Balıkçılıkta denetim yetmiyor, mevzuat değişmeli

Geleneksel Balıkçılığı Yaşatma Derneği Başkanı Kenan Kedikli, balık avcılığını yeniden düzenleyen mevzuatın kabulünün ardından gelinen son durumu değerlendirdi; “Genel Müdürlüğün kısıtlı imkânlarına rağmen özveri ile hareket ediliyor. Yaklaşık 50 gündür süren denetleme dalgası benim için bunun en büyük işaretidir. Ancak mevcut yapı ile bundan fazlası yapılamaz acilen bazı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.”

Kedikli: “Balıkçılık reformu merkezi idare tarafından alınmış bazı yasal düzenlemelerden ibaret bir şey değil. Esas olarak reform ‘tüm paydaşların desteğini’ aldığında gerçekleşmeye başlayacak.”

Fatih Gökhan Diler
fgdiler@agos.com.tr

Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün av dönemi başında yayınladığı ve korumacı politikalarla balık avcılığını yeniden düzenlediği 3/1 sayılı tebliğin üzerinden yaklaşık olarak beş ay geçti. Gerek kararların alınması gerekse uygulanması sürecinde endüstriyel balıkçılar ile kıyı balıkçıları, sivil toplum ve bilim adamları arasında yoğun tartışmalar yaşandı.

Tebliğ, denizlerimizdeki balık stokunun mevcut durumu düşünüldüğünde yetersiz olarak görülse de, toparlanma sürecinin başlamasına yönelik bir irade beyanı olarak olumlu karşılanmıştı. Tebliğ sonrası dönem için ise en büyük tehlike olarak denetim sorunu gösteriliyordu.

Denetimler sıkılaştı

Her ne kadar medyanın büyük kısmı görmezden gelse de Genel Müdürlük son iki aydır giderek artan denetimler ve baskınlarla bu soru işaretlerini ortadan kaldırmaya çabalıyor. Ancak buna rağmen birçok balıkçı tezgâhında yasal boyutun çok altında balıklar var. Bu durum ise denetimlerin sıklaştırılmasına rağmen yetersiz kalabildiği yönündeki endişeleri beraberinde getiriyor.

Geleneksel Balıkçılığı Yaşatma Derneği aktivisti ve kıyı balıkçısı Kenan Kedikli’ye göre kısıtlı olanaklara rağmen Genel Müdürlük kararların hayata geçirilmesi konusunda üstüne düşeni yapıyor. Ancak, eğer ortada bir ihmal yoksa yasa dışı bir şekilde avlanmış balıkların tezgâhlarda satılmaya devam ediyor olması ayrı bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Mevzuat yetersiz

Kenan Kedikli “lojistik eksiklikler, personel azlığı, yasal mevzuatlardaki boşluklar ve avcısından toptancısına, toptancısından perakendecisine kadar herkesin kötü niyetli olduğu bu ortamda” daha fazlasının mümkün olmadığını düşünüyor.


Genel Müdürlüğün yaptığı denetimlerde avlanan balıkların ve kullanılan ağ aralıklarının yasalara
uygun olmadığı ortaya çıkıyor.

Mevsim itibari ile bugün tezgâhlarda gördüğümüz balıklar ağırlıklı olarak Karadeniz’de Gırgır ve Trol tekneleri tarafından avlanan balıklar. 2 bin km uzunluğunda olan bu bölgede yaklaşık olarak bin tane endüstriyel avcı teknesi çalışıyor. Kedikli’ye göre denetimin etkili olabilmesi için yasal mevzuatın reform sürecine göre düzenlenmesi gerekiyor ve böylece yasadışı avlanan balıkçılar, yakalanmaları halinde ağır bir bedel ödeyeceğini bilmeli çünkü “bu kadar uzun bir sahada bu kadar çok sayıda tekneyi denetlemek dünyanın en zor ve en pahalı işlerinden biri.”

Karada denetim

Denetimin karadaki ayağı ise denize nazaran daha kolay ve düşük maliyetli… Bugün önemli miktarlarda yasa dışı avlanan balık hal dışında aktif pazarlama yöntemi ile perakende satış noktalarına ulaştırılıyor. Bu balıkların irsaliye ve faturaları bulunmuyor. 1380 sayılı kanuna göre bu durumu denetlemesi gereken zabıta birimleri ise mevcut nizamnamedeki boşluk yüzünden balık satışını sadece hijyen ve gıda güvenliği açısından denetleyebiliyor.

Kedikli belediye ve zabıta teşkilatlarının hızla denetim sürecine dâhil olması gerektiği görüşünde. Zabıtalara hızlandırılmış bir eğitimle balık boyları konusunda bilgi verilmeli. Perakende satışların denetlenmesi için atılması gereken ikinci adım ise bu denetimlere maliye kontrolörlerinin dâhil edilmesi. Kedikli’ye göre yasadışı balık satışından elde edilen kâr ile cezalar arasında denge sağlanırsa, sorun kendiliğinden çözülmeye başlar çünkü böylece “balıkçı satamayacağı balığı yüksek ceza riskini düşünerek avlamaktan vazgeçer.”

Görünen o ki, avcılıkta yasal caydırıcılık ve satış noktalarında zabıta denetimi olmadan daha fazla ilerleme sağlanması mümkün değil. Bu nedenle “hiç vakit kaybetmeden gerekli yasal değişiklik önerileri Hükümetin gündemine taşınmalı ve hayata geçirilmeli.”

  • Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün av dönemi başında yayınladığı 3/1 sayılı tebliğin üzerinden yaklaşık olarak beş ay geçti. Bu tebliğ ile alınan önlemlerin şu ana kadar görülen etkileri nelerdir?

Bu yıl hepimizin bildiği gibi Genel Müdürlük korumacı balıkçılık politikaları ve geleneksel balıkçılığın korunması doğrultusunda önemli adımlar attı. Yaklaşık 6 ay önce başlayan bu dönüşüm her şeyden önce ağırlıkla geleneksel kıyı balıkçısı ve sivil toplumda ki moralsizliği dağıtarak yeni bir sinerjinin oluşmasına neden oldu. Bu sinerji ise geleneksel kıyı balıkçısı, sivil toplum, akademik camia arasındaki işbirliği ve iletişimin gelişmesinin itici gücü oldu.

Bu sorunun bizim açımızdan iki farklı cevabı olduğunu söyleyebilirim.

Her şeyden önce Türkiye’de balıkçılığın “Canlı sucul kaynakların hakça paylaşımı mücadelesi” ve “geleneksel balıkçılığının korunması” talepleri açısından umutlarımızı sağlamlaştırdı. Danışma kurulundan sonra küçük balıkçıda oluşan acaba duygusu yeni tebliğin yayınlanması ve av sezonunun açılması ile birlikte ortaya konan kararlılık ile mücadele azminin daha da yükselmesine neden oldu.

Sorunu “canlı sucul kaynakların sürdürülebilir avcılığı” açısından cevaplayacak olursam; bu kararlar eksikliklerine rağmen acil ihtiyaçlar açısından doğru karardır diyoruz.

Esas olarak bu politikaların balık stokları açısından olumlu etkilerini önümüzdeki yıldan itibaren göreceğiz. Bu sene hepimizin bildiği gibi palamut ve lüferde ciddi bir artış var. Bu iki türdeki artış farklı sebeplere dayanmaktadır. 

Palamut balığındaki artışı iklimsel koşullar sebebi ile Karadeniz’de verimli bir plankton yoğunluğuna bağlıyoruz. Tek sebebi bu değil elbette. Geçen yıl mevsimsel koşullar nedeni ile Karadeniz’de av gün sayısında yaklaşık 30-40 günlük bir düşüş oldu. Av sezonunun geçen kış fırtınalar nedeni ile kısa sürmesi doğal olarak hamsi stokundaki azalmayı yavaşlattı. Palamut balığı sadece yavru dönemi için değil gençlik dönemi için de yeterli besin kaynaklarına sahip oldu. Geçen yıl az avlanan hamsi stokundan bu yıla kalanlar genç Palamutlar için yeterli bir besin kaynağı oldu. Bu nedenle Palamut balığında ki bu artışın yeni düzenlemelerle ilgisi olmadığını söyleyebilir.

Yapılan denetimlerde yasal boyun çok altında balıkların avlandığı görülüyor.

Lüfer av miktarlarında ki artış ise tamamen yeni politikaların eseridir. Genel Müdürlük bildiğin gibi geçtiğimiz yıl lüfer balığının avlanma boyunu 14 santimden 20 santime çıkartmıştı. 24 santim seviyelerin de üreme olgunluğuna erişen bu tür için alınan bu karar yetersiz olsa da stokun korunması doğrultusunda atılmış en önemli adımdı ve etkisini de hemen göstermeye başladı. Geçtiğimiz yıl yapılan yasa dışı avcılığa rağmen yavru lüferde hafiflemeye başlayan av baskısı etkisini kısa dönemde gösterdi ve lüfer av miktarlarında önemli ölçüde bir artış meydana geldi. Kıyılardaki endüstriyel avcılık ve yavru balık satışları bu ciddiyette devam ettiği sürece lüfer popülasyonundaki iyileşme artarak devam edecektir. Önümüzdeki yıl bu alınan kararların pozitif etkileri daha net görülecek ve alınması gereken diğer kararlar konusunda hepimizi daha da cesaretlendirecektir.

Genel olarak Karadeniz’den inişte kıyıdan göç eden bu balığın korunması için ikinci önemli adım ise kıyıların (24 m yasağı) seçici olmayan Gırgır av aracına kapatılması oldu. Hem boy yasağındaki iyileştirme hem de Gırgır avcılığının kıyıdan uzaklaştırılması (24 m yeterli değildir) Lüfer balığının korunması konusunda atılmış en önemli adımdır.

  • Peki, kararlar alındı ancak uygulama konusunda yeterli önlemler alındı mı? Kararların tam anlamıyla hayata geçtiğini görebiliyor musun?

Öncelikle şunu söyleyeyim; balıkçılık reformu merkezi idare tarafından alınmış bazı yasal düzenlemelerden ibaret bir şey değil. Esas olarak reform “tüm paydaşların desteğini” aldığında gerçekleşmeye başlayacak. Elbette en önemli adım yasal düzenlemeler ama bu yasal düzenlemeler adil bir şekilde hayata geçirildiğinde işe yaramaya başlar ve paydaşlarını reform konusunda etrafında toplar. Bizim Geleneksel Balıkçılığı Yaşatma Derneği (GELBALDER) olarak bu konudaki bakışımız açık. Genel Müdürlük Türk balıkçılık reformu hareketindeki en büyük paydaşımızdır ve sorunları kavradığının ve bu sorunların giderilmesi konusunda gerekenleri yapacağının işaretlerini vermektedir. Biz GELBALDER olarak “küçük ölçekli geleneksel kıyı balıkçılarının” reform sürecine daha aktif katılımının sağlanmasını, kooperatiflerin reform sürecine katkı sağlayacak şekilde yetkilerinin arttırılmasını savunuyoruz.

Bu kararların hayata geçirilmesi konusunda Genel Müdürlük tarihimizde görülmeyen bir kararlılık gösteriyor. Kısıtlı imkânlara rağmen özveri ile hareket ediliyor. Yaklaşık 50 gündür süren denetleme dalgası benim için bu kararlılığın en büyük işaretidir. Biz dernek olarak gerek Genel Müdürlüğe gerekse en zor koşullar altında görev yapan Genel Müdürlük il ve taşra teşkilatlarına, ağır koşullar altında görevlerini yapmaya çalışan personele Agos aracılığıyla teşekkür ederiz.

Şunu açıkça belirtmek gerekiyor; lojistik eksiklikler, personel azlığı, yasal mevzuatlardaki boşluklar ve avcısından toptancısına, toptancısından perakendecisine kadar her kesin kötü niyetli olduğu bu ortamda daha fazlası mümkün değil.

  • Denetleme konusunda daha fazlası mümkün değil diyorsunuz ama diğer yandan da tezgâhlarda yasal boyun altında balıkları rahatlıkla görebiliyoruz. Yasa dışı balık satışı yoğun bir şekilde devam ediyor. Bunun sebebi nedir, eğer ihmal yoksa nasıl oluyor da bu balıklar avlanmaya ve satılmaya devam ediliyor?

Burada benim görüşüm Genel Müdürlüğün görevini yaptığı ama mevcut koşullar nedeni ile istenilen sonuçların henüz alınamadığı yönünde. Mevcut yapı ile bundan fazlası yapılamaz acilen bazı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Şöyle anlatayım;

Mevsim itibari ile tezgâhlara gelen bu balıklar ağırlıkla Karadeniz’de Gırgır ve Trol tekneleri tarafından avlanan balıklar. Yaklaşık 2000 km uzunluğunda bir alandan ve 1000 civarı endüstriyel avcı teknesinden bahsediyoruz. Bu kadar uzun bir sahada bu kadar çok sayıda tekneyi denetlemek dünyanın en zor ve en pahalı işlerinden biri… Denizde kontrol konusunda en önemli husus caydırıcılıktır. Yasa dışı avcılık yapan balıkçı yakalandığında ağır bir bedel ödeyeceğini ve af edilmeyeceğini bilmeli. Denizde denetim daha çok yasal mevzuatı reform sürecinin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyerek, sürecin ihtiyacına cevap verir hale getirerek mümkün oluyor.

Karada denetim ise denize göre daha kolay ve maliyeti düşük bir operasyondur. Devlet basit yasal düzenlemeler ile kısa zamanda bu işi çözebilir. Bu konuda başlanması gereken yer “Belediye Zabıta Nizamnamesi” içeriğinde yapılacak değişiklikler ve su ürünleri hallerinin etkili kontrolüdür. Mevcut nizamnameye göre belediye zabıtası balık satışını teftiş ederken sadece hijyen ve gıda güvenliği açısından denetim yapıyor.  1380 sayılı kanun bu konuda zabıta teşkilatını görevlendirmesine rağmen nizamnamede bu konuda boşluk var. Perakende balık satışının denetimi için acilen zabıta teşkilatı devreye alınmalı ve hızlandırılmış eğitim ile balık boyları konusunda bilgilendirilmeliler. Belediyeler ve zabıta teşkilatları hızla denetim sürecine aktif katkı sağlamaya başlamalıdır.

Perakende satışların denetlenmesinde yapılması gereken ikinci önemli olay ise bu denetimlere maliye kontrolörlerinin dâhil edilmesi ve kayıt dışı balık satışının da engellenmeye başlanmasıdır. Önemli miktarlarda yasa dışı olarak avlanmış balık hal dışında aktif pazarlama yöntemi ile perakende satış noktalarına ulaştırılmaktadır. Bu balıkların sevk belgeleri, irsaliye ve faturaları bulunmamaktadır.

Yasa dışı balık satışından elde edilen ticari karlar ile denetim ve olası cezalar arasında denge sağlandığında sorun kendiliğinden çözülmeye başlar. Balıkçı satamayacağı balığı yüksek ceza risklerini düşünerek avlamaktan vaz geçecektir.

Bu denli yoğun yasa dışı avcılığın olduğu bir ülkede avcılıkta yasal caydırıcılık ve tüketici satış noktalarında zabıta denetimi gerçekleştirilmeden bundan fazla ilerleme sağlanamaz.  Bu nedenle hiç vakit kaybetmeden, gerekli yasal değişiklik önerileri Bakanlık aracılığı ile acilen hükümetin gündemine taşınmalı ve hayata geçirilmelidir.

Genel Müdürlük ve teşkilatları elinden geleni yapıyor olmasına rağmen beklenilen sonuçlar alınamıyor derken kast ettiğim budur.

  • Şu ana kadar reform sürecinin genel sorunlarını konuştuk; peki, bu alınan kararların küçük ölçekli geleneksel kıyı balıkçılığı üzerindeki etkileri nasıl oldu?

Küçük kıyı balıkçısı “avcılık ve gelirler” açısından geçmişe göre daha iyi bir sezon geçiriyor. Derinlik yasağı sayesinde bir yandan en hassas kıyı alanları ve onun dip yapısı korunurken diğer yandan geleneksel kıyı alanlarında tarih boyunca süren haksız rekabet bir nebze de olsa giderilmiş oldu. Kıyılarda endüstriyel avcılığın yarattığı tahribatın gerçek anlamda giderilmesi kısa vadeli bir olay değil. Geleneksel kıyının ve onun hassas dip yapısının eski haline dönebilmesi için epeyce uzun bir zamana ihtiyaç var. Ayrıca Gırgır tekneleri için belirlenen avlanma derinliğindeki mevcut düzenleme önemli bir başlangıç noktası olmasına rağmen yeterli değil. Avlanma derinliği balıkçılık biliminin kabul ettiği standartlara göre en kısa zamanda yükseltilmeli ve Gırgır avcılığı kıyı ötesine çekilmeli. Bu sağlandığında geleneksel kıyı balıkçılarının esas av hedefleri olan değerli dip balıklarının popülasyonu ve av sahaları tedricen iyileşme gösterecektir. Sadece bu iyileşmeyi sağlayabilirsek değerli dip balıklarımızın sürdürülebilir avcılığını mümkün kılabilir ve geleneksel kıyı balıkçılığını korumuş oluruz.

  • Geleneksel balıkçılar bu sürece nasıl bakıyor?

Geleneksel kıyı balıkçılarının bakışını esasen iki kelime ile özetleyebiliriz, heyecanlı ve umutlular.  Heyecanlılar çünkü ilk defa göz önüne çıkarak sorunlarını kamuoyunun gündemine taşımayı başardılar. Televizyonlarda, gazetelerde balıkçılık ve balıkçılık ile ilgili haberlerin, yorumların sayısı arttı, giderek de daha fazla gündemde yer almaya başladı.

Avcılık faaliyetlerini, sürdürülebilir avcılık taleplerini, geleneksel kıyı balıkçılığının tarihsel köklerini, sorunlarını ve beklentilerini ilk defa bu kadar yüksek sesle ifade ediyorlar. Cin şişeden çıktı “sürdürülebilir balıkçılık ve canlı sucul kaynakların hakça paylaşımı” için ben de varım dedi.

Umutlarını besleyen ise merkezi balıkçılık bürokrasimizin geleneksel balıkçılık ve sorunları konusundaki farkındalığını sahici bir biçimde göstermesi oldu. Gerek Bakanlık gerek Genel Müdürlük kaynaklı söylemler bu umudu besleyen asli sebeplerdir. Bu umudu besleyen bir diğer şey ise medyanın geleneksel kıyı balıkçılarına ve sorunlarına daha fazla ilgi göstermesidir. Bu ilgi dikkatleri sadece denizlere ve balık stoklarına değil, insanlık tarihi boyunca geçimlik balıkçılık yapan geleneksel kıyı balıkçılarına da çekmektedir. Tabii ki balıkçılık sektörümüzün en kalabalık ve en yoksul kesimi için yolun henüz başındayız, daha yapılması gereken çok iş ve yürünmesi gereken uzun bir yol var.

  • Peki, GELBALDER olarak sizin geleneksel balıkçılardan bir beklentiniz var mı?

Biz her şeyden önce geleneksel kıyı balıkçılarının reform sürecine daha fazla katılmalarını bekliyoruz. Daha çok tartışmalarını, seslerini daha çok duyurmalarını istiyoruz. Yılardır susan, susturulan çoğunluğumuzun artık konuşmasını ve bulunduğu her yerde örgütlenmesini istiyoruz. Geleneksel kıyı balıkçıları olarak “sürdürülebilir balıkçılığın” en kararlı savunucuları olduğumuzu göstermelerini istiyoruz. Alınan kararlara ve bu kararları alan balıkçılık bürokrasimize sahip çıkmalarını istiyoruz.

Kategoriler

Güncel Türkiye