LEVON BAĞIŞ

Levon Bağış

OBUR

Acaip havalar

İşte kurşun kubbeler şehri İstanbul’dasın
Havada kaçan bulutların hışırtısı
Karaköy çarşısından geçen tramvayların camlarına yağmur yağıyor

İlhan Berk

Gerçekten İstanbul’a yağmur yakışır. İstanbul’a yazılan şiirlerde vardır hep yağmur… Ama işte o tramvay camından izlenilen ya da, boğazda sessizce yağan yağmur bazen zıvanadan çıkınca işler ters gitmeye başlıyor.

Geçen haftalarda Üsküdar sahilindeki amfibi görünümlü minibüsten sonra bu hafta yağan dolu, çıkan hortum, epey ilginç tecrübeydi İstanbullular için. Yaz yağmurudur geçer diye sığındığımız kafede saatlerce oturmak zorunda kaldık. Oturmak zorunda kaldık dediğime bakmayın, şarabı açınca bitirmeden kalkamadık.

Herkesin aklında bu acayip havaların nereye varacağı sorusu var. Beni en çok ilgilendiren sorun ise sadece İstanbul’da değil neredeyse tüm yurttaki acayip havalar.

İstanbul neredeyse muson iklimini yaşamaya başlamışken, biz şehirde kafamızı sadece kitlenen trafiğe ve suların kesilip kesilmeyeceğine takıyoruz.

Oysa bu acayip havalar hayatımızı derinden etkiliyor. Yediğimiz içtiğimiz şeylerden başlayarak hem de… İçtiğimiz şarabın kalitesini gösteren en önemli unsurlardan birisi “rekolte” dediğimiz kavram, tamamen üzümün bağda geçirdiği bir yıl boyunca yıllık hava şartlarının üzüme etkisini anlatmak için kullanılıyor. Bu kavramı yıllık hava koşullarının şaraba yansıması olarak algılayabiliriz. Şarabın tek ham maddesi olan üzümün kalitesini o yılbaşına gelen hava koşulları belirliyor. O nedenle şarap şişelerinin üzerinde üzümün toplanıldığı tarih yazılıyor ve aynı üreticinin farklı rekolteli şarapları çok farklı fiyatlara alıcı bulabiliyor.

Ama unutmamak gereken, şarabın lezzetinden çok daha önemli bir unsur daha var. Değişen iklim koşulları her sene tarımsal ürünleri daha fazla etkiliyor… Bu sene kuraklıkla başlayan, don ve dolu ile devam eden acayip havalar yüzünden, fındık, kayısı, kiraz ve üzümde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bazı bölgelerde yüzde 90’lara varan kayıplar ekonomik olarak da hayatı çok kötü etkiliyor.

Ama biz sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmaya, tüm akan derelere barajlar kurmaya, deli gibi şehirlerimizi büyütmeye devam ediyoruz. Küresel ısınma falan deyince sanki hayatımızı hiç etkilemeyecekmişiz gibi yaşamaya devam ediyoruz.

Bilim insanlarının uyarıları falan da yöneticilerimizi ikna etmiyor. O nedenle başka bir kaynaktan bir hatırlatayım istedim. İncil’in peygamberlik kitabı Vahiy’e göre Kıyametin 4 atlısından biri dünyanın sonunun açlık ve kıtlıkla geleceğini gösteriyor.

“Bakınca siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı. 

6Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba zarar verme!”

8Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölüm’dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün yabanıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.” VAHİY 6:6-8

Bu kıtlık ve saçılan ölüm, bu acayip havalar yüzünden mi gelecek acaba, başımıza?

Bir hatırlatayım istedim…