Sinema / lensler konuşabilseydi

Fotoğrafçı Berge Arabian, Agos'un kültür sanat sayfalarında kaleme aldığı 'Lensler konuşabilseydi' başlıklı köşesinde, çektiği fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor.

Babam annemle nişanlıyken onu ilk kez dışarı çıkarmak istediğinde 23 tane sinema bileti almak zorunda kalmış – ikisi kendine ve anneme, geri kalanlar refakatçilere. Hangi filme gittiklerini hiçbir zaman öğrenemedim ama iki nişanlının, sıranın iki ayrı ucunda oturduklarını biliyorum. Aradaki koltuklara da yaşlı kadın akrabalar, halalar, teyzeler, aile dostları oturmuş. Annem ve babamın ilk ve tek randevusunun sinemada olmasının etkisi, bir şekilde bana uzanmış herhâlde. Film izlemek beş yaşımdan beri en büyük tutkumdur. Daha o yaşta, biri pazar günü olmak üzere, haftada iki-üç kez Kamışlı’daki üç sinemadan birine giderdim. Çocuklar için güvenli bir yerdi Kamışlı; küçücükken, film izlemek için yarım saat yürüyerek şehir merkezine giderdim, annem endişelenmezdi. Zaten amcam Hosep’in ve aile dostlarımızın dükkânları sinema salonlarının yanındaydı, ayrıca yol boyu, bizi tanıyan ailelerin evleri vardı.

En çok sevdiğim oyuncular Herkül rolüyle Steve Reeves, Maciste rolüyle Mark Forest, Antar İbn Şaddad rolüyle Ferid Şevki’ydi. Bu kahramanlardan biri ekranda göründüğünde tüm izleyiciler alkışlardı. Bu fotoğraf 2011 yılından, Kırkpınar’a ilk gidişimden. Güzel fizikleriyle ölümsüz Yunan tanrılarını canlandıran, çocukluğumun film kahramanlarının hatırası için çekmiş olmalıyım. Kamışlı’da, hikâyesi Yunan mitolojisinden alınmış bir sürü film gösterilirdi. Bunların hepsi, ‘spagetti western’ler gibi İtalyan yapımıydı sanırım. Bir film en fazla üç-dört gün gösterimde kalırdı. Üç salona ek olarak, sadece yaz geceleri gösterim yapan Şehrazad Sineması’yla birlikte, şehirde haftada kaç film gösterildiğini varın siz hesap edin. Bir de Bollywood filmleri vardı. Ne kadar güzel şarkılar olurdu o filmlerde… Sinema salonundan o ezgileri uydurduğumuz sözlerle söyleyip, oyuncuların danslarını ve jestlerini taklit ederek çıkardık. Hafızamıza diyecek yoktu. Sonra eve gidip herkese filmin hikâyesini baştan sona anlatır, bir yandan da hit şarkıları kendimizce taklit ederdik. Bir yaz günü, El Cordobes adlı meşhur bir matadorla ilgili bir film izlemiş, hikâyeyi eve gider gitmez anneme, akşam yemeğinden sonra da babama anlatmıştım. Yaz akşamlarını evin önünde, alçak iskemlelerde oturarak geçirir, gündüz güneşinden kalan sıcağı buharlaştırmak için yere su serperdik. Yakın mahallelerde oturanlar, en iyi kıyafetlerini giyip bizim sokağa gezmeye gelirlerdi. Kızlar ve erkekler ayrı gruplar hâlinde, sohbet ederek, dedikodu yaparak, bir yandan da kavrulmuş karpuz çekirdeği çitleyerek, kol kola yürürlerdi. Herkes birbirini tanırdı. Akrabalar ve tanıdıklar da yanımıza uğrar, selam verip gider ya da bizimle birlikte otururdu. O akşam gelen herkese El Cordobes’in hikâyesini anlatmıştım. Büyükler sinemaya gitmez, filmleri çocuklardan dinlerlerdi. Bazen birinin sponsorluğuyla, Halep’ten ya da Beyrut’tan, çok gişe yapan bir film getirilip tek gecelik gösterimler düzenlenirdi. ‘Batı Yakasının Hikâyesi’ni, Sean Connery’nin James Bond’u canlandırdığı ‘Dr. No’yu, Jean Paul Belmondo’nun oynadığı ‘Sevimli Haydut - Cartouche’u ve birçok diğer filmi o sayede izledim. O gecelerde, dedem ve ninem dâhil, bizim sülalenin tamamı orada olurdu.

Sinemayı o kadar çok seviyordum ki, bir film izlemek için yapmayacağım şey yoktu. Bir gün amcam Suren üç kızını yani kuzenlerimi sinemaya götürmem için bana biraz para verdi. Altı-yedi yaşında olmama rağmen bana güvenmişti. Yolda paranın bir kısmını kaybettim; kalan parayla sinemaya giremedik. Pazar günleri sinemaların önünde pastacısı, dondurmacısı, çekirdekçisi, fıstıkçısıyla, envaiçeşit sokak satıcısı olurdu. Bir de, ‘bul karayı al parayı’ oynatanlar... Doğru iskambil kâğıdını ya da altında fasulye olan bardağı bulursan, verdiğin paranın üç katını kazanırdın. Başka çarem yoktu, amcama parayı kaybettiğimi söyleyemezdim. Ben de başladım, bir lira orada, bir lira burada, bahis oynamaya. Epey bir zaman sonra, hayatımda çok çok nadir yaşadığım bir şey oldu, şansım açıldı ve filme girmemiz için gereken parayı kazandım. Amcam, verdiği parayı kaybettiğimi hiçbir zaman öğrenmedi.

İngilizceden çeviren: Altuğ Yılmaz



Yazar Hakkında