Barış gelecek ama hâlâ su gelmiyor

Bitlis, Kalkınma Bakanlığı’nın Gelişmişlik Sıralaması’nda 76. sırada yer alıyor. Özyeğin Vakfı, Tatvan’ın Dibekli (Sûlû), Yassıca (Ünsüz), Kolbaşı (Avetax) ve Bolalan (Şamınis) köylerinde kalkınma projesini hayata geçirdi. Kırsal Kalınma Girişimi’nin davetiyle köyleri gezdik ve hayata geçirilen kalkınma modelinin nasıl işlediğini yerinde gözlemledik.

UYGAR GÜLTEKİN
uygargultekin@agos.com.tr

Bitlis, Kalkınma Bakanlığı’nın Gelişmişlik Sıralaması’nda 76. sırada yer alıyor. Özyeğin Vakfı, Tatvan’ın Dibekli (Sûlû), Yassıca (Ünsüz), Kolbaşı (Avetax) ve Bolalan (Şamınis) köylerinde kalkınma projesini hayata geçirdi. Kırsal Kalınma Girişimi’nin davetiyle köyleri gezdik ve hayata geçirilen kalkınma modelinin nasıl işlediğini yerinde gözlemledik. Kavar havzası, 6 köy ve 5 mezradan oluşuyor ve 1.500 nüfusa sahip. Burası, 1915’te yaşanan soykırıma kadar Ermeni nüfusun hayli yoğun olduğu bir bölgeydi. Bugün ise bölgede sadece Kürtler yaşıyor.

30 yıl süren ve binlerce insanın hayatını kaybettiği Kürt savaşının yarattığı en büyük tahribatlardan biri de zorla yerinden edilmeler oldu. 1990’ların sonuna dek bölgede pek çok köy yakıldı ya da zorla boşaltıldı. Bu alanda çalışan sivil toplum örgütlerinin verilerine göre yaklaşık üç milyon kişi yerinden edildi. Bölgede köylülerin geçimlerini sağladığı tarım ve hayvancılık gibi pek çok ekonomik faaliyet tamamen dibe vurmuş durumda. Kürt meselesinde çözüm konuşulmaya başlandığından bu yana, köye dönüşler en önemli gündem maddelerinden biri. Ancak hükümetin bunu nasıl yapacağına dair somut ve kalıcı çözüm önerileri henüz yok.

Özyeğin Vakfı, köye dönüşlerin nasıl mümkün olacağına dair önemli bir projeye imza attı. Sürdürülebilir kalkınmanın bir modelini yaratmaya çalışan vakıf, Bitlis’in Tatvan ilçesinin Kavar havzasını proje bölgesi olarak seçti.

Bölgede köylerin çoğu 1990’lı yıllarda boşaltıldı ve pek çok köylünün evi yakıldı. 2000’li yıllarla beraber yaz aylarında köyleri ziyaret etme ve bir süre kalma izni çıktı. Ancak köylerin korucu işgalinden kurtulması kolay olmadı. Çatışmaların arttığı dönemlerde köyde kalabilmek imkânsızdı. Dönüşler ancak son yıllarda kalıcı hale gelebildi. Köye ilk dönenler genelde şehirlere uyum sağlamakta zorluk çeken yaşlılardı. Ardından bir sonraki kuşak geldi. Ancak gençlerin sayısı halen çok az. Gittikleri yerlerde kimi okuyor, kimi ise çalışıyor. Onların dönüş için ikna edilmeleri bir hayli güç.

Vakıf tarafından başlatılan proje kapsamında Kavar’da bir kooperatif kuruldu. Bu kooperatifin 8’i kadın, 66 üyesi var. Kooperatif, vakfın desteğiyle köylülere 3-5 bin TL arasında borç vererek onları yeniden üretime teşvik etti. Köylere ceviz ağaçları dikildi, elma bahçeleri kuruldu; arı kovanları, hayvanlar satın alındı ve süt toplama merkezi kuruldu. Ayrıca sadece kadınların çalıştığı bir sera kuruldu.

Üretilen ballar, aralarında Türkiye’nin en büyük oteller zincirinin de olduğu çok sayıda firma tarafından satın alınmaya başladı. Kavar köylüleri bölgenin süt pazarında da oldukça iddialı durumda. Bal üretimi yılda 4,5 tona kadar ulaşmış durumda. Üretimin yükselmesiyle birlikte hane başına gelir yüzde 50 oranında arttı. Bütün bu olumlu gelişmelerin ardından Özyeğin Vakfı bölgeden çekilmiş durumda ve artık sadece danışmanlık hizmet veriyor. Vakfın çekilmesinden sonra da üretim aynı yoğunlukta devam ediyor. Kooperatif kendi imkânlarıyla sütlerin taşınması için bir araç satın aldı. Ayrıca Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın da desteğiyle tarımda kullanmak için makineler alındı. Bu sayede köylüler makineleri kooperatiften piyasa fiyatının çok altında kiralayabiliyor. 

Bölgede ekonomik kalkınmanın sürdürülebilmesi için üretimin daha da artırılması gerekiyor. Ancak havzanın en önemli sorunu su. Bölgenin çok yakından geçen nehirlerden havzaya su verilmesi gerekiyor. Defalarca proje üretilmesine rağmen, devlet bürokrasisi bu konuda adım atmış değil. Köy muhtarları bu konuda çok dertli. Dibekli (Sûlû) köyü muhtarı İkram Kılıçaslan, kendi hazırladıkları projelerin kaymakamlık tarafından dikkate alınmadığını, üstelik çevredeki korucu köyleri için kullanıldığını söyledi. Kılıçaslan, “Bizim köylerimize bilerek su verilmiyor. Barış geldi deniyor. Ancak bize hâlâ su vermiyorlar” diyor.

Bürokratik bakış açısının değişmesi lazım

Özyeğin Vakfı’nda Kalkınma Programı Direktörü olarak çalışan Nurcan Baysal, Kavar deneyimini Agos’a anlattı.

“Köye geri dönüşlerle ilgili, ev lazım, altyapı lazım diye sık sık konuşuyoruz. Ama asıl kamu yönetiminin geri dönenlere bakış açısını değiştirmesi lazım. Bu hiç konuşulmuyor ama çok engelleyici olabiliyor. Köye dönenler veya dönmek isteyenler, onlara yardımcı olacak bir kamu yönetimiyle karşılaşmak istiyorlar. Bu motivasyon olunca diğerlerini bir şekilde yapma gücünü buluyorsun ama bu yoksa her şey çok zor. Biz proje kapsamında altyapı çalışmalarının bir kısmında başarılı olamadık. Çözümü çok zor olmayan ama senin kendi kaynağınla bile yapamadığın şeyler var. Yol, su, elektrik, okul gibi şeyler o kadar temel ki, onlar olmadan geri dönüşü konuşmak mümkün değil. Ayrıca insanlar bilgiyi de unutmuşlar. Gittiklerinde geleneksel bilgi de yok olup gidiyor. Bu proje uygulanabilir. Kavarlılar azimli kendi istekleri dışında köylerini terk edenlerin hepsinde bu azmin olduğunu düşünüyorum. Birçok yerde artık yapılabilir bu tür projeler. Ekibimiz Kavarlılarla iç içe, çok iyi iletişim kuran ve kimseye üstten bakmayan bir ekipti.”

 

Nahiye Eşbul’un köye dönüş hikâyesi

İstanbul’da çocuklarımı koruyamayacağım için dönmek istedim

Nahiye Eşbul, dört çocuk annesi. 20 yaşında Kavar’dan İstanbul Bağcılar’a göç etmek zorunda kaldı. Kendilerine köyü boşaltmazlarsa evlerinin yakılacağı söylendi ve köyden çıktıkları akşam evleri yakıldı.

Nahide Eşbul

Eşbul, İstanbul’da 20 yıl tekstil atölyelerinde çalıştı. Sonra ise çocuklarıyla beraber zaman geçirebilmek için bir kafe açtı. Kafede işler iyi gitmesine rağmen İstanbul’da çocuklarının güvenliği ve geleceği konusunda kaygılı olduğu için kafeyi kapatmak zorunda kaldı ve köyüne geri döndü.

Eşbul, İstanbul’da yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Biz gittiğimizden beri hep geri dönmek istedik. Orada yaşadığımız şartlar çok zordu. Biz şehre gitmeden burada kendi işimizi yapardık. Tarlaya gider, akşam evimize gelirdik. İstanbul’da hep başkasının işçiliğini yaptık. Yıllarca kimse sigortalı iş vermedi. Maddi olarak hiçbir yere gelemedik. Sonra Altınşehir’de kendi kafemi açtım. Önce dondurma dükkânıydı, sonra kafe yaptım. Ancak ortam hızla bozulmaya başladı. Bir çift gelip baş başa oturamaz oldu. Çocuklarım yanımda olsun diye, onları görebilmek için açmıştım kafeyi. Okuldan sonra yanıma geliyorlardı. Ancak bir süre sonra çocuklarımı koruyamayacağımı düşündüm.”

Köye dönmenin herkesin arzusu olduğunu söyleyen Eşbul, kendi dönüş hikâyesini anlatıyor:

“Köye dönmek yasaktı. 2002’den sonra sadece yazları izin verdiler. Yazları gelip gittik. Evimiz yerle bir edilmişti. Çadırdan baraka yapıp içinde kaldık. Üç yıl boyunca böyle geldik gittik. 2009’da temelli geldim. Hiç paramız yoktu. Üç çocuğumu üniversitede okuttum. Hayvancılık yapmak istiyorduk. Kredi alalım dedik, ancak kimse kredi vermedi. Buradaki arazileri veya evleri kimse ipotek etmiyor. Sonra bize kredi imkânı verdiler. İlk arı alan bendim. Çok korktuk. Küçük krediyi bile ödeyemeyeceğimi düşündüm. Arıdan hiç anlamıyordum. Sonra iki-üç  yıl içinde işi öğrendik. Artık para kazanabiliyorum. Kendi müşterilerim var. Kooperatife bal satmıyorum. Gerek yok. Müşterisi olmayan köylüler satsın. “

Eşbul, dönüş için koşulların hâlâ zor olduğunu düşünüyor: “Yaşayabilmek için temel koşullar halen yok. Yasalar buralarda uygulanmıyor. Kalkınma güzel şey ama biz hiçbir şeyinden faydalanamıyoruz. Destek almak çok zor. Yasalar iyileşmeli. Çevremde birçok insan var. 20 yıldır İstanbul’da yaşıyorlar ve her zaman dönmenin hayalini kuruyorlar. ”

Proje kapsamında başlayan arıcılık sayesinde yılda 4,5 ton bal üretimi yapılıyor.

Proje kapsamında köye sadece kadınların çalıştığı bir sera kurulmuş.

 

Kategoriler

Güncel Yaşam