LEVON BAĞIŞ

Levon Bağış

OBUR

Es-mi-yor

Geçen ay boyunca herhalde sosyal medyada en çok kullanılan kelime oldu ‘esmiyor’. Sadece bunaltıcı geceler olarak algılasak da, bütün yıllık emeğini bu bir-iki aya bağlayan, tarımla uğraşanlar için çok daha fazla şey ifade ediyor bu esmeme mevzuu.

Bu sıcaklar, bağda toplanmayı bekleyen üzümleri, bizleri etkilediğinden epey farklı etkiliyor.

Şarap dünyasının bilinen üzümleri, olgunlaşma zamanlarına göre, ‘erkenci’ ya da ‘geççi’ olarak tanımlanırlar. Bazı üzümler ağustos ayının ortasında olgunlaşırken, bazılarının olgunlaşması kasım ayını bulabilir. Fakat bu, doğal dengeler söz konusunda olduğunda geçerli. Bu sene, olgunlaşma zamanları farklı olan bazı üzümler aynı zamanda toplanıyor. Bunun bu seneye has bir durum olduğunu düşünüp geleceğe umutla bakmak mümkün olsa da, iyimser olmamızı engelleyen bazı sebepler de var. Havalarda acayip bir şeyler olduğu aşikâr. Her sene bir önceki yıldan daha garip havalara maruz kalıyoruz. Bu sene İstanbul’da yaşanan iklime ‘muson iklimi’ desek yanlış olmaz herhalde.

Bu durum, şarap dünyasını da derinden etkiliyor. Dünyada şarap üretimi yapılan araziler Kuzey/Güney otuzuncu ve ellinci paraleller arasında yer alır. Üzüm, anavatanı olan Anadolu’dakine benzer iklimlerde yetiştirilebildiğinden, sadece bu bölgelerde şarap üretebilir.

Bu paralellerin sınırlarına, Ekvator’a yaklaşırsanız sıcaktan, kutuplara yaklaşırsanız soğuktan, üzüm yetiştiremezsiniz, yani şarap üretemezsiniz. Şarapla yeni ilgilenmeye başlayan herkesin ilk öğrendiklerinden olan bu gerçek, bugünlerde geçerliliğini biraz yitiriyor gibi.

Başı sıcaklarla bizden daha fazla belada olan ülkeler var şarap dünyasında; Kuzey Afrika’da yer alan Ekvator bölgesine, diğer şarap üreticisi ülkelerden daha yakın olan ülkeler Fas, Cezayir, Tunus Türkiye’den daha fazla şarap üretiyorlar ama sıcaklıkların artması oradaki bağları çok kötü etkiliyor. Pek çok bağ kullanılamaz hale geliyor. Avustralya’daki yoğun kuraklık da buradaki bağları tehdit eder boyutlara ulaştı.

Bu ısınmadan, geçici de olsa fayda sağlayan yerler de yok değil. Güneşe ihtiyaç duyan Bordeaux bağlarında son yıllarda daha yüksek sıcaklıklar, daha olgun üzümler ve daha iyi rekolteler ortaya çıkarıyor. Ama bu genel ısınmadan en çok kâr eden ülke, her musibetten kârlı çıkan İngiltere. Pek çok kıymetli şeyi olduğu gibi şarap ticaretini de büyük oranda elinde tutan İngiltere, şarap üreticisi bir ülke değil, daha doğrusu değildi. İngiltere bütün dünyaya şarap satsa da, şarap üretmek için çok kuzeyde kalır, soğuk ikliminde şarap üretemezdi. Ama havalardaki değişim nedeniyle, Britanya adasının Fransa’ya bakan güney kıyılarında, son yıllarda iyi kalitede köpüklü şaraplar üretilmeye başladı.

Bu çok kısıtlı ve sıradışı fayda kimseyi umutlandırmasın. Bu acayip havalar sadece şarabı değil, hayatımızı da tahmin ettiğimizden fazla tehdit ediyor.

Açık Radyo’da her gün bu felakete karşı bizi sürekli uyaran, bazen Açık Gazete’yi dinlerken bana fenalık geçirten, yıllardır acayip havaların takipçisi olan Ömer Madra, geçenlerde verdiği bir mülakatta çok korkunç bir manzarayı gözlerimizin önüne seriyordu.

“Ruskin Üniversitesi’nin yaptığı bu çalışmada kıtlık çıkacağı ve milyonların, hatta milyarların aç kalacağı söyleniyor. Üstelik bunun 30 yıl içerisinde olacağı ortaya koyuluyor. Yani 2045’te. Torunum 2000 doğumlu ve dünyanın çöküşünü gördüğü zaman 45 yaşında olacak. Tabii ben bunları anlatınca, ‘Anlatma artık’ diyor ama kaçış çok kolay değil. İklim değişikliği hayatın her noktasını etkiliyor. Savaşı da, barışı da, sporu da, turizmi de... Sular altında kalıyor bazı turizm alanları. Mesela futbol. Dünya kupalarının tarihleri tartışılıyor. Kayak merkezlerinin işi bitti. Suni kar yapıyorlar. Mazotla kar üretiliyor. O da ısınmaya neden oluyor. Bu ahmaklıkla gidilirse, bütün sınırların çok kısa sürede aşılacağı ortada.”

Bugün iç savaşlar ve diğer politik felaketlerle göçmen durumuna düşen insanların başına gelen felakette de, değişen hava koşullarının etkisi var elbette. Yıllarca süren kuraklık ve diğer sıkıntılar, en az diğer sorunlar kadar büyük rol oynuyor, yaşadığımız coğrafyadaki politik çalkalanmalarda.

İncil’de Luka kitabında yer alan bir ayette, “İnsanlar korkudan ve dünyaya gelmekte olan şeyler için beklemekten bayılacaklar” deniyor (Luka’ya göre İncil, 21. Bap, 26. Ayet).

Ama şimdi şöyle bir baktığımızda görüyoruz ki, insanlar kaygıdan ya da korkudan bayılmıyorlar. Açgözlülük ve para kazanma hırsıyla sadece kendini düşünen dünya, her şeye getireceği kâr kadar değer veriyor, biraz daha kâr edebilmek için her şeyin yok olmasına göz yumuyor. Ve maalesef biz de kendi rahatımızı korumak gibi ufak hesaplarla, üzerimize düşeni yapmayıp, buna katkıda bulunuyoruz. Buradan ya da herhangi bir sosyal mecradan “Kahrolsun bağzı şeyler” demek çözüm olmadığı gibi suç ortaklığımızı da azaltmıyor. Zaten suç ortağı olmasak, kıyıya vuran çocuk cesetlerinin olduğu bir dünyada nasıl yaşardık ki?