uygulamasından yararlanamadıkları gibi; normal bilet ücretlerinin de üstünde ücret ödeyerek toplu ulaşıma erişebildiklerini ifade ediyorlar. Bu sorun, tüm şehirlerde geçerli akıllı bilet uygulamasıyla çözümlenebilir. Öğrencilerin bir başka ana şikâyet konusu ise, başta öğrenci işleri birimleri olmak üzere, üniversitenin öğrencinin işini kolaylaştırmak için kurduğu birimler. Buradaki kişilerin de en az üniversite eğitimi almış olması, hatta pedagojik formasyona sahip olması gerekiyor bence.

Kategoriler

Güncel Yaşam