YETVART DANZİKYAN

Yetvart Danzikyan

KARDEŞÇESİNE

Türkiye laik bir devlet mi?

Türkiye’nin laik bir devlet olduğu yönündeki argümanları dikkate almak çok zor. Daha gerçekçi bir analiz yapacak olursak, devlet, kendi iç ve dış politikaları çerçevesinde her türlü süreci kontrol etmek ve dizayn etmek istiyor. Bu, doğrusunu isterseniz, 100 yıllık devlet politikalarından, Cumhuriyet tarihi boyunca Ermeni toplumunun üzerinde Demokles’in kılıcını dolaştırma politikalarından farklı değil.

Türkiye’de azınlık haline getirilmiş toplumların dinsel ve temsiliyete dair sorunları açısından ilginç gelişmelerin yaşandığı bir haftanın içindeyiz. Yunanistan Başbakanı Çipras, Türkiye ziyareti çerçevesinde, 1971’den beri devlet kararıyla kapalı tutulan Heybeliada Ruhban Okulu’nu ziyaret ederken, Ermeni Kilisesi’nin Vatikan’daki temsilcisi Başepiskopos Khajag Barsamyan da Ankara’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu ziyaret etti. Ziyaretin konusu, yapılamayan patrik seçimleriydi. 

Ancak bundan önce başka bir gelişmeyle başlamak daha iyi. Kısa süre önce, Fener’deki Ekümenik Patrikhane, Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin bağımsızlık talebine onay vermişti. Bu, aslında Ukrayna açısından Rusya etkisinden kopma hamlesinin bir başka adımıydı. Ekümenik Patrikhane’nin bu konuda Rusya’yı kızdıracak adımlar atması, hiç şüphe yok, Türkiye hükümetinin de oluruyla ya da meseleye karışmamasıyla olmuştu. Bu çerçevede Rusya’nın Türkiye’ye de sitem ettiğini ya da edeceğini öngörmek zor değildi.

Ekümenik Patrikhane’nin Bursa Metropoliti Prof. Dr. Elpidoforos Lambriniadis, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesine bir mülakat verdi. “Moskova ile de yakın ilişkilerdeki Ankara’nın bu gelişmelere yönelik tutumu nasıl?” sorusuna verdiği yanıt ilginçti. Şunları söyledi Elpidoforos Lambriniadis:

“Rusya’nın etkilediği ülkelerin aksine Türkiye’nin tutumu farklı. Putin iki kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ukrayna Kilisesi konusunda müdahale etmesini istedi. Biri 2008, diğeri 2018’de. Her iki zamanda Erdoğan, patrikhanemize müdahale etmeyi reddetti. ‘Türkiye’de laik bir devlette yaşıyoruz, Patrikhanenin işleri din işleridir. Devlet din işlerine karışmaz, patrikhane bağımsız bir patrikhanedir’ tarzında bir tepkide bulundu. Biz bunu çok takdir ediyoruz. Ankara’nın aksine Moskova tüm siyasi gücünü kullanmaya girişti.”

Güzel. “Peki, Türkiye bu laik tutumunu diğer konularda da gösteriyor mu acaba?” diye bir soru, ister istemez aklımıza takılıyor. En yakıcı konu Türkiyeli Ermenilerin patriklerini hâlâ seçemiyor oluşu. Konuyu burada bir kez daha, çok kısaca özetleyecek olursam, Patrik Mesrob Mutafyan yaklaşık 10 yıldır hastalığı nedeniyle görevini yapamaz halde. Bu çok uzun bir süre. Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclisi resmî sağlık raporları ışığında 2017’de Patrik Mutafyan’ı emekli etti ve makamını da ‘münhal’ ilan etti. Bunun mantıki sonucu olarak da, patrik seçimi süreci başladı. Ancak devlet, İstanbul Valiliği eliyle bu seçime müdahale etti ve süreci durdurdu. Bunu yaparken “Mutafyan yaşadığı sürece patrik seçimi yapamazsınız” dedi.

Şimdi burada laik bir devlet din işlerine müdahale etmiş olmuyor mu? Oluyor. Ermeni Kilisesi kendi gelenek ve usulleri gereğince yeni bir patrik seçmek istiyor. Üstelik bu aynı zamanda Ermeni toplumunun da talebi. Ancak devlet, işi gücü bırakıp Kilise geleneklerine dahil olmakla kalmıyor, Ermeni toplumunun seçim iradesini de engelliyor.

Türkiye Ermeni toplumunun bir kısım yöneticileri de bu tablodan rahatsız olmayınca, Eçmiadzin artık inisiyatif alıyor ve temsilcisi Başepiskopos Barsamyan, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan bir randevu talep ediyor. Bu işlere hep Dışişleri Bakanlığı’nın bakması ayrı bir mesele elbette, ancak bir patrik seçimi için işin bu kadar yokuşa sürülmesi de başlı başına bir sorun.

Devletin Ermeni toplumuna nasıl baktığını bilen herkes şunu herhalde anlamıştır ki, hükümet aslında patrik seçimi sürecine müdahale etmek istiyor. Daha doğrusu, öyle görünüyor ki, kendi istediği bir kişinin patrik olması için şartların oluşmasını istiyor. Ermeni toplumunun sivil ve ruhanileriyle bu süreci kendi dinamikleriyle yürütmesine izin vermiyor, hak gaspı yapıyor.

Dolayısıyla bu tabloya baktığımızda, Türkiye’nin laik bir devlet olduğu yönündeki argümanları dikkate almak çok zor. Daha gerçekçi bir analiz yapacak olursak, devlet, kendi iç ve dış politikaları çerçevesinde her türlü süreci kontrol etmek ve dizayn etmek istiyor. Bu, doğrusunu isterseniz, 100 yıllık devlet politikalarından, Cumhuriyet tarihi boyunca Ermeni toplumunun üzerinde Demokles’in kılıcını dolaştırma politikalarından farklı değil.

Bu manzara ışığında Heybeliada Ruhban Okulu meselesine geldiğimizde ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın okulun açılmasını Batı Trakya’daki müftülük meselesine bağladığını görmek, nasıl derler, anlamlı. Yani laik bir devlet, bir ruhani okulun açılması için başka bir dinî meseleyi şart koşmuş durumda. “O olmazsa bu da olmaz” diyor. Bunun sonucunda da, Rum Kilisesi ruhban yetiştireceği okuldan mahrum kalıyor.

Laik devlet mi demiştiniz?