Ölümünden çeyrek asır sonra hâlâ ve hep özlenen Şınorhk Patrik

Türkiye Ermenilerinin 82. Patriği, merhum Şınorhk Kalustyan ölümünün 25. yılında özlem ve saygıyla anılıyor.

1961-1990 döneminde Patriklik eden Şınorhk Sırpazan özellikle Anadolu’dan göç eden Ermeni çocuklara sahip çıkışı ile halkının ‘baba’sı olarak nam salmıştı. Kalustyan’ı anmak için Patrikhane tarafından tek bir etkinlik açıklandı. Beyrut’tan gelen Kilikya Katolikosluğu Manastırı Armaş Korosu, 16 Nisan Cumartesi saat 20:30’da Kumkapı Mesrob Mutafyan Kültür Merkezi’nde Patrik Şınorhk Kalustyan anısına bir konser verecek. Bu vesileyle biz de sevilen ve her dokunduğu insanda iz bırakan bu din adamını, kendisiyle birlikte çalışmış, hayat yolları kesişmiş isimlere sorduk. Onların anıları eşliğinde Patrik Şınorhk’u minnetle anıyoruz. 

‘Tek benimle Türkçe konuşurdu’
Harun Keçecioğlu

Patrik Şınorhk Kalustyan’ı ben çok iyi bir din adamı olarak tanımlıyorum. İlkeli ve su katılmamış bir Ermeni’ydi. Böyle bir din adamını tekrar görmek inşallah nasip olur. Milletine çok fazla düşkündü ve dürüsttü. Tek benimle Türkçe konuşurdu çünkü ben Ermenice bilmiyordum. Okullarımıza ve vakıflarımıza bağışta bulunmayı çok severdi. En büyük hatıramızı şöyle anlatabilirim. Siyaseten sıkıntılı bir dönemde kendisiyle röportaj yapmak için Patrikhane’ye beş gazeteci gelmişti. O kadar büyük bir önderdi ki bütün vakıf başkanlarını topladı. Benimle o dönemde bir tartışması olmuştu, buna rağmen beni de çağırdı ve gazetecilere ne cevap vereyim diye bize danıştı. Oradaki davranışı çok hoşuma gitmişti. “Kimliğini çıkarttı ve ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve din adamıyım, ülkede ve dünyada bütün cinayetleri, katliamları kınarım, dünü de, bugünü de, yarını da” dedi ve gelen gazeteciler hiçbir kelime yazamadı. Bir gün de telefon etti ve beni yanına çağırdı. Kalfayan’ın taşınması için bir madağ tertip etmemi istedi. Ölümünden hemen önceydi, isteğini yerine getirdik. Şınorhk Badriark’ın bana göre dünyada eşi ve benzeri bulunmaz.

‘Badriark’la telefonda konuşurken bile gayri ihtiyari önümüzü iliklerdik’
Melkon Karaköse 

Şınorhk Badriark’la ben 9 sene danışma kurulunda çalıştım. Çok genç yaşta beni danışma kuruluna almıştı. Gençlere çok fazla değer verirdi ama daha önemlisi yürekten cemaatine bağlı olan biriydi ve insanları çok severdi. Duruşunda çok büyük bir otorite vardı. Bir gün Şınorhk Badriark ve rahmetli Garabed Arman’la ben dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’le görüşmeye Ankara’ya gittik. Badriark kapıdan içeri girdiğinde Kenan Evren gibi bir adam bile hemen ayağa kalktı, müthiş bir heybeti vardı. Din adamlarını ve öğretim üyelerini çok severdi, ama en önemlisi çocuklara çok değer verirdi. Çocukların mutluluğu ve eğitimi için elinden gelen her şeyi yapardı. Madağlarımıza gelirdi, hangi madağ olursa olsun sonuna kadar kalırdı ki üç kuruş daha fazla toplansın da orada iki tane çocuk daha eğitim alsın. Biz onu Badriark olarak değil bir Surp (aziz) olarak görürdük. Bizim en büyük şansımız Şınorhk Badriark’la yetişmemiz oldu. Onunla görev yapmış olmak benim için hiçbir zaman unutamayacağım bir gururdur. O zamanlar Şınorhk Badriark’tan habersiz bir şey yapmak asla mümkün olamazdı, cemaate bir sinerji ve bütünlük hissi vardı. Şimdi ise liderlik anlamında maalesef tam anlamıyla bir boşluk var. Cemaatimizin Şınorhk Badriark gibi bir lidere her zaman ihtiyacı var. Şınorhk Badriark’ın duruşu bile bize yeterdi, onunla telefonda konuştuğumuzda dahi gayri ihtiyari ceketimizi iliklerdik. İnsanlar üzerinde öylesi güçlü bir etkiye sahipti.

‘Nesli tükenen din adamlarındandır, şimdi öyle din adamı yok’
Diana Kamparosyan 

Şınorhk Badriark hakiki bir din adamıydı. Nesli tükenmiş cinsten bir din adamı… Ben 11 yıl Patrikhane’nin göçmenlerle ilgilenen kurulunda görev yaptım ve hep bir arada olduk. Bir dönem Anadolu’dan gelen Ermeniler için Kumkapı’da yemek vermeye başladık. Şınorhk Badriark’ın da Patrikhane’nin mutfağını kapatarak, aynı yemekten yemeye başladığını gördüm. Bu bir din adamının büyüklüğünü gösterir. Her ayın iki Pazarı Anadolu’dan gelen çocukları vaftiz ederdi. İsimleri benim koymamı isterdi, ben de o dönemde modern olan isimleri vermeyi tercih ederdim. Bir gün çocuklardan birinin ismini Şınorhk Badriark’ın koymasını istedim. Bunu teklif ettiğimde ‘Bir tane de doğru isim verelim birine’ demişti, ben ancak o zaman bulduğum modern isimleri beğenmediğini fark edebildim. Bana karşı tek bir eleştirisi vardı ‘Ah kızım sen ve arkadaşların keşke Ermeni olduğunuz kadar biraz da dindar olsaydınız’ derdi. Gazturman Gayan onun göz bebeğiydi; çocukların topu yanına kaçtığında hiç üşenmeden kalkar, o topu büyük bir sevgiyle çocuklara geri atardı. Hayatı boyunca doğum günü kutlamamıştı, doğum günü 4 Ocaktı. İlk olarak biz ona sürpriz yapmaya başladık. Muhakkak bir pastayla doğum gününü Patrikhane’de kutlardık. ‘Çocukluğumda yapmadığımı bu yaşta yapıyorum’ derdi. 

‘Hişetsek Atam yev Yevan’
Yetvart Tovmasyan 

Rahmetli Şınorhk Badriark’la 1966’da Tbrevank’tan mezun olduktan sonra tanıştım. Yaklaşık dört yıl, 1970’e kadar çok yakınında oldum. Baba oğul ilişkisi gibi desem pek abartmış olmam. Kınalı Kampı’nın biz idari işlerinde çalışanlar, müdürü, belletmenler patriklik binasının alt katında kalıyorduk. Hepimiz Tıbrevanklıydık, yatılı hayatın pratiği içinden geliyorduk.

Kendisi tipik bir vanagandı. Yani manastır mensubu. Fazla dış dünyayla teması olmadığı için çok sade, çok basit bir günlük hayatı vardı. Sözde ben teoloji eğitimi almak için ordaydım, ama bu eğitimin dışında her işi yaptım, ona keyifle, saygıyla sevgiyle dört sene hizmet verdim.

Bahçeyle uğraşmayı çok seviyor, kazma kürek kullanıyor, ekiyor, biçiyor, çapalıyor, suluyor, bahçeyi yeşertmek için didiniyordu. Patriklik binasından kamp binasına geçerken bahçeden geçmek gerekiyordu, bu bölümde bir elma ağacı vardı, o sene taneyle elma vermişti, Şınorhk Badriark, o elma ağacına gözü gibi bakıyordu. Ancak belletmenler daha elmalar tam olgunlaşmadan koparıp yemeye başladı. Yapmayın, baba fark ederse fena kızacak, dedikçe... Nerden fark edecek, hep aynı yerden koparmıyoruz ki, deyip konuyu geçiştiriyorlardı. Ama ağaç, nihayetinde yolunduğu şekliyle ortadaydı! Bir sabah kalkıp, kampa vazifeye gittiğimizde, portakal sandığının bir kenar tahtası üzerinde Ermenice ‘Hişetsek Atam yev Yevan’ (Adem ve Havva’yı hatırlayın) yazısını o inci gibi el yazısıyla uzaktan görülecek bir şekilde yazılmış ve elma ağacına çakılmış gördük... Olan olmuştu. Şınorhk Badriark başka bir şey söylemedi, bir tasarrufta bulunmadı. Hiçbir şekilde ima bile etmedi. Ama çok etkili olmuş, kalan birkaç elmayı kurtarmıştı.

Bugün onu rahmetle, sevgiyle anıyoruz, Şınorhk Badriark’ın yüreği, Mesrob Badriark’ın aklı şimdikilere feyz kaynağı olsa keşke. İkisinden de yoksunuz. Çok zor...

‘Anadolu’nun saflığını hiçbir zaman kaybetmedi’
Episkopos Sahak Maşalyan

Şınorhk Badriark’ı tanımam benim hayatım için bir dönemeç oldu. Ermenice bilmeyen bir gençtim ve bana sofrasını açtı, adam yerine koydu. Köylülüğünü, Anadolu’nun saflığını da hiçbir zaman kaybetmedi. Patrikhane’de öğrencisi olarak onunla beraber beş yıl yaşama şerefine nail oldum. Din adamı olmamdaki en önemli nedenlerden birisidir benim için Şınorhk Badriark. Öğretmenimdi, yardımseverdi, düşünürdü, tanrıya yakındı. Bir gün Zadig’den sonraydı Mesrob Badriark’la beraber Kınalıada’ya gidelim dedik. Kapıyı açtık içeri girdik bir baktık Şnorhk Badriark ağaçtaydı, Mesrob Badriark sordu ‘Hayrola Sırpazan ağaçta ne yapıyorsunuz’. O da ‘Zadiğimi kutluyorum’ cevabını verdi. Gerçekten de doğaya çok yakındı, kendi ekip biçtiği şeyleri yemekten çok zevk alırdı, hele de baklayı çok severdi. Şınorhk Badriark’ın kendine özgü bir liderlik vasfı vardı. Anadolu’da yaşayan Ermenilere büyük imkânlar açtı hem yerleştirdi, onların yurt dışına çıkmalarına olanak sağladı. Kendisinin Türkçesi çok iyi olmadığı halde Türkçe vaaz verirdi. Türkçe vaaz vermekten gocunmazdı, o şekilde de birçok kişiyi etkiledi. Onlardan birisi de benim.

Kategoriler

Toplum Kilise



Yazar Hakkında

1992 İstanbul doğumlu. Agos foto-muhabiri. Ermeni toplumu gündemi, sosyal etkinlikleri ve yaşamı üzerine haberler yapıyor.