Ölüler ülkesinde kentsel dönüşüm

Orhan Berent, İzmir’de resmi adı Ege Mahallesi olan, adı eskiden orada bulunduğu söylenen Rum Mezarlığı’ndan gelen, sakinleri Romanların hâlâ Mortake ya da Murtake dediği, şimdilerde kentsel dönüşümün kıskacında olan mahalleyi anlatıyor. En azından hatıralar kentsel dönüşümün silindiri altında kalmasın diye...

ORHAN BERENT

Siz Mortake’yi bilir misiniz? Manası ölüler ülkesidir. Rumca Mortakia’dan gelir ve bugünkü İzmir’de resmi adı Ege Mahallesi olan mevkiye denk düşer. Kimse de devletin verdiği ismi kullanmaz. Sakinleri olan Romanlar Mortake ya da Murtake der, dışardakiler tenekeli mahalle olarak isimlendirir. Çeşitli kaynaklara göre Mortakia isminin veriliş sebebi bu mevkide eskiden bulunan Rum Mezarlığı yüzündendir. Şimdilerde kentsel dönüşümün amansız kıskacını ensesinde hisseden bu mahalle ile hukukum çok eskilere, ta ilk gençlik yıllarıma dayanır. Amansız ve hoyratça değişimin Sulukule’deki İstanbul Romanlarını bir tür çağdaş tehcire mahkum ettiği bu zaman diliminde, kentsel dönüşüm ne yazık ki önüne gelen her şeyi silindir gibi eziyor. Hatıraları da elbette...

Yıllar öncesiydi, 15 yaşındaydım. Birgün babam, “Bu yaz tatilinden itibaren artık çalışacaksın oğlum, haytalık da bir yere kadar” demişti. Yerim belliydi. Tariş depoları! Okul başlayana kadar mevsimlik işçi olarak çalışacaktım. Sevmiştim de orayı. İş ağırdı, incir ve üzüm mevsiminde cumartesi-pazar dahil günde 15 saat çalışırdık ama epey şenlikli bir yerdi benim için. Nasıl sevmezsin ki? Üniversite yıllarım dahil her sene oraya gitmeyi iple çekerdim. Arada sigorta poliçesi ve ansiklopedi pazarlama gibi işlerde çalışmama rağmen dönüp dolaşıp kendimi orada bulurdum. Hatta bir keresinde iyice abartmış ve babamı kızdırmayı göze alıp zorlukla bulunan maaşı, iyi bir masa başı işini terk edip yine oraya dönmüştüm. Sonunda babamın yakın arkadaşı ve oranın müdürlerinden birinin “Oğlum serserilik iyi de nereye kadar, yaşın otuza geliyor, buraya kısa pantolonla geldin seneler geçti koca adam oldun hâlâ buradasın, artık kendi yolunu çiz” demesi etkili olmuştu. Yılda altı ay çalışıp geri kalan zamanda avarelik etme devri bitmişti.

İşletmede kadın işçilerin çalıştığı tarafta duvarlarda hoparlörler vardı ve Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses’in şarkıları etrafı çınlatırdı. İdarenin kasetlerini temin eden de müziksiz yapamayan, çalgısız yaşayamayan Romanlardı. İlk arabesk kültürümü orada almıştım. Biz erkeklerin çalıştığı tarafta ise Aydın ve çevresinden incir getiren kamyonların şoförlerinden ilk istenilen teybi açmasıydı. Tam bir insan azmanı olan çeribaşı Şerif’in postasında çalışan iki kişiden biri Orhancı diğeri de Ferdiciydi. Bunlar bir taraftan 80-100 kiloluk çuvalların altına girerken sonu gelmez bir şekilde birbirlerine takılırlar ve kızdırırlardı. Hamalların diğer bölümünü çoğu Eleşkirtli olan Ağrılı Kürtler meydana getirirdi. Onlar arabesk şarkılara hiç yüz vermez ama kamyon şoförü eğer Kürtse onun teybe taktığı Kürtçe kasetleri dinlerlerdi. Fakat benim asıl arkadaşlarım Menemen Asarlık mahallesinden gelen yerli Kürtlerdi. Posta başları Pala lakaplı kızıl saçlı, kızıl bıyıklı bir adamdı. Ferzande, Ekber, Fero ile Alsancak’ın arka sokaklarında Gönül Akkor plakları çalınan salaş meyhaneleri, memlekette o zamanlar pek garson kız çalıştırma adeti olmadığı için kırk yaşlarındaki kadınların servis yaptığı ve sekizer bira içip hesaba itiraz ettiğimiz için neredeyse hastanelik olacağımız Basmane’nin ve Tepecik’in kıyıda köşede kalmış acayip, saçma, kitsch birahanelerini az mı arşınlamıştık. Elbette bir de Mortake’deki sokak düğünlerini unutamam. Mahalleden tanıdığım çoktu ve bir çoğu bizim ortaokula gelirdi. Liseyi okuyanını ise pek hatırlamam.

Mortake’nin, Hilal’in, Tepecik’in Roman sakinleri, göçmenler, Erzurumlular, Boşnaklar, Kürtler ve envai çeşit yoksulların geçici sığınağıydı Tariş. Şubat ayında incir ve üzümün işlenmesi bittiğinde aynı insanlar Tekel’de mevsimlik çalışmaya giderdi. Şimdi ne Tekel kaldı, ne de Tariş... Kentsel dönüşüm Mortake’nin de sonunu getirecek birkaç yıl sonra. Amansız yoksulluklarına karşın bir o kadar da özgürlüklerine düşkün bu mahallenin sakinleri, toplu konut bloklarına yerleştirilecek.

Gençken Alsancak Stadı’nda oynanan Altay maçlarından çıktığımda, yolumu uzatıp bu mahalleden geçer, sonra da mahallenin kıyısından uzanan demiryolundan eve doğru yürürdüm. Yanı başımdan dumanlar içinde, çığlık çığlığa buharlı lokomotiflerin çektiği trenler geçerdi. Ara sıra rayların üzerinde dolaşan yaşlı kadınlar görürdüm. Bunlar akşam sobada yakmak için lokomotiflerden düşen kömür parçalarını toplardı. Şimdi kaç yıldan beri elektrikli trenler çalışıyor bu hatta. Zaman değişti, kentler de değişiyor. Trenlere, vapurlara şiir yazılır da deniz otobüsüne, hafif raylı sisteme içlenip duygulanana rastlamadım.

Bu mahalle yok olduğunda Altay’ın en sadık ve kendine has taraftarlarının olduğu bir kültür de tarihe karışacak. Zaten uzun bir zamandır süper ligde değiliz, arayanımız da yok, soranımız da… Ve artık hiç bir şey eskisi gibi değil. Ben de öyle…

 


 

Kategoriler

Şapgir